HADİS KÜTÜPHANESİ

Sünen-i Ebû Dâvûd

43 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

Haraç, Fey ve Yönetim Kitabı

161 hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ أَلاَ كُلُّكُمْ رَاعٍ وَكُلُّكُمْ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ فَالأَمِيرُ الَّذِي عَلَى النَّاسِ رَاعٍ عَلَيْمْ وَهُوَ مَسْئُولٌ عَنْهُمْ وَالرَّجُلُ رَاعٍ عَلَى أَهْلِ بَيْتِهِ وَهُوَ مَسْئُولٌ عَنْهُمْ وَالْمَرْأَةُ رَاعِيَةٌ عَلَى بَيْتِ بَعْلِهَا وَوَلَدِهِ وَهِيَ مَسْئُولَةٌ عَنْهُمْ وَالْعَبْدُ رَاعٍ عَلَى مَالِ سَيِّدِهِ وَهُوَ مَسْئُولٌ عَنْهُ فَكُلُّكُمْ رَاعٍ وَكُلُّكُمْ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ ‏"‏ ‏.‏

Abdullah b. Ömer'den demiştir ki: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Dikkatli olunuz! Hepiniz çobansınız ve hepiniz idareniz altındakilerden sorumlusunuz. Halkın başında bulunan yönetici bir çobandır ve emri altındakilerden sorumludur. Erkek, ev halkı üzerinde bir çobandır ve eli altındakilerden sorumludur. Kadın, kocasının evi ve çocuğu üzerinde bir çobandır ve bunlardan sorumludur. Köle, efendisinin malı üzerinde bir çobandır ve o maldan sorumludur. Hepiniz çobansınız ve hepiniz idareniz altındakilerden sorumlusunuz."

Sunan Abu Dawud 2928

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الصَّبَّاحِ الْبَزَّازُ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، أَخْبَرَنَا يُونُسُ، وَمَنْصُورٌ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ سَمُرَةَ، قَالَ قَالَ لِيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ يَا عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ سَمُرَةَ لاَ تَسْأَلِ الإِمَارَةَ فَإِنَّكَ إِذَا أُعْطِيتَهَا عَنْ مَسْأَلَةٍ وُكِلْتَ فِيهَا إِلَى نَفْسِكَ وَإِنْ أُعْطِيتَهَا عَنْ غَيْرِ مَسْأَلَةٍ أُعِنْتَ عَلَيْهَا ‏"‏ ‏.‏

Abdurrahman b. Semûre'den demiştir ki: Rasûlullah (S.A.V.) bana (şöyle) buyurdu: "Ey Semûre'nin oğlu Abdurrahman, yöneticilik isteme, çünkü bu istemeden dolayı sana yöneticilik verilirse onunla baş başa bırakılırsın. Eğer yöneticilik sana istemeden verilecek olursa bu işte (Allah tarafından) sana yardım edilir."

Sunan Abu Dawud 2929

حَدَّثَنَا وَهْبُ بْنُ بَقِيَّةَ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي خَالِدٍ، عَنْ أَخِيهِ، عَنْ بِشْرِ بْنِ قُرَّةَ الْكَلْبِيِّ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ انْطَلَقْتُ مَعَ رَجُلَيْنِ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَتَشَهَّدَ أَحَدُهُمَا ثُمَّ قَالَ جِئْنَا لِتَسْتَعِينَ بِنَا عَلَى عَمَلِكَ ‏.‏ وَقَالَ الآخَرُ مِثْلَ قَوْلِ صَاحِبِهِ ‏.‏ فَقَالَ ‏ "‏ إِنَّ أَخْوَنَكُمْ عِنْدَنَا مَنْ طَلَبَهُ ‏"‏ ‏.‏ فَاعْتَذَرَ أَبُو مُوسَى إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَقَالَ لَمْ أَعْلَمْ لِمَا جَاءَا لَهُ ‏.‏ فَلَمْ يَسْتَعِنْ بِهِمَا عَلَى شَىْءٍ حَتَّى مَاتَ ‏.‏

Ebû Musa (el-Eş'arî)'den demiştir ki: İki kişiyle birlikte Peygamber (S.A.V.)'e gitmiştim. Onlardan biri söz aldı ve: "(Ey Allah'ın Rasûlü!) Senin işinde (görev alabilmemiz hususunda) bize yardımcı olman için (buraya) geldik." dedi. Diğeri arkadaşının (bu) sözünün aynısını söyledi. Rasûlullah (S.A.V.) de: "Sizin en haininiz (devlet dairesinden) iş isteyendir." buyurdu. Bunun üzerine Ebû Musa Peygamber (S.A.V.)'den özür dileyerek: "Ben onların niçin geldiklerini bilmiyordum." dedi. Rasûlullah (S.A.V.) de ölünceye kadar hiçbir işte onlardan yardım istemedi.

Sunan Abu Dawud 2930

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الْمُخَرِّمِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، حَدَّثَنَا عِمْرَانُ الْقَطَّانُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم اسْتَخْلَفَ ابْنَ أُمِّ مَكْتُومٍ عَلَى الْمَدِينَةِ مَرَّتَيْنِ ‏.‏

Enes'den demiştir ki: Nebi (S.A.V.) İbn Ümmü Mektum'u (a'mâ olduğu hâlde) iki defa Medine'de yerine vekil bırakmıştır.

Sunan Abu Dawud 2931

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ عَامِرٍ الْمُرِّيُّ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ، حَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ مُحَمَّدٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْقَاسِمِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِذَا أَرَادَ اللَّهُ بِالأَمِيرِ خَيْرًا جَعَلَ لَهُ وَزِيرَ صِدْقٍ إِنْ نَسِيَ ذَكَّرَهُ وَإِنْ ذَكَرَ أَعَانَهُ وَإِذَا أَرَادَ اللَّهُ بِهِ غَيْرَ ذَلِكَ جَعَلَ لَهُ وَزِيرَ سُوءٍ إِنْ نَسِيَ لَمْ يُذَكِّرْهُ وَإِنْ ذَكَرَ لَمْ يُعِنْهُ ‏"‏ ‏.‏

Hz. Aişe'den demiştir ki: Rasûlullah (S.A.V.) (şöyle) buyurdu: "Allah bir devlet başkanı hakkında hayır dilediği zaman ona doğru (konuşan ve doğru iş yapan) bir yardımcı verir. Eğer o (başkan, yapılması gereken bir işi) unutursa (bu yardımcı, unutulan işi) ona hatırlatır. Eğer başkan bu işi kendisi hatırlarsa (o zaman da bu yardımcı, o işin yapılması hususunda) başkana yardımcı olur. Eğer Allah onun hakkında başka bir şey dilemişse ona kötü (huylu) bir yardımcı verir. Eğer (yapılması gereken bir işi) unutursa (vezir bu işi) ona hatırlatmaz. Eğer (başkan bu işi kendiliğinden) hatırlarsa (o zaman da bu yardımcı, o işin yapılmasında) ona yardımcı olmaz."

Sunan Abu Dawud 2932

حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عُثْمَانَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ حَرْبٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، سُلَيْمَانَ بْنِ سُلَيْمٍ عَنْ يَحْيَى بْنِ جَابِرٍ، عَنْ صَالِحِ بْنِ يَحْيَى بْنِ الْمِقْدَامِ، عَنْ جَدِّهِ الْمِقْدَامِ بْنِ مَعْدِيكَرِبَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ضَرَبَ عَلَى مَنْكِبِهِ ثُمَّ قَالَ لَهُ ‏ "‏ أَفْلَحْتَ يَا قُدَيْمُ إِنْ مُتَّ وَلَمْ تَكُنْ أَمِيرًا وَلاَ كَاتِبًا وَلاَ عَرِيفًا ‏"‏ ‏.‏

el-Mikdâm b. Madîkerib'den demiştir ki: Rasûlullah (S.A.V.) onun omuzlarına dokunarak: "Ey Mikdamcığım, ne mutlu sana! Eğer ölürsen (halkın başında) bir idareci de değilsin, (bir idarecinin) kâtibi de değilsin, haklarında bilgi toplayıp halifeye sunmak üzere halk arasında görevli bir kimse de değilsin." buyurdu.

Sunan Abu Dawud 2933

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ الْمُفَضَّلِ، حَدَّثَنَا غَالِبٌ الْقَطَّانُ، عَنْ رَجُلٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، أَنَّهُمْ كَانُوا عَلَى مَنْهَلٍ مِنَ الْمَنَاهِلِ فَلَمَّا بَلَغَهُمُ الإِسْلاَمُ جَعَلَ صَاحِبُ الْمَاءِ لِقَوْمِهِ مِائَةً مِنَ الإِبِلِ عَلَى أَنْ يُسْلِمُوا فَأَسْلَمُوا وَقَسَمَ الإِبِلَ بَيْنَهُمْ وَبَدَا لَهُ أَنْ يَرْتَجِعَهَا مِنْهُمْ فَأَرْسَلَ ابْنَهُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ لَهُ ائْتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقُلْ لَهُ إِنَّ أَبِي يُقْرِئُكَ السَّلاَمَ وَإِنَّهُ جَعَلَ لِقَوْمِهِ مِائَةً مِنَ الإِبِلِ عَلَى أَنْ يُسْلِمُوا فَأَسْلَمُوا وَقَسَمَ الإِبِلَ بَيْنَهُمْ وَبَدَا لَهُ أَنْ يَرْتَجِعَهَا مِنْهُمْ أَفَهُوَ أَحَقُّ بِهَا أَمْ هُمْ فَإِنْ قَالَ لَكَ نَعَمْ أَوْ لاَ فَقُلْ لَهُ إِنَّ أَبِي شَيْخٌ كَبِيرٌ وَهُوَ عَرِيفُ الْمَاءِ وَإِنَّهُ يَسْأَلُكَ أَنْ تَجْعَلَ لِيَ الْعِرَافَةَ بَعْدَهُ ‏.‏ فَأَتَاهُ فَقَالَ إِنَّ أَبِي يُقْرِئُكَ السَّلاَمَ ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ وَعَلَيْكَ وَعَلَى أَبِيكَ السَّلاَمُ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ إِنَّ أَبِي جَعَلَ لِقَوْمِهِ مِائَةً مِنَ الإِبِلِ عَلَى أَنْ يُسْلِمُوا فَأَسْلَمُوا وَحَسُنَ إِسْلاَمُهُمْ ثُمَّ بَدَا لَهُ أَنْ يَرْتَجِعَهَا مِنْهُمْ أَفَهُوَ أَحَقُّ بِهَا أَمْ هُمْ فَقَالَ ‏"‏ إِنْ بَدَا لَهُ أَنْ يُسْلِمَهَا لَهُمْ فَلْيُسْلِمْهَا وَإِنْ بَدَا لَهُ أَنْ يَرْتَجِعَهَا فَهُوَ أَحَقُّ بِهَا مِنْهُمْ فَإِنْ هُمْ أَسْلَمُوا فَلَهُمْ إِسْلاَمُهُمْ وَإِنْ لَمْ يُسْلِمُوا قُوتِلُوا عَلَى الإِسْلاَمِ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ إِنَّ أَبِي شَيْخٌ كَبِيرٌ وَهُوَ عَرِيفُ الْمَاءِ وَإِنَّهُ يَسْأَلُكَ أَنْ تَجْعَلَ لِيَ الْعِرَافَةَ بَعْدَهُ ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ إِنَّ الْعِرَافَةَ حَقٌّ وَلاَ بُدَّ لِلنَّاسِ مِنَ الْعُرَفَاءِ وَلَكِنَّ الْعُرَفَاءَ فِي النَّارِ ‏"‏ ‏.‏

(Bir adamın) dedesinden (rivayet olunduğuna göre aileleri) yol üzerinde bulunan sulardan bir su üzerinde (görevli) bulunuyorlarmış. İslam'ın doğuşu onların kabilesine ulaşınca, sözü geçen adamın dedesi ve suyun sahibi olan zat, İslamiyeti kabul etmeleri şartıyla kavmine yüz deve vaat etti. Onlar da (bu şartla) Müslümanlığı kabul ettiler. Suyun sahibi de develeri onlara bölüştürdü. Ancak kısa bir süre sonra develeri onlardan geri alması (zarureti) ortaya çıktı. Bunun üzerine oğlunu Peygamber (S.A.V.)'e göndererek ona: "Peygamber (S.A.V.)'e var da ona, 'Babam sana selam söylüyor. Kendisi kavmine Müslüman olmaları şartıyla yüz deve vaat etmişti. Onlar da Müslüman oldular. Bunun üzerine babam bu develeri aralarında bölüştürdü. Sonra develeri onlardan geri alması durumu ortaya çıktı. Develere sahip olmakta babam mı daha haklı, yoksa onlar mı?' de. Eğer sana 'Evet' yahut 'Hayır' cevabını verecek olursa, o zaman kendisine, 'Babam yaşlı bir adamdır. Aynı zamanda suyun idaresiyle de görevlidir. Kendi ölümünden sonra su idareciliği görevini bana vermeni istiyor.' de." dedi. Bunun üzerine o adamın oğlu Hz. Peygamber'e varıp: "Babam sana selam söylüyor." dedi. Hz. Peygamber de: "Allah'ın selamı senin ve babanın üzerine olsun." dedi. Sonra: "Babam, Müslümanlığı kabul etmeleri şartıyla kavmine yüz deve bağışlamayı vaat etmişti. Onlar Müslüman oldular. Müslümanlıkları da çok güzel oldu. Fakat bir süre sonra develeri onlardan geri alması lüzumu ortaya çıktı. Şimdi bu develere babam mı daha müstehak, yoksa onlar mı?" dedi. Hz. Peygamber de: "Eğer babanın develeri onlara teslim etmesi kendisine daha uygun görünüyorsa, develeri onlara teslim etsin. Eğer kendisine develeri geri almak daha uygun görünüyorsa, şunu iyi bilsin ki kendisi bu develere onlardan daha müstehaktır. Eğer onlar İslam'ı kabullenmişlerse, Müslümanlıkları kendilerinindir. Eğer Müslümanlığı kabul etmemişlerse, Müslümanlığı kabul edinceye kadar kendileriyle savaşılır." buyurdu. Bu defa çocuk: "Babam yaşlı bir adamdır. Aynı zamanda suyun idaresiyle de görevlidir. Kendi ölümünden sonra su idareciliği görevini bana vermeni istiyor." dedi. Nebi Efendimiz de: "İdarecilik görevi haktır. Elbette halk için bu görevi üstlenen kimselere ihtiyaç vardır. Fakat bu görevi yüklenenler, mesuliyetli bir görevi yüklendikleri için, cehennemlik olma tehlikesiyle karşı karşıyadırlar." buyurdu.

Sunan Abu Dawud 2934

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا نُوحُ بْنُ قَيْسٍ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ كَعْبٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي الْجَوْزَاءِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ السِّجِلُّ كَاتِبٌ كَانَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏.‏

İbn Abbâs'dan demiştir ki: es-Sicillü (diye anılan sahabî) Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'ın kâtibi idi.

Sunan Abu Dawud 2935

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الأَسْبَاطِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحِيمِ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ عُمَرَ بْنِ قَتَادَةَ، عَنْ مَحْمُودِ بْنِ لَبِيدٍ، عَنْ رَافِعِ بْنِ خَدِيجٍ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ الْعَامِلُ عَلَى الصَّدَقَةِ بِالْحَقِّ كَالْغَازِي فِي سَبِيلِ اللَّهِ حَتَّى يَرْجِعَ إِلَى بَيْتِهِ ‏"‏ ‏.‏

Râfi' b. Hadîc'den demiştir ki: Ben Rasûlullah (S.A.V.)'i (şöyle) buyururken işittim: "Hakkıyla (görev yapan) zekât memuru evine dönünceye kadar, Allah yolunda (savaşan) gazi gibidir."

Sunan Abu Dawud 2936

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ النُّفَيْلِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي حَبِيبٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ شِمَاسَةَ، عَنْ عُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ صَاحِبُ مَكْسٍ ‏"‏ ‏.‏

Ukbe b. Âmir'den demiştir ki: Rasûlullah (S.A.V.)'ı (şöyle) buyururken işittim: "Meks (denilen haksız vergiyi) alan bir kimse cennete giremez."

Sunan Abu Dawud 2937

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الْقَطَّانُ، عَنِ ابْنِ مَغْرَاءَ، عَنِ ابْنِ إِسْحَاقَ، قَالَ الَّذِي يَعْشُرُ النَّاسَ يَعْنِي صَاحِبَ الْمَكْسِ ‏.‏

İbn İshak'tan demiştir ki: (Bir önceki 2937. hadis-i şerifte geçen) "Meks alan kimse" sözünden maksat, halktan (mallarının onda birini) toplayan kimsedir.

Sunan Abu Dawud 2938

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ دَاوُدَ بْنِ سُفْيَانَ، وَسَلَمَةُ، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ قَالَ عُمَرُ إِنِّي إِنْ لاَ أَسْتَخْلِفْ فَإِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَمْ يَسْتَخْلِفْ وَإِنْ أَسْتَخْلِفْ فَإِنَّ أَبَا بَكْرٍ قَدِ اسْتَخْلَفَ ‏.‏ قَالَ فَوَاللَّهِ مَا هُوَ إِلاَّ أَنْ ذَكَرَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبَا بَكْرٍ فَعَلِمْتُ أَنَّهُ لاَ يَعْدِلُ بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَحَدًا وَأَنَّهُ غَيْرُ مُسْتَخْلِفٍ ‏.‏

İbn Ömer'den demiştir ki: (Babam) Ömer (r.a.) dedi ki: "Eğer ben yerime birini halife tayin etmezsem (bu, sünnete uygun bir hareket olur). Çünkü Rasûlullah (s.a.v.) yerine bir halife tayin etmemiştir. Eğer yerime bir halife tayin edersem (bu da caizdir). Çünkü Ebû Bekir (r.a.) yerine bir halife tayin etmiştir." (İbn Ömer rivayetine devam ederek) dedi ki: Allah'a yemin olsun ki (Hz. Ömer'in bu mevzuda tutmuş olduğu yol), Rasûlullah (s.a.v.) ile Hz. Ebû Bekir'in (uygulamalarını) hatırlamasından (ve onlara uymasından) başka bir şey değildir. (Babamın Rasûl-i Ekrem'in bu mevzudaki tatbikatını göz önüne getirdiğini görünce) onun kimseyi Rasûlullah'a (s.a.v.) denk tutmadığını ve yerine kimseyi tayin etmeyeceğini kesinlikle anladım.

Sunan Abu Dawud 2939

حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ كُنَّا نُبَايِعُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَلَى السَّمْعِ وَالطَّاعَةِ وَيُلَقِّنُنَا فِيمَا اسْتَطَعْتَ ‏.‏

İbn Ömer'den demiştir ki: Biz, Rasûlullah'a (s.a.v.) (emirlerini) dinlemek ve itaat etmek üzere söz verirdik de (Rasûl-i Ekrem Efendimiz) bize, "Gücünün yettiği şeylere (söz ver)" diye telkinde bulunurdu.

Sunan Abu Dawud 2940

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، أَنَّ عَائِشَةَ، رضى الله عنها أَخْبَرَتْهُ عَنْ بَيْعَةِ، رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم النِّسَاءَ قَالَتْ مَا مَسَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَدَ امْرَأَةٍ قَطُّ إِلاَّ أَنْ يَأْخُذَ عَلَيْهَا فَإِذَا أَخَذَ عَلَيْهَا فَأَعْطَتْهُ قَالَ ‏ "‏ اذْهَبِي فَقَدْ بَايَعْتُكِ ‏"‏ ‏.‏

Urve (r.a.)'den demiştir ki: Hz. Aişe, Rasûlullah'ın kadınlarla biatleşmesini şöyle anlatmıştır: Rasûlullah (S.A.V.) (biatleşirken) hiçbir kadının eline dokunmadı. Ancak her bir kadından (biati sözle) aldı. Bir kadından (sözü) aldı da kadın da (söz) verdi mi, “Git! Senin biatini aldım” buyururdu.

Sunan Abu Dawud 2941

حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ بْنِ مَيْسَرَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يَزِيدَ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي أَيُّوبَ، حَدَّثَنِي أَبُو عَقِيلٍ، زُهْرَةُ بْنُ مَعْبَدٍ عَنْ جَدِّهِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ هِشَامٍ، قَالَ وَكَانَ قَدْ أَدْرَكَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَذَهَبَتْ بِهِ أُمُّهُ زَيْنَبُ بِنْتُ حُمَيْدٍ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ بَايِعْهُ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ هُوَ صَغِيرٌ ‏"‏ ‏.‏ فَمَسَحَ رَأْسَهُ ‏.‏

Nebi (S.A.V.)'e yetişen Abdullah ibn Hişâm'dan (rivayet olunduğuna göre) annesi Zeyneb bint Humeyd, onu Rasûlullah (S.A.V.)'e götürüp “Ey Allah'ın Rasûlü, bununla biatleş” demiş, Rasûlullah (S.A.V.) de “O (daha) küçüktür” demiş ve onun başını okşamıştır.

Sunan Abu Dawud 2942

حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ أَخْزَمَ أَبُو طَالِبٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، عَنْ عَبْدِ الْوَارِثِ بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ حُسَيْنٍ الْمُعَلِّمِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بُرَيْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنِ اسْتَعْمَلْنَاهُ عَلَى عَمَلٍ فَرَزَقْنَاهُ رِزْقًا فَمَا أَخَذَ بَعْدَ ذَلِكَ فَهُوَ غُلُولٌ ‏"‏ ‏.‏

Büreyde'den demiştir ki: Nebi (s.a.v.) (şöyle) buyurmuştur: “Biz kimi (devlet) iş(in)de çalıştırır da kendisine maaş verirsek, onun bu maaştan fazla (olarak devlet hazinesinden) aldığı şey (devlete) hıyanettir.”

Sunan Abu Dawud 2943

حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ الطَّيَالِسِيُّ، حَدَّثَنَا لَيْثٌ، عَنْ بُكَيْرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الأَشَجِّ، عَنْ بُسْرِ بْنِ سَعِيدٍ، عَنِ ابْنِ السَّاعِدِيِّ، قَالَ اسْتَعْمَلَنِي عُمَرُ عَلَى الصَّدَقَةِ فَلَمَّا فَرَغْتُ أَمَرَ لِي بِعُمَالَةٍ فَقُلْتُ إِنَّمَا عَمِلْتُ لِلَّهِ ‏.‏ قَالَ خُذْ مَا أُعْطِيتَ فَإِنِّي قَدْ عَمِلْتُ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَعَمَّلَنِي ‏.‏

İbn Saîdi'den demiştir ki: Ömer (b. Hattab) beni zekât memuru tayin etmişti. Ben bu görevi yerine getirince, bana ücret verilmesini emretti. Ben de "Ben sadece Allah (rızası) için çalıştım" dedim. (Bunun üzerine Hz. Ömer) "Sana verileni al. Çünkü ben Rasûlullah (S.A.V.) zamanında görevli olarak çalışmıştım da (Allah'ın Rasûlü bu hizmetim karşılığında) bana ücret vermişti."

Sunan Abu Dawud 2944

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ مَرْوَانَ الرَّقِّيُّ، حَدَّثَنَا الْمُعَافَى، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، عَنِ الْحَارِثِ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ جُبَيْرِ بْنِ نُفَيْرٍ، عَنِ الْمُسْتَوْرِدِ بْنِ شَدَّادٍ، قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ مَنْ كَانَ لَنَا عَامِلاً فَلْيَكْتَسِبْ زَوْجَةً فَإِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُ خَادِمٌ فَلْيَكْتَسِبْ خَادِمًا فَإِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُ مَسْكَنٌ فَلْيَكْتَسِبْ مَسْكَنًا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ قَالَ أَبُو بَكْرٍ أُخْبِرْتُ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ مَنِ اتَّخَذَ غَيْرَ ذَلِكَ فَهُوَ غَالٌّ أَوْ سَارِقٌ ‏"‏ ‏.‏

el-Müstevrid b. Şeddâd'dan demiştir ki: Ben Nebi (s.a.v.)'i (şöyle) buyururken işittim: "Kim bizim emrimizde görevli ise (hanımı yoksa) evlensin, hizmetçisi yoksa bir hizmetçi tutsun, evi yoksa ev alsın." (Musa b. Mervan) dedi ki: Ebû Bekir (Yahya b. İshâk şöyle) dedi: "Bana haber verildiğine göre Peygamber (s.a.v.), 'Kim bundan başka bir servet edinirse o kimse haindir yahut da hırsızdır.' buyurdu."

Sunan Abu Dawud 2945

حَدَّثَنَا ابْنُ السَّرْحِ، وَابْنُ أَبِي خَلَفٍ، - لَفْظُهُ - قَالاَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِي حُمَيْدٍ السَّاعِدِيِّ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم اسْتَعْمَلَ رَجُلاً مِنَ الأَزْدِ يُقَالُ لَهُ ابْنُ اللُّتْبِيَّةِ - قَالَ ابْنُ السَّرْحِ ابْنُ الأُتْبِيَّةِ - عَلَى الصَّدَقَةِ فَجَاءَ فَقَالَ هَذَا لَكُمْ وَهَذَا أُهْدِيَ لِي ‏.‏ فَقَامَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَى الْمِنْبَرِ فَحَمِدَ اللَّهَ وَأَثْنَى عَلَيْهِ وَقَالَ ‏"‏ مَا بَالُ الْعَامِلِ نَبْعَثُهُ فَيَجِيءُ فَيَقُولُ هَذَا لَكُمْ وَهَذَا أُهْدِيَ لِي ‏.‏ أَلاَّ جَلَسَ فِي بَيْتِ أُمِّهِ أَوْ أَبِيهِ فَيَنْظُرَ أَيُهْدَى لَهُ أَمْ لاَ لاَ يَأْتِي أَحَدٌ مِنْكُمْ بِشَىْءٍ مِنْ ذَلِكَ إِلاَّ جَاءَ بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنْ كَانَ بَعِيرًا فَلَهُ رُغَاءٌ أَوْ بَقَرَةً فَلَهَا خُوَارٌ أَوْ شَاةً تَيْعَرُ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ رَفَعَ يَدَيْهِ حَتَّى رَأَيْنَا عُفْرَةَ إِبْطَيْهِ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ اللَّهُمَّ هَلْ بَلَّغْتُ اللَّهُمَّ هَلْ بَلَّغْتُ ‏"‏ ‏.‏

Ebû Humeyd es-Saîdi'den demiştir ki: Nebi (S.A.V.) Ezd kabilesinden İbn Lütbiyye adında bir adamı zekât memuru olarak tayin etmiş -ki İbnü's-Serh (bu zatın isminin) İbnü'l-Ütebiyye olduğunu söylemiştir-. Bir süre sonra (adam zekât toplama işini bitirip) gelmiş ve "Şu (mallar) sizindir. Şu(nlar da) bana hediye edildi." demiş. Bunun üzerine Nebi (S.A.V.) minbere çıkıp Allah'a hamdü sena ettikten sonra (şöyle) buyurmuş: "Benim görevlendirdiğim bir memura ne oluyor da 'Bu sizin, bu da bana hediye edildi.' diyor. Annesinin yahut da babasının evinde olsaydı da (bir) baksaydı, kendisine bir hediye verilir miydi, yoksa verilmez miydi? Sizden zekât mallarından (haksız yere) bir şey alan, kıyamet gününde o malı da (omzunda) getirir. Eğer o mal deve ise onun feryadı, inekse böğürmesi, koyunsa acı bir melemesi vardır." Sonra ellerini kaldırdı. Hatta biz koltuklarının altını gördük. Sonra "Allah'ım, tebliğ ettim mi? Allah'ım, tebliğ ettim mi?" buyurdu.

Sunan Abu Dawud 2946

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مُطَرِّفٍ، عَنْ أَبِي الْجَهْمِ، عَنْ أَبِي مَسْعُودٍ الأَنْصَارِيِّ، قَالَ بَعَثَنِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم سَاعِيًا ثُمَّ قَالَ ‏"‏ انْطَلِقْ أَبَا مَسْعُودٍ وَلاَ أُلْفِيَنَّكَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ تَجِيءُ عَلَى ظَهْرِكَ بَعِيرٌ مِنْ إِبِلِ الصَّدَقَةِ لَهُ رُغَاءٌ قَدْ غَلَلْتَهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ إِذًا لاَ أَنْطَلِقُ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ إِذًا لاَ أُكْرِهُكَ ‏"‏ ‏.‏

Ebû Mes'ûd el-Ensârî'den demiştir ki: "Nebi (S.A.V.) (bir gün) beni (zekât) tahsildar(ı) olarak görevlendirdi ve 'Ey Ebû Mes'ûd! (Bu göreve) git. (Fakat dikkat et, sakın) seni kıyamet gününde omuzunun üzerinde, çalmış olduğun (ve korkunç) böğürtüsü olan zekât devesiyle gelir bir hâlde bulmayayım.' buyurdu. (Ebû Mes'ûd sözlerine devam ederek şöyle) dedi: (Bunun üzerine ben de: Ey Allah'ın Rasûlü!) 'Öyleyse ben (bu göreve) git(mek iste)miyorum.' dedim. (Hz. Nebi de) 'Öyleyse ben de seni zorlamıyorum.' buyurdu."

Sunan Abu Dawud 2947

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الدِّمَشْقِيُّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَمْزَةَ، حَدَّثَنِي ابْنُ أَبِي مَرْيَمَ، أَنَّ الْقَاسِمَ بْنَ مُخَيْمِرَةَ، أَخْبَرَهُ أَنَّ أَبَا مَرْيَمَ الأَزْدِيَّ أَخْبَرَهُ قَالَ دَخَلْتُ عَلَى مُعَاوِيَةَ فَقَالَ مَا أَنْعَمَنَا بِكَ أَبَا فُلاَنٍ ‏.‏ وَهِيَ كَلِمَةٌ تَقُولُهَا الْعَرَبُ فَقُلْتُ حَدِيثًا سَمِعْتُهُ أُخْبِرُكَ بِهِ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ مَنْ وَلاَّهُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ شَيْئًا مِنْ أَمْرِ الْمُسْلِمِينَ فَاحْتَجَبَ دُونَ حَاجَتِهِمْ وَخَلَّتِهِمْ وَفَقْرِهِمُ احْتَجَبَ اللَّهُ عَنْهُ دُونَ حَاجَتِهِ وَخَلَّتِهِ وَفَقْرِهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَجَعَلَ رَجُلاً عَلَى حَوَائِجِ النَّاسِ ‏.‏

Ebû Meryem el-Ezdî dedi ki: Ben (bir gün) Hz. Muaviye'nin yanına girmiştim. (Bana) "Ey falanın babası, seni (buraya) getiren nedir?" dedi. Bu kelimeyi Araplar (bir kimsenin gelmesiyle çok sevindikleri zaman) söylerler. Ben de: (Rasûlullah (S.A.V.)'den) "Bir hadis duymuştum da sana onu haber vereceğim." dedim. Rasûlullah (S.A.V.)'i (şöyle) buyururken işit(miş)tim: "Aziz ve Celil olan Allah, Müslümanların idaresini bir kimsenin eline verir de o kimse Müslümanların ihtiyaçlarını, sıkıntılarını ve zaruretlerini dinlemekten geri durursa, Allah da onun ihtiyacını, sıkıntısını ve zaruretini dinlemekten geri durur." (Hz. Muaviye bu hadisi duyduktan sonra) halkın ihtiyaçlarını dinleyip tespit etmek üzere bir adam görevlendirdi.

