حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ النُّفَيْلِيُّ، حَدَّثَنَا حَاتِمُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، ح وَحَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَاصِمٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ جَعْفَرِ بْنِ مُحَمَّدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَابِرٍ، رضى الله عنه أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَرَأَ { وَاتَّخِذُوا مِنْ مَقَامِ إِبْرَاهِيمَ مُصَلًّى }
Cabir (r.a)'den rivayet olunduğuna göre; Nebi (s.a.v), "Siz de İbrahim'in makamından bir namaz yeri edinin" [Bakara 125] (şeklinde, emir siğasıyla) okumuştur.
Sunan Abu Dawud 3969
حَدَّثَنَا مُوسَى، - يَعْنِي ابْنَ إِسْمَاعِيلَ - حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، رضى الله عنها أَنَّ رَجُلاً، قَامَ مِنَ اللَّيْلِ فَقَرَأَ فَرَفَعَ صَوْتَهُ بِالْقُرْآنِ فَلَمَّا أَصْبَحَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَرْحَمُ اللَّهُ فُلاَنًا كَائِنٌ مِنْ آيَةٍ أَذْكَرَنِيهَا اللَّيْلَةَ كُنْتُ قَدْ أَسْقَطْتُهَا " .
Aişe (r.anha)'dan rivayet olunduğuna göre bir adam geceleyin kalkıp Kur'an okumuş, Kur'an okurken de sesini yükseltmiş. Sabah olunca Resulullah (s.a.v.) onun hakkında: "Allah falancaya rahmet etsin. O, bu gece benim unutup atlamış olduğum bazı ayetleri bana hatırlattı." demiştir.
Sunan Abu Dawud 3970
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ بْنُ زِيَادٍ، حَدَّثَنَا خُصَيْفٌ، حَدَّثَنَا مِقْسَمٌ، مَوْلَى ابْنِ عَبَّاسٍ قَالَ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ رضى الله عنهما نَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ { وَمَا كَانَ لِنَبِيٍّ أَنْ يَغُلَّ } فِي قَطِيفَةٍ حَمْرَاءَ فُقِدَتْ يَوْمَ بَدْرٍ فَقَالَ بَعْضُ النَّاسِ لَعَلَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَخَذَهَا فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ { وَمَا كَانَ لِنَبِيٍّ أَنْ يَغُلَّ } إِلَى آخِرِ الآيَةِ . قَالَ أَبُو دَاوُدَ يَغُلَّ مَفْتُوحَةُ الْيَاءِ .
İbn Abbas'ın (r.a.) azatlı kölesi Mıksem, İbn Abbas'ın şöyle dediğini söylemiştir: Şu, "Bir Nebi'nin ganimet malını gizlemesi (emanete hıyanet etmesi) asla olamaz" [Âl-i İmrân 161] mealindeki ayet-i kerime, Bedir Savaşı günü kaybolan kırmızı bir kadife hakkında inmiştir. Bazı kimseler, "Belki de onu Resulullah almıştır" dediler. Bunun üzerine Aziz ve Celil olan Allah, "Bir Nebi için ihanet etmek asla olamaz" ayetini sonuna kadar indirdi. Ebû Dâvûd dedi ki: "يَغُلَّ" kelimesinin ya'sı üstünlüdür.
Sunan Abu Dawud 3971
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عِيسَى، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي قَالَ، سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْبُخْلِ وَالْهَرَمِ " .
Enes b. Malik, Nebi'nin (s.a.v.): "Ey Allah'ım, cimrilikten ve aşırı yaşlılıktan sana sığınırım." diye dua ettiğini söylemiştir.
Sunan Abu Dawud 3972
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمٍ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ كَثِيرٍ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ لَقِيطِ بْنِ صَبِرَةَ، عَنْ أَبِيهِ، لَقِيطِ بْنِ صَبِرَةَ قَالَ كُنْتُ وَافِدَ بَنِي الْمُنْتَفِقِ - أَوْ فِي وَفْدِ بَنِي الْمُنْتَفِقِ - إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ الْحَدِيثَ فَقَالَ - يَعْنِي النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم - " لاَ تَحْسِبَنَّ " . وَلَمْ يَقُلْ لاَ تَحْسَبَنَّ .
Lakıt b. Sabire'den (şöyle) dediği rivayet olunmuştur: Ben Elmüntefik oğullarının Resulullah (s.a.v.)'e giden elçilerinden yahut da Müntefik oğullarının heyeti içerisinde idim. Ravi Lakıt, sözlerine devam ederek 142 numaralı hadisi olduğu gibi nakletti. Sonra da şöyle dedi: Nebi (s.a.v.) konuşurken kelimeyi sin harfinin esresiyle "lâ tahsibenne" diye telaffuz etti, "lâ tahsebenne" diye telaffuz etmedi.
Sunan Abu Dawud 3973
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عِيسَى، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ، عَنْ عَطَاءٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ لَحِقَ الْمُسْلِمُونَ رَجُلاً فِي غُنَيْمَةٍ لَهُ فَقَالَ السَّلاَمُ عَلَيْكُمْ فَقَتَلُوهُ وَأَخَذُوا تِلْكَ الْغُنَيْمَةَ فَنَزَلَتْ { وَلاَ تَقُولُوا لِمَنْ أَلْقَى إِلَيْكُمُ السَّلاَمَ لَسْتَ مُؤْمِنًا تَبْتَغُونَ عَرَضَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا } تِلْكَ الْغُنَيْمَةَ .
