قَالَ اِنَّمَٓا اُو۫ت۪يتُهُ عَلٰى عِلْمٍ عِنْد۪يۜ اَوَلَمْ يَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ قَدْ اَهْلَكَ مِنْ قَبْلِه۪ مِنَ الْقُرُونِ مَنْ هُوَ اَشَدُّ مِنْهُ قُوَّةً وَاَكْثَرُ جَمْعًاۜ وَلَا يُسْـَٔلُ عَنْ ذُنُوبِهِمُ الْمُجْرِمُونَ
Kārûn, “Bu serveti sahip olduğum bilgi sayesinde elde ettim” diye karşılık verdi. Bilmiyor muydu ki Allah ondan önceki kuşaklardan, ondan daha güçlü ve daha çok servet biriktirmiş kimseleri helâk etmişti. Ama suçluluğu kesinleşmiş olanlara artık günahları sorulmaz!
Kârûn, “Bunlar bana bendeki bilgi ve beceriden dolayı verilmiştir” dedi. O, Allah’ın kendinden önceki nesillerden, ondan daha kuvvetli ve daha çok mal biriktirmiş kimseleri helâk etmiş olduğunu bilmiyor muydu? Suçlulukları kesinleşmiş olanlara günahları konusunda soru sorulmaz (Çünkü Allah hepsini bilir).
وَاَصْبَحَ الَّذ۪ينَ تَمَنَّوْا مَكَانَهُ بِالْاَمْسِ يَقُولُونَ وَيْكَاَنَّ اللّٰهَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ وَيَقْدِرُۚ لَوْلَٓا اَنْ مَنَّ اللّٰهُ عَلَيْنَا لَخَسَفَ بِنَاۜ وَيْكَاَنَّهُ لَا يُفْلِحُ الْكَافِرُونَ۟
Daha dün Karun’un yerinde olmayı isteyenler bu defa, “Yazıklar olsun bize! Demek ki Allah rızkı kullarından dilediğine bol bol, dilediğine de ölçülü veriyormuş. Allah bize lutufta bulunmuş olmasaydı, bizi de mutlaka yerin dibine geçirmişti. Vah ki vah! Demek inkârcılar iflâh olmazmış!” der oldular.
Daha dün onun yerinde olmayı arzu edenler, “Vay! Demek ki Allah, kullarından dilediği kimselere rızkı bol verir ve (dilediğine) kısarmış. Allah, bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Demek ki kâfirler iflah olmayacak” demeye başladılar.
عَبَسَ وَتَوَلّٰىۙ
Yüzünü ekşitip başını çevirdi.
1,2. Kendisine o âmâ geldi diye Peygamber yüzünü ekşitti ve öteye döndü.[571]*
وَمَا يُدْر۪يكَ لَعَلَّهُ يَزَّكّٰىۙ
Ama (ey Peygamber!) Sen nereden bileceksin, belki o kendini arındıracaktı.
(Ey Muhammed!) Ne bilirsin, belki de o arınacak,
اَوْ يَذَّكَّرُ فَتَنْفَعَهُ الذِّكْرٰىۜ
Yahut o bir öğüt alacak, bu öğüt kendisine fayda verecekti.
Yahut öğüt alacak da bu öğüt kendisine fayda verecek.
اَمَّا مَنِ اسْتَغْنٰىۙ
Sen ise kendini her bakımdan ihtiyaçsız görenle ilgileniyorsun.
Kendini muhtaç hissetmeyene gelince;
فَاَنْتَ لَهُ تَصَدّٰىۜ
Sen ise kendini her şeye yeterli görenle ilgileniyorsun.
Sen, ona yöneliyorsun.
وَمَا عَلَيْكَ اَلَّا يَزَّكّٰىۜ
Onun arınmamasından sen sorumlu tutulmayacaksın ki!
(İstemiyorsa) onun arınmamasından sana ne!
وَاَمَّا مَنْ جَٓاءَكَ يَسْعٰىۙ
Gönlünde Allah korkusu taşıyarak koşup sana geleni umursamıyorsun!
8,9,10. Allah’a karşı derin bir saygıyla korku içinde koşarak sana geleni ise bırakıp, ona aldırmıyorsun.