Sunan Abu Dawud 2948

حَدَّثَنَا سَلَمَةُ بْنُ شَبِيبٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ هَمَّامِ بْنِ مُنَبِّهٍ، قَالَ هَذَا مَا حَدَّثَنَا بِهِ أَبُو هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَا أُوتِيكُمْ مِنْ شَىْءٍ وَمَا أَمْنَعُكُمُوهُ إِنْ أَنَا إِلاَّ خَازِنٌ أَضَعُ حَيْثُ أُمِرْتُ ‏"‏ ‏.‏

Hemmâm b. Münebbih'den demiştir ki: Ebû Hureyre, Rasûlullah (S.A.V.)'in (şöyle) buyurduğunu söylemiştir: "Ben size bir şeyi ne verebilirim ne de onu size vermeyebilirim. Ben (sadece) bir bekçiyim, emrolunduğum şekilde hareket ederim."

Sunan Abu Dawud 2949

حَدَّثَنَا النُّفَيْلِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرِو بْنِ عَطَاءٍ، عَنْ مَالِكِ بْنِ أَوْسِ بْنِ الْحَدَثَانِ، قَالَ ذَكَرَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ يَوْمًا الْفَىْءَ فَقَالَ مَا أَنَا بِأَحَقَّ، بِهَذَا الْفَىْءِ مِنْكُمْ وَمَا أَحَدٌ مِنَّا بِأَحَقَّ بِهِ مِنْ أَحَدٍ إِلاَّ أَنَّا عَلَى مَنَازِلِنَا مِنْ كِتَابِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ وَقَسْمِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَالرَّجُلُ وَقِدَمُهُ وَالرَّجُلُ وَبَلاَؤُهُ وَالرَّجُلُ وَعِيَالُهُ وَالرَّجُلُ وَحَاجَتُهُ ‏.‏

Malik b. Evs b. el-Hedesan'dan demiştir ki: Ömer b. Hattâb bir gün (düşmandan harpsiz olarak alınan) ganimetlerden bahsederek dedi ki: "Ben şu ganimete hiçbirinizden daha müstehak değilim. Bizden hiçbir kimse de buna diğer bir kimseden daha müstehak değildir. Ancak bizim (bu ganimetleri alma hususunda) Aziz ve Celil olan Allah'ın Kitabı ve Rasûlünün taksimince (belirlenmiş olan) bir yerimiz vardır. (Buna göre) kişiye ganimetten pay verilirken İslâmiyetteki kıdemi, savaşlarda gösterdiği kahramanlıkları, ailesi ve ihtiyacı göz önünde bulundurulur."

Sunan Abu Dawud 2950

حَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ زَيْدِ بْنِ أَبِي الزَّرْقَاءِ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ، دَخَلَ عَلَى مُعَاوِيَةَ فَقَالَ حَاجَتُكَ يَا أَبَا عَبْدِ الرَّحْمَنِ فَقَالَ عَطَاءُ الْمُحَرَّرِينَ فَإِنِّي رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَوَّلَ مَا جَاءَهُ شَىْءٌ بَدَأَ بِالْمُحَرَّرِينَ ‏.‏

Zeyd b. Eslem'den demiştir ki: Abdullah b. Ömer (bir gün) Hz. Muaviye'nin yanına girmişti. (Hz. Muaviye ona) "Ey Abdurrahman'ın babası, ihtiyacın nedir, anlat?" demiş, (İbn Ömer de) "Harpsiz olarak ele geçen mallardan hürriyetlerine yeni kavuşan kölelere verilmesi gereken bağışlar için geldim. Çünkü ben Rasûlullah'ın kendine gelen malların dağıtımında önce hürriyetine yeni kavuşmuş olan kölelerden başladığını gördüm." cevabını vermiş.

Sunan Abu Dawud 2951

حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى الرَّازِيُّ، أَخْبَرَنَا عِيسَى، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ عَبَّاسٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نِيَارٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، رضى الله عَنْهَا أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أُتِيَ بِظَبْيَةٍ فِيهَا خَرَزٌ فَقَسَمَهَا لِلْحُرَّةِ وَالأَمَةِ ‏.‏ قَالَتْ عَائِشَةُ كَانَ أَبِي رضى الله عنه يَقْسِمُ لِلْحُرِّ وَالْعَبْدِ ‏.‏

Aişe (r.a.)'dan demiştir ki: Nebi (S.A.V.)'e içinde (kıymetli) boncuklar bulunan küçük bir torba getirilmiş de onu hür kadınlarla cariyeler arasında paylaştırmış. Hz. Aişe dedi ki: "Babam (Ebû Bekir) bu gibi hediyeleri hür erkekler ile erkek köleler arasında bölüştürürdü."

Sunan Abu Dawud 2952

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ الْمُصَفَّى، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو الْمُغِيرَةِ، جَمِيعًا عَنْ صَفْوَانَ بْنِ عَمْرٍو، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ جُبَيْرِ بْنِ نُفَيْرٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَوْفِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا أَتَاهُ الْفَىْءُ قَسَمَهُ فِي يَوْمِهِ فَأَعْطَى الآهِلَ حَظَّيْنِ وَأَعْطَى الْعَزَبَ حَظًّا ‏.‏ زَادَ ابْنُ الْمُصَفَّى فَدُعِينَا وَكُنْتُ أُدْعَى قَبْلَ عَمَّارٍ فَدُعِيتُ فَأَعْطَانِي حَظَّيْنِ وَكَانَ لِي أَهْلٌ ثُمَّ دُعِيَ بَعْدِي عَمَّارُ بْنُ يَاسِرٍ فَأَعْطَى لَهُ حَظًّا وَاحِدًا ‏.‏

Avf b. Malik'den demiştir ki: "Rasûlullah (S.A.V.)'e savaşsız olarak ele geçen bir ganimet geldiği zaman o'nu geldiği gün taksim eder, evlilere iki, bekarlara bir pay verirmiş." (Ravi) İbnü'l-Musaffâ (bu rivayete şu cümleleri de) ilave etti: (Avf b. Mâlik dedi ki) "Biz (yine bir gün savaşsız olarak ele geçen ganimetlerden hissemizi almak üzere) çağrıldık. Ben Ammâr'dan önce çağrıldım. (Hz. Nebi) bana iki hisse verdi. (Çünkü) ben evliydim. Benden sonra Ammâr b. Yâsir çağırıldı. Ona bir hisse verildi (çünkü o evli değildi)."

Sunan Abu Dawud 2953

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنْ جَعْفَرٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ أَنَا أَوْلَى بِالْمُؤْمِنِينَ مِنْ أَنْفُسِهِمْ مَنْ تَرَكَ مَالاً فَلأَهْلِهِ وَمَنْ تَرَكَ دَيْنًا أَوْ ضَيَاعًا فَإِلَىَّ وَعَلَىَّ ‏"‏ ‏.‏

Câbir b. Abdillah (r.a.)'den: Rasûlullah (S.A.V.) (şöyle) buyurdu: "Ben müslümanlara kendilerinden daha yakınım. (Binâenaleyh) kim (arkasında) bir mal bırakırsa (o mal) mirasçılarınındır. Kim de (arkasında) bir borç ya da (küçük) çocuk bırakırsa (o çocuğa bakmak) bana aittir ve (o borç da) benim üzerimedir."

Sunan Abu Dawud 2954

حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ ثَابِتٍ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ تَرَكَ مَالاً فَلِوَرَثَتِهِ وَمَنْ تَرَكَ كَلاًّ فَإِلَيْنَا ‏"‏ ‏.‏

Ebû Hureyre'den demiştir ki: Rasûlullah (S.A.V.) şöyle buyurdu: "Kim (ölür de geriye bir) mal bırakırsa, o varislerinindir. Kim de geriye borç ve bakıma muhtaç çocuk bırakırsa o bizedir."

Sunan Abu Dawud 2955

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَقُولُ ‏ "‏ أَنَا أَوْلَى بِكُلِّ مُؤْمِنٍ مِنْ نَفْسِهِ فَأَيُّمَا رَجُلٍ مَاتَ وَتَرَكَ دَيْنًا فَإِلَىَّ وَمَنْ تَرَكَ مَالاً فَلِوَرَثَتِهِ ‏"‏ ‏.‏

Cabir b. Abdillah'dan demiştir ki: Nebi (S.A.V.) şöyle buyururmuş: “Ben bir Müslüman'a kendisinden daha yakınım. Müslüman bir kişi arkasında borç bırakarak ölürse onu ödemek bana düşer. Müslümanlardan bir kimse arkasında mal bırakacak olursa o mal da onun mirasçılarına aittir.”

Sunan Abu Dawud 2956

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، أَخْبَرَنِي نَافِعٌ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عُرِضَهُ يَوْمَ أُحُدٍ وَهُوَ ابْنُ أَرْبَعَ عَشْرَةَ فَلَمْ يُجِزْهُ وَعُرِضَهُ يَوْمَ الْخَنْدَقِ وَهُوَ ابْنُ خَمْسَ عَشْرَةَ سَنَةً فَأَجَازَهُ ‏.‏

İbn Ömer'den demiştir ki: Kendisi Uhud Savaşı günü Peygamber (S.A.V.)'e gösterilmiş ve o gün kendisi on dört yaşında imiş. Rasûl-i Ekrem onu harbe kabul etmemiş. Hendek Savaşı günü de gösterilmiş, o gün ise on beş yaşındaymış ve Rasûl-i Ekrem onu harbe kabul etmiş.

Sunan Abu Dawud 2957

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ أَبِي الْحَوَارِيِّ، حَدَّثَنَا سُلَيْمُ بْنُ مُطَيْرٍ، - شَيْخٌ مِنْ أَهْلِ وَادِي الْقُرَى - قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي مُطَيْرٌ أَنَّهُ خَرَجَ حَاجًّا حَتَّى إِذَا كَانَ بِالسُّوَيْدَاءِ إِذَا أَنَا بِرَجُلٍ قَدْ جَاءَ كَأَنَّهُ يَطْلُبُ دَوَاءً وَحُضُضًا فَقَالَ أَخْبَرَنِي مَنْ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي حَجَّةِ الْوَدَاعِ وَهُوَ يَعِظُ النَّاسَ وَيَأْمُرُهُمْ وَيَنْهَاهُمْ فَقَالَ ‏ "‏ يَا أَيُّهَا النَّاسُ خُذُوا الْعَطَاءَ مَا كَانَ عَطَاءً فَإِذَا تَجَاحَفَتْ قُرَيْشٌ عَلَى الْمُلْكِ وَكَانَ عَنْ دِينِ أَحَدِكُمْ فَدَعُوهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَرَوَاهُ ابْنُ الْمُبَارَكِ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ يَسَارٍ عَنْ سُلَيْمِ بْنِ مُطَيْرٍ ‏.‏

Vadi'l-Kurâ halkından Süleym b. Mutayr isimli bir ihtiyar dedi ki: Babam Mutayr'ın bana haber verdiğine göre, kendisi bir gün hacca gitmek üzere yola çıkmış ve Süveyda'da ilaç ve huzuz aramak için gelmişe benzeyen bir adamla karşılaşıvermiş. O adam şöyle demiş: Veda haccında Rasûlullah (S.A.V.)'i halka vaaz edip onları iyiliğe çağırıp kötülükten sakındırırken işiten bir adam bana haber verdi ki Rasûlullah (S.A.V.) şöyle buyurdu: “Ey insanlar! Bağışı, bağış olduğu müddetçe alınız. Fakat Kureyş saltanatı ele geçirme yarışına girişip de bağış size dininiz karşılığında verilir bir hâle gelince onu almayı bırakınız.” Ebû Dâvud der ki: Bu hadisi İbn Mübarek, Muhammed b. Yasar'dan, o da Süleym b. Mutayr'dan rivayet etmiştir.

Sunan Abu Dawud 2958

حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا سُلَيْمُ بْنُ مُطَيْرٍ، - مِنْ أَهْلِ وَادِي الْقُرَى - عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ حَدَّثَهُ قَالَ سَمِعْتُ رَجُلاً، يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي حَجَّةِ الْوَدَاعِ فَأَمَرَ النَّاسَ وَنَهَاهُمْ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ اللَّهُمَّ هَلْ بَلَّغْتُ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا اللَّهُمَّ نَعَمْ ‏.‏ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ إِذَا تَجَاحَفَتْ قُرَيْشٌ عَلَى الْمُلْكِ فِيمَا بَيْنَهَا وَعَادَ الْعَطَاءُ أَوْ كَانَ رُشًا فَدَعُوهُ ‏"‏ ‏.‏ فَقِيلَ مَنْ هَذَا قَالُوا هَذَا ذُو الزَّوَائِدِ صَاحِبُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏

Vadi'l-Kurâ halkından olan Süleym b. Mutayr'dan (rivayet olunduğuna göre) babası ona (şöyle) demiştir: Ben Resûlullah'ı (s.a.v.) Veda Haccı'nda dinledim. Halkı (iyiliğe) çağırıp (kötülükten) sakındırdı. Sonra da: "Ey Allah'ım, tebliğ ettim mi?" dedi. (Orada bulunan sahabiler): "Evet, Allah'ım" karşılığını verdiler. Sonra (Peygamber Efendimiz): "Kureyş kendi aralarında saltanatı ele geçirme yarışına girdikleri ve bağış rüşvete dönüştüğü zaman onu bırakınız" dedi. (Bu hadisi nakleden zat hakkında): "Bu zat kimdir?" diye sorulduğunda: "Bu zat, Resûlullah'ın (s.a.v.) arkadaşı Zü'z-Zevâid'dir" cevabını verdiler.

Sunan Abu Dawud 2959

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ، - يَعْنِي ابْنَ سَعْدٍ - حَدَّثَنَا ابْنُ شِهَابٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ الأَنْصَارِيِّ، أَنَّ جَيْشًا، مِنَ الأَنْصَارِ كَانُوا بِأَرْضِ فَارِسَ مَعَ أَمِيرِهِمْ وَكَانَ عُمَرُ يُعْقِبُ الْجُيُوشَ فِي كُلِّ عَامٍ فَشُغِلَ عَنْهُمْ عُمَرُ فَلَمَّا مَرَّ الأَجَلُ قَفَلَ أَهْلُ ذَلِكَ الثَّغْرِ فَاشْتَدَّ عَلَيْهِمْ وَتَوَاعَدَهُمْ وَهُمْ أَصْحَابُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا يَا عُمَرُ إِنَّكَ غَفَلْتَ عَنَّا وَتَرَكْتَ فِينَا الَّذِي أَمَرَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ إِعْقَابِ بَعْضِ الْغَزِيَّةِ بَعْضًا ‏.‏

Abdullah b. Ka'b b. Malik el-Ensârî'den (rivayet olunduğuna göre, Hz. Ömer'in halifeliği sırasında) Ensardan (oluşan) bir askerî birlik, kumandanlarıyla birlikte İran topraklarında bulunuyordu. (Aslında) Hz. Ömer, (düşman sınırında bulunan askerlerden nöbeti teslim almaları için) her sene arkadan bir ordu gönderdiği hâlde, o sene onlarla meşgul olmaya fırsat bulamamış (ve dolayısıyla arkalarından bir ordu gönderememiş)ti. (Nöbet değişimi için) vakit gelip geçince bu sınırda bulunan askerî birlik dönüp geldi. Bunun üzerine (Hz. Ömer) onlara sert bir şekilde çıkıştı ve onları tehdit etti. (Bu birliği teşkil eden) kimseler Resûlullah'ın (s.a.v.) sahabileri idiler. "Ey Ömer! Sen bize ilgisiz kaldın ve Resûlullah'ın (s.a.v.), gazilerin arkasından (nöbeti teslim almak üzere) başka bir askerî birlik gönderilmesine dair emrini terk ettin" dediler.

Sunan Abu Dawud 2960

حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَائِذٍ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ، حَدَّثَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنِي فِيمَا، حَدَّثَهُ ابْنٌ لِعَدِيِّ بْنِ عَدِيٍّ الْكِنْدِيِّ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ عَبْدِ الْعَزِيزِ، كَتَبَ إِنَّ مَنْ سَأَلَ عَنْ مَوَاضِعِ الْفَىْءِ، فَهُوَ مَا حَكَمَ فِيهِ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ رضى الله عنه فَرَآهُ الْمُؤْمِنُونَ عَدْلاً مُوَافِقًا لِقَوْلِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ جَعَلَ اللَّهُ الْحَقَّ عَلَى لِسَانِ عُمَرَ وَقَلْبِهِ ‏"‏ ‏.‏ فَرَضَ الأَعْطِيَةَ وَعَقَدَ لأَهْلِ الأَدْيَانِ ذِمَّةً بِمَا فُرِضَ عَلَيْهِمْ مِنَ الْجِزْيَةِ لَمْ يَضْرِبْ فِيهَا بِخُمُسٍ وَلاَ مَغْنَمٍ ‏.‏

İbn Adiyy b. Adiyy el-Kindî'nin haber verdiğine göre Ömer b. Abdülaziz (memurlarına şu mealde bir) mektup yazmıştır: "Her kim harpsiz olarak ele geçen ganimetlerin nereye sarf edildiğini soracak olursa (şunu iyi bilsin ki) bu ganimetlerin sarf yeri, Ömer b. el-Hattab'ın kararlaştırıp Müslümanların da Nebi'nin (s.a.v.), 'Allah hakkı Ömer'in dili ve kalbi üzerine koymuştur' sözüne uygun olarak adalete uygun buldukları yerlerdir. (Hz. Ömer, savaşsız olarak ele geçen ganimetlerden Müslümanlara) bağış verilmesine hükmetmiş, (Yahudi, Hristiyan ve Mecusi gibi) din sahiplerine de kendilerinden alınacak cizye karşılığında eman verilmesini kararlaştırmış; cizyede beşte bir ayırmamış ve onu ganimet saymamıştır."

Sunan Abu Dawud 2961

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْحَاقَ، عَنْ مَكْحُولٍ، عَنْ غُضَيْفِ بْنِ الْحَارِثِ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ إِنَّ اللَّهَ وَضَعَ الْحَقَّ عَلَى لِسَانِ عُمَرَ يَقُولُ بِهِ ‏"‏ ‏.‏

Ebû Zer'den demiştir ki: Ben Rasûlullah (S.A.V.)'i şöyle buyururken işittim: “Gerçekten Allah, hakkı Ömer'in dili üzerine koymuştur; o da hak ile söyler.”

Sunan Abu Dawud 2962

حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ، وَمُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ فَارِسٍ الْمَعْنَى، قَالاَ حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ عُمَرَ الزَّهْرَانِيُّ، حَدَّثَنِي مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ مَالِكِ بْنِ أَوْسِ بْنِ الْحَدَثَانِ، قَالَ أَرْسَلَ إِلَىَّ عُمَرُ حِينَ تَعَالَى النَّهَارُ فَجِئْتُهُ فَوَجَدْتُهُ جَالِسًا عَلَى سَرِيرٍ مُفْضِيًا إِلَى رِمَالِهِ فَقَالَ حِينَ دَخَلْتُ عَلَيْهِ يَا مَالُ إِنَّهُ قَدْ دَفَّ أَهْلُ أَبْيَاتٍ مِنْ قَوْمِكَ وَإِنِّي قَدْ أَمَرْتُ فِيهِمْ بِشَىْءٍ فَاقْسِمْ فِيهِمْ ‏.‏ قُلْتُ لَوْ أَمَرْتَ غَيْرِي بِذَلِكَ ‏.‏ فَقَالَ خُذْهُ ‏.‏ فَجَاءَهُ يَرْفَأُ فَقَالَ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ هَلْ لَكَ فِي عُثْمَانَ بْنِ عَفَّانَ وَعَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ وَالزُّبَيْرِ بْنِ الْعَوَّامِ وَسَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ قَالَ نَعَمْ ‏.‏ فَأَذِنَ لَهُمْ فَدَخَلُوا ثُمَّ جَاءَهُ يَرْفَأُ فَقَالَ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ هَلْ لَكَ فِي الْعَبَّاسِ وَعَلِيٍّ قَالَ نَعَمْ ‏.‏ فَأَذِنَ لَهُمْ فَدَخَلُوا فَقَالَ الْعَبَّاسُ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ اقْضِ بَيْنِي وَبَيْنَ هَذَا - يَعْنِي عَلِيًّا - فَقَالَ بَعْضُهُمْ أَجَلْ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ اقْضِ بَيْنَهُمَا وَارْحَمْهُمَا ‏.‏ قَالَ مَالِكُ بْنُ أَوْسٍ خُيِّلَ إِلَىَّ أَنَّهُمَا قَدَّمَا أُولَئِكَ النَّفَرَ لِذَلِكَ ‏.‏ فَقَالَ عُمَرُ رَحِمَهُ اللَّهُ اتَّئِدَا ‏.‏ ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَى أُولَئِكَ الرَّهْطِ فَقَالَ أَنْشُدُكُمْ بِاللَّهِ الَّذِي بِإِذْنِهِ تَقُومُ السَّمَاءُ وَالأَرْضُ هَلْ تَعْلَمُونَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا نَعَمْ ‏.‏ ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَى عَلِيٍّ وَالْعَبَّاسِ رضى الله عنهما فَقَالَ أَنْشُدُكُمَا بِاللَّهِ الَّذِي بِإِذْنِهِ تَقُومُ السَّمَاءُ وَالأَرْضُ هَلْ تَعْلَمَانِ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالاَ نَعَمْ ‏.‏ قَالَ فَإِنَّ اللَّهَ خَصَّ رَسُولَهُ صلى الله عليه وسلم بِخَاصَّةٍ لَمْ يَخُصَّ بِهَا أَحَدًا مِنَ النَّاسِ فَقَالَ اللَّهُ تَعَالَى ‏{‏ وَمَا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ مِنْهُمْ فَمَا أَوْجَفْتُمْ عَلَيْهِ مِنْ خَيْلٍ وَلاَ رِكَابٍ وَلَكِنَّ اللَّهَ يُسَلِّطُ رُسُلَهُ عَلَى مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ ‏}‏ وَكَانَ اللَّهُ أَفَاءَ عَلَى رَسُولِهِ بَنِي النَّضِيرِ فَوَاللَّهِ مَا اسْتَأْثَرَ بِهَا عَلَيْكُمْ وَلاَ أَخَذَهَا دُونَكُمْ فَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَأْخُذُ مِنْهَا نَفَقَةَ سَنَةٍ أَوْ نَفَقَتَهُ وَنَفَقَةَ أَهْلِهِ سَنَةً وَيَجْعَلُ مَا بَقِيَ أُسْوَةَ الْمَالِ ‏.‏ ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَى أُولَئِكَ الرَّهْطِ فَقَالَ أَنْشُدُكُمْ بِاللَّهِ الَّذِي بِإِذْنِهِ تَقُومُ السَّمَاءُ وَالأَرْضُ هَلْ تَعْلَمُونَ ذَلِكَ قَالُوا نَعَمْ ‏.‏ ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَى الْعَبَّاسِ وَعَلِيٍّ رضى الله عنهما فَقَالَ أَنْشُدُكُمَا بِاللَّهِ الَّذِي بِإِذْنِهِ تَقُومُ السَّمَاءُ وَالأَرْضُ هَلْ تَعْلَمَانِ ذَلِكَ قَالاَ نَعَمْ ‏.‏ فَلَمَّا تُوُفِّيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ أَبُو بَكْرٍ أَنَا وَلِيُّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَجِئْتَ أَنْتَ وَهَذَا إِلَى أَبِي بَكْرٍ تَطْلُبُ أَنْتَ مِيرَاثَكَ مِنِ ابْنِ أَخِيكَ وَيَطْلُبُ هَذَا مِيرَاثَ امْرَأَتِهِ مِنْ أَبِيهَا فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ رَحِمَهُ اللَّهُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ ‏"‏ ‏.‏ وَاللَّهُ يَعْلَمُ إِنَّهُ لَصَادِقٌ بَارٌّ رَاشِدٌ تَابِعٌ لِلْحَقِّ فَوَلِيَهَا أَبُو بَكْرٍ فَلَمَّا تُوُفِّيَ أَبُو بَكْرٍ قُلْتُ أَنَا وَلِيُّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَوَلِيُّ أَبِي بَكْرٍ فَوَلِيتُهَا مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ أَلِيَهَا فَجِئْتَ أَنْتَ وَهَذَا وَأَنْتُمَا جَمِيعٌ وَأَمْرُكُمَا وَاحِدٌ فَسَأَلْتُمَانِيهَا فَقُلْتُ إِنْ شِئْتُمَا أَنْ أَدْفَعَهَا إِلَيْكُمَا عَلَى أَنَّ عَلَيْكُمَا عَهْدَ اللَّهِ أَنْ تَلِيَاهَا بِالَّذِي كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَلِيهَا فَأَخَذْتُمَاهَا مِنِّي عَلَى ذَلِكَ ثُمَّ جِئْتُمَانِي لأَقْضِيَ بَيْنَكُمَا بِغَيْرِ ذَلِكَ وَاللَّهِ لاَ أَقْضِي بَيْنَكُمَا بِغَيْرِ ذَلِكَ حَتَّى تَقُومَ السَّاعَةُ فَإِنْ عَجَزْتُمَا عَنْهَا فَرُدَّاهَا إِلَىَّ ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ إِنَّمَا سَأَلاَهُ أَنْ يَكُونَ يُصَيِّرُهُ بَيْنَهُمَا نِصْفَيْنِ لاَ أَنَّهُمَا جَهِلاَ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ ‏"‏ ‏.‏ فَإِنَّهُمَا كَانَا لاَ يَطْلُبَانِ إِلاَّ الصَّوَابَ ‏.‏ فَقَالَ عُمَرُ لاَ أُوقِعُ عَلَيْهِ اسْمَ الْقَسْمِ أَدَعُهُ عَلَى مَا هُوَ عَلَيْهِ ‏.‏

Malik b. Evs b. el-Hadesan'dan demiştir ki: Ömer (b. el-Hattab bir gün) güneşin yükseldiği bir sırada bana bir haber gönderdi. Bunun üzerine yanına vardım ve kendisini mindersiz olarak doğrudan doğruya bir karyolanın ağaç kısmı üzerine oturmuş hâlde buldum. Yanına girince bana: “Ey Malik, senin kavminden birkaç aile koşarak geldi. Ben de onlara ganimet mallarından bir şeyler verilmesini emrettim; bu atiyyeleri onlara sen bölüştürüver” dedi. Ben de: “Bunu sen başka birisine emretsen daha iyi olurdu” dedim. O da: “Onu al” dedi. O sırada Hz. Ömer'in hizmetçisi Yerfa' çıkıp geldi ve: “Ey müminlerin emiri! Osman b. Afvân'la Abdurrahman b. Avf, Zübeyr b. el-Avvâm ve Sa'd b. Ebî Vakkas'ın yanınıza girmelerine izin verir misiniz?” dedi. Hz. Ömer de: “Evet” cevabını verdi ve yanına girmeleri için onlara izin verdi; onlar da girdiler. Sonra Yerfa' tekrar geldi ve: “Ey müminlerin emiri! Yanına Abbas ile Ali'nin girmelerine de izin verir misin?” dedi. O da: “Evet” dedi ve yanına girmeleri için onlara da izin verdi; onlar da girdiler. Biraz sonra Hz. Abbas söz aldı ve: “Ey müminlerin emiri! Benimle şu Ali arasında bir hüküm ver” dedi. Orada bulunanlardan biri de: “Evet ey müminlerin emiri, onlar arasında bir hüküm ver ve ikisine de merhametli ol” dedi. Malik b. Evs sözlerine devamla şöyle dedi: Bana öyle geldi ki Hz. Abbas'la Ali, Hz. Osman, Hz. Abdurrahman, ez-Zübeyr ve Sa'd'den oluşan bu cemaati bu iş için şefaatçi olmaları gayesiyle önden göndermişlerdi. Hz. Ömer de: “Acele etmeyin” dedi. Sonra o topluluğa dönüp: “İzniyle göğün ve yerin ayakta durduğu Allah aşkına size soruyorum: Rasûlullah (S.A.V.)'in ‘Biz miras bırakmayız; bizim bıraktığımız sadakadır’ buyurduğunu biliyor musunuz?” dedi. Onlar da: “Evet” dediler. Sonra Hz. Ali ile Abbas'a dönüp: “İzniyle göğün ve yerin ayakta durduğu Allah aşkına söyleyiniz: Siz, Rasûlullah (S.A.V.)'in ‘Biz miras bırakmayız; bizim arkamızda bıraktığımız mal sadakadır’ buyurduğunu biliyor musunuz?” dedi. Onlar da: “Evet” cevabını verdiler. Bunun üzerine Hz. Ömer şöyle dedi: “Şüphesiz ki Allah, Rasûlünü hiçbir kimseye vermediği bir özellikle tahsis etti de Kur'ân-ı Kerîm'inde şöyle buyurdu: ‘Allah'ın onlardan Nebisine verdiği ganimetlere gelince, siz onu elde etmek için onun üzerine ne at ne de deve sürdünüz. Fakat Allah, nebilerini dilediği kimselerin üzerine salar; Allah her şeye kadirdir.’ [Haşr 6] Allah, Nadîroğullarının mallarını Rasûlüne fey olarak verdi. Allah'a yemin olsun ki Hz. Nebi bu malların paylaştırılmasında kendini size asla tercih etmedi. Kendisi onları alıp da size vermezlik de etmedi. Rasûlullah (S.A.V.), Nadîroğullarından fey olarak ele geçen bu mallardan bir senelik nafaka, yahut kendi nafakasını ve ailesinin bir senelik nafakasını alırdı. Bu ifadedeki tereddüt raviye aittir. Kalanı da hazinedeki mallar arasına koyardı.” Sonra Hz. Ömer bu cemaate yönelip: “İzniyle göğün ve yerin ayakta durduğu Allah aşkına size soruyorum: Bunu biliyor musunuz?” dedi. Onlar da: “Evet” dediler. Sonra Hz. Abbas ile Ali'ye yönelip: “İzniyle göğün ve yerin ayakta durduğu Allah aşkına size soruyorum: Bunu biliyor musunuz?” dedi. Onlar da: “Evet” cevabını verdiler. Sonra Hz. Ömer konuşmasına şöyle devam etti: “Rasûlullah (S.A.V.) vefat edince Ebû Bekir (r.a.): ‘Ben Rasûlullah'ın velisiyim’ dedi. Bunun üzerine sen, ey Abbas, şu karşımda duran Ali ile birlikte Ebû Bekir'e varıp kardeşinin oğlundan, yani Hz. Nebi'den hissene düşecek olan mirasını istedin. Bu da karısı Fâtıma'nın mirasını babası Hz. Muhammed'in malından istiyordu. Hz. Ebû Bekir (r.a.) de size şöyle cevap verdi: ‘Rasûlullah (S.A.V.), “Biz miras bırakmayız; bizim bıraktığımız sadakadır” buyurdu.’ Allah bilir ki Ebû Bekir doğru sözlüdür, Allah'ın emirlerine hakkıyla uyucudur, doğru yoldadır ve hakka tâbidir. Bu yüzden Hz. Nebi'den kalan bu malların idaresi Ebû Bekir'e verildi. Ebû Bekir vefat edince de ben: ‘Rasûlullah (S.A.V.)'in ve Ebû Bekir'in velisi benim’ dedim ve Allah'ın mütevelli olmamı dilediği süre boyunca bu mallara mütevelli oldum. Derken sen ve şu Ali, ikinizin de işi bir olduğu hâlde beraberce karşıma gelip benden bu malları istediniz. Ben de size: ‘Eğer bu malları size vermemi istiyorsanız, o malları Rasûlullah (S.A.V.)'in sarf ettiği yerlere sarf edeceğinize dair Allah'a söz vermeniz şartıyla onları size verebilirim’ dedim. Bu şartlar altında bu malı benden aldınız. Sonra aranızda bunun dışında bir hüküm vermem için kalkıp tekrar bana geldiniz. Allah'a yemin olsun ki kıyamet kopuncaya kadar aranızda bundan başka bir hüküm vermem. Eğer bu şartları yerine getirmekten aciz kalırsanız onları bana geri veriniz.” Ebû Dâvud der ki: Hz. Abbas'la Hz. Ali, Hz. Ömer'den o malları ikisi arasında yarıya bölmesini ve idare ve tasarruf hakkının kendilerine verilmesini istediler. Yoksa onlar Nebi (S.A.V.)'in “Biz miras bırakmayız; bizim bıraktığımız sadakadır” dediğini bilmiyor değillerdi. Onlar doğru olandan başka bir şey istemiyorlardı. Nitekim Hz. Ömer de: “Ben bu mala taksim ismini koydurmam; onu olduğu gibi bırakırım” demek suretiyle bu duruma işaret etmiştir.

