وَقَالَ أَبُو الْيَمَانِ أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَنِي حُمَيْدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، سَمِعَ مُعَاوِيَةَ، يُحَدِّثُ رَهْطًا مِنْ قُرَيْشٍ بِالْمَدِينَةِ، وَذَكَرَ كَعْبَ الأَحْبَارِ فَقَالَ إِنْ كَانَ مِنْ أَصْدَقِ هَؤُلاَءِ الْمُحَدِّثِينَ الَّذِينَ يُحَدِّثُونَ عَنْ أَهْلِ الْكِتَابِ، وَإِنْ كُنَّا مَعَ ذَلِكَ لَنَبْلُو عَلَيْهِ الْكَذِبَ.
Ebu'l-Yeman şöyle dedi: Bize Şuayb, Zühri'den haber verdi. Zühri şöyle demiştir: Bana Humeyd b. Abdurrahman haber verdi. O, Muaviye'nin Medine'de Kureyş'ten bir topluluğa konuştuğunu işitmişti. Muaviye, Ka'b el-Ahbar'ı anarak şöyle dedi: "O, Ehl-i kitaptan nakilde bulunan bu muhaddislerin en doğru söyleyenlerinden biri olmakla beraber, biz yine de onda yalan yanlış şeylere rastlardık."