حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ دَاوُدَ بْنِ سُفْيَانَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ رَجُلٍ، مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ كُفَّارَ قُرَيْشٍ كَتَبُوا إِلَى ابْنِ أُبَىٍّ وَمَنْ كَانَ يَعْبُدُ مَعَهُ الأَوْثَانَ مِنَ الأَوْسِ وَالْخَزْرَجِ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَئِذٍ بِالْمَدِينَةِ قَبْلَ وَقْعَةِ بَدْرٍ إِنَّكُمْ آوَيْتُمْ صَاحِبَنَا وَإِنَّا نُقْسِمُ بِاللَّهِ لَتُقَاتِلُنَّهُ أَوْ لَتُخْرِجُنَّهُ أَوْ لَنَسِيرَنَّ إِلَيْكُمْ بِأَجْمَعِنَا حَتَّى نَقْتُلَ مُقَاتِلَتَكُمْ وَنَسْتَبِيحَ نِسَاءَكُمْ . فَلَمَّا بَلَغَ ذَلِكَ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ أُبَىٍّ وَمَنْ كَانَ مَعَهُ مِنْ عَبَدَةِ الأَوْثَانِ اجْتَمَعُوا لِقِتَالِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَلَمَّا بَلَغَ ذَلِكَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم لَقِيَهُمْ فَقَالَ " لَقَدْ بَلَغَ وَعِيدُ قُرَيْشٍ مِنْكُمُ الْمَبَالِغَ مَا كَانَتْ تَكِيدُكُمْ بِأَكْثَرَ مِمَّا تُرِيدُونَ أَنْ تَكِيدُوا بِهِ أَنْفُسَكُمْ تُرِيدُونَ أَنْ تُقَاتِلُوا أَبْنَاءَكُمْ وَإِخْوَانَكُمْ " . فَلَمَّا سَمِعُوا ذَلِكَ مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم تَفَرَّقُوا فَبَلَغَ ذَلِكَ كُفَّارَ قُرَيْشٍ فَكَتَبَتْ كُفَّارُ قُرَيْشٍ بَعْدَ وَقْعَةِ بَدْرٍ إِلَى الْيَهُودِ إِنَّكُمْ أَهْلُ الْحَلْقَةِ وَالْحُصُونِ وَإِنَّكُمْ لَتُقَاتِلُنَّ صَاحِبَنَا أَوْ لَنَفْعَلَنَّ كَذَا وَكَذَا وَلاَ يَحُولُ بَيْنَنَا وَبَيْنَ خَدَمِ نِسَائِكُمْ شَىْءٌ - وَهِيَ الْخَلاَخِيلُ - فَلَمَّا بَلَغَ كِتَابُهُمُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَجْمَعَتْ بَنُو النَّضِيرِ بِالْغَدْرِ فَأَرْسَلُوا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم اخْرُجْ إِلَيْنَا فِي ثَلاَثِينَ رَجُلاً مِنْ أَصْحَابِكَ وَلْيَخْرُجْ مِنَّا ثَلاَثُونَ حَبْرًا حَتَّى نَلْتَقِيَ بِمَكَانِ الْمَنْصَفِ فَيَسْمَعُوا مِنْكَ . فَإِنْ صَدَّقُوكَ وَآمَنُوا بِكَ آمَنَّا بِكَ فَقَصَّ خَبَرَهُمْ فَلَمَّا كَانَ الْغَدُ غَدَا عَلَيْهِمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالْكَتَائِبِ فَحَصَرَهُمْ فَقَالَ لَهُمْ " إِنَّكُمْ وَاللَّهِ لاَ تَأْمَنُونَ عِنْدِي إِلاَّ بِعَهْدٍ تُعَاهِدُونِي عَلَيْهِ " . فَأَبَوْا أَنْ يُعْطُوهُ عَهْدًا فَقَاتَلَهُمْ يَوْمَهُمْ ذَلِكَ ثُمَّ غَدَا الْغَدُ عَلَى بَنِي قُرَيْظَةَ بِالْكَتَائِبِ وَتَرَكَ بَنِي النَّضِيرِ وَدَعَاهُمْ إِلَى أَنْ يُعَاهِدُوهُ فَعَاهَدُوهُ فَانْصَرَفَ عَنْهُمْ وَغَدَا عَلَى بَنِي النَّضِيرِ بِالْكَتَائِبِ فَقَاتَلَهُمْ حَتَّى نَزَلُوا عَلَى الْجَلاَءِ فَجَلَتْ بَنُو النَّضِيرِ وَاحْتَمَلُوا مَا أَقَلَّتِ الإِبِلُ مِنْ أَمْتِعَتِهِمْ وَأَبْوَابِ بُيُوتِهِمْ وَخَشَبِهَا فَكَانَ نَخْلُ بَنِي النَّضِيرِ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَاصَّةً أَعْطَاهُ اللَّهُ إِيَّاهَا وَخَصَّهُ بِهَا فَقَالَ { وَمَا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ مِنْهُمْ فَمَا أَوْجَفْتُمْ عَلَيْهِ مِنْ خَيْلٍ وَلاَ رِكَابٍ } يَقُولُ بِغَيْرِ قِتَالٍ فَأَعْطَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَكْثَرَهَا لِلْمُهَاجِرِينَ وَقَسَمَهَا بَيْنَهُمْ وَقَسَمَ مِنْهَا لِرَجُلَيْنِ مِنَ الأَنْصَارِ وَكَانَا ذَوِي حَاجَةٍ لَمْ يَقْسِمْ لأَحَدٍ مِنَ الأَنْصَارِ غَيْرَهُمَا وَبَقِيَ مِنْهَا صَدَقَةُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الَّتِي فِي أَيْدِي بَنِي فَاطِمَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهَا .
Nebi (s.a.v.)'in sahabilerinin birinden rivayet olunduğuna göre, Bedir Savaşı'ndan önce, Rasûlullah (s.a.v.) Medine'de bulunduğu sırada Kureyş kâfirleri, Abdullah b. Übeyy ile beraberinde bulunan Evs ve Hazrec putperestlerine: "Siz bizim arkadaşımızı barındırdınız. Allah'a yemin ederiz ki ya onunla savaşırsınız ya da onu çıkarırsınız; aksi takdirde hepimiz birden üzerinize yürür, savaşanlarınızı öldürür ve kadınlarınızı kendimize helâl kılarız." diye bir mektup yazdılar. Bu haber Abdullah b. Übeyy ile yanındaki putperestlere ulaşınca Nebi (s.a.v.) ile savaşmak üzere bir araya geldiler. Bu durum Nebi (s.a.v.)'e ulaşınca onlarla karşılaştı ve: "Kureyş'in tehdidi size son derece tesir etmiş. Kureyş'in size kurduğu tuzak, sizin kendinize kurmak istediğiniz tuzaktan daha büyük değildir. Siz kendi oğullarınız ve kardeşlerinizle savaşmak istiyorsunuz." dedi. Bunu Nebi (s.a.v.)'den duyunca dağıldılar. Bu haber Kureyş kâfirlerine ulaşınca, Bedir Savaşı'ndan sonra Yahudilere: "Siz silah ve kale sahibisiniz. Ya bizim arkadaşımızla savaşırsınız ya da size şöyle şöyle yaparız. O zaman bizimle kadınlarınızın halhalları arasına hiçbir şey giremez." diye bir mektup yazdılar. Mektuplarının haberi Nebi (s.a.v.)'e ulaşınca Nadîr oğulları hainlik etmeye karar verdiler. Rasûlullah (s.a.v.)'e: "Sahabilerinden otuz kişiyle birlikte karşımıza çık; bizden de otuz din âlimi çıksın. Orta bir yerde karşılaşalım ve onlar seni dinlesinler. Eğer seni tasdik edip sana inanırlarsa biz de sana inanırız." diye haber gönderdiler. Râvi onların haberini anlattı. Ertesi gün sabahleyin Rasûlullah (s.a.v.) askerî birliklerle Nadîr oğullarının üzerine yürüdü ve onları kuşatarak: "Vallahi, benimle uyacağınız bir antlaşma yapmadıkça yanımda güven içinde olamazsınız." dedi. Onlar kendisine bir antlaşma vermeyi reddettiler. Bunun üzerine o gün onlarla savaştı. Ertesi sabah Nadîr oğullarını bırakıp askerî birliklerle Kureyza oğullarının üzerine yürüdü ve onları kendisiyle antlaşma yapmaya çağırdı. Onlar da kendisiyle antlaşma yaptılar. Bunun üzerine yanlarından ayrıldı ve askerî birliklerle Nadîr oğullarının üzerine yürüdü. Onlarla, yurtlarını terk etme şartını kabul edinceye kadar savaştı. Nadîr oğulları yurtlarından çıktılar; develerinin taşıyabildiği mallarını, evlerinin kapılarını ve kerestelerini yanlarına aldılar. Böylece Nadîr oğullarının hurmalıkları yalnız Rasûlullah (s.a.v.)'e ait oldu. Allah onları kendisine verdi ve ona tahsis etti. Allah: "Allah'ın onlardan Peygamberine verdiği mallara gelince, siz onları elde etmek için ne at ne de deve koşturdunuz." buyurdu. Yani bunlar savaşılmadan elde edilmişti. Nebi (s.a.v.) bunların çoğunu muhacirlere verdi ve aralarında paylaştırdı. Bunlardan ihtiyaç sahibi iki ensara da pay verdi; bu ikisinden başka hiçbir ensara pay vermedi. Bunlardan, Fâtıma (r.a.) oğullarının ellerinde bulunan Rasûlullah (s.a.v.)'in sadakası baki kaldı.