Sunan Abu Dawud 2963

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ ثَوْرٍ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ مَالِكِ بْنِ أَوْسٍ، بِهَذِهِ الْقِصَّةِ قَالَ وَهُمَا - يَعْنِي عَلِيًّا وَالْعَبَّاسَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا - يَخْتَصِمَانِ فِيمَا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ مِنْ أَمْوَالِ بَنِي النَّضِيرِ ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ أَرَادَ أَنْ لاَ يُوقِعَ عَلَيْهِ اسْمَ قَسْمٍ ‏.‏

Şu bir önceki 2963. hadiste geçen olay, Malik b. Evs'den de rivayet olundu. Dedi ki: “Hz. Ali ile Abbas (r.a.), Allah'ın Rasûlüne fey olarak ihsan etmiş olduğu Nadîroğullarının malları üzerinde mahkemelik olmuşlardı.” Ebû Dâvud der ki: Hz. Ömer, bu mallar üzerine taksim isminin konmamasını istedi.

Sunan Abu Dawud 2964

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَأَحْمَدُ بْنُ عَبْدَةَ، - الْمَعْنَى - أَنَّ سُفْيَانَ بْنَ عُيَيْنَةَ، أَخْبَرَهُمْ عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ مَالِكِ بْنِ أَوْسِ بْنِ الْحَدَثَانِ، عَنْ عُمَرَ، قَالَ كَانَتْ أَمْوَالُ بَنِي النَّضِيرِ مِمَّا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ مِمَّا لَمْ يُوجِفِ الْمُسْلِمُونَ عَلَيْهِ بِخَيْلٍ وَلاَ رِكَابٍ كَانَتْ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَالِصًا يُنْفِقُ عَلَى أَهْلِ بَيْتِهِ - قَالَ ابْنُ عَبْدَةَ يُنْفِقُ عَلَى أَهْلِهِ قُوتَ سَنَةٍ - فَمَا بَقِيَ جُعِلَ فِي الْكُرَاعِ وَعُدَّةً فِي سَبِيلِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ قَالَ ابْنُ عَبْدَةَ فِي الْكُرَاعِ وَالسِّلاَحِ ‏.‏

Hz. Ömer'den, demiştir ki: Nadiroğulları'nın malları, Müslümanların üzerine at ve deve sürmeden Allah'ın Rasûlüne vermiş olduğu ganimetlerdendi ve bu mallar sırf Rasûlullah (S.A.V.)'e aitti. Hz. Nebi bu malları ev halkının geçimine sarf ederdi. Musannif Ebû Davud'un şeyhi İbn Abde bu cümleyi, "Ailesinin senelik rızkına sarf ederdi" diye rivayet etmiştir. Geri kalanını da harp için gerekli olan atların temininde ve Allah yolunda yapılacak savaş uğrunda harcardı. İbn Abde bu son cümleyi, "At ve silah temini uğrunda sarf ederdi" diye rivayet etti.

Sunan Abu Dawud 2965

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا أَيُّوبُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ قَالَ عُمَرُ ‏{‏ وَمَا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ مِنْهُمْ فَمَا أَوْجَفْتُمْ عَلَيْهِ مِنْ خَيْلٍ وَلاَ رِكَابٍ ‏}‏ ‏.‏ قَالَ الزُّهْرِيُّ قَالَ عُمَرُ هَذِهِ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَاصَّةً قُرَى عُرَيْنَةَ فَدَكَ وَكَذَا وَكَذَا ‏{‏ مَا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ مِنْ أَهْلِ الْقُرَى فَلِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَابْنِ السَّبِيلِ ‏}‏ وَلِلْفُقَرَاءِ الَّذِينَ أُخْرِجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ وَأَمْوَالِهِمْ وَالَّذِينَ تَبَوَّءُوا الدَّارَ وَالإِيمَانَ مِنْ قَبْلِهِمْ ‏.‏ وَالَّذِينَ جَاءُوا مِنْ بَعْدِهِمْ فَاسْتَوْعَبَتْ هَذِهِ الآيَةُ النَّاسَ فَلَمْ يَبْقَ أَحَدٌ مِنَ الْمُسْلِمِينَ إِلاَّ لَهُ فِيهَا حَقٌّ ‏.‏ قَالَ أَيُّوبُ أَوْ قَالَ حَظٌّ إِلاَّ بَعْضَ مَنْ تَمْلِكُونَ مِنْ أَرِقَّائِكُمْ ‏.‏

Zührî'den, Ömer (r.a.) şöyle demiştir: Allah (c.c.), "Allah'ın onların mallarından Nebisine verdiği ganimetler için siz at ve deve sürmüş değilsiniz..." (Haşr, 6) buyurdu. Zührî, Hz. Ömer'in (r.a.), "Bu; Urayne köyleri, Fedek ve şurası şurası olmak üzere sırf Rasûlullah'a aittir" dediğini söyledi. Âyet-i kerimelerde şöyle buyurulur: "Allah'ın fethedilen ülkeler halkının mallarından Nebisine verdiği ganimetler Allah, Peygamber, yakınları, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir..." (Haşr, 7) "Allah'ın verdiği bu ganimet malları, yurtlarından ve mallarından çıkarılan fakirler içindir..." (Haşr, 8) "Daha önceden Medine'yi yurt edinmiş ve kalplerine imanı yerleştirmiş olanlar..." (Haşr, 9) "Ve onların arkasından gelenler..." (Haşr, 10) Hz. Ömer daha sonra şöyle dedi: "Bu âyet tüm insanları kapsadı. Müslümanlardan, ganimette hakkı, Eyyûb 'nasibi' dedi, olmayan, malik olduğunuz bazı kölelerden başka kimse kalmadı."

Sunan Abu Dawud 2966

حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا حَاتِمُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، ح وَحَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ دَاوُدَ الْمَهْرِيُّ، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُحَمَّدٍ، ح وَحَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا صَفْوَانُ بْنُ عِيسَى، - وَهَذَا لَفْظُ حَدِيثِهِ - كُلُّهُمْ عَنْ أُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ مَالِكِ بْنِ أَوْسِ بْنِ الْحَدَثَانِ، قَالَ كَانَ فِيمَا احْتَجَّ بِهِ عُمَرُ رضى الله عنه أَنَّهُ قَالَ كَانَتْ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثَلاَثُ صَفَايَا بَنُو النَّضِيرِ وَخَيْبَرُ وَفَدَكُ فَأَمَّا بَنُو النَّضِيرِ فَكَانَتْ حُبْسًا لِنَوَائِبِهِ وَأَمَّا فَدَكُ فَكَانَتْ حُبْسًا لأَبْنَاءِ السَّبِيلِ وَأَمَّا خَيْبَرُ فَجَزَّأَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثَلاَثَةَ أَجْزَاءٍ جُزْءَيْنِ بَيْنَ الْمُسْلِمِينَ وَجُزْءًا نَفَقَةً لأَهْلِهِ فَمَا فَضَلَ عَنْ نَفَقَةِ أَهْلِهِ جَعَلَهُ بَيْنَ فُقَرَاءِ الْمُهَاجِرِينَ ‏.‏

Mâlik b. Evs b. el-Hadesân'dan, demiştir ki: Hz. Ömer (r.a.), fey gelirlerinin Hz. Nebi'ye ait bir gelir olup başkalarına verilemeyeceği hususundaki görüşünü delillendirirken şöyle derdi: "Rasûlullah'ın (S.A.V.) üç safâyâsı vardı: Nadiroğulları'nın toprakları, Hayber arazisinin bir kısmı ve Fedek arazisinin yarısı. Nadiroğulları'nın topraklarına gelince, onlar Hz. Nebi'nin ihtiyaçları için kendi elinde tutulmakta idiler. Fedek ise yolda kalmış yolcular için tutulmakta idi. Hayber'e gelince, Rasûlullah (S.A.V.) onu, ikisini Müslümanlar arasında paylaştırmak, birini de kendi ailesinin geçimine sarf etmek üzere üçe bölmüştü. Ailesinin geçimine ayırdığı hisseden artanı da muhacirlerin fakirlerine verirdi."

Sunan Abu Dawud 2967

حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ خَالِدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَوْهَبٍ الْهَمْدَانِيُّ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ عُقَيْلِ بْنِ خَالِدٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ، زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهَا أَخْبَرَتْهُ أَنَّ فَاطِمَةَ بِنْتَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَرْسَلَتْ إِلَى أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ رضى الله عنه تَسْأَلُهُ مِيرَاثَهَا مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِمَّا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَيْهِ بِالْمَدِينَةِ وَفَدَكَ وَمَا بَقِيَ مِنْ خُمُسِ خَيْبَرَ ‏.‏ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ إِنَّمَا يَأْكُلُ آلُ مُحَمَّدٍ مِنْ هَذَا الْمَالِ ‏"‏ ‏.‏ وَإِنِّي وَاللَّهِ لاَ أُغَيِّرُ شَيئًا مِنْ صَدَقَةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ حَالِهَا الَّتِي كَانَتْ عَلَيْهِ فِي عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلأَعْمَلَنَّ فِيهَا بِمَا عَمِلَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَبَى أَبُو بَكْرٍ رضى الله عنه أَنْ يَدْفَعَ إِلَى فَاطِمَةَ عَلَيْهَا السَّلاَمُ مِنْهَا شَيْئًا ‏.‏

Urve b. Zübeyr'den demiştir ki: Nebi (s.a.v.)'in hanımı Aişe, ona şöyle demiştir: "Rasûlullah (s.a.v.)'in kızı Fatıma, Ebû Bekir es-Sıddık (r.a.)'a bir haber göndererek ondan Allah'ın Medine'de ve Fedek'te Rasûlullah'a vermiş olduğu fey'den ve Hayber'in beşte birinden kalan mallardan payına düşecek olan mirasını istedi. Ebû Bekir: ‘Şüphe yok ki Rasûlullah (s.a.v.): “Biz miras bırakmayız. Bizim bıraktığımız sadakadır. Muhammed'in aile fertleri ancak şu maldan yiyebilirler.” buyurdu. Allah'a yemin olsun ki ben Rasûlullah (s.a.v.)'in arkasında bıraktığı sadakasından hiçbir şeyi onun zamanındaki hâlinden başka bir hâle değiştiremem. Binaenaleyh, bu mallar hakkında Rasûlullah ne yapmışsa ben de onu yapacağım.’ cevabını verdi ve Fatıma aleyhisselama bir şey vermekten kaçındı.

Sunan Abu Dawud 2968

حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عُثْمَانَ الْحِمْصِيُّ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا شُعَيْبُ بْنُ أَبِي حَمْزَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، حَدَّثَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّ عَائِشَةَ، زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَخْبَرَتْهُ بِهَذَا الْحَدِيثِ قَالَ وَفَاطِمَةُ عَلَيْهَا السَّلاَمُ حِينَئِذٍ تَطْلُبُ صَدَقَةَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الَّتِي بِالْمَدِينَةِ وَفَدَكَ وَمَا بَقِيَ مِنْ خُمُسِ خَيْبَرَ ‏.‏ قَالَتْ عَائِشَةُ رضى الله عنها فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ رضى الله عنه إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ وَإِنَّمَا يَأْكُلُ آلُ مُحَمَّدٍ فِي هَذَا الْمَالِ ‏"‏ ‏.‏ يَعْنِي مَالَ اللَّهِ لَيْسَ لَهُمْ أَنْ يَزِيدُوا عَلَى الْمَأْكَلِ ‏.‏

Zührî'den, Urve b. Zübeyr'in şu bir önceki 2968. hadisi Peygamber (s.a.v.)'in hanımı Aişe'nin kendisine anlattığını söylemiş ve Zührî rivayetine devamla şöyle demiştir: Fatıma (r.a.), o zaman Rasûlullah (s.a.v.)'in arkasında bırakmış olduğu Medine ve Fedek'teki sadakası ile Hayber'in beşte birinden kalan malları istemiş. Hz. Aişe sözlerine devam ederek şöyle demiştir: Ebû Bekir de ona: ‘Rasûlullah (s.a.v.): “Biz miras bırakmayız. Bizim bıraktığımız sadakadır. Muhammed'in ailesi ancak şu maldan, yani Allah'ın malından yerler. Onların yiyecek giderlerini daha fazla artırmaya hakları yoktur.” buyurdu.’ cevabını verdi.

Sunan Abu Dawud 2969

حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ أَبِي يَعْقُوبَ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ سَعْدٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ، أَنَّ عَائِشَةَ، رضى الله عنها أَخْبَرَتْهُ بِهَذَا الْحَدِيثِ، قَالَ فِيهِ فَأَبَى أَبُو بَكْرٍ رضى الله عنه عَلَيْهَا ذَلِكَ وَقَالَ لَسْتُ تَارِكًا شَيْئًا كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَعْمَلُ بِهِ إِلاَّ عَمِلْتُ بِهِ إِنِّي أَخْشَى إِنْ تَرَكْتُ شَيْئًا مِنْ أَمْرِهِ أَنْ أَزِيغَ فَأَمَّا صَدَقَتُهُ بِالْمَدِينَةِ فَدَفَعَهَا عُمَرُ إِلَى عَلِيٍّ وَعَبَّاسٍ رضى الله عنهم فَغَلَبَهُ عَلِيٌّ عَلَيْهَا وَأَمَّا خَيْبَرُ وَفَدَكُ فَأَمْسَكَهُمَا عُمَرُ وَقَالَ هُمَا صَدَقَةُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَتَا لِحُقُوقِهِ الَّتِي تَعْرُوهُ وَنَوَائِبِهِ وَأَمْرُهُمَا إِلَى مَنْ وَلِيَ الأَمْرَ ‏.‏ قَالَ فَهُمَا عَلَى ذَلِكَ إِلَى الْيَوْمِ ‏.‏

İbn Şihab'dan demiştir ki: Urve, şu bir önceki 2969. hadisi Hz. Aişe'nin kendisine haber verdiğini söylemiş. Urve bu rivayetinde şöyle demiştir: "Ebû Bekir, Fatıma'nın bu teklifini kabul etmedi ve: ‘Ben Rasûlullah (s.a.v.)'in yapmış olduğu bir uygulamayı terk edecek değilim. Onu mutlaka yerine getireceğim. Onun bu mevzuda yapmış olduğu bir işi terk ettiğim takdirde doğru yoldan sapacağımdan korkarım.’ dedi. Hz. Nebi'nin Medine'deki sadakasına gelince, onu Hz. Ömer, Hz. Ali ile Abbâs'a verdi. Sonra Hz. Ali onu Abbâs'ın elinden aldı. Hayber toprakları ile Fedek arazisine gelince, Hz. Ömer: ‘Bunlar Rasûlullah (s.a.v.)'in karşılayacağı önemli ihtiyaçlarına sarf edilecek sadakalardır.’ diyerek ikisini elinde tuttu. ‘Bunların idaresi, benim yerime geçip de idareyi ele alacak kimseye aittir.’ dedi. Onlar bugüne kadar bu şekilde idare edilegeldi.

Sunan Abu Dawud 2970

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ ثَوْرٍ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، فِي قَوْلِهِ ‏{‏ فَمَا أَوْجَفْتُمْ عَلَيْهِ مِنْ خَيْلٍ وَلاَ رِكَابٍ ‏}‏ قَالَ صَالَحَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَهْلَ فَدَكَ وَقُرًى قَدْ سَمَّاهَا لاَ أَحْفَظُهَا وَهُوَ مُحَاصِرٌ قَوْمًا آخَرِينَ فَأَرْسَلُوا إِلَيْهِ بِالصُّلْحِ قَالَ ‏{‏ فَمَا أَوْجَفْتُمْ عَلَيْهِ مِنْ خَيْلٍ وَلاَ رِكَابٍ ‏}‏ يَقُولُ بِغَيْرِ قِتَالٍ قَالَ الزُّهْرِيُّ وَكَانَتْ بَنُو النَّضِيرِ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم خَالِصًا لَمْ يَفْتَحُوهَا عَنْوَةً افْتَتَحُوهَا عَلَى صُلْحٍ فَقَسَمَهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ الْمُهَاجِرِينَ لَمْ يُعْطِ الأَنْصَارَ مِنْهَا شَيْئًا إِلاَّ رَجُلَيْنِ كَانَتْ بِهِمَا حَاجَةٌ ‏.‏

“Siz (onu elde etmek için) onun üzerine ne at ne de deve sürdünüz...” [Haşr 6] âyeti hakkında Zührî'nin (şöyle) dediği rivayet olunmuştur: “Nebi (s.a.v.) Fedek ve birtakım köylerin halkı ile barış yaptı. (Ma'mer der ki: Şeyhim Zührî bu köylerin isimlerini söyledi ama ben hatırımda tutamadım.) O sırada Hz. Nebi bir başka kavmi de kuşatmıştı. (Muhasara altında olan bu kavim) Hz. Nebi'ye haber göndererek sulh teklifinde bulundular. (Çünkü Cenab-ı Hak onların kalplerine korku düşürmüştü. Rasûl-i Ekrem de onların bu teklifini kabul etti. Bunun üzerine Yüce Allah, indirmiş olduğu bir âyet-i kerimede şöyle) buyurdu: ‘Siz (onu elde etmek için) onun üzerine ne at ne de deve sürdünüz.’ [Haşr 6] (Yüce Allah bu sözüyle bu malların) savaşsız olarak ele geçtiğini ifade buyurmak istiyor.” Zührî dedi ki: “(Ele geçen) Nadîroğullarının (bu) malları sırf Nebi'ye (s.a.v.) ait oldu. (Çünkü Müslümanlar) onları zorla ele geçirmediler. (Bilakis) onları barış yoluyla ele geçirdiler. Bu yüzden de Nebi (s.a.v.) onları Muhacirler arasında bölüştürdü. Muhtaç durumda olan iki kişi hariç olmak üzere onlardan Ensar'a hiçbir şey vermedi.”

Sunan Abu Dawud 2971

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْجَرَّاحِ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الْمُغِيرَةِ، قَالَ جَمَعَ عُمَرُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ بَنِي مَرْوَانَ حِينَ اسْتُخْلِفَ فَقَالَ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَتْ لَهُ فَدَكُ فَكَانَ يُنْفِقُ مِنْهَا وَيَعُودُ مِنْهَا عَلَى صَغِيرِ بَنِي هَاشِمٍ وَيُزَوِّجُ مِنْهَا أَيِّمَهُمْ وَإِنَّ فَاطِمَةَ سَأَلَتْهُ أَنْ يَجْعَلَهَا لَهَا فَأَبَى فَكَانَتْ كَذَلِكَ فِي حَيَاةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى مَضَى لِسَبِيلِهِ فَلَمَّا أَنْ وَلِيَ أَبُو بَكْرٍ رضى الله عنه عَمِلَ فِيهَا بِمَا عَمِلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي حَيَاتِهِ حَتَّى مَضَى لِسَبِيلِهِ فَلَمَّا أَنْ وَلِيَ عُمَرُ عَمِلَ فِيهَا بِمِثْلِ مَا عَمِلاَ حَتَّى مَضَى لِسَبِيلِهِ ثُمَّ أَقْطَعَهَا مَرْوَانُ ثُمَّ صَارَتْ لِعُمَرَ بْنِ عَبْدِ الْعَزِيزِ قَالَ - يَعْنِي عُمَرَ بْنَ عَبْدِ الْعَزِيزِ - فَرَأَيْتُ أَمْرًا مَنَعَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَاطِمَةَ عَلَيْهَا السَّلاَمُ لَيْسَ لِي بِحَقٍّ وَأَنَا أُشْهِدُكُمْ أَنِّي قَدْ رَدَدْتُهَا عَلَى مَا كَانَتْ يَعْنِي عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَلِيَ عُمَرُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ الْخِلاَفَةَ وَغَلَّتُهُ أَرْبَعُونَ أَلْفَ دِينَارٍ وَتُوُفِّيَ وَغَلَّتُهُ أَرْبَعُمِائَةِ دِينَارٍ وَلَوْ بَقِيَ لَكَانَ أَقَلَّ ‏.‏

Muğîre'den, demiştir ki: Ömer b. Abdülaziz, halife seçildiği zaman, (Hz. Nebi'nin mülkü olan topraklar ellerinde bulunan) Mervanoğullarını toplayıp (şöyle) dedi: “Şüphe yok ki Fedek (arazisi) Rasûlullah'ın (s.a.v.) idi. Onun bir kısmını (kendi ailesine) infak ederdi. Bir kısmını da Hâşimoğullarının küçüklerine ihsan ederdi. Bir kısmıyla da bekârları evlendirirdi. (Kızı) Fâtıma ondan Fedek arazisinin kendisine verilmesini istedi de (onun bu isteğini) kabul etmedi. (Fedek arazisinin) Rasûlullah'ın (s.a.v.) sağlığındaki durumu bu idi. Nihayet vefat edip Hz. Ebû Bekir halife seçilince, o da vefat edinceye kadar Fedek arazisinde Hz. Nebi'nin yaptığı işlemin aynısını yaptı. Ömer halife seçilince o da hayatı boyunca Fedek arazisi hakkında (Hz. Nebi ile Hz. Ebû Bekir'in) yaptıkları işlemin aynısını yaptı. Sonra (dedem) Mervan onu iktâ yoluyla kendi yakınlarına tahsis etti. Nihayet (Fedek arazisinin idaresi) Ömer b. Abdülaziz'e geçti.” Ömer b. Abdülaziz dedi ki: “Ben de Rasûlullah'ın (s.a.v.) Hz. Fâtıma'yı bile men ettiği bir işte benim hakkım olmadığını gördüm. Onu Rasûlullah'ın (s.a.v.) zamanındaki hâline döndürdüğüme sizi şahit tutuyorum.” Ebû Dâvûd dedi ki: “Ömer b. Abdülaziz halifeliğe geldiğinde geliri kırk bin dinardı. Vefat ettiğinde geliri dört yüz dinardı. Eğer daha yaşasaydı daha da az olurdu.”

Sunan Abu Dawud 2972

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْفُضَيْلِ، عَنِ الْوَلِيدِ بْنِ جُمَيْعٍ، عَنْ أَبِي الطُّفَيْلِ، قَالَ جَاءَتْ فَاطِمَةُ رضى الله عنها إِلَى أَبِي بَكْرٍ رضى الله عنه تَطْلُبُ مِيرَاثَهَا مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ عَلَيْهِ السَّلاَمُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ إِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ إِذَا أَطْعَمَ نَبِيًّا طُعْمَةً فَهِيَ لِلَّذِي يَقُومُ مِنْ بَعْدِهِ ‏"‏ ‏.‏

Ebû Tufeyl'den, demiştir ki: Fâtıma (r.a.) Ebû Bekir'e (r.a.) vararak Nebi'den (s.a.v.) kendisine düşecek mirası istedi. Ebû Bekir (r.a.) de (şöyle) cevap verdi: “Ben Rasûlullah'ı (s.a.v.), ‘Şüphesiz ki aziz ve celil olan Allah bir nebiye herhangi bir geçim kaynağı verdiği zaman, o kaynak Peygamber'in vefatından sonra yerine geçen kimsenin olur.’ derken işittim.”

Sunan Abu Dawud 2973

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ لاَ تَقْتَسِمُ وَرَثَتِي دِينَارًا مَا تَرَكْتُ بَعْدَ نَفَقَةِ نِسَائِي وَمُؤْنَةِ عَامِلِي فَهُوَ صَدَقَةٌ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ ‏"‏ مُؤْنَةِ عَامِلِي ‏"‏ ‏.‏ يَعْنِي أَكَرَةَ الأَرْضِ ‏.‏

Ebû Hureyre'den demiştir ki: Nebi (s.a.v.) (şöyle) buyurmuştur: "Benim mirasçılarım (benim bırakacağım) bir dinarı bile bölüşemezler, hanımlarımın nafakasından ve halifemin masrafından başka ne bırakmışsam sadakadır." Ebû Dâvud dedi ki: "mü'neti amili" (sözüyle) toprağı sürenlerin ücreti denmek istenmiştir.

Sunan Abu Dawud 2974

حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ مَرْزُوقٍ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ، عَنْ أَبِي الْبَخْتَرِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ حَدِيثًا، مِنْ رَجُلٍ فَأَعْجَبَنِي فَقُلْتُ اكْتُبْهُ لِي فَأَتَى بِهِ مَكْتُوبًا مُذَبَّرًا دَخَلَ الْعَبَّاسُ وَعَلِيٌّ عَلَى عُمَرَ وَعِنْدَهُ طَلْحَةُ وَالزُّبَيْرُ وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ وَسَعْدٌ وَهُمَا يَخْتَصِمَانِ فَقَالَ عُمَرُ لِطَلْحَةَ وَالزُّبَيْرِ وَعَبْدِ الرَّحْمَنِ وَسَعْدٍ أَلَمْ تَعْلَمُوا أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ كُلُّ مَالِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم صَدَقَةٌ إِلاَّ مَا أَطْعَمَهُ أَهْلَهُ وَكَسَاهُمْ إِنَّا لاَ نُورَثُ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا بَلَى ‏.‏ قَالَ فَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُنْفِقُ مِنْ مَالِهِ عَلَى أَهْلِهِ وَيَتَصَدَّقُ بِفَضْلِهِ ثُمَّ تُوُفِّيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَوَلِيَهَا أَبُو بَكْرٍ سَنَتَيْنِ فَكَانَ يَصْنَعُ الَّذِي كَانَ يَصْنَعُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ ثُمَّ ذَكَرَ شَيْئًا مِنْ حَدِيثِ مَالِكِ بْنِ أَوْسٍ ‏.‏

Ebû Buhterî'den demiştir ki: Adamın birinden bir hadis işitmiştim de çok hoşuma gitmişti. Bunun üzerine (ona) "Bu hadisi bana bir yazıver" demiştim. O da bu hadisi (bana) açıkça yazılmış bir hâlde getirip verdi. (Hadis şöyleydi: Bir gün) Abbas'la Ali (r.a.) Hz. Ömer'in yanına girdiler. Ömer'in yanında Talha ile Zübeyr, Abdurrahman ve Sa'd vardı. Abbas ile Ali ise birbirlerinden davacı idiler. Derken Ömer (r.a.) Talha ile Zübeyr, Abdurrahman ve Sa'd'a: "Siz Rasûlullah (s.a.v.)'in, 'Ailesinin yiyeceği ve giyeceği dışında Nebinin bütün malı sadakadır. Bizim malımıza mirasçı olunamaz.' dediğini biliyor musunuz?" dedi. Onlar da: "Evet, biliyoruz" dediler. Sonra Hz. Ömer sözlerine devam ederek: "Rasûlullah (s.a.v.) malını ailesine harcardı. Kalanı da sadaka olarak dağıtırdı. Sonra Rasûlullah (s.a.v.) vefat etti. Bunun üzerine halifeliği iki sene Ebû Bekir (r.a.) yürüttü, Rasûlullah (s.a.v.)'in yaptığını aynen o da yapıyordu." dedi. Sonra Ebû Buhterî, 2963 numaralı Malik b. Evs hadisinden bir kısmını daha zikretti.

