حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ، وَمُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ فَارِسٍ الْمَعْنَى، قَالاَ حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ عُمَرَ الزَّهْرَانِيُّ، حَدَّثَنِي مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ مَالِكِ بْنِ أَوْسِ بْنِ الْحَدَثَانِ، قَالَ أَرْسَلَ إِلَىَّ عُمَرُ حِينَ تَعَالَى النَّهَارُ فَجِئْتُهُ فَوَجَدْتُهُ جَالِسًا عَلَى سَرِيرٍ مُفْضِيًا إِلَى رِمَالِهِ فَقَالَ حِينَ دَخَلْتُ عَلَيْهِ يَا مَالُ إِنَّهُ قَدْ دَفَّ أَهْلُ أَبْيَاتٍ مِنْ قَوْمِكَ وَإِنِّي قَدْ أَمَرْتُ فِيهِمْ بِشَىْءٍ فَاقْسِمْ فِيهِمْ . قُلْتُ لَوْ أَمَرْتَ غَيْرِي بِذَلِكَ . فَقَالَ خُذْهُ . فَجَاءَهُ يَرْفَأُ فَقَالَ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ هَلْ لَكَ فِي عُثْمَانَ بْنِ عَفَّانَ وَعَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ وَالزُّبَيْرِ بْنِ الْعَوَّامِ وَسَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ قَالَ نَعَمْ . فَأَذِنَ لَهُمْ فَدَخَلُوا ثُمَّ جَاءَهُ يَرْفَأُ فَقَالَ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ هَلْ لَكَ فِي الْعَبَّاسِ وَعَلِيٍّ قَالَ نَعَمْ . فَأَذِنَ لَهُمْ فَدَخَلُوا فَقَالَ الْعَبَّاسُ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ اقْضِ بَيْنِي وَبَيْنَ هَذَا - يَعْنِي عَلِيًّا - فَقَالَ بَعْضُهُمْ أَجَلْ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ اقْضِ بَيْنَهُمَا وَارْحَمْهُمَا . قَالَ مَالِكُ بْنُ أَوْسٍ خُيِّلَ إِلَىَّ أَنَّهُمَا قَدَّمَا أُولَئِكَ النَّفَرَ لِذَلِكَ . فَقَالَ عُمَرُ رَحِمَهُ اللَّهُ اتَّئِدَا . ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَى أُولَئِكَ الرَّهْطِ فَقَالَ أَنْشُدُكُمْ بِاللَّهِ الَّذِي بِإِذْنِهِ تَقُومُ السَّمَاءُ وَالأَرْضُ هَلْ تَعْلَمُونَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ " . قَالُوا نَعَمْ . ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَى عَلِيٍّ وَالْعَبَّاسِ رضى الله عنهما فَقَالَ أَنْشُدُكُمَا بِاللَّهِ الَّذِي بِإِذْنِهِ تَقُومُ السَّمَاءُ وَالأَرْضُ هَلْ تَعْلَمَانِ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ " . فَقَالاَ نَعَمْ . قَالَ فَإِنَّ اللَّهَ خَصَّ رَسُولَهُ صلى الله عليه وسلم بِخَاصَّةٍ لَمْ يَخُصَّ بِهَا أَحَدًا مِنَ النَّاسِ فَقَالَ اللَّهُ تَعَالَى { وَمَا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ مِنْهُمْ فَمَا أَوْجَفْتُمْ عَلَيْهِ مِنْ خَيْلٍ وَلاَ رِكَابٍ وَلَكِنَّ اللَّهَ يُسَلِّطُ رُسُلَهُ عَلَى مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ } وَكَانَ اللَّهُ أَفَاءَ عَلَى رَسُولِهِ بَنِي النَّضِيرِ فَوَاللَّهِ مَا اسْتَأْثَرَ بِهَا عَلَيْكُمْ وَلاَ أَخَذَهَا دُونَكُمْ فَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَأْخُذُ مِنْهَا نَفَقَةَ سَنَةٍ أَوْ نَفَقَتَهُ وَنَفَقَةَ أَهْلِهِ سَنَةً وَيَجْعَلُ مَا بَقِيَ أُسْوَةَ الْمَالِ . ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَى أُولَئِكَ الرَّهْطِ فَقَالَ أَنْشُدُكُمْ بِاللَّهِ الَّذِي بِإِذْنِهِ تَقُومُ السَّمَاءُ وَالأَرْضُ هَلْ تَعْلَمُونَ ذَلِكَ قَالُوا نَعَمْ . ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَى الْعَبَّاسِ وَعَلِيٍّ رضى الله عنهما فَقَالَ أَنْشُدُكُمَا بِاللَّهِ الَّذِي بِإِذْنِهِ تَقُومُ السَّمَاءُ وَالأَرْضُ هَلْ تَعْلَمَانِ ذَلِكَ قَالاَ نَعَمْ . فَلَمَّا تُوُفِّيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ أَبُو بَكْرٍ أَنَا وَلِيُّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَجِئْتَ أَنْتَ وَهَذَا إِلَى أَبِي بَكْرٍ تَطْلُبُ أَنْتَ مِيرَاثَكَ مِنِ ابْنِ أَخِيكَ وَيَطْلُبُ هَذَا مِيرَاثَ امْرَأَتِهِ مِنْ أَبِيهَا فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ رَحِمَهُ اللَّهُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ " . وَاللَّهُ يَعْلَمُ إِنَّهُ لَصَادِقٌ بَارٌّ رَاشِدٌ تَابِعٌ لِلْحَقِّ فَوَلِيَهَا أَبُو بَكْرٍ فَلَمَّا تُوُفِّيَ أَبُو بَكْرٍ قُلْتُ أَنَا وَلِيُّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَوَلِيُّ أَبِي بَكْرٍ فَوَلِيتُهَا مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ أَلِيَهَا فَجِئْتَ أَنْتَ وَهَذَا وَأَنْتُمَا جَمِيعٌ وَأَمْرُكُمَا وَاحِدٌ فَسَأَلْتُمَانِيهَا فَقُلْتُ إِنْ شِئْتُمَا أَنْ أَدْفَعَهَا إِلَيْكُمَا عَلَى أَنَّ عَلَيْكُمَا عَهْدَ اللَّهِ أَنْ تَلِيَاهَا بِالَّذِي كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَلِيهَا فَأَخَذْتُمَاهَا مِنِّي عَلَى ذَلِكَ ثُمَّ جِئْتُمَانِي لأَقْضِيَ بَيْنَكُمَا بِغَيْرِ ذَلِكَ وَاللَّهِ لاَ أَقْضِي بَيْنَكُمَا بِغَيْرِ ذَلِكَ حَتَّى تَقُومَ السَّاعَةُ فَإِنْ عَجَزْتُمَا عَنْهَا فَرُدَّاهَا إِلَىَّ . قَالَ أَبُو دَاوُدَ إِنَّمَا سَأَلاَهُ أَنْ يَكُونَ يُصَيِّرُهُ بَيْنَهُمَا نِصْفَيْنِ لاَ أَنَّهُمَا جَهِلاَ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ " . فَإِنَّهُمَا كَانَا لاَ يَطْلُبَانِ إِلاَّ الصَّوَابَ . فَقَالَ عُمَرُ لاَ أُوقِعُ عَلَيْهِ اسْمَ الْقَسْمِ أَدَعُهُ عَلَى مَا هُوَ عَلَيْهِ .
Malik b. Evs b. el-Hadesan'dan demiştir ki: Ömer (b. el-Hattab bir gün) güneşin yükseldiği bir sırada bana bir haber gönderdi. Bunun üzerine yanına vardım ve kendisini mindersiz olarak doğrudan doğruya bir karyolanın ağaç kısmı üzerine oturmuş hâlde buldum. Yanına girince bana: “Ey Malik, senin kavminden birkaç aile koşarak geldi. Ben de onlara ganimet mallarından bir şeyler verilmesini emrettim; bu atiyyeleri onlara sen bölüştürüver” dedi. Ben de: “Bunu sen başka birisine emretsen daha iyi olurdu” dedim. O da: “Onu al” dedi. O sırada Hz. Ömer'in hizmetçisi Yerfa' çıkıp geldi ve: “Ey müminlerin emiri! Osman b. Afvân'la Abdurrahman b. Avf, Zübeyr b. el-Avvâm ve Sa'd b. Ebî Vakkas'ın yanınıza girmelerine izin verir misiniz?” dedi. Hz. Ömer de: “Evet” cevabını verdi ve yanına girmeleri için onlara izin verdi; onlar da girdiler. Sonra Yerfa' tekrar geldi ve: “Ey müminlerin emiri! Yanına Abbas ile Ali'nin girmelerine de izin verir misin?” dedi. O da: “Evet” dedi ve yanına girmeleri için onlara da izin verdi; onlar da girdiler. Biraz sonra Hz. Abbas söz aldı ve: “Ey müminlerin emiri! Benimle şu Ali arasında bir hüküm ver” dedi. Orada bulunanlardan biri de: “Evet ey müminlerin emiri, onlar arasında bir hüküm ver ve ikisine de merhametli ol” dedi. Malik b. Evs sözlerine devamla şöyle dedi: Bana öyle geldi ki Hz. Abbas'la Ali, Hz. Osman, Hz. Abdurrahman, ez-Zübeyr ve Sa'd'den oluşan bu cemaati bu iş için şefaatçi olmaları gayesiyle önden göndermişlerdi. Hz. Ömer de: “Acele etmeyin” dedi. Sonra o topluluğa dönüp: “İzniyle göğün ve yerin ayakta durduğu Allah aşkına size soruyorum: Rasûlullah (S.A.V.)'in ‘Biz miras bırakmayız; bizim bıraktığımız sadakadır’ buyurduğunu biliyor musunuz?” dedi. Onlar da: “Evet” dediler. Sonra Hz. Ali ile Abbas'a dönüp: “İzniyle göğün ve yerin ayakta durduğu Allah aşkına