Sahih-i Müslim

93 numaralı hadis

حَدَّثَنِي أَبُو خَيْثَمَةَ، زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ كَهْمَسٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بُرَيْدَةَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ يَعْمَرَ، ح وَحَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ الْعَنْبَرِيُّ، - وَهَذَا حَدِيثُهُ - حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا كَهْمَسٌ، عَنِ ابْنِ بُرَيْدَةَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ يَعْمَرَ، قَالَ كَانَ أَوَّلَ مَنْ قَالَ فِي الْقَدَرِ بِالْبَصْرَةِ مَعْبَدٌ الْجُهَنِيُّ فَانْطَلَقْتُ أَنَا وَحُمَيْدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْحِمْيَرِيُّ حَاجَّيْنِ أَوْ مُعْتَمِرَيْنِ فَقُلْنَا لَوْ لَقِينَا أَحَدًا مِنْ أَصْحَابِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَأَلْنَاهُ عَمَّا يَقُولُ هَؤُلاَءِ فِي الْقَدَرِ فَوُفِّقَ لَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ دَاخِلاً الْمَسْجِدَ فَاكْتَنَفْتُهُ أَنَا وَصَاحِبِي أَحَدُنَا عَنْ يَمِينِهِ وَالآخَرُ عَنْ شِمَالِهِ فَظَنَنْتُ أَنَّ صَاحِبِي سَيَكِلُ الْكَلاَمَ إِلَىَّ فَقُلْتُ أَبَا عَبْدِ الرَّحْمَنِ إِنَّهُ قَدْ ظَهَرَ قِبَلَنَا نَاسٌ يَقْرَءُونَ الْقُرْآنَ وَيَتَقَفَّرُونَ الْعِلْمَ - وَذَكَرَ مِنْ شَأْنِهِمْ - وَأَنَّهُمْ يَزْعُمُونَ أَنْ لاَ قَدَرَ وَأَنَّ الأَمْرَ أُنُفٌ ‏.‏ قَالَ فَإِذَا لَقِيتَ أُولَئِكَ فَأَخْبِرْهُمْ أَنِّي بَرِيءٌ مِنْهُمْ وَأَنَّهُمْ بُرَآءُ مِنِّي وَالَّذِي يَحْلِفُ بِهِ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ لَوْ أَنَّ لأَحَدِهِمْ مِثْلَ أُحُدٍ ذَهَبًا فَأَنْفَقَهُ مَا قَبِلَ اللَّهُ مِنْهُ حَتَّى يُؤْمِنَ بِالْقَدَرِ ثُمَّ قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ قَالَ بَيْنَمَا نَحْنُ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ذَاتَ يَوْمٍ إِذْ طَلَعَ عَلَيْنَا رَجُلٌ شَدِيدُ بَيَاضِ الثِّيَابِ شَدِيدُ سَوَادِ الشَّعَرِ لاَ يُرَى عَلَيْهِ أَثَرُ السَّفَرِ وَلاَ يَعْرِفُهُ مِنَّا أَحَدٌ حَتَّى جَلَسَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَسْنَدَ رُكْبَتَيْهِ إِلَى رُكْبَتَيْهِ وَوَضَعَ كَفَّيْهِ عَلَى فَخِذَيْهِ وَقَالَ يَا مُحَمَّدُ أَخْبِرْنِي عَنِ الإِسْلاَمِ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ الإِسْلاَمُ أَنْ تَشْهَدَ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ وَتُقِيمَ الصَّلاَةَ وَتُؤْتِيَ الزَّكَاةَ وَتَصُومَ رَمَضَانَ وَتَحُجَّ الْبَيْتَ إِنِ اسْتَطَعْتَ إِلَيْهِ سَبِيلاً ‏.‏ قَالَ صَدَقْتَ ‏.‏ قَالَ فَعَجِبْنَا لَهُ يَسْأَلُهُ وَيُصَدِّقُهُ ‏.‏ قَالَ فَأَخْبِرْنِي عَنِ الإِيمَانِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَنْ تُؤْمِنَ بِاللَّهِ وَمَلاَئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَتُؤْمِنَ بِالْقَدَرِ خَيْرِهِ وَشَرِّهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ صَدَقْتَ ‏.‏ قَالَ فَأَخْبِرْنِي عَنِ الإِحْسَانِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَنْ تَعْبُدَ اللَّهَ كَأَنَّكَ تَرَاهُ فَإِنْ لَمْ تَكُنْ تَرَاهُ فَإِنَّهُ يَرَاكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَأَخْبِرْنِي عَنِ السَّاعَةِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ مَا الْمَسْئُولُ عَنْهَا بِأَعْلَمَ مِنَ السَّائِلِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَأَخْبِرْنِي عَنْ أَمَارَتِهَا ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَنْ تَلِدَ الأَمَةُ رَبَّتَهَا وَأَنْ تَرَى الْحُفَاةَ الْعُرَاةَ الْعَالَةَ رِعَاءَ الشَّاءِ يَتَطَاوَلُونَ فِي الْبُنْيَانِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ ثُمَّ انْطَلَقَ فَلَبِثْتُ مَلِيًّا ثُمَّ قَالَ لِي ‏"‏ يَا عُمَرُ أَتَدْرِي مَنِ السَّائِلُ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَإِنَّهُ جِبْرِيلُ أَتَاكُمْ يُعَلِّمُكُمْ دِينَكُمْ ‏"‏ ‏.‏