Sunan Abu Dawud 2975

حَدَّثَنَا الْقَعْنَبِيُّ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهَا قَالَتْ إِنَّ أَزْوَاجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حِينَ تُوُفِّيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَرَدْنَ أَنْ يَبْعَثْنَ عُثْمَانَ بْنَ عَفَّانَ إِلَى أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ فَيَسْأَلْنَهُ ثُمُنَهُنَّ مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ لَهُنَّ عَائِشَةُ أَلَيْسَ قَدْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَا فَهُوَ صَدَقَةٌ ‏"‏ ‏.‏

Hz. Aişe'den demiştir ki: Rasûlullah (s.a.v.) vefat edince, hanımları Hz. Osman'ı Ebû Bekir Sıddık'a göndererek ondan, Nebi (s.a.v.)'in malının sekizde birini kendilerine isteyivermesini kararlaştırmışlar. Bunun üzerine Hz. Aişe onlara: "Rasûlullah (s.a.v.), 'Bizim malımıza varis olunmaz. Bizim bıraktığımız sadakadır.' buyurmadı mı?" demiş.

Sunan Abu Dawud 2976

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ فَارِسٍ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ حَمْزَةَ، حَدَّثَنَا حَاتِمُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ أُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، بِإِسْنَادِهِ نَحْوَهُ قُلْتُ أَلاَ تَتَّقِينَ اللَّهَ أَلَمْ تَسْمَعْنَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَا فَهُوَ صَدَقَةٌ وَإِنَّمَا هَذَا الْمَالُ لآلِ مُحَمَّدٍ لِنَائِبَتِهِمْ وَلِضَيْفِهِمْ فَإِذَا مِتُّ فَهُوَ إِلَى مَنْ وَلِيَ الأَمْرَ مِنْ بَعْدِي ‏"‏ ‏.‏

(İbn Şihab'ın yine Urve kanalıyla Aişe'den rivayet ettiğine göre: Hz. Aişe şöyle demiştir.) Ben (Hz. Nebi'nin malından miras isteyen hanımlarına): "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Siz Rasûlullah (s.a.v.)'i, 'Bizim malımıza mirasçı olunmaz. Bizim bıraktığımız sadakadır. Ancak şu mal Muhammed'in ailesinin ihtiyaçları ve misafirlerinin ağırlanması içindir. Ben ölünce (ailemin ihtiyaçlarına tahsis ettiklerimin dışında kalan) malım benden sonra halifeliği üstlenecek olan kimseye aittir.' derken işitmediniz mi?" dedim.

Sunan Abu Dawud 2977

حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ بْنِ مَيْسَرَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْمُبَارَكِ، عَنْ يُونُسَ بْنِ يَزِيدَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، أَخْبَرَنِي جُبَيْرُ بْنُ مُطْعِمٍ، أَنَّهُ جَاءَ هُوَ وَعُثْمَانُ بْنُ عَفَّانَ يُكَلِّمَانِ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِيمَا قَسَمَ مِنَ الْخُمُسِ بَيْنَ بَنِي هَاشِمٍ وَبَنِي الْمُطَّلِبِ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَسَمْتَ لإِخْوَانِنَا بَنِي الْمُطَّلِبِ وَلَمْ تُعْطِنَا شَيْئًا وَقَرَابَتُنَا وَقَرَابَتُهُمْ مِنْكَ وَاحِدَةٌ ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّمَا بَنُو هَاشِمٍ وَبَنُو الْمُطَّلِبِ شَىْءٌ وَاحِدٌ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ جُبَيْرٌ وَلَمْ يَقْسِمْ لِبَنِي عَبْدِ شَمْسٍ وَلاَ لِبَنِي نَوْفَلٍ مِنْ ذَلِكَ الْخُمُسِ كَمَا قَسَمَ لِبَنِي هَاشِمٍ وَبَنِي الْمُطَّلِبِ ‏.‏ قَالَ وَكَانَ أَبُو بَكْرٍ يَقْسِمُ الْخُمُسَ نَحْوَ قَسْمِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم غَيْرَ أَنَّهُ لَمْ يَكُنْ يُعْطِي قُرْبَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُعْطِيهِمْ ‏.‏ قَالَ وَكَانَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ يُعْطِيهِمْ مِنْهُ وَعُثْمَانُ بَعْدَهُ ‏.‏

Cübeyr b. Mutim'in haber verdiğine göre kendisi, Osman b. Affan (r.a.) ile birlikte, Hz. Nebi'nin humustan ayırdığı bir payı Haşim oğullarıyla Muttalib oğulları arasında paylaştırması hakkında konuşmak üzere Rasûlullah'ın huzuruna varmışlar. (Cübeyr b. Mutim sözlerine şöyle devam etmiştir:) "Ben: 'Ey Allah'ın Rasûlü! Sen humusun bir kısmını kardeşlerimiz Muttalib oğullarına dağıttın da bize ondan hiçbir şey vermedin. Oysa bizim sana olan yakınlığımızla onların yakınlığı aynıdır.' dedim. Nebi (s.a.v.) de: 'Haşim oğullarıyla Muttalib oğulları aynı şey gibidir.' buyurdu." Cübeyr (rivayetine devamla şöyle) dedi: Hz. Nebi bu humustan Haşim oğullarıyla Muttalib oğullarına verdiği gibi Abdüşems ve Nevfel oğullarına vermedi. (Zührî) dedi ki: Ebû Bekir humusu aynen Rasûlullah (s.a.v.) gibi bölüştürürdü; fakat Rasûlullah'ın kendi yakınlarına vermiş olduğu hisseyi onlara vermezdi. Ömer b. el-Hattab humustan onlara hisse verirdi. Hz. Ömer'den sonra Osman da onlara humustan pay verirdi.

Sunan Abu Dawud 2978

حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ عُمَرَ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، حَدَّثَنَا جُبَيْرُ بْنُ مُطْعِمٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَمْ يَقْسِمْ لِبَنِي عَبْدِ شَمْسٍ وَلاَ لِبَنِي نَوْفَلٍ مِنَ الْخُمُسِ شَيْئًا كَمَا قَسَمَ لِبَنِي هَاشِمٍ وَبَنِي الْمُطَّلِبِ ‏.‏ قَالَ وَكَانَ أَبُو بَكْرٍ يَقْسِمُ الْخُمُسَ نَحْوَ قَسْمِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم غَيْرَ أَنَّهُ لَمْ يَكُنْ يُعْطِي قُرْبَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَمَا كَانَ يُعْطِيهِمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَكَانَ عُمَرُ يُعْطِيهِمْ وَمَنْ كَانَ بَعْدَهُ مِنْهُمْ ‏.‏

Said b. el-Müseyyeb'den, demiştir ki: Cübeyr b. Mutim şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.), ganimet mallarının beşte birinden Haşim oğullarıyla Muttalib oğullarına hisse ayırdığı gibi Abdüşems oğullarıyla Nevfel oğullarına ayırmadı. (Zührî) dedi ki: Ebû Bekir, ganimet mallarından ayrılan beşte bir hisseyi hak sahipleri arasında aynen Rasûlullah (s.a.v.)'in taksimi gibi taksim ederdi. Fakat bu hisseden, Rasûlullah'ın verdiği gibi onun yakınlarına bir pay vermezdi. Ömer de onlara bir hisse verirdi. Ondan sonra halife olan Hz. Osman da o humustan onlara bir pay verirdi.

Sunan Abu Dawud 2979

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، أَخْبَرَنِي جُبَيْرُ بْنُ مُطْعِمٍ، قَالَ لَمَّا كَانَ يَوْمُ خَيْبَرَ وَضَعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سَهْمَ ذِي الْقُرْبَى فِي بَنِي هَاشِمٍ وَبَنِي الْمُطَّلِبِ وَتَرَكَ بَنِي نَوْفَلٍ وَبَنِي عَبْدِ شَمْسٍ فَانْطَلَقْتُ أَنَا وَعُثْمَانُ بْنُ عَفَّانَ حَتَّى أَتَيْنَا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ هَؤُلاَءِ بَنُو هَاشِمٍ لاَ نُنْكِرُ فَضْلَهُمْ لِلْمَوْضِعِ الَّذِي وَضَعَكَ اللَّهُ بِهِ مِنْهُمْ فَمَا بَالُ إِخْوَانِنَا بَنِي الْمُطَّلِبِ أَعْطَيْتَهُمْ وَتَرَكْتَنَا وَقَرَابَتُنَا وَاحِدَةٌ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَنَا وَبَنُو الْمُطَّلِبِ لاَ نَفْتَرِقُ فِي جَاهِلِيَّةٍ وَلاَ إِسْلاَمٍ وَإِنَّمَا نَحْنُ وَهُمْ شَىْءٌ وَاحِدٌ ‏"‏ ‏.‏ وَشَبَّكَ بَيْنَ أَصَابِعِهِ ‏.‏

Said b. el-Müseyyeb'den demiştir ki: Cübeyr b. Mut'ım ona şöyle demiştir: Hayber günü olunca Rasûlullah (s.a.v.), yakınlarının hissesini Haşim oğullarıyla Muttalib oğullarına verdi; Nevfel oğullarıyla Abdüşems oğullarını bıraktı. Ben de Osman b. Affan'la beraber yola koyuldum. Nihayet Nebi (s.a.v.)'e vardık ve: "Ey Allah'ın Rasûlü! Bunlar Haşim oğullarıdır. Allah'ın seni onların içerisinden seçmiş olması sebebiyle onların üstünlüklerini inkâr etmiyoruz. Fakat kardeşlerimiz Muttalib oğullarının durumu nedir ki bizi bıraktığın hâlde onlara hisse verdin? Oysa onların da bizim de sana olan yakınlığımız birdir." dedik. Rasûlullah (s.a.v.) de: "Muttalib oğullarıyla biz cahiliye döneminde de İslâmiyet döneminde de ayrılmadık. Biz ve onlar bir bütünüz." buyurdu ve parmaklarını birbirine geçirdi.

Sunan Abu Dawud 2980

حَدَّثَنَا حُسَيْنُ بْنُ عَلِيٍّ الْعِجْلِيُّ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنِ الْحَسَنِ بْنِ صَالِحٍ، عَنِ السُّدِّيِّ، فِي ذِي الْقُرْبَى قَالَ هُمْ بَنُو عَبْدِ الْمُطَّلِبِ ‏.‏

es-Süddî, Allah'ın Rasûlü ile akrabalığı bulunanlar hakkında: "Onlar Abdülmuttalib oğullarıdır." demiştir.

Sunan Abu Dawud 2981

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا عَنْبَسَةُ، حَدَّثَنَا يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي يَزِيدُ بْنُ هُرْمُزَ، أَنَّ نَجْدَةَ الْحَرُورِيَّ، حِينَ حَجَّ فِي فِتْنَةِ ابْنِ الزُّبَيْرِ أَرْسَلَ إِلَى ابْنِ عَبَّاسٍ يَسْأَلُهُ عَنْ سَهْمِ ذِي الْقُرْبَى وَيَقُولُ لِمَنْ تَرَاهُ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ لِقُرْبَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَسَمَهُ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَدْ كَانَ عُمَرُ عَرَضَ عَلَيْنَا مِنْ ذَلِكَ عَرْضًا رَأَيْنَاهُ دُونَ حَقِّنَا فَرَدَدْنَاهُ عَلَيْهِ وَأَبَيْنَا أَنْ نَقْبَلَهُ ‏.‏

Yezid b. Hürmüz şöyle demiştir: Necde el-Harûrî, İbn Zübeyr fitnesi sırasında hacca gitmişti. İbn Abbas'a birini göndererek yakınların payını sordu ve: "Bu payın kime ait olduğu görüşündesin?" dedi. İbn Abbas da: "Rasûlullah (s.a.v.)'in yakınlarına aittir. Rasûlullah (s.a.v.) bu hisseyi onlara vermiştir. Ömer de bundan bize bir pay teklif etmişti. Fakat biz bu payı hakkımızdan az bulduğumuz için kendisine geri verdik ve onu kabul etmekten kaçındık." dedi.

Sunan Abu Dawud 2982

حَدَّثَنَا عَبَّاسُ بْنُ عَبْدِ الْعَظِيمِ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَبِي بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَبُو جَعْفَرٍ الرَّازِيُّ، عَنْ مُطَرِّفٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي لَيْلَى، قَالَ سَمِعْتُ عَلِيًّا، يَقُولُ وَلاَّنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خُمُسَ الْخُمُسِ فَوَضَعْتُهُ مَوَاضِعَهُ حَيَاةَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَحَيَاةَ أَبِي بَكْرٍ وَحَيَاةَ عُمَرَ فَأُتِيَ بِمَالٍ فَدَعَانِي فَقَالَ خُذْهُ ‏.‏ فَقُلْتُ لاَ أُرِيدُهُ ‏.‏ قَالَ خُذْهُ فَأَنْتُمْ أَحَقُّ بِهِ ‏.‏ قُلْتُ قَدِ اسْتَغْنَيْنَا عَنْهُ فَجَعَلَهُ فِي بَيْتِ الْمَالِ ‏.‏

Abdurrahman b. Ebî Leyla'dan demiştir ki: Ben Hz. Ali (r.a)'yi (şöyle) derken işittim: "Rasûlullah (s.a.v.) humusun beşte birini (hak sahiplerine dağıtmak üzere) beni görevlendirmişti. Ben de onu Rasûlullah (s.a.v.) ile Hz. Ebû Bekir ve Ömer devrinde (verilmesi gereken) yerlerine verdim. (Bir gün) bana (Hz. Ömer tarafından) bir mal getirildi. (Hz. Ömer) beni çağırdı ve: 'Onu (Hz. Nebi'nin yakını olarak) sen al' dedi. Ben de: 'Ben onu istemiyorum.' dedim. O da: 'Sen al, çünkü siz (Nebi'nin yakınları olarak) ona daha çok müstehaksınız.' dedi. Ben de: 'Bizim ona ihtiyacımız yoktur.' dedim. Bunun üzerine onu hazineye koydu."

Sunan Abu Dawud 2983

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا هَاشِمُ بْنُ الْبَرِيدِ، حَدَّثَنَا حُسَيْنُ بْنُ مَيْمُونٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي لَيْلَى، قَالَ سَمِعْتُ عَلِيًّا، عَلَيْهِ السَّلاَمُ يَقُولُ اجْتَمَعْتُ أَنَا وَالْعَبَّاسُ، وَفَاطِمَةُ، وَزَيْدُ بْنُ حَارِثَةَ، عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنْ رَأَيْتَ أَنْ تُوَلِّيَنِي حَقَّنَا مِنْ هَذَا الْخُمُسِ فِي كِتَابِ اللَّهِ فَأَقْسِمَهُ حَيَاتَكَ كَىْ لاَ يُنَازِعَنِي أَحَدٌ بَعْدَكَ فَافْعَلْ ‏.‏ قَالَ فَفَعَلَ ذَلِكَ - قَالَ - فَقَسَمْتُهُ حَيَاةَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ وَلاَّنِيهِ أَبُو بَكْرٍ رضى الله عنه حَتَّى إِذَا كَانَتْ آخِرُ سَنَةٍ مِنْ سِنِي عُمَرَ رضى الله عنه فَإِنَّهُ أَتَاهُ مَالٌ كَثِيرٌ فَعَزَلَ حَقَّنَا ثُمَّ أَرْسَلَ إِلَىَّ فَقُلْتُ بِنَا عَنْهُ الْعَامَ غِنًى وَبِالْمُسْلِمِينَ إِلَيْهِ حَاجَةٌ فَارْدُدْهُ عَلَيْهِمْ فَرَدَّهُ عَلَيْهِمْ ثُمَّ لَمْ يَدْعُنِي إِلَيْهِ أَحَدٌ بَعْدَ عُمَرَ فَلَقِيتُ الْعَبَّاسَ بَعْدَ مَا خَرَجْتُ مِنْ عِنْدِ عُمَرَ فَقَالَ يَا عَلِيُّ حَرَمْتَنَا الْغَدَاةَ شَيْئًا لاَ يُرَدُّ عَلَيْنَا أَبَدًا وَكَانَ رَجُلاً دَاهِيًا ‏.‏

Abdurrahman'dan demiştir ki: Ali (r.a)'yi (şöyle) derken işittim: “Ben, Abbas, Fatıma ve Zeyd b. Harise ile Hz. Nebi (s.a.v.)'in yanında bir araya gelmiştik. (Hz. Nebi'ye hitaben): 'Ey Allah'ın Rasûlü, Aziz ve Celil olan Allah'ın kitabında (ganimet mallarından ayrılıp dağıtılmasını emrettiği) humustan (bize düşecek olan) hakkımızı (pay sahiplerine dağıtma görevini) bana versen de (ileride) senden sonra herhangi bir kimsenin bu mevzuda benimle anlaşmazlığa düşmemesi için senin sağlığında bu geliri (hak sahiplerine) ben dağıtsam (çok isabetli olur, uygun buluyorsan bunu) yap.' dedim. (Rasûl-i Ekrem Efendimiz de) bunu yaptı. Ve (humus gelirlerindeki Hz. Nebi'nin yakınlarına ait) bu hakkı, Rasûlullah (s.a.v.)'in sağlığında (hak sahiplerine) ben dağıttım. Sonra Hz. Ebû Bekir de bu görevi bana verdi. Nihayet Hz. Ömer'in (halifelik) yıllarının son yılına kadar (bu görevi yürüttüm. Fakat Hz. Ömer'in halifeliğinin son yılında bu görevi bıraktım). Çünkü (o sene) ona (ganimetlerden) birçok mal geldi. O da bizim hakkımızı ayırdı. Sonra bana (bir haber) gönderdi. Ben de: 'Bizim bu sene ona ihtiyacımız yoktur, (fakat Hz. Nebi'nin yakınları olan bizlerin dışındaki) Müslümanların ona ihtiyacı vardır. Sen bunu onlara ver!' cevabını verdim. O da (bizim hissemize düşecek olan) bu malı fakir Müslümanlara verdi. Hz. Ömer'den sonra kimse bana bunu teklif etmedi. Hz. Ömer'in yanından çıktıktan sonra Hz. Abbas'la karşılaşmıştım da (bana): 'Ey Ali! Bugün sen bizi (büyük bir) gelirden mahrum ettin; bir daha bu mal ebediyen bize verilmez.' demişti. (Gerçekten Abbas) çok zeki bir adamdı.”

Sunan Abu Dawud 2984

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا عَنْبَسَةُ، حَدَّثَنَا يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْحَارِثِ بْنِ نَوْفَلٍ الْهَاشِمِيُّ، أَنَّ عَبْدَ الْمُطَّلِبِ بْنَ رَبِيعَةَ بْنِ الْحَارِثِ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ، أَخْبَرَهُ أَنَّ أَبَاهُ رَبِيعَةَ بْنَ الْحَارِثِ وَعَبَّاسَ بْنَ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ قَالاَ لِعَبْدِ الْمُطَّلِبِ بْنِ رَبِيعَةَ وَلِلْفَضْلِ بْنِ عَبَّاسٍ ائْتِيَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُولاَ لَهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَدْ بَلَغْنَا مِنَ السِّنِّ مَا تَرَى وَأَحْبَبْنَا أَنْ نَتَزَوَّجَ وَأَنْتَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَبَرُّ النَّاسِ وَأَوْصَلُهُمْ وَلَيْسَ عِنْدَ أَبَوَيْنَا مَا يُصْدِقَانِ عَنَّا فَاسْتَعْمِلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ عَلَى الصَّدَقَاتِ فَلْنُؤَدِّ إِلَيْكَ مَا يُؤَدِّي الْعُمَّالُ وَلْنُصِبْ مَا كَانَ فِيهَا مِنْ مِرْفَقٍ ‏.‏ قَالَ فَأَتَى إِلَيْنَا عَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ وَنَحْنُ عَلَى تِلْكَ الْحَالِ فَقَالَ لَنَا إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ لاَ وَاللَّهِ لاَ نَسْتَعْمِلُ مِنْكُمْ أَحَدًا عَلَى الصَّدَقَةِ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ لَهُ رَبِيعَةُ هَذَا مِنْ أَمْرِكَ قَدْ نِلْتَ صِهْرَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلَمْ نَحْسُدْكَ عَلَيْهِ ‏.‏ فَأَلْقَى عَلِيٌّ رِدَاءَهُ ثُمَّ اضْطَجَعَ عَلَيْهِ فَقَالَ أَنَا أَبُو حَسَنٍ الْقَرْمُ وَاللَّهِ لاَ أَرِيمُ حَتَّى يَرْجِعَ إِلَيْكُمَا ابْنَاكُمَا بِجَوَابِ مَا بَعَثْتُمَا بِهِ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ قَالَ عَبْدُ الْمُطَّلِبِ فَانْطَلَقْتُ أَنَا وَالْفَضْلُ إِلَى بَابِ حُجْرَةِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حَتَّى نُوَافِقَ صَلاَةَ الظُّهْرِ قَدْ قَامَتْ فَصَلَّيْنَا مَعَ النَّاسِ ثُمَّ أَسْرَعْتُ أَنَا وَالْفَضْلُ إِلَى بَابِ حُجْرَةِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ يَوْمَئِذٍ عِنْدَ زَيْنَبَ بِنْتِ جَحْشٍ فَقُمْنَا بِالْبَابِ حَتَّى أَتَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَخَذَ بِأُذُنِي وَأُذُنِ الْفَضْلِ ثُمَّ قَالَ أَخْرِجَا مَا تُصَرِّرَانِ ثُمَّ دَخَلَ فَأَذِنَ لِي وَلِلْفَضْلِ فَدَخَلْنَا فَتَوَاكَلْنَا الْكَلاَمَ قَلِيلاً ثُمَّ كَلَّمْتُهُ أَوْ كَلَّمَهُ الْفَضْلُ - قَدْ شَكَّ فِي ذَلِكَ عَبْدُ اللَّهِ - قَالَ كَلَّمَهُ بِالأَمْرِ الَّذِي أَمَرَنَا بِهِ أَبَوَانَا فَسَكَتَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سَاعَةً وَرَفَعَ بَصَرَهُ قِبَلَ سَقْفِ الْبَيْتِ حَتَّى طَالَ عَلَيْنَا أَنَّهُ لاَ يَرْجِعُ إِلَيْنَا شَيْئًا حَتَّى رَأَيْنَا زَيْنَبَ تَلْمَعُ مِنْ وَرَاءِ الْحِجَابِ بِيَدِهَا تُرِيدُ أَنْ لاَ تَعْجَلاَ وَإِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي أَمْرِنَا ثُمَّ خَفَّضَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَأْسَهُ فَقَالَ لَنَا ‏"‏ إِنَّ هَذِهِ الصَّدَقَةَ إِنَّمَا هِيَ أَوْسَاخُ النَّاسِ وَإِنَّهَا لاَ تَحِلُّ لِمُحَمَّدٍ وَلاَ لآلِ مُحَمَّدٍ ادْعُوا لِي نَوْفَلَ بْنَ الْحَارِثِ ‏"‏ ‏.‏ فَدُعِيَ لَهُ نَوْفَلُ بْنُ الْحَارِثِ فَقَالَ ‏"‏ يَا نَوْفَلُ أَنْكِحْ عَبْدَ الْمُطَّلِبِ ‏"‏ ‏.‏ فَأَنْكَحَنِي نَوْفَلٌ ثُمَّ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ ادْعُوا لِي مَحْمِيَةَ بْنَ جَزْءٍ ‏"‏ ‏.‏ وَهُوَ رَجُلٌ مِنْ بَنِي زُبَيْدٍ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم اسْتَعْمَلَهُ عَلَى الأَخْمَاسِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِمَحْمِيَةَ ‏"‏ أَنْكِحِ الْفَضْلَ ‏"‏ ‏.‏ فَأَنْكَحَهُ ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ قُمْ فَأَصْدِقْ عَنْهُمَا مِنَ الْخُمُسِ كَذَا وَكَذَا ‏"‏ ‏.‏ لَمْ يُسَمِّهِ لِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْحَارِثِ ‏.‏

Abdülmuttalib b. Rabia b. el-Haris b. Abdülmuttalib'in haber verdiğine göre, Rabia b. el-Haris ile Abbas b. Abdülmuttalib, Abdülmuttalib b. Rabia ile Fadl b. Abbas'a: "Siz Rasûlullah (s.a.v.)'e varınız ve kendisine: 'Ey Allah'ın Rasûlü! Gördüğün gibi biz (evlenecek) bir yaşa geldik ve evlenmek istiyoruz. Ey Allah'ın Rasûlü! Sen insanların en iyilikseveri ve akrabalık haklarına en çok riayet edenisin. Anne ve babalarımızda ise bizim için mehir olarak verebilecekleri bir şey yoktur. Binaenaleyh bizi zekâtları toplamak üzere memur tayin et de zekât memurlarının sana verdiklerini biz de verelim ve (buna karşılık) sadakalarla ilgili işteki menfaatten biz de yararlanalım.' deyiniz." demişler. (Abdülmuttalib b. Rabia, sözlerine devam ederek) dedi ki: Biz (babalarımızla) bu şekilde (konuşur) iken Ali b. Ebû Talib geliverdi. Bize: "Hayır, vallahi Rasûlullah (s.a.v.): 'Sizden hiçbir kimseyi zekât memuru olarak tayin etmeyiz.' buyurmuştur." dedi. Bunun üzerine (babam) Rabia, Hz. Ali'ye: "Bu da senin işindir. Sen Rasûlullah (s.a.v.)'in damatlığını elde ettin de biz bunu senden kıskanmadık." dedi. Ali, cübbesini çıkarıp onun üzerine yattı ve: "Ben Ebû Hasan'ım, kavmin seçkin ve tecrübeli kişisiyim. Allah'a yemin olsun ki çocuklarınız, kendilerini Nebi (s.a.v.)'e sormak üzere göndereceğiniz meselenin cevabını getirmedikçe buradan ayrılmayacağım." dedi. Abdülmuttalib (sözlerine devam ederek şöyle) dedi: "Bunun üzerine ben, Fadl'la beraber yola koyuldum. Öğle namazına yetiştik; namaz başlamıştı. Namazı cemaatle kıldık. Sonra Fadl'la beraber Nebi (s.a.v.)'in odasının kapısına koştum. Kendisi o gün Zeyneb bint Cahş'ın yanında idi. Kapıda beklemeye başladık. Nihayet Rasûlullah (s.a.v.) geldi. Benim ve Fadl'ın kulağından tuttu ve: 'İçinizde sakladığınızı çıkarın bakalım.' dedi ve içeri girdi. Fadl'la benim de içeri girmemize izin verdi. Bir süre Fadl'la ben sözü birbirimizden bekledik. Sonra Hz. Nebi ile ben konuştum yahut da Fadl konuştu. Abdullah bunda tereddüt etti. Abdülmuttalib sözlerine devam ederek şöyle dedi: Babalarımızın bize sormamızı emrettikleri meseleyi Hz. Nebi'ye anlattı. Rasûlullah (s.a.v.) gözünü tavana dikerek bir süre sustu. Bu sükût bize öyle uzun geldi ki hiç cevap vermeyeceğini zannettik. Nihayet perde arkasından bize eliyle işaret eden Zeyneb'i gördük. Bu işaretiyle bize acele etmememizi ve Rasûlullah (s.a.v.)'in bizim işimizle meşgul olduğunu anlatmak istiyordu. Sonra Rasûlullah (s.a.v.) başını indirdi ve bize: 'Bu zekât insanların mallarının kiridir. Muhammed'e ve Muhammed'in ailesine zekât almak helâl değildir. Bana Nevfel b. el-Haris'i çağırınız.' dedi. Nevfel b. el-Haris çağrıldı ve ona dönerek: 'Ey Nevfel! Abdülmuttalib'i evlendir.' dedi. Bunun üzerine Nevfel beni evlendirdi. Sonra Nebi (s.a.v.): 'Bana Mahmiyye b. Cez'i çağırın.' dedi. Mahmiyye, Zübeyd oğullarından bir adamdı ve Rasûlullah (s.a.v.) onu humusların başına memur tayin etmişti. Rasûlullah (s.a.v.), Mahmiyye'ye: 'Fadl'ı evlendir.' buyurdu. Mahmiyye de Fadl'ı evlendirdi. Sonra Rasûlullah (s.a.v.), Mahmiyye'ye: 'Kalk, humustan şu iki genç için şu kadar mehir ver.' dedi. Abdullah b. Haris bana mehrin miktarını söylemedi."

