حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ صُهَيْبٍ، وَثَابِتٍ الْبُنَانِيِّ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صَلَّى الصُّبْحَ بِغَلَسٍ ثُمَّ رَكِبَ فَقَالَ " اللَّهُ أَكْبَرُ خَرِبَتْ خَيْبَرُ، إِنَّا إِذَا نَزَلْنَا بِسَاحَةِ قَوْمٍ فَسَاءَ صَبَاحُ الْمُنْذَرِينَ ". فَخَرَجُوا يَسْعَوْنَ فِي السِّكَكِ وَيَقُولُونَ مُحَمَّدٌ وَالْخَمِيسُ ـ قَالَ وَالْخَمِيسُ الْجَيْشُ ـ فَظَهَرَ عَلَيْهِمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَتَلَ الْمُقَاتِلَةَ وَسَبَى الذَّرَارِيَّ، فَصَارَتْ صَفِيَّةُ لِدِحْيَةَ الْكَلْبِيِّ، وَصَارَتْ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ تَزَوَّجَهَا وَجَعَلَ صَدَاقَهَا عِتْقَهَا. فَقَالَ عَبْدُ الْعَزِيزِ لِثَابِتٍ يَا أَبَا مُحَمَّدٍ، أَنْتَ سَأَلْتَ أَنَسًا مَا أَمْهَرَهَا قَالَ أَمْهَرَهَا نَفْسَهَا. فَتَبَسَّمَ.
Enes bin Mâlik'ten nakledilmiştir: ‘Allah Resulü sabah namazını henüz karanlıkken kıldı, sonra bineğine binerek, ‘Allah en büyüktür! Hayber harap oldu. Biz bir kavmin sahasına indiğimizde uyarılanların sabahı ne kötü olur!’ buyurdu. Hayber ahalisi sokaklara çıkıp, ‘Muhammed ve ordusu!’ diye bağırdı. Allah Resulü onlara galip geldi; savaşçıları öldürdü, kadınları ve çocukları esir aldı. Safiyye önce Dihye el-Kelbî'nin, sonra Allah Resulü'nün payına düştü. Allah Resulü onunla evlendi ve azat edilmesini mehri yaptı.’ Abdülaziz, Sâbit'e, ‘Ey Ebû Muhammed! Enes'e onun mehrini sen mi sordun?’ dedi. Sâbit, ‘Onun kendisini mehir yaptı’ deyince Abdülaziz tebessüm etti.