HADİS KÜTÜPHANESİ

Sünen-i Ebû Dâvûd

43 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

Namaz Kitabı

770 hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ عَمِّهِ أَبِي سُهَيْلِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ سَمِعَ طَلْحَةَ بْنَ عُبَيْدِ اللَّهِ، يَقُولُ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ أَهْلِ نَجْدٍ ثَائِرَ الرَّأْسِ يُسْمَعُ دَوِيُّ صَوْتِهِ وَلاَ يُفْقَهُ مَا يَقُولُ حَتَّى دَنَا فَإِذَا هُوَ يَسْأَلُ عَنِ الإِسْلاَمِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ خَمْسُ صَلَوَاتٍ فِي الْيَوْمِ وَاللَّيْلَةِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ هَلْ عَلَىَّ غَيْرُهُنَّ قَالَ ‏"‏ لاَ إِلاَّ أَنْ تَطَّوَّعَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ وَذَكَرَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صِيَامَ شَهْرِ رَمَضَانَ قَالَ هَلْ عَلَىَّ غَيْرُهُ قَالَ ‏"‏ لاَ إِلاَّ أَنْ تَطَّوَّعَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ وَذَكَرَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الصَّدَقَةَ ‏.‏ قَالَ فَهَلْ عَلَىَّ غَيْرُهَا قَالَ ‏"‏ لاَ إِلاَّ أَنْ تَطَّوَّعَ ‏"‏ ‏.‏ فَأَدْبَرَ الرَّجُلُ وَهُوَ يَقُولُ وَاللَّهِ لاَ أَزِيدُ عَلَى هَذَا وَلاَ أَنْقُصُ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَفْلَحَ إِنْ صَدَقَ ‏"‏ ‏.‏

Talha b. Ubeydillah (r.a.)'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: Necidlilerden, saçları dağınık bir adam Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e geldi. Sesinin uğultusu duyuluyor, fakat iyice yaklaşmadıkça ne dediği anlaşılmıyordu. Yaklaşınca bir de ne görelim; Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e İslam'ın farzlarından soruyordu. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Gece ve gündüzde beş vakit namaz sana farzdır" buyurdu. Adam: Bana onlardan başkası yok mu? diye sordu. Efendimiz: "Hayır, ama nafile kılarsan müstesna" cevabını verdi. Hz. Peygamber Ramazan ayının orucunu söyledi. Adam yine: Bana ondan başkası yok mu? diye sordu. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Nafile tutmandan başka yok" buyurdu. Efendimiz bundan sonra zekâtı zikretti. Adam: Bana ondan başkası yok mu? diye sordu. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Hayır, fakat sadaka vermen müstesna" buyurdu. Bunun üzerine bu adam: Vallahi, ne bunu artırırım ne de eksiltirim, diyerek dönüp gitti. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) arkasından: "Eğer doğru söylüyorsa kurtuldu" buyurdu.

Sunan Abu Dawud 391

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ دَاوُدَ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ الْمَدَنِيُّ، عَنْ أَبِي سُهَيْلٍ، نَافِعِ بْنِ مَالِكِ بْنِ أَبِي عَامِرٍ بِإِسْنَادِهِ بِهَذَا الْحَدِيثِ قَالَ ‏ "‏ أَفْلَحَ وَأَبِيهِ إِنْ صَدَقَ دَخَلَ الْجَنَّةَ وَأَبِيهِ إِنْ صَدَقَ ‏"‏ ‏.‏

Nafi' b. Malik b. Ebi Amir, önceki hadisi aynı isnadla rivayet edip şöyle dedi: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) adamın arkasından: "Babasına yemin ederim ki doğru söylediyse kurtuldu. Babasına yemin ederim ki doğru söylediyse cennete girdi" buyurdu.

Sunan Abu Dawud 392

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ سُفْيَانَ، حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ فُلاَنِ بْنِ أَبِي رَبِيعَةَ، - قَالَ أَبُو دَاوُدَ هُوَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ الْحَارِثِ بْنِ عَيَّاشِ بْنِ أَبِي رَبِيعَةَ - عَنْ حَكِيمِ بْنِ حَكِيمٍ، عَنْ نَافِعِ بْنِ جُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَمَّنِي جِبْرِيلُ عَلَيْهِ السَّلاَمُ عِنْدَ الْبَيْتِ مَرَّتَيْنِ فَصَلَّى بِيَ الظُّهْرَ حِينَ زَالَتِ الشَّمْسُ وَكَانَتْ قَدْرَ الشِّرَاكِ وَصَلَّى بِيَ الْعَصْرَ حِينَ كَانَ ظِلُّهُ مِثْلَهُ وَصَلَّى بِيَ - يَعْنِي الْمَغْرِبَ - حِينَ أَفْطَرَ الصَّائِمُ وَصَلَّى بِيَ الْعِشَاءَ حِينَ غَابَ الشَّفَقُ وَصَلَّى بِيَ الْفَجْرَ حِينَ حَرُمَ الطَّعَامُ وَالشَّرَابُ عَلَى الصَّائِمِ فَلَمَّا كَانَ الْغَدُ صَلَّى بِيَ الظُّهْرَ حِينَ كَانَ ظِلُّهُ مِثْلَهُ وَصَلَّى بِيَ الْعَصْرَ حِينَ كَانَ ظِلُّهُ مِثْلَيْهِ وَصَلَّى بِيَ الْمَغْرِبَ حِينَ أَفْطَرَ الصَّائِمُ وَصَلَّى بِيَ الْعِشَاءَ إِلَى ثُلُثِ اللَّيْلِ وَصَلَّى بِيَ الْفَجْرَ فَأَسْفَرَ ثُمَّ الْتَفَتَ إِلَىَّ فَقَالَ يَا مُحَمَّدُ هَذَا وَقْتُ الأَنْبِيَاءِ مِنْ قَبْلِكَ وَالْوَقْتُ مَا بَيْنَ هَذَيْنِ الْوَقْتَيْنِ ‏"‏ ‏.‏

İbn Abbas (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Cebrail aleyhisselam Kâbe'nin yanında iki defa bana imam oldu. Öğleyi, güneş batıya eğilip gölge nalın tasması kadar olduğu zaman; ikindiyi, her şeyin gölgesi kendisi kadar olunca; akşamı, oruçlunun iftar ettiği vakitte; yatsıyı, şafak kaybolunca; sabahı da oruçluya yemek ve içmenin haram olduğu zaman kıldırdı. Ertesi gün ise öğleyi, her şeyin gölgesi kendisi kadar; ikindiyi, iki misli olunca; akşamı, oruçlunun orucunu açtığı zaman; yatsıyı, gecenin üçte birine doğru; sabahı da ortalık ağarınca kıldırdı. Sonra da bana dönüp şöyle dedi: Ya Muhammed, bu senden evvelki nebilerin vaktidir ve vakit, bu iki vaktin arasıdır."

Sunan Abu Dawud 393

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلَمَةَ الْمُرَادِيُّ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، عَنْ أُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ اللَّيْثِيِّ، أَنَّ ابْنَ شِهَابٍ، أَخْبَرَهُ أَنَّ عُمَرَ بْنَ عَبْدِ الْعَزِيزِ كَانَ قَاعِدًا عَلَى الْمِنْبَرِ فَأَخَّرَ الْعَصْرَ شَيْئًا فَقَالَ لَهُ عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ أَمَا إِنَّ جِبْرِيلَ صلى الله عليه وسلم قَدْ أَخْبَرَ مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم بِوَقْتِ الصَّلاَةِ فَقَالَ لَهُ عُمَرُ اعْلَمْ مَا تَقُولُ ‏.‏ فَقَالَ عُرْوَةُ سَمِعْتُ بَشِيرَ بْنَ أَبِي مَسْعُودٍ يَقُولُ سَمِعْتُ أَبَا مَسْعُودٍ الأَنْصَارِيَّ يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ نَزَلَ جِبْرِيلُ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرَنِي بِوَقْتِ الصَّلاَةِ فَصَلَّيْتُ مَعَهُ ثُمَّ صَلَّيْتُ مَعَهُ ثُمَّ صَلَّيْتُ مَعَهُ ثُمَّ صَلَّيْتُ مَعَهُ ثُمَّ صَلَّيْتُ مَعَهُ ‏"‏ ‏.‏ يَحْسُبُ بِأَصَابِعِهِ خَمْسَ صَلَوَاتٍ فَرَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صَلَّى الظُّهْرَ حِينَ تَزُولُ الشَّمْسُ وَرُبَّمَا أَخَّرَهَا حِينَ يَشْتَدُّ الْحَرُّ وَرَأَيْتُهُ يُصَلِّي الْعَصْرَ وَالشَّمْسُ مُرْتَفِعَةٌ بَيْضَاءُ قَبْلَ أَنْ تَدْخُلَهَا الصُّفْرَةُ فَيَنْصَرِفُ الرَّجُلُ مِنَ الصَّلاَةِ فَيَأْتِي ذَا الْحُلَيْفَةِ قَبْلَ غُرُوبِ الشَّمْسِ وَيُصَلِّي الْمَغْرِبَ حِينَ تَسْقُطُ الشَّمْسُ وَيُصَلِّي الْعِشَاءَ حِينَ يَسْوَدُّ الأُفُقُ وَرُبَّمَا أَخَّرَهَا حَتَّى يَجْتَمِعَ النَّاسُ وَصَلَّى الصُّبْحَ مَرَّةً بِغَلَسٍ ثُمَّ صَلَّى مَرَّةً أُخْرَى فَأَسْفَرَ بِهَا ثُمَّ كَانَتْ صَلاَتُهُ بَعْدَ ذَلِكَ التَّغْلِيسَ حَتَّى مَاتَ وَلَمْ يَعُدْ إِلَى أَنْ يُسْفِرَ ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَرَوَى هَذَا الْحَدِيثَ عَنِ الزُّهْرِيِّ مَعْمَرٌ وَمَالِكٌ وَابْنُ عُيَيْنَةَ وَشُعَيْبُ بْنُ أَبِي حَمْزَةَ وَاللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ وَغَيْرُهُمْ لَمْ يَذْكُرُوا الْوَقْتَ الَّذِي صَلَّى فِيهِ وَلَمْ يُفَسِّرُوهُ وَكَذَلِكَ أَيْضًا رَوَاهُ هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ وَحَبِيبُ بْنُ أَبِي مَرْزُوقٍ عَنْ عُرْوَةَ نَحْوَ رِوَايَةِ مَعْمَرٍ وَأَصْحَابِهِ إِلاَّ أَنَّ حَبِيبًا لَمْ يَذْكُرْ بَشِيرًا وَرَوَى وَهْبُ بْنُ كَيْسَانَ عَنْ جَابِرٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَقْتَ الْمَغْرِبِ قَالَ ثُمَّ جَاءَهُ لِلْمَغْرِبِ حِينَ غَابَتِ الشَّمْسُ - يَعْنِي مِنَ الْغَدِ - وَقْتًا وَاحِدًا ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَكَذَلِكَ رُوِيَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ثُمَّ صَلَّى بِيَ الْمَغْرِبَ يَعْنِي مِنَ الْغَدِ وَقْتًا وَاحِدًا وَكَذَلِكَ رُوِيَ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ مِنْ حَدِيثِ حَسَّانَ بْنِ عَطِيَّةَ عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ عَنْ أَبِيهِ عَنْ جَدِّهِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏.‏

İbn-i Şihab'ın Usame b. Zeyd el-Leysi'ye bildirdiğine göre; Ömer b. Abdülaziz (bir gün) minberde oturmakta idi. Bu yüzden ikindiyi birazcık geciktirdi. Bunun üzerine Urve b. Zübeyr kendisine: Dikkat et, Cebrail (aleyhisselam), Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e namaz vaktini haber verdi, demiş. Ömer de ona: Söylediğini iyi bil, karşılığını vermiştir. Bu sefer Urve: Ben Beşir b. Ebi Mes'ud'dan işittim; o da Ebu Mes'ud el-Ensari'den duymuş; Ebu Mes'ud demiş ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Cebrail indi ve bana namaz vaktini haber verdi. Ben de onunla namaz kıldım. Sonra (yine) onunla namaz kıldım, sonra (yine) onunla namaz kıldım, sonra (yine) onunla namaz kıldım, sonra (yine) onunla namaz kıldım" buyuruyor, parmakları ile de beş namazı sayıyordu. (Ebu Mes'ud devamla şöyle dedi): Resulullah'ı öğle namazını güneş batıya eğildiği zaman kılarken gördüm. Hava sıcak olduğu zaman ise bazen biraz geciktirirdi. İkindiyi, güneş sararmadan önce beyaz ve yüksek bir halde iken kıldığını gördüm. Bir kimse (ikindi) namazından çıkar ve güneş batmadan önce Zülhuleyfe'ye gelirdi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) akşamı güneş battığı, yatsıyı da ufuk karardığı zaman kılardı. Bazen de insanların toplanması için geciktirirdi. Sabahı bir sefer alacakaranlıkta, başka bir sefer de ortalık ağarınca kıldı. Bundan sonra Efendimizin sabah namazı, ölünceye kadar alacakaranlıkta oldu; bir daha ortalık ağarınca kılmadı. Ebu Davud dedi ki: Bu hadisi Zühri'den Ma'mer, Malik, İbn Uyeyne, Şuayb b. Ebi Hamza, Leys b. Sa'd ve başkaları da rivayet etti. Bunların hiçbiri Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in namaz kıldığı vakti zikretmediler ve açıklamadılar. Aynı şekilde Hişam b. Urve ve Habib b. Ebi Merzuk da Urve'den, Ma'mer ve arkadaşlarının rivayetleri gibi rivayet ettiler. Ancak Habib, Beşir'i zikretmedi. Vehb b. Keysan da Cabir kanalıyla Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den akşamın vaktini rivayet etti. (Bu rivayette Cabir) şöyle dedi: Sonra (Cebrail) ertesi günü güneş battığı zaman, tek vakit olarak akşam için geldi. Ebu Davud devamla şöyle dedi: Ebu Hureyre vasıtasıyla Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den aynı şekilde rivayet edilmiştir. (Bu rivayette) Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Sonra bana akşamı, yani ertesi günü, tek vakit olarak kıldırdı" buyurdu. Abdullah b. Amr b. el-As'tan da Hassan b. Atiyye'nin hadisi, Amr b. Şuayb'dan; o babasından, o da dedesinden, Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den rivayet edilmiştir.

Sunan Abu Dawud 394

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دَاوُدَ، حَدَّثَنَا بَدْرُ بْنُ عُثْمَانَ، حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي مُوسَى، عَنْ أَبِي مُوسَى، أَنَّ سَائِلاً، سَأَلَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَلَمْ يَرُدَّ عَلَيْهِ شَيْئًا حَتَّى أَمَرَ بِلاَلاً فَأَقَامَ لِلْفَجْرِ حِينَ انْشَقَّ الْفَجْرُ فَصَلَّى حِينَ كَانَ الرَّجُلُ لاَ يَعْرِفُ وَجْهَ صَاحِبِهِ أَوْ إِنَّ الرَّجُلَ لاَ يَعْرِفُ مَنْ إِلَى جَنْبِهِ ثُمَّ أَمَرَ بِلاَلاً فَأَقَامَ الظُّهْرَ حِينَ زَالَتِ الشَّمْسُ حَتَّى قَالَ الْقَائِلُ انْتَصَفَ النَّهَارُ ‏.‏ وَهُوَ أَعْلَمُ ثُمَّ أَمَرَ بِلاَلاً فَأَقَامَ الْعَصْرَ وَالشَّمْسُ بَيْضَاءُ مُرْتَفِعَةٌ وَأَمَرَ بِلاَلاً فَأَقَامَ الْمَغْرِبَ حِينَ غَابَتِ الشَّمْسُ وَأَمَرَ بِلاَلاً فَأَقَامَ الْعِشَاءَ حِينَ غَابَ الشَّفَقُ فَلَمَّا كَانَ مِنَ الْغَدِ صَلَّى الْفَجْرَ وَانْصَرَفَ فَقُلْنَا أَطَلَعَتِ الشَّمْسُ فَأَقَامَ الظُّهْرَ فِي وَقْتِ الْعَصْرِ الَّذِي كَانَ قَبْلَهُ وَصَلَّى الْعَصْرَ وَقَدِ اصْفَرَّتِ الشَّمْسُ - أَوْ قَالَ أَمْسَى - وَصَلَّى الْمَغْرِبَ قَبْلَ أَنْ يَغِيبَ الشَّفَقُ وَصَلَّى الْعِشَاءَ إِلَى ثُلُثِ اللَّيْلِ ثُمَّ قَالَ ‏ "‏ أَيْنَ السَّائِلُ عَنْ وَقْتِ الصَّلاَةِ الْوَقْتُ فِيمَا بَيْنَ هَذَيْنِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ رَوَاهُ سُلَيْمَانُ بْنُ مُوسَى عَنْ عَطَاءٍ عَنْ جَابِرٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي الْمَغْرِبِ بِنَحْوِ هَذَا قَالَ ثُمَّ صَلَّى الْعِشَاءَ قَالَ بَعْضُهُمْ إِلَى ثُلُثِ اللَّيْلِ وَقَالَ بَعْضُهُمْ إِلَى شَطْرِهِ ‏.‏ وَكَذَلِكَ رَوَاهُ ابْنُ بُرَيْدَةَ عَنْ أَبِيهِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏.‏

Ebu Musa'dan rivayet edilmiştir ki: Bir adam Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e namaz vakitlerini sordu. Fakat Efendimiz ona hiçbir cevap vermedi. Bilal'e emretti; o da fecir doğduğu zaman sabah namazı için kamet etti. Efendimiz sabahı, bir kimsenin arkadaşının yüzünü tanıyamadığı veya yanındakinin kim olduğunu tanıyamadığı bir zamanda kıldı. Sonra Bilal'e emretti; o da öğle namazına güneş batıya eğildiği zaman kamet getirdi. Öyle ki birisi: "Gündüz yarılandı" dedi. O ise daha iyi bilirdi. Sonra Bilal'e yine emretti; o da güneş bembeyaz ve yüksekte iken ikindiye kamet etti. Akşam namazı için de güneş battığı zaman kamet ettirdi. Şafak kaybolduğunda Bilal'e emretti; o da yatsı için kamet etti. Ertesi gün sabah namazını kıldı ve çıktı. Biz: "Güneş doğdu mu?" dedik. Öğleyi bir önceki günün ikindi vaktinde, ikindiyi güneş sararmış bir halde iken veya "akşam olunca" dedi, akşamı şafak kaybolmadan önce, yatsıyı da gecenin üçte birine kadar kıldı ve: "Namaz vaktini soran nerede? Vakit, işte bu ikisinin arasındadır" buyurdu. Ebu Davud dedi ki: Süleyman b. Musa, Ata'dan; Ata, Cabir'den; o da Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den akşam namazı hakkında bunun benzerini rivayet etti. Cabir: "Sonra yatsıyı kıldı" dedi. Bazıları gecenin üçte birine kadar, bazıları da yarısına kadar dedi. İbn Büreyde de babası vasıtasıyla Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den aynı şekilde rivayet etti.

Sunan Abu Dawud 395

حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، سَمِعَ أَبَا أَيُّوبَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَالَ ‏ "‏ وَقْتُ الظُّهْرِ مَا لَمْ تَحْضُرِ الْعَصْرُ وَوَقْتُ الْعَصْرِ مَا لَمْ تَصْفَرَّ الشَّمْسُ وَوَقْتُ الْمَغْرِبِ مَا لَمْ يَسْقُطْ فَوْرُ الشَّفَقِ وَوَقْتُ الْعِشَاءِ إِلَى نِصْفِ اللَّيْلِ وَوَقْتُ صَلاَةِ الْفَجْرِ مَا لَمْ تَطْلُعِ الشَّمْسُ ‏"‏ ‏.‏

Abdullah b. Amr (r.a.), Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Öğlenin vakti, ikindi vakti girmedikçe; ikindinin vakti güneş sararmadıkça; akşamın vakti de şafağın kırmızılığı kaybolmadıkça devam eder. Yatsının vakti gece yarısına, sabah namazının vakti ise güneş doğuncaya kadardır."

Sunan Abu Dawud 396

حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرٍو، - وَهُوَ ابْنُ الْحَسَنِ بْنِ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ - قَالَ - سَأَلْنَا جَابِرًا عَنْ وَقْتِ، صَلاَةِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ كَانَ يُصَلِّي الظُّهْرَ بِالْهَاجِرَةِ وَالْعَصْرَ وَالشَّمْسُ حَيَّةٌ وَالْمَغْرِبَ إِذَا غَرَبَتِ الشَّمْسُ وَالْعِشَاءَ إِذَا كَثُرَ النَّاسُ عَجَّلَ وَإِذَا قَلُّوا أَخَّرَ وَالصُّبْحَ بِغَلَسٍ ‏.‏

Hasan b. Ali b. Ebu Talib'in torunu olan Muhammed b. Amr'dan, demiştir ki: Cabir'e Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in namaz kıldığı vakitleri sorduk, şu cevabı verdi: Öğleyi zeval vaktinden sonra, ikindiyi güneş canlı (parlak) iken, akşamı güneş battığı zaman kılardı. Yatsıyı, cemaat kalabalık olduğunda acele eder, az olduğunda da tehir ederdi. Sabah namazını da alaca karanlıkta kılardı.

Sunan Abu Dawud 397

حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي الْمِنْهَالِ، عَنْ أَبِي بَرْزَةَ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي الظُّهْرَ إِذَا زَالَتِ الشَّمْسُ وَيُصَلِّي الْعَصْرَ وَإِنَّ أَحَدَنَا لَيَذْهَبُ إِلَى أَقْصَى الْمَدِينَةِ وَيَرْجِعُ وَالشَّمْسُ حَيَّةٌ وَنَسِيتُ الْمَغْرِبَ وَكَانَ لاَ يُبَالِي تَأْخِيرَ الْعِشَاءِ إِلَى ثُلُثِ اللَّيْلِ ‏.‏ قَالَ ثُمَّ قَالَ إِلَى شَطْرِ اللَّيْلِ ‏.‏ قَالَ وَكَانَ يَكْرَهُ النَّوْمَ قَبْلَهَا وَالْحَدِيثَ بَعْدَهَا وَكَانَ يُصَلِّي الصُّبْحَ وَمَا يَعْرِفُ أَحَدُنَا جَلِيسَهُ الَّذِي كَانَ يَعْرِفُهُ وَكَانَ يَقْرَأُ فِيهَا مِنَ السِّتِّينَ إِلَى الْمِائَةِ ‏.‏

Ebu Berze (r.a.) demiştir ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) öğle namazını zevalden hemen sonra, ikindiyi, bizden biri namazdan sonra güneşin parlaklığı devam ederken Medine'nin en uzak yerine gidip gelebileceği bir vakitte kılardı. Akşam namazı hakkında ne söylediğini unuttum. Yatsıyı gecenin üçte birine kadar geciktirmekte bir beis görmezdi. Ravi daha sonra, "Gece yarısına kadar" dedi. Efendimiz yatsı namazından önce uyumayı, sonra da konuşmayı hoş görmezdi. Sabah namazını ise birimizin, önceden tanıdığı yanında oturan kişiyi tanıyamayacağı bir vakitte kılar, bu namazda altmış ila yüz arasında ayet okurdu.

Sunan Abu Dawud 398

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ، وَمُسَدَّدٌ، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبَّادُ بْنُ عَبَّادٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَمْرٍو، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْحَارِثِ الأَنْصَارِيِّ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كُنْتُ أُصَلِّي الظُّهْرَ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَآخُذُ قَبْضَةً مِنَ الْحَصَى لِتَبْرُدَ فِي كَفِّي أَضَعُهَا لِجَبْهَتِي أَسْجُدُ عَلَيْهَا لِشِدَّةِ الْحَرِّ ‏.‏

Cabir b. Abdullah (r.a.) şöyle demiştir: Ben öğle namazını Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte kılar, avucumda serinlemesi için bir avuç çakıl taşı alır, secdede alnımı koyacağım yere koyar, sıcağın şiddetinden dolayı onların üzerine secde ederdim.