Sunan Abu Dawud 2985

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا عَنْبَسَةُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي عَلِيُّ بْنُ حُسَيْنٍ، أَنَّ حُسَيْنَ بْنَ عَلِيٍّ، أَخْبَرَهُ أَنَّ عَلِيَّ بْنَ أَبِي طَالِبٍ قَالَ كَانَتْ لِي شَارِفٌ مِنْ نَصِيبِي مِنَ الْمَغْنَمِ يَوْمَ بَدْرٍ وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَعْطَانِي شَارِفًا مِنَ الْخُمُسِ يَوْمَئِذٍ فَلَمَّا أَرَدْتُ أَنْ أَبْنِيَ بِفَاطِمَةَ بِنْتِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَاعَدْتُ رَجُلاً صَوَّاغًا مِنْ بَنِي قَيْنُقَاعَ أَنْ يَرْتَحِلَ مَعِي فَنَأْتِيَ بِإِذْخِرٍ أَرَدْتُ أَنْ أَبِيعَهُ مِنَ الصَّوَّاغِينَ فَأَسْتَعِينَ بِهِ فِي وَلِيمَةِ عُرْسِي فَبَيْنَا أَنَا أَجْمَعُ لِشَارِفَىَّ مَتَاعًا مِنَ الأَقْتَابِ وَالْغَرَائِرِ وَالْحِبَالِ - وَشَارِفَاىَ مُنَاخَانِ إِلَى جَنْبِ حُجْرَةِ رَجُلٍ مِنَ الأَنْصَارِ - أَقْبَلْتُ حِينَ جَمَعْتُ مَا جَمَعْتُ فَإِذَا بِشَارِفَىَّ قَدِ اجْتُبَّتْ أَسْنِمَتُهُمَا وَبُقِرَتْ خَوَاصِرُهُمَا وَأُخِذَ مِنْ أَكْبَادِهِمَا فَلَمْ أَمْلِكْ عَيْنَىَّ حِينَ رَأَيْتُ ذَلِكَ الْمَنْظَرَ فَقُلْتُ مَنْ فَعَلَ هَذَا قَالُوا فَعَلَهُ حَمْزَةُ بْنُ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ وَهُوَ فِي هَذَا الْبَيْتِ فِي شَرْبٍ مِنَ الأَنْصَارِ غَنَّتْهُ قَيْنَةٌ وَأَصْحَابَهُ فَقَالَتْ فِي غِنَائِهَا أَلاَ يَا حَمْزُ لِلشُّرُفِ النِّوَاءِ فَوَثَبَ إِلَى السَّيْفِ فَاجْتَبَّ أَسْنِمَتَهُمَا وَبَقَرَ خَوَاصِرَهُمَا وَأَخَذَ مِنْ أَكْبَادِهِمَا ‏.‏ قَالَ عَلِيٌّ فَانْطَلَقْتُ حَتَّى أَدْخُلَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَعِنْدَهُ زَيْدُ بْنُ حَارِثَةَ قَالَ فَعَرَفَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الَّذِي لَقِيتُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَا لَكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا رَأَيْتُ كَالْيَوْمِ عَدَا حَمْزَةُ عَلَى نَاقَتَىَّ فَاجْتَبَّ أَسْنِمَتَهُمَا وَبَقَرَ خَوَاصِرَهُمَا وَهَا هُوَ ذَا فِي بَيْتٍ مَعَهُ شَرْبٌ فَدَعَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِرِدَائِهِ فَارْتَدَاهُ ثُمَّ انْطَلَقَ يَمْشِي وَاتَّبَعْتُهُ أَنَا وَزَيْدُ بْنُ حَارِثَةَ حَتَّى جَاءَ الْبَيْتَ الَّذِي فِيهِ حَمْزَةُ فَاسْتَأْذَنَ فَأُذِنَ لَهُ فَإِذَا هُمْ شَرْبٌ فَطَفِقَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَلُومُ حَمْزَةَ فِيمَا فَعَلَ فَإِذَا حَمْزَةُ ثَمِلٌ مُحْمَرَّةٌ عَيْنَاهُ فَنَظَرَ حَمْزَةُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ صَعَّدَ النَّظَرَ فَنَظَرَ إِلَى رُكْبَتَيْهِ ثُمَّ صَعَّدَ النَّظَرَ فَنَظَرَ إِلَى سُرَّتِهِ ثُمَّ صَعَّدَ النَّظَرَ فَنَظَرَ إِلَى وَجْهِهِ ثُمَّ قَالَ حَمْزَةُ وَهَلْ أَنْتُمْ إِلاَّ عَبِيدٌ لأَبِي فَعَرَفَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ ثَمِلٌ فَنَكَصَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى عَقِبَيْهِ الْقَهْقَرَى فَخَرَجَ وَخَرَجْنَا مَعَهُ ‏.‏

Ali b. Ebî Talib (şöyle) demiştir: Benim Bedir günü alınan ganimetlerden payıma düşen yaşlı bir devem vardı. O gün Rasûlullah (s.a.v.) ganimetin beşte birinden yaşlı bir deve daha vermişti. Ben Rasûlullah (s.a.v.)'in kızı Fatıma ile evlenmek istediğim zaman Kaynuka oğullarından kuyumcu bir adamdan benimle geleceğine dair söz almıştım. Boya otu getirecektik. Bu otu kuyumculara satarak düğün ziyafetimde ondan yararlanmak istiyordum. Develerim için semer, çuval ve iplerden oluşan eşyayı toplarken develerim ensardan bir adamın evinin yanına çökmüşlerdi. Ben toplayacağımı toplayınca develerime doğru yönelmiştim. Bir de ne göreyim, onların hörgüçleri kesilmiş, böğürleri delinmiş, ciğerlerinden bir kısmı alınmış. Bu manzarayı görünce gözyaşlarıma sahip olamadım ve "Bunu kim yaptı?" diye feryat ettim. Orada bulunanlar: "Bunu Hamza b. Abdülmuttalib yaptı. Kendisi şimdi şu evde ensardan bazı içkiciler arasında bulunmaktadır. Ona ve arkadaşlarına bir cariye şarkı söyledi. Şarkısında: 'Ey Hamza! Semiz develere dikkat!' dedi. Bunun üzerine Hamza hemen kılıca sarıldı, develerin hörgüçlerini kesti, böğürlerini deldi ve ciğerlerinin bir kısmını aldı." dediler. Hz. Ali sözlerine devam ederek şöyle dedi: Bunun üzerine ben de yola koyuldum. Nihayet Rasûlullah (s.a.v.)'in yanına girdim. Yanında Zeyd b. Harise vardı. Rasûlullah (s.a.v.) benim başıma geleni hemen anladı ve "Sana ne oldu?" dedi. Ben de: "Ey Allah'ın Rasûlü, bugün gördüğüm gibisini hiç görmedim. Hamza benim iki deveme saldırarak hörgüçlerini kesmiş ve böğürlerini delmiş. İşte kendisi içkicilerle beraber şu evde bulunuyor." dedim. Rasûlullah (s.a.v.) ridasını isteyip onu giydi. Sonra yola çıkıp yürümeye başladı. Ben de Zeyd b. Harise ile birlikte kendisini takip ettim. Nihayet Hamza'nın bulunduğu eve geldi. Girmek için izin istedi. Kendisine derhal izin verildi. İçeriye girince bir de ne görelim, içkiciler oradaydı. Rasûlullah (s.a.v.), yaptığı işten dolayı Hamza'yı azarlamaya başladı. Hamza da sarhoştu, gözleri kızarmıştı. Hamza, Rasûlullah (s.a.v.)'e baktı; sonra gözlerini kaldırıp onun dizlerine, sonra göbeğine, sonra da yüzüne baktı. Ardından: "Siz benim babamın kölelerinden başka bir şey değilsiniz." dedi. Rasûlullah (s.a.v.) onun sarhoş olduğunu anladı. Hemen gerisin geriye giderek dışarı çıktı. Onunla beraber biz de çıktık.

Sunan Abu Dawud 2986

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، حَدَّثَنِي عَيَّاشُ بْنُ عُقْبَةَ الْحَضْرَمِيُّ، عَنِ الْفَضْلِ بْنِ الْحَسَنِ الضَّمْرِيِّ، أَنَّ أُمَّ الْحَكَمِ، أَوْ ضُبَاعَةَ ابْنَتَىِ الزُّبَيْرِ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ حَدَّثَتْهُ عَنْ إِحْدَاهُمَا أَنَّهَا قَالَتْ أَصَابَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سَبْيًا فَذَهَبْتُ أَنَا وَأُخْتِي وَفَاطِمَةُ بِنْتُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَشَكَوْنَا إِلَيْهِ مَا نَحْنُ فِيهِ وَسَأَلْنَاهُ أَنْ يَأْمُرَ لَنَا بِشَىْءٍ مِنَ السَّبْىِ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ سَبَقَكُنَّ يَتَامَى بَدْرٍ لَكِنْ سَأَدُلُّكُنَّ عَلَى مَا هُوَ خَيْرٌ لَكُنَّ مِنْ ذَلِكَ تُكَبِّرْنَ اللَّهَ عَلَى أَثَرِ كُلِّ صَلاَةٍ ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ تَكْبِيرَةً وَثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ تَسْبِيحَةً وَثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ تَحْمِيدَةً وَلاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ عَيَّاشٌ وَهُمَا ابْنَتَا عَمِّ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏.‏

Zübeyr b. Abdülmuttalib'in Ümmü'l-Hakem yahut Dubâa isimli kızlarından biri (şöyle) demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) bir savaşta birtakım cariyeler elde etmişti. Ben, kız kardeşim ve Rasûlullah (s.a.v.)'in kızı Fatıma ile birlikte Hz. Nebi'nin huzuruna gittim. Kendisine içinde bulunduğumuz durumdan şikâyet ettik ve işlerimizde bize yardımcı olması için esir cariyelerden bize de vermesini istedik. Rasûlullah (s.a.v.): "Bedir savaşında hayatlarını kaybeden şehitlerin yetimleri sizin önünüze geçtiler. Fakat ben size bundan daha hayırlısını göstereyim: Her namazın arkasında otuz üç defa Allahu ekber, otuz üç defa sübhanallah, otuz üç defa elhamdülillah ve bir defa da 'Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh, lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr' dersiniz." buyurdu. Ravi Ayyâş b. Ukbe dedi ki: "Bu iki kadın Nebi (s.a.v.)'in amcasının kızlarıdır."

Sunan Abu Dawud 2987

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ خَلَفٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى، عَنْ سَعِيدٍ، - يَعْنِي الْجُرَيْرِيَّ - عَنْ أَبِي الْوَرْدِ، عَنِ ابْنِ أَعْبُدَ، قَالَ قَالَ لِي عَلِيٌّ رضى الله عنه أَلاَ أُحَدِّثُكَ عَنِّي وَعَنْ فَاطِمَةَ بِنْتِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَكَانَتْ مِنْ أَحَبِّ أَهْلِهِ إِلَيْهِ قُلْتُ بَلَى ‏.‏ قَالَ إِنَّهَا جَرَّتْ بِالرَّحَى حَتَّى أَثَّرَ فِي يَدِهَا وَاسْتَقَتْ بِالْقِرْبَةِ حَتَّى أَثَّرَ فِي نَحْرِهَا وَكَنَسَتِ الْبَيْتَ حَتَّى اغْبَرَّتْ ثِيَابُهَا فَأَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم خَدَمٌ فَقُلْتُ لَوْ أَتَيْتِ أَبَاكِ فَسَأَلْتِيهِ خَادِمًا فَأَتَتْهُ فَوَجَدَتْ عِنْدَهُ حُدَّاثًا فَرَجَعَتْ فَأَتَاهَا مِنَ الْغَدِ فَقَالَ ‏"‏ مَا كَانَ حَاجَتُكِ ‏"‏ ‏.‏ فَسَكَتَتْ فَقُلْتُ أَنَا أُحَدِّثُكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ جَرَّتْ بِالرَّحَى حَتَّى أَثَّرَتْ فِي يَدِهَا وَحَمَلَتْ بِالْقِرْبَةِ حَتَّى أَثَّرَتْ فِي نَحْرِهَا فَلَمَّا أَنْ جَاءَكَ الْخَدَمُ أَمَرْتُهَا أَنْ تَأْتِيَكَ فَتَسْتَخْدِمَكَ خَادِمًا يَقِيهَا حَرَّ مَا هِيَ فِيهِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ اتَّقِي اللَّهَ يَا فَاطِمَةُ وَأَدِّي فَرِيضَةَ رَبِّكِ وَاعْمَلِي عَمَلَ أَهْلِكِ فَإِذَا أَخَذْتِ مَضْجَعَكِ فَسَبِّحِي ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ وَاحْمَدِي ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ وَكَبِّرِي أَرْبَعًا وَثَلاَثِينَ فَتِلْكَ مِائَةٌ فَهِيَ خَيْرٌ لَكِ مِنْ خَادِمٍ ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ رَضِيتُ عَنِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ وَعَنْ رَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏

İbn A'büd demiştir ki: Ali (r.a.) bana: "Sana kendimden ve Rasûlullah (s.a.v.)'in ailesi içerisinde kendisine en sevgili olanlardan biri olan kızı Fatıma'dan bahsedeyim mi?" dedi. Ben: "Evet, bahset." dedim. Bunun üzerine bana şunları söyledi: "Gerçekten Fatıma değirmen çekerdi. Öyle ki değirmen elinde iz bırakmıştı. Su tulumuyla su taşırdı; tulum da göğsünde iz yapmıştı. Evi süpürmekten elbiseleri tozlanmıştı. Bir gün Nebi (s.a.v.)'e hizmetçiler gelmişti. Ben de Fatıma'ya: 'Babana gitsen de ondan işlerinde kullanmak üzere bir hizmetçi istesen!' dedim. Bunun üzerine Hz. Nebi'nin huzuruna çıktı. Fakat onun yanında konuşmakta olan birtakım kimselerin bulunduğunu görüp geri döndü. Ertesi gün Hz. Nebi onun yanına geldi ve: 'İhtiyacın neydi?' dedi. Fatıma sustu. Bunun üzerine ben söz alıp: 'Ey Allah'ın Rasûlü, bunu sana ben anlatacağım.' dedim ve şunları söyledim: 'Fatıma değirmen çeke çeke elinde iz meydana getirdi. Su tulumunu taşıya taşıya göğsünde iz meydana geldi. Sana hizmetçiler gelince ben kendisine, sana varıp senden, içinde bulunduğu sıkıntıdan kendisini koruyacak bir hizmetçi istemesini emretmiştim.' dedim. Hz. Nebi de: 'Ey Fatıma! Allah'tan kork, Rabbinin farzını yerine getir ve ailenin işini gör. Yatağına yatınca otuz üç defa sübhanallah, otuz üç defa elhamdülillah, otuz dört defa da Allahu ekber de. Hepsi yüz eder. Bu senin için bir hizmetçiden daha hayırlıdır.' buyurdu. Fatıma da: 'Ben Aziz ve Celil olan Allah'tan da Rasûlünden de razıyım.' dedi.

Sunan Abu Dawud 2988

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدٍ الْمَرْوَزِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ حُسَيْنٍ، بِهَذِهِ الْقِصَّةِ قَالَ وَلَمْ يُخْدِمْهَا ‏.‏

(Bir önceki 2988. hadis-i şerifte anlatılan) hadise Ali b. Hüseyin'den de (rivayet olunmuştur. Ali b. Hüseyin bu rivayetinde) şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) "Hz. Fatıma'ya hizmetçi vermedi."

Sunan Abu Dawud 2989

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عِيسَى، حَدَّثَنَا عَنْبَسَةُ بْنُ عَبْدِ الْوَاحِدِ الْقُرَشِيُّ، قَالَ أَبُو جَعْفَرٍ - يَعْنِي ابْنَ عِيسَى - كُنَّا نَقُولُ إِنَّهُ مِنَ الأَبْدَالِ قَبْلَ أَنْ نَسْمَعَ أَنَّ الأَبْدَالَ مِنَ الْمَوَالِي قَالَ حَدَّثَنِي الدَّخِيلُ بْنُ إِيَاسِ بْنِ نُوحِ بْنِ مُجَّاعَةَ عَنْ هِلاَلِ بْنِ سِرَاجِ بْنِ مُجَّاعَةَ عَنْ أَبِيهِ عَنْ جَدِّهِ مُجَّاعَةَ أَنَّهُ أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَطْلُبُ دِيَةَ أَخِيهِ قَتَلَتْهُ بَنُو سَدُوسٍ مِنْ بَنِي ذُهْلٍ ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لَوْ كُنْتُ جَاعِلاً لِمُشْرِكٍ دِيَةً جَعَلْتُ لأَخِيكَ وَلَكِنْ سَأُعْطِيكَ مِنْهُ عُقْبَى ‏"‏ ‏.‏ فَكَتَبَ لَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِمِائَةٍ مِنَ الإِبِلِ مِنْ أَوَّلِ خُمُسٍ يَخْرُجُ مِنْ مُشْرِكِي بَنِي ذُهْلٍ فَأَخَذَ طَائِفَةً مِنْهَا وَأَسْلَمَتْ بَنُو ذُهْلٍ فَطَلَبَهَا بَعْدُ مُجَّاعَةُ إِلَى أَبِي بَكْرٍ وَأَتَاهُ بِكِتَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَكَتَبَ لَهُ أَبُو بَكْرٍ بِاثْنَىْ عَشَرَ أَلْفَ صَاعٍ مِنْ صَدَقَةِ الْيَمَامَةِ أَرْبَعَةِ آلاَفٍ بُرًّا وَأَرْبَعَةِ آلاَفٍ شَعِيرًا وَأَرْبَعَةِ آلاَفٍ تَمْرًا وَكَانَ فِي كِتَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم لِمُجَّاعَةَ ‏"‏ بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ هَذَا كِتَابٌ مِنْ مُحَمَّدٍ النَّبِيِّ لِمُجَّاعَةَ بْنِ مُرَارَةَ مِنْ بَنِي سُلْمَى إِنِّي أَعْطَيْتُهُ مِائَةً مِنَ الإِبِلِ مِنْ أَوَّلِ خُمُسٍ يَخْرُجُ مِنْ مُشْرِكِي بَنِي ذُهْلٍ عُقْبَةً مِنْ أَخِيهِ ‏"‏ ‏.‏

Müccâa (b. Mirare el-Hanefî el-Yemamî)den (rivayet olunduğuna göre) kendisi (bir gün) Nebi (s.a.v.)'e varıp, Zühl oğullarından (olan) Sedüs oğullarının öldürdüğü kardeşinin diyetini istemiş, Nebi (s.a.v.) de: "Eğer ben müşrik(ler) için diyet öder olsaydım kardeşin için de öderdim. Fakat ben sana kardeşin için başka bir şey vereceğim" demiş ve (o anda müslümanların kendileriyle çarpışmakta olduğu) Zühl oğullarının müşriklerinden (ele geçen mevcut ganimetlerden) ayrılacak olan ilk humus (beşte bir pay)dan yüz deve verilmesi için eline bir mektup vermiş ve (henüz ele geçmiş olan mevcut ganimetlerden bu develerin bir kısmını almışsa da ganimetler yeterli olmadığı için develerin hepsini alamamış, bir süre sonra da) Zühl oğulları müslüman olmuş. (Artık müslümanlar onların mallarına dokunmamışlar.) Daha sonra (Müccâa, kalan) bu develeri Ebû Bekir'den istemiş ve kendisine Peygamber (s.a.v.)'in mektubunu vermişti. Hz. Ebû Bekir de ona dört bin (sa') buğday, dört bin (sa') arpa, dört bin (sa') hurma (olmak üzere) Yemame zekâtlarından on iki bin sa' (tahıl) verdi. Nebi (s.a.v.)'in Müccâa'ya (verdiği) mektubunda (şu sözler) vardı: "Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla (başlıyorum). Bu mektup Nebi Muhammed (s.a.v.) tarafından (yazılıp) Sülma oğullarından Müccâa b. Mirare'ye (verilmiştir). Ben ona, Zühl oğullarının müşriklerinden ayrılacak humustan yüz deveyi kardeşinin (diyeti) yerine verdim."

Sunan Abu Dawud 2990

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مُطَرِّفٍ، عَنْ عَامِرٍ الشَّعْبِيِّ، قَالَ كَانَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم سَهْمٌ يُدْعَى الصَّفِيَّ إِنْ شَاءَ عَبْدًا وَإِنْ شَاءَ أَمَةً وَإِنْ شَاءَ فَرَسًا يَخْتَارُهُ قَبْلَ الْخُمُسِ ‏.‏

Amir eş-Şa'bi'den, demiştir ki: Nebi (s.a.v.)'in (ganimetlerde) safiyy denilen bir hakkı vardı. (Bu hakka dayanarak) isterse bir köleyi, isterse bir cariyeyi ya da bir atı (seçerek alabilirdi); bunu (ganimetlerden) humus ayrılmadan önce seçip alırdı.

Sunan Abu Dawud 2991

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، وَأَزْهَرُ، قَالاَ حَدَّثَنَا ابْنُ عَوْنٍ، قَالَ سَأَلْتُ مُحَمَّدًا عَنْ سَهْمِ النَّبِيِّ، صلى الله عليه وسلم وَالصَّفِيِّ قَالَ كَانَ يُضْرَبُ لَهُ بِسَهْمٍ مَعَ الْمُسْلِمِينَ وَإِنْ لَمْ يَشْهَدْ وَالصَّفِيُّ يُؤْخَذُ لَهُ رَأْسٌ مِنَ الْخُمُسِ قَبْلَ كُلِّ شَىْءٍ ‏.‏

İbn Avn dedi ki: Ben Muhammed (b. Sîrîn)'e Peygamber (s.a.v.)'in (ganimetlerdeki) hissesi ile "Safiyy" (denilen) hissesini sordum da bana, "Eğer savaşta bulunmamışsa bile kendisine (harbe giren) Müslümanlarla beraber bir hisse verilirdi; bir de her şeyden önce humustan (seçerek alabileceği) bir adet (köle ya da câriye) verilirdi." cevabını verdi.

Sunan Abu Dawud 2992

حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ خَالِدٍ السُّلَمِيُّ، حَدَّثَنَا عُمَرُ، - يَعْنِي ابْنَ عَبْدِ الْوَاحِدِ - عَنْ سَعِيدٍ، - يَعْنِي ابْنَ بَشِيرٍ - عَنْ قَتَادَةَ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا غَزَا كَانَ لَهُ سَهْمٌ صَافٍ يَأْخُذُهُ مِنْ حَيْثُ شَاءَهُ فَكَانَتْ صَفِيَّةُ مِنْ ذَلِكَ السَّهْمِ وَكَانَ إِذَا لَمْ يَغْزُ بِنَفْسِهِ ضُرِبَ لَهُ بِسَهْمِهِ وَلَمْ يُخَيَّرْ ‏.‏

Katâde'den demiştir ki: Rasûlullah (s.a.v.)'in savaşa katıldığı zaman, (ganimet mallarının tümü içerisinde onlardan) dilediğini seçip alabileceği özel bir payı vardı. İşte Safiyye (denilen pay) bu pay idi. (Fakat) eğer savaşa bizzat katılmazsa, kendisine (sadece Müslüman bir fert olarak ganimetlerdeki) payı verilirdi. (Fakat özel hakkı olan Safiyy payı) seçilip de kendisine verilmezdi.

Sunan Abu Dawud 2993

حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا أَبُو أَحْمَدَ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَتْ صَفِيَّةُ مِنَ الصَّفِيِّ ‏.‏

Aişe (r.a.)'dan demiştir ki: Hz. Safiyye, Safiyy (denen özel hisseden düşmüş) idi.

Sunan Abu Dawud 2994

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عَمْرِو بْنِ أَبِي عَمْرٍو، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ قَدِمْنَا خَيْبَرَ فَلَمَّا فَتَحَ اللَّهُ تَعَالَى الْحِصْنَ ذُكِرَ لَهُ جَمَالُ صَفِيَّةَ بِنْتِ حُيَىٍّ وَقَدْ قُتِلَ زَوْجُهَا وَكَانَتْ عَرُوسًا فَاصْطَفَاهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِنَفْسِهِ فَخَرَجَ بِهَا حَتَّى بَلَغْنَا سُدَّ الصَّهْبَاءِ حَلَّتْ فَبَنَى بِهَا ‏.‏

Enes b. Malik'ten demiştir ki: Hayber'e vardık. (Çetin bir savaştan sonra) Yüce Allah (bize) (Kâmas isimli) kaleyi (de) fethetmeyi nasip edince, Huyeyy'in kızı Safiyye'nin güzelliği Hz. Nebi'ye haber verildi. Kocası (savaş esnasında) öldürülmüştü; (kendisi de daha yeni) gelin (olmuş) idi. Rasûlullah (s.a.v.) onu kendine seçti. (Medine'ye dönüşümüzde Hz. Nebi yola) onunla çıktı. Süddü's-Sahbâ denilen yere vardığında Safiyye hayızdan kurtuldu. Hz. Nebi de onunla zifafa girdi.

Sunan Abu Dawud 2995

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ صُهَيْبٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ صَارَتْ صَفِيَّةُ لِدِحْيَةَ الْكَلْبِيِّ ثُمَّ صَارَتْ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏

Enes b. Malik'ten demiştir ki: Safiyye (ganimetlerin taksimi neticesinde) Dihye el-Kelbî'nin (cariyesi) olmuştu. Sonra Rasûlullah'ın (s.a.v.) (cariyesi) oldu.

Sunan Abu Dawud 2996

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ خَلاَّدٍ الْبَاهِلِيُّ، حَدَّثَنَا بَهْزُ بْنُ أَسَدٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، أَخْبَرَنَا ثَابِتٌ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ وَقَعَ فِي سَهْمِ دِحْيَةَ جَارِيَةٌ جَمِيلَةٌ فَاشْتَرَاهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِسَبْعَةِ أَرْؤُسٍ ثُمَّ دَفَعَهَا إِلَى أُمِّ سُلَيْمٍ تَصْنَعُهَا وَتُهَيِّئُهَا قَالَ حَمَّادٌ وَأَحْسِبُهُ قَالَ وَتَعْتَدُّ فِي بَيْتِهَا صَفِيَّةُ بِنْتُ حُيَىٍّ ‏.‏

Enes'ten demiştir ki: Dıhye'nin payına (Hayber ganimetlerinden) güzel bir câriye düşmüştü de Rasûlullah (s.a.v.) onu (Dıhye'den) yedi baş (esir) karşılığında geri aldı. Sonra onu süslemesi ve (zifafa) hazırlaması için Ümmü Süleym'e verdi. (Râvi) Hammad dedi ki: (Öyle) zannediyorum ki (bu hadisi bana rivayet eden Sabit şöyle) dedi: "Ve evinde istibra yapması için (onu Ümmü Süleym'e verdi). İşte bu câriye Safiyye bint-i Huyeyy'dir."

Sunan Abu Dawud 2997

حَدَّثَنَا دَاوُدُ بْنُ مُعَاذٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، ح وَحَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، - الْمَعْنَى - قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ عُلَيَّةَ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ صُهَيْبٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ جُمِعَ السَّبْىُ - يَعْنِي بِخَيْبَرَ - فَجَاءَ دِحْيَةُ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَعْطِنِي جَارِيَةً مِنَ السَّبْىِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ اذْهَبْ فَخُذْ جَارِيَةً ‏"‏ ‏.‏ فَأَخَذَ صَفِيَّةَ بِنْتَ حُيَىٍّ فَجَاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا نَبِيَّ اللَّهِ أَعْطَيْتَ دِحْيَةَ - قَالَ يَعْقُوبُ - صَفِيَّةَ بِنْتَ حُيَىٍّ سَيِّدَةَ قُرَيْظَةَ وَالنَّضِيرِ - ثُمَّ اتَّفَقَا - مَا تَصْلُحُ إِلاَّ لَكَ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ ادْعُوهُ بِهَا ‏"‏ ‏.‏ فَلَمَّا نَظَرَ إِلَيْهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَالَ لَهُ ‏"‏ خُذْ جَارِيَةً مِنَ السَّبْىِ غَيْرَهَا ‏"‏ ‏.‏ وَإِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَعْتَقَهَا وَتَزَوَّجَهَا ‏.‏

Hz. Enes'ten rivayet olunduğuna göre şöyle demiştir: Hayber'de esirler toplanınca Hz. Dıhye gelip, "Ey Allah'ın Resûlü! Bana esirlerden bir câriye ver" dedi. Hz. Nebi de, "Git, bir câriye al" buyurdu. Bunun üzerine Hz. Dıhye, Safiyye binti Huyeyy'i aldı. Derken bir adam Nebi'ye (s.a.v.) gelip, "Ey Allah'ın Nebisi! Dıhye'ye, Kureyza ve Nadîr'in ulusu Safiyye binti Huyeyy'i mi verdin? O ancak sana yaraşır" dedi. Bu ifade Ya'kub'un rivayetindedir; bundan sonraki kısımda iki râvi birleşmiştir. Hz. Nebi, "Onu, beraberinde Safiyye olduğu hâlde çağırın" buyurdu. Nebi (s.a.v.) Safiyye'yi görünce Dıhye'ye, "Sen esirlerden başka bir câriye al" dedi. Nebi (s.a.v.) Safiyye'yi hürriyetine kavuşturup onunla evlendi.

Sunan Abu Dawud 2998

حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا قُرَّةُ، قَالَ سَمِعْتُ يَزِيدَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كُنَّا بِالْمِرْبَدِ فَجَاءَ رَجُلٌ أَشْعَثُ الرَّأْسِ بِيَدِهِ قِطْعَةُ أَدِيمٍ أَحْمَرَ فَقُلْنَا كَأَنَّكَ مِنْ أَهْلِ الْبَادِيَةِ ‏.‏ فَقَالَ أَجَلْ ‏.‏ قُلْنَا نَاوِلْنَا هَذِهِ الْقِطْعَةَ الأَدِيمَ الَّتِي فِي يَدِكَ فَنَاوَلَنَاهَا فَقَرَأْنَاهَا فَإِذَا فِيهَا ‏ "‏ مِنْ مُحَمَّدٍ رَسُولِ اللَّهِ إِلَى بَنِي زُهَيْرِ بْنِ أُقَيْشٍ إِنَّكُمْ إِنْ شَهِدْتُمْ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ وَأَقَمْتُمُ الصَّلاَةَ وَآتَيْتُمُ الزَّكَاةَ وَأَدَّيْتُمُ الْخُمُسَ مِنَ الْمَغْنَمِ وَسَهْمَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَسَهْمَ الصَّفِيِّ أَنْتُمْ آمِنُونَ بِأَمَانِ اللَّهِ وَرَسُولِهِ ‏"‏ ‏.‏ فَقُلْنَا مَنْ كَتَبَ لَكَ هَذَا الْكِتَابَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏

Yezid b. Abdullah şöyle dedi: Biz Basra'daki Mirbed'de idik. Elinde kırmızı bir deri parçası bulunan, saçı başı dağınık bir adam geldi. Kendisine, "Sen çöl halkından birine benziyorsun" dedik. O da, "Evet" dedi. "Elindeki bu deri parçasını bize ver" dedik. O da onu bize verdi ve biz onu okuduk. Bir de ne görelim, deri parçasında şu sözler yazılıydı: "Allah'ın Resûlü Muhammed'den Züheyr b. Ukayş oğullarına: Eğer siz Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna şahitlik eder, namazı kılar, zekâtı verir, ganimetten humusu, Nebi'nin (s.a.v.) payını ve safiyy payını öderseniz Allah'ın ve Resûlünün emanıyla emniyettesiniz." "Bu mektubu sana kim yazdı?" dedik. "Resûlullah (s.a.v.)" diye cevap verdi.

