HADİS KÜTÜPHANESİ

Sahih-i Buhârî

97 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

Borçlar, Borçların Ödenmesi, Haciz ve İflas

25 hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الْمُغِيرَةِ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ غَزَوْتُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ كَيْفَ تَرَى بَعِيرَكَ أَتَبِيعُنِيهِ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ نَعَمْ‏.‏ فَبِعْتُهُ إِيَّاهُ، فَلَمَّا قَدِمَ الْمَدِينَةَ غَدَوْتُ إِلَيْهِ بِالْبَعِيرِ، فَأَعْطَانِي ثَمَنَهُ‏.‏

Cabir İbn Abdullah şöyle anlattı: Nebi ile birlikte bir gazveye katıldım. Bana, "Deveni bana satar mısın?" diye sordu. Ben de, "Evet" dedim ve deveyi ona sattım. Medine'ye vardığında sabah erkenden deveyi ona götürdüm; o da bedelini bana verdi.

Sahih al Bukhari 2385

حَدَّثَنَا مُعَلَّى بْنُ أَسَدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، قَالَ تَذَاكَرْنَا عِنْدَ إِبْرَاهِيمَ الرَّهْنَ فِي السَّلَمِ فَقَالَ حَدَّثَنِي الأَسْوَدُ عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم اشْتَرَى طَعَامًا مِنْ يَهُودِيٍّ إِلَى أَجَلٍ، وَرَهَنَهُ دِرْعًا مِنْ حَدِيدٍ‏.‏

Aişe'den nakledildiğine göre Nebi, bir Yahudiden vadeli olarak yiyecek satın aldı ve demirden zırhını ona rehin verdi.

Sahih al Bukhari 2386

حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الأُوَيْسِيُّ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ بِلاَلٍ، عَنْ ثَوْرِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ أَبِي الْغَيْثِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ أَخَذَ أَمْوَالَ النَّاسِ يُرِيدُ أَدَاءَهَا أَدَّى اللَّهُ عَنْهُ، وَمَنْ أَخَذَ يُرِيدُ إِتْلاَفَهَا أَتْلَفَهُ اللَّهُ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre'den nakledildiğine göre Nebi şöyle buyurdu: "İnsanların mallarını geri ödemek niyetiyle alan kimsenin borcunu Allah ödetir; onları telef etmek niyetiyle alan kimseyi ise Allah telef eder."

Sahih al Bukhari 2387

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا أَبُو شِهَابٍ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ زَيْدِ بْنِ وَهْبٍ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كُنْتُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَلَمَّا أَبْصَرَ ـ يَعْنِي أُحُدًا ـ قَالَ ‏"‏ مَا أُحِبُّ أَنَّهُ يُحَوَّلُ لِي ذَهَبًا يَمْكُثُ عِنْدِي مِنْهُ دِينَارٌ فَوْقَ ثَلاَثٍ، إِلاَّ دِينَارًا أُرْصِدُهُ لِدَيْنٍ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ إِنَّ الأَكْثَرِينَ هُمُ الأَقَلُّونَ، إِلاَّ مَنْ قَالَ بِالْمَالِ هَكَذَا وَهَكَذَا ‏"‏‏.‏ وَأَشَارَ أَبُو شِهَابٍ بَيْنَ يَدَيْهِ وَعَنْ يَمِينِهِ وَعَنْ شِمَالِهِ ـ وَقَلِيلٌ مَا هُمْ ـ وَقَالَ مَكَانَكَ‏.‏ وَتَقَدَّمَ غَيْرَ بَعِيدٍ، فَسَمِعْتُ صَوْتًا، فَأَرَدْتُ أَنْ آتِيَهُ، ثُمَّ ذَكَرْتُ قَوْلَهُ مَكَانَكَ حَتَّى آتِيَكَ، فَلَمَّا جَاءَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ، الَّذِي سَمِعْتُ أَوْ قَالَ الصَّوْتُ الَّذِي سَمِعْتُ قَالَ ‏"‏ وَهَلْ سَمِعْتَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ نَعَمْ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَتَانِي جِبْرِيلُ ـ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ـ فَقَالَ مَنْ مَاتَ مِنْ أُمَّتِكَ لاَ يُشْرِكُ بِاللَّهِ شَيْئًا دَخَلَ الْجَنَّةَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ وَإِنْ فَعَلَ كَذَا وَكَذَا قَالَ ‏"‏ نَعَمْ ‏"‏‏.‏

Ebu Zer şöyle anlattı: Nebi ile birlikte bulunuyordum. Uhud'u görünce şöyle buyurdu: "Onun benim için altına çevrilmesini ve borç için ayırdığım bir dinar dışında, bu altından bir dinarın üç günden fazla yanımda kalmasını istemem. Malı çok olanlar, mallarını şöyle ve şöyle dağıtanlar dışında, sevabı az olanlardır. Onlar da pek azdır." Ebu Şihab elleriyle önüne, sağına ve soluna işaret etti. Sonra Nebi bana, "Yerinde kal" dedi ve pek uzağa gitmedi. Bir ses işittim ve yanına gitmek istedim; fakat "Ben yanına gelinceye kadar yerinde kal" sözünü hatırladım. Döndüğünde, "Ey Allah'ın Resulü, işittiğim ses neydi?" diye sordum. "Sen de işittin mi?" dedi. "Evet" dedim. Şöyle buyurdu: "Cebrail bana gelip, 'Ümmetinden Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmadan ölen kimse cennete girer' dedi." "Şunları şunları yapsa da mı?" diye sordum. "Evet" buyurdu.