söyleyiniz: Siz, Rasûlullah (S.A.V.)'in ‘Biz miras bırakmayız; bizim arkamızda bıraktığımız mal sadakadır’ buyurduğunu biliyor musunuz?” dedi. Onlar da: “Evet” cevabını verdiler. Bunun üzerine Hz. Ömer şöyle dedi: “Şüphesiz ki Allah, Rasûlünü hiçbir kimseye vermediği bir özellikle tahsis etti de Kur'ân-ı Kerîm'inde şöyle buyurdu: ‘Allah'ın onlardan Nebisine verdiği ganimetlere gelince, siz onu elde etmek için onun üzerine ne at ne de deve sürdünüz. Fakat Allah, nebilerini dilediği kimselerin üzerine salar; Allah her şeye kadirdir.’ [Haşr 6] Allah, Nadîroğullarının mallarını Rasûlüne fey olarak verdi. Allah'a yemin olsun ki Hz. Nebi bu malların paylaştırılmasında kendini size asla tercih etmedi. Kendisi onları alıp da size vermezlik de etmedi. Rasûlullah (S.A.V.), Nadîroğullarından fey olarak ele geçen bu mallardan bir senelik nafaka, yahut kendi nafakasını ve ailesinin bir senelik nafakasını alırdı. Bu ifadedeki tereddüt raviye aittir. Kalanı da hazinedeki mallar arasına koyardı.” Sonra Hz. Ömer bu cemaate yönelip: “İzniyle göğün ve yerin ayakta durduğu Allah aşkına size soruyorum: Bunu biliyor musunuz?” dedi. Onlar da: “Evet” dediler. Sonra Hz. Abbas ile Ali'ye yönelip: “İzniyle göğün ve yerin ayakta durduğu Allah aşkına size soruyorum: Bunu biliyor musunuz?” dedi. Onlar da: “Evet” cevabını verdiler. Sonra Hz. Ömer konuşmasına şöyle devam etti: “Rasûlullah (S.A.V.) vefat edince Ebû Bekir (r.a.): ‘Ben Rasûlullah'ın velisiyim’ dedi. Bunun üzerine sen, ey Abbas, şu karşımda duran Ali ile birlikte Ebû Bekir'e varıp kardeşinin oğlundan, yani Hz. Nebi'den hissene düşecek olan mirasını istedin. Bu da karısı Fâtıma'nın mirasını babası Hz. Muhammed'in malından istiyordu. Hz. Ebû Bekir (r.a.) de size şöyle cevap verdi: ‘Rasûlullah (S.A.V.), “Biz miras bırakmayız; bizim bıraktığımız sadakadır” buyurdu.’ Allah bilir ki Ebû Bekir doğru sözlüdür, Allah'ın emirlerine hakkıyla uyucudur, doğru yoldadır ve hakka tâbidir. Bu yüzden Hz. Nebi'den kalan bu malların idaresi Ebû Bekir'e verildi. Ebû Bekir vefat edince de ben: ‘Rasûlullah (S.A.V.)'in ve Ebû Bekir'in velisi benim’ dedim ve Allah'ın mütevelli olmamı dilediği süre boyunca bu mallara mütevelli oldum. Derken sen ve şu Ali, ikinizin de işi bir olduğu hâlde beraberce karşıma gelip benden bu malları istediniz. Ben de size: ‘Eğer bu malları size vermemi istiyorsanız, o malları Rasûlullah (S.A.V.)'in sarf ettiği yerlere sarf edeceğinize dair Allah'a söz vermeniz şartıyla onları size verebilirim’ dedim. Bu şartlar altında bu malı benden aldınız. Sonra aranızda bunun dışında bir hüküm vermem için kalkıp tekrar bana geldiniz. Allah'a yemin olsun ki kıyamet kopuncaya kadar aranızda bundan başka bir hüküm vermem. Eğer bu şartları yerine getirmekten aciz kalırsanız onları bana geri veriniz.” Ebû Dâvud der ki: Hz. Abbas'la Hz. Ali, Hz. Ömer'den o malları ikisi arasında yarıya bölmesini ve idare ve tasarruf hakkının kendilerine verilmesini istediler. Yoksa onlar Nebi (S.A.V.)'in “Biz miras bırakmayız; bizim bıraktığımız sadakadır” dediğini bilmiyor değillerdi. Onlar doğru olandan başka bir şey istemiyorlardı. Nitekim Hz. Ömer de: “Ben bu mala taksim ismini koydurmam; onu olduğu gibi bırakırım” demek suretiyle bu duruma işaret etmiştir.