Sunan Abu Dawud 2999

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ فَارِسٍ، أَنَّ الْحَكَمَ بْنَ نَافِعٍ، حَدَّثَهُمْ قَالَ أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَبِيهِ، - وَكَانَ أَحَدَ الثَّلاَثَةِ الَّذِينَ تِيبَ عَلَيْهِمْ - وَكَانَ كَعْبُ بْنُ الأَشْرَفِ يَهْجُو النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَيُحَرِّضُ عَلَيْهِ كُفَّارَ قُرَيْشٍ وَكَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم حِينَ قَدِمَ الْمَدِينَةَ وَأَهْلُهَا أَخْلاَطٌ مِنْهُمُ الْمُسْلِمُونَ وَالْمُشْرِكُونَ يَعْبُدُونَ الأَوْثَانَ وَالْيَهُودُ وَكَانُوا يُؤْذُونَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَأَصْحَابَهُ فَأَمَرَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ نَبِيَّهُ بِالصَّبْرِ وَالْعَفْوِ فَفِيهِمْ أَنْزَلَ اللَّهُ ‏{‏ وَلَتَسْمَعُنَّ مِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ ‏}‏ الآيَةَ فَلَمَّا أَبَى كَعْبُ بْنُ الأَشْرَفِ أَنْ يَنْزِعَ عَنْ أَذَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَمَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم سَعْدَ بْنَ مُعَاذٍ أَنْ يَبْعَثَ رَهْطًا يَقْتُلُونَهُ فَبَعَثَ مُحَمَّدَ بْنَ مَسْلَمَةَ وَذَكَرَ قِصَّةَ قَتْلِهِ فَلَمَّا قَتَلُوهُ فَزِعَتِ الْيَهُودُ وَالْمُشْرِكُونَ فَغَدَوْا عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا طُرِقَ صَاحِبُنَا فَقُتِلَ ‏.‏ فَذَكَرَ لَهُمُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الَّذِي كَانَ يَقُولُ وَدَعَاهُمُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِلَى أَنْ يَكْتُبَ بَيْنَهُ وَبَيْنَهُمْ كِتَابًا يَنْتَهُونَ إِلَى مَا فِيهِ فَكَتَبَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَيْنَهُ وَبَيْنَهُمْ وَبَيْنَ الْمُسْلِمِينَ عَامَّةً صَحِيفَةً ‏.‏

Abdurrahman b. Abdullah b. Ka'b b. Malik'in babasından rivayet olunmuştur. O, tevbeleri kabul edilen üç kişiden biri idi. Ka'b b. Malik şöyle dedi: Ka'b b. Eşref, Nebi'yi (s.a.v.) hicveder, Kureyş kâfirlerini de onun aleyhine kışkırtırdı. Peygamber (s.a.v.) Medine'ye yeni gelmişti. O sırada Medine halkı; Müslümanlardan, putlara tapan müşriklerden ve Yahudilerden oluşan karma bir topluluktu. Onlar Nebi'yi (s.a.v.) ve ashabını incitiyorlardı. Aziz ve celil olan Allah da Nebisine sabır ve hoşgörüyü emrediyordu. Yüce Allah onların hakkında, "...kendilerine sizden önce kitap verilenlerden çok incitici sözler işiteceksiniz..." [Âl-i İmrân 3/186] mealindeki âyeti indirdi. Ka'b b. Eşref, Nebi'ye (s.a.v.) eziyet etmekten el çekmeyince Nebi (s.a.v.), Sa'd b. Muaz'a Ka'b'ı öldürmek üzere küçük bir birlik göndermesini emretti. Bunun üzerine Sa'd, Muhammed b. Mesleme'yi gönderdi. Râvi, Ka'b b. Eşref'in öldürülmesi kıssasını anlattı. Onlar Ka'b'ı öldürünce Yahudilerle müşrikler korkuya düştüler ve ertesi sabah Nebi'ye (s.a.v.) gelerek, "Arkadaşımıza geceleyin baskın yapıldı ve öldürüldü" dediler. Bunun üzerine Nebi (s.a.v.), Ka'b'ın söylemekte olduğu sözleri onlara hatırlattı ve kendisiyle aralarında, hükümlerine uyacakları bir antlaşma yazılmasına onları davet etti. Ardından Nebi (s.a.v.), kendisiyle onlar ve bütün Müslümanlar arasında geçerli olmak üzere bir sahife yazdı.

Sunan Abu Dawud 3000

حَدَّثَنَا مُصَرِّفُ بْنُ عَمْرٍو الأَيَامِيُّ، حَدَّثَنَا يُونُسُ، - يَعْنِي ابْنَ بُكَيْرٍ - قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْحَاقَ، حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي مُحَمَّدٍ، مَوْلَى زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، وَعِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ لَمَّا أَصَابَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قُرَيْشًا يَوْمَ بَدْرٍ وَقَدِمَ الْمَدِينَةَ جَمَعَ الْيَهُودَ فِي سُوقِ بَنِي قَيْنُقَاعَ فَقَالَ ‏"‏ يَا مَعْشَرَ يَهُودَ أَسْلِمُوا قَبْلَ أَنْ يُصِيبَكُمْ مِثْلُ مَا أَصَابَ قُرَيْشًا ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا يَا مُحَمَّدُ لاَ يَغُرَّنَّكَ مِنْ نَفْسِكَ أَنَّكَ قَتَلْتَ نَفَرًا مِنْ قُرَيْشٍ كَانُوا أَغْمَارًا لاَ يَعْرِفُونَ الْقِتَالَ إِنَّكَ لَوْ قَاتَلْتَنَا لَعَرَفْتَ أَنَّا نَحْنُ النَّاسُ وَأَنَّكَ لَمْ تَلْقَ مِثْلَنَا ‏.‏ فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ فِي ذَلِكَ ‏{‏ قُلْ لِلَّذِينَ كَفَرُوا سَتُغْلَبُونَ ‏}‏ قَرَأَ مُصَرِّفٌ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏ فِئَةٌ تُقَاتِلُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ‏}‏ بِبَدْرٍ ‏{‏ وَأُخْرَى كَافِرَةٌ ‏}‏ ‏.‏

İbn Abbâs'dan demiştir ki: Rasûlullah (s.a.v.) Bedir (savaşı) günü Kureyş'i hezimete uğratıp Medine'ye gelince, Yahudileri Kaynuka oğulları çarşısında toplayıp: "Ey Yahudi cemaati! Kureyş'in başına gelenler sizin de başınıza gelmeden önce Müslüman olunuz!" dedi. Onlar ise: "Ey Muhammed! Kureyş'ten savaş bilmeyen tecrübesiz bir toplumla savaşman seni aldatmasın. Eğer sen bizimle savaşsaydın, bizim nasıl yiğit bir topluluk olduğumuzu ve bizim gibi bir cemaatle hiç karşılaşmamış olduğunu anlayacaktın." dediler. Bunun üzerine yüce Allah: "İnkâr edenlere de ki: Yenileceksiniz..." [Âl-i İmrân 12] âyet-i kerimesini indirdi. Râvi Musarrif, bu hadisi rivayet ederken sözü geçen âyeti, Bedir'de "...bir topluluk Allah yolunda çarpışıyordu. Öteki de inkârcı..." âyetine kadar okudu.

Sunan Abu Dawud 3001

حَدَّثَنَا مُصَرِّفُ بْنُ عَمْرٍو، حَدَّثَنَا يُونُسُ، قَالَ ابْنُ إِسْحَاقَ حَدَّثَنِي مَوْلًى، لِزَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ حَدَّثَتْنِي ابْنَةُ مُحَيِّصَةَ، عَنْ أَبِيهَا، مُحَيِّصَةَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ ظَفِرْتُمْ بِهِ مِنْ رِجَالِ يَهُودَ فَاقْتُلُوهُ ‏"‏ ‏.‏ فَوَثَبَ مُحَيِّصَةُ عَلَى شَبِيبَةَ رَجُلٍ مِنْ تُجَّارِ يَهُودَ كَانَ يُلاَبِسُهُمْ فَقَتَلَهُ وَكَانَ حُوَيِّصَةُ إِذْ ذَاكَ لَمْ يُسْلِمْ وَكَانَ أَسَنَّ مِنْ مُحَيِّصَةَ فَلَمَّا قَتَلَهُ جَعَلَ حُوَيِّصَةُ يَضْرِبُهُ وَيَقُولُ يَا عَدُوَّ اللَّهِ أَمَا وَاللَّهِ لَرُبَّ شَحْمٍ فِي بَطْنِكَ مِنْ مَالِهِ ‏.‏

Muhayyısa'dan rivayet olunduğuna göre, Rasûlullah (s.a.v.): "Yahudilerin erkeklerinden ele geçirdiğinizi öldürünüz!" buyurmuş. Bunun üzerine Muhayyısa isimli sahabi, Yahudi tüccarlarından olup onlarla ilişkisi bulunan gencecik bir adamın üzerine sıçrayıp onu öldürmüş. Muhayyısa'nın kardeşi Huvayyısa ise o gün henüz Müslüman değilmiş ve Muhayyısa'dan daha yaşlı imiş. Muhayyısa o Yahudi genci öldürünce Huvayyısa da: "Ey Allah'ın düşmanı! Allah'a yemin olsun, karnındaki yağların pek çoğu onun malındandır." diyerek kardeşi Muhayyısa'ya vurmaya başlamış.

Sunan Abu Dawud 3002

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، أَخْبَرَنَا اللَّيْثُ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّهُ قَالَ بَيْنَا نَحْنُ فِي الْمَسْجِدِ إِذْ خَرَجَ إِلَيْنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏"‏ انْطَلِقُوا إِلَى يَهُودَ ‏"‏ ‏.‏ فَخَرَجْنَا مَعَهُ حَتَّى جِئْنَاهُمْ فَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَنَادَاهُمْ فَقَالَ يَا مَعْشَرَ يَهُودَ أَسْلِمُوا تَسْلَمُوا ‏"‏ ‏.‏ فَقَالُوا قَدْ بَلَّغْتَ يَا أَبَا الْقَاسِمِ ‏.‏ فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَسْلِمُوا تَسْلَمُوا ‏"‏ ‏.‏ فَقَالُوا قَدْ بَلَّغْتَ يَا أَبَا الْقَاسِمِ ‏.‏ فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ ذَلِكَ أُرِيدُ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ قَالَهَا الثَّالِثَةَ ‏"‏ اعْلَمُوا أَنَّمَا الأَرْضُ لِلَّهِ وَرَسُولِهِ وَإِنِّي أُرِيدُ أَنْ أُجْلِيَكُمْ مِنْ هَذِهِ الأَرْضِ فَمَنْ وَجَدَ مِنْكُمْ بِمَالِهِ شَيْئًا فَلْيَبِعْهُ وَإِلاَّ فَاعْلَمُوا أَنَّمَا الأَرْضُ لِلَّهِ وَرَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ ‏.‏

Ebû Hureyre'den demiştir ki: Bir gün biz mescidde iken Rasûlullah (s.a.v.) aniden yanımıza çıkageldi ve: "Haydi Yahudilere gidelim!" dedi. Onunla birlikte biz de çıktık ve Yahudilere vardık. Derken Rasûlullah (s.a.v.) ayağa kalkarak onlara seslendi ve: "Ey Yahudiler cemaati, Müslüman olun, kurtulun!" buyurdu. Onlar: "Tebliğ ettin yâ Ebâ'l-Kaasım!" dediler. Rasûlullah (s.a.v.) onlara tekrar: "Müslüman olun, kurtulun!" buyurdu. Onlar da: "Tebliğ ettin yâ Ebâ'l-Kaasım!" dediler. Rasûlullah (s.a.v.) onlara: "Bunu murad ediyorum!" dedi ve üçüncü defasında onlara şunu söyledi: "Bilmiş olun ki, bu yer Allah'ın ve Rasûlünündür. Ben de sizi bu yerden sürgün etmek istiyorum. Sizden kim malına karşılık bir şey bulursa onu hemen satsın! Yoksa bilin ki, bu yer Allah'ın ve Rasûlünündür."

Sunan Abu Dawud 3003

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ دَاوُدَ بْنِ سُفْيَانَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ رَجُلٍ، مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ كُفَّارَ قُرَيْشٍ كَتَبُوا إِلَى ابْنِ أُبَىٍّ وَمَنْ كَانَ يَعْبُدُ مَعَهُ الأَوْثَانَ مِنَ الأَوْسِ وَالْخَزْرَجِ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَئِذٍ بِالْمَدِينَةِ قَبْلَ وَقْعَةِ بَدْرٍ إِنَّكُمْ آوَيْتُمْ صَاحِبَنَا وَإِنَّا نُقْسِمُ بِاللَّهِ لَتُقَاتِلُنَّهُ أَوْ لَتُخْرِجُنَّهُ أَوْ لَنَسِيرَنَّ إِلَيْكُمْ بِأَجْمَعِنَا حَتَّى نَقْتُلَ مُقَاتِلَتَكُمْ وَنَسْتَبِيحَ نِسَاءَكُمْ ‏.‏ فَلَمَّا بَلَغَ ذَلِكَ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ أُبَىٍّ وَمَنْ كَانَ مَعَهُ مِنْ عَبَدَةِ الأَوْثَانِ اجْتَمَعُوا لِقِتَالِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَلَمَّا بَلَغَ ذَلِكَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم لَقِيَهُمْ فَقَالَ ‏"‏ لَقَدْ بَلَغَ وَعِيدُ قُرَيْشٍ مِنْكُمُ الْمَبَالِغَ مَا كَانَتْ تَكِيدُكُمْ بِأَكْثَرَ مِمَّا تُرِيدُونَ أَنْ تَكِيدُوا بِهِ أَنْفُسَكُمْ تُرِيدُونَ أَنْ تُقَاتِلُوا أَبْنَاءَكُمْ وَإِخْوَانَكُمْ ‏"‏ ‏.‏ فَلَمَّا سَمِعُوا ذَلِكَ مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم تَفَرَّقُوا فَبَلَغَ ذَلِكَ كُفَّارَ قُرَيْشٍ فَكَتَبَتْ كُفَّارُ قُرَيْشٍ بَعْدَ وَقْعَةِ بَدْرٍ إِلَى الْيَهُودِ إِنَّكُمْ أَهْلُ الْحَلْقَةِ وَالْحُصُونِ وَإِنَّكُمْ لَتُقَاتِلُنَّ صَاحِبَنَا أَوْ لَنَفْعَلَنَّ كَذَا وَكَذَا وَلاَ يَحُولُ بَيْنَنَا وَبَيْنَ خَدَمِ نِسَائِكُمْ شَىْءٌ - وَهِيَ الْخَلاَخِيلُ - فَلَمَّا بَلَغَ كِتَابُهُمُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَجْمَعَتْ بَنُو النَّضِيرِ بِالْغَدْرِ فَأَرْسَلُوا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم اخْرُجْ إِلَيْنَا فِي ثَلاَثِينَ رَجُلاً مِنْ أَصْحَابِكَ وَلْيَخْرُجْ مِنَّا ثَلاَثُونَ حَبْرًا حَتَّى نَلْتَقِيَ بِمَكَانِ الْمَنْصَفِ فَيَسْمَعُوا مِنْكَ ‏.‏ فَإِنْ صَدَّقُوكَ وَآمَنُوا بِكَ آمَنَّا بِكَ فَقَصَّ خَبَرَهُمْ فَلَمَّا كَانَ الْغَدُ غَدَا عَلَيْهِمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالْكَتَائِبِ فَحَصَرَهُمْ فَقَالَ لَهُمْ ‏"‏ إِنَّكُمْ وَاللَّهِ لاَ تَأْمَنُونَ عِنْدِي إِلاَّ بِعَهْدٍ تُعَاهِدُونِي عَلَيْهِ ‏"‏ ‏.‏ فَأَبَوْا أَنْ يُعْطُوهُ عَهْدًا فَقَاتَلَهُمْ يَوْمَهُمْ ذَلِكَ ثُمَّ غَدَا الْغَدُ عَلَى بَنِي قُرَيْظَةَ بِالْكَتَائِبِ وَتَرَكَ بَنِي النَّضِيرِ وَدَعَاهُمْ إِلَى أَنْ يُعَاهِدُوهُ فَعَاهَدُوهُ فَانْصَرَفَ عَنْهُمْ وَغَدَا عَلَى بَنِي النَّضِيرِ بِالْكَتَائِبِ فَقَاتَلَهُمْ حَتَّى نَزَلُوا عَلَى الْجَلاَءِ فَجَلَتْ بَنُو النَّضِيرِ وَاحْتَمَلُوا مَا أَقَلَّتِ الإِبِلُ مِنْ أَمْتِعَتِهِمْ وَأَبْوَابِ بُيُوتِهِمْ وَخَشَبِهَا فَكَانَ نَخْلُ بَنِي النَّضِيرِ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَاصَّةً أَعْطَاهُ اللَّهُ إِيَّاهَا وَخَصَّهُ بِهَا فَقَالَ ‏{‏ وَمَا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ مِنْهُمْ فَمَا أَوْجَفْتُمْ عَلَيْهِ مِنْ خَيْلٍ وَلاَ رِكَابٍ ‏}‏ يَقُولُ بِغَيْرِ قِتَالٍ فَأَعْطَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَكْثَرَهَا لِلْمُهَاجِرِينَ وَقَسَمَهَا بَيْنَهُمْ وَقَسَمَ مِنْهَا لِرَجُلَيْنِ مِنَ الأَنْصَارِ وَكَانَا ذَوِي حَاجَةٍ لَمْ يَقْسِمْ لأَحَدٍ مِنَ الأَنْصَارِ غَيْرَهُمَا وَبَقِيَ مِنْهَا صَدَقَةُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الَّتِي فِي أَيْدِي بَنِي فَاطِمَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهَا ‏.‏

Nebi (s.a.v.)'in sahabilerinin birinden rivayet olunduğuna göre, Bedir Savaşı'ndan önce, Rasûlullah (s.a.v.) Medine'de bulunduğu sırada Kureyş kâfirleri, Abdullah b. Übeyy ile beraberinde bulunan Evs ve Hazrec putperestlerine: "Siz bizim arkadaşımızı barındırdınız. Allah'a yemin ederiz ki ya onunla savaşırsınız ya da onu çıkarırsınız; aksi takdirde hepimiz birden üzerinize yürür, savaşanlarınızı öldürür ve kadınlarınızı kendimize helâl kılarız." diye bir mektup yazdılar. Bu haber Abdullah b. Übeyy ile yanındaki putperestlere ulaşınca Nebi (s.a.v.) ile savaşmak üzere bir araya geldiler. Bu durum Nebi (s.a.v.)'e ulaşınca onlarla karşılaştı ve: "Kureyş'in tehdidi size son derece tesir etmiş. Kureyş'in size kurduğu tuzak, sizin kendinize kurmak istediğiniz tuzaktan daha büyük değildir. Siz kendi oğullarınız ve kardeşlerinizle savaşmak istiyorsunuz." dedi. Bunu Nebi (s.a.v.)'den duyunca dağıldılar. Bu haber Kureyş kâfirlerine ulaşınca, Bedir Savaşı'ndan sonra Yahudilere: "Siz silah ve kale sahibisiniz. Ya bizim arkadaşımızla savaşırsınız ya da size şöyle şöyle yaparız. O zaman bizimle kadınlarınızın halhalları arasına hiçbir şey giremez." diye bir mektup yazdılar. Mektuplarının haberi Nebi (s.a.v.)'e ulaşınca Nadîr oğulları hainlik etmeye karar verdiler. Rasûlullah (s.a.v.)'e: "Sahabilerinden otuz kişiyle birlikte karşımıza çık; bizden de otuz din âlimi çıksın. Orta bir yerde karşılaşalım ve onlar seni dinlesinler. Eğer seni tasdik edip sana inanırlarsa biz de sana inanırız." diye haber gönderdiler. Râvi onların haberini anlattı. Ertesi gün sabahleyin Rasûlullah (s.a.v.) askerî birliklerle Nadîr oğullarının üzerine yürüdü ve onları kuşatarak: "Vallahi, benimle uyacağınız bir antlaşma yapmadıkça yanımda güven içinde olamazsınız." dedi. Onlar kendisine bir antlaşma vermeyi reddettiler. Bunun üzerine o gün onlarla savaştı. Ertesi sabah Nadîr oğullarını bırakıp askerî birliklerle Kureyza oğullarının üzerine yürüdü ve onları kendisiyle antlaşma yapmaya çağırdı. Onlar da kendisiyle antlaşma yaptılar. Bunun üzerine yanlarından ayrıldı ve askerî birliklerle Nadîr oğullarının üzerine yürüdü. Onlarla, yurtlarını terk etme şartını kabul edinceye kadar savaştı. Nadîr oğulları yurtlarından çıktılar; develerinin taşıyabildiği mallarını, evlerinin kapılarını ve kerestelerini yanlarına aldılar. Böylece Nadîr oğullarının hurmalıkları yalnız Rasûlullah (s.a.v.)'e ait oldu. Allah onları kendisine verdi ve ona tahsis etti. Allah: "Allah'ın onlardan Peygamberine verdiği mallara gelince, siz onları elde etmek için ne at ne de deve koşturdunuz." buyurdu. Yani bunlar savaşılmadan elde edilmişti. Nebi (s.a.v.) bunların çoğunu muhacirlere verdi ve aralarında paylaştırdı. Bunlardan ihtiyaç sahibi iki ensara da pay verdi; bu ikisinden başka hiçbir ensara pay vermedi. Bunlardan, Fâtıma (r.a.) oğullarının ellerinde bulunan Rasûlullah (s.a.v.)'in sadakası baki kaldı.

Sunan Abu Dawud 3004

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ فَارِسٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، عَنْ مُوسَى بْنِ عُقْبَةَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ يَهُودَ بَنِي النَّضِيرِ، وَقُرَيْظَةَ، حَارَبُوا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَجْلَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَنِي النَّضِيرِ وَأَقَرَّ قُرَيْظَةَ وَمَنَّ عَلَيْهِمْ حَتَّى حَارَبَتْ قُرَيْظَةُ بَعْدَ ذَلِكَ فَقَتَلَ رِجَالَهُمْ وَقَسَمَ نِسَاءَهُمْ وَأَوْلاَدَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ بَيْنَ الْمُسْلِمِينَ إِلاَّ بَعْضَهُمْ لَحِقُوا بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَمَّنَهُمْ وَأَسْلَمُوا وَأَجْلَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَهُودَ الْمَدِينَةِ كُلَّهُمْ بَنِي قَيْنُقَاعَ وَهُمْ قَوْمُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَلاَمٍ وَيَهُودَ بَنِي حَارِثَةَ وَكُلَّ يَهُودِيٍّ كَانَ بِالْمَدِينَةِ ‏.‏

İbn Ömer'den rivayet edildiğine göre, Nadîr oğulları Yahudileriyle Kureyza oğulları Rasûlullah (s.a.v.) ile savaştılar. Rasûlullah (s.a.v.) Nadîr oğullarını sürgün etti; Kureyza oğullarını ise yerlerinde bıraktı ve kendilerine lütufta bulundu. Nihayet Kureyza oğulları bundan sonra savaşınca erkeklerini öldürdü; kadınlarını, çocuklarını ve mallarını Müslümanlar arasında paylaştırdı. Ancak onlardan bazıları Rasûlullah (s.a.v.)'e sığındılar. Rasûlullah (s.a.v.) de kendilerine güvence verdi ve onlar Müslüman oldular. Rasûlullah (s.a.v.), Abdullah b. Selâm'ın kavmi olan Kaynuka oğulları ile Hârise oğulları Yahudileri dâhil, Medine'de bulunan bütün Yahudileri sürgün etti.

Sunan Abu Dawud 3005

حَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ زَيْدِ بْنِ أَبِي الزَّرْقَاءِ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، قَالَ - أَحْسِبُهُ - عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَاتَلَ أَهْلَ خَيْبَرَ فَغَلَبَ عَلَى النَّخْلِ وَالأَرْضِ وَأَلْجَأَهُمْ إِلَى قَصْرِهِمْ فَصَالَحُوهُ عَلَى أَنَّ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الصَّفْرَاءَ وَالْبَيْضَاءَ وَالْحَلْقَةَ وَلَهُمْ مَا حَمَلَتْ رِكَابُهُمْ عَلَى أَنْ لاَ يَكْتُمُوا وَلاَ يُغَيِّبُوا شَيْئًا فَإِنْ فَعَلُوا فَلاَ ذِمَّةَ لَهُمْ وَلاَ عَهْدَ فَغَيَّبُوا مَسْكًا لِحُيَىِّ بْنِ أَخْطَبَ وَقَدْ كَانَ قُتِلَ قَبْلَ خَيْبَرَ كَانَ احْتَمَلَهُ مَعَهُ يَوْمَ بَنِي النَّضِيرِ حِينَ أُجْلِيَتِ النَّضِيرُ فِيهِ حُلِيُّهُمْ قَالَ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لِسَعْيَةَ ‏ "‏ أَيْنَ مَسْكُ حُيَىِّ بْنِ أَخْطَبَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَذْهَبَتْهُ الْحُرُوبُ وَالنَّفَقَاتُ ‏.‏ فَوَجَدُوا الْمَسْكَ فَقَتَلَ ابْنَ أَبِي الْحُقَيْقِ وَسَبَى نِسَاءَهُمْ وَذَرَارِيَّهُمْ وَأَرَادَ أَنْ يُجْلِيَهُمْ فَقَالُوا يَا مُحَمَّدُ دَعْنَا نَعْمَلْ فِي هَذِهِ الأَرْضِ وَلَنَا الشَّطْرُ مَا بَدَا لَكَ وَلَكُمُ الشَّطْرُ ‏.‏ وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُعْطِي كُلَّ امْرَأَةٍ مِنْ نِسَائِهِ ثَمَانِينَ وَسْقًا مِنْ تَمْرٍ وَعِشْرِينَ وَسْقًا مِنْ شَعِيرٍ ‏.‏

İbn Ömer'den rivayet edildiğine göre, Nebi (s.a.v.) Hayber halkıyla savaştı; hurmalıklara ve topraklara hâkim oldu ve onları kalelerine sığınmaya mecbur etti. Bunun üzerine onlar, altın, gümüş ve silahların Rasûlullah (s.a.v.)'e; develerinin taşıyacağı diğer malların ise kendilerine ait olması şartıyla onunla barış yaptılar. Hiçbir şeyi saklamayacak ve gizlemeyeceklerdi; bunu yaparlarsa kendileri için hiçbir güvence ve antlaşma kalmayacaktı. Fakat Huyey b. Ahtab'a ait bir deri dağarcığı sakladılar. Huyey, Hayber'den önce öldürülmüştü. Nadîr oğullarının sürgün edildiği gün bu dağarcığı yanında götürmüştü ve içinde onların ziynetleri bulunuyordu. Nebi (s.a.v.) Sa'ye'ye: "Huyey b. Ahtab'ın deri dağarcığı nerede?" diye sordu. O da: "Savaşlar ve harcamalar onu tüketti." diye cevap verdi. Sonra dağarcığı buldular. Bunun üzerine İbn Ebü'l-Hukayk'ı öldürdü; kadınlarını ve çocuklarını esir aldı ve onları sürgün etmek istedi. Onlar: "Ey Muhammed! Bizi bırak da bu topraklarda çalışalım. Dilediğin sürece mahsulün yarısı bizim, yarısı da sizin olsun." dediler. Rasûlullah (s.a.v.), eşlerinden her birine seksen vesk hurma ve yirmi vesk arpa verirdi.

Sunan Abu Dawud 3006

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنِ ابْنِ إِسْحَاقَ، حَدَّثَنِي نَافِعٌ، مَوْلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّ عُمَرَ، قَالَ أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ عَامَلَ يَهُودَ خَيْبَرَ عَلَى أَنَّا نُخْرِجُهُمْ إِذَا شِئْنَا فَمَنْ كَانَ لَهُ مَالٌ فَلْيَلْحَقْ بِهِ فَإِنِّي مُخْرِجٌ يَهُودَ ‏.‏ فَأَخْرَجَهُمْ ‏.‏

Abdullah b. Ömer'den demiştir ki: Ömer b. Hattâb (r.a.), halka hitaben yaptığı bir konuşmasında: "Ey insanlar! Rasûlullah (s.a.v.) Hayber Yahudileriyle, onları dilediğimiz zaman Hayber'den çıkarabilmemiz şartıyla bir işlem yapmıştı. Binaenaleyh, bahçe veya tarla olarak Hayber'de Yahudilerin elinde kimin bir malı varsa gelsin, onu alsın. Çünkü ben Yahudileri çıkaracağım" demiş ve onları çıkarmıştır.

Sunan Abu Dawud 3007

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ دَاوُدَ الْمَهْرِيُّ، أَخْبَرَنِي ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي أُسَامَةُ بْنُ زَيْدٍ اللَّيْثِيُّ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، قَالَ لَمَّا افْتُتِحَتْ خَيْبَرُ سَأَلَتْ يَهُودُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يُقِرَّهُمْ عَلَى أَنْ يَعْمَلُوا عَلَى النِّصْفِ مِمَّا خَرَجَ مِنْهَا فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أُقِرُّكُمْ فِيهَا عَلَى ذَلِكَ مَا شِئْنَا ‏"‏ ‏.‏ فَكَانُوا عَلَى ذَلِكَ وَكَانَ التَّمْرُ يُقْسَمُ عَلَى السُّهْمَانِ مِنْ نِصْفِ خَيْبَرَ وَيَأْخُذُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْخُمُسَ وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَطْعَمَ كُلَّ امْرَأَةٍ مِنْ أَزْوَاجِهِ مِنَ الْخُمُسِ مِائَةَ وَسْقٍ تَمْرًا وَعِشْرِينَ وَسْقًا شَعِيرًا فَلَمَّا أَرَادَ عُمَرُ إِخْرَاجَ الْيَهُودِ أَرْسَلَ إِلَى أَزْوَاجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ لَهُنَّ مَنْ أَحَبَّ مِنْكُنَّ أَنْ أَقْسِمَ لَهَا نَخْلاً بِخَرْصِهَا مِائَةَ وَسْقٍ فَيَكُونَ لَهَا أَصْلُهَا وَأَرْضُهَا وَمَاؤُهَا وَمِنَ الزَّرْعِ مَزْرَعَةُ خَرْصٍ عِشْرِينَ وَسْقًا فَعَلْنَا وَمَنْ أَحَبَّ أَنْ نَعْزِلَ الَّذِي لَهَا فِي الْخُمُسِ كَمَا هُوَ فَعَلْنَا ‏.‏

Abdullah b. Ömer'den demiştir ki: Hayber fethedilince Yahudiler, Rasûlullah (s.a.v.)'den, Hayber topraklarından çıkacak mahsulün yarısı kendilerinin olmak şartıyla kendilerini orada bırakmasını istediler. Rasûlullah (s.a.v.) de: "Sizi bu şartla orada dilediğimiz zamana kadar bırakıyorum" buyurdu. Hz. Nebi'nin sağlığında ve Hz. Ebû Bekir'in halifeliği döneminde bu şartla orada yaşamakta idiler. Hayber'in yarısından elde edilen hurma hisselere bölünür ve bunun beşte birini Rasûlullah (s.a.v.) alırdı. Almış olduğu beşte bir hisseden her bir hanımına yüz vesak hurma ile yirmi vesak arpa verirdi. Ömer (r.a.), Yahudileri Hayber'den çıkarmak isteyince Nebi (s.a.v.)'in hanımlarına haber gönderip onlara: "Sizden kim, kendisine tahmini olarak yüz vesaklık bir hurmalığı paylaştırmamı isterse oranın ağaçları, toprağı ve suyu onun olsun; ayrıca tahminen yirmi vesaklık mahsul veren bir tarla da verelim. Kim de beşte birdeki hissesini olduğu gibi ayırmamızı isterse onu da yapalım" dedi.