Sahih al Bukhari 2388

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ شَبِيبِ بْنِ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ يُونُسَ، قَالَ ابْنُ شِهَابٍ حَدَّثَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، قَالَ قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لَوْ كَانَ لِي مِثْلُ أُحُدٍ ذَهَبًا، مَا يَسُرُّنِي أَنْ لاَ يَمُرَّ عَلَىَّ ثَلاَثٌ وَعِنْدِي مِنْهُ شَىْءٌ، إِلاَّ شَىْءٌ أُرْصِدُهُ لِدَيْنٍ ‏"‏‏.‏ رَوَاهُ صَالِحٌ وَعُقَيْلٌ عَنِ الزُّهْرِيِّ‏.‏

Ebu Hureyre'den nakledildiğine göre Allah'ın Resulü şöyle buyurdu: "Uhud dağı kadar altınım olsa, borç için ayırdığım miktar dışında, üç gün geçmesine rağmen ondan bir şeyin yanımda kalması beni sevindirmezdi." Bu hadisi Salih ve Ukayl, Zühri'den rivayet etti.

Sahih al Bukhari 2389

حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، أَخْبَرَنَا سَلَمَةُ بْنُ كُهَيْلٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا سَلَمَةَ، بِبَيْتِنَا يُحَدِّثُ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَجُلاً، تَقَاضَى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَأَغْلَظَ لَهُ، فَهَمَّ أَصْحَابُهُ، فَقَالَ ‏"‏ دَعُوهُ، فَإِنَّ لِصَاحِبِ الْحَقِّ مَقَالاً‏.‏ وَاشْتَرُوا لَهُ بَعِيرًا، فَأَعْطُوهُ إِيَّاهُ ‏"‏‏.‏ وَقَالُوا لاَ نَجِدُ إِلاَّ أَفْضَلَ مِنْ سِنِّهِ‏.‏ قَالَ ‏"‏ اشْتَرُوهُ فَأَعْطُوهُ إِيَّاهُ، فَإِنَّ خَيْرَكُمْ أَحْسَنُكُمْ قَضَاءً ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre'den nakledildiğine göre bir adam, Allah'ın Resulü'nden alacağını istedi ve ona sert davrandı. Ashabı adama yönelince Allah'ın Resulü şöyle buyurdu: "Onu bırakın; çünkü hak sahibinin söz söyleme hakkı vardır. Onun için bir deve satın alıp kendisine verin." Ashabı, "Ancak onun devesinden daha iyi yaşta bir deve bulabiliyoruz" dediler. Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Onu satın alıp kendisine verin. Çünkü sizin en hayırlınız, borcunu en güzel şekilde ödeyendir." Hadisten Çıkarılan Sonuçlar Hak sahibinin, hakkını isterken meşru edep sınırları içinde davranması gerekir. Vadesi gelmiş ise alacağı istemek caizdir. Bu hadiste Nebi'nin güzel ahlakı, yumuşak huyluluğu, tevazusu ve insafı görülmektedir. Borçlunun alacaklıya karşı kaba davranması uygun düşmez. Devlet başkanı, kendisine karşı edebe aykırı davranışta bulunanlara tazir cezası verebilir; ancak hak sahiplerini bağışlaması gerekir. Deve borç olarak alınabilir. Bu hükme bütün hayvanlar dahildir. Âlimlerin çoğu bu görüştedir. Sevri'ye ve Hanefilere göre hayvanlar borç olarak alınamaz. Bu konudaki delil, hayvan karşılığında hayvanın vadeli satışını yasaklayan hadistir. Bu hadisi İbn Abbas merfu olarak rivayet etmiştir. İbn Hibban, Darekutni ve başka bazı âlimler de nakletmiştir. Hadiste geçen raviler güvenilirdir. Genel olarak delil getirmeye elverişli bir hadis olduğu söylenebilir. Borç akdinde şart koşulmadığı sürece borcu, alınandan daha iyisiyle ödemek caizdir. Eğer şart koşulursa bunun haram olduğunda ittifak vardır. Âlimlerin çoğunluğu bu görüştedir. Malikiler durumu ayrıntılı ele alarak, sayı olarak fazla ödemenin yasak; nitelik olarak daha iyisiyle ödemenin ise caiz olduğunu söylemişlerdir. İyilik, Allah'a itaat ve benzeri mubah konular için borçlanmak ayıplanacak bir durum değildir. Devlet başkanı, zekât mallarından ödemek üzere ihtiyaç sahiplerinin ihtiyacını karşılamak amacıyla devlet hazinesi adına borçlanabilir. Şafiiler, zekâtın farz olma zamanından önce ödenebileceğine bu hadisi delil getirmişlerdir. İbn Abdilberr bunu nakletmiştir. Ancak bu görüşün dayanağı açık değildir. Allah'ın Resulü'nün borç alması, sadaka verilmesi gereken kimseler için borç aldığı ve sadaka malları gelince borcu sahiplerine ödediği şeklinde yorumlanabilir.