Sunan Abu Dawud 399

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبِيدَةُ بْنُ حُمَيْدٍ، عَنْ أَبِي مَالِكٍ الأَشْجَعِيِّ، سَعْدِ بْنِ طَارِقٍ عَنْ كَثِيرِ بْنِ مُدْرِكٍ، عَنِ الأَسْوَدِ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ مَسْعُودٍ، قَالَ كَانَتْ قَدْرُ صَلاَةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الصَّيْفِ ثَلاَثَةَ أَقْدَامٍ إِلَى خَمْسَةِ أَقْدَامٍ وَفِي الشِّتَاءِ خَمْسَةَ أَقْدَامٍ إِلَى سَبْعَةِ أَقْدَامٍ ‏.‏

Abdullah bin Mes'ud (r.a.)'den, şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in (öğle) namazını (zevalden sonraya bırakma) müddeti, (insanın gölgesi) yazın, üç ayaktan beş ayağa, kışın da beş ayaktan yedi ayağa varıncaya kadardır.

Sunan Abu Dawud 400

حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ الطَّيَالِسِيُّ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، أَخْبَرَنِي أَبُو الْحَسَنِ، - قَالَ أَبُو دَاوُدَ أَبُو الْحَسَنِ هُوَ مُهَاجِرٌ - قَالَ سَمِعْتُ زَيْدَ بْنَ وَهْبٍ، يَقُولُ سَمِعْتُ أَبَا ذَرٍّ، يَقُولُ كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَرَادَ الْمُؤَذِّنُ أَنْ يُؤَذِّنَ الظُّهْرَ فَقَالَ ‏"‏ أَبْرِدْ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ أَرَادَ أَنْ يُؤَذِّنَ فَقَالَ ‏"‏ أَبْرِدْ ‏"‏ ‏.‏ مَرَّتَيْنِ أَوْ ثَلاَثًا حَتَّى رَأَيْنَا فَىْءَ التُّلُولِ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ إِنَّ شِدَّةَ الْحَرِّ مِنْ فَيْحِ جَهَنَّمَ فَإِذَا اشْتَدَّ الْحَرُّ فَأَبْرِدُوا بِالصَّلاَةِ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Zer (r.a.) şöyle demiştir: Biz Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile beraberdik. Müezzin öğle ezanını okumak istedi. Fakat Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), “Serinliğe bırak” buyurdu. Biraz sonra müezzin yine ezanı okumak istedi. Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem) biz tepeciklerin gölgesini görünceye kadar iki veya üç defa, “Serinliğe bırak” buyurdu. Sonra, “Şüphesiz sıcağın şiddeti cehennemin kükremesindendir. Sıcak şiddetlendiği zaman namazı serinliğe bırakınız” buyurdu.

Sunan Abu Dawud 401

حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ خَالِدِ بْنِ مَوْهَبٍ الْهَمْدَانِيُّ، وَقُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ الثَّقَفِيُّ، أَنَّ اللَّيْثَ، حَدَّثَهُمْ عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، وَأَبِي سَلَمَةَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ إِذَا اشْتَدَّ الْحَرُّ فَأَبْرِدُوا عَنِ الصَّلاَةِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ ابْنُ مَوْهَبٍ ‏"‏ بِالصَّلاَةِ فَإِنَّ شِدَّةَ الْحَرِّ مِنْ فَيْحِ جَهَنَّمَ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Hureyre (r.a.) Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Sıcak şiddetlendiği zaman namazı serinliğe bırakınız.” İbn Mevheb, rivayetinde Efendimizin sözünü naklederken عَنِ الصَّلَاةِ yerine بِالصَّلَاةِ kelimesini kullanmış ve “Muhakkak sıcağın şiddeti cehennemin kükremesindendir” dediğini ilave etmiştir.

Sunan Abu Dawud 402

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ سِمَاكِ بْنِ حَرْبٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ سَمُرَةَ، أَنَّ بِلاَلاً، كَانَ يُؤَذِّنُ الظُّهْرَ إِذَا دَحَضَتِ الشَّمْسُ ‏.‏

Cabir bin Semure (r.a.): "Bilal (r.a.) öğle ezanını güneş (batıya) yıkıldığı (yöneldiği) zaman okurdu" demiştir.

Sunan Abu Dawud 403

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّهُ أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يُصَلِّي الْعَصْرَ وَالشَّمْسُ بَيْضَاءُ مُرْتَفِعَةٌ حَيَّةٌ وَيَذْهَبُ الذَّاهِبُ إِلَى الْعَوَالِي وَالشَّمْسُ مُرْتَفِعَةٌ ‏.‏

Enes bin Malik (r.a.) haber vermiştir ki; Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ikindi namazını güneş beyaz (parlak), yüksek ve dipdiri iken kılardı. Ve (namazdan sonra) Avaliye giden kimse güneş daha yüksekte iken oraya varırdı.

Sunan Abu Dawud 404

حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ وَالْعَوَالِي عَلَى مِيلَيْنِ أَوْ ثَلاَثَةٍ ‏.‏ قَالَ وَأَحْسَبُهُ قَالَ أَوْ أَرْبَعَةٍ ‏.‏

Zühri şöyle demiştir: Avali iki veya üç mil mesafededir. (Ma'mer bin Raşid) dedi ki: Zühri'nin "veya dört mil" dediğini zannediyorum.

Sunan Abu Dawud 405

حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ خَيْثَمَةَ، قَالَ حَيَاتُهَا أَنْ تَجِدَ، حَرَّهَا ‏.‏

Hayseme (bin Abdurrahman) şöyle demiştir: "Güneşin dipdiri olması, hararetini hissetmendir."

Sunan Abu Dawud 406

حَدَّثَنَا الْقَعْنَبِيُّ، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكِ بْنِ أَنَسٍ عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ عُرْوَةُ وَلَقَدْ حَدَّثَتْنِي عَائِشَةُ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يُصَلِّي الْعَصْرَ وَالشَّمْسُ فِي حُجْرَتِهَا قَبْلَ أَنْ تَظْهَرَ ‏.‏

Aişe (r.anha)'nın haber verdiğine göre: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ikindiyi güneş, kendisinin odasında iken, henüz (ışığı) yükselmeden (odadan çıkıp gölge yayılmadan) kılardı.

Sunan Abu Dawud 407

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْعَنْبَرِيُّ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ أَبِي الْوَزِيرِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَزِيدَ الْيَمَامِيُّ، حَدَّثَنِي يَزِيدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَلِيِّ بْنِ شَيْبَانَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، عَلِيِّ بْنِ شَيْبَانَ قَالَ قَدِمْنَا عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْمَدِينَةَ فَكَانَ يُؤَخِّرُ الْعَصْرَ مَا دَامَتِ الشَّمْسُ بَيْضَاءَ نَقِيَّةً ‏.‏

Ali bin Şeyban (r.a.) şöyle demiştir: "Medine'ye Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanına geldik. İkindiyi güneş, beyaz ve parlak olduğu müddetçe te'hir ediyordu."

Sunan Abu Dawud 408

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ زَكَرِيَّا بْنِ أَبِي زَائِدَةَ، وَيَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، عَنْ هِشَامِ بْنِ حَسَّانَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ، عَنْ عَبِيدَةَ، عَنْ عَلِيٍّ، - رضى الله عنه - أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ يَوْمَ الْخَنْدَقِ ‏ "‏ حَبَسُونَا عَنْ صَلاَةِ الْوُسْطَى صَلاَةِ الْعَصْرِ مَلأَ اللَّهُ بُيُوتَهُمْ وَقُبُورَهُمْ نَارًا ‏"‏ ‏.‏

Ali (r.a.)'den demiştir ki; Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Hendek günü, "Bizi orta namazından (yani) ikindi namazından alıkoydular. Allah (da) onların evlerine ve kabirlerine ateş doldursun" dedi.

Sunan Abu Dawud 409

حَدَّثَنَا الْقَعْنَبِيُّ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنِ الْقَعْقَاعِ بْنِ حَكِيمٍ، عَنْ أَبِي يُونُسَ، مَوْلَى عَائِشَةَ - رَضِيَ اللَّهُ عَنْهَا - أَنَّهُ قَالَ أَمَرَتْنِي عَائِشَةُ أَنْ أَكْتُبَ لَهَا مُصْحَفًا وَقَالَتْ إِذَا بَلَغْتَ هَذِهِ الآيَةَ فَآذِنِّي ‏{‏ حَافِظُوا عَلَى الصَّلَوَاتِ وَالصَّلاَةِ الْوُسْطَى ‏}‏ فَلَمَّا بَلَغْتُهَا آذَنْتُهَا فَأَمْلَتْ عَلَىَّ ‏{‏ حَافِظُوا عَلَى الصَّلَوَاتِ وَالصَّلاَةِ الْوُسْطَى وَصَلاَةِ الْعَصْرِ وَقُومُوا لِلَّهِ قَانِتِينَ ‏}‏ ثُمَّ قَالَتْ عَائِشَةُ سَمِعْتُهَا مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏

Aişe (r.anha)'nın azatlısı Ebu Yunus şöyle demiştir: Aişe (r.anha) kendisi için bir mushaf yazmamı emretti ve, "Namazlara ve orta namazına devam edin" [Bakara 238] ayetine gelince bana haber ver" dedi. Ben de o ayete varınca kendisine haber verdim. Bana o ayeti "Namazlara, orta namazına ve ikindi namazına devam edin, Allah için tevazu halinde namaz kılın" şeklinde yazdırdı. Sonra da: "Ben bunu Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den duydum" dedi.

Sunan Abu Dawud 410

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ أَبِي حَكِيمٍ، قَالَ سَمِعْتُ الزِّبْرِقَانَ، يُحَدِّثُ عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي الظُّهْرَ بِالْهَاجِرَةِ وَلَمْ يَكُنْ يُصَلِّي صَلاَةً أَشَدَّ عَلَى أَصْحَابِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْهَا فَنَزَلَتْ ‏{‏ حَافِظُوا عَلَى الصَّلَوَاتِ وَالصَّلاَةِ الْوُسْطَى ‏}‏ وَقَالَ ‏"‏ إِنَّ قَبْلَهَا صَلاَتَيْنِ وَبَعْدَهَا صَلاَتَيْنِ ‏"‏ ‏.‏

Zeyd bin Sabit (r.a.)'den demiştir ki; Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) öğle namazını, zevalden hemen sonra kıldırırdı. Ashabına ondan daha meşakkatli hiçbir namaz kıldırmadı. "Namazlara ve orta namazına devam ediniz" ayeti inince, Efendimiz: "Ondan önce iki namaz ve sonra iki namaz vardır" buyurdu.

Sunan Abu Dawud 411

حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ الرَّبِيعِ، حَدَّثَنِي ابْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ ابْنِ طَاوُسٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ أَدْرَكَ مِنَ الْعَصْرِ رَكْعَةً قَبْلَ أَنْ تَغْرُبَ الشَّمْسُ فَقَدْ أَدْرَكَ وَمَنْ أَدْرَكَ مِنَ الْفَجْرِ رَكْعَةً قَبْلَ أَنْ تَطْلُعَ الشَّمْسُ فَقَدْ أَدْرَكَ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Hureyre (r.a.)'den; demiştir ki: Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kim güneş batmadan önce ikindiden bir rek'ata yetişirse, (ikindi namazına) yetişmiş olur. Kim de güneş doğmadan önce sabah namazından bir rek'ata yetişirse, (sabaha) yetişmiş sayılır."

Sunan Abu Dawud 412

حَدَّثَنَا الْقَعْنَبِيُّ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ الْعَلاَءِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّهُ قَالَ دَخَلْنَا عَلَى أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ بَعْدَ الظُّهْرِ فَقَامَ يُصَلِّي الْعَصْرَ فَلَمَّا فَرَغَ مِنْ صَلاَتِهِ ذَكَرْنَا تَعْجِيلَ الصَّلاَةِ أَوْ ذَكَرَهَا فَقَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ تِلْكَ صَلاَةُ الْمُنَافِقِينَ تِلْكَ صَلاَةُ الْمُنَافِقِينَ تِلْكَ صَلاَةُ الْمُنَافِقِينَ يَجْلِسُ أَحَدُهُمْ حَتَّى إِذَا اصْفَرَّتِ الشَّمْسُ فَكَانَتْ بَيْنَ قَرْنَىْ شَيْطَانٍ أَوْ عَلَى قَرْنَىِ الشَّيْطَانِ قَامَ فَنَقَرَ أَرْبَعًا لاَ يَذْكُرُ اللَّهَ فِيهَا إِلاَّ قَلِيلاً ‏"‏ ‏.‏

Ala b. Abdurrahman şöyle demiştir: Öğle namazını kıldıktan sonra Enes bin Malik'in yanına girdik. Enes kalktı ve ikindi namazını kıldı. Namazını bitirince namazı erken kıldığını söyledik -yahut [şek ravilerden birindendir] o söyledi-. Bunun üzerine Enes şu cevabı verdi: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i, "Bu (güneş sararıncaya kadar geciktirilen ikindi namazı) münafıkların namazıdır; bu münafıkların namazıdır, bu münafıkların namazıdır. Onlardan biri güneş sararıp şeytanın boynuzları arasına -veya boynuzları üzerine- girinceye kadar oturur. (Sonra) kalkar ve (kuşun yem gagaladığı gibi) dört rekat namaz kılar. O namazda Allah'ı çok az zikreder" derken işittim.

Sunan Abu Dawud 413

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ الَّذِي تَفُوتُهُ صَلاَةُ الْعَصْرِ فَكَأَنَّمَا وُتِرَ أَهْلَهُ وَمَالَهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَقَالَ عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ ‏"‏ أُتِرَ ‏"‏ ‏.‏ وَاخْتُلِفَ عَلَى أَيُّوبَ فِيهِ وَقَالَ الزُّهْرِيُّ عَنْ سَالِمٍ عَنْ أَبِيهِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ وُتِرَ ‏"‏ ‏.‏

İbn Ömer (r.a.)'den, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "İkindi namazını geçiren, sanki ailesini ve malını kaybetmiştir." Ebu Davud dedi ki: Ubeydullah bin Ömer, "ütira" dedi. O konuda Eyyub'dan yapılan rivayetlerde ihtilaf edildi. Zührî, Salim'den, o da babası vasıtasıyla Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den "vütira" diye nakletti.

Sunan Abu Dawud 414

حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ، قَالَ قَالَ أَبُو عَمْرٍو يَعْنِي الأَوْزَاعِيَّ وَذَلِكَ أَنْ تَرَى، مَا عَلَى الأَرْضِ مِنَ الشَّمْسِ صَفْرَاءَ ‏.‏

Ebu Amr, yani Evzai: "Bu, senin yeryüzüne düşen güneş ışığını sarı olarak görmendir." demiştir.

Sunan Abu Dawud 415

حَدَّثَنَا دَاوُدُ بْنُ شَبِيبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ ثَابِتٍ الْبُنَانِيِّ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ كُنَّا نُصَلِّي الْمَغْرِبَ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ نَرْمِي فَيَرَى أَحَدُنَا مَوْضِعَ نَبْلِهِ ‏.‏

Enes bin Malik (r.a.) şöyle demiştir: "Biz Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ile birlikte akşam namazını kılar, sonra da ok atardık da birimiz okunun düştüğü yeri görürdü."

Sunan Abu Dawud 416

حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، عَنْ صَفْوَانَ بْنِ عِيسَى، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي عُبَيْدٍ، عَنْ سَلَمَةَ بْنِ الأَكْوَعِ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي الْمَغْرِبَ سَاعَةَ تَغْرُبُ الشَّمْسُ إِذَا غَابَ حَاجِبُهَا ‏.‏

Seleme bin el-Ekva (r.a.)'dan, demiştir ki: "Nebi (Sallallahu aleyhi ve sellem), akşam namazını güneşin batıp üst kısmının kaybolduğu bir zamanda kılardı."

Sunan Abu Dawud 417

حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْحَاقَ، حَدَّثَنِي يَزِيدُ بْنُ أَبِي حَبِيبٍ، عَنْ مَرْثَدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ لَمَّا قَدِمَ عَلَيْنَا أَبُو أَيُّوبَ غَازِيًا وَعُقْبَةُ بْنُ عَامِرٍ يَوْمَئِذٍ عَلَى مِصْرَ فَأَخَّرَ الْمَغْرِبَ فَقَامَ إِلَيْهِ أَبُو أَيُّوبَ فَقَالَ لَهُ مَا هَذِهِ الصَّلاَةُ يَا عُقْبَةُ فَقَالَ شُغِلْنَا ‏.‏ قَالَ أَمَا سَمِعْتَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ لاَ تَزَالُ أُمَّتِي بِخَيْرٍ - أَوْ قَالَ عَلَى الْفِطْرَةِ - مَا لَمْ يُؤَخِّرُوا الْمَغْرِبَ إِلَى أَنْ تَشْتَبِكَ النُّجُومُ ‏"‏ ‏.‏

Mersed bin Abdullah şöyle demiştir: Ukbe bin Amir Mısır'da emir iken, Ebu Eyyub bize gazi olarak gelmişti. Ukbe akşam namazını geciktirdi. Bunun üzerine Ebu Eyyub kalktı ve Ukbe'ye: "Ya Ukbe, bu ne namazı?" dedi. Ukbe: "Meşgul idik (işimiz vardı)" dedi. Ebu Eyyub: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'ın, 'Ümmetim, akşam namazını yıldızlar çoğalıncaya kadar tehir etmedikleri müddetçe hayır veya fıtrat üzere devam eder' buyurduğunu duymadın mı?" dedi.

Sunan Abu Dawud 418

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ بَشِيرِ بْنِ ثَابِتٍ، عَنْ حَبِيبِ بْنِ سَالِمٍ، عَنِ النُّعْمَانِ بْنِ بَشِيرٍ، قَالَ أَنَا أَعْلَمُ النَّاسِ، بِوَقْتِ هَذِهِ الصَّلاَةِ صَلاَةِ الْعِشَاءِ الآخِرَةِ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّيهَا لِسُقُوطِ الْقَمَرِ لِثَالِثَةٍ ‏.‏

Nu'man bin Beşir (r.a.) şöyle demiştir: Ben, bu namazın, yani yatsı namazının vaktini insanların en iyi bileniyim. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yatsıyı, hilal üçüncü gecesinde kaybolduğu vakitte kılardı.

Sunan Abu Dawud 419

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنِ الْحَكَمِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، قَالَ مَكَثْنَا ذَاتَ لَيْلَةٍ نَنْتَظِرُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِصَلاَةِ الْعِشَاءِ فَخَرَجَ إِلَيْنَا حِينَ ذَهَبَ ثُلُثُ اللَّيْلِ أَوْ بَعْدَهُ فَلاَ نَدْرِي أَشَىْءٌ شَغَلَهُ أَمْ غَيْرُ ذَلِكَ فَقَالَ حِينَ خَرَجَ ‏ "‏ أَتَنْتَظِرُونَ هَذِهِ الصَّلاَةَ لَوْلاَ أَنْ تَثْقُلَ عَلَى أُمَّتِي لَصَلَّيْتُ بِهِمْ هَذِهِ السَّاعَةَ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ أَمَرَ الْمُؤَذِّنَ فَأَقَامَ الصَّلاَةَ ‏.‏

Abdullah bin Ömer (r.a.) şöyle demiştir: Bir gece Resulullah'ı (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yatsı namazı için mescitte bekleyip durduk. Nihayet gecenin üçte biri geçtiği zaman veya daha sonra yanımıza geldi. Onu bir şey mi alıkoydu, yoksa başka bir şey mi oldu, bilmiyoruz. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanımıza gelince: "Siz bu namazı mı bekliyorsunuz? Eğer ümmetime ağır gelmeyecek olsaydı, onlara bu namazı bu saatte kıldırırdım" buyurdu. Sonra müezzine kamet etmesini emretti, o da namaz için kamet getirdi.

Sunan Abu Dawud 420

حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عُثْمَانَ الْحِمْصِيُّ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا حَرِيزٌ، عَنْ رَاشِدِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ حُمَيْدٍ السَّكُونِيِّ، أَنَّهُ سَمِعَ مُعَاذَ بْنَ جَبَلٍ، يَقُولُ ارْتَقَبْنَا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فِي صَلاَةِ الْعَتَمَةِ فَأَخَّرَ حَتَّى ظَنَّ الظَّانُّ أَنَّهُ لَيْسَ بِخَارِجٍ وَالْقَائِلُ مِنَّا يَقُولُ صَلَّى فَإِنَّا لَكَذَلِكَ حَتَّى خَرَجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا لَهُ كَمَا قَالُوا فَقَالَ لَهُمْ ‏ "‏ أَعْتِمُوا بِهَذِهِ الصَّلاَةِ فَإِنَّكُمْ قَدْ فُضِّلْتُمْ بِهَا عَلَى سَائِرِ الأُمَمِ وَلَمْ تُصَلِّهَا أُمَّةٌ قَبْلَكُمْ ‏"‏ ‏.‏

Muaz bin Cebel (r.a.) şöyle demiştir: (Bir gün) yatsı namazında Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i bekledik. O kadar gecikti ki bizden kimi onun hiç (Mescid'e) çıkmayacağını zannetti. Kimi de "O namazını kılmıştır." diyordu. Biz bu halde iken Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) (Mescid'e) çıkageldi. (Ashab) önceki söylediklerini ona da söylediler. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Bu namazı geciktiriniz, çünkü siz bununla diğer ümmetlere üstün kılındınız. Sizden önce onu hiçbir ümmet kılmadı." buyurdu.

Sunan Abu Dawud 421

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ الْمُفَضَّلِ، حَدَّثَنَا دَاوُدُ بْنُ أَبِي هِنْدٍ، عَنْ أَبِي نَضْرَةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ صَلَّيْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صَلاَةَ الْعَتَمَةِ فَلَمْ يَخْرُجْ حَتَّى مَضَى نَحْوٌ مِنْ شَطْرِ اللَّيْلِ فَقَالَ ‏"‏ خُذُوا مَقَاعِدَكُمْ ‏"‏ ‏.‏ فَأَخَذْنَا مَقَاعِدَنَا فَقَالَ ‏"‏ إِنَّ النَّاسَ قَدْ صَلَّوْا وَأَخَذُوا مَضَاجِعَهُمْ وَإِنَّكُمْ لَنْ تَزَالُوا فِي صَلاَةٍ مَا انْتَظَرْتُمُ الصَّلاَةَ وَلَوْلاَ ضَعْفُ الضَّعِيفِ وَسَقَمُ السَّقِيمِ لأَخَّرْتُ هَذِهِ الصَّلاَةَ إِلَى شَطْرِ اللَّيْلِ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Said el-Hudri (r.a.)'den demiştir ki: (Bir gün) yatsı namazını Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte kılmayı istedik. Fakat o, gece yarısına yakın bir zaman geçinceye kadar (mescide) çıkmadı. (Sonra çıktı ve) "Yerlerinizden ayrılmayınız." diye buyurdu. Biz de yerlerimizde kaldık. Daha sonra şöyle buyurdu: "Muhakkak (bazı) insanlar namazlarını kıldılar ve yataklarına yattılar. Siz ise namazı beklediğiniz müddetçe namazda imiş gibi sevap aldınız. Eğer zayıfların zayıflığı ve hastaların hastalığı olmasaydı, bu namazı gece yarısına kadar geciktirirdim."

Sunan Abu Dawud 422

حَدَّثَنَا الْقَعْنَبِيُّ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ عَمْرَةَ بِنْتِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عَائِشَةَ، - رضى الله عنها - أَنَّهَا قَالَتْ إِنْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَيُصَلِّي الصُّبْحَ فَيَنْصَرِفُ النِّسَاءُ مُتَلَفِّعَاتٍ بِمُرُوطِهِنَّ مَا يُعْرَفْنَ مِنَ الْغَلَسِ ‏.‏

Aişe (r. anha)'dan, şöyle demiştir: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sabah namazını kılardı da kadınlar, örtülerine bürünmüş olarak ayrılırlar ve karanlıktan dolayı tanınmazlardı."

Sunan Abu Dawud 423

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ ابْنِ عَجْلاَنَ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ عُمَرَ بْنِ قَتَادَةَ بْنِ النُّعْمَانِ، عَنْ مَحْمُودِ بْنِ لَبِيدٍ، عَنْ رَافِعِ بْنِ خَدِيجٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَصْبِحُوا بِالصُّبْحِ فَإِنَّهُ أَعْظَمُ لأُجُورِكُمْ ‏"‏ ‏.‏ أَوْ ‏"‏ أَعْظَمُ لِلأَجْرِ ‏"‏ ‏.‏

Rafi' b. Hadic (r.a.)'dan, şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Sabah namazını ortalık aydınlanınca kılınız. Çünkü bu ecrinizi daha büyük kılar veya ecir(iniz) daha büyük olur."