İbn Abbas'tan rivayet edilmiştir: Müslümanlar, kendisine ait küçük bir koyun sürüsü içerisinde bulunan bir adama rastladılar. Adam onlara "Es-selâmü aleyküm" diyerek selam verdi. Onlar da onu öldürdüler ve sürüyü ele geçirdiler. Bunun üzerine, "Size selam verene, dünya hayatının geçici menfaatini gözeterek, 'Sen mümin değilsin.' demeyin..." [Nisâ 94] ayet-i kerimesi indi. Buradaki dünya menfaati, o küçük davar sürüsüydü.
Sunan Abu Dawud 3974
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي الزِّنَادِ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سُلَيْمَانَ الأَنْبَارِيُّ، حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مُحَمَّدٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي الزِّنَادِ، - وَهُوَ أَشْبَعُ - عَنْ أَبِيهِ، عَنْ خَارِجَةَ بْنِ زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَقْرَأُ { غَيْرُ أُولِي الضَّرَرِ } وَلَمْ يَقُلْ سَعِيدٌ كَانَ يَقْرَأُ .
Zeyd b. Sabit'ten (r.a.) rivayet olunduğuna göre Nebi (s.a.v.), "غَيْرُ أُولِي الضَّرَرِ" [Nisâ 95] ifadesini râ harfinin ötresiyle "gayru" şeklinde okurmuş. Ebu Davud dedi ki: Ancak bu hadisin ravilerinden Saîd b. Mansûr, Muhammed b. Süleyman'ın rivayetinde geçen "okurdu" kelimesini rivayet etmedi.
Sunan Abu Dawud 3975
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، حَدَّثَنَا يُونُسُ بْنُ يَزِيدَ، عَنْ أَبِي عَلِيِّ بْنِ يَزِيدَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ قَرَأَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم { وَالْعَيْنُ بِالْعَيْنِ } .
Enes b. Malik'den rivayet olunduğuna göre; Resulullah (s.a.v) şu ayet-i kerimeyi okudu ve içerisinde bulunan "وَالْعَيْنُ بِالْعَيْنِ" kelimelerini "el-aynü bil-ayni" şeklinde okudu.
Sunan Abu Dawud 3976
حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، حَدَّثَنَا يُونُسُ بْنُ يَزِيدَ، عَنْ أَبِي عَلِيِّ بْنِ يَزِيدَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَرَأَ { وَكَتَبْنَا عَلَيْهِمْ فِيهَا أَنَّ النَّفْسَ بِالنَّفْسِ وَالْعَيْنُ بِالْعَيْنِ } .
Enes b. Malik'den rivayet olunduğuna göre; Nebi (s.a.v), "Onda (Tevrat'ta) onlara, cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralara karşılık kısas yazdık" [Ma'ide 45] mealindeki ayet-i kerimeyi "en-nefse bin-nefsi ve'l-aynü bil-ayni" şeklinde okumuştur.
Sunan Abu Dawud 3977
حَدَّثَنَا النُّفَيْلِيُّ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا فُضَيْلُ بْنُ مَرْزُوقٍ، عَنْ عَطِيَّةَ بْنِ سَعْدٍ الْعَوْفِيِّ، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ { اللَّهُ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ ضَعْفٍ } فَقَالَ { مِنْ ضُعْفٍ } قَرَأْتُهَا عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَمَا قَرَأْتَهَا عَلَىَّ فَأَخَذَ عَلَىَّ كَمَا أَخَذْتُ عَلَيْكَ .
Atiyye b. Sa'd el-Avfî'den rivayet olunmuştur; dedi ki: "O Allah'tır ki sizi zaftan yarattı" [Rûm 54] ayetini Abdullah b. Ömer'in yanında "min da'fin" şeklinde, kelimenin ilk harfini üstün olarak okudum da bana, "min du'fin oku" dedi ve sözüne şöyle devam etti: "Ben bu ayeti Resulullah (s.a.v)'e senin bana okuduğun şekilde okudum da benim sana itiraz ettiğim gibi bana itiraz etti."
Sunan Abu Dawud 3978
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى الْقُطَعِيُّ، حَدَّثَنَا عُبَيْدٌ، - يَعْنِي ابْنَ عَقِيلٍ - عَنْ هَارُونَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ جَابِرٍ، عَنْ عَطِيَّةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم { مِنْ ضُعْفٍ } .
Ebu Saîd'den rivayet olunduğuna göre; Nebi (s.a.v.) Rûm sûresinin 54. âyet-i kerimesinde geçen «مِنْ ضُعْفٍ» ifadesini, dâd'ın ötresiyle «min du'fin» şeklinde okumuştur.
Sunan Abu Dawud 3979
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَسْلَمَ الْمِنْقَرِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِيهِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبْزَى، قَالَ قَالَ أُبَىُّ بْنُ كَعْبٍ { بِفَضْلِ اللَّهِ وَبِرَحْمَتِهِ فَبِذَلِكَ فَلْتَفْرَحُوا } . قَالَ أَبُو دَاوُدَ بِالتَّاءِ .