Sahih al Bukhari 2390

حَدَّثَنَا مُسْلِمٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ، عَنْ رِبْعِيٍّ، عَنْ حُذَيْفَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ مَاتَ رَجُلٌ، فَقِيلَ لَهُ قَالَ كُنْتُ أُبَايِعُ النَّاسَ، فَأَتَجَوَّزُ عَنِ الْمُوسِرِ، وَأُخَفِّفُ عَنِ الْمُعْسِرِ، فَغُفِرَ لَهُ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو مَسْعُودٍ سَمِعْتُهُ مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏

Huzeyfe'den nakledildiğine göre Nebi'yi şöyle buyururken işitti: "Bir adam öldü. Ona, 'Ne yapardın?' diye soruldu. Adam, 'İnsanlarla alışveriş yapardım; ödeme gücü olana kolaylık gösterir, darda olana da hafiflik sağlardım' dedi. Bunun üzerine bağışlandı." Ebu Mesud da, "Ben bunu Nebi'den işittim" dedi.

Sahih al Bukhari 2391

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ سُفْيَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي سَلَمَةُ بْنُ كُهَيْلٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَجُلاً، أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَتَقَاضَاهُ بَعِيرًا، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَعْطُوهُ ‏"‏‏.‏ فَقَالُوا مَا نَجِدُ إِلاَّ سِنًّا أَفْضَلَ مِنْ سِنِّهِ‏.‏ فَقَالَ الرَّجُلُ أَوْفَيْتَنِي أَوْفَاكَ اللَّهُ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَعْطُوهُ فَإِنَّ مِنْ خِيَارِ النَّاسِ أَحْسَنَهُمْ قَضَاءً ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre'den nakledildiğine göre bir adam, deve alacağını istemek üzere Nebi'ye geldi. Allah'ın Resulü, "Ona verin" buyurdu. Sahabiler, "Yalnız onun devesinden daha iyi yaşta bir deve bulabiliyoruz" dediler. Adam, "Bana hakkımı eksiksiz verdin, Allah da sana eksiksiz versin" dedi. Bunun üzerine Allah'ın Resulü, "Onu ona verin. Çünkü insanların hayırlılarından biri, borcunu en güzel şekilde ödeyendir" buyurdu.

Sahih al Bukhari 2392

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَانَ لِرَجُلٍ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم سِنٌّ مِنَ الإِبِلِ فَجَاءَهُ يَتَقَاضَاهُ فَقَالَ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَعْطُوهُ ‏"‏‏.‏ فَطَلَبُوا سِنَّهُ، فَلَمْ يَجِدُوا لَهُ إِلاَّ سِنًّا فَوْقَهَا‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ أَعْطُوهُ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ أَوْفَيْتَنِي، وَفَّى اللَّهُ بِكَ‏.‏ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّ خِيَارَكُمْ أَحْسَنُكُمْ قَضَاءً ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre şöyle anlattı: Bir adamın Nebi'den belirli bir yaşta deve alacağı vardı. Adam alacağını istemeye geldi. Nebi, "Ona verin" buyurdu. Aynı yaşta bir deve aradılar, fakat yalnız daha büyük yaşta bir deve bulabildiler. Nebi, "Onu ona verin" buyurdu. Adam, "Bana hakkımı eksiksiz verdin, Allah da sana eksiksiz versin" dedi. Nebi de, "Sizin en hayırlınız, borcunu en güzel şekilde ödeyeninizdir" buyurdu.

Sahih al Bukhari 2393

حَدَّثَنَا خَلاَّدٌ، حَدَّثَنَا مِسْعَرٌ، حَدَّثَنَا مُحَارِبُ بْنُ دِثَارٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ أَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ فِي الْمَسْجِدِ ـ قَالَ مِسْعَرٌ أُرَاهُ قَالَ ضُحًى ـ فَقَالَ ‏ "‏ صَلِّ رَكْعَتَيْنِ ‏"‏‏.‏ وَكَانَ لِي عَلَيْهِ دَيْنٌ فَقَضَانِي وَزَادَنِي‏.‏

Cabir İbn Abdullah şöyle anlattı: Nebi mescitteyken yanına geldim. Mis'ar, Muharib'in kuşluk vakti olduğunu söylediğini zannettiğini belirtti. Nebi bana, "İki rekât namaz kıl" buyurdu. Ondan bir alacağım vardı; onu ödedi ve bana fazlasını verdi.