Bana Ebû Hayseme Züheyr b. Harb tahdis etti. Bize Vekî', Kehmes'ten tahdis etti. O Abdullah b. Büreyde'den, o Yahya b. Ya'mer'den rivayet etti. Bize Ubeydullah b. Muâz el-Anberî de tahdis etti ki bu onun naklettiği hadistir. Bize babam tahdis etti. Bize Kehmes, İbn Büreyde'den tahdis etti. O, Yahya b. Ya'mer'den şöyle dediğini nakletti: Kader hakkında ilk konuşan kişi Basra'da Ma'bed el-Cühenî oldu. Ben ve Humeyd b. Abdurrahman el-Himyerî hac ya da umre yapmak üzere gitmiştik. Kendi kendimize: Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) ashabından birisiyle karşılaşsak da bunların kader hakkında söylediklerine dair ona kanaatini sorsak, dedik. Abdullah b. Ömer b. el-Hattâb'a mescide girerken rastladık. Ben ve arkadaşım, birimiz sağında, diğerimiz solunda olmak üzere etrafında durduk. Arkadaşımın sözü bana bırakacağını düşünerek: Ey Ebû Abdurrahman! dedim. Bizim oralarda birtakım insanlar çıktı. Bunlar Kur'an'ı okuyorlar, ilmi araştırıyorlar. Böyle diyerek onların durumlarını zikretti. Bununla birlikte onlar kader diye bir şey olmadığını, olayların Allah'ın ezelî ilmi söz konusu olmaksızın kendiliğinden meydana geldiğini iddia ediyorlar. İbn Ömer dedi ki: Bunlarla karşılaşacak olursan benim onlardan uzak olduğumu, onların da benden uzak olduklarını onlara haber ver. Abdullah b. Ömer'in adına yemin ettiği zat hakkı için, eğer onlardan birinin Uhud Dağı kadar altını bulunsa ve onu Allah yolunda infak etse, kadere iman etmedikçe Allah ondan infakını kabul etmez. Sonra şunları ekledi: Babam Ömer b. el-Hattâb bana tahdis edip dedi ki: Bir gün Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) huzurunda idik. Birden yanımıza elbiseleri oldukça beyaz, saçı oldukça siyah, üzerinde yolculuk izleri görülmeyen ve aramızdan kimsenin de tanımadığı bir adam çıkageldi. Nebî'nin (sallallahu aleyhi ve sellem) yanına oturuverdi, dizlerini onun dizlerine dayadı, ellerini uylukları üzerine koydu ve: Ey Muhammed! Bana İslâm'dan haber ver, dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): «İslâm, Allah'tan başka hiçbir ilâh olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Resûlü olduğuna şehadet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan ayı orucunu tutman ve oraya gitmek için yol bulabildiğin takdirde Beyt'i haccetmendir.» buyurdu. Adam: Doğru söyledin, dedi. Ömer: Biz onun bu yaptığına hayret ettik. Hem ona soru soruyor hem de ona doğru söylediğini bildiriyordu, dedi. Sonra adam: Bana imandan haber ver, dedi. Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem): «Allah'a, meleklerine, kitaplarına, resullerine, ahiret gününe iman etmen, bir de hayrıyla ve şerriyle kadere iman etmendir.» buyurdu. Adam: Doğru söyledin, dedi. Sonra: Bana ihsandan haber ver, dedi. Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem): «Allah'a, onu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Sen onu görmüyorsan da şüphesiz o seni görür.» buyurdu. Adam: Bana kıyametten haber ver, dedi. Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem): «Bu hususta kendisine soru sorulan, sorandan daha bilgili değildir.» buyurdu. Adam: O hâlde bana onun alâmetlerini haber ver, dedi. Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem): «Cariyenin kendi hanımefendisini doğurması; yalınayak, çıplak ve yoksul koyun çobanlarının yüksek bina yapmakta birbirleriyle yarıştıklarını görmendir.» buyurdu. Ömer dedi ki: Sonra adam gitti. Uzunca bir süre bekledim. Sonra Allah Resûlü bana: «Ey Ömer! O soru soranın kim olduğunu biliyor musun?» buyurdu. Ben: Allah ve Resûlü en iyi bilendir, dedim. O: «O gelen Cibril'di. Size dininizi öğretmek üzere gelmişti.» buyurdu.

Sahih Muslim 93