Sunan Abu Dawud 424

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ حَرْبٍ الْوَاسِطِيُّ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ، - يَعْنِي ابْنَ هَارُونَ - حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُطَرِّفٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الصُّنَابِحِيِّ، قَالَ زَعَمَ أَبُو مُحَمَّدٍ أَنَّ الْوِتْرَ، وَاجِبٌ، فَقَالَ عُبَادَةُ بْنُ الصَّامِتِ كَذَبَ أَبُو مُحَمَّدٍ أَشْهَدُ أَنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ خَمْسُ صَلَوَاتٍ افْتَرَضَهُنَّ اللَّهُ تَعَالَى مَنْ أَحْسَنَ وُضُوءَهُنَّ وَصَلاَّهُنَّ لِوَقْتِهِنَّ وَأَتَمَّ رُكُوعَهُنَّ وَخُشُوعَهُنَّ كَانَ لَهُ عَلَى اللَّهِ عَهْدٌ أَنْ يَغْفِرَ لَهُ وَمَنْ لَمْ يَفْعَلْ فَلَيْسَ لَهُ عَلَى اللَّهِ عَهْدٌ إِنْ شَاءَ غَفَرَ لَهُ وَإِنْ شَاءَ عَذَّبَهُ ‏"‏ ‏.‏

Abdullah bin Sunabihi demiştir ki; Ebu Muhammed Vitr'in vacip (farz) olduğunu ileri sürdü. Ubade bin es-Samit ise dedi ki; Ebu Muhammed hata etti. Şehadet ederim ki, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim: "Beş vakit namazı Allah farz kıldı. Her kim, bu namazların abdestini (farzlarına riayet ile) tam alır, onları vaktinde kılar, rüku ve huşularını eksiksiz yaparsa, onu bağışlayacağına dair Allah'ın va'di vardır. Her kim de bunu yapmazsa, Allah'ın ona bir va'di yoktur. Dilerse bağışlar, dilerse azap eder."

Sunan Abu Dawud 425

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الْخُزَاعِيُّ، وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ غَنَّامٍ، عَنْ بَعْضِ، أُمَّهَاتِهِ عَنْ أُمِّ فَرْوَةَ، قَالَتْ سُئِلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَىُّ الأَعْمَالِ أَفْضَلُ قَالَ ‏ "‏ الصَّلاَةُ فِي أَوَّلِ وَقْتِهَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ الْخُزَاعِيُّ فِي حَدِيثِهِ عَنْ عَمَّةٍ لَهُ يُقَالُ لَهَا أُمُّ فَرْوَةَ قَدْ بَايَعَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم سُئِلَ ‏.‏

Ümmü Ferve (r.anha)'dan, demiştir ki; Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e, amellerin hangisinin daha efdal olduğu soruldu. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem); "İlk vaktinde kılınan namazdır" buyurdu. Huzai rivayeti el-Kasım b. Gannam'ın Ümmü Ferve denilen halasından, -ki o, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e biat etmiştir- "Resulullah'a soruldu" şeklindedir.

Sunan Abu Dawud 426

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي خَالِدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ عُمَارَةَ بْنِ رُؤَيْبَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ سَأَلَهُ رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ الْبَصْرَةِ فَقَالَ أَخْبِرْنِي مَا سَمِعْتَ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ لاَ يَلِجُ النَّارَ رَجُلٌ صَلَّى قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ أَنْ تَغْرُبَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَنْتَ سَمِعْتَهُ مِنْهُ ثَلاَثَ مَرَّاتٍ ‏.‏ قَالَ نَعَمْ ‏.‏ كُلَّ ذَلِكَ يَقُولُ سَمِعَتْهُ أُذُنَاىَ وَوَعَاهُ قَلْبِي ‏.‏ فَقَالَ الرَّجُلُ وَأَنَا سَمِعْتُهُ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ذَلِكَ ‏.‏

Ebu Bekr bin Umara bin Ruveybe, babası Umara'dan naklen onun şöyle dediğini rivayet etmiştir: Basralılardan bir adam Umara'ya: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den duyduğunu bana haber ver" dedi. Umara şu karşılığı verdi: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim: "Güneş doğmadan ve batmadan önce namaz kılan adam ateşe girmez." Basralı, üç defa: "Sen onu bizzat Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den duydun mu?" dedi. Umara her seferinde: "Evet, onu kulaklarım duydu, kalbim hıfzetti" diyordu. Adam: "Ben de Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i aynısını söylerken işittim" dedi.

Sunan Abu Dawud 427

حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَوْنٍ، أَخْبَرَنَا خَالِدٌ، عَنْ دَاوُدَ بْنِ أَبِي هِنْدٍ، عَنْ أَبِي حَرْبِ بْنِ أَبِي الأَسْوَدِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ فَضَالَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ عَلَّمَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَكَانَ فِيمَا عَلَّمَنِي ‏"‏ وَحَافِظْ عَلَى الصَّلَوَاتِ الْخَمْسِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ قُلْتُ إِنَّ هَذِهِ سَاعَاتٌ لِي فِيهَا أَشْغَالٌ فَمُرْنِي بِأَمْرٍ جَامِعٍ إِذَا أَنَا فَعَلْتُهُ أَجْزَأَ عَنِّي فَقَالَ ‏"‏ حَافِظْ عَلَى الْعَصْرَيْنِ ‏"‏ ‏.‏ وَمَا كَانَتْ مِنْ لُغَتِنَا فَقُلْتُ وَمَا الْعَصْرَانِ فَقَالَ ‏"‏ صَلاَةٌ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَصَلاَةٌ قَبْلَ غُرُوبِهَا ‏"‏ ‏.‏

Abdullah b. Fedale, babasının şöyle dediğini haber vermiştir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bana İslam'ın hükümlerini öğretti. Efendimizin şu emri bana öğrettikleri arasındadır: "Beş vakit namaza devam et!" "Bu vakitlerde benim meşguliyetlerim var. Bana çeşitli faziletleri toplayan bir şey emret; onu yaptığım zaman bana yetsin" dedim. "İki Asr'a devam et" buyurdu. Bizim lügatimizde bu kelime yoktu. "İki Asr nedir?" dedim. "Güneş doğmadan ve batmadan önce birer namaz" buyurdular.

Sunan Abu Dawud 428

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْعَنْبَرِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو عَلِيٍّ الْحَنَفِيُّ، عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الْمَجِيدِ حَدَّثَنَا عِمْرَانُ الْقَطَّانُ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، وَأَبَانُ، كِلاَهُمَا عَنْ خُلَيْدٍ الْعَصَرِيِّ، عَنْ أُمِّ الدَّرْدَاءِ، عَنْ أَبِي الدَّرْدَاءِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ خَمْسٌ مَنْ جَاءَ بِهِنَّ مَعَ إِيمَانٍ دَخَلَ الْجَنَّةَ مَنْ حَافَظَ عَلَى الصَّلَوَاتِ الْخَمْسِ عَلَى وُضُوئِهِنَّ وَرُكُوعِهِنَّ وَسُجُودِهِنَّ وَمَوَاقِيتِهِنَّ وَصَامَ رَمَضَانَ وَحَجَّ الْبَيْتَ إِنِ اسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلاً وَأَعْطَى الزَّكَاةَ طَيِّبَةً بِهَا نَفْسُهُ وَأَدَّى الأَمَانَةَ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا يَا أَبَا الدَّرْدَاءِ وَمَا أَدَاءُ الأَمَانَةِ قَالَ الْغُسْلُ مِنَ الْجَنَابَةِ ‏.‏

Ebu'd-Derda (r.a.) demiştir ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Beş haslet var ki her kim onları inanarak yerine getirirse cennete girer: Abdestlerine, rükûlarına, secdelerine ve vakitlerine riayet ederek beş vakit namaza devam etmek, Ramazan'da oruç tutmak, gücü yeterse Kâbe'yi haccetmek, gönlü razı olarak zekât vermek ve emaneti yerine getirmek." İşitenler: "Ya Eba'd-Derda, emaneti yerine getirmek nedir?" dediler. "Cünüplükten dolayı yıkanmaktır" dedi.

Sunan Abu Dawud 429

حَدَّثَنَا حَيْوَةُ بْنُ شُرَيْحٍ الْمِصْرِيُّ، حَدَّثَنَا بَقِيَّةُ، عَنْ ضُبَارَةَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي سَلِيكٍ الأَلْهَانِيِّ، أَخْبَرَنِي ابْنُ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ الزُّهْرِيِّ، قَالَ قَالَ سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ إِنَّ أَبَا قَتَادَةَ بْنَ رِبْعِيٍّ أَخْبَرَهُ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ قَالَ اللَّهُ تَعَالَى إِنِّي فَرَضْتُ عَلَى أُمَّتِكَ خَمْسَ صَلَوَاتٍ وَعَهِدْتُ عِنْدِي عَهْدًا أَنَّهُ مَنْ جَاءَ يُحَافِظُ عَلَيْهِنَّ لِوَقْتِهِنَّ أَدْخَلْتُهُ الْجَنَّةَ وَمَنْ لَمْ يُحَافِظْ عَلَيْهِنَّ فَلاَ عَهْدَ لَهُ عِنْدِي ‏"‏ ‏.‏

Ebu Katade bin Rib'i (veya Rab'i) (ra.), Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in, "Allah (azze ve celle) şöyle buyurdu" dediğini haber vermiştir: "Ben ümmetine beş (vakit) namazı farz kıldım ve onları tam vakitlerinde kılarak geleni cennete koyacağıma katımda ahdettim. Ama kim o namazlara devam etmezse benim katımda onun için herhangi bir ahd yoktur" buyurdu.

Sunan Abu Dawud 430

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَبِي عِمْرَانَ، - يَعْنِي الْجَوْنِيَّ - عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الصَّامِتِ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ، قَالَ قَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ يَا أَبَا ذَرٍّ كَيْفَ أَنْتَ إِذَا كَانَتْ عَلَيْكَ أُمَرَاءُ يُمِيتُونَ الصَّلاَةَ ‏"‏ ‏.‏ أَوْ قَالَ ‏"‏ يُؤَخِّرُونَ الصَّلاَةَ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَمَا تَأْمُرُنِي قَالَ ‏"‏ صَلِّ الصَّلاَةَ لِوَقْتِهَا فَإِنْ أَدْرَكْتَهَا مَعَهُمْ فَصَلِّهَا فَإِنَّهَا لَكَ نَافِلَةٌ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Zer (r.a.)'den demiştir ki: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bana, 'Ya Eba Zer, namazı öldüren (geçiren) veya geciktiren emirler sana amir olunca ne yaparsın?' buyurdu. Ben, 'Ne emir buyurursun ya Resulallah?' dedim. 'Namazı vaktinde kıl; eğer emirlerle birlikte namaza yetişirsen yine kıl. Çünkü o, senin için nafile olur' buyurdu."

Sunan Abu Dawud 431

حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، دُحَيْمٌ الدِّمَشْقِيُّ حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، حَدَّثَنِي حَسَّانُ، - يَعْنِي ابْنَ عَطِيَّةَ - عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ سَابِطٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مَيْمُونٍ الأَوْدِيِّ، قَالَ قَدِمَ عَلَيْنَا مُعَاذُ بْنُ جَبَلٍ الْيَمَنَ رَسُولُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَيْنَا - قَالَ - فَسَمِعْتُ تَكْبِيرَهُ مَعَ الْفَجْرِ رَجُلٌ أَجَشُّ الصَّوْتِ - قَالَ - فَأُلْقِيَتْ عَلَيْهِ مَحَبَّتِي فَمَا فَارَقْتُهُ حَتَّى دَفَنْتُهُ بِالشَّامِ مَيْتًا ثُمَّ نَظَرْتُ إِلَى أَفْقَهِ النَّاسِ بَعْدَهُ فَأَتَيْتُ ابْنَ مَسْعُودٍ فَلَزِمْتُهُ حَتَّى مَاتَ فَقَالَ قَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ كَيْفَ بِكُمْ إِذَا أَتَتْ عَلَيْكُمْ أُمَرَاءُ يُصَلُّونَ الصَّلاَةَ لِغَيْرِ مِيقَاتِهَا ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ فَمَا تَأْمُرُنِي إِنْ أَدْرَكَنِي ذَلِكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ صَلِّ الصَّلاَةَ لِمِيقَاتِهَا وَاجْعَلْ صَلاَتَكَ مَعَهُمْ سُبْحَةً ‏"‏ ‏.‏

Amr b. Meymun el-Evdi şöyle demiştir: Muaz b. Cebel (r.a.) bize, Yemen'e, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in elçisi olarak geldi. Fecirle birlikte onun tekbirini işittim. Kalın sesli biri idi. Onu sevdim. Artık onun cenazesini Şam'da defnedinceye kadar bir daha yanından ayrılmadım. Ondan sonra insanların en bilginini aradım ve İbn Mes'ud'a gelip ölünceye kadar onun peşine takıldım. Bir keresinde İbn Mes'ud şöyle dedi: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bana, "Size namazı (efdal) vakti dışında kıl(dır)an emirler geldiği zaman hâliniz ne olur, ne yaparsınız?" dedi. Ben de, "Bu benim başıma gelirse ne yapmamı emredersin ya Resulallah?" dedim. "Namazı vaktinde kıl, sonra onlarla birlikte nafile olarak tekrar kıl" buyurdu.

Sunan Abu Dawud 432

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ قُدَامَةَ بْنِ أَعْيَنَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ هِلاَلِ بْنِ يِسَافٍ، عَنْ أَبِي الْمُثَنَّى، عَنِ ابْنِ أُخْتِ، عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ عَنْ عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سُلَيْمَانَ الأَنْبَارِيُّ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، - الْمَعْنَى - عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ هِلاَلِ بْنِ يِسَافٍ، عَنْ أَبِي الْمُثَنَّى الْحِمْصِيِّ، عَنْ أَبِي أُبَىِّ ابْنِ امْرَأَةِ، عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ عَنْ عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّهَا سَتَكُونُ عَلَيْكُمْ بَعْدِي أُمَرَاءُ تَشْغَلُهُمْ أَشْيَاءُ عَنِ الصَّلاَةِ لِوَقْتِهَا حَتَّى يَذْهَبَ وَقْتُهَا فَصَلُّوا الصَّلاَةَ لِوَقْتِهَا ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ رَجُلٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ أُصَلِّي مَعَهُمْ قَالَ ‏"‏ نَعَمْ إِنْ شِئْتَ ‏"‏ ‏.‏ وَقَالَ سُفْيَانُ إِنْ أَدْرَكْتُهَا مَعَهُمْ أَأُصَلِّي مَعَهُمْ قَالَ ‏"‏ نَعَمْ إِنْ شِئْتَ ‏"‏ ‏.‏

Ubade bin Samit (r.a.)'dan, demiştir ki; Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Benden sonra size, meşguliyetleri kendilerini (efdal) vakti geçinceye kadar namazları vakitlerinde edadan alıkoyan emirler amir olacak. İşte o zaman siz, namazları vaktinde kılınız!" Bir adam: Ya Resulallah, onlarla da kılayım mı? dedi. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem); "İstersen, evet" buyurdu. Süfyan (rivayetinde) dedi ki (adam); Namaza onlarla birlikte yetişirsem, onlarla beraber kılayım mı? dedi. Resulullah da; "İstersen, evet" buyurdu.

Sunan Abu Dawud 433

حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ الطَّيَالِسِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو هَاشِمٍ، - يَعْنِي الزَّعْفَرَانِيَّ - حَدَّثَنِي صَالِحُ بْنُ عُبَيْدٍ، عَنْ قَبِيصَةَ بْنِ وَقَّاصٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ يَكُونُ عَلَيْكُمْ أُمَرَاءُ مِنْ بَعْدِي يُؤَخِّرُونَ الصَّلاَةَ فَهِيَ لَكُمْ وَهِيَ عَلَيْهِمْ فَصَلُّوا مَعَهُمْ مَا صَلَّوُا الْقِبْلَةَ ‏"‏ ‏.‏

Kabisa bin Vakkas (r.a.)'dan, dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Benden sonra size namazı (efdal) vaktinden sonraya bırakacak emirler amir olacaktır. O (geciktirilen namaz) sizin için faydalıdır. Zararı da onlara aittir. Ancak onlar kıbleye (müteveccihen) namaz kıldıkları müddetçe siz de onlarla birlikte namaz kılınız."

Sunan Abu Dawud 434

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنِ ابْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ قَفَلَ مِنْ غَزْوَةِ خَيْبَرَ فَسَارَ لَيْلَةً حَتَّى إِذَا أَدْرَكَنَا الْكَرَى عَرَّسَ وَقَالَ لِبِلاَلٍ ‏"‏ اكْلأْ لَنَا اللَّيْلَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَغَلَبَتْ بِلاَلاً عَيْنَاهُ وَهُوَ مُسْتَنِدٌ إِلَى رَاحِلَتِهِ فَلَمْ يَسْتَيْقِظِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَلاَ بِلاَلٌ وَلاَ أَحَدٌ مِنْ أَصْحَابِهِ حَتَّى إِذَا ضَرَبَتْهُمُ الشَّمْسُ فَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَوَّلَهُمُ اسْتِيقَاظًا فَفَزِعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏"‏ يَا بِلاَلُ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ أَخَذَ بِنَفْسِي الَّذِي أَخَذَ بِنَفْسِكَ بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي يَا رَسُولَ اللَّهِ فَاقْتَادُوا رَوَاحِلَهُمْ شَيْئًا ثُمَّ تَوَضَّأَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَأَمَرَ بِلاَلاً فَأَقَامَ لَهُمُ الصَّلاَةَ وَصَلَّى بِهِمُ الصُّبْحَ فَلَمَّا قَضَى الصَّلاَةَ قَالَ ‏"‏ مَنْ نَسِيَ صَلاَةً فَلْيُصَلِّهَا إِذَا ذَكَرَهَا فَإِنَّ اللَّهَ تَعَالَى قَالَ ‏{‏ أَقِمِ الصَّلاَةَ لِلذِّكْرَى ‏}‏ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ يُونُسُ وَكَانَ ابْنُ شِهَابٍ يَقْرَؤُهَا كَذَلِكَ ‏.‏ قَالَ أَحْمَدُ قَالَ عَنْبَسَةُ - يَعْنِي عَنْ يُونُسَ - فِي هَذَا الْحَدِيثِ لِذِكْرِي ‏.‏ وَقَالَ أَحْمَدُ الْكَرَى النُّعَاسُ ‏.‏

Ebu Hureyre (r.a.)'den şöyle rivayet edilmiştir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Hayber gazvesinden dönüşünde geceleyin yoluna devam etti. Hepimizi uyku bastırınca (gecenin sonuna doğru) konakladı ve Bilal'e: "Bizim için geceyi bekle ve kontrol et" buyurdu. Fakat Bilal, bineğine dayanmış bir halde uyuyakaldı. Ne Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), ne Bilal, ne de ashabtan herhangi biri güneş üzerlerine vuruncaya kadar uyandı. Onların ilk uyananı Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) oldu, fırladı ve Bilal'e seslenerek: "Ya Bilal!.. (Niçin uyudun)?" buyurdu. Bilal şu cevabı verdi: Seni bastıran (uyku) beni de bastırdı. Ya Resulallah, anam babam sana feda olsun, dedi. Ashab bineklerini biraz çekip götürdüler. Sonra Resulullah (s.a.v.) abdest aldı ve Bilal'e emretti, o da namaz için kamet getirdi. Resulullah (s.a.v.) ashabına sabah namazını kıldırdı. Namazını bitirince: "Her kim bir namazı unutursa, onu hatırladığı zaman kılsın. Çünkü Allah Teala, 'Tezekkür için namaz kıl' buyurdu." dedi. Yunus dedi ki: İbn Şihab, bu ayet-i kerimeyi yukarıdaki şekilde okurdu. Ahmed de şöyle dedi: Anbese, Yunus'tan naklen, bu hadiste ayet "li-zikrî: beni anmak için" şeklindedir, dedi. Yine Ahmed, kerâ nuas (yani uyuklama, ımızganma)dır, dedi.

Sunan Abu Dawud 435

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبَانُ، حَدَّثَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، فِي هَذَا الْخَبَرِ قَالَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ تَحَوَّلُوا عَنْ مَكَانِكُمُ الَّذِي أَصَابَتْكُمْ فِيهِ الْغَفْلَةُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَأَمَرَ بِلاَلاً فَأَذَّنَ وَأَقَامَ وَصَلَّى ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ رَوَاهُ مَالِكٌ وَسُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ وَالأَوْزَاعِيُّ وَعَبْدُ الرَّزَّاقِ عَنْ مَعْمَرٍ وَابْنِ إِسْحَاقَ لَمْ يَذْكُرْ أَحَدٌ مِنْهُمُ الأَذَانَ فِي حَدِيثِ الزُّهْرِيِّ هَذَا وَلَمْ يُسْنِدْهُ مِنْهُمُ إِلاَّ الأَوْزَاعِيُّ وَأَبَانُ الْعَطَّارُ عَنْ مَعْمَرٍ ‏.‏

Ma'mer, Zühri'den, Zühri de Said b. Müseyyeb vasıtasıyla Ebu Hureyre'den bu (önceki hadiste geçen) haberi şöyle rivayet etmişlerdir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Size gaflet gelen yerinizi değiştiriniz" buyurdu ve Bilal'e emretti, o da ezan okudu, kamet etti ve Efendimiz namazı kıldı. Ebu Davud dedi ki: Malik, Süfyan b. Uyeyne, Evzai ve Abdurrezzak bu haberi Ma'mer'den, İbn İshak da rivayet etmişler fakat hiçbirisi, Zühri'nin bu hadisinde ezanı zikretmemiştir. Yine bunlardan Evzai ve Ma'mer'den rivayet eden Eban el-Attar'dan başka hiçbirisi bu haberi isnad etmemiştir.

Sunan Abu Dawud 436

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ ثَابِتٍ الْبُنَانِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ رَبَاحٍ الأَنْصَارِيِّ، حَدَّثَنَا أَبُو قَتَادَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ فِي سَفَرٍ لَهُ فَمَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَمِلْتُ مَعَهُ فَقَالَ ‏"‏ انْظُرْ ‏"‏ ‏.‏ فَقُلْتُ هَذَا رَاكِبٌ هَذَانِ رَاكِبَانِ هَؤُلاَءِ ثَلاَثَةٌ حَتَّى صِرْنَا سَبْعَةً ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ احْفَظُوا عَلَيْنَا صَلاَتَنَا ‏"‏ ‏.‏ يَعْنِي صَلاَةَ الْفَجْرِ فَضُرِبَ عَلَى آذَانِهِمْ فَمَا أَيْقَظَهُمْ إِلاَّ حَرُّ الشَّمْسِ فَقَامُوا فَسَارُوا هُنَيَّةً ثُمَّ نَزَلُوا فَتَوَضَّئُوا وَأَذَّنَ بِلاَلٌ فَصَلَّوْا رَكْعَتَىِ الْفَجْرِ ثُمَّ صَلَّوُا الْفَجْرَ وَرَكِبُوا فَقَالَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ قَدْ فَرَّطْنَا فِي صَلاَتِنَا ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّهُ لاَ تَفْرِيطَ فِي النَّوْمِ إِنَّمَا التَّفْرِيطُ فِي الْيَقَظَةِ فَإِذَا سَهَا أَحَدُكُمْ عَنْ صَلاَةٍ فَلْيُصَلِّهَا حِينَ يَذْكُرُهَا وَمِنَ الْغَدِ لِلْوَقْتِ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Katade (r.a.)'den nakledildiğine göre, Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir yolculukta idi, birden yoldan ayrıldı; onunla birlikte ben de ayrıldım. "Bak bakalım (kimseyi görüyor musun)?" buyurdu. Biz yedi kişi oluncaya kadar, bu bir süvari, bu ikisi iki süvari, bunlar üç süvari... dedim. Sabah namazını kastederek: "Bize namazımızı geçirtmeyiniz." buyurdu. Uyuyakaldılar ve ancak güneşin hararetiyle uyanabildiler. Uyanır uyanmaz hemen kalktılar ve birazcık yürüdüler. Biraz sonra konaklayıp abdest aldılar. Bilal ezan okudu ve önce sabah namazının iki rekat (sünnet)ini, sonra da farzını kılıp (hayvanlarına) bindiler. Ashab, birbirine: "Namazımızda kusur yaptık." diyorlardı. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Uyku halinde kusur yoktur, kusur uyanıkkendir. Biriniz namazı unutursa hatırladığı zaman kılsın, ertesi gün ise onu vaktinde kılsın." buyurdular.