Sahih al Bukhari 2394

حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا يُونُسُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ أَخْبَرَهُ أَنَّ أَبَاهُ قُتِلَ يَوْمَ أُحُدٍ شَهِيدًا، وَعَلَيْهِ دَيْنٌ فَاشْتَدَّ الْغُرَمَاءُ فِي حُقُوقِهِمْ، فَأَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَسَأَلَهُمْ أَنْ يَقْبَلُوا تَمْرَ حَائِطِي وَيُحَلِّلُوا أَبِي فَأَبَوْا، فَلَمْ يُعْطِهِمِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم حَائِطِي، وَقَالَ ‏ "‏ سَنَغْدُو عَلَيْكَ ‏"‏‏.‏ فَغَدَا عَلَيْنَا حِينَ أَصْبَحَ، فَطَافَ فِي النَّخْلِ، وَدَعَا فِي ثَمَرِهَا بِالْبَرَكَةِ، فَجَدَدْتُهَا فَقَضَيْتُهُمْ، وَبَقِيَ لَنَا مِنْ تَمْرِهَا‏.‏

Cabir İbn Abdullah'tan nakledildiğine göre babası Uhud günü şehit edilmiş ve geride borç bırakmıştı. Alacaklılar haklarını istemekte çok sıkı davrandılar. Cabir, Nebi'ye giderek onlardan bahçesinin hurmalarını kabul etmelerini ve babasını borçtan ibra etmelerini istemesini rica etti. Fakat kabul etmediler. Nebi de bahçeyi onlara vermedi ve Cabir'e, "Sabah sana geleceğiz" buyurdu. Ertesi sabah yanlarına geldi, hurma ağaçlarının arasında dolaştı ve ürünlerine bereket duası etti. Cabir hurmaları topladı, alacaklıların borçlarını ödedi ve kendilerine de bir miktar hurma kaldı.

Sahih al Bukhari 2395

حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، حَدَّثَنَا أَنَسٌ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ وَهْبِ بْنِ كَيْسَانَ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّهُ أَخْبَرَهُ أَنَّ أَبَاهُ تُوُفِّيَ، وَتَرَكَ عَلَيْهِ ثَلاَثِينَ وَسْقًا لِرَجُلٍ مِنَ الْيَهُودِ، فَاسْتَنْظَرَهُ جَابِرٌ، فَأَبَى أَنْ يُنْظِرَهُ، فَكَلَّمَ جَابِرٌ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِيَشْفَعَ لَهُ إِلَيْهِ، فَجَاءَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَكَلَّمَ الْيَهُودِيَّ لِيَأْخُذَ ثَمَرَ نَخْلِهِ بِالَّذِي لَهُ فَأَبَى، فَدَخَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم النَّخْلَ، فَمَشَى فِيهَا ثُمَّ قَالَ لِجَابِرٍ ‏"‏ جُدَّ لَهُ فَأَوْفِ لَهُ الَّذِي لَهُ ‏"‏‏.‏ فَجَدَّهُ بَعْدَ مَا رَجَعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَوْفَاهُ ثَلاَثِينَ وَسْقًا، وَفَضَلَتْ لَهُ سَبْعَةَ عَشَرَ وَسْقًا، فَجَاءَ جَابِرٌ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِيُخْبِرَهُ بِالَّذِي كَانَ، فَوَجَدَهُ يُصَلِّي الْعَصْرَ، فَلَمَّا انْصَرَفَ أَخْبَرَهُ بِالْفَضْلِ، فَقَالَ ‏"‏ أَخْبِرْ ذَلِكَ ابْنَ الْخَطَّابِ ‏"‏‏.‏ فَذَهَبَ جَابِرٌ إِلَى عُمَرَ، فَأَخْبَرَهُ‏.‏ فَقَالَ لَهُ عُمَرُ لَقَدْ عَلِمْتُ حِينَ مَشَى فِيهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَيُبَارَكَنَّ فِيهَا‏.‏

Vehb İbn Keysan'ın Cabir İbn Abdullah'tan naklettiğine göre Cabir'in babası, bir Yahudi'ye otuz vesk borç bırakarak vefat etmişti. Cabir, kendisine süre tanımasını istedi; fakat adam kabul etmedi. Bunun üzerine Cabir, kendisi için aracılık etmesi amacıyla Allah'ın Resulü ile konuştu. Allah'ın Resulü geldi ve Yahudi'den, alacağına karşılık Cabir'in hurmalığındaki ürünü kabul etmesini istedi; fakat adam bunu da kabul etmedi. Ardından Allah'ın Resulü hurmalığa girdi, içinde dolaştı ve Cabir'e, "Hurmaları topla ve hakkını eksiksiz öde" buyurdu. Allah'ın Resulü döndükten sonra Cabir hurmaları topladı; otuz vesk borcu ödedi ve on yedi vesk arttı. Cabir, olanları haber vermek için Allah'ın Resulü'ne geldiğinde onu ikindi namazını kılarken buldu. Namazı bitirince artan miktarı haber verdi. Allah'ın Resulü, "Bunu Hattab'ın oğluna haber ver" buyurdu. Cabir gidip Ömer'e haber verdi. Ömer, "Allah'ın Resulü hurmalığın içinde dolaştığında ona mutlaka bereket verileceğini anlamıştım" dedi.