Abdurrahman b. Ebzâ'dan rivayet olunduğuna göre; Übeyy b. Ka'b, «De ki: Allah'ın lütfuyla, rahmetiyle, evet ancak onunla ferahlansınlar» [Yûnus 58] âyet-i kerimesini «Bifadlillâhi ve birahmetihî febizâlike feltefrahû» şeklinde okumuştur. Ebû Dâvûd dedi ki: «فَلْتَفْرَحُوا» kelimesi tâ ile okunur.
Sunan Abu Dawud 3980
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا الْمُغِيرَةُ بْنُ سَلَمَةَ، حَدَّثَنَا ابْنُ الْمُبَارَكِ، عَنِ الأَجْلَحِ، حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبْزَى، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أُبَىٍّ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَرَأَ { بِفَضْلِ اللَّهِ وَبِرَحْمَتِهِ فَبِذَلِكَ فَلْيَفْرَحُوا هُوَ خَيْرٌ مِمَّا تَجْمَعُونَ } .
Übeyy b. Ka'b'dan rivayet olunduğuna göre; Nebi (s.a.v.) «De ki: Allah'ın lütfuyla, rahmetiyle ancak onunla ferahlansınlar» anlamındaki Yûnus sûresinin 58. âyet-i kerimesini, «Bifadlillâhi ve birahmetihî febizâlike felyefrahû huve hayrun mimmâ tecmeûn» şeklinde okumuştur.
Sunan Abu Dawud 3981
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، أَخْبَرَنَا ثَابِتٌ، عَنْ شَهْرِ بْنِ حَوْشَبٍ، عَنْ أَسْمَاءَ بِنْتِ يَزِيدَ، أَنَّهَا سَمِعَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقْرَأُ { إِنَّهُ عَمِلَ غَيْرَ صَالِحٍ } .
Esma binti Yezid'den rivayet olunduğuna göre kendisi, Nebi (s.a.v.)'i, "Onun yaptığı uygunsuz bir iştir." [Hûd 46] mealindeki ayet-i kerimeyi "innehu amile gayra sâlihin" şeklinde okurken işitmiştir.
Sunan Abu Dawud 3982
حَدَّثَنَا أَبُو كَامِلٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، - يَعْنِي ابْنَ الْمُخْتَارِ - حَدَّثَنَا ثَابِتٌ، عَنْ شَهْرِ بْنِ حَوْشَبٍ، قَالَ سَأَلْتُ أُمَّ سَلَمَةَ كَيْفَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقْرَأُ هَذِهِ الآيَةَ { إِنَّهُ عَمَلٌ غَيْرُ صَالِحٍ } فَقَالَتْ قَرَأَهَا { إِنَّهُ عَمِلَ غَيْرَ صَالِحٍ } قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَرَوَاهُ هَارُونُ النَّحْوِيُّ وَمُوسَى بْنُ خَلَفٍ عَنْ ثَابِتٍ كَمَا قَالَ عَبْدُ الْعَزِيزِ .
Şehr b. Hûşeb'den rivayet olunmuştur; dedi ki: Ben, Ümmü Seleme'ye, "Resulullah (s.a.v.) şu ayeti nasıl okurdu?" diye sordum. O, "Onu, 'innehu amile gayra sâlihin' [Hûd 46] şeklinde okudu." cevabını verdi. Ebû Davûd dedi ki: Bu hadisi Harun en-Nahvî ile Musa b. Halef de Sabit'ten, Abdülaziz'in rivayet ettiği gibi rivayet ettiler.
Sunan Abu Dawud 3983
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا عِيسَى، عَنْ حَمْزَةَ الزَّيَّاتِ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، عَنْ أُبَىِّ بْنِ كَعْبٍ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا دَعَا بَدَأَ بِنَفْسِهِ وَقَالَ " رَحْمَةُ اللَّهِ عَلَيْنَا وَعَلَى مُوسَى لَوْ صَبَرَ لَرَأَى مِنْ صَاحِبِهِ الْعَجَبَ وَلَكِنَّهُ قَالَ { إِنْ سَأَلْتُكَ عَنْ شَىْءٍ بَعْدَهَا فَلاَ تُصَاحِبْنِي قَدْ بَلَغْتَ مِنْ لَدُنِي } " . طَوَّلَهَا حَمْزَةُ .
Übey b. Ka'b şöyle demiştir: Resulullah (s.a.v.) dua ettiği zaman duaya önce kendinden başlardı. Bir gün şöyle buyurdu: "Allah'ın rahmeti bizim ve Musa'nın üzerine olsun. Eğer o, arkadaşından gördüğü şeylere sabretseydi, ondan daha pek çok acayiplik görecekti. Fakat o, 'Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam artık bana arkadaş olma. Benim tarafımdan ileri sürülebilecek son özre ulaştın.' [Kehf 76] dedi." Hamza, bu cümlede geçen "ledünnî" kelimesini uzatarak okudu.