Sunan Abu Dawud 437

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ نَصْرٍ، حَدَّثَنَا وَهْبُ بْنُ جَرِيرٍ، حَدَّثَنَا الأَسْوَدُ بْنُ شَيْبَانَ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ سُمَيْرٍ، قَالَ قَدِمَ عَلَيْنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ رَبَاحٍ الأَنْصَارِيُّ مِنَ الْمَدِينَةِ وَكَانَتِ الأَنْصَارُ تُفَقِّهُهُ - فَحَدَّثَنَا قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو قَتَادَةَ الأَنْصَارِيُّ فَارِسُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ بَعَثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم جَيْشَ الأُمَرَاءِ بِهَذِهِ الْقِصَّةِ ‏.‏ قَالَ فَلَمْ تُوقِظْنَا إِلاَّ الشَّمْسُ طَالِعَةً فَقُمْنَا وَهِلِينَ لِصَلاَتِنَا فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ رُوَيْدًا رُوَيْدًا ‏"‏ ‏.‏ حَتَّى إِذَا تَعَالَتِ الشَّمْسُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَنْ كَانَ مِنْكُمْ يَرْكَعُ رَكْعَتَىِ الْفَجْرِ فَلْيَرْكَعْهُمَا ‏"‏ ‏.‏ فَقَامَ مَنْ كَانَ يَرْكَعُهُمَا وَمَنْ لَمْ يَكُنْ يَرْكَعُهُمَا فَرَكَعَهُمَا ثُمَّ أَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يُنَادَى بِالصَّلاَةِ فَنُودِيَ بِهَا فَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَصَلَّى بِنَا فَلَمَّا انْصَرَفَ قَالَ ‏"‏ أَلاَ إِنَّا نَحْمَدُ اللَّهَ أَنَّا لَمْ نَكُنْ فِي شَىْءٍ مِنْ أُمُورِ الدُّنْيَا يَشْغَلُنَا عَنْ صَلاَتِنَا وَلَكِنَّ أَرْوَاحَنَا كَانَتْ بِيَدِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ فَأَرْسَلَهَا أَنَّى شَاءَ فَمَنْ أَدْرَكَ مِنْكُمْ صَلاَةَ الْغَدَاةِ مِنْ غَدٍ صَالِحًا فَلْيَقْضِ مَعَهَا مِثْلَهَا ‏"‏ ‏.‏

Halid bin Sümeyr demiştir ki: Ensar'ın kendisini fakih tanıdığı Abdullah b. Rebah el-Ensari, Medine'den bize gelip şöyle haber verdi: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in süvarisi Ebu Katade: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) emirler ordusunu gönderdi." dedi ve önceki hadiste geçen hadiseyi anlattı. Ebu Katade devamla: "Bizi ancak doğmakta olan güneş uyandırdı. Namazımız geçti diye korku ile kalktık. Efendimiz güneş yükselinceye kadar: 'Yavaş olun, acele etmeyin.' buyurdu. Güneş yükselince Resulullah: 'Sizden, sabah namazının sünnet olan iki rekatını devamlı kılmakta olanlar şimdi de kılsın.' buyurdu. Bunun üzerine önceden sünnet olan iki rekatı kılmayı itiyad eden de etmeyen de kalkıp kıldı. Sonra Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) namaz için ezan okunmasını emretti. Ezan okundu ve Efendimiz kalkıp bize namazı kıldırdı. Namazı bitirince: 'Dikkat ediniz! Allah'a hamdederiz ki biz, bizi namazdan alıkoyan dünya işlerinden bir şeyde değildik. Fakat ruhlarımız Allah'ın elindedir; uyuyorduk. Allah (celle celaluhu) ruhlarımızı dilediği zaman gönderir. Sizden her kim yarının sabah namazına vaktinde yetişirse, onunla birlikte onun gibisini, bugün vaktinde kılamadığı sabah namazını, kaza etsin.' buyurdu."

Sunan Abu Dawud 438

حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَوْنٍ، أَخْبَرَنَا خَالِدٌ، عَنْ حُصَيْنٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي قَتَادَةَ، عَنْ أَبِي قَتَادَةَ، فِي هَذَا الْخَبَرِ قَالَ فَقَالَ ‏ "‏ إِنَّ اللَّهَ قَبَضَ أَرْوَاحَكُمْ حَيْثُ شَاءَ وَرَدَّهَا حَيْثُ شَاءَ قُمْ فَأَذِّنْ بِالصَّلاَةِ ‏"‏ ‏.‏ فَقَامُوا فَتَطَهَّرُوا حَتَّى إِذَا ارْتَفَعَتِ الشَّمْسُ قَامَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَصَلَّى بِالنَّاسِ ‏.‏

Ebü Katade bu haber hakkında dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Allah (azze ve celle) ruhlarınızı dilediği zaman kabzetti ve dilediği zaman iade etti. Kalk ve namaza davet et (ezan oku)" buyurdu. Resulullah ve ashabı kalkıp abdest aldılar, güneş yükselince (kerahet vakti çıkınca) Efendimiz cemaate namaz kıldırdı.

Sunan Abu Dawud 439

حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا عَبْثَرٌ، عَنْ حُصَيْنٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي قَتَادَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِمَعْنَاهُ قَالَ فَتَوَضَّأَ حِينَ ارْتَفَعَتِ الشَّمْسُ فَصَلَّى بِهِمْ ‏.‏

Ebu Katade (r.a.), Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den bir evvelki -Halid'in rivayet ettiği- hadisin manasını rivayet ederek şöyle dedi: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), güneş yükselince abdest alıp ashabına namazı kıldırdı."

Sunan Abu Dawud 440

حَدَّثَنَا الْعَبَّاسُ الْعَنْبَرِيُّ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ دَاوُدَ، - وَهُوَ الطَّيَالِسِيُّ - حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ، - يَعْنِي ابْنَ الْمُغِيرَةِ - عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ رَبَاحٍ، عَنْ أَبِي قَتَادَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لَيْسَ فِي النَّوْمِ تَفْرِيطٌ إِنَّمَا التَّفْرِيطُ فِي الْيَقَظَةِ أَنْ تُؤَخَّرَ صَلاَةٌ حَتَّى يَدْخُلَ وَقْتُ أُخْرَى ‏"‏ ‏.‏

Ebu Katade (r.a.)'den; demiştir ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Uyku halinde kusur yoktur. Kusur ancak, uyanıkken, diğer namazın vakti girinceye kadar bir namazın geciktirilmesidir."

Sunan Abu Dawud 441

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا هَمَّامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ نَسِيَ صَلاَةً فَلْيُصَلِّهَا إِذَا ذَكَرَهَا لاَ كَفَّارَةَ لَهَا إِلاَّ ذَلِكَ ‏"‏ ‏.‏

Enes b. Malik (r.a.)'den demiştir ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): “Bir namazı unutan kimse, onu hatırladığı zaman kılsın. O namaz için bundan başka bir keffaret yoktur.”

Sunan Abu Dawud 442

حَدَّثَنَا وَهْبُ بْنُ بَقِيَّةَ، عَنْ خَالِدٍ، عَنْ يُونُسَ بْنِ عُبَيْدٍ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ فِي مَسِيرٍ لَهُ فَنَامُوا عَنْ صَلاَةِ الْفَجْرِ فَاسْتَيْقَظُوا بِحَرِّ الشَّمْسِ فَارْتَفَعُوا قَلِيلاً حَتَّى اسْتَقَلَّتِ الشَّمْسُ ثُمَّ أَمَرَ مُؤَذِّنًا فَأَذَّنَ فَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ قَبْلَ الْفَجْرِ ثُمَّ أَقَامَ ثُمَّ صَلَّى الْفَجْرَ ‏.‏

İmran b. Husayn (r.a.)'den nakledildiğine göre; “Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir sefer esnasında o ve ashabı sabah namazı vaktinde uyuyakaldılar ve güneşin harareti ile uyandılar. Güneş yükselinceye kadar biraz yürüdüler, sonra Efendimiz müezzine emretti, o da ezanı okudu. Sabah namazının farzından önce iki rekat (sünnet) kıldı, bilahare müezzin kamet etti, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) de sabahın farzını cemaatle birlikte kıldı.”

Sunan Abu Dawud 443

حَدَّثَنَا عَبَّاسٌ الْعَنْبَرِيُّ، ح وَحَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، - وَهَذَا لَفْظُ عَبَّاسٍ - أَنَّ عَبْدَ، اللَّهِ بْنَ يَزِيدَ حَدَّثَهُمْ عَنْ حَيْوَةَ بْنِ شُرَيْحٍ عَنْ عَيَّاشِ بْنِ عَبَّاسٍ - يَعْنِي الْقِتْبَانِيَّ - أَنَّ كُلَيْبَ بْنَ صُبْحٍ حَدَّثَهُمْ أَنَّ الزِّبْرِقَانَ حَدَّثَهُ عَنْ عَمِّهِ عَمْرِو بْنِ أُمَيَّةَ الضَّمْرِيِّ قَالَ كُنَّا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي بَعْضِ أَسْفَارِهِ فَنَامَ عَنِ الصُّبْحِ حَتَّى طَلَعَتِ الشَّمْسُ فَاسْتَيْقَظَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏"‏ تَنَحُّوا عَنْ هَذَا الْمَكَانِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ ثُمَّ أَمَرَ بِلاَلاً فَأَذَّنَ ثُمَّ تَوَضَّئُوا وَصَلَّوْا رَكْعَتَىِ الْفَجْرِ ثُمَّ أَمَرَ بِلاَلاً فَأَقَامَ الصَّلاَةَ فَصَلَّى بِهِمْ صَلاَةَ الصُّبْحِ ‏.‏

Amr b. Umeyye ed-Damri (r.a.)'den demiştir ki: Seferlerinin birinde Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile beraberdik. Sabah namazı vaktinde güneş doğuncaya kadar uyuyakaldı. Uyanır uyanmaz: “Bu yeri değiştiriniz” buyurdu. Sonra Bilal'e emretti, o da ezan okudu. Ashab abdest alıp sabah namazının iki rekat sünnetini kıldılar. Sonra Bilal'e tekrar emretti, kamet getirdi; Efendimiz de cemaate sabah namazının farzını kıldırdı.

Sunan Abu Dawud 444

حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْحَسَنِ، حَدَّثَنَا حَجَّاجٌ، - يَعْنِي ابْنَ مُحَمَّدٍ - حَدَّثَنَا حَرِيزٌ، ح وَحَدَّثَنَا عُبَيْدُ بْنُ أَبِي الْوَزِيرِ، حَدَّثَنَا مُبَشِّرٌ، - يَعْنِي الْحَلَبِيَّ - حَدَّثَنَا حَرِيزٌ، - يَعْنِي ابْنَ عُثْمَانَ - حَدَّثَنِي يَزِيدُ بْنُ صَالِحٍ، عَنْ ذِي مِخْبَرٍ الْحَبَشِيِّ وَكَانَ يَخْدُمُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فِي هَذَا الْخَبَرِ قَالَ فَتَوَضَّأَ - يَعْنِي النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم - وُضُوءًا لَمْ يَلْثَ مِنْهُ التُّرَابُ ثُمَّ أَمَرَ بِلاَلاً فَأَذَّنَ ثُمَّ قَامَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَرَكَعَ رَكْعَتَيْنِ غَيْرَ عَجِلٍ ثُمَّ قَالَ لِبِلاَلٍ ‏"‏ أَقِمِ الصَّلاَةَ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ صَلَّى الْفَرْضَ وَهُوَ غَيْرُ عَجِلٍ ‏.‏ قَالَ عَنْ حَجَّاجٍ عَنْ يَزِيدَ بْنِ صُلَيْحٍ حَدَّثَنِي ذُو مِخْبَرٍ رَجُلٌ مِنَ الْحَبَشَةِ وَقَالَ عُبَيْدٌ يَزِيدُ بْنُ صَالِحٍ ‏.‏

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e hizmet eden Zû Mihber el-Habeşî, bu olay hakkında şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir abdest aldı ki abdestinden toprak çamurlaşmadı. Sonra Bilal'e emretti, o da ezan okudu. Sonra Hz. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kalkıp acele etmeden iki rekât kıldı. Daha sonra Bilal'e: "Namaza kamet et" buyurdu. Bilahare yine acele etmeden farzı kıldı. Haccac, Yezid b. Suleyh'ten, o da: "Bana Habeşli bir adam, Zû Mihber, haber verdi" şeklinde rivayette bulundu. Ubeyd (b. Ebi'l-Vezir) ise Yezid b. Salih dedi.

Sunan Abu Dawud 445

حَدَّثَنَا مُؤَمَّلُ بْنُ الْفَضْلِ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ، عَنْ حَرِيزٍ، - يَعْنِي ابْنَ عُثْمَانَ - عَنْ يَزِيدَ بْنِ صَالِحٍ، عَنْ ذِي مِخْبَرِ بْنِ أَخِي النَّجَاشِيِّ فِي هَذَا الْخَبَرِ قَالَ فَأَذَّنَ وَهُوَ غَيْرُ عَجِلٍ ‏.‏

Necaşi'nin kardeşinin oğlu Zû Mihber, önceden zikri geçen haberi rivayet edip şöyle dedi: "(Müezzin) acele etmeden ezan okudu."

Sunan Abu Dawud 446

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ جَامِعِ بْنِ شَدَّادٍ، سَمِعْتُ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ أَبِي عَلْقَمَةَ، سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ مَسْعُودٍ، قَالَ أَقْبَلْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم زَمَنَ الْحُدَيْبِيَةِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَنْ يَكْلَؤُنَا ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ بِلاَلٌ أَنَا ‏.‏ فَنَامُوا حَتَّى طَلَعَتِ الشَّمْسُ فَاسْتَيْقَظَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏"‏ افْعَلُوا كَمَا كُنْتُمْ تَفْعَلُونَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَفَعَلْنَا ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَكَذَلِكَ فَافْعَلُوا لِمَنْ نَامَ أَوْ نَسِيَ ‏"‏ ‏.‏

Abdullah b. Mes'ud (r.a.)'den demiştir ki: Hudeybiye zamanında Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte geldik. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Bizi kim bekleyecek?" buyurdu. Bilal: "Ben" dedi. Ancak ashabın hepsi güneş doğuncaya kadar uyuyakaldı. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) uyanınca: "Daha evvel yaptığınız gibi yapınız" buyurdu. Biz de öyle yaptık. Daha sonra Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Uyuyan veya unutan da böyle yapsın" buyurdu.

Sunan Abu Dawud 447

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الصَّبَّاحِ بْنِ سُفْيَانَ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ، عَنْ أَبِي فَزَارَةَ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ الأَصَمِّ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَا أُمِرْتُ بِتَشْيِيدِ الْمَسَاجِدِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ لَتُزَخْرِفُنَّهَا كَمَا زَخْرَفَتِ الْيَهُودُ وَالنَّصَارَى ‏.‏

İbn Abbas (r. anh.) dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Ben mescidleri yükseltip genişletmekle emrolunmadım." İbn Abbas dedi ki: "Vallahi siz, Yahudi ve Hıristiyanların kilise ve havralarını süsledikleri gibi mescidleri süsleyeceksiniz."

Sunan Abu Dawud 448

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الْخُزَاعِيُّ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَنَسٍ، وَقَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يَتَبَاهَى النَّاسُ فِي الْمَسَاجِدِ ‏"‏ ‏.‏

Enes b. Malik (r.a.), Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu haber vermiştir: "İnsanlar mescidleriyle övününceye kadar kıyamet kopmaz."

Sunan Abu Dawud 449

حَدَّثَنَا رَجَاءُ بْنُ الْمُرَجَّى، حَدَّثَنَا أَبُو هَمَّامٍ الدَّلاَّلُ، مُحَمَّدُ بْنُ مُحَبَّبٍ حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ السَّائِبِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عِيَاضٍ، عَنْ عُثْمَانَ بْنِ أَبِي الْعَاصِ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَمَرَهُ أَنْ يَجْعَلَ مَسْجِدَ الطَّائِفِ حَيْثُ كَانَ طَوَاغِيتُهُمْ ‏.‏

Osman bin Ebi'l-As (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona Taif mescidini putlarının olduğu yere, tapınaklarının yerine, inşa etmesini emretmiştir.

Sunan Abu Dawud 450

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ فَارِسٍ، وَمُجَاهِدُ بْنُ مُوسَى، - وَهُوَ أَتَمُّ - قَالاَ حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا نَافِعٌ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ، أَخْبَرَهُ أَنَّ الْمَسْجِدَ كَانَ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَبْنِيًّا بِاللَّبِنِ وَالْجَرِيدِ - قَالَ مُجَاهِدٌ وَعَمَدُهُ مِنْ خَشَبِ النَّخْلِ - فَلَمْ يَزِدْ فِيهِ أَبُو بَكْرٍ شَيْئًا وَزَادَ فِيهِ عُمَرُ وَبَنَاهُ عَلَى بِنَائِهِ فِي عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِاللَّبِنِ وَالْجَرِيدِ وَأَعَادَ عَمَدَهُ - قَالَ مُجَاهِدٌ عُمُدَهُ خَشَبًا - وَغَيَّرَهُ عُثْمَانُ فَزَادَ فِيهِ زِيَادَةً كَثِيرَةً وَبَنَى جِدَارَهُ بِالْحِجَارَةِ الْمَنْقُوشَةِ وَالْقَصَّةِ وَجَعَلَ عَمَدَهُ مِنْ حِجَارَةٍ مَنْقُوشَةٍ وَسَقَّفَهُ بِالسَّاجِ ‏.‏ قَالَ مُجَاهِدٌ وَسَقْفُهُ السَّاجُ ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ الْقَصَّةُ الْجِصُّ ‏.‏

Abdullah b. Ömer (r.a.) haber vermiştir ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) devrinde Mescid-i Nebevi'nin duvarları kerpiçten, tavanı hurma dallarından, direkleri ise hurma ağacındandı. Mücahid rivayetinde dedi ki: Direkleri hurma ağacındandı. Ebu Bekir (r.a.) buna bir şey ilave etmedi. Ömer (r.a.), Hz. Nebi zamanında olduğu gibi kerpiç ve hurma dallarıyla inşa etti, fakat biraz ilave yaptı. Eski ağaç direklerini yine yerine dikti. Mücahid, "Direklerini ağaçtan yaptı" şeklinde rivayet etti. Osman (r.a.) ise mescidin binasını değiştirdi ve çok büyük ilavelerde bulundu. Duvarını nakışlı taşlar ve kireçle yaptırdı. Direklerini nakışlı taşlardan yaptı, tavanını da sâcla (abanoz ağacı veya Hint çınarıyla) kaplattı. Mücahid, metindeki "bi's-sâc" kelimesini harf-i cersiz olarak "sâc" şeklinde rivayet etti. Ebu Davud dedi ki: "Kassa" kireçtir.

Sunan Abu Dawud 451

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، عَنْ شَيْبَانَ، عَنْ فِرَاسٍ، عَنْ عَطِيَّةَ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ مَسْجِدَ النَّبِيِّ، صلى الله عليه وسلم كَانَتْ سَوَارِيهِ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ جُذُوعِ النَّخْلِ أَعْلاَهُ مُظَلَّلٌ بِجَرِيدِ النَّخْلِ ثُمَّ إِنَّهَا نَخِرَتْ فِي خِلاَفَةِ أَبِي بَكْرٍ فَبَنَاهَا بِجُذُوعِ النَّخْلِ وَبِجَرِيدِ النَّخْلِ ثُمَّ إِنَّهَا نَخِرَتْ فِي خِلاَفَةِ عُثْمَانَ فَبَنَاهَا بِالآجُرِّ فَلَمْ تَزَلْ ثَابِتَةً حَتَّى الآنَ ‏.‏

Abdullah b. Ömer (r.a.)'dan, demiştir ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) zamanında Mescid-i Nebevi'nin direkleri hurma ağacı gövdesindendi. Üstü de hurma dallarıyla örtülüydü. Ebu Bekir devrinde direkler çürüdü, o da mescidi yine hurma gövdeleri ve hurma dallarıyla inşa etti. Hz. Osman'ın hilafetinde direkler yine çürüdü. Bu sefer Hz. Osman mescidi tuğlayla inşa etti. Mescidin bu şekli şu ana kadar değişmeden kaldı.

Sunan Abu Dawud 452

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، عَنْ أَبِي التَّيَّاحِ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ قَدِمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْمَدِينَةَ فَنَزَلَ فِي عُلْوِ الْمَدِينَةِ فِي حَىٍّ يُقَالُ لَهُمْ بَنُو عَمْرِو بْنِ عَوْفٍ فَأَقَامَ فِيهِمْ أَرْبَعَ عَشَرَةَ لَيْلَةً ثُمَّ أَرْسَلَ إِلَى بَنِي النَّجَّارِ فَجَاءُوا مُتَقَلِّدِينَ سُيُوفَهُمْ - فَقَالَ أَنَسٌ - فَكَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى رَاحِلَتِهِ وَأَبُو بَكْرٍ رِدْفَهُ وَمَلأُ بَنِي النَّجَّارِ حَوْلَهُ حَتَّى أَلْقَى بِفِنَاءِ أَبِي أَيُّوبَ وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي حَيْثُ أَدْرَكَتْهُ الصَّلاَةُ وَيُصَلِّي فِي مَرَابِضِ الْغَنَمِ وَإِنَّهُ أَمَرَ بِبِنَاءِ الْمَسْجِدِ فَأَرْسَلَ إِلَى بَنِي النَّجَّارِ فَقَالَ ‏ "‏ يَا بَنِي النَّجَّارِ ثَامِنُونِي بِحَائِطِكُمْ هَذَا ‏"‏ ‏.‏ فَقَالُوا وَاللَّهِ لاَ نَطْلُبُ ثَمَنَهُ إِلاَّ إِلَى اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ ‏.‏ قَالَ أَنَسٌ وَكَانَ فِيهِ مَا أَقُولُ لَكُمْ كَانَتْ فِيهِ قُبُورُ الْمُشْرِكِينَ وَكَانَتْ فِيهِ خِرَبٌ وَكَانَ فِيهِ نَخْلٌ فَأَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِقُبُورِ الْمُشْرِكِينَ فَنُبِشَتْ وَبِالْخِرَبِ فَسُوِّيَتْ وَبِالنَّخْلِ فَقُطِعَ فَصَفُّوا النَّخْلَ قِبْلَةَ الْمَسْجِدِ وَجَعَلُوا عِضَادَتَيْهِ حِجَارَةً وَجَعَلُوا يَنْقُلُونَ الصَّخْرَ وَهُمْ يَرْتَجِزُونَ وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مَعَهُمْ وَهُوَ يَقُولُ اللَّهُمَّ لاَ خَيْرَ إِلاَّ خَيْرُ الآخِرَهْ فَانْصُرِ الأَنْصَارَ وَالْمُهَاجِرَهْ

Enes b. Malik (r.a.)'den, demiştir ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), Mekke'den Medine'ye gelince Medine'nin Necid tarafındaki Benî Amr b. Avf denilen mahallesinin yüksek semtine indi. Orada on dört gece kaldı. Sonra Neccar oğullarına haber gönderdi. Onlar da kılıçlarını kuşanmış bir vaziyette geldiler. Sanki şu anda Resulullah'ı hayvanının üzerinde, Ebu Bekir'i terkisinde, Neccar oğullarının ileri gelenlerini de Efendimizin etrafında görür gibiyim. Böylece Ebu Eyyub'un avlusuna geldi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), namaz vakti geldiği yerde, hatta koyun ağıllarında namaz kılardı. Mescidi bina etmeyi emretti ve Neccar oğullarına haber gönderdi. Onlar gelince: "Ey Neccar oğulları, şu bahçenizin fiyatını söyleyiniz ve bana satınız" buyurdu. Onlar: "Vallahi, bunun ücretini ancak Allah azze ve celle'den isteriz" dediler. Enes devamla dedi ki: Bahçede size söyleyeceğim şu şeyler vardı: Bir bölümünde müşriklerin kabirleri, bazı yerlerinde yıkık bina kalıntıları, bir kısmında da hurma ağaçları vardı. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in emriyle müşriklerin kabirleri açıldı, bina kalıntıları düzeltildi, hurmalar da kesildi. Bu hurmaları mescidin kıble tarafına dizdiler. Kapının iki yanını taşla yaptılar. Sahabiler recez söyleyerek taş taşımaya başladılar. Hz. Nebi de onlarla birlikte şöyle söylüyordu: "Allah'ım! Ahiret hayrından başka hayır yoktur. Ensar'a ve muhacirlere yardım et."