Sahih al Bukhari 2396

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، ح وَحَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي أَخِي، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ أَبِي عَتِيقٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، أَنَّ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَخْبَرَتْهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَدْعُو فِي الصَّلاَةِ وَيَقُولُ ‏"‏ اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْمَأْثَمِ وَالْمَغْرَمِ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ لَهُ قَائِلٌ مَا أَكْثَرَ مَا تَسْتَعِيذُ يَا رَسُولَ اللَّهِ مِنَ الْمَغْرَمِ قَالَ ‏"‏ إِنَّ الرَّجُلَ إِذَا غَرِمَ حَدَّثَ فَكَذَبَ وَوَعَدَ فَأَخْلَفَ ‏"‏‏.‏

Urve'nin naklettiğine göre Aişe şöyle anlattı: Allah'ın Resulü namazda, "Allah'ım! Günahtan ve borçtan sana sığınırım" diye dua ederdi. Bir kimse ona, "Ey Allah'ın Resulü! Borçtan ne kadar çok Allah'a sığınıyorsunuz!" dedi. Allah'ın Resulü, "İnsan borçlandığında konuşur ve yalan söyler; söz verir ve sözünden döner" buyurdu.

Sahih al Bukhari 2397

حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ ثَابِتٍ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ تَرَكَ مَالاً فَلِوَرَثَتِهِ، وَمَنْ تَرَكَ كَلاًّ فَإِلَيْنَا ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre'den nakledildiğine göre Nebi şöyle buyurdu: "Kim mal bırakırsa o mal mirasçılarınındır. Kim de bakıma muhtaç kimseler bırakırsa onların sorumluluğu bize aittir."

Sahih al Bukhari 2398

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَامِرٍ، حَدَّثَنَا فُلَيْحٌ، عَنْ هِلاَلِ بْنِ عَلِيٍّ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي عَمْرَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ مَا مِنْ مُؤْمِنٍ إِلاَّ وَأَنَا أَوْلَى بِهِ فِي الدُّنْيَا وَالآخِرَةِ اقْرَءُوا إِنْ شِئْتُمْ ‏{‏النَّبِيُّ أَوْلَى بِالْمُؤْمِنِينَ مِنْ أَنْفُسِهِمْ‏}‏ فَأَيُّمَا مُؤْمِنٍ مَاتَ وَتَرَكَ مَالاً فَلْيَرِثْهُ عَصَبَتُهُ مَنْ كَانُوا، وَمَنْ تَرَكَ دَيْنًا أَوْ ضَيَاعًا فَلْيَأْتِنِي فَأَنَا مَوْلاَهُ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre'den nakledildiğine göre Nebi şöyle buyurdu: "Ben her mümine dünya ve ahirette daha yakınım. Dilerseniz, ‘Nebi, müminlere kendi canlarından daha yakındır’ ayetini okuyun. Hangi mümin ölür ve mal bırakırsa, kim olurlarsa olsunlar asabesi ona mirasçı olsun. Kim de borç veya bakıma muhtaç kimseler bırakırsa bana gelsin; çünkü onun velisi benim."

Sahih al Bukhari 2399

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنْ هَمَّامِ بْنِ مُنَبِّهٍ، أَخِي وَهْبِ بْنِ مُنَبِّهٍ أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَطْلُ الْغَنِيِّ ظُلْمٌ ‏"‏‏.‏

Vehb İbn Münebbih'in kardeşi Hemmam İbn Münebbih, Ebu Hureyre'nin şöyle dediğini işitti: Allah'ın Resulü, "Ödeme gücü bulunan kimsenin borcunu geciktirmesi zulümdür" buyurdu.

Sahih al Bukhari 2400

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم رَجُلٌ يَتَقَاضَاهُ فَأَغْلَظَ لَهُ فَهَمَّ بِهِ أَصْحَابُهُ‏.‏ فَقَالَ ‏ "‏ دَعُوهُ فَإِنَّ لِصَاحِبِ الْحَقِّ مَقَالاً ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre şöyle anlattı: Bir gün Nebi’ye bir adam alacağını istemek üzere geldi ve ona karşı sert konuştu. Sahabiler adama müdahale etmek isteyince Nebi, "Onu bırakın; çünkü hak sahibinin söz söyleme hakkı vardır" buyurdu.

Sahih al Bukhari 2401

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو بَكْرِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرِو بْنِ حَزْمٍ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ عَبْدِ الْعَزِيزِ، أَخْبَرَهُ أَنَّ أَبَا بَكْرِ بْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْحَارِثِ بْنِ هِشَامٍ أَخْبَرَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَوْ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ مَنْ أَدْرَكَ مَالَهُ بِعَيْنِهِ عِنْدَ رَجُلٍ أَوْ إِنْسَانٍ قَدْ أَفْلَسَ، فَهْوَ أَحَقُّ بِهِ مِنْ غَيْرِهِ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre, "Allah’ın Resulü şöyle buyurdu veya Allah’ın Resulü’nün şöyle buyurduğunu işittim" dedi: "Malını iflas etmiş bir kimsenin yanında aynen bulan kişi, o mala başkalarından daha fazla hak sahibidir."

