حَدَّثَنَا مُوسَى، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ مُغِيرَةَ، عَنْ عَامِرٍ، عَنْ جَابِرٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أُصِيبَ عَبْدُ اللَّهِ وَتَرَكَ عِيَالاً وَدَيْنًا، فَطَلَبْتُ إِلَى أَصْحَابِ الدَّيْنِ أَنْ يَضَعُوا بَعْضًا مِنْ دَيْنِهِ فَأَبَوْا، فَأَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَاسْتَشْفَعْتُ بِهِ عَلَيْهِمْ فَأَبَوْا، فَقَالَ " صَنِّفْ تَمْرَكَ كُلَّ شَىْءٍ مِنْهُ عَلَى حِدَتِهِ، عِذْقَ ابْنِ زَيْدٍ عَلَى حِدَةٍ، وَاللِّينَ عَلَى حِدَةٍ، وَالْعَجْوَةَ عَلَى حِدَةٍ، ثُمَّ أَحْضِرْهُمْ حَتَّى آتِيَكَ ". فَفَعَلْتُ، ثُمَّ جَاءَ صلى الله عليه وسلم فَقَعَدَ عَلَيْهِ، وَكَالَ لِكُلِّ رَجُلٍ حَتَّى اسْتَوْفَى، وَبَقِيَ التَّمْرُ كَمَا هُوَ كَأَنَّهُ لَمْ يُمَسَّ. وَغَزَوْتُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم عَلَى نَاضِحٍ لَنَا، فَأَزْحَفَ الْجَمَلُ فَتَخَلَّفَ عَلَىَّ فَوَكَزَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مِنْ خَلْفِهِ، قَالَ " بِعْنِيهِ وَلَكَ ظَهْرُهُ إِلَى الْمَدِينَةِ ". فَلَمَّا دَنَوْنَا اسْتَأْذَنْتُ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي حَدِيثُ عَهْدٍ بِعُرْسٍ. قَالَ صلى الله عليه وسلم " فَمَا تَزَوَّجْتَ بِكْرًا أَمْ ثَيِّبًا ". قُلْتُ ثَيِّبًا، أُصِيبَ عَبْدُ اللَّهِ وَتَرَكَ جَوَارِيَ صِغَارًا، فَتَزَوَّجْتُ ثَيِّبًا تُعَلِّمُهُنَّ وَتُؤَدِّبُهُنَّ، ثُمَّ قَالَ " ائْتِ أَهْلَكَ ". فَقَدِمْتُ فَأَخْبَرْتُ خَالِي بِبَيْعِ الْجَمَلِ فَلاَمَنِي، فَأَخْبَرْتُهُ بِإِعْيَاءِ الْجَمَلِ، وَبِالَّذِي كَانَ مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَوَكْزِهِ إِيَّاهُ، فَلَمَّا قَدِمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم غَدَوْتُ إِلَيْهِ بِالْجَمَلِ، فَأَعْطَانِي ثَمَنَ الْجَمَلِ وَالْجَمَلَ وَسَهْمِي مَعَ الْقَوْمِ.
Cabir İbn Abdullah şöyle anlattı: Babam vefat etmiş ve geride borç ile bakıma muhtaç bir aile bırakmıştı. Bunun üzerine alacaklılardan borcun bir kısmını indirmelerini istedim, fakat kabul etmediler. Ben de Nebi'ye durumu arz edip ondan aracılık etmesini istedim. Alacaklılar yine kabul etmediler. Nebi bana, "Hurmalarını türlerine göre ayır; İbn Zeyd hurmasını, lin hurmasını ve acveyi ayrı ayrı koy. Sonra ben gelene kadar alacaklıları hazır et" buyurdu. Ben de öyle yaptım. Daha sonra Nebi geldi, hurmaların üzerine oturdu ve her bir alacaklıya alacağını tam olarak ölçüp verdi. Hurmalar ise sanki hiç dokunulmamış gibi duruyordu. Cabir İbn Abdullah şöyle devam etti: Su taşımakta kullandığımız bir deve üzerinde Nebi ile birlikte bir gazveye katıldım. Deve yorulunca geride kaldım. Nebi deveyi arkasından dürttü ve bana, "Onu bana sat; Medine'ye kadar da ona binme hakkı senin olsun" buyurdu. Medine'ye yaklaşınca izin isteyerek, "Ey Allah'ın Resulü! Ben yeni evlendim" dedim. Nebi, "Bakireyle mi, dul bir kadınla mı evlendin?" diye sordu. Ben de, "Dul bir kadınla. Babam vefat etti ve geride küçük kızlar bıraktı. Onları eğitip terbiye etmesi için dul bir kadınla evlendim" dedim. Daha sonra bana, "Ailene git" buyurdu. Ben de gittim. Dayıma deveyi sattığımı söyleyince beni ayıpladı. Ona devenin yorulduğunu, Nebi'nin yaptığını ve deveyi dürttüğünü anlattım. Nebi Medine'ye gelince deveyi kendisine götürdüm. Bana devenin bedelini, devenin kendisini ve ganimetten düşen payımı verdi.