Sunan Abu Dawud 453

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي التَّيَّاحِ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ كَانَ مَوْضِعُ الْمَسْجِدِ حَائِطًا لِبَنِي النَّجَّارِ فِيهِ حَرْثٌ وَنَخْلٌ وَقُبُورُ الْمُشْرِكِينَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ ثَامِنُونِي بِهِ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالُوا لاَ نَبْغِي بِهِ ثَمَنًا ‏.‏ فَقُطِعَ النَّخْلُ وَسُوِّيَ الْحَرْثُ وَنُبِشَ قُبُورُ الْمُشْرِكِينَ وَسَاقَ الْحَدِيثَ وَقَالَ ‏"‏ فَاغْفِرْ ‏"‏ ‏.‏ مَكَانَ ‏"‏ فَانْصُرْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ مُوسَى وَحَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ بِنَحْوِهِ وَكَانَ عَبْدُ الْوَارِثِ يَقُولُ خِرَبٌ وَزَعَمَ عَبْدُ الْوَارِثِ أَنَّهُ أَفَادَ حَمَّادًا هَذَا الْحَدِيثَ ‏.‏

Enes b. Malik (r.a.)'den demiştir ki: Mescid'in yeri, Neccar oğullarına ait bir bahçe idi. Orada, ekin, hurma ağaçları ve müşriklerin kabirleri vardı. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) (bahçe sahiplerine): "Bana bahçenin fiyatını söyleyiniz (ve satınız)" buyurdu. Bahçe sahipleri: Biz para istemiyoruz, dediler. Bunun üzerine, hurma ağaçları kesildi, ekin (yeri) düzeltildi, müşriklerin kabirleri de açılıp içindekiler çıkartıldı. (Ravilerden, Hammad b. Seleme), hadisin bundan sonraki kısmını önceki hadiste olduğu gibi aktardı, ancak (önceki hadisin sonundaki) "yardım et" kelimesinin yerine "bağışla" kelimesini söyledi. (Ebu Davud'un hocası) Musa dedi ki: Abdülvaris de bu rivayetin benzerini bize haber verdi. Ancak Abdülvaris, "ekin" kelimesinin yerine "harabeler" derdi. Abdülvaris, bu hadisi Hammad'a rivayet ettiğini söylemiştir.

Sunan Abu Dawud 454

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا حُسَيْنُ بْنُ عَلِيٍّ، عَنْ زَائِدَةَ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ أَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِبِنَاءِ الْمَسَاجِدِ فِي الدُّورِ وَأَنْ تُنَظَّفَ وَتُطَيَّبَ ‏.‏

Aişe (r.anha) şöyle demiştir: Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem), mahallelerde (veya evlerde) mescidler yapılmasını, oraların temiz tutulmasını ve güzel kokular sürülmesini emretti.

Sunan Abu Dawud 455

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ دَاوُدَ بْنِ سُفْيَانَ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، - يَعْنِي ابْنَ حَسَّانَ - حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا جَعْفَرُ بْنُ سَعْدِ بْنِ سَمُرَةَ، حَدَّثَنِي خُبَيْبُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ أَبِيهِ، سُلَيْمَانَ بْنِ سَمُرَةَ عَنْ أَبِيهِ، سَمُرَةَ أَنَّهُ كَتَبَ إِلَى ابْنِهِ أَمَّا بَعْدُ فَإِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَأْمُرُنَا بِالْمَسَاجِدِ أَنْ نَصْنَعَهَا فِي دِيَارِنَا وَنُصْلِحَ صَنْعَتَهَا وَنُطَهِّرَهَا ‏.‏

Semure (b. Cündüb) radıyallahu anh, oğluna bir mektup yazmış, (hamdele ve salveleden) sonra şöyle demiştir: Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), bize mahallelerimizde veya evlerimizde mescidler inşa etmemizi, onların binasını sağlam yapmamızı ve temiz tutmamızı emrederdi.

Sunan Abu Dawud 456

حَدَّثَنَا النُّفَيْلِيُّ، حَدَّثَنَا مِسْكِينٌ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ عَبْدِ الْعَزِيزِ، عَنْ زِيَادِ بْنِ أَبِي سَوْدَةَ، عَنْ مَيْمُونَةَ، مَوْلاَةِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهَا قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَفْتِنَا فِي بَيْتِ الْمَقْدِسِ فَقَالَ ‏"‏ ائْتُوهُ فَصَلُّوا فِيهِ ‏"‏ ‏.‏ - وَكَانَتِ الْبِلاَدُ إِذْ ذَاكَ حَرْبًا - فَإِنْ لَمْ تَأْتُوهُ وَتُصَلُّوا فِيهِ فَابْعَثُوا بِزَيْتٍ يُسْرَجُ فِي قَنَادِيلِهِ ‏.‏

Nebi (S.A.V.)'in azatlısı Meymune r.anha'dan nakledildiğine göre, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e: "Beyt-i Makdis'te (namaz kılmanın hükmünü) bize beyan et" dedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Oraya gidiniz ve orada namaz kılınız" buyurdu. O zaman Beyt-i Makdis'te savaş vardı. Efendimiz devamla: "Eğer oraya gidemez ve orada namaz kılamazsanız, kandillerinde yakılmak üzere zeytinyağı gönderiniz" buyurdu.

Sunan Abu Dawud 457

حَدَّثَنَا سَهْلُ بْنُ تَمَّامِ بْنِ بَزِيعٍ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ سُلَيْمٍ الْبَاهِلِيُّ، عَنْ أَبِي الْوَلِيدِ، سَأَلْتُ ابْنَ عُمَرَ عَنِ الْحَصَى الَّذِي، فِي الْمَسْجِدِ فَقَالَ مُطِرْنَا ذَاتَ لَيْلَةٍ فَأَصْبَحَتِ الأَرْضُ مُبْتَلَّةً فَجَعَلَ الرَّجُلُ يَأْتِي بِالْحَصَى فِي ثَوْبِهِ فَيَبْسُطُهُ تَحْتَهُ فَلَمَّا قَضَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الصَّلاَةَ قَالَ ‏ "‏ مَا أَحْسَنَ هَذَا ‏"‏ ‏.‏

Ebu'l-Velid'den, demiştir ki: İbn Ömer (radiyallahu anh)'a mesciddeki çakıl taşlarını sordum, şöyle dedi: Bir gece yağmur yağdı ve yer ıslandı. Bir adam eteğinde çakıl getirip altına döşemeye başladı. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) namazı bitirince: "Bu ne kadar güzel!" buyurdu.

Sunan Abu Dawud 458

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، وَوَكِيعٌ، قَالاَ حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، قَالَ كَانَ يُقَالُ إِنَّ الرَّجُلَ إِذَا أَخْرَجَ الْحَصَى مِنَ الْمَسْجِدِ يُنَاشِدُهُ ‏.‏

Ebu Salih demiştir ki: (Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) devrinde sahabiler arasında) bir kimse mescidden bir çakıl taşı çıkaracak olsa, o çakıl taşının ("Allah aşkına çıkarma") diye yakardığı söylenirdi.

Sunan Abu Dawud 459

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْحَاقَ أَبُو بَكْرٍ، - يَعْنِي الصَّاغَانِيَّ - حَدَّثَنَا أَبُو بَدْرٍ، شُجَاعُ بْنُ الْوَلِيدِ حَدَّثَنَا شَرِيكٌ، حَدَّثَنَا أَبُو حَصِينٍ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، - قَالَ أَبُو بَدْرٍ - أُرَاهُ قَدْ رَفَعَهُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِنَّ الْحَصَاةَ لَتُنَاشِدُ الَّذِي يُخْرِجُهَا مِنَ الْمَسْجِدِ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edilmiştir. (Ravilerden) Ebu Bedr dedi ki: Ebu Hureyre'nin bunu Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e refettiğini sanıyorum. "Çakıl taşı, kendisini mescitten çıkarana yalvarır."

Sunan Abu Dawud 460

حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ بْنُ عَبْدِ الْحَكَمِ الْخَزَّازُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْمَجِيدِ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ أَبِي رَوَّادٍ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنِ الْمُطَّلِبِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ حَنْطَبٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ عُرِضَتْ عَلَىَّ أُجُورُ أُمَّتِي حَتَّى الْقَذَاةُ يُخْرِجُهَا الرَّجُلُ مِنَ الْمَسْجِدِ وَعُرِضَتْ عَلَىَّ ذُنُوبُ أُمَّتِي فَلَمْ أَرَ ذَنْبًا أَعْظَمَ مِنْ سُورَةٍ مِنَ الْقُرْآنِ أَوْ آيَةٍ أُوتِيَهَا رَجُلٌ ثُمَّ نَسِيَهَا ‏"‏ ‏.‏

Enes b. Malik (r.a.)'den rivayet edildiğine göre demiştir ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Bana, kişinin mescitten çıkardığı çer çöpe varıncaya kadar ümmetimin ecirleri arz edildi. Yine bana ümmetimin günahları da arz edildi. Kendisine verilen Kur'an'dan bir sureyi veya ayeti sonradan unutan kişinin günahından daha büyük bir günah görmedim."

Sunan Abu Dawud 461

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ، وَأَبُو مَعْمَرٍ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لَوْ تَرَكْنَا هَذَا الْبَابَ لِلنِّسَاءِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ نَافِعٌ فَلَمْ يَدْخُلْ مِنْهُ ابْنُ عُمَرَ حَتَّى مَاتَ ‏.‏ وَقَالَ غَيْرُ عَبْدِ الْوَارِثِ قَالَ عُمَرُ وَهُوَ أَصَحُّ ‏.‏

İbn Ömer (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre demiştir ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Şu kapıyı kadınlara ayırsak." buyurdu. Nafi' dedi ki: İbn Ömer, ölünceye kadar o kapıdan girmedi. Abdulvaris'in dışındaki bir ravi, "Bunu Ömer söyledi." demiştir ki doğrusu da budur.

Sunan Abu Dawud 462

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ قُدَامَةَ بْنِ أَعْيَنَ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ نَافِعٍ، قَالَ قَالَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ - رضى الله عنه - فَذَكَرَهُ بِمَعْنَاهُ وَهُوَ أَصَحُّ ‏.‏

Nafi'den, demiştir ki; Ömer b. el-Hattab (r.a.) şöyle dedi: (Nafi burada önceki 462. hadisin manasını zikretti) ki doğrusu da budur.

Sunan Abu Dawud 463

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، - يَعْنِي ابْنَ سَعِيدٍ - حَدَّثَنَا بَكْرٌ، - يَعْنِي ابْنَ مُضَرَ - عَنْ عَمْرِو بْنِ الْحَارِثِ، عَنْ بُكَيْرٍ، عَنْ نَافِعٍ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، كَانَ يَنْهَى أَنْ يُدْخَلَ، مِنْ بَابِ النِّسَاءِ ‏.‏

Nafi'den rivayet edildiğine göre Ömer (r.a.), mescide kadınların kapısından girilmesini yasaklardı.

Sunan Abu Dawud 464

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُثْمَانَ الدِّمَشْقِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، - يَعْنِي الدَّرَاوَرْدِيَّ - عَنْ رَبِيعَةَ بْنِ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ سَعِيدِ بْنِ سُوَيْدٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا حُمَيْدٍ، أَوْ أَبَا أُسَيْدٍ الأَنْصَارِيَّ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِذَا دَخَلَ أَحَدُكُمُ الْمَسْجِدَ فَلْيُسَلِّمْ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ لْيَقُلِ اللَّهُمَّ افْتَحْ لِي أَبْوَابَ رَحْمَتِكَ فَإِذَا خَرَجَ فَلْيَقُلِ اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ مِنْ فَضْلِكَ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Humeyd veya Ebu Useyd, "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu" demiştir: "Sizden biri mescide girerken Nebi sallallahu aleyhi ve selleme salat ve selam getirsin, sonra da, 'Allah'ım, bana rahmetinin kapılarını aç' desin; camiden çıkarken ise, 'Allah'ım, fazl ve kereminden ihsanını yine senden istiyorum' desin."

Sunan Abu Dawud 465

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ بِشْرِ بْنِ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْمُبَارَكِ، عَنْ حَيْوَةَ بْنِ شُرَيْحٍ، قَالَ لَقِيتُ عُقْبَةَ بْنَ مُسْلِمٍ فَقُلْتُ لَهُ بَلَغَنِي أَنَّكَ حَدَّثْتَ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ كَانَ إِذَا دَخَلَ الْمَسْجِدَ قَالَ ‏ "‏ أَعُوذُ بِاللَّهِ الْعَظِيمِ وَبِوَجْهِهِ الْكَرِيمِ وَسُلْطَانِهِ الْقَدِيمِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَقَطُّ قُلْتُ نَعَمْ ‏.‏ قَالَ فَإِذَا قَالَ ذَلِكَ قَالَ الشَّيْطَانُ حُفِظَ مِنِّي سَائِرَ الْيَوْمِ ‏.‏

Hayve b. Şüreyh dedi ki: Ukbe b. Müslim ile karşılaştım ve ona: "Duydum ki sen, Abdullah b. Amr b. el-As'tan Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in mescide girerken: 'Lanetlenmiş şeytandan ulu Allah'a, O'nun kerim zatına ve kadim kuvvet ve galebesine sığınırım.' diye dua ettiğini rivayet etmişsin, öyle mi?" dedim. "Hepsi bu kadar mı?" dedi. "Evet." dedim. Dedi ki: Mescide giren bunu söyleyince şeytan: "Günün geri kalan kısmında benden emin oldu." der.

Sunan Abu Dawud 466

حَدَّثَنَا الْقَعْنَبِيُّ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ عَامِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَمْرِو بْنِ سُلَيْمٍ الزُّرَقِيِّ، عَنْ أَبِي قَتَادَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِذَا جَاءَ أَحَدُكُمُ الْمَسْجِدَ فَلْيُصَلِّ سَجْدَتَيْنِ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَجْلِسَ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Katade (r.a.), Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu haber vermiştir: "Biriniz mescide geldiği zaman oturmadan önce iki rekât namaz kılsın."

Sunan Abu Dawud 467

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ بْنُ زِيَادٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عُمَيْسٍ، عُتْبَةُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ عَنْ عَامِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ رَجُلٍ، مِنْ بَنِي زُرَيْقٍ عَنْ أَبِي قَتَادَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِنَحْوِهِ زَادَ ‏ "‏ ثُمَّ لْيَقْعُدْ بَعْدُ إِنْ شَاءَ أَوْ لِيَذْهَبْ لِحَاجَتِهِ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Katade (r.a.)'den önceki (467.) hadisin aynısı rivayet edilmiştir. Ancak ravi bu rivayette Efendimizin: "Bundan sonra isterse otursun, isterse bir ihtiyacı için çıkıp gitsin." buyurduğunu ilave etmiştir.

Sunan Abu Dawud 468

حَدَّثَنَا الْقَعْنَبِيُّ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ الْمَلاَئِكَةُ تُصَلِّي عَلَى أَحَدِكُمْ مَا دَامَ فِي مُصَلاَّهُ الَّذِي صَلَّى فِيهِ مَا لَمْ يُحْدِثْ أَوْ يَقُمِ اللَّهُمَّ اغْفِرْ لَهُ اللَّهُمَّ ارْحَمْهُ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Hureyre (r.a.)'den, Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Sizden biri, abdestini bozmadan ve yerinden kalkmadan namaz kıldığı yerde kaldığı müddetçe, melekler onun için: 'Allah'ım, onu bağışla; ona rahmet et' diye dua ve istiğfar ederler."

Sunan Abu Dawud 469

حَدَّثَنَا الْقَعْنَبِيُّ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ يَزَالُ أَحَدُكُمْ فِي صَلاَةٍ مَا كَانَتِ الصَّلاَةُ تَحْبِسُهُ لاَ يَمْنَعُهُ أَنْ يَنْقَلِبَ إِلَى أَهْلِهِ إِلاَّ الصَّلاَةُ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Hureyre (r.a.)'den, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Sizden biri, namaz kendisini (mescitte) alıkoyduğu müddetçe namaza devam etmiş olur. (Çünkü) onu evine dönmekten alıkoyan, namazdan başka bir şey değildir."

Sunan Abu Dawud 470

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَبِي رَافِعٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ يَزَالُ الْعَبْدُ فِي صَلاَةٍ مَا كَانَ فِي مُصَلاَّهُ يَنْتَظِرُ الصَّلاَةَ تَقُولُ الْمَلاَئِكَةُ اللَّهُمَّ اغْفِرْ لَهُ اللَّهُمَّ ارْحَمْهُ حَتَّى يَنْصَرِفَ أَوْ يُحْدِثَ ‏"‏ ‏.‏ فَقِيلَ مَا يُحْدِثُ قَالَ يَفْسُو أَوْ يَضْرِطُ ‏.‏

Ebu Hureyre (r.a.), Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu haber vermiştir: "Bir kul, namaz kıldığı yerde (bir sonraki) namazı bekleyerek kaldığı müddetçe namazda olmaya devam eder. O kimse (yerinden) ayrılıncaya veya abdesti bozuluncaya kadar melekler kendisi için: 'Allah'ım, onu bağışla; ona rahmet et' diye dua ederler." Ebu Hureyre'ye, "Abdesti ne bozar (hades nedir)?" denildi. O da, "Sessiz veya sesli yellenmek" dedi.

Sunan Abu Dawud 471

حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا صَدَقَةُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي الْعَاتِكَةِ الأَزْدِيُّ، عَنْ عُمَيْرِ بْنِ هَانِئٍ الْعَنْسِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ أَتَى الْمَسْجِدَ لِشَىْءٍ فَهُوَ حَظُّهُ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Hureyre (r.a.); Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Bir kimse mescide hangi niyetle gelirse nasibi ondan ibarettir."

Sunan Abu Dawud 472

حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ الْجُشَمِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يَزِيدَ، حَدَّثَنَا حَيْوَةُ، - يَعْنِي ابْنَ شُرَيْحٍ - قَالَ سَمِعْتُ أَبَا الأَسْوَدِ، - يَعْنِي مُحَمَّدَ بْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ نَوْفَلٍ - يَقُولُ أَخْبَرَنِي أَبُو عَبْدِ اللَّهِ، مَوْلَى شَدَّادٍ أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ مَنْ سَمِعَ رَجُلاً يَنْشُدُ ضَالَّةً فِي الْمَسْجِدِ فَلْيَقُلْ لاَ أَدَّاهَا اللَّهُ إِلَيْكَ فَإِنَّ الْمَسَاجِدَ لَمْ تُبْنَ لِهَذَا ‏"‏ ‏.‏

Ebu Hureyre (radiyallahu anh) demiştir ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim: "Kim mescidde yitiğini ilan eden birini işitirse, 'Allah onu sana buldurmasın.' desin. Çünkü mescidler bunun için bina edilmemiştir."

Sunan Abu Dawud 473

حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، وَشُعْبَةُ، وَأَبَانُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ التَّفْلُ فِي الْمَسْجِدِ خَطِيئَةٌ وَكَفَّارَتُهُ أَنْ تُوَارِيَهُ ‏"‏ ‏.‏

Enes b. Malik (r.a.)'den, Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Mescide tükürmek günahtır, kefareti ise onu gömmektir."

Sunan Abu Dawud 474

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ الْبُزَاقُ فِي الْمَسْجِدِ خَطِيئَةٌ وَكَفَّارَتُهَا دَفْنُهَا ‏"‏ ‏.‏

Enes b. Malik (r.a.)'den demiştir ki; Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Mescid'e tükürmek günahtır. Onun keffareti ise tükürüğü gömmektir."

Sunan Abu Dawud 475

حَدَّثَنَا أَبُو كَامِلٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ، - يَعْنِي ابْنَ زُرَيْعٍ - عَنْ سَعِيدٍ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ النُّخَاعَةُ فِي الْمَسْجِدِ ‏"‏ ‏.‏ فَذَكَرَ مِثْلَهُ ‏.‏

Enes b. Malik (r.a.)'den, demiştir ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Mescid'de (sümkürme veya) balgam çıkarmak (günahtır)." Sonra önceki rivayetin benzerini zikretti.

Sunan Abu Dawud 476

حَدَّثَنَا الْقَعْنَبِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو مَوْدُودٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي حَدْرَدٍ الأَسْلَمِيِّ، سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ دَخَلَ هَذَا الْمَسْجِدَ فَبَزَقَ فِيهِ أَوْ تَنَخَّمَ فَلْيَحْفِرْ فَلْيَدْفِنْهُ فَإِنْ لَمْ يَفْعَلْ فَلْيَبْزُقْ فِي ثَوْبِهِ ثُمَّ لْيَخْرُجْ بِهِ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Hureyre (r.a.)'den, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Bir kimse mescid'e girer de oraya tükürür veya balgam çıkarırsa, yeri eşip onu gömsün. Böyle yapmazsa elbisesine tükürsün; sonra da onu dışarı çıkarsın."

Sunan Abu Dawud 477

حَدَّثَنَا هَنَّادُ بْنُ السَّرِيِّ، عَنْ أَبِي الأَحْوَصِ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ رِبْعِيٍّ، عَنْ طَارِقِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الْمُحَارِبِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِذَا قَامَ الرَّجُلُ إِلَى الصَّلاَةِ - أَوْ إِذَا صَلَّى أَحَدُكُمْ فَلاَ يَبْزُقْ أَمَامَهُ وَلاَ عَنْ يَمِينِهِ وَلَكِنْ عَنْ تِلْقَاءِ يَسَارِهِ إِنْ كَانَ فَارِغًا أَوْ تَحْتَ قَدَمِهِ الْيُسْرَى ثُمَّ لْيَقُلْ بِهِ ‏"‏ ‏.‏

Tarık b. Abdillah el-Muharibi (r.a.), Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Bir kimse namaza kalktığı veya biriniz namaz kıldığı zaman, önüne ve sağına tükürmesin. Ama sol tarafında kimse yoksa soluna veya sol ayağının altına tükürsün. Sonra da tükürüğü ayağı ile sürtelesin."

Sunan Abu Dawud 478

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ دَاوُدَ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ بَيْنَمَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَخْطُبُ يَوْمًا إِذْ رَأَى نُخَامَةً فِي قِبْلَةِ الْمَسْجِدِ فَتَغَيَّظَ عَلَى النَّاسِ ثُمَّ حَكَّهَا قَالَ وَأَحْسِبُهُ قَالَ فَدَعَا بِزَعْفَرَانٍ فَلَطَّخَهُ بِهِ وَقَالَ ‏ "‏ إِنَّ اللَّهَ قِبَلَ وَجْهِ أَحَدِكُمْ إِذَا صَلَّى فَلاَ يَبْزُقْ بَيْنَ يَدَيْهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ رَوَاهُ إِسْمَاعِيلُ وَعَبْدُ الْوَارِثِ عَنْ أَيُّوبَ عَنْ نَافِعٍ وَمَالِكٌ وَعُبَيْدُ اللَّهِ وَمُوسَى بْنُ عُقْبَةَ عَنْ نَافِعٍ نَحْوَ حَمَّادٍ إِلاَّ أَنَّهُ لَمْ يَذْكُرُوا الزَّعْفَرَانَ وَرَوَاهُ مَعْمَرٌ عَنْ أَيُّوبَ وَأَثْبَتَ الزَّعْفَرَانَ فِيهِ وَذَكَرَ يَحْيَى بْنُ سُلَيْمٍ عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ عَنْ نَافِعٍ الْخَلُوقَ ‏.‏

İbn Ömer (r.a.) şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir gün hutbe irad buyururken mescidin kıble duvarında bir balgam görüverdi. Bunun üzerine cemaate kızdı ve onu kazıdı. Nafi dedi ki: İbn Ömer'in, "Resulullah zaferan isteyip balgamın yerine sürdü ve ‘Muhakkak Allah, biriniz namaz kıldığında onun yüzünün geldiği taraftadır. Sakın ön tarafına tükürmesin.’ buyurdu." dediğini zannediyorum. Ebu Davud şöyle dedi: İsmail ve Abdülvaris, Eyyub vasıtasıyla Nafi'den; Malik, Ubeydullah ve Musa b. Ukbe de Nafi'den Hammad'ın yukarıdaki rivayetinin bir benzerini rivayet etmişler, ancak zaferandan bahsetmemişlerdir. Ma'mer ise Eyyub'dan yaptığı rivayette zaferanı zikretmiştir. Yahya b. Süleym de Ubeydullah vasıtasıyla Nafi'den, zaferan yerine haluk kelimesini zikretmiştir.