Sahih al Bukhari 2402

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا حُسَيْنٌ الْمُعَلِّمُ، حَدَّثَنَا عَطَاءُ بْنُ أَبِي رَبَاحٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ أَعْتَقَ رَجُلٌ غُلاَمًا لَهُ عَنْ دُبُرٍ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ يَشْتَرِيهِ مِنِّي ‏"‏‏.‏ فَاشْتَرَاهُ نُعَيْمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، فَأَخَذَ ثَمَنَهُ، فَدَفَعَهُ إِلَيْهِ‏.‏

Cabir İbn Abdullah şöyle anlattı: Bir adam kölesini ölümünden sonra azat edilmek üzere müdebber kılmıştı. Nebi, "Bu köleyi benden kim satın alır?" buyurdu. Nuaym İbn Abdullah onu satın aldı; Nebi de bedelini alıp adama verdi.

Sahih al Bukhari 2403

وَقَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي جَعْفَرُ بْنُ رَبِيعَةَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ هُرْمُزَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ ذَكَرَ رَجُلاً مِنْ بَنِي إِسْرَائِيلَ، سَأَلَ بَعْضَ بَنِي إِسْرَائِيلَ أَنْ يُسْلِفَهُ، فَدَفَعَهَا إِلَيْهِ إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى‏.‏ فَذَكَرَ الْحَدِيثَ‏.‏

Ebu Hureyre’den nakledildiğine göre Allah’ın Resulü, İsrailoğullarından bir adamın başka bir İsrailoğlundan borç istediğini, onun da belirli bir vadeye kadar borç verdiğini anlattı.

Sahih al Bukhari 2404

حَدَّثَنَا مُوسَى، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ مُغِيرَةَ، عَنْ عَامِرٍ، عَنْ جَابِرٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أُصِيبَ عَبْدُ اللَّهِ وَتَرَكَ عِيَالاً وَدَيْنًا، فَطَلَبْتُ إِلَى أَصْحَابِ الدَّيْنِ أَنْ يَضَعُوا بَعْضًا مِنْ دَيْنِهِ فَأَبَوْا، فَأَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَاسْتَشْفَعْتُ بِهِ عَلَيْهِمْ فَأَبَوْا، فَقَالَ ‏"‏ صَنِّفْ تَمْرَكَ كُلَّ شَىْءٍ مِنْهُ عَلَى حِدَتِهِ، عِذْقَ ابْنِ زَيْدٍ عَلَى حِدَةٍ، وَاللِّينَ عَلَى حِدَةٍ، وَالْعَجْوَةَ عَلَى حِدَةٍ، ثُمَّ أَحْضِرْهُمْ حَتَّى آتِيَكَ ‏"‏‏.‏ فَفَعَلْتُ، ثُمَّ جَاءَ صلى الله عليه وسلم فَقَعَدَ عَلَيْهِ، وَكَالَ لِكُلِّ رَجُلٍ حَتَّى اسْتَوْفَى، وَبَقِيَ التَّمْرُ كَمَا هُوَ كَأَنَّهُ لَمْ يُمَسَّ‏.‏ وَغَزَوْتُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم عَلَى نَاضِحٍ لَنَا، فَأَزْحَفَ الْجَمَلُ فَتَخَلَّفَ عَلَىَّ فَوَكَزَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مِنْ خَلْفِهِ، قَالَ ‏"‏ بِعْنِيهِ وَلَكَ ظَهْرُهُ إِلَى الْمَدِينَةِ ‏"‏‏.‏ فَلَمَّا دَنَوْنَا اسْتَأْذَنْتُ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي حَدِيثُ عَهْدٍ بِعُرْسٍ‏.‏ قَالَ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ فَمَا تَزَوَّجْتَ بِكْرًا أَمْ ثَيِّبًا ‏"‏‏.‏ قُلْتُ ثَيِّبًا، أُصِيبَ عَبْدُ اللَّهِ وَتَرَكَ جَوَارِيَ صِغَارًا، فَتَزَوَّجْتُ ثَيِّبًا تُعَلِّمُهُنَّ وَتُؤَدِّبُهُنَّ، ثُمَّ قَالَ ‏"‏ ائْتِ أَهْلَكَ ‏"‏‏.‏ فَقَدِمْتُ فَأَخْبَرْتُ خَالِي بِبَيْعِ الْجَمَلِ فَلاَمَنِي، فَأَخْبَرْتُهُ بِإِعْيَاءِ الْجَمَلِ، وَبِالَّذِي كَانَ مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَوَكْزِهِ إِيَّاهُ، فَلَمَّا قَدِمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم غَدَوْتُ إِلَيْهِ بِالْجَمَلِ، فَأَعْطَانِي ثَمَنَ الْجَمَلِ وَالْجَمَلَ وَسَهْمِي مَعَ الْقَوْمِ‏.‏