Sunan Abu Dawud 3984
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ الْعَنْبَرِيُّ، حَدَّثَنَا أُمَيَّةُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو الْجَارِيَةِ الْعَبْدِيُّ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، عَنْ أُبَىِّ بْنِ كَعْبٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَرَأَهَا { قَدْ بَلَغْتَ مِنْ لَدُنِّي } وَثَقَّلَهَا .
Ubeyy b. Ka'b'dan rivayet olunduğuna göre; Nebi (s.a.v), şu "Benim tarafımdan sana özür ulaşmıştır" mealindeki Kehf suresinin 76. ayetini "kad belağte min ledünnî" şeklinde, nun harfinin ötresi ve şeddesi ile okumuştur.
Sunan Abu Dawud 3985
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَسْعُودٍ الْمِصِّيصِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ بْنُ عَبْدِ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ دِينَارٍ، حَدَّثَنَا سَعْدُ بْنُ أَوْسٍ، عَنْ مِصْدَعٍ أَبِي يَحْيَى، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ، يَقُولُ أَقْرَأَنِي أُبَىُّ بْنُ كَعْبٍ كَمَا أَقْرَأَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم { فِي عَيْنٍ حَمِئَةٍ } مُخَفَّفَةً .
Mısda' Ebu Yahya'dan rivayet olunmuştur; dedi ki: Ben İbn Abbas'ı, "Ubeyy b. Ka'b bana, Kehf suresindeki 'kara balçıklı göz' anlamına gelen kelimeleri, Resulullah'ın (s.a.v) kendisine okuttuğu gibi 'fî aynin hami'etin' şeklinde okuttu; yani mimden sonraki harfi elif değil de hemze olarak okudu" derken işittim.
Sunan Abu Dawud 3986
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ الْفَضْلِ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، - يَعْنِي ابْنَ عَمْرٍو النَّمَرِيَّ - أَخْبَرَنَا هَارُونُ، أَخْبَرَنِي أَبَانُ بْنُ تَغْلِبَ، عَنْ عَطِيَّةَ الْعَوْفِيِّ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّ الرَّجُلَ مِنْ أَهْلِ عِلِّيِّينَ لَيُشْرِفُ عَلَى أَهْلِ الْجَنَّةِ فَتُضِيءُ الْجَنَّةُ لِوَجْهِهِ كَأَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ " . قَالَ وَهَكَذَا جَاءَ الْحَدِيثُ " دُرِّيٌّ " . مَرْفُوعَةُ الدَّالِ لاَ تُهْمَزُ " وَإِنَّ أَبَا بَكْرٍ وَعُمَرَ لَمِنْهُمْ وَأَنْعَمَا " .
Ebu Said el-Hudri'den rivayet olunduğuna göre; Nebi (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Cennetin en yüksek yerlerinin halkından olan bir kimse cennet ehline bakar da cennet onun yüzünün parlaklığı ile aydınlanır. Onun yüzü, inci parlaklığında bir yıldız gibidir." Musannif Ebu Davud rivayetine devam ederek şöyle dedi: Bu hadis bana böyle, "dürriyyün" şeklindeki kıraatla, yani hemzesiz ve ötreli dal harfiyle geldi. Ebu Davud rivayetine şöyle devam etti: "Ebu Bekir ile Ömer de onlardandır. Ne iyi kimselerdir!"
Sunan Abu Dawud 3987
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَهَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنِي الْحَسَنُ بْنُ الْحَكَمِ النَّخَعِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو سَبْرَةَ النَّخَعِيُّ، عَنْ فَرْوَةَ بْنِ مُسَيْكٍ الْغُطَيْفِيِّ، قَالَ أَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ الْحَدِيثَ فَقَالَ رَجُلٌ مِنَ الْقَوْمِ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَخْبِرْنَا عَنْ سَبَإٍ مَا هُوَ أَرْضٌ أَمِ امْرَأَةٌ فَقَالَ " لَيْسَ بِأَرْضٍ وَلاَ امْرَأَةٍ وَلَكِنَّهُ رَجُلٌ وَلَدَ عَشَرَةً مِنَ الْعَرَبِ فَتَيَامَنَ سِتَّةٌ وَتَشَاءَمَ أَرْبَعَةٌ " . قَالَ عُثْمَانُ الْغَطَفَانِيِّ مَكَانَ الْغُطَيْفِيِّ وَقَالَ حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ الْحَكَمِ النَّخَعِيُّ .
Ferve b. Müseyk el-Gutayfî'den rivayet olunmuştur; dedi ki: Nebi (s.a.v.)'e vardım. Ferve, hadisi zikretti. Hadis şöyle devam ediyor: Cemaatten birisi, "Ey Allah'ın Resulü, bize Sebe'yi anlat; o nedir? Bir yer midir, yoksa bir kadın mıdır?" dedi. Hz. Nebi de şöyle buyurdu: "O bir yer de değildir, bir kadın da değildir. Fakat o, Araplardan on kavim meydana getiren bir adamdır. Bunlardan altı kavim Yemen dolaylarına, dört kavim de Şam havalisine yerleşti." Bu hadisin ravilerinden Osman, "el-Gutayfî" kelimesinin yerine "el-Gatafânî" kelimesini rivayet etti ve "Bize el-Hasan b. el-Hakem en-Nehaî haber verdi" şeklinde söyledi.