Sunan Abu Dawud 479

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَبِيبِ بْنِ عَرَبِيٍّ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، - يَعْنِي ابْنَ الْحَارِثِ - عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَجْلاَنَ، عَنْ عِيَاضِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يُحِبُّ الْعَرَاجِينَ وَلاَ يَزَالُ فِي يَدِهِ مِنْهَا فَدَخَلَ الْمَسْجِدَ فَرَأَى نُخَامَةً فِي قِبْلَةِ الْمَسْجِدِ فَحَكَّهَا ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَى النَّاسِ مُغْضَبًا فَقَالَ ‏ "‏ أَيَسُرُّ أَحَدَكُمْ أَنْ يُبْصَقَ فِي وَجْهِهِ إِنَّ أَحَدَكُمْ إِذَا اسْتَقْبَلَ الْقِبْلَةَ فَإِنَّمَا يَسْتَقْبِلُ رَبَّهُ جَلَّ وَعَزَّ وَالْمَلَكُ عَنْ يَمِينِهِ فَلاَ يَتْفُلْ عَنْ يَمِينِهِ وَلاَ فِي قِبْلَتِهِ وَلْيَبْصُقْ عَنْ يَسَارِهِ أَوْ تَحْتَ قَدَمِهِ فَإِنْ عَجِلَ بِهِ أَمْرٌ فَلْيَقُلْ هَكَذَا ‏"‏ ‏.‏ وَوَصَفَ لَنَا ابْنُ عَجْلاَنَ ذَلِكَ أَنْ يَتْفُلَ فِي ثَوْبِهِ ثُمَّ يَرُدَّ بَعْضَهُ عَلَى بَعْضٍ ‏.‏

Ebu Said el-Hudri şöyle haber vermiştir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), hurma salkımı sapından olan çubuğu taşımayı sever, onu devamlı elinde bulundururdu. Bir gün mescide girdi, kıble duvarında bir balgam gördü, onu kazıdı ve kızgın bir halde cemaate dönüp: "Sizden birinin yüzüne tükürülmesi hoşuna gider mi? Bilmiş olun ki biriniz kıbleye dönünce ancak Aziz ve Celil olan Rabbine dönmüş olur. Melek de sağındadır. Öyleyse sakın sağına ve kıbleye karşı tükürmesin; sol tarafına veya ayağının altına tükürsün. Eğer tükürük kendisini sıkıştırırsa şöyle yapsın." buyurdu. İbn Aclan bunu bize, "Elbisesine tükürmek, sonra da elbisenin bir kısmını diğer kısmı üzerine katlamak." şeklinde tarif etti.

Sunan Abu Dawud 480

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي عَمْرٌو، عَنْ بَكْرِ بْنِ سَوَادَةَ الْجُذَامِيِّ، عَنْ صَالِحِ بْنِ خَيْوَانَ، عَنْ أَبِي سَهْلَةَ السَّائِبِ بْنِ خَلاَّدٍ، - قَالَ أَحْمَدُ - مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ رَجُلاً أَمَّ قَوْمًا فَبَصَقَ فِي الْقِبْلَةِ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَنْظُرُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ فَرَغَ ‏"‏ لاَ يُصَلِّي لَكُمْ ‏"‏ ‏.‏ فَأَرَادَ بَعْدَ ذَلِكَ أَنْ يُصَلِّيَ لَهُمْ فَمَنَعُوهُ وَأَخْبَرُوهُ بِقَوْلِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ ذَلِكَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏"‏ نَعَمْ ‏"‏ ‏.‏ وَحَسِبْتُ أَنَّهُ قَالَ ‏"‏ إِنَّكَ آذَيْتَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Sehle es-Saib b. Hallad'dan -ki (Ebu Davud'un hocası) Ahmed (b. Salih), bu zatın ashabdan olduğunu söyler- demiştir ki: Bir adam cemaate imam oldu ve Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bakıp dururken kıbleye karşı tükürdü. Namazı bitirince Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "(Bu adam bir daha) size namaz kıldırmasın" buyurdu. Bundan sonra o zat cemaate namaz kıldırmak istedi. Fakat kendisine mani oldular ve Resulullah'ın dediği şeyi haber verdiler. Adam bu durumu Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e söyledi. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Evet" buyurdu. Ebu Sehl dedi ki: Zannediyorum Efendimiz şöyle devam etti: "Sen Allah'a ve Resulüne eziyet ettin."

Sunan Abu Dawud 481

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، أَخْبَرَنَا سَعِيدٌ الْجُرَيْرِيُّ، عَنْ أَبِي الْعَلاَءِ، عَنْ مُطَرِّفٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ أَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ يُصَلِّي فَبَزَقَ تَحْتَ قَدَمِهِ الْيُسْرَى ‏.‏

Mutarrif, babası (Abdullah b. eş-Şihhîr)'in şöyle dediğini nakletmiştir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) namaz kılarken yanına geldim. Efendimiz sol ayağının altına tükürdü.

Sunan Abu Dawud 482

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، عَنْ سَعِيدٍ الْجُرَيْرِيِّ، عَنْ أَبِي الْعَلاَءِ، عَنْ أَبِيهِ، بِمَعْنَاهُ زَادَ ثُمَّ دَلَكَهُ بِنَعْلِهِ ‏.‏

Müsedded, Yezid b. Zürey'den, o Said el-Cüreyrî'den, o da Ebu'l-Ala'dan, Ebu'l-Ala da babasından önceki (482.) hadisi mana olarak rivayet etmiş, "Sonra ayakkabısıyla onu yere sürttü" cümlesini ilave etmiştir.

Sunan Abu Dawud 483

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا الْفَرَجُ بْنُ فَضَالَةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ رَأَيْتُ وَاثِلَةَ بْنَ الأَسْقَعِ فِي مَسْجِدِ دِمَشْقَ بَصَقَ عَلَى الْبُورِيِّ ثُمَّ مَسَحَهُ بِرِجْلِهِ فَقِيلَ لَهُ لِمَ فَعَلْتَ هَذَا قَالَ لأَنِّي رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَفْعَلُهُ ‏.‏

Ebu Said (el-Himyeri)'den, demiştir ki: Vasile b. el-Eska'ı Dimeşk mescidinde gördüm. Hasıra tükürdü, sonra onu ayağı ile sürteledi. Kendisine bunu niçin yaptığı sorulunca: "Çünkü ben Resulullah'ı (Sallallahu aleyhi ve Sellem) böyle yaparken gördüm" dedi.

Sunan Abu Dawud 484

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ الْفَضْلِ السِّجِسْتَانِيُّ، وَهِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، وَسُلَيْمَانُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الدِّمَشْقِيَّانِ، بِهَذَا الْحَدِيثِ - وَهَذَا لَفْظُ يَحْيَى بْنِ الْفَضْلِ السِّجِسْتَانِيِّ - قَالُوا حَدَّثَنَا حَاتِمُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ مُجَاهِدٍ أَبُو حَزْرَةَ عَنْ عُبَادَةَ بْنِ الْوَلِيدِ بْنِ عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ أَتَيْنَا جَابِرًا - يَعْنِي ابْنَ عَبْدِ اللَّهِ - وَهُوَ فِي مَسْجِدِهِ فَقَالَ أَتَانَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي مَسْجِدِنَا هَذَا وَفِي يَدِهِ عُرْجُونُ ابْنِ طَابٍ فَنَظَرَ فَرَأَى فِي قِبْلَةِ الْمَسْجِدِ نُخَامَةً فَأَقْبَلَ عَلَيْهَا فَحَتَّهَا بِالْعُرْجُونِ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ أَيُّكُمْ يُحِبُّ أَنْ يُعْرِضَ اللَّهُ عَنْهُ بِوَجْهِهِ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ إِنَّ أَحَدَكُمْ إِذَا قَامَ يُصَلِّي فَإِنَّ اللَّهَ قِبَلَ وَجْهِهِ فَلاَ يَبْصُقَنَّ قِبَلَ وَجْهِهِ وَلاَ عَنْ يَمِينِهِ وَلْيَبْزُقْ عَنْ يَسَارِهِ تَحْتَ رِجْلِهِ الْيُسْرَى فَإِنْ عَجِلَتْ بِهِ بَادِرَةٌ فَلْيَقُلْ بِثَوْبِهِ هَكَذَا ‏"‏ ‏.‏ وَوَضَعَهُ عَلَى فِيهِ ثُمَّ دَلَكَهُ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ أَرُونِي عَبِيرًا ‏"‏ ‏.‏ فَقَامَ فَتًى مِنَ الْحَىِّ يَشْتَدُّ إِلَى أَهْلِهِ فَجَاءَ بِخَلُوقٍ فِي رَاحَتِهِ فَأَخَذَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَجَعَلَهُ عَلَى رَأْسِ الْعُرْجُونِ ثُمَّ لَطَخَ بِهِ عَلَى أَثَرِ النُّخَامَةِ ‏.‏ قَالَ جَابِرٌ فَمِنْ هُنَاكَ جَعَلْتُمُ الْخَلُوقَ فِي مَسَاجِدِكُمْ ‏.‏

Cabir b. Abdullah (r.a.)'den, demiştir ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), elinde İbn Tab hurması salkımının sapından bir çubuk olduğu halde bizim şu mescidimize geldi. Mescidin kıble duvarında bir balgam gördü. Gidip o balgamı çubuğu ile kazıdı, sonra: "Hanginiz Allah'ın kendisinden yüz çevirmesini ister? Bilin ki biriniz namaz kılmaya kalktığında Allah onun yüzünün karşısındadır. Öyleyse sakın ön tarafına ve sağına tükürmesin. Soluna, sol ayağının altına tükürsün. Eğer kendisini balgam sıkıştırırsa elbisesine şöylece tükürsün" buyurdu ve elbisesinin ucunu ağzına koydu, sonra da orayı ovalayıp: "Bana abir (bir çeşit renkli koku) getiriniz" buyurdu. Kabileden bir genç koşarak evine gitti ve avucunda haluk olduğu halde geldi. Hz. Nebi onu alıp çubuğun tepesine koydu, sonra balgamın yerine sürdü. Cabir (r.a.): "İşte bundan dolayı siz mescidlerinizde haluk kullanır oldunuz" dedi.

Sunan Abu Dawud 485

حَدَّثَنَا عِيسَى بْنُ حَمَّادٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ شَرِيكِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي نَمِرٍ، أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ دَخَلَ رَجُلٌ عَلَى جَمَلٍ فَأَنَاخَهُ فِي الْمَسْجِدِ ثُمَّ عَقَلَهُ ثُمَّ قَالَ أَيُّكُمْ مُحَمَّدٌ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مُتَّكِئٌ بَيْنَ ظَهْرَانَيْهِمْ فَقُلْنَا لَهُ هَذَا الأَبْيَضُ الْمُتَّكِئُ ‏.‏ فَقَالَ الرَّجُلُ يَا ابْنَ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ ‏.‏ فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ قَدْ أَجَبْتُكَ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ لَهُ الرَّجُلُ يَا مُحَمَّدُ إِنِّي سَائِلُكَ ‏.‏ وَسَاقَ الْحَدِيثَ ‏.‏

Şerik b. Abdullah b. Ebi Nemir, Enes b. Malik (r.a.)'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Bir adam devesi üzerinde mescide gelip devesini çöktürdü, sonra da onu bağladı ve: "Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hanginiz?" dedi. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) de ashabın arasında yaslanmış bir vaziyette duruyordu. Adama: "Şu yaslanmış vaziyetteki beyaz yüzlü zattır" dedik. Bu sefer adam Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e: "Ey Abdülmuttalib'in oğlu!" dedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Seni dinliyorum" buyurdu. Adam: "Ya Muhammed, sana bir şey soracağım..." dedi. Bundan sonra Enes hadisin tamamını zikretti.

Sunan Abu Dawud 486

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَمْرٍو، حَدَّثَنَا سَلَمَةُ، حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ إِسْحَاقَ، حَدَّثَنِي سَلَمَةُ بْنُ كُهَيْلٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْوَلِيدِ بْنِ نُوَيْفِعٍ، عَنْ كُرَيْبٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ بَعَثَ بَنُو سَعْدِ بْنِ بَكْرٍ ضِمَامَ بْنَ ثَعْلَبَةَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَدِمَ عَلَيْهِ فَأَنَاخَ بَعِيرَهُ عَلَى بَابِ الْمَسْجِدِ ثُمَّ عَقَلَهُ ثُمَّ دَخَلَ الْمَسْجِدَ فَذَكَرَ نَحْوَهُ قَالَ فَقَالَ أَيُّكُمُ ابْنُ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَنَا ابْنُ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ يَا ابْنَ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ ‏.‏ وَسَاقَ الْحَدِيثَ ‏.‏

İbn Abbas (r.a.)'dan, demiştir ki: Ben-i Sa'd b. Bekr kabilesi Dımam b. Sa'lebe'yi Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gönderdi. Dımam gelip devesini mescidin kapısına çöktürdü. Sonra ayağını bağladı. Daha sonra da mescide girdi. İbn Abbas, bundan önceki (486.) Enes hadisinin aynını nakledip şöyle dedi: Dımam, "Abdulmuttalib'in oğlu hanginizdir?" dedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Abdulmuttalib'in oğlu benim." buyurdu. Dımam, "Ey Abdulmuttalib'in oğlu!" dedi. İbn Abbas bundan sonra hadisin tamamını anlattı.

Sunan Abu Dawud 487

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ فَارِسٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، حَدَّثَنَا رَجُلٌ، مِنْ مُزَيْنَةَ وَنَحْنُ عِنْدَ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ الْيَهُودُ أَتَوُا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ جَالِسٌ فِي الْمَسْجِدِ فِي أَصْحَابِهِ فَقَالُوا يَا أَبَا الْقَاسِمِ فِي رَجُلٍ وَامْرَأَةٍ زَنَيَا مِنْهُمْ ‏.‏

Ebu Hureyre (r.a.)'den demiştir ki: Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem), ashabından bir cemaatle birlikte mescidde otururken bazı Yahudiler kendisine gelip, "Ya Ebe'l-Kasım, Yahudilerden zina eden bir erkek ve kadın hakkında ne dersin?" dediler.

Sunan Abu Dawud 488

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَيْرٍ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ جُعِلَتْ لِيَ الأَرْضُ طَهُورًا وَمَسْجِدًا ‏"‏ ‏.‏

Ebu Zer (r.a.)'den, demiştir ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Bana yeryüzü temizleyici ve mescid (namazgâh) kılındı."

Sunan Abu Dawud 489

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ دَاوُدَ، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ لَهِيعَةَ، وَيَحْيَى بْنُ أَزْهَرَ، عَنْ عَمَّارِ بْنِ سَعْدٍ الْمُرَادِيِّ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ الْغِفَارِيِّ، أَنَّ عَلِيًّا، - رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ - مَرَّ بِبَابِلَ وَهُوَ يَسِيرُ فَجَاءَهُ الْمُؤَذِّنُ يُؤَذِّنُ بِصَلاَةِ الْعَصْرِ فَلَمَّا بَرَزَ مِنْهَا أَمَرَ الْمُؤَذِّنَ فَأَقَامَ الصَّلاَةَ فَلَمَّا فَرَغَ قَالَ إِنَّ حَبِيبِي صلى الله عليه وسلم نَهَانِي أَنْ أُصَلِّيَ فِي الْمَقْبُرَةِ وَنَهَانِي أَنْ أُصَلِّيَ فِي أَرْضِ بَابِلَ فَإِنَّهَا مَلْعُونَةٌ ‏.‏

Ebu Salih el-Gıfari demiştir ki: Ali (r.a.) giderken yolu Babil'e uğradı. Müezzin, ikindi namazı için ezan okumaya geldi. Ali Babil'den çıkınca müezzine emretti, o da namaza ikamet getirdi. Ali namazı bitirince: "Habibim sallallahu aleyhi ve sellem beni kabristanda namaz kılmaktan ve Babil arazisinde namaz kılmaktan men etti. Çünkü orası lanetlidir." dedi.

Sunan Abu Dawud 490

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يَحْيَى بْنُ أَزْهَرَ، وَابْنُ، لَهِيعَةَ عَنِ الْحَجَّاجِ بْنِ شَدَّادٍ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ الْغِفَارِيِّ، عَنْ عَلِيٍّ، بِمَعْنَى سُلَيْمَانَ بْنِ دَاوُدَ قَالَ فَلَمَّا خَرَجَ ‏.‏ مَكَانَ فَلَمَّا بَرَزَ ‏.‏

Ahmed b. Salih, İbn Vehb'den; İbn Vehb, Yahya b. Ezher ve İbn Lehîa'dan; onlar Haccac b. Şeddad'dan; o, Ebu Salih el-Gifarî'den; o da Hz. Ali'den, Süleyman b. Davud'un rivayetini mana olarak nakletmiştir. Ancak "Babil'den çıkınca" ifadesini, "Babil'den ayrılınca" ifadesinin yerine kullanmıştır.

Sunan Abu Dawud 491

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، ح وَحَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، عَنْ عَمْرِو بْنِ يَحْيَى، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم - وَقَالَ مُوسَى فِي حَدِيثِهِ فِيمَا يَحْسَبُ عَمْرٌو - أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ الأَرْضُ كُلُّهَا مَسْجِدٌ إِلاَّ الْحَمَّامَ وَالْمَقْبُرَةَ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Said el-Hudrî (r.a.), Resulullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir. Musa b. İsmail ise rivayetinde, "Amr'ın zannettiğine göre" demiştir: "Hamam ve kabristan dışında yeryüzünün tamamı mescittir."

Sunan Abu Dawud 492

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الرَّازِيِّ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي لَيْلَى، عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ، قَالَ سُئِلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ الصَّلاَةِ فِي مَبَارِكِ الإِبِلِ فَقَالَ ‏"‏ لاَ تُصَلُّوا فِي مَبَارِكِ الإِبِلِ فَإِنَّهَا مِنَ الشَّيَاطِينِ ‏"‏ ‏.‏ وَسُئِلَ عَنِ الصَّلاَةِ فِي مَرَابِضِ الْغَنَمِ فَقَالَ ‏"‏ صَلُّوا فِيهَا فَإِنَّهَا بَرَكَةٌ ‏"‏ ‏.‏

Bera b. Azib (r.a.) demiştir ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e deve yataklarında namaz kılmanın hükmü soruldu. Nebî (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Deve yataklarında namaz kılmayınız. Çünkü develer şeytanlardandır" buyurdu. Koyun ağıllarında namaz kılmanın hükmü sorulunca da: "Oralarda kılınız, çünkü onlar berekettir" karşılığını verdi.

Sunan Abu Dawud 493

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عِيسَى، - يَعْنِي ابْنَ الطَّبَّاعِ - حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ الرَّبِيعِ بْنِ سَبْرَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مُرُوا الصَّبِيَّ بِالصَّلاَةِ إِذَا بَلَغَ سَبْعَ سِنِينَ وَإِذَا بَلَغَ عَشْرَ سِنِينَ فَاضْرِبُوهُ عَلَيْهَا ‏"‏ ‏.‏

Sebra (r.a.), "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu" demiştir: "Çocuk yedi yaşına gelince namaz kılmasını emrediniz. On yaşına gelir de kılmazsa dövünüz."

Sunan Abu Dawud 494

حَدَّثَنَا مُؤَمَّلُ بْنُ هِشَامٍ، - يَعْنِي الْيَشْكُرِيَّ - حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، عَنْ سَوَّارٍ أَبِي حَمْزَةَ، - قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَهُوَ سَوَّارُ بْنُ دَاوُدَ أَبُو حَمْزَةَ الْمُزَنِيُّ الصَّيْرَفِيُّ - عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مُرُوا أَوْلاَدَكُمْ بِالصَّلاَةِ وَهُمْ أَبْنَاءُ سَبْعِ سِنِينَ وَاضْرِبُوهُمْ عَلَيْهَا وَهُمْ أَبْنَاءُ عَشْرِ سِنِينَ وَفَرِّقُوا بَيْنَهُمْ فِي الْمَضَاجِعِ ‏"‏ ‏.‏

Amr b. Şuayb, babası vasıtasıyla dedesinden Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Çocuklarınıza, yedi yaşına geldiklerinde namaz kılmalarını emrediniz. On yaşına geldiklerinde kılmazlarsa dövünüz ve yataklarını ayırınız."

Sunan Abu Dawud 495

حَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنِي دَاوُدُ بْنُ سَوَّارٍ الْمُزَنِيُّ، بِإِسْنَادِهِ وَمَعْنَاهُ وَزَادَ ‏ "‏ وَإِذَا زَوَّجَ أَحَدُكُمْ خَادِمَهُ عَبْدَهُ أَوْ أَجِيرَهُ فَلاَ يَنْظُرْ إِلَى مَا دُونَ السُّرَّةِ وَفَوْقَ الرُّكْبَةِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَهِمَ وَكِيعٌ فِي اسْمِهِ وَرَوَى عَنْهُ أَبُو دَاوُدَ الطَّيَالِسِيُّ هَذَا الْحَدِيثَ فَقَالَ حَدَّثَنَا أَبُو حَمْزَةَ سَوَّارٌ الصَّيْرَفِيُّ ‏.‏

Davud b. Sevvar el-Müzenî, önceki (495.) hadisi manası ve senedi ile rivayet edip şunu ilave etmiştir: (Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) devamla şöyle buyurdu): "Ve sizden biriniz, cariyesiyle kölesini (veya [şekk raviye aittir] hizmetçisini) evlendirirse, (cariyesi efendisinin, efendi de cariyesinin) göbeğinden aşağısına ve dizinden yukarısına bakmasın." Ebu Davud dedi ki: Veki' hocasının isminde yanıldı. Ebu Davud et-Tayalisî bu hadisi ondan (Sevvar b. Davud) rivayet edip "Bize Ebu Hamza Sevvar es-Sayrafi haber verdi" dedi.

Sunan Abu Dawud 496

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ دَاوُدَ الْمَهْرِيُّ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنَا هِشَامُ بْنُ سَعْدٍ، حَدَّثَنِي مُعَاذُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ خُبَيْبٍ الْجُهَنِيُّ، قَالَ دَخَلْنَا عَلَيْهِ فَقَالَ لاِمْرَأَتِهِ مَتَى يُصَلِّي الصَّبِيُّ فَقَالَتْ كَانَ رَجُلٌ مِنَّا يَذْكُرُ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ سُئِلَ عَنْ ذَلِكَ فَقَالَ ‏ "‏ إِذَا عَرَفَ يَمِينَهُ مِنْ شِمَالِهِ فَمُرُوهُ بِالصَّلاَةِ ‏"‏ ‏.‏

Hişam b. Sa'd demiştir ki: Muaz b. Abdullah b. Hubeyb el-Cuhenî'nin yanına girmiştik. (Muaz) karısına: "Çocuk namaz kılmakla ne zaman emrolunur?" dedi. Karısı: "Bizden bir adam Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den naklederdi. Bu soru Efendimize sorulmuş da o (Sallallahu aleyhi ve Sellem), 'Sağını solundan ayırdığı zaman namaz kılmasını emredin' buyurmuş" dedi.