Cabir İbn Abdullah şöyle anlattı: Babam vefat etmiş ve geride borç ve bakıma muhtaç bir aile bırakmıştı. Bunun üzerine alacaklılardan borçta indirim yapmalarını istedim. Fakat onlar kabul etmedi. Ben de Nebi’ye durumu arz edip ondan aracılıkta bulunmasını talep ettim. Alacaklılar yine yapmadılar. Nebi bana, "Hurmalarını türlerine göre ayır; İbn Zeyd hurmasını, lin hurmasını ve acveyi ayrı ayrı koy. Sonra ben gelinceye kadar alacaklıları hazır et." buyurdu. Ben de öyle yaptım. Daha sonra Nebi geldi ve hurmalığa oturdu. Bütün alacaklılar alacaklarını tahsil ettiği halde, hurmalar sanki hiç dokunulmamış gibi eksilmeden duruyordu. Cabir İbn Abdullah şöyle anlattı: Su taşımakta kullandığımız bir deve üzerinde Allah’ın Resulü ile birlikte bir gazveye katıldım. Deve yoruldu ve ben geride kaldım. Nebi de deveyi arkasından dürtükledi ve bana, "Medine'ye kadar binebilirsin, deveyi bana sat" buyurdu. Medine'ye yaklaşınca ben izin isteyerek, "Ey Allah'ın Resulü! Ben yeni damat oldum" dedim. Allah’ın Resulü, "Bakire ile mi yoksa dul ile mi evlendin?" diye sordu. Ben de, "Dul ile, babam vefat etti. Geride küçük çocuklar kaldı. Ben de, çocukları terbiye edip yetiştirsin diye dul ile evlendim" dedim. Daha sonra bana, "Ailene git" buyurdu. Ben de gittim. Dayıma deveyi sattığımı söyleyince beni ayıpladı. Çünkü devenin acizliğinden ve Resulullah'ın onu dürttüğünden bahsetmiştim. Allah’ın Resulü gelince deveyi ona götürdüm. Nebi bana, hem devenin bedelini, hem deveyi hem de ganimetten bana düşen payı verdi.

Sahih al Bukhari 2405

حَدَّثَنَا مُوسَى، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ مُغِيرَةَ، عَنْ عَامِرٍ، عَنْ جَابِرٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أُصِيبَ عَبْدُ اللَّهِ وَتَرَكَ عِيَالاً وَدَيْنًا، فَطَلَبْتُ إِلَى أَصْحَابِ الدَّيْنِ أَنْ يَضَعُوا بَعْضًا مِنْ دَيْنِهِ فَأَبَوْا، فَأَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَاسْتَشْفَعْتُ بِهِ عَلَيْهِمْ فَأَبَوْا، فَقَالَ ‏"‏ صَنِّفْ تَمْرَكَ كُلَّ شَىْءٍ مِنْهُ عَلَى حِدَتِهِ، عِذْقَ ابْنِ زَيْدٍ عَلَى حِدَةٍ، وَاللِّينَ عَلَى حِدَةٍ، وَالْعَجْوَةَ عَلَى حِدَةٍ، ثُمَّ أَحْضِرْهُمْ حَتَّى آتِيَكَ ‏"‏‏.‏ فَفَعَلْتُ، ثُمَّ جَاءَ صلى الله عليه وسلم فَقَعَدَ عَلَيْهِ، وَكَالَ لِكُلِّ رَجُلٍ حَتَّى اسْتَوْفَى، وَبَقِيَ التَّمْرُ كَمَا هُوَ كَأَنَّهُ لَمْ يُمَسَّ‏.‏ وَغَزَوْتُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم عَلَى نَاضِحٍ لَنَا، فَأَزْحَفَ الْجَمَلُ فَتَخَلَّفَ عَلَىَّ فَوَكَزَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مِنْ خَلْفِهِ، قَالَ ‏"‏ بِعْنِيهِ وَلَكَ ظَهْرُهُ إِلَى الْمَدِينَةِ ‏"‏‏.‏ فَلَمَّا دَنَوْنَا اسْتَأْذَنْتُ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي حَدِيثُ عَهْدٍ بِعُرْسٍ‏.‏ قَالَ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ فَمَا تَزَوَّجْتَ بِكْرًا أَمْ ثَيِّبًا ‏"‏‏.‏ قُلْتُ ثَيِّبًا، أُصِيبَ عَبْدُ اللَّهِ وَتَرَكَ جَوَارِيَ صِغَارًا، فَتَزَوَّجْتُ ثَيِّبًا تُعَلِّمُهُنَّ وَتُؤَدِّبُهُنَّ، ثُمَّ قَالَ ‏"‏ ائْتِ أَهْلَكَ ‏"‏‏.‏ فَقَدِمْتُ فَأَخْبَرْتُ خَالِي بِبَيْعِ الْجَمَلِ فَلاَمَنِي، فَأَخْبَرْتُهُ بِإِعْيَاءِ الْجَمَلِ، وَبِالَّذِي كَانَ مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَوَكْزِهِ إِيَّاهُ، فَلَمَّا قَدِمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم غَدَوْتُ إِلَيْهِ بِالْجَمَلِ، فَأَعْطَانِي ثَمَنَ الْجَمَلِ وَالْجَمَلَ وَسَهْمِي مَعَ الْقَوْمِ‏.‏