Sunan Abu Dawud 3988
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَبْدَةَ، وَإِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ أَبُو مَعْمَرٍ الْهُذَلِيُّ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ عِكْرِمَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم - قَالَ إِسْمَاعِيلُ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رِوَايَةً - فَذَكَرَ حَدِيثَ الْوَحْىِ قَالَ فَذَلِكَ قَوْلُهُ تَعَالَى { حَتَّى إِذَا فُزِّعَ عَنْ قُلُوبِهِمْ } .
Ebu Hureyre'den rivayet olunduğuna göre Nebi (s.a.v.), vahiy hadisini zikretmiş ve "İşte bu, Yüce Allah'ın ‘Kalplerindeki korku giderilince...’ [Sebe 23] ayetinde işaret buyurduğu meseledir" demiştir.
Sunan Abu Dawud 3989
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ النَّيْسَابُورِيُّ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ سُلَيْمَانَ الرَّازِيُّ، سَمِعْتُ أَبَا جَعْفَرٍ، يَذْكُرُ عَنِ الرَّبِيعِ بْنِ أَنَسٍ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ قِرَاءَةُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم { بَلَى قَدْ جَاءَتْكِ آيَاتِي فَكَذَّبْتِ بِهَا وَاسْتَكْبَرْتِ وَكُنْتِ مِنَ الْكَافِرِينَ } قَالَ أَبُ دَاوُدَ هَذَا مُرْسَلٌ الرَّبِيعُ لَمْ يُدْرِكْ أُمَّ سَلَمَةَ .
Nebi (s.a.v.)'in hanımı Ümmü Seleme, Nebi (s.a.v.)'in "Evet, sana ayetlerim geldi de sen onları yalanladın, büyüklük tasladın ve inkârcılardan oldun" [Zümer 59] mealindeki ayeti bu şekilde okuduğunu söylemiştir. Ebu Davud dedi ki: Bu hadis mürseldir. Çünkü er-Rabî b. Enes, Ümmü Seleme'ye yetişememiştir.
Sunan Abu Dawud 3990
حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ مُوسَى النَّحْوِيُّ، عَنْ بُدَيْلِ بْنِ مَيْسَرَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ شَقِيقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، - رضى الله تعالى عنها - قَالَتْ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقْرَؤُهَا { فَرُوحٌ وَرَيْحَانٌ } .
Aişe (r.anha)'nın şöyle dediği rivayet olunmuştur: Ben, Nebi (s.a.v.)'i Vakıa suresinin 89. ayetinde geçen ve "rahatlık ve güzel rızık" anlamına gelen iki kelimeyi "ferûhun ve reyhânun" şeklinde okurken işittim.
Sunan Abu Dawud 3991
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ، وَأَحْمَدُ بْنُ عَبْدَةَ، قَالاَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ عَطَاءٍ، - قَالَ ابْنُ حَنْبَلٍ لَمْ أَفْهَمْهُ جَيِّدًا - عَنْ صَفْوَانَ، - قَالَ ابْنُ عَبْدَةَ ابْنِ يَعْلَى - عَنْ أَبِيهِ، قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَلَى الْمِنْبَرِ يَقْرَأُ { وَنَادَوْا يَا مَالِكُ } . قَالَ أَبُو دَاوُدَ يَعْنِي بِلاَ تَرْخِيمٍ .
Safvan b. Ya'la'nın babası Ya'la b. Ümeyye el-Temimi'den rivayet olunmuştur; dedi ki: Ben Nebi (s.a.v.)'i, "Ey Malik! diye seslendiler" mealindeki Zuhruf suresinin 77. ayetini minber üzerinde "ve nâdev yâ Mâliku" şeklinde okurken işittim. Ebû Davûd dedi ki: Ravi, Hz. Nebi'nin "Malik" kelimesini terhimsiz olarak okuduğunu söylemek istiyor.
Sunan Abu Dawud 3992
حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ، أَخْبَرَنَا أَبُو أَحْمَدَ، أَخْبَرَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ أَقْرَأَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم { إِنِّي أَنَا الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتِينُ } .
Abdullah b. Mes'ud'dan rivayet olunmuştur; dedi ki: Resulullah (s.a.v.), "Şüphesiz rızık veren, kuvvet sahibi ve metin olan benim" mealindeki ayet-i kerimeyi bana okuttu.
Sunan Abu Dawud 3993
حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَقْرَؤُهَا { فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ } يَعْنِي مُثَقَّلاً . قَالَ أَبُو دَاوُدَ مَضْمُومَةَ الْمِيمِ مَفْتُوحَةَ الدَّالِ مَكْسُورَةَ الْكَافِ .
Abdullah b. Mes'ud'dan rivayet olunduğuna göre Nebi (s.a.v.), "Öğüt alan yok mudur?" [Kamer 22] mealindeki ayet-i kerimeyi "müddekir" şeklinde, yani dal harfini şeddeli olarak okumuştur. Ebu Davud dedi ki: "Müddekir" kelimesinde mim ötreli, dal üstünlü, kaf da esrelidir.