Sunan Abu Dawud 497

حَدَّثَنَا عَبَّادُ بْنُ مُوسَى الْخُتَّلِيُّ، وَزِيَادُ بْنُ أَيُّوبَ، - وَحَدِيثُ عَبَّادٍ أَتَمُّ - قَالاَ حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، - قَالَ زِيَادٌ أَخْبَرَنَا أَبُو بِشْرٍ، - عَنْ أَبِي عُمَيْرِ بْنِ أَنَسٍ، عَنْ عُمُومَةٍ، لَهُ مِنَ الأَنْصَارِ قَالَ اهْتَمَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لِلصَّلاَةِ كَيْفَ يَجْمَعُ النَّاسَ لَهَا فَقِيلَ لَهُ انْصِبْ رَايَةً عِنْدَ حُضُورِ الصَّلاَةِ فَإِذَا رَأَوْهَا آذَنَ بَعْضُهُمْ بَعْضًا فَلَمْ يُعْجِبْهُ ذَلِكَ قَالَ فَذُكِرَ لَهُ الْقُنْعُ - يَعْنِي الشَّبُّورَ - وَقَالَ زِيَادٌ شَبُّورَ الْيَهُودِ فَلَمْ يُعْجِبْهُ ذَلِكَ وَقَالَ ‏"‏ هُوَ مِنْ أَمْرِ الْيَهُودِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَذُكِرَ لَهُ النَّاقُوسُ فَقَالَ ‏"‏ هُوَ مِنْ أَمْرِ النَّصَارَى ‏"‏ ‏.‏ فَانْصَرَفَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ زَيْدِ بْنِ عَبْدِ رَبِّهِ وَهُوَ مُهْتَمٌّ لِهَمِّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأُرِيَ الأَذَانَ فِي مَنَامِهِ - قَالَ - فَغَدَا عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرَهُ فَقَالَ لَهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي لَبَيْنَ نَائِمٍ وَيَقْظَانَ إِذْ أَتَانِي آتٍ فَأَرَانِي الأَذَانَ ‏.‏ قَالَ وَكَانَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ - رضى الله عنه - قَدْ رَآهُ قَبْلَ ذَلِكَ فَكَتَمَهُ عِشْرِينَ يَوْمًا - قَالَ - ثُمَّ أَخْبَرَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ لَهُ ‏"‏ مَا مَنَعَكَ أَنْ تُخْبِرَنِي ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ سَبَقَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ زَيْدٍ فَاسْتَحْيَيْتُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ يَا بِلاَلُ قُمْ فَانْظُرْ مَا يَأْمُرُكَ بِهِ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ زَيْدٍ فَافْعَلْهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَأَذَّنَ بِلاَلٌ ‏.‏ قَالَ أَبُو بِشْرٍ فَأَخْبَرَنِي أَبُو عُمَيْرٍ أَنَّ الأَنْصَارَ تَزْعُمُ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ زَيْدٍ لَوْلاَ أَنَّهُ كَانَ يَوْمَئِذٍ مَرِيضًا لَجَعَلَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مُؤَذِّنًا ‏.‏

Ebu Umeyr b. Enes, Ensar'dan olan amcalarından birinin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Nebî (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in zihni, halkı namaza nasıl toplayabileceği meselesiyle meşgul idi. Kendisine: "Namaz vakti girince bir bayrak dik, onu görenler birbirlerine haber verirler" denildi. Fakat o, bu teklifi beğenmedi. Kun'dan, yani borudan söz edildi. Ravilerden Ziyad, bunun Yahudilere ait ibadete davet borusu olduğunu bildirmiştir. Nebî (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bunu da beğenmedi ve "Bu, Yahudilerin işidir" buyurdu. Ravi Ebu Umeyr (yahut amcası) demiştir ki: Resul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e bir de çan çalınması teklif edildiyse de Resul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Bu, Hıristiyanların işidir" buyurdu. Abdullah b. Zeyd, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in üzüntüsünü içinde hissederek oradan ayrıldı. Gece rüyasında kendisine ezan gösterildi. Sabahleyin hemen Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelerek: "Ben uyku ile uyanıklık arasında iken bir de baktım ki birisi geldi, bana ezanı öğretti" diyerek rüyasını nakletti. Ebu Umeyr (yahut amcası) dedi ki: "Halbuki Ömer b. el-Hattab (r.a.) bu rüyayı yirmi gün evvel görmüş, fakat gördüğünü saklamıştı." Ravi Ebu Umeyr (veya amcası) dedi ki: Sonra da Ömer rüyasını Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e nakletti. Resul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem) de ona: "Bunu bana daha evvel neden haber vermedin?" buyurunca Ömer (r.a.) şöyle cevap verdi: "Abdullah b. Zeyd benden erken davrandı. Ben de utandım." Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) de: "Ya Bilal, kalk da bak; Abdullah b. Zeyd sana ne söylerse onu yap" buyurdu. Ravi dedi ki: "Bilal ezanı böylece okudu." Ebu Bişr dedi ki: Bana Ebu Umeyr'in haber verdiğine göre Ensar: "Şayet Abdullah b. Zeyd o gün hasta olmasaydı, Nebî (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onu müezzin yapardı" derlerdi.

Sunan Abu Dawud 498

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَنْصُورٍ الطُّوسِيُّ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ الْحَارِثِ التَّيْمِيُّ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ زَيْدِ بْنِ عَبْدِ رَبِّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ زَيْدٍ، قَالَ لَمَّا أَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالنَّاقُوسِ يُعْمَلُ لِيُضْرَبَ بِهِ لِلنَّاسِ لِجَمْعِ الصَّلاَةِ طَافَ بِي وَأَنَا نَائِمٌ رَجُلٌ يَحْمِلُ نَاقُوسًا فِي يَدِهِ فَقُلْتُ يَا عَبْدَ اللَّهِ أَتَبِيعُ النَّاقُوسَ قَالَ وَمَا تَصْنَعُ بِهِ فَقُلْتُ نَدْعُو بِهِ إِلَى الصَّلاَةِ ‏.‏ قَالَ أَفَلاَ أَدُلُّكَ عَلَى مَا هُوَ خَيْرٌ مِنْ ذَلِكَ فَقُلْتُ لَهُ بَلَى ‏.‏ قَالَ فَقَالَ تَقُولُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ حَىَّ عَلَى الصَّلاَةِ حَىَّ عَلَى الصَّلاَةِ حَىَّ عَلَى الْفَلاَحِ حَىَّ عَلَى الْفَلاَحِ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ قَالَ ثُمَّ اسْتَأْخَرَ عَنِّي غَيْرَ بَعِيدٍ ثُمَّ قَالَ وَتَقُولُ إِذَا أَقَمْتَ الصَّلاَةَ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ حَىَّ عَلَى الصَّلاَةِ حَىَّ عَلَى الْفَلاَحِ قَدْ قَامَتِ الصَّلاَةُ قَدْ قَامَتِ الصَّلاَةُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ فَلَمَّا أَصْبَحْتُ أَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرْتُهُ بِمَا رَأَيْتُ فَقَالَ ‏"‏ إِنَّهَا لَرُؤْيَا حَقٌّ إِنْ شَاءَ اللَّهُ فَقُمْ مَعَ بِلاَلٍ فَأَلْقِ عَلَيْهِ مَا رَأَيْتَ فَلْيُؤَذِّنْ بِهِ فَإِنَّهُ أَنْدَى صَوْتًا مِنْكَ ‏"‏ ‏.‏ فَقُمْتُ مَعَ بِلاَلٍ فَجَعَلْتُ أُلْقِيهِ عَلَيْهِ وَيُؤَذِّنُ بِهِ - قَالَ - فَسَمِعَ ذَلِكَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ وَهُوَ فِي بَيْتِهِ فَخَرَجَ يَجُرُّ رِدَاءَهُ وَيَقُولُ وَالَّذِي بَعَثَكَ بِالْحَقِّ يَا رَسُولَ اللَّهِ لَقَدْ رَأَيْتُ مِثْلَ مَا رَأَى ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ فَلِلَّهِ الْحَمْدُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ هَكَذَا رِوَايَةُ الزُّهْرِيِّ عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ زَيْدٍ وَقَالَ فِيهِ ابْنُ إِسْحَاقَ عَنِ الزُّهْرِيِّ ‏"‏ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ ‏"‏ ‏.‏ وَقَالَ مَعْمَرٌ وَيُونُسُ عَنِ الزُّهْرِيِّ فِيهِ ‏"‏ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ ‏"‏ ‏.‏ لَمْ يُثَنِّيَا ‏.‏

Abdullah b. Zeyd şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem), halkı namaza toplamak maksadıyla çalınmak üzere bir çan yapılmasını emrettiği sıralarda idi. Ben uyurken rüyamda yanıma, elinde çan taşıyan bir adam çıkageldi. Ben ona: "Ey Allah'ın kulu! Bu çanı bana satmaz mısın?" dedim. "Onu ne yapacaksın?" dedi. "Onunla halkı namaza çağıracağız" dedim. "Sana bundan daha hayırlısını göstereyim mi?" dedi. Ben de ona: "Evet, göster" dedim. Dedi ki: "Şöyle dersin: ALLAHU EKBER. ALLAHU EKBER. ALLAHU EKBER. ALLAHU EKBER. EŞHEDÜ EN LÂ İLÂHE İLLALLAH = Ben, Allah'tan başka ilah olmadığına şehadet ederim. EŞHEDÜ EN LÂ İLÂHE İLLALLAH = Ben, Allah'tan başka ilah olmadığına şehadet ederim. EŞHEDÜ ENNE MUHAMMEDEN RESULULLAH = Ben, Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna şahitlik ederim. EŞHEDÜ ENNE MUHAMMEDEN RESULULLAH = Ben, Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna şahitlik ederim. HAYYE ALE'S-SALÂH = Haydin namaza. HAYYE ALE'S-SALÂH = Haydin namaza. HAYYE ALE'L-FELÂH = Haydin kurtuluşa. HAYYE ALE'L-FELÂH = Haydin kurtuluşa. ALLAHU EKBER. ALLAHU EKBER. LÂ İLÂHE İLLALLAH = Allah'tan başka ilah yoktur." Sonra benden biraz uzaklaştı ve şöyle dedi: "Namaz için ikamet getirdiğin vakitte de şöyle dersin: ALLAHU EKBER. ALLAHU EKBER. EŞHEDÜ EN LÂ İLÂHE İLLALLAH. EŞHEDÜ ENNE MUHAMMEDEN RESULULLAH. HAYYE ALE'S-SALÂH. HAYYE ALE'L-FELÂH. KAD KÂMETİ'S-SALÂH = Namaz başladı. KAD KÂMETİ'S-SALÂH = Namaz başladı. ALLAHU EKBER. ALLAHU EKBER. LÂ İLÂHE İLLALLAH." Sabah olunca Resul-i Ekrem'e gelip gördüklerimi haber verdim. "İnşallah bu hak bir rüyadır. Bilal ile beraber kalk, gördüklerini ona öğret de ezanı o okusun. Çünkü onun sesi seninkinden daha gür ve tatlıdır" buyurdu. Bilal ile beraber kalktım. Ben ona öğretmeye başladım, o da ezanı okumaya başladı. Abdullah b. Zeyd devamla dedi ki: Bu ezanı evinde işiten Ömer b. el-Hattab, elbisesini sürükleyerek dışarı çıktı ve: "Ya Resulallah! Seni hak ile gönderen Allah'a yemin ederim ki onun gördüğünün benzerini ben de gördüm" diyordu. Bunun üzerine Resul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve sellem): "Allah'a hamdolsun" buyurdu. Ebu Davud dedi ki: Zührî'nin, Said b. el-Müseyyeb vasıtasıyla Abdullah b. Zeyd'den rivayet ettiği hadis de böyledir. Ancak İbn İshak, Zührî'den rivayetinde: "ALLAHU EKBER. ALLAHU EKBER. ALLAHU EKBER. ALLAHU EKBER" lafızlarını dört defa söylemiş; Ma'mer ve Yunus ise Zührî'den yaptıkları rivayetlerinde: "ALLAHU EKBER. ALLAHU EKBER" demişler, bunları bir kez daha tekrarlamamışlardır.

Sunan Abu Dawud 499

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا الْحَارِثُ بْنُ عُبَيْدٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ أَبِي مَحْذُورَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ عَلِّمْنِي سُنَّةَ الأَذَانِ ‏.‏ قَالَ فَمَسَحَ مُقَدَّمَ رَأْسِي وَقَالَ ‏ "‏ تَقُولُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ تَرْفَعُ بِهَا صَوْتَكَ ثُمَّ تَقُولُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ تَخْفِضُ بِهَا صَوْتَكَ ثُمَّ تَرْفَعُ صَوْتَكَ بِالشَّهَادَةِ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ حَىَّ عَلَى الصَّلاَةِ حَىَّ عَلَى الصَّلاَةِ حَىَّ عَلَى الْفَلاَحِ حَىَّ عَلَى الْفَلاَحِ فَإِنْ كَانَ صَلاَةَ الصُّبْحِ قُلْتَ الصَّلاَةُ خَيْرٌ مِنَ النَّوْمِ الصَّلاَةُ خَيْرٌ مِنَ النَّوْمِ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Mahzure (r.a.) demiştir ki: Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve sellem): "Bana ezanın okunuş usulünü öğret" dedim. Başımın ön tarafını okşadı ve şöyle buyurdu: "Sesini yükselterek Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber dersin. Sonra sesini alçaltarak eşhedü en lâ ilâhe illallah, eşhedü en lâ ilâhe illallah, eşhedü enne Muhammeden Resulullah, eşhedü enne Muhammeden Resulullah dersin. Sonra da şehadetleri söylerken sesini yükseltir ve eşhedü en lâ ilâhe illallah, eşhedü en lâ ilâhe illallah; eşhedü enne Muhammeden Resulullah, eşhedü enne Muhammeden Resulullah dersin. Hayye ale's-salâh, hayye ale's-salâh; hayye ale'l-felâh, hayye ale'l-felâh dersin. Eğer sabah namazı ise es-salâtü hayrun mine'n-nevm, es-salâtü hayrun mine'n-nevm dersin ve Allahu ekber, Allahu ekber, lâ ilâhe illallah diye bitirirsin."

Sunan Abu Dawud 500

حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، وَعَبْدُ الرَّزَّاقِ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُثْمَانُ بْنُ السَّائِبِ، أَخْبَرَنِي أَبِي وَأُمُّ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ أَبِي مَحْذُورَةَ، عَنْ أَبِي مَحْذُورَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَ هَذَا الْخَبَرِ وَفِيهِ ‏"‏ الصَّلاَةُ خَيْرٌ مِنَ النَّوْمِ الصَّلاَةُ خَيْرٌ مِنَ النَّوْمِ فِي الأُولَى مِنَ الصُّبْحِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَحَدِيثُ مُسَدَّدٍ أَبْيَنُ قَالَ فِيهِ قَالَ وَعَلَّمَنِي الإِقَامَةَ مَرَّتَيْنِ مَرَّتَيْنِ ‏"‏ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ حَىَّ عَلَى الصَّلاَةِ حَىَّ عَلَى الصَّلاَةِ حَىَّ عَلَى الْفَلاَحِ حَىَّ عَلَى الْفَلاَحِ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ ‏"‏ ‏.‏ وَقَالَ عَبْدُ الرَّزَّاقِ ‏"‏ وَإِذَا أَقَمْتَ الصَّلاَةَ فَقُلْهَا مَرَّتَيْنِ قَدْ قَامَتِ الصَّلاَةُ قَدْ قَامَتِ الصَّلاَةُ أَسَمِعْتَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَكَانَ أَبُو مَحْذُورَةَ لاَ يَجُزُّ نَاصِيَتَهُ وَلاَ يَفْرِقُهَا لأَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم مَسَحَ عَلَيْهَا ‏.‏

Saib ile Abdülmelik b. Ebî Mahzure'nin annesi, Ebu Mahzure vasıtasıyla bir önceki hadisin benzerini Nebi'den (Sallallahu aleyhi ve sellem) rivayet etmişlerdir. Ancak bu rivayette, sabahın ilk ezanında iki defa ES-SALÂTÜ HAYRUN MİNE'N-NEVM = "Namaz uykudan hayırlıdır" cümlesi bulunmaktadır. Ebu Davud dedi ki: Müsedded'in hadisi daha açıktır. O rivayette Ebu Mahzure şöyle demiştir: "Resul-i Ekrem bana ikamet lafızlarını: Allahu ekber, Allahu ekber; eşhedü en lâ ilâhe illallah, eşhedü en lâ ilâhe illallah; eşhedü enne Muhammeden Resulullah, eşhedü enne Muhammeden Resulullah; hayye ale's-salâh, hayye ale's-salâh; hayye ale'l-felâh, hayye ale'l-felâh; Allahu ekber, Allahu ekber; lâ ilâhe illallah şeklinde ikişer kere söylemeyi öğretti." Abdurrezzak ise şöyle dedi: "Namaz için ikamet getirdiğin zaman onu iki defa söyle: Kad kâmeti's-salâh, kad kâmeti's-salâh. Duydun mu?" Ravi Saib der ki: Ebu Mahzure başının ön tarafındaki saçları kesmez ve ayırmazdı. Çünkü Nebi (Sallallahu aleyhi ve sellem) orayı okşamıştı.

Sunan Abu Dawud 501

حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا عَفَّانُ، وَسَعِيدُ بْنُ عَامِرٍ، وَحَجَّاجٌ، - وَالْمَعْنَى وَاحِدٌ - قَالُوا حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، حَدَّثَنَا عَامِرٌ الأَحْوَلُ، حَدَّثَنِي مَكْحُولٌ، أَنَّ ابْنَ مُحَيْرِيزٍ، حَدَّثَهُ أَنَّ أَبَا مَحْذُورَةَ حَدَّثَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَّمَهُ الأَذَانَ تِسْعَ عَشْرَةَ كَلِمَةً وَالإِقَامَةَ سَبْعَ عَشْرَةَ كَلِمَةً الأَذَانُ ‏ "‏ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ حَىَّ عَلَى الصَّلاَةِ حَىَّ عَلَى الصَّلاَةِ حَىَّ عَلَى الْفَلاَحِ حَىَّ عَلَى الْفَلاَحِ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَالإِقَامَةُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ حَىَّ عَلَى الصَّلاَةِ حَىَّ عَلَى الصَّلاَةِ حَىَّ عَلَى الْفَلاَحِ حَىَّ عَلَى الْفَلاَحِ قَدْ قَامَتِ الصَّلاَةُ قَدْ قَامَتِ الصَّلاَةُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ ‏"‏ ‏.‏ كَذَا فِي كِتَابِهِ فِي حَدِيثِ أَبِي مَحْذُورَةَ ‏.‏

İbn Muhayrîz'in Ebu Mahzure'den naklettiğine göre: "Nebiyy-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ebu Mahzure'ye ezanı on dokuz kelime, ikameti de on yedi kelime (olarak) öğretmiştir. Ezan (şu kelimelerden meydana gelir): ALLAHU EKBER, ALLAHU EKBER, ALLAHU EKBER, ALLAHU EKBER EŞHEDU EN LA İLAHE İLLALLAH EŞHEDU EN LA İLAHE İLLALLAH EŞHEDU ENNE MUHAMMEDEN RESULULLAH EŞHEDU ENNE MUHAMMEDEN RESULULLAH EŞHEDU EN LA İLAHE İLLALLAH EŞHEDU EN LA İLAHE İLLALLAH EŞHEDU ENNE MUHAMMEDEN RESULULLAH EŞHEDU ENNE MUHAMMEDEN RESULULLAH HAYYA ALE'S-SELAH HAYYA ALE'S-SELAH HAYYA ALE'L-FELAH HAYYA ALE'L-FELAH ALLAHU EKBER ALLAHU EKBER LA İLAHE İLLALLAH İkamet de (şöyledir): ALLAHU EKBER, ALLAHU EKBER, ALLAHU EKBER, ALLAHU EKBER EŞHEDU EN LA İLAHE İLLALLAH, EŞHEDU EN LA İLAHE İLLALLAH EŞHEDU ENNE MUHAMMEDEN RESULULLAH, EŞHEDU ENNE MUHAMMEDEN RESULULLAH HAYYA ALE'S-SELAH, HAYYA ALE'S-SELAH HAYYA ALE'L-FELAH, HAYYA ALE'L-FELAH KAD KAMETİ'S-SALAT, KAD KAMETİ'S-SALAT ALLAHU EKBER, ALLAHU EKBER LA İLAHE İLLALLAH Hemmâm'ın kitabındaki Ebu Mahzure hadisi de böyledir."

Sunan Abu Dawud 502

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنِي ابْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ أَبِي مَحْذُورَةَ، - يَعْنِي عَبْدَ الْعَزِيزِ - عَنِ ابْنِ مُحَيْرِيزٍ، عَنْ أَبِي مَحْذُورَةَ، قَالَ أَلْقَى عَلَىَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم التَّأْذِينَ هُوَ بِنَفْسِهِ فَقَالَ ‏ "‏ قُلِ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ - مَرَّتَيْنِ مَرَّتَيْنِ - قَالَ ثُمَّ ارْجِعْ فَمُدَّ مِنْ صَوْتِكَ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ حَىَّ عَلَى الصَّلاَةِ حَىَّ عَلَى الصَّلاَةِ حَىَّ عَلَى الْفَلاَحِ حَىَّ عَلَى الْفَلاَحِ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ ‏"‏ ‏.‏

İbn Muhayrîz'in rivayet ettiğine göre Ebu Mahzure (r.a.) şöyle demiştir: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bizzat kendisi bana ezanı (kelime kelime) öğretti ve (şöyle) buyurdu: '(Ya Eba Mahzure!) Ezan okumak için şöyle de: ALLAHU EKBER - ALLAHU EKBER Allah en büyüktür. Allah en büyüktür. ALLAHU EKBER - ALLAHU EKBER Allah en büyüktür. Allah en büyüktür. EŞHEDU EN LA İLAHE İLLALLAH Allah'tan başka ilah olmadığına şahitlik ederim. EŞHEDU EN LA İLAHE İLLALLAH Allah'tan başka ilah olmadığına şahitlik ederim. EŞHEDU ENNE MUHAMMEDEN RESULULLAH Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna şahitlik ederim. EŞHEDU ENNE MUHAMMEDEN RESULULLAH Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna şahitlik ederim. Sonra (tekrar başa) dön ve sesini yükselterek okumana şöyle devam et: EŞHEDU EN LA İLAHE İLLALLAH EŞHEDU EN LA İLAHE İLLALLAH EŞHEDU ENNE MUHAMMEDEN RESULULLAH EŞHEDU ENNE MUHAMMEDEN RESULULLAH HAYYA ALE'S-SELAH - HAYYA ALE'S-SELAH Haydi namaza, haydi namaza. HAYYA ALE'L-FELAH - HAYYA ALE'L-FELAH Haydi kurtuluşa, haydi kurtuluşa. ALLAHU EKBER - ALLAHU EKBER LA İLAHE İLLALLAH Allah'tan başka ilah yoktur.'"

Sunan Abu Dawud 503

حَدَّثَنَا النُّفَيْلِيُّ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ بْنِ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ أَبِي مَحْذُورَةَ، قَالَ سَمِعْتُ جَدِّي عَبْدَ الْمَلِكِ بْنَ أَبِي مَحْذُورَةَ، يَذْكُرُ أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا مَحْذُورَةَ، يَقُولُ أَلْقَى عَلَىَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الأَذَانَ حَرْفًا حَرْفًا ‏ "‏ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ حَىَّ عَلَى الصَّلاَةِ حَىَّ عَلَى الصَّلاَةِ حَىَّ عَلَى الْفَلاَحِ حَىَّ عَلَى الْفَلاَحِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ وَكَانَ يَقُولُ فِي الْفَجْرِ الصَّلاَةُ خَيْرٌ مِنَ النَّوْمِ ‏.‏

Abdülmelik b. Ebî Mahzure, Ebu Mahzure'yi (şöyle) derken işitmiştir: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bana ezanı harf harf öğretti. (O şudur:) ALLAHU EKBER - ALLAHU EKBER - ALLAHU EKBER - ALLAHU EKBER EŞHEDU EN LA İLAHE İLLALLAH - EŞHEDU EN LA İLAHE İLLALLAH EŞHEDU ENNE MUHAMMEDEN RESULULLAH EŞHEDU ENNE MUHAMMEDEN RESULULLAH EŞHEDU EN LA İLAHE İLLALLAH EŞHEDU EN LA İLAHE İLLALLAH EŞHEDU ENNE MUHAMMEDEN RESULULLAH EŞHEDU ENNE MUHAMMEDEN RESULULLAH HAYYA ALE'S-SELAH - HAYYA ALE'S-SELAH - HAYYA ALE'L-FELAH - HAYYA ALE'L-FELAH." Ravi İbrahim b. İsmail der ki: "Ebu Mahzure sabah ezanında ESSELATU HAYRUN MİNE'N-NEVM, 'Namaz uykudan hayırlıdır' derdi."