Cabir İbn Abdullah şöyle anlattı: Babam vefat etmiş ve geride borç ile bakıma muhtaç bir aile bırakmıştı. Bunun üzerine alacaklılardan borcun bir kısmını indirmelerini istedim, fakat kabul etmediler. Ben de Nebi'ye durumu arz edip ondan aracılık etmesini istedim. Alacaklılar yine kabul etmediler. Nebi bana, "Hurmalarını türlerine göre ayır; İbn Zeyd hurmasını, lin hurmasını ve acveyi ayrı ayrı koy. Sonra ben gelene kadar alacaklıları hazır et" buyurdu. Ben de öyle yaptım. Daha sonra Nebi geldi, hurmaların üzerine oturdu ve her bir alacaklıya alacağını tam olarak ölçüp verdi. Hurmalar ise sanki hiç dokunulmamış gibi duruyordu. Cabir İbn Abdullah şöyle devam etti: Su taşımakta kullandığımız bir deve üzerinde Nebi ile birlikte bir gazveye katıldım. Deve yorulunca geride kaldım. Nebi deveyi arkasından dürttü ve bana, "Onu bana sat; Medine'ye kadar da ona binme hakkı senin olsun" buyurdu. Medine'ye yaklaşınca izin isteyerek, "Ey Allah'ın Resulü! Ben yeni evlendim" dedim. Nebi, "Bakireyle mi, dul bir kadınla mı evlendin?" diye sordu. Ben de, "Dul bir kadınla. Babam vefat etti ve geride küçük kızlar bıraktı. Onları eğitip terbiye etmesi için dul bir kadınla evlendim" dedim. Daha sonra bana, "Ailene git" buyurdu. Ben de gittim. Dayıma deveyi sattığımı söyleyince beni ayıpladı. Ona devenin yorulduğunu, Nebi'nin yaptığını ve deveyi dürttüğünü anlattım. Nebi Medine'ye gelince deveyi kendisine götürdüm. Bana devenin bedelini, devenin kendisini ve ganimetten düşen payımı verdi.

Sahih al Bukhari 2406

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، سَمِعْتُ ابْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ رَجُلٌ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِنِّي أُخْدَعُ فِي الْبُيُوعِ‏.‏ فَقَالَ ‏ "‏ إِذَا بَايَعْتَ فَقُلْ لاَ خِلاَبَةَ ‏"‏‏.‏ فَكَانَ الرَّجُلُ يَقُولُهُ‏.‏

İbn Ömer şöyle anlattı: Bir adam Nebi'ye, "Ben alışverişlerde aldatılıyorum" dedi. Bunun üzerine Nebi ona, "Alışveriş yaptığın zaman, 'Aldatma yok' de" buyurdu. Adam da alışverişlerinde bunu söylerdi.

Sahih al Bukhari 2407

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ وَرَّادٍ، مَوْلَى الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ اللَّهَ حَرَّمَ عَلَيْكُمْ عُقُوقَ الأُمَّهَاتِ، وَوَأْدَ الْبَنَاتِ، وَمَنَعَ وَهَاتِ، وَكَرِهَ لَكُمْ قِيلَ وَقَالَ، وَكَثْرَةَ السُّؤَالِ، وَإِضَاعَةَ الْمَالِ ‏"‏‏.‏

Muğire İbn Şu'be'den nakledildiğine göre Nebi şöyle buyurdu: "Allah size annelere karşı gelmeyi, kız çocuklarını diri diri gömmeyi, vermeyip sürekli istemeyi haram kıldı. Dedikodu etmeyi, çok soru sormayı ve malı zayi etmeyi de sizin için hoş görmedi."

Sahih al Bukhari 2408

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ كُلُّكُمْ رَاعٍ وَمَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ، فَالإِمَامُ رَاعٍ، وَهْوَ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ، وَالرَّجُلُ فِي أَهْلِهِ رَاعٍ، وَهْوَ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ، وَالْمَرْأَةُ فِي بَيْتِ زَوْجِهَا رَاعِيَةٌ وَهْىَ مَسْئُولَةٌ عَنْ رَعِيَّتِهَا، وَالْخَادِمُ فِي مَالِ سَيِّدِهِ رَاعٍ، وَهْوَ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَسَمِعْتُ هَؤُلاَءِ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَحْسِبُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ وَالرَّجُلُ فِي مَالِ أَبِيهِ رَاعٍ، وَهْوَ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ، فَكُلُّكُمْ رَاعٍ، وَكُلُّكُمْ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ ‏"‏‏.‏

Abdullah İbn Ömer, Allah'ın Resulü'nün şöyle buyurduğunu işitti: "Her biriniz çobansınız ve güttüğünüzden sorumlusunuz. Yönetici çobandır ve halkından sorumludur. Kişi ailesinin çobanıdır ve ailesinden sorumludur. Kadın kocasının evinde çobandır ve güttüğünden sorumludur. Hizmetçi efendisinin malının çobanıdır ve ondan sorumludur." Abdullah, "Bunları Allah'ın Resulü'nden işittim. Nebi'nin ayrıca, 'Kişi babasının malının çobanıdır ve ondan sorumludur. Her biriniz çobansınız ve her biriniz güttüğünüzden sorumlusunuz' buyurduğunu da sanıyorum" dedi.

Sahih al Bukhari 2409