Sunan Abu Dawud 3994
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الذِّمَارِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ جَابِرٍ، قَالَ رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقْرَأُ { يَحْسَبُ أَنَّ مَالَهُ أَخْلَدَهُ }
Cabir (r.a.)'den rivayet olunmuştur; dedi ki: Ben, Nebi'yi (s.a.v.), "Malının kendisini ebedî yaşatacağını sanıyor." [Hümeze 3] ayet-i kerimesini "yahsebu enne mâlehû ahledeh" şeklinde okurken gördüm.
Sunan Abu Dawud 3995
حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ خَالِدٍ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَمَّنْ أَقْرَأَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم { فَيَوْمَئِذٍ لاَ يُعَذَّبُ عَذَابَهُ أَحَدٌ * وَلاَ يُوثَقُ وَثَاقَهُ أَحَدٌ } . قَالَ أَبُو دَاوُدَ بَعْضُهُمْ أَدْخَلَ بَيْنَ خَالِدٍ وَأَبِي قِلاَبَةَ رَجُلاً .
Ebu Kılâbe'den rivayet olunduğuna göre Resulullah (s.a.v.), sahabilerden birine "O gün Allah'ın edeceği azabı hiç kimse edemez; O'nun vuracağı bağı hiç kimse vuramaz." [Fecr 25-26] ayetini bu şekilde okutmuştur. Ebu Davud dedi ki: Bazıları Halid ile Ebu Kılâbe arasına bir ravi sokmuşlardır.
Sunan Abu Dawud 3996
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ خَالِدٍ الْحَذَّاءِ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، قَالَ أَنْبَأَنِي مَنْ، أَقْرَأَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَوْ مَنْ أَقْرَأَهُ مَنْ أَقْرَأَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم { فَيَوْمَئِذٍ لاَ يُعَذَّبُ } . قَالَ أَبُو دَاوُدَ قَرَأَ عَاصِمٌ وَالأَعْمَشُ وَطَلْحَةُ بْنُ مُصَرِّفٍ وَأَبُو جَعْفَرٍ يَزِيدُ بْنُ الْقَعْقَاعِ وَشَيْبَةُ بْنُ نَصَّاحٍ وَنَافِعُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ كَثِيرٍ الدَّارِيُّ وَأَبُو عَمْرِو بْنِ الْعَلاَءِ وَحَمْزَةُ الزَّيَّاتُ وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ الأَعْرَجُ وَقَتَادَةُ وَالْحَسَنُ الْبَصْرِيُّ وَمُجَاهِدٌ وَحُمَيْدٌ الأَعْرَجُ وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبَّاسٍ وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي بَكْرٍ { لاَ يُعَذِّبُ } { وَلاَ يُوثِقُ } إِلاَّ الْحَدِيثَ الْمَرْفُوعَ فَإِنَّهُ { يُعَذَّبُ } بِالْفَتْحِ .
Ebû Kılâbe'den rivayet olunmuştur: Nebi'nin (s.a.v.) okuttuğu yahut onun okuttuğu kimsenin okuttuğu bir kişi, “O gün O'nun azap ettiği gibi hiç kimse azap edemez.” [Fecr 25] ayetinin bu şekilde okunacağını bana haber verdi. Ebû Dâvûd dedi ki: Âsım, A'meş, Talha b. Musarrıf, Ebû Cafer Yezid b. el-Ka'ka, Şeybe b. Nassâh, Nâfi b. Abdurrahman, Abdullah b. Kesîr ed-Dârî, Ebû Amr b. el-Alâ, Hamza ez-Zeyyât, Abdurrahman el-A'rac, Katâde, Hasan-ı Basrî, Mücâhid, Humeyd el-A'rac, Abdullah b. Abbas ve Abdurrahman b. Ebû Bekir, “lâ yuazzibu” ve “lâ yûsiku” şeklinde okumuşlardır. Ancak merfû hadiste geçen “yuazzebu” kelimesi fethalı olarak okunmuştur.
Sunan Abu Dawud 3997
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، أَنَّ مُحَمَّدَ بْنَ أَبِي عُبَيْدَةَ، حَدَّثَهُمْ قَالَ حَدَّثَنَا أَبِي، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ سَعْدٍ الطَّائِيِّ، عَنْ عَطِيَّةَ الْعَوْفِيِّ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ حَدَّثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَدِيثًا ذَكَرَ فِيهِ " جِبْرِيلَ وَمِيكَالَ " . فَقَرَأَ { جِبْرَائِلَ وَمِيكَائِلَ } . قَالَ أَبُو دَاوُدَ قَالَ خَلَفٌ مُنْذُ أَرْبَعِينَ سَنَةً لَمْ أَرْفَعِ الْقَلَمَ عَنْ كِتَابَةِ الْحُرُوفِ مَا أَعْيَانِي شَىْءٌ مَا أَعْيَانِي جِبْرَائِلُ وَمِيكَائِلُ .
Ebû Saîd el-Hudrî'den (r.a.) rivayet olunmuştur; dedi ki: Resûlullah (s.a.v.), içerisinde Cebrîl ve Mîkâl'den bahsettiği bir hadis anlattı. Bu iki meleğin isimlerini “Cibrâil” ve “Mîkâil” diye okudu. Ebû Dâvûd dedi ki: Halef şöyle dedi: Ben kırk senedir harfleri yazmaktan kalemimi kaldırmış değilim. Beni Cibrâil ve Mîkâil kelimelerinin yorduğu kadar hiçbir şey yormadı.