Sunan Abu Dawud 504

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ دَاوُدَ الإِسْكَنْدَرَانِيُّ، حَدَّثَنَا زِيَادٌ، - يَعْنِي ابْنَ يُونُسَ - عَنْ نَافِعِ بْنِ عُمَرَ، - يَعْنِي الْجُمَحِيَّ - عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ أَبِي مَحْذُورَةَ، أَخْبَرَهُ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُحَيْرِيزٍ الْجُمَحِيِّ، عَنْ أَبِي مَحْذُورَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَّمَهُ الأَذَانَ يَقُولُ ‏"‏ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ ذَكَرَ مِثْلَ أَذَانِ حَدِيثِ ابْنِ جُرَيْجٍ عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ عَبْدِ الْمَلِكِ وَمَعْنَاهُ ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَفِي حَدِيثِ مَالِكِ بْنِ دِينَارٍ قَالَ سَأَلْتُ ابْنَ أَبِي مَحْذُورَةَ قُلْتُ حَدِّثْنِي عَنْ أَذَانِ أَبِيكَ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ فَقَالَ ‏"‏ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ ‏"‏ ‏.‏ قَطُّ وَكَذَلِكَ حَدِيثُ جَعْفَرِ بْنِ سُلَيْمَانَ عَنِ ابْنِ أَبِي مَحْذُورَةَ عَنْ عَمِّهِ عَنْ جَدِّهِ إِلاَّ أَنَّهُ قَالَ ‏"‏ ثُمَّ تَرَجَّعْ فَتَرَفَّعْ صَوْتَكَ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Mahzure (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kendisine ezanı şu lafızları söyleyerek öğretmiştir: "Allahu Ekber, Allahu Ekber. Eşhedü en lâ ilâhe illallah, eşhedü en lâ ilâhe illallah. Eşhedü enne Muhammeden Resulullah." Sonra Nafi b. Ömer, İbn Cüreyc'in Abdülaziz b. Abdülmelik'ten rivayet ettiği hadisin manasını ve o hadisteki ezanın benzerini zikretti. Ebu Davud dedi ki: Malik b. Dinar'ın hadisinde şu rivayet vardır: İbn Ebî Mahzure'den, "Bana babasının Resulullah'tan (Sallallahu aleyhi ve Sellem) aldığı ezanından bahset" diye bir istekte bulundum. O da sadece, "Allahu Ekber, Allahu Ekber" diye cevap verdi. Cafer b. Süleyman'ın İbn Ebî Mahzure'den, onun da amcası vasıtasıyla dedesinden naklettiği hadis de böyledir. Ancak Cafer'in rivayetinde fazla olarak, "Sonra tekrarla ve sesini yükselt: Allahu Ekber, Allahu Ekber" ifadesi vardır.

Sunan Abu Dawud 505

حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ مَرْزُوقٍ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ أَبِي لَيْلَى، ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ، سَمِعْتُ ابْنَ أَبِي لَيْلَى، قَالَ أُحِيلَتِ الصَّلاَةُ ثَلاَثَةَ أَحْوَالٍ - قَالَ - وَحَدَّثَنَا أَصْحَابُنَا أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ لَقَدْ أَعْجَبَنِي أَنْ تَكُونَ صَلاَةُ الْمُسْلِمِينَ - أَوْ قَالَ الْمُؤْمِنِينَ - وَاحِدَةً حَتَّى لَقَدْ هَمَمْتُ أَنْ أَبُثَّ رِجَالاً فِي الدُّورِ يُنَادُونَ النَّاسَ بِحِينِ الصَّلاَةِ وَحَتَّى هَمَمْتُ أَنْ آمُرَ رِجَالاً يَقُومُونَ عَلَى الآطَامِ يُنَادُونَ الْمُسْلِمِينَ بِحِينِ الصَّلاَةِ حَتَّى نَقَسُوا أَوْ كَادُوا أَنْ يَنْقُسُوا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَجَاءَ رَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي لَمَّا رَجَعْتُ - لِمَا رَأَيْتُ مِنَ اهْتِمَامِكَ - رَأَيْتُ رَجُلاً كَأَنَّ عَلَيْهِ ثَوْبَيْنِ أَخْضَرَيْنِ فَقَامَ عَلَى الْمَسْجِدِ فَأَذَّنَ ثُمَّ قَعَدَ قَعْدَةً ثُمَّ قَامَ فَقَالَ مِثْلَهَا إِلاَّ أَنَّهُ يَقُولُ قَدْ قَامَتِ الصَّلاَةُ وَلَوْلاَ أَنْ يَقُولَ النَّاسُ - قَالَ ابْنُ الْمُثَنَّى أَنْ تَقُولُوا - لَقُلْتُ إِنِّي كُنْتُ يَقْظَانًا غَيْرَ نَائِمٍ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَالَ ابْنُ الْمُثَنَّى ‏"‏ لَقَدْ أَرَاكَ اللَّهُ خَيْرًا ‏"‏ ‏.‏ وَلَمْ يَقُلْ عَمْرٌو ‏"‏ لَقَدْ أَرَاكَ اللَّهُ خَيْرًا فَمُرْ بِلاَلاً فَلْيُؤَذِّنْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَقَالَ عُمَرُ أَمَا إِنِّي قَدْ رَأَيْتُ مِثْلَ الَّذِي رَأَى وَلَكِنِّي لَمَّا سُبِقْتُ اسْتَحْيَيْتُ ‏.‏ قَالَ وَحَدَّثَنَا أَصْحَابُنَا قَالَ وَكَانَ الرَّجُلُ إِذَا جَاءَ يَسْأَلُ فَيُخْبَرُ بِمَا سُبِقَ مِنْ صَلاَتِهِ وَإِنَّهُمْ قَامُوا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ بَيْنِ قَائِمٍ وَرَاكِعٍ وَقَاعِدٍ وَمُصَلٍّ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ قَالَ ابْنُ الْمُثَنَّى قَالَ عَمْرٌو وَحَدَّثَنِي بِهَا حُصَيْنٌ عَنِ ابْنِ أَبِي لَيْلَى حَتَّى جَاءَ مُعَاذٌ ‏.‏ قَالَ شُعْبَةُ وَقَدْ سَمِعْتُهَا مِنْ حُصَيْنٍ فَقَالَ لاَ أَرَاهُ عَلَى حَالٍ إِلَى قَوْلِهِ كَذَلِكَ فَافْعَلُوا ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ ثُمَّ رَجَعْتُ إِلَى حَدِيثِ عَمْرِو بْنِ مَرْزُوقٍ قَالَ فَجَاءَ مُعَاذٌ فَأَشَارُوا إِلَيْهِ - قَالَ شُعْبَةُ وَهَذِهِ سَمِعْتُهَا مِنْ حُصَيْنٍ - قَالَ فَقَالَ مُعَاذٌ لاَ أَرَاهُ عَلَى حَالٍ إِلاَّ كُنْتُ عَلَيْهَا ‏.‏ قَالَ فَقَالَ إِنَّ مُعَاذًا قَدْ سَنَّ لَكُمْ سُنَّةً كَذَلِكَ فَافْعَلُوا ‏.‏ قَالَ وَحَدَّثَنَا أَصْحَابُنَا أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَمَّا قَدِمَ الْمَدِينَةَ أَمَرَهُمْ بِصِيَامِ ثَلاَثَةِ أَيَّامٍ ثُمَّ أُنْزِلَ رَمَضَانُ وَكَانُوا قَوْمًا لَمْ يَتَعَوَّدُوا الصِّيَامَ وَكَانَ الصِّيَامُ عَلَيْهِمْ شَدِيدًا فَكَانَ مَنْ لَمْ يَصُمْ أَطْعَمَ مِسْكِينًا فَنَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ ‏{‏ فَمَنْ شَهِدَ مِنْكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ ‏}‏ فَكَانَتِ الرُّخْصَةُ لِلْمَرِيضِ وَالْمُسَافِرِ فَأُمِرُوا بِالصِّيَامِ ‏.‏ قَالَ وَحَدَّثَنَا أَصْحَابُنَا قَالَ وَكَانَ الرَّجُلُ إِذَا أَفْطَرَ فَنَامَ قَبْلَ أَنْ يَأْكُلَ لَمْ يَأْكُلْ حَتَّى يُصْبِحَ ‏.‏ قَالَ فَجَاءَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ فَأَرَادَ امْرَأَتَهُ فَقَالَتْ إِنِّي قَدْ نِمْتُ فَظَنَّ أَنَّهَا تَعْتَلُّ فَأَتَاهَا فَجَاءَ رَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ فَأَرَادَ الطَّعَامَ فَقَالُوا حَتَّى نُسَخِّنَ لَكَ شَيْئًا فَنَامَ فَلَمَّا أَصْبَحُوا أُنْزِلَتْ عَلَيْهِ هَذِهِ الآيَةُ ‏{‏ أُحِلَّ لَكُمْ لَيْلَةَ الصِّيَامِ الرَّفَثُ إِلَى نِسَائِكُمْ ‏}‏ ‏.‏

Amr b. Murre, "İbn Ebî Leyla'yı şöyle derken işittim" demiştir: Namaz üç kere değişiklik geçirmiştir. Sahabe-i kiram efendilerimiz bize şunları naklettiler: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: "Bütün Müslümanların yahut müminlerin namazının tek cemaatte kılınmış olması beni memnun eder. Hatta bütün evlere namaz vaktinin girdiğini ilan edecek adamlar göndermeyi bile düşündüm. Ve hatta bazı kişilere damların üzerine dikilip Müslümanlara namaz vaktinin girdiğini ilan etmelerini emretmeyi kalbimden geçirdim." Hatta neredeyse bu maksatla çan çalacaklardı. İbn Ebî Leyla der ki: Ensardan bir adam geliverdi ve: "Ya Resulallah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), seni tasalı olarak gördüğümden dolayı eve döndüğümde rüyamda üzerinde sanki iki yeşil elbise bulunan bir adam gördüm. Mescidin üzerine dikilip ezan okudu, sonra birazcık oturup tekrar ayağa kalktı ve aynı şeyleri söyledi. Ancak bu defa fazladan olarak 'Namaz başladı' diyordu. Eğer insanların 'Bu yalancıdır' demeleri korkusu olmasaydı muhakkak ki ben uykuda değildim, uyanıktım derdim" dedi. İbnü'l-Müsenna bu cümleyi, "Sizin 'Bu yalancıdır' demeniz korkusu olmasaydı" şeklinde rivayet etmiştir. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: "Allah sana hayrı göstermiştir." Bu cümleyi İbnü'l-Müsenna rivayet etmiştir. Diğer ravi Amr ise "Allah sana hayrı göstermiştir" sözünü rivayet etmemiştir. Resulullah, "Bilal'e öğret, ezan okusun" buyurdu. Yine İbn Ebî Leyla der ki: Ömer, "Onun gördüğünün benzerini ben de gördüm; lakin haber vermekte geciktiğim için söylemeye utandım" dedi. Sahabelerimizin bize haber verdiğine göre, önceleri bir adam cemaate geldiği zaman namazın imamla kaç rekâtının kılındığını sorar ve kendisine namazdan kaç rekâta geç kaldığı haber verilirdi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile beraber namaz kılan cemaatin kimisi kıyamda, kimisi rükûda, kimisi oturuşta, kimisi de Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile aynı halde olurdu. İbnü'l-Müsenna dedi ki: Amr, "Bana bunu bir de Husayn, İbn Ebî Leyla'dan nakletti" demiştir. Derken bir gün Muaz cemaate çıkageldi ve Muaz'ın, "Ben Resulullah'ı namazda hangi halde görürsem..." diye başlayan, Resulullah'ın "Siz de böyle yapınız" demesine kadar devam eden sözünü nakletti. Şu'be der ki: Ben bunu bir de Husayn'dan dinlemiştim. Ebu Davud dedi ki: Sonra Amr b. Merzuk hadisine dönüyorum. Bu rivayette İbn Ebî Leyla diyor ki: Bir gün Muaz cemaate geldi; daha önce cemaatle kaç rekât namazın kılınmış olduğunu kendisine işaret ettiler. Şu'be der ki: Ben bunu bir de Husayn'dan dinlemiştim. İbn Ebî Leyla rivayetine devamla dedi ki: Muaz (r.a.), "Ben onu hangi halde görürsem göreyim o haline uyarım" dedi. Resulullah da buyurdu ki: "Muaz sizin için bir yol açtı, siz de böyle yapınız." Sahabelerimizin bize naklettiğine göre, Resulullah Medine'ye gelince Müslümanlara üç gün oruç tutmayı emretti. Sonra Ramazan orucuyla ilgili ayet-i kerime indirildi. Medineli Müslümanlar oruca alışmamış bir toplum idiler; oruç onlara çok zor geliyordu. Bu yüzden oruç tutamayan kimse, tutamadığı gün için bir fakiri doyuruyordu. Sonra, "Siz müminlerden her kim bu mübarek ayda hazır bulunursa bunda oruç tutsun" [Bakara 185] ayeti nazil olunca oruç tutmama ruhsatı sadece yolcu ve hastalar için geçerli oldu. Bunun dışındakiler oruç tutmakla emrolundular. İbn Ebî Leyla der ki: Bazı sahabelerimiz bize rivayet etti ki, başlangıçta bir kimse iftar zamanına erişir de yemek yemeden önce uyuyakalırsa bir daha yiyemez, oruçlu halde sabahlardı. Yine bir sahabe şöyle dedi: Ömer (r.a.) eve gelip karısını istedi. O da, "Ben uyudum" dedi. Ömer, karısının bahane uydurduğunu zannederek kendisine yaklaştı. Bir de Ensardan bir adam evine geldi, yemek istedi. Ev halkı, "Sana bir şey ısıtana kadar bekle" dediler; o da yemeden uyuyakaldı. Bunun üzerine Resulullah'a şu ayet-i kerime indi: "Oruç gecesi kadınlarınıza yaklaşmanız size helal kılındı." [Bakara 187]

Sunan Abu Dawud 506

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، عَنْ أَبِي دَاوُدَ، ح وَحَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ الْمُهَاجِرِ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، عَنِ الْمَسْعُودِيِّ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ، عَنِ ابْنِ أَبِي لَيْلَى، عَنْ مُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ، قَالَ أُحِيلَتِ الصَّلاَةُ ثَلاَثَةَ أَحْوَالٍ وَأُحِيلَ الصِّيَامُ ثَلاَثَةَ أَحْوَالٍ وَسَاقَ نَصْرٌ الْحَدِيثَ بِطُولِهِ وَاقْتَصَّ ابْنُ الْمُثَنَّى مِنْهُ قِصَّةَ صَلاَتِهِمْ نَحْوَ بَيْتِ الْمَقْدِسِ قَطُّ قَالَ الْحَالُ الثَّالِثُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَدِمَ الْمَدِينَةَ فَصَلَّى - يَعْنِي نَحْوَ بَيْتِ الْمَقْدِسِ - ثَلاَثَةَ عَشَرَ شَهْرًا فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى هَذِهِ الآيَةَ ‏{‏ قَدْ نَرَى تَقَلُّبَ وَجْهِكَ فِي السَّمَاءِ فَلَنُوَلِّيَنَّكَ قِبْلَةً تَرْضَاهَا فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَحَيْثُ مَا كُنْتُمْ فَوَلُّوا وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُ ‏}‏ فَوَجَّهَهُ اللَّهُ تَعَالَى إِلَى الْكَعْبَةِ ‏.‏ وَتَمَّ حَدِيثُهُ وَسَمَّى نَصْرٌ صَاحِبَ الرُّؤْيَا قَالَ فَجَاءَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ زَيْدٍ رَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ وَقَالَ فِيهِ فَاسْتَقْبَلَ الْقِبْلَةَ قَالَ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ حَىَّ عَلَى الصَّلاَةِ مَرَّتَيْنِ حَىَّ عَلَى الْفَلاَحِ مَرَّتَيْنِ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ ثُمَّ أَمْهَلَ هُنَيَّةً ثُمَّ قَامَ فَقَالَ مِثْلَهَا إِلاَّ أَنَّهُ قَالَ زَادَ بَعْدَ مَا قَالَ ‏"‏ حَىَّ عَلَى الْفَلاَحِ ‏"‏ ‏.‏ قَدْ قَامَتِ الصَّلاَةُ قَدْ قَامَتِ الصَّلاَةُ ‏.‏ قَالَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لَقِّنْهَا بِلاَلاً ‏"‏ ‏.‏ فَأَذَّنَ بِهَا بِلاَلٌ وَقَالَ فِي الصَّوْمِ قَالَ فَإِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَصُومُ ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ مِنْ كُلِّ شَهْرٍ وَيَصُومُ يَوْمَ عَاشُورَاءَ فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى ‏{‏ كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِنَ قَبْلِكُمْ ‏}‏ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏ طَعَامُ مِسْكِينٍ ‏}‏ فَكَانَ مَنْ شَاءَ أَنْ يَصُومَ صَامَ وَمَنْ شَاءَ أَنْ يُفْطِرَ وَيُطْعِمَ كُلَّ يَوْمٍ مِسْكِينًا أَجْزَأَهُ ذَلِكَ وَهَذَا حَوْلٌ فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى ‏{‏ شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِي أُنْزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ ‏}‏ إِلَى ‏{‏ أَيَّامٍ أُخَرَ ‏}‏ فَثَبَتَ الصِّيَامُ عَلَى مَنْ شَهِدَ الشَّهْرَ وَعَلَى الْمُسَافِرِ أَنْ يَقْضِيَ وَثَبَتَ الطَّعَامُ لِلشَّيْخِ الْكَبِيرِ وَالْعَجُوزِ اللَّذَيْنِ لاَ يَسْتَطِيعَانِ الصَّوْمَ وَجَاءَ صِرْمَةُ وَقَدْ عَمِلَ يَوْمَهُ وَسَاقَ الْحَدِيثَ ‏.‏

Muaz b. Cebel (r.a.)'den demiştir ki: Namaz ve oruç üç kere değişikliğe uğramıştır. Nasr b. el-Muhacir, bu değişikliklerle ilgili hadisin tamamını nakletmiştir. İbnü'l-Müsenna bu hadisin sadece Müslümanların Beyt-i Makdis'e doğru namaz kılmalarıyla ilgili kısmını nakletmiştir. İbnü'l-Müsenna der ki: Namazın değişmesiyle ilgili üçüncü hâl şöyle olmuştur: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Medine'ye geldi ve on üç ay Beyt-i Makdis'e doğru namaz kıldı. Sonra Allah Teâlâ şu ayeti indirdi: "Hakikaten yüzünün semada aranıp durduğunu görüyoruz. Artık seni hoşnut olacağın bir kıbleye döndüreceğiz. Haydi yüzünü Mescid-i Haram'a doğru çevir. Siz de nerede bulunursanız bulunun, yüzünüzü ona doğru çeviriniz." [Bakara 144] Bu ayet-i kerimeyle Allah Teâlâ Resulünü Kâbe'ye yöneltti. İbnü'l-Müsenna'nın hadisi burada sona erdi. Nasr b. Muhacir de rivayetinde rüya sahibinin ismini açıklayarak şöyle dedi: Ensardan bir kimse olan Abdullah b. Zeyd geldi. Kıbleye yöneldi ve: "Allahu Ekber, Allahu Ekber. Eşhedü en lâ ilâhe illallah, eşhedü en lâ ilâhe illallah. Eşhedü enne Muhammeden Resulullah, eşhedü enne Muhammeden Resulullah. İki defa Hayye ale's-salâh, iki defa Hayye ale'l-felâh. Allahu Ekber, Allahu Ekber. Lâ ilâhe illallah" dedi. Sonra biraz durdu ve ayağa kalktı, aynı sözleri yine söyledi. Abdullah b. Zeyd der ki: Ancak bu defa rüyamda gördüğüm kişi, "Hayye ale'l-felâh" dedikten sonra "Kad kâmeti's-salâh, kad kâmeti's-salâh" sözlerini ilave etti. Muaz der ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), Abdullah'a hitaben, "Bunu Bilal'e öğret" buyurdu. Bilal de bu kelimelerle ezan okudu. Nasr b. el-Muhacir, rivayetinde oruç konusunda da şunları söyledi: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) her ayın üç gününde ve bir de Aşure gününde oruç tutardı. Sonra Allah Teâlâ, "Üzerlerinize oruç yazıldı. Nitekim sizden evvelkilere de yazılmıştır" ayet-i kerimesini, "Miskin doyumu fidye" [Bakara 184] sözlerine kadar indirdi. Artık oruç tutmak isteyen tutuyor, oruç yemek isteyen de her gün için bir fakir doyuruyordu. Bu doyurma orucun yerini tutuyordu. İşte bu, oruçta bir değişikliktir. Sonra da Allah Teâlâ, "Ramazan ayı ki insanları irşat için, hak ile batılı ayıran ve hidayeti açıklayan deliller hâlinde Kur'an onda indirildi" ayetini, "başka günlerde" sözlerine kadar indirdi. Oruç, bu aya erişen herkese farz oldu. Yolcular için yolculuk esnasında orucu yiyip sonra kaza etmeleri, oruca güçleri yetmeyen ihtiyar kadın ve erkekler için de fakir doyurmaları izni baki kaldı. Derken bir gün Sırma bütün gün çalışmış olarak evine geldi... Nasr, orucun geçirdiği devrelerle ilgili bu hadisi sonuna kadar nakletti.

Sunan Abu Dawud 507

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ الْمُبَارَكِ، قَالاَ حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ سِمَاكِ بْنِ عَطِيَّةَ، ح وَحَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، جَمِيعًا عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ أُمِرَ بِلاَلٌ أَنْ يَشْفَعَ، الأَذَانَ وَيُوتِرَ الإِقَامَةَ ‏.‏ زَادَ حَمَّادٌ فِي حَدِيثِهِ إِلاَّ الإِقَامَةَ ‏.‏

Enes (r.a.)'den, demiştir ki: "Bilal'e ezanı çift, ikameti tek okuması emredildi." Hammad, hadisine "İkamet müstesna" sözünü ilave etmiştir.

Sunan Abu Dawud 508

حَدَّثَنَا حُمَيْدُ بْنُ مَسْعَدَةَ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، عَنْ خَالِدٍ الْحَذَّاءِ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَنَسٍ، مِثْلَ حَدِيثِ وُهَيْبٍ ‏.‏ قَالَ إِسْمَاعِيلُ فَحَدَّثْتُ بِهِ، أَيُّوبَ فَقَالَ إِلاَّ الإِقَامَةَ ‏.‏

Humeyd b. Mes'ade, İsmail'den; o da Halid el-Hazza'dan, o da Ebu Kılabe vasıtasıyla Enes'ten Vüheyb hadisinin benzerini nakletmiştir. İsmail der ki: "Ben bu hadisi Eyyub'a naklettim, o da: 'İkamet müstesna' diye cevap verdi."

Sunan Abu Dawud 509

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، سَمِعْتُ أَبَا جَعْفَرٍ، يُحَدِّثُ عَنْ مُسْلِمٍ أَبِي الْمُثَنَّى، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ إِنَّمَا كَانَ الأَذَانُ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَرَّتَيْنِ مَرَّتَيْنِ وَالإِقَامَةُ مَرَّةً مَرَّةً غَيْرَ أَنَّهُ يَقُولُ قَدْ قَامَتِ الصَّلاَةُ قَدْ قَامَتِ الصَّلاَةُ فَإِذَا سَمِعْنَا الإِقَامَةَ تَوَضَّأْنَا ثُمَّ خَرَجْنَا إِلَى الصَّلاَةِ ‏.‏ قَالَ شُعْبَةُ وَلَمْ أَسْمَعْ مِنْ أَبِي جَعْفَرٍ غَيْرَ هَذَا الْحَدِيثِ ‏.‏

İbn Ömer (r.a.)'den, demiştir ki: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında ezan ikişer ikişer, ikamet ise birer birer okunurdu. Fakat müezzin iki kere, 'Kad kameti's-salah, kad kameti's-salah' derdi. Biz ikameti duyunca abdest alır, sonra namaza çıkardık." Şu'be der ki: "Ebu Cafer'den bu hadisten başka bir hadis işitmedim."

Sunan Abu Dawud 510