Sunan Abu Dawud 3008

حَدَّثَنَا دَاوُدُ بْنُ مُعَاذٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، ح وَحَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، وَزِيَادُ بْنُ أَيُّوبَ، أَنَّ إِسْمَاعِيلَ بْنَ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَهُمْ عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ صُهَيْبٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم غَزَا خَيْبَرَ فَأَصَبْنَاهَا عَنْوَةً فَجَمَعَ السَّبْىَ ‏.‏

Enes b. Mâlik'den demiştir ki: Rasûlullah (s.a.v.) Hayber'e savaş açtı. Orayı savaş zoruyla ele geçirdik ve esirler toplandı.

Sunan Abu Dawud 3009

حَدَّثَنَا الرَّبِيعُ بْنُ سُلَيْمَانَ الْمُؤَذِّنُ، حَدَّثَنَا أَسَدُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ زَكَرِيَّا، حَدَّثَنِي سُفْيَانُ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ بُشَيْرِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ أَبِي حَثْمَةَ، قَالَ قَسَمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَيْبَرَ نِصْفَيْنِ نِصْفًا لِنَوَائِبِهِ وَحَاجَتِهِ وَنِصْفًا بَيْنَ الْمُسْلِمِينَ قَسَمَهَا بَيْنَهُمْ عَلَى ثَمَانِيَةَ عَشَرَ سَهْمًا ‏.‏

Sehl b. Ebî Hasme'den demiştir ki: Rasûlullah (s.a.v.) yarısı ani ihtiyaçlarına ve geçimine, yarısı da müslümanlara olmak üzere Hayber (arazisin)i ikiye böldü. Müslümanların hissesini de onsekiz pay'a ayırdı.

Sunan Abu Dawud 3010

حَدَّثَنَا حُسَيْنُ بْنُ عَلِيِّ بْنِ الأَسْوَدِ، أَنَّ يَحْيَى بْنَ آدَمَ، حَدَّثَهُمْ عَنْ أَبِي شِهَابٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ بُشَيْرِ بْنِ يَسَارٍ، أَنَّهُ سَمِعَ نَفَرًا، مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالُوا فَذَكَرَ هَذَا الْحَدِيثَ قَالَ فَكَانَ النِّصْفُ سِهَامَ الْمُسْلِمِينَ وَسَهْمَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَعَزَلَ النِّصْفَ لِلْمُسْلِمِينَ لِمَا يَنُوبُهُ مِنَ الأُمُورِ وَالنَّوَائِبِ ‏.‏

Bûşeyr b. Yesâr'dan (rivayet olunduğuna göre): Kendisi Nebi (s.a.v.)'in sahabilerinden bir cemaatı (şöyle) derlerken işitmiş: (Büşeyr burada işittiklerini naklederken aynen) şu (bir önceki 3010.) hadisi zikretmiş ve (Hayber gelirinin) "yarısı müslümanların ve Rasûlullah (s.a.v.)'in idi. (Kalan) yarısını da müslümanların karşılaşacağı işler ve ani ihtiyaçlar için ayırmıştı" demiştir.

Sunan Abu Dawud 3011

حَدَّثَنَا حُسَيْنُ بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ فُضَيْلٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ بُشَيْرِ بْنِ يَسَارٍ، مَوْلَى الأَنْصَارِ عَنْ رِجَالٍ، مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَمَّا ظَهَرَ عَلَى خَيْبَرَ قَسَمَهَا عَلَى سِتَّةٍ وَثَلاَثِينَ سَهْمًا جَمَعَ كُلُّ سَهْمٍ مِائَةَ سَهْمٍ فَكَانَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلِلْمُسْلِمِينَ النِّصْفُ مِنْ ذَلِكَ وَعَزَلَ النِّصْفَ الْبَاقِيَ لِمَنْ نَزَلَ بِهِ مِنَ الْوُفُودِ وَالأُمُورِ وَنَوَائِبِ النَّاسِ ‏.‏

Nebi (s.a.v.)'in sahabilerinden (olan bir) erkekler (cemaatin)den (rivayet olunduğuna göre); Rasûlullah (s.a.v.) Hayber'i fethedince, oranın toprağını her biri yüz hisseyi ihtiva eden otuz altı kısma böldü. Bunun yarısı Rasûlullah (s.a.v.) ve müslümanlara aitti. Kalan yarısını da kendisine gelecek olan elçilerin ağırlanması ile (müslümanları ilgilendiren önemli) işler ve halkın karşılaşacağı bazı zorlukların halli için ayırdı.

Sunan Abu Dawud 3012

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ الْكِنْدِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو خَالِدٍ، - يَعْنِي سُلَيْمَانَ - عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ بُشَيْرِ بْنِ يَسَارٍ، قَالَ لَمَّا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَى نَبِيِّهِ صلى الله عليه وسلم خَيْبَرَ قَسَمَهَا عَلَى سِتَّةٍ وَثَلاَثِينَ سَهْمًا جَمَعَ كُلُّ سَهْمٍ مِائَةَ سَهْمٍ فَعَزَلَ نِصْفَهَا لِنَوَائِبِهِ وَمَا يَنْزِلُ بِهِ الْوَطِيحَةَ وَالْكُتَيْبَةَ وَمَا أُحِيزَ مَعَهُمَا وَعَزَلَ النِّصْفَ الآخَرَ فَقَسَمَهُ بَيْنَ الْمُسْلِمِينَ الشَّقَّ وَالنَّطَاةَ وَمَا أُحِيزَ مَعَهُمَا وَكَانَ سَهْمُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِيمَا أُحِيزَ مَعَهُمَا ‏.‏

Buşeyr b. Yesâr'dan demiştir ki: Allah (C.C.) Hayber'i Peygamberine fey olarak verince (Hz. Nebi) Hayber'i her biri yüz sehim ihtiva eden otuz altı parçaya ayırdı. Bunun yarısını (karşılaşacağı hâdiselerin halli) ve kendisine gelecek (elçi)ler (ve ihtiyaçlar) için ayırdı. Yani el-Vatiha (kalesi) ile Küteybe (ismi verilen köyleri) ve bu iki yere tabi olan yerleri (sözü geçen ihtiyaçlar için ayırdı), öbür yarısını da müslümanlar arasında paylaştırdı. (Bu da) Şakk (denilen kale) ile Netat (denilen topraklar) ve bu iki yere tabi olan yerlerdir. Rasûlullah (s.a.v.)'in (bir Nebi olması itibariyle humus payı olarak ve müslüman bir mücahid olması sebebiyle de ganimet payı olarak bu ikinci kısımdan aldığı) hisse (Şakk ve Netat) kalelerine bağlı olan kısımda idi.

Sunan Abu Dawud 3013

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مِسْكِينٍ الْيَمَامِيُّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَسَّانَ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ، - يَعْنِي ابْنَ بِلاَلٍ - عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ بُشَيْرِ بْنِ يَسَارٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَمَّا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَيْهِ خَيْبَرَ قَسَمَهَا سِتَّةً وَثَلاَثِينَ سَهْمًا جَمْعًا فَعَزَلَ لِلْمُسْلِمِينَ الشَّطْرَ ثَمَانِيَةَ عَشَرَ سَهْمًا يَجْمَعُ كُلُّ سَهْمٍ مِائَةً النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مَعَهُمْ لَهُ سَهْمٌ كَسَهْمِ أَحَدِهِمْ وَعَزَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثَمَانِيَةَ عَشَرَ سَهْمًا وَهُوَ الشَّطْرُ لِنَوَائِبِهِ وَمَا يَنْزِلُ بِهِ مِنْ أَمْرِ الْمُسْلِمِينَ فَكَانَ ذَلِكَ الْوَطِيحَ وَالْكُتَيْبَةَ وَالسُّلاَلِمَ وَتَوَابِعَهَا فَلَمَّا صَارَتِ الأَمْوَالُ بِيَدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَالْمُسْلِمِينَ لَمْ يَكُنْ لَهُمْ عُمَّالٌ يَكْفُونَهُمْ عَمَلَهَا فَدَعَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْيَهُودَ فَعَامَلَهُمْ ‏.‏

Bûşeyr b. Yesâr'dan rivayet olunduğuna göre, Rasûlullah (s.a.v.), Allah kendisine Hayber'i fey olarak nasibedince onun tümünü otuz altı paya böldü. (Bunların) yarısını (yani her biri yüz sehim ihtiva eden on sekiz payı) müslüman (mücahid)lere ayırdı. Peygamber (s.a.v.)'in de (müslüman bir mücahid olarak bu on sekiz pay içinde) müslümanlarla birlikte onlardan birinin hissesi kadar hisse (almak hakkı) vardı. Rasûlullah (s.a.v.) (geriye kalan) on sekiz payı da, ki bu (tüm Hayber arazisinin) yarısıdır, karşılaşacağı hâdiseler ve müslümanların işleriyle ilgili olarak ortaya çıkacak meseleler için (harcamak üzere) ayırdı. Bu da el-Vatıh (kalesi) ile Küteybe (denilen köyler), Selâlim (kalesi) ve buralara tabi olan yerlerdir. (Buralar) Nebi (s.a.v.) ile müslümanların eline geçtiği sırada, müslümanların oraların işine yetecek kadar işçileri yoktu. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) yahudileri çağırdı; (mahsulün yarısı müslümanlara, yarısı da yahudilere olmak üzere oraları) onlara ortağa verdi.

Sunan Abu Dawud 3014

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عِيسَى، حَدَّثَنَا مُجَمِّعُ بْنُ يَعْقُوبَ بْنِ مُجَمِّعِ بْنِ يَزِيدَ الأَنْصَارِيُّ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي يَعْقُوبَ بْنَ مُجَمِّعٍ، يَذْكُرُ لِي عَنْ عَمِّهِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَزِيدَ الأَنْصَارِيِّ، عَنْ عَمِّهِ، مُجَمِّعِ بْنِ جَارِيَةَ الأَنْصَارِيِّ - وَكَانَ أَحَدَ الْقُرَّاءِ الَّذِينَ قَرَءُوا الْقُرْآنَ - قَالَ قُسِمَتْ خَيْبَرُ عَلَى أَهْلِ الْحُدَيْبِيَةِ فَقَسَمَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى ثَمَانِيَةَ عَشَرَ سَهْمًا وَكَانَ الْجَيْشُ أَلْفًا وَخَمْسَمِائَةٍ فِيهِمْ ثَلاَثُمِائَةِ فَارِسٍ فَأَعْطَى الْفَارِسَ سَهْمَيْنِ وَأَعْطَى الرَّاجِلَ سَهْمًا ‏.‏

Kur'ân okuyucularından biri olan Mücemmi b. Cariye el-Ensâri'den (şöyle) dediği rivayet olunmuştur: Hayber (ganimetleri ve toprakları) Hudeybiye mücahidlerine bölüştürüldü. Rasûlullah (s.a.v.) onu on sekiz hisseye ayırdı. Askerin sayısı bin beş yüz idi. İçlerinde üç yüz atlı vardı. (Hz. Nebi atlıya iki, yayaya bir hisse verdi.)

Sunan Abu Dawud 3015

حَدَّثَنَا حُسَيْنُ بْنُ عَلِيٍّ الْعِجْلِيُّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، - يَعْنِي ابْنَ آدَمَ - حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي زَائِدَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بَكْرٍ، وَبَعْضِ، وَلَدِ مُحَمَّدِ بْنِ مَسْلَمَةَ قَالُوا بَقِيَتْ بَقِيَّةٌ مِنْ أَهْلِ خَيْبَرَ تَحَصَّنُوا فَسَأَلُوا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَحْقِنَ دِمَاءَهُمْ وَيُسَيِّرَهُمْ فَفَعَلَ فَسَمِعَ بِذَلِكَ أَهْلُ فَدَكَ فَنَزَلُوا عَلَى مِثْلِ ذَلِكَ فَكَانَتْ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَاصَّةً لأَنَّهُ لَمْ يُوجِفْ عَلَيْهَا بِخَيْلٍ وَلاَ رِكَابٍ ‏.‏

ez-Zühri ile Abdullah b. Ebû Bekir ve Muhammed b. Mesleme'nin çocuklarının birinden (rivayet olunmuştur. Bu kimseler) dediler ki: (Hayber'de bulunan) bazı kaleler Hayber halkından (alınamamış, onların elinde) kalmıştı. (Hayber halkı bu) kalelere sığınmışlardı. (Derken) Rasûlullah (s.a.v.)'den kanlarını bağışlayarak kendilerini sürgün etmesini istediler. (Hz. Nebi de öyle) yaptı. Bunu işiten Fedek halkı da bu şartlarla kalelerinden indiler. (Ve teslim oldular. Bunun üzerine Fedek arazisi) sadece Rasûlullah (s.a.v.)'e ait oldu. Çünkü (Müslümanlar, fethetmek için) oraya ne at ne de deve koşturmuşlardı.

Sunan Abu Dawud 3016

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ فَارِسٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، عَنْ جُوَيْرِيَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَنَّ سَعِيدَ بْنَ الْمُسَيَّبِ، أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم افْتَتَحَ بَعْضَ خَيْبَرَ عَنْوَةً ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَقُرِئَ عَلَى الْحَارِثِ بْنِ مِسْكِينٍ وَأَنَا شَاهِدٌ أَخْبَرَكُمُ ابْنُ وَهْبٍ قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ عَنِ ابْنِ شِهَابٍ أَنَّ خَيْبَرَ كَانَ بَعْضُهَا عَنْوَةً وَبَعْضُهَا صُلْحًا وَالْكُتَيْبَةُ أَكْثَرُهَا عَنْوَةً وَفِيهَا صُلْحٌ ‏.‏ قُلْتُ لِمَالِكٍ وَمَا الْكُتَيْبَةُ قَالَ أَرْضُ خَيْبَرَ وَهِيَ أَرْبَعُونَ أَلْفَ عَذْقٍ ‏.‏

ez-Zühri'den rivayet olunduğuna göre Said b. el-Müseyyeb ona, "Rasûlullah (s.a.v.) Hayber'in bir kısmını savaş zoruyla fethetti" demiştir. Ebû Dâvûd der ki: Hâris b. Miskîn'e (aşağıdaki şu hadis) gözümün önünde okundu: "İbn Vehb size haber veriyor ki Mâlik, İbn Şihab'dan (naklen) bana (şöyle) dedi: 'Hayber'in bir kısmı harp zoruyla, bir kısmı da barış yoluyla (fethedilmiş) idi. Küteybe ise, içerisinde sulh yoluyla (fethedilmiş kısımlar bulunmakla) beraber, ekserisi savaş zoruyla (fethedildi).' Ben Mâlik'e, 'el-Küteybe'nin durumu nasıldır?' diye sordum. '(Orası da) Hayber arazisi (içerisine dâhil)dir. Hayber arazisi (içerisinde) kırk bin hurma ağacı vardır' dedi."

Sunan Abu Dawud 3017

حَدَّثَنَا ابْنُ السَّرْحِ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ بْنُ يَزِيدَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ بَلَغَنِي أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم افْتَتَحَ خَيْبَرَ عَنْوَةً بَعْدَ الْقِتَالِ وَنَزَلَ مَنْ نَزَلَ مِنْ أَهْلِهَا عَلَى الْجَلاَءِ بَعْدَ الْقِتَالِ ‏.‏

İbn Şihab demiştir ki: Bana eriştiğine göre, Hayber savaş sonunda zorla fethedilmiş ve yine savaş sonunda Hayber halkından sürgün edilmek şartıyla (kalelerinden) inenler inmiştir.

Sunan Abu Dawud 3018

حَدَّثَنَا ابْنُ السَّرْحِ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ بْنُ يَزِيدَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ خَمَّسَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَيْبَرَ ثُمَّ قَسَّمَ سَائِرَهَا عَلَى مَنْ شَهِدَهَا وَمَنْ غَابَ عَنْهَا مِنْ أَهْلِ الْحُدَيْبِيَةِ ‏.‏

İbn Şihab'dan demiştir ki: Rasûlullah, Hayber (ganimetleri)nin beşte birini (Enfâl sûresinin kırk birinci âyetinde belirlenen hak sahiplerine vermek üzere) ayırdı, kalanını da Hudeybiye mücahidlerinden (Hayber savaşında) bulunanlara ve bulunmayanlara paylaştırdı.

Sunan Abu Dawud 3019

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عُمَرَ، قَالَ لَوْلاَ آخِرُ الْمُسْلِمِينَ مَا فَتَحْتُ قَرْيَةً إِلاَّ قَسَمْتُهَا كَمَا قَسَمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَيْبَرَ ‏.‏

Ömer b. Hattab'dan (r.a.) şöyle dediği rivayet olunmuştur: "Müslümanların sonradan gelecek olan nesilleri (söz konusu) olmasaydı, ben her fethettiğim köyü Rasûlullah'ın (s.a.v.) Hayber'i paylaştırdığı gibi paylaştırırdım."

Sunan Abu Dawud 3020

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، حَدَّثَنَا ابْنُ إِدْرِيسَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَامَ الْفَتْحِ جَاءَهُ الْعَبَّاسُ بْنُ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ بِأَبِي سُفْيَانَ بْنِ حَرْبٍ فَأَسْلَمَ بِمَرِّ الظَّهْرَانِ فَقَالَ لَهُ الْعَبَّاسُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ أَبَا سُفْيَانَ رَجُلٌ يُحِبُّ هَذَا الْفَخْرَ فَلَوْ جَعَلْتَ لَهُ شَيْئًا ‏.‏ قَالَ ‏ "‏ نَعَمْ مَنْ دَخَلَ دَارَ أَبِي سُفْيَانَ فَهُوَ آمِنٌ وَمَنْ أَغْلَقَ عَلَيْهِ بَابَهُ فَهُوَ آمِنٌ ‏"‏ ‏.‏

İbn-i Abbâs'dan demiştir ki: Fetih yılında Abbâs b. Abdulmuttalib, Merrü'z-Zahrân (denilen yer)de Ebû Süfyân b. Harb'i Rasûlullah'a (s.a.v.) getirmiş. (Ebû Süfyân da orada) Müslüman olmuş. Bunun üzerine Hz. Abbâs, Hz. Nebi'ye: "Ey Allah'ın Rasûlü, Ebû Süfyân şu (dünyalık) övünmeyi seven bir kişidir. Binaenaleyh ona da (kendisiyle övünebileceği) bir şey versen (çok iyi olur)" demiş. (Bunun üzerine Hz. Nebi de:) "Evet. Ebû Süfyân'ın evine giren emniyettedir. (Kendi evine girip de) kapısını (üzerine) kapayan kimse de emniyettedir" buyurmuştur.

Sunan Abu Dawud 3021

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَمْرٍو الرَّازِيُّ، حَدَّثَنَا سَلَمَةُ، - يَعْنِي ابْنَ الْفَضْلِ - عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنِ الْعَبَّاسِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَعْبَدٍ، عَنْ بَعْضِ أَهْلِهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ لَمَّا نَزَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَرَّ الظَّهْرَانِ قَالَ الْعَبَّاسُ قُلْتُ وَاللَّهِ لَئِنْ دَخَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَكَّةَ عَنْوَةً قَبْلَ أَنْ يَأْتُوهُ فَيَسْتَأْمِنُوهُ إِنَّهُ لَهَلاَكُ قُرَيْشٍ فَجَلَسْتُ عَلَى بَغْلَةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ لَعَلِّي أَجِدُ ذَا حَاجَةٍ يَأْتِي أَهْلَ مَكَّةَ فَيُخْبِرُهُمْ بِمَكَانِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِيَخْرُجُوا إِلَيْهِ فَيَسْتَأْمِنُوهُ فَإِنِّي لأَسِيرُ إِذْ سَمِعْتُ كَلاَمَ أَبِي سُفْيَانَ وَبُدَيْلِ بْنِ وَرْقَاءَ فَقُلْتُ يَا أَبَا حَنْظَلَةَ فَعَرَفَ صَوْتِي فَقَالَ أَبُو الْفَضْلِ قُلْتُ نَعَمْ ‏.‏ قَالَ مَا لَكَ فِدَاكَ أَبِي وَأُمِّي قُلْتُ هَذَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَالنَّاسُ ‏.‏ قَالَ فَمَا الْحِيلَةُ قَالَ فَرَكِبَ خَلْفِي وَرَجَعَ صَاحِبُهُ فَلَمَّا أَصْبَحَ غَدَوْتُ بِهِ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَسْلَمَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ أَبَا سُفْيَانَ رَجُلٌ يُحِبُّ هَذَا الْفَخْرَ فَاجْعَلْ لَهُ شَيْئًا ‏.‏ قَالَ ‏ "‏ نَعَمْ مَنْ دَخَلَ دَارَ أَبِي سُفْيَانَ فَهُوَ آمِنٌ وَمَنْ أَغْلَقَ عَلَيْهِ دَارَهُ فَهُوَ آمِنٌ وَمَنْ دَخَلَ الْمَسْجِدَ فَهُوَ آمِنٌ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَتَفَرَّقَ النَّاسُ إِلَى دُورِهِمْ وَإِلَى الْمَسْجِدِ ‏.‏

İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre Abbas şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) ordusuyla beraber gecelemek üzere Merrü'z-Zahrân denilen yere inince, kendi kendime: “Allah'a yemin olsun ki eğer Rasûlullah (s.a.v.), Mekkeliler kendisine gelip emân istemeden önce Mekke'ye zorla girecek olursa bu, Kureyş'in helâki olur.” dedim. Rasûlullah'ın (s.a.v.) katırına bindim ve yine kendi kendime: “Herhalde Mekke'ye giden bir iş güç sahibini bulurum da Mekke halkına Rasûlullah'ın (s.a.v.) bulunduğu yeri haber verir; onlar da onun yanına çıkıp kendisinden emân isterler.” dedim. Bu maksatla giderken birden Ebû Süfyân ile Budeyl b. Verkâ'nın konuşmalarını işittim ve “Ey Ebû Hanzala!” diye seslendim. Sesimi hemen tanıdı ve “Ebû'l-Fadl mısın?” dedi. “Evet!” cevabını verdim. “Anam babam sana feda olsun! Ne var?” dedi. Ben de “İşte Rasûlullah (s.a.v.) ve beraberindeki insanlar.” dedim. “Peki çare nedir?” diye sordu. Arkama bindi, arkadaşı ise geri döndü. Sabah olunca onu Rasûlullah'ın (s.a.v.) huzuruna götürdüm ve Müslüman oldu. Ben de “Ey Allah'ın Rasûlü! Ebû Süfyân övünmeyi seven bir kişidir. Ona övünebileceği bir şey ver!” dedim. Hz. Peygamber: “Evet, Ebû Süfyân'ın evine giren emniyettedir; evinin kapısını kendi üzerine kapayan kimse de emniyettedir; mescide giren de emniyettedir.” buyurdu. Bunun üzerine halk evlerine ve mescide dağıldı.

Sunan Abu Dawud 3022

حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ الصَّبَّاحِ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، - يَعْنِي ابْنَ عَبْدِ الْكَرِيمِ - حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ عَقِيلِ بْنِ مَعْقِلٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ وَهْبِ بْنِ مُنَبِّهٍ، قَالَ سَأَلْتُ جَابِرًا هَلْ غَنِمُوا يَوْمَ الْفَتْحِ شَيْئًا قَالَ لاَ ‏.‏

Vehb b. Münebbih'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Câbir'e “Fetih günü ganimet olarak bir şey aldılar mı?” diye sordum. O da “Hayır!” diye cevap verdi.

Sunan Abu Dawud 3023

حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا سَلاَّمُ بْنُ مِسْكِينٍ، حَدَّثَنَا ثَابِتٌ الْبُنَانِيُّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ رَبَاحٍ الأَنْصَارِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم لَمَّا دَخَلَ مَكَّةَ سَرَّحَ الزُّبَيْرَ بْنَ الْعَوَّامِ وَأَبَا عُبَيْدَةَ بْنَ الْجَرَّاحِ وَخَالِدَ بْنَ الْوَلِيدِ عَلَى الْخَيْلِ وَقَالَ ‏"‏ يَا أَبَا هُرَيْرَةَ اهْتِفْ بِالأَنْصَارِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ اسْلُكُوا هَذَا الطَّرِيقَ فَلاَ يُشْرِفَنَّ لَكُمْ أَحَدٌ إِلاَّ أَنَمْتُمُوهُ ‏.‏ فَنَادَى مُنَادٍ لاَ قُرَيْشَ بَعْدَ الْيَوْمِ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَنْ دَخَلَ دَارًا فَهُوَ آمِنٌ وَمَنْ أَلْقَى السِّلاَحَ فَهُوَ آمِنٌ ‏"‏ ‏.‏ وَعَمَدَ صَنَادِيدُ قُرَيْشٍ فَدَخَلُوا الْكَعْبَةَ فَغَصَّ بِهِمْ وَطَافَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَصَلَّى خَلْفَ الْمَقَامِ ثُمَّ أَخَذَ بِجَنْبَتَىِ الْبَابِ فَخَرَجُوا فَبَايَعُوا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَلَى الإِسْلاَمِ ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ سَمِعْتُ أَحْمَدَ بْنَ حَنْبَلٍ سَأَلَهُ رَجُلٌ قَالَ مَكَّةَ عَنْوَةً هِيَ قَالَ أَيْشٍ يَضُرُّكَ مَا كَانَتْ قَالَ فَصُلْحٌ قَالَ لاَ ‏.‏

Ebû Hureyre'den rivayet edildiğine göre Nebi (s.a.v.) Mekke'ye girince Zübeyr b. el-Avvâm, Ebû Ubeyde b. Cerrâh ve Hâlid b. Velîd'i süvarilerin başında gönderdi ve “Ey Ebû Hureyre! Ensâr'a seslen!” dedi. Ensâr toplanınca onlara: “Şu yolu takip ediniz. Karşınıza çıkan hiç kimseyi sağ bırakmayınız.” dedi. Mekke'ye girilince birisi: “Bugünden sonra artık Kureyş yoktur!” diye bağırdı. Rasûlullah (s.a.v.) de: “Bir eve giren emniyettedir. Silâhını bırakan da emniyettedir.” buyurdu. Kureyş'in ileri gelenleri Kâbe'ye girip orayı doldurdular. Nebi (s.a.v.) Kâbe'yi tavaf etti ve Makam'ın arkasında namaz kıldı. Sonra Kâbe kapısının iki sövesini tuttu. Bunun üzerine dışarı çıktılar ve Nebi'ye (s.a.v.) İslâm üzere biat ettiler. Ebû Dâvûd der ki: Ahmed b. Hanbel'e bir adamın “Mekke zorla mı fethedildi?” diye sorduğunu işittim. Ahmed b. Hanbel ona “Nasıl fethedilmiş olmasının sana ne zararı var?” cevabını verdi. Adam “Peki, sulh yoluyla mı alındı?” deyince “Hayır.” karşılığını verdi.

Sunan Abu Dawud 3024

حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ الصَّبَّاحِ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، - يَعْنِي ابْنَ عَبْدِ الْكَرِيمِ - حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ، - يَعْنِي ابْنَ عَقِيلِ بْنِ مُنَبِّهٍ - عَنْ أَبِيهِ، عَنْ وَهْبٍ، قَالَ سَأَلْتُ جَابِرًا عَنْ شَأْنِ، ثَقِيفٍ إِذْ بَايَعَتْ قَالَ اشْتَرَطَتْ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنْ لاَ صَدَقَةَ عَلَيْهَا وَلاَ جِهَادَ وَأَنَّهُ سَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بَعْدَ ذَلِكَ يَقُولُ ‏ "‏ سَيَتَصَدَّقُونَ وَيُجَاهِدُونَ إِذَا أَسْلَمُوا ‏"‏ ‏.‏

Vehb (ibn Münebbih)'den demiştir ki: Câbir'e Sakif (kabilesin)in durumunu sordum. Çünkü (onlar müslüman olduklarına dair Hz. Nebi'ye) biat etmişlerdi. Câbir de: "(Onlar) Nebi (s.a.v.)'e kendilerine zekât ve cihâd (mükellefiyetlerinin) olmamasını şart koştular." cevabını verdi. (Câbir) daha sonra Nebi (s.a.v.)'i, "(Onlar ileride tam manâsıyla) müslüman oldukları vakit (kendiliklerinden) zekât da verecekler, cihâd da edecekler." derken işitmiştir.

Sunan Abu Dawud 3025

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَلِيِّ بْنِ سُوَيْدٍ، - يَعْنِي ابْنَ مَنْجُوفٍ - حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ، عَنْ حَمَّادِ بْنِ سَلَمَةَ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ عُثْمَانَ بْنِ أَبِي الْعَاصِ، أَنَّ وَفْدَ، ثَقِيفٍ لَمَّا قَدِمُوا عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْزَلَهُمُ الْمَسْجِدَ لِيَكُونَ أَرَقَّ لِقُلُوبِهِمْ فَاشْتَرَطُوا عَلَيْهِ أَنْ لاَ يُحْشَرُوا وَلاَ يُعْشَرُوا وَلاَ يُجَبُّوا فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لَكُمْ أَنْ لاَ تُحْشَرُوا وَلاَ تُعْشَرُوا وَلاَ خَيْرَ فِي دِينٍ لَيْسَ فِيهِ رُكُوعٌ ‏"‏ ‏.‏

Osman b. Ebi'l-Âs'dan demiştir ki: Sakif (kabilesin)in heyeti (müslümanlığı kabul etmek gayesiyle) Rasûlullah (s.a.v.)'e geldikleri vakit, (Nebi Efendimiz) onları kalplerinin daha da incelmesi (ve hassaslaşması) için mescide indirmiş. (Onlar müslümanlığı kabul edebilmeleri için) cihâdla, öşürle ve namazla mükellef tutulmamalarını Hz. Nebi'ye şart koşmuşlar. Rasûlullah (s.a.v.) de: "Size (muvakkaten) cihâda çağrılmama ve öşürden muaf tutulma hakkı tanıyorum. Fakat namaz bulunmayan dinde hayır yoktur." buyurmuştur.