Sunan Abu Dawud 3998
حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ أَخْزَمَ، حَدَّثَنَا بِشْرٌ، - يَعْنِي ابْنَ عُمَرَ - حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ خَازِمٍ، قَالَ ذُكِرَ كَيْفَ قِرَاءَةُ جِبْرَائِلَ وَمِيكَائِلَ عِنْدَ الأَعْمَشِ فَحَدَّثَنَا الأَعْمَشُ عَنْ سَعْدٍ الطَّائِيِّ عَنْ عَطِيَّةَ الْعَوْفِيِّ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ قَالَ ذَكَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صَاحِبَ الصُّورِ فَقَالَ " عَنْ يَمِينِهِ جِبْرَائِلُ وَعَنْ يَسَارِهِ مِيكَائِلُ " .
Ebû Saîd el-Hudrî'den rivayet olunmuştur; dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) Sûr sahibinden bahsetti ve, “Onun sağında Cebrâil, solunda da Mîkâil vardır.” buyurdu.
Sunan Abu Dawud 3999
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ مَعْمَرٌ وَرُبَّمَا ذَكَرَ ابْنَ الْمُسَيَّبِ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ وَعُثْمَانُ يَقْرَءُونَ { مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ } وَأَوَّلُ مَنْ قَرَأَهَا { مَلِكِ يَوْمِ الدِّينِ } مَرْوَانُ . قَالَ أَبُو دَاوُدَ هَذَا أَصَحُّ مِنْ حَدِيثِ الزُّهْرِيِّ عَنْ أَنَسٍ وَالزُّهْرِيِّ عَنْ سَالِمٍ عَنْ أَبِيهِ .
İbnü'l-Müseyyeb dedi ki: Nebi (s.a.v.) ile Ebu Bekir, Ömer ve Osman (r.a.), "Mâliki yevmiddin" (Din gününün sahibi) şeklinde okumuşlardır. Bu ayet-i kerimeyi ilk defa "Meliki yevmiddin" şeklinde okuyan Mervan'dır. Ebu Davud dedi ki: (Mürsel olarak rivayet edilen) bu hadis, Zührî'nin (bu mevzuda) Enes'ten rivayet ettiği hadisten de Salim vasıtasıyla Abdullah b. Ömer'den rivayet ettiği hadisten de daha sağlamdır.
Sunan Abu Dawud 4000
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ يَحْيَى الأُمَوِيُّ، حَدَّثَنِي أَبِي، حَدَّثَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، أَنَّهَا ذَكَرَتْ - أَوْ كَلِمَةً غَيْرَهَا - قِرَاءَةَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم { بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ * الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ * الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ * مَلِكِ يَوْمِ الدِّينِ } يَقْطَعُ قِرَاءَتَهُ آيَةً آيَةً . قَالَ أَبُو دَاوُدَ سَمِعْتُ أَحْمَدَ يَقُولُ الْقِرَاءَةُ الْقَدِيمَةُ { مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ } .
İbn Cüreyc'in Abdullah b. Ebî Müleyke'den yaptığı rivayete göre Ümmü Seleme, Resulullah'ın (s.a.v.) okuyuşunu şöyle zikretmiştir. Ravilerden biri, "zikretmiştir" kelimesinde tereddüt etmiştir. Ümmü Seleme sözlerine şöyle devam etti: Resulullah (s.a.v.), "Bismillâhirrahmânirrahîm. Elhamdülillâhi rabbil âlemîn. Errahmânirrahîm. Meliki yevmiddîn" ayetlerini okurken her bir ayetin sonunda kıraatine ara verirdi. Ebu Davud dedi ki: Ben Ahmed'i, "Eskiden beri okunagelen kıraat şekli, 'Mâliki yevmiddîn' şeklindedir" derken işittim.
Sunan Abu Dawud 4001
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَعُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ بْنِ مَيْسَرَةَ، - الْمَعْنَى - قَالاَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، عَنْ سُفْيَانَ بْنِ حُسَيْنٍ، عَنِ الْحَكَمِ بْنِ عُتَيْبَةَ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ، قَالَ كُنْتُ رَدِيفَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ عَلَى حِمَارٍ وَالشَّمْسُ عِنْدَ غُرُوبِهَا فَقَالَ " هَلْ تَدْرِي أَيْنَ تَغْرُبُ هَذِهِ " . قُلْتُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ . قَالَ " فَإِنَّهَا تَغْرُبُ فِي عَيْنِ حَامِيَةٍ " .
Ebu Zer'den (r.a.) şöyle dediği rivayet olunmuştur: Ben merkebe binmiş bulunan Resulullah'ın (s.a.v.) terkisinde idim. Güneş batıyordu. Bana, "Bu güneş nereye batıyor, biliyor musun?" dedi. Ben, "Allah ve Resulü daha iyi bilir" dedim. "Kuşkusuz o, kızgın bir pınara batıyor" buyurdu.
