حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ صَبَّاحٍ، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرُ بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي قَالَ، سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، أَسَرَّ إِلَىَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم سِرًّا فَمَا أَخْبَرْتُ بِهِ أَحَدًا بَعْدَهُ، وَلَقَدْ سَأَلَتْنِي أُمُّ سُلَيْمٍ فَمَا أَخْبَرْتُهَا بِهِ.
Mu'temir İbn Süleyman'dan, dedi ki: "Babamı şöyle derken dinledim: Enes İbn Malik'i dinledim. Şöyle diyordu: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana gizlice bir sır verdi. Ben de ondan sonra onu kimseye bildirmedim. Andolsun, annem Ümmü Süleym dahi bana sordu. Ama ben ona bile o sırrı bildirmedim." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Sır saklamak", yani açıklamamak. İbn Battal dedi ki: İlim ehlinin kabul ettiğine göre, eğer sahibi bundan dolayı zarar görecek ise sırrı açıklamamak gerekir. Çoğu da, sırrı veren kişi öldüğü takdirde, hayatta iken gizlenip saklanması gerektiği gibi, açıklanması hâlinde o sırrı verenin küçültülmesinin söz konusu olması dışında, sırrının saklanması gerekmediğini söylemiştir. Derim ki: Göründüğü kadarıyla ölümden sonra sırrın açıklanması birkaç kısma ayrılır. Bir kısmı mubahtır. Hatta bazen o sırrı veren, sırrının açıklanmasından hoşlanmasa dahi anlatılması müstehap olabilir. Sırrın, sırrı veren kimsenin bir kerametini, menkıbesini ya da buna benzer şekilde tezkiye edilmesini ihtiva etmesi gibi. Mutlak olarak mekruh kısmı da vardır; haram da olabilir. İbn Battal'ın işaret ettiği de budur. Açıklanması vacip olabilir. O sırda, yerine getirmemekte mazur görülebileceği bir hakkın bulunması hâli gibi. Bu sırrın zikredilmesi ile, ondan sonra gelenler arasında onun adına bu işi yerine getirmeleri umulan kimseler ümit ediliyor ise bu sır açıklanır.