Sunan Abu Dawud 3026

حَدَّثَنَا هَنَّادُ بْنُ السَّرِيِّ، عَنْ أَبِي أُسَامَةَ، عَنْ مُجَالِدٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ عَامِرِ بْنِ شَهْرٍ، قَالَ خَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ لِي هَمْدَانُ هَلْ أَنْتَ آتٍ هَذَا الرَّجُلَ وَمُرْتَادٌ لَنَا فَإِنْ رَضِيتَ لَنَا شَيْئًا قَبِلْنَاهُ وَإِنْ كَرِهْتَ شَيْئًا كَرِهْنَاهُ قُلْتُ نَعَمْ ‏.‏ فَجِئْتُ حَتَّى قَدِمْتُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَرَضِيتُ أَمْرَهُ وَأَسْلَمَ قَوْمِي وَكَتَبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم هَذَا الْكِتَابَ إِلَى عُمَيْرٍ ذِي مَرَّانَ قَالَ وَبَعَثَ مَالِكَ بْنَ مِرَارَةَ الرَّهَاوِيَّ إِلَى الْيَمَنِ جَمِيعًا فَأَسْلَمَ عَكٌّ ذُو خَيْوَانَ ‏.‏ قَالَ فَقِيلَ لِعَكٍّ انْطَلِقْ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَخُذْ مِنْهُ الأَمَانَ عَلَى قَرْيَتِكَ وَمَالِكَ فَقَدِمَ وَكَتَبَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ مِنْ مُحَمَّدٍ رَسُولِ اللَّهِ لِعَكٍّ ذِي خَيْوَانَ إِنْ كَانَ صَادِقًا فِي أَرْضِهِ وَمَالِهِ وَرَقِيقِهِ فَلَهُ الأَمَانُ وَذِمَّةُ اللَّهِ وَذِمَّةُ مُحَمَّدٍ رَسُولِ اللَّهِ ‏"‏ ‏.‏ وَكَتَبَ خَالِدُ بْنُ سَعِيدِ بْنِ الْعَاصِ ‏.‏

Âmir b. Şehr'den demiştir ki: Rasûlullah (s.a.v.) bir Nebi olarak ortaya çıkınca (benim mensup olduğum Yemen'deki) Hemdân (kavmi) bana: "Sen bize bir öncü olarak şu (Nebi olduğu söylenen) adama gider misin? Eğer sen bizim için onda hoşlanılacak bir durum görürsen (gelip bize haber verirsin), onun Nebiliğini biz de kabul ederiz. Fakat (onda) hoşlanmadığın bir durum görürsen, ondan biz de hoşlanmayız!" dedi(ler). Ben de: "Evet, giderim." dedim ve Rasûlullah (s.a.v.)'in huzuruna vardım. (Onun) dinini beğendim, (gelip kavmime haber verdim), kavmim de müslüman oldu. (Bunun üzerine) Rasûlullah (s.a.v.) (orada bulunan) Umeyr Zû Merrân'a şu mektubu yazdı. Malik b. Merâre er-Rehâvî'yi de tüm (Yemen halkına elçi olmak üzere) Yemen'e gönderdi. (Onu gönderince) Akk Zû Hayvan (isimli şahıs) da müslüman oldu. Akk (ismindeki bu zat)a: "Rasûlullah (s.a.v.)'e git de köyün ve malın için ondan bir emân al!" denildi. (O da) bunun üzerine (yola çıkıp Hz. Nebi'ye) vardı. Rasûlullah (s.a.v.) de (şu mektubun) ona yazılıp verilmesini emretti: "Bismillahirrahmanirrahim. Allah'ın Rasûlü Muhammed'den Akk Zû Hayvan'a. Eğer (Akk Zû Hayvan isimli bu adam) toprağı, malı ve kölesi üzerindeki (hak iddiasında gerçekten) doğru söylüyorsa, emân ve Allah'ın zimmetiyle Rasûlü Muhammed'in zimmeti ona aittir." (Bu mektubu) Halid b. Said b. el-Âs yazdı.

Sunan Abu Dawud 3027

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ أَحْمَدَ الْقُرَشِيُّ، وَهَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ الزُّبَيْرِ، حَدَّثَهُمْ حَدَّثَنَا فَرَجُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنِي عَمِّي، ثَابِتُ بْنُ سَعِيدٍ عَنْ أَبِيهِ، سَعِيدٍ - يَعْنِي ابْنَ أَبْيَضَ - عَنْ جَدِّهِ، أَبْيَضَ بْنِ حَمَّالٍ أَنَّهُ كَلَّمَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الصَّدَقَةِ حِينَ وَفَدَ عَلَيْهِ فَقَالَ ‏ "‏ يَا أَخَا سَبَإٍ لاَ بُدَّ مِنْ صَدَقَةٍ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ إِنَّمَا زَرْعُنَا الْقُطْنُ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَقَدْ تَبَدَّدَتْ سَبَأٌ وَلَمْ يَبْقَ مِنْهُمْ إِلاَّ قَلِيلٌ بِمَأْرِبٍ ‏.‏ فَصَالَحَ نَبِيَّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى سَبْعِينَ حُلَّةِ بَزٍّ مِنْ قِيمَةِ وَفَاءِ بَزِّ الْمَعَافِرِ كُلَّ سَنَةٍ عَمَّنْ بَقِيَ مِنْ سَبَإٍ بِمَأْرِبَ فَلَمْ يَزَالُوا يُؤَدُّونَهَا حَتَّى قُبِضَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَإِنَّ الْعُمَّالَ انْتَقَضُوا عَلَيْهِمْ بَعْدَ قَبْضِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِيمَا صَالَحَ أَبْيَضُ بْنُ حَمَّالٍ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْحُلَلِ السَّبْعِينَ فَرَدَّ ذَلِكَ أَبُو بَكْرٍ عَلَى مَا وَضَعَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى مَاتَ أَبُو بَكْرٍ فَلَمَّا مَاتَ أَبُو بَكْرٍ رضى الله عنه انْتَقَضَ ذَلِكَ وَصَارَتْ عَلَى الصَّدَقَةِ ‏.‏

Ebyaz b. Hammal'dan (rivayet olunduğuna göre) kendisi elçi olarak vardığı zaman Rasûlullah (s.a.v.)'le zekât hakkında konuşmuş da Hz. Nebi: "Ey Sebe'nin kardeşi, zekât vermek elbette lazımdır." buyurmuş. Bunun üzerine Ebyaz: "Ey Allah'ın Rasûlü! Biz pamuğu ektik. Fakat bir süre sonra Sebe halkından her biri bir tarafa dağılıp gitti. Onlardan Mearib'de bulunan az bir cemaatin dışında kimse kalmadı." demiş. Bunun üzerine Nebi (s.a.v.), Mearib'de Sebe halkından kalanlarla her sene öşür olarak Meâfir kumaşı kıymetinde yetmiş takım elbise üzerinde anlaşma yaptı. Sebe halkı, Rasûlullah (s.a.v.) vefat edinceye kadar bu elbiseleri vermeye devam etti. Rasûlullah'ın vefatından sonra tahsildarlar, Ebyaz b. Hammal'la Rasûlullah'ın (s.a.v.) yapmış oldukları, öşür olarak senelik yetmiş elbise üzerindeki anlaşmayı Yemen halkının aleyhine olacak şekilde bozdular. Ebû Bekir (r.a.), bunu tekrar Rasûlullah'ın (s.a.v.) koymuş olduğu hâle çevirdi. Bu hâl Ebû Bekir vefat edinceye kadar devam etti. Ölünce bu anlaşma bozuldu ve ödenmesi gereken miktar zekât üzerinden tespit edilmiş oldu.

Sunan Abu Dawud 3028

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ سُلَيْمَانَ الأَحْوَلِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَوْصَى بِثَلاَثَةٍ فَقَالَ ‏ "‏ أَخْرِجُوا الْمُشْرِكِينَ مِنْ جَزِيرَةِ الْعَرَبِ وَأَجِيزُوا الْوَفْدَ بِنَحْوٍ مِمَّا كُنْتُ أُجِيزُهُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ وَسَكَتَ عَنِ الثَّالِثَةِ أَوْ قَالَ فَأُنْسِيتُهَا ‏.‏ وَقَالَ الْحُمَيْدِيُّ عَنْ سُفْيَانَ قَالَ سُلَيْمَانُ لاَ أَدْرِي أَذَكَرَ سَعِيدٌ الثَّالِثَةَ فَنَسِيتُهَا أَوْ سَكَتَ عَنْهَا

İbn Abbâs'dan (rivayet olunduğuna göre), Nebi (s.a.v.) vefatı esnasında üç şeyi vasiyet ederek: "Müşrikleri Arap Yarımadası'ndan çıkarınız, gelen heyetlere benim yaptığım gibi ikramda bulununuz." dedi. İbn Abbâs dedi ki: "Üçüncüyü söylemedi yahut da onu söyledi de ben unuttum." Humeydî'nin Süfyan'dan naklettiğine göre Süleyman: "Said üçüncüyü zikretti de ben mi unuttum, yoksa onu söylemedi mi bilmiyorum." demiştir.

Sunan Abu Dawud 3029

حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، وَعَبْدُ الرَّزَّاقِ، قَالاَ أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنِي أَبُو الزُّبَيْرِ، أَنَّهُ سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، يَقُولُ أَخْبَرَنِي عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ، أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ لأُخْرِجَنَّ الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى مِنْ جَزِيرَةِ الْعَرَبِ فَلاَ أَتْرُكُ فِيهَا إِلاَّ مُسْلِمًا ‏"‏ ‏.‏

Ömer b. el-Hattab (r.a.), Rasûlullah'ı (s.a.v.) şöyle buyururken işittiğini söylemiştir: "Yahudileri ve Hıristiyanları Arap Yarımadası'ndan mutlaka çıkaracağım. Orada Müslümandan başka birisini bırakmayacağım."

Sunan Abu Dawud 3030

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ، حَدَّثَنَا أَبُو أَحْمَدَ مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرٍ، عَنْ عُمَرَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِمَعْنَاهُ وَالأَوَّلُ أَتَمُّ ‏.‏

Hz. Ömer'den demiştir ki: Rasûlüllah (s.a.v.) (şöyle) buyurdu. (Hz. Ömer bu rivayetinde aynen bir önceki 3030. hadisin) manâsını (rivayet etti. Ancak) bir önceki (hadis) daha uzundur.

Sunan Abu Dawud 3031

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ دَاوُدَ الْعَتَكِيُّ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ قَابُوسَ بْنِ أَبِي ظَبْيَانَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ تَكُونُ قِبْلَتَانِ فِي بَلَدٍ وَاحِدٍ ‏"‏ ‏.‏

İbn Abbâs'dan demiştir ki: Rasûlullah (s.a.v.), "Bir ülkede iki kıble olamaz." buyurdu.

Sunan Abu Dawud 3032

حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا عُمَرُ، - يَعْنِي ابْنَ عَبْدِ الْوَاحِدِ - قَالَ قَالَ سَعِيدٌ - يَعْنِي ابْنَ عَبْدِ الْعَزِيزِ - جَزِيرَةُ الْعَرَبِ مَا بَيْنَ الْوَادِي إِلَى أَقْصَى الْيَمَنِ إِلَى تُخُومِ الْعِرَاقِ إِلَى الْبَحْرِ ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ قُرِئَ عَلَى الْحَارِثِ بْنِ مِسْكِينٍ وَأَنَا شَاهِدٌ أَخْبَرَكَ أَشْهَبُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ قَالَ قَالَ مَالِكٌ عُمَرُ أَجْلَى أَهْلَ نَجْرَانَ وَلَمْ يُجْلَوْا مِنْ تَيْمَاءَ لأَنَّهَا لَيْسَتْ مِنْ بِلاَدِ الْعَرَبِ فَأَمَّا الْوَادِي فَإِنِّي أَرَى إِنَّمَا لَمْ يُجْلَ مَنْ فِيهَا مِنَ الْيَهُودِ أَنَّهُمْ لَمْ يَرَوْهَا مِنْ أَرْضِ الْعَرَبِ ‏.‏

Said b. Abdülaziz dedi ki: Arap (yarım) adası, (bir taraftan) Vadi (el-Kurâ ile) Yemen'in sonuna, (diğer taraftan da) Irak sınırından denize (kadar uzanan yerlerin) arasıdır. Ebû Dâvûd der ki: Mâlik (şöyle) dedi: Ömer (radıyallahü anh), Necran halkını (Necran'dan) sürgün etti. (Teyma halkı ise) Teyma'dan sürgün edilmediler. Çünkü Teyma Arap ülkelerinden değildir. Vadi el-Kurâ'ya (gelince Hazret-i Ömer) orada bulunan Yahudileri sürgün etmedi. Zira (ashab-ı kiram) orayı Arap topraklarından saymıyorlardı.

Sunan Abu Dawud 3033

حَدَّثَنَا ابْنُ السَّرْحِ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ قَالَ مَالِكٌ قَدْ أَجْلَى عُمَرُ رَحِمَهُ اللَّهُ يَهُودَ نَجْرَانَ وَفَدَكَ ‏.‏

(Yine İmam) Malik dedi ki: Hz. Ömer gerçekten Necran ve Fedek Yahudilerini (Necran ve Fedek'ten) sürüp çıkardı.

Sunan Abu Dawud 3034

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ يُونُسَ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا سُهَيْلُ بْنُ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنَعَتِ الْعِرَاقُ قَفِيزَهَا وَدِرْهَمَهَا وَمَنَعَتِ الشَّامُ مُدْيَهَا وَدِينَارَهَا وَمَنَعَتْ مِصْرُ إِرْدَبَّهَا وَدِينَارَهَا ثُمَّ عُدْتُمْ مِنْ حَيْثُ بَدَأْتُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَهَا زُهَيْرٌ ثَلاَثَ مَرَّاتٍ شَهِدَ عَلَى ذَلِكَ لَحْمُ أَبِي هُرَيْرَةَ وَدَمُهُ ‏.‏

Ebû Hureyre'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Irak kafîzini ve dirhemini, Şam müddünü ve dinarını, Mısır irdebbini ve dinarını vermeyecektir. Sonra başladığınız yere döneceksiniz." buyurdu. (Şeyhim Ahmed b. Abdullah b. Yunus dedi ki: Bu hadisi bana nakleden) Züheyr bu sözü üç defa tekrarladı. (Ebû Hureyre sözlerini şöyle bitirdi:) "Buna Ebû Hureyre'nin eti ve kanı da şahittir."

Sunan Abu Dawud 3035

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، حَدَّثَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ هَمَّامِ بْنِ مُنَبِّهٍ، قَالَ هَذَا مَا حَدَّثَنَا بِهِ أَبُو هُرَيْرَةَ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَيُّمَا قَرْيَةٍ أَتَيْتُمُوهَا وَأَقَمْتُمْ فِيهَا فَسَهْمُكُمْ فِيهَا وَأَيُّمَا قَرْيَةٍ عَصَتِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَإِنَّ خُمُسَهَا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ ثُمَّ هِيَ لَكُمْ ‏"‏ ‏.‏

Ebû Hureyre, Rasûlullah (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu haber vermiştir: "Herhangi bir memlekete varır da orada ikamet ederseniz, hisseniz oradadır. Hangi belde Allah'a ve Rasûlüne isyan ederse o beldenin beşte biri Allah'a ve Rasûle aittir. Sonra o da sizindir."

Sunan Abu Dawud 3036

حَدَّثَنَا الْعَبَّاسُ بْنُ عَبْدِ الْعَظِيمِ، حَدَّثَنَا سَهْلُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَبِي زَائِدَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ عُمَرَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، وَعَنْ عُثْمَانَ بْنِ أَبِي سُلَيْمَانَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ خَالِدَ بْنَ الْوَلِيدِ إِلَى أُكَيْدِرِ دُومَةَ فَأُخِذَ فَأَتَوْهُ بِهِ فَحَقَنَ لَهُ دَمَهُ وَصَالَحَهُ عَلَى الْجِزْيَةِ ‏.‏

Enes b. Mâlik ve Osman b. Ebû Süleyman'dan rivayet olunduğuna göre Nebi (s.a.v.), Tebük Savaşı'ndan sonra Hâlid b. Velîd'i Devmetü'l-Cendel'de bulunan Ukeydir üzerine göndermiştir. Ukeydir, Hz. Hâlid ile emrindeki Müslümanlar tarafından yakalanarak Hz. Peygamber'in huzuruna getirilmiş, Hz. Nebi de onun kanını bağışlamış ve cizye vermesi şartıyla onunla anlaşmıştır.

Sunan Abu Dawud 3037

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ النُّفَيْلِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ مُعَاذٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم لَمَّا وَجَّهَهُ إِلَى الْيَمَنِ أَمَرَهُ أَنْ يَأْخُذَ مِنْ كُلِّ حَالِمٍ - يَعْنِي مُحْتَلِمًا - دِينَارًا أَوْ عِدْلَهُ مِنَ الْمَعَافِرِيِّ ثِيَابٌ تَكُونُ بِالْيَمَنِ ‏.‏

Muaz'dan (r.a.) rivayet olunduğuna göre Nebi (s.a.v.), kendisini Yemen'e vali olarak gönderince, bulûğ çağına gelmiş olan her erkekten cizye olarak bir dinar yahut Yemen'deki Meâfir denilen kumaştan bir dinar değerinde bir elbise almasını emretmiştir.

Sunan Abu Dawud 3038

حَدَّثَنَا النُّفَيْلِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ مُعَاذٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِثْلَهُ ‏.‏

Bir önceki 3038. hadisin aynısı, Hz. Muaz'dan bir de Mesruk kanalıyla rivayet olunmuştur.

Sunan Abu Dawud 3039

حَدَّثَنَا الْعَبَّاسُ بْنُ عَبْدِ الْعَظِيمِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ هَانِئٍ أَبُو نُعَيْمٍ النَّخَعِيُّ، أَخْبَرَنَا شَرِيكٌ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ مُهَاجِرٍ، عَنْ زِيَادِ بْنِ حُدَيْرٍ، قَالَ قَالَ عَلِيٌّ لَئِنْ بَقِيتُ لِنَصَارَى بَنِي تَغْلِبَ لأَقْتُلَنَّ الْمُقَاتِلَةَ وَلأَسْبِيَنَّ الذُّرِّيَّةَ فَإِنِّي كَتَبْتُ الْكِتَابَ بَيْنَهُمْ وَبَيْنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم عَلَى أَنْ لاَ يُنَصِّرُوا أَبْنَاءَهُمْ ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ هَذَا حَدِيثٌ مُنْكَرٌ بَلَغَنِي عَنْ أَحْمَدَ أَنَّهُ كَانَ يُنْكِرُ هَذَا الْحَدِيثَ إِنْكَارًا شَدِيدًا وَهُوَ عِنْدَ بَعْضِ النَّاسِ شِبْهُ الْمَتْرُوكِ وَأَنْكَرُوا هَذَا الْحَدِيثَ عَلَى عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ هَانِئٍ قَالَ أَبُو عَلِيٍّ وَلَمْ يَقْرَأْهُ أَبُو دَاوُدَ فِي الْعَرْضَةِ الثَّانِيَةِ ‏.‏

Ziyâd b. Hudayr'dan rivayet olunduğuna göre Ali (r.a.) şöyle demiştir: Ömrüm olursa Tağlib oğulları denilen Hristiyanların savaşçılarını mutlaka öldüreceğim ve çoluk çocuklarını esir edeceğim. Çünkü ben, onlarla Resûlullah arasında çocuklarını Hristiyanlaştırmayacaklarına dair ahitname yazmıştım. Ebû Dâvud der ki: Bu hadis münkerdir. Bana erişen habere göre Ahmed b. Hanbel de bu hadisi şiddetle münker sayarmış. Bazılarına göre bu hadis, metruk hadise benzemektedir. Bu hadisi Abdurrahman b. Hâni'nin rivayet etmesini de yadırgamışlardır. Ebû Ali der ki: Ebû Dâvud, ikinci arzada bu hadisi okumadı.

Sunan Abu Dawud 3040

حَدَّثَنَا مُصَرِّفُ بْنُ عَمْرٍو الْيَامِيُّ، حَدَّثَنَا يُونُسُ، - يَعْنِي ابْنَ بُكَيْرٍ - حَدَّثَنَا أَسْبَاطُ بْنُ نَصْرٍ الْهَمْدَانِيُّ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْقُرَشِيِّ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ صَالَحَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَهْلَ نَجْرَانَ عَلَى أَلْفَىْ حُلَّةٍ النِّصْفُ فِي صَفَرٍ وَالْبَقِيَّةُ فِي رَجَبٍ يُؤَدُّونَهَا إِلَى الْمُسْلِمِينَ وَعَارِيَةِ ثَلاَثِينَ دِرْعًا وَثَلاَثِينَ فَرَسًا وَثَلاَثِينَ بَعِيرًا وَثَلاَثِينَ مِنْ كُلِّ صِنْفٍ مِنْ أَصْنَافِ السِّلاَحِ يَغْزُونَ بِهَا وَالْمُسْلِمُونَ ضَامِنُونَ لَهَا حَتَّى يَرُدُّوهَا عَلَيْهِمْ إِنْ كَانَ بِالْيَمَنِ كَيْدٌ أَوْ غَدْرَةٌ عَلَى أَنْ لاَ تُهْدَمَ لَهُمْ بَيْعَةٌ وَلاَ يُخْرَجُ لَهُمْ قَسٌّ وَلاَ يُفْتَنُوا عَنْ دِينِهِمْ مَا لَمْ يُحْدِثُوا حَدَثًا أَوْ يَأْكُلُوا الرِّبَا ‏.‏ قَالَ إِسْمَاعِيلُ فَقَدْ أَكَلُوا الرِّبَا ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ إِذَا نَقَضُوا بَعْضَ مَا اشْتَرَطَ عَلَيْهِمْ فَقَدْ أَحْدَثُوا ‏.‏

İbn Abbas'tan, demiştir ki: Resûlullah (s.a.v.), Necrân halkı ile her sene Müslümanlara yarısını Safer ayında, kalanını da Recep ayında iki bin takım elbise ödemeleri; Yemen'de bir hile veya baskın olması hâlinde de emanet olarak otuz zırh, otuz at, otuz deve ve silah çeşitlerinin her birinden otuz tane vermeleri; Müslümanların da bunları kendilerine geri verinceye kadar güvence altında tutmaları; buna karşılık, bir hâdise çıkarmadıkları veya faiz yemedikleri müddetçe kiliselerinin yıkılmaması, din adamlarının çıkarılmaması ve dinlerinden döndürülmemeleri şartıyla bir sulh antlaşması yaptı. İsmail dedi ki: Fakat onlar faiz yediler. Ebû Dâvud der ki: Kendilerine ileri sürülen şartların bazılarını bozduklarında bir hâdise çıkarmış olurlar.

Sunan Abu Dawud 3041

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ سِنَانٍ الْوَاسِطِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بِلاَلٍ، عَنْ عِمْرَانَ الْقَطَّانِ، عَنْ أَبِي جَمْرَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ إِنَّ أَهْلَ فَارِسَ لَمَّا مَاتَ نَبِيُّهُمْ كَتَبَ لَهُمْ إِبْلِيسُ الْمَجُوسِيَّةَ ‏.‏

İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Fars halkının nebileri vefat edince İblis onlara Mecûsiliği yazdı.

Sunan Abu Dawud 3042

حَدَّثَنَا مُسَدَّدُ بْنُ مُسَرْهَدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، سَمِعَ بَجَالَةَ، يُحَدِّثُ عَمْرَو بْنَ أَوْسٍ وَأَبَا الشَّعْثَاءِ قَالَ كُنْتُ كَاتِبًا لِجَزْءِ بْنِ مُعَاوِيَةَ عَمِّ الأَحْنَفِ بْنِ قَيْسٍ إِذْ جَاءَنَا كِتَابُ عُمَرَ قَبْلَ مَوْتِهِ بِسَنَةٍ اقْتُلُوا كُلَّ سَاحِرٍ وَفَرِّقُوا بَيْنَ كُلِّ ذِي مَحْرَمٍ مِنَ الْمَجُوسِ وَانْهَوْهُمْ عَنِ الزَّمْزَمَةِ فَقَتَلْنَا فِي يَوْمٍ ثَلاَثَةَ سَوَاحِرَ وَفَرَّقْنَا بَيْنَ كُلِّ رَجُلٍ مِنَ الْمَجُوسِ وَحَرِيمِهِ فِي كِتَابِ اللَّهِ وَصَنَعَ طَعَامًا كَثِيرًا فَدَعَاهُمْ فَعَرَضَ السَّيْفَ عَلَى فَخِذِهِ فَأَكَلُوا وَلَمْ يُزَمْزِمُوا وَأَلْقَوْا وِقْرَ بَغْلٍ أَوْ بَغْلَيْنِ مِنَ الْوَرِقِ وَلَمْ يَكُنْ عُمَرُ أَخَذَ الْجِزْيَةَ مِنَ الْمَجُوسِ حَتَّى شَهِدَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَوْفٍ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَخَذَهَا مِنْ مَجُوسِ هَجَرَ ‏.‏

Becâle (İbn Abede et-Temimî el-Anberî el-Basrî) dedi ki: Ben, el-Ahnef b. Kays'ın amcası Cez' b. Muâviye'nin kâtibi idim. Ona, ölümünden bir yıl önce Hz. Ömer'in bir mektubu geldi. Bu mektupta: "Her sihirbazı öldürünüz, Mecûsilerden kendisine nikâh düşmeyen birisiyle evlenmiş olan her çifti birbirinden ayırınız ve onları, yemeğe başlarken fısıltı ile söyledikleri sözü söylemekten men ediniz." diye yazılıydı. Bunun üzerine biz, bir günde üç sihirbaz öldürdük ve Mecûsilerden Allah'ın kitabına göre kendisine haram olanlarla evli olan her erkeği eşinden ayırdık. Cez' b. Muâviye bolca yemek hazırlayıp Mecûsileri davet etti ve kılıcı da enine olmak üzere uyluğunun üzerine koydu. Geldiler, fısıltı hâlinde söylemekte oldukları sözü söylemeden yemeği yediler. Yemekten sonra eski âdetlerini ifa etmelerine izin verilmesi ümidiyle Cez' b. Muâviye'nin önüne bir veya iki katır yükü gümüş attılar. Abdurrahman b. Avf'ın, Rasûlullah'ın (s.a.v.) Hecer Mecûsilerinden cizye aldığına şahitlik etmesine kadar Hz. Ömer Mecûsilerden cizye almıyordu.

Sunan Abu Dawud 3043

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مِسْكِينٍ الْيَمَامِيُّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَسَّانَ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، أَخْبَرَنَا دَاوُدُ بْنُ أَبِي هِنْدٍ، عَنْ قُشَيْرِ بْنِ عَمْرٍو، عَنْ بَجَالَةَ بْنِ عَبْدَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ جَاءَ رَجُلٌ مِنَ الأَسْبَذِيِّينَ مِنْ أَهْلِ الْبَحْرَيْنِ - وَهُمْ مَجُوسُ أَهْلِ هَجَرَ - إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَمَكَثَ عِنْدَهُ ثُمَّ خَرَجَ فَسَأَلْتُهُ مَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ فِيكُمْ قَالَ شَرٌّ ‏.‏ قُلْتُ مَهْ قَالَ الإِسْلاَمُ أَوِ الْقَتْلُ ‏.‏ قَالَ وَقَالَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَوْفٍ قَبِلَ مِنْهُمُ الْجِزْيَةَ ‏.‏ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ فَأَخَذَ النَّاسُ بِقَوْلِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ وَتَرَكُوا مَا سَمِعْتُ أَنَا مِنَ الأَسْبَذِيِّ ‏.‏

İbn Abbas'tan demiştir: Bahreyn halkından, Hecer Mecûsilerinden olan Esbezîlerden bir adam Rasûlullah'a (s.a.v.) geldi. Yanında bir süre durduktan sonra çıktı. Kendisine, "Allah ve Rasûlü sizin hakkınızda hangi hükmü verdi?" diye sordum. "Şer bir hüküm." cevabını verdi. Ben de ona, "Sus!" dedim. Bunun üzerine, "İslâm ya da ölüm; bunlardan birini seçmemize hükmetti." diye cevap verdi. İbn Abbas sözlerine devam ederek şöyle dedi: "Abdurrahman b. Avf, Rasûlullah'ın (s.a.v.) Mecûsilerden cizyeyi kabul ettiğini söyledi. Halk da Abdurrahman'ın bu sözüne sarılıp benim Esbezî kişiden işittiğim hadisin hükmünü bıraktı."

Sunan Abu Dawud 3044

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ دَاوُدَ الْمَهْرِيُّ، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ بْنُ يَزِيدَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، أَنَّ هِشَامَ بْنَ حَكِيمِ بْنِ حِزَامٍ، وَجَدَ رَجُلاً وَهُوَ عَلَى حِمْصَ يُشَمِّسُ نَاسًا مِنَ النَّبَطِ فِي أَدَاءِ الْجِزْيَةِ فَقَالَ مَا هَذَا سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ إِنَّ اللَّهَ يُعَذِّبُ الَّذِينَ يُعَذِّبُونَ النَّاسَ فِي الدُّنْيَا ‏"‏ ‏.‏

Urve b. ez-Zübeyr'den rivayet olunduğuna göre, Hişam b. Hakîm b. Hizam Hımıs'ta iken Acem fellahlarından birtakım insanları cizye ödemeleri için güneşte tutan bir adam bulmuş da: "Bu da ne?" diye sormuş ve "Ben Rasûlullah'ı (s.a.v.), 'Şüphesiz ki aziz ve celil olan Allah, dünyada insanlara işkence yapan kimselere azap eder.' derken işittim." demiş.

Sunan Abu Dawud 3045

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، حَدَّثَنَا عَطَاءُ بْنُ السَّائِبِ، عَنْ حَرْبِ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ جَدِّهِ أَبِي أُمِّهِ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّمَا الْعُشُورُ عَلَى الْيَهُودِ وَالنَّصَارَى وَلَيْسَ عَلَى الْمُسْلِمِينَ عُشُورٌ ‏"‏ ‏.‏

Harb b. Ubeydullah'ın anne cihetinden dedesinin babasından şöyle dediği rivayet olunmuştur: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Onda bir vergiler ancak Yahudiler ve Hıristiyanlar üzerinedir. Müslümanlar üzerinde onda bir vergi yoktur."

Sunan Abu Dawud 3046

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدٍ الْمُحَارِبِيُّ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ السَّائِبِ، عَنْ حَرْبِ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِمَعْنَاهُ قَالَ ‏"‏ خَرَاجٌ ‏"‏ ‏.‏ مَكَانَ ‏"‏ الْعُشُورُ ‏"‏ ‏.‏

Harb b. Ubeydullah, bir de bir önceki 3046. hadisin manasını Nebi (s.a.v.)'den rivayet etmiştir. Ancak bu rivayetinde "onda bir vergiler" kelimesi yerine "haraç" kelimesini rivayet etmiştir.

Sunan Abu Dawud 3047