Sunan Abu Dawud 4002
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عِيسَى، حَدَّثَنَا حَجَّاجٌ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُمَرُ بْنُ عَطَاءٍ، أَنَّ مَوْلًى، لاِبْنِ الأَسْقَعِ - رَجُلَ صِدْقٍ - أَخْبَرَهُ عَنِ ابْنِ الأَسْقَعِ أَنَّهُ سَمِعَهُ يَقُولُ إِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم جَاءَهُمْ فِي صُفَّةِ الْمُهَاجِرِينَ فَسَأَلَهُ إِنْسَانٌ أَىُّ آيَةٍ فِي الْقُرْآنِ أَعْظَمُ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " { اللَّهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الْحَىُّ الْقَيُّومُ لاَ تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلاَ نَوْمٌ } " .
İbnü'l-Eska'dan rivayet olunmuştur; dedi ki: Nebi (s.a.v.), Muhacirlerin fakirlerinden oluşan Suffe ehlini ziyaret etmiş. Onlardan birisi Hz. Nebi'ye, "Kur'an-ı Kerim'de en büyük ayet hangisidir?" diye sormuş. Nebi (s.a.v.) de: "Allah, O'ndan başka ilah yoktur; O, Hayy'dır, Kayyûm'dur. O'nu ne bir uyuklama tutabilir ne de bir uyku." diye cevap vermiş.
Sunan Abu Dawud 4003
حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَمْرِو بْنِ أَبِي الْحَجَّاجِ الْمِنْقَرِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ شَقِيقٍ، عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ، أَنَّهُ قَرَأَ { هَيْتَ لَكَ } فَقَالَ شَقِيقٌ إِنَّا نَقْرَؤُهَا { هِئْتُ لَكَ } يَعْنِي فَقَالَ ابْنُ مَسْعُودٍ أَقْرَؤُهَا كَمَا عُلِّمْتُ أَحَبُّ إِلَىَّ .
Şekîk'ten rivayet olunduğuna göre İbn Mes'ud (r.a.), "... haydi gelsene!" [Yusuf 23] mealindeki ayet-i kerimeyi "heyte leke" şeklinde okumuştur. Şekîk dedi ki: "Biz ise bu ayet-i kerimeyi 'hi'tü leke' şeklinde okuyoruz." Bunun üzerine İbn Mes'ud: "Benim bu kelimeyi bana öğretildiği gibi okumam, bana daha sevimlidir." dedi.
Sunan Abu Dawud 4004
حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ شَقِيقٍ، قَالَ قِيلَ لِعَبْدِ اللَّهِ إِنَّ أُنَاسًا يَقْرَءُونَ هَذِهِ الآيَةَ { وَقَالَتْ هِيتَ لَكَ } فَقَالَ إِنِّي أَقْرَأُ كَمَا عُلِّمْتُ أَحَبُّ إِلَىَّ { وَقَالَتْ هَيْتَ لَكَ } .
Şakîk'ten rivayet olunmuştur; dedi ki: Abdullah b. Mes'ud'a, "Bazı kimseler şu 'Haydi gelsene!' ayetini 'hîte leke' şeklinde okuyorlar." denildi de o: "Kuşkusuz, bana öğretildiği gibi 'heyte leke' şeklinde okumam bana daha sevimlidir." karşılığını verdi.
Sunan Abu Dawud 4005
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، ح، وَحَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ دَاوُدَ الْمَهْرِيُّ، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنَا هِشَامُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " قَالَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ لِبَنِي إِسْرَائِيلَ { ادْخُلُوا الْبَابَ سُجَّدًا وَقُولُوا حِطَّةٌ تُغْفَرْ لَكُمْ خَطَايَاكُمْ } " .
Ebû Saîd el-Hudrî'den rivayet olunduğuna göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allah Teâlâ, İsrailoğullarına, ‘Secde ederek kapıdan girin ve hıtta, yani yâ Rabbi, bizi affet, deyin ki hatalarınız bağışlansın.’ buyurdu.” [Bakara 58]
Sunan Abu Dawud 4006
حَدَّثَنَا جَعْفَرُ بْنُ مُسَافِرٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي فُدَيْكٍ، عَنْ هِشَامِ بْنِ سَعْدٍ، بِإِسْنَادِهِ مِثْلَهُ .
Bir önceki 4006. hadisin bir benzeri de Hişâm b. Sa'd tarafından aynı isnatla rivayet olunmuştur.
Sunan Abu Dawud 4007
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، عَنْ عُرْوَةَ، أَنَّ عَائِشَةَ، - رضى الله عنها - قَالَتْ نَزَلَ الْوَحْىُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَرَأَ عَلَيْنَا { سُورَةٌ أَنْزَلْنَاهَا وَفَرَضْنَاهَا } . قَالَ أَبُو دَاوُدَ يَعْنِي مُخَفَّفَةً حَتَّى أَتَى عَلَى هَذِهِ الآيَاتِ .
Âişe (r.anha)'dan rivayet olunmuştur; dedi ki: Resûlullah'a (s.a.v.) vahiy geldi. Bunun üzerine bize, “Bu, indirdiğimiz ve hükümlerini farz kıldığımız bir sûredir.” [Nûr 1] âyetini okudu. Ebû Dâvûd dedi ki: Yani “فَرَضْنَاهَا” kelimesindeki râ harfini şeddesiz okudu; sonra bu âyetlere kadar devam etti.
Sunan Abu Dawud 4008