HADİS KÜTÜPHANESİ

Sahih-i Buhârî

97 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

Kefalet

9 hadis

وَقَالَ أَبُو الزِّنَادِ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ حَمْزَةَ بْنِ عَمْرٍو الأَسْلَمِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ عُمَرَ ـ رضى الله عنه ـ بَعَثَهُ مُصَدِّقًا، فَوَقَعَ رَجُلٌ عَلَى جَارِيَةِ امْرَأَتِهِ، فَأَخَذَ حَمْزَةُ مِنَ الرَّجُلِ كَفِيلاً حَتَّى قَدِمَ عَلَى عُمَرَ، وَكَانَ عُمَرُ قَدْ جَلَدَهُ مِائَةَ جَلْدَةٍ، فَصَدَّقَهُمْ، وَعَذَرَهُ بِالْجَهَالَةِ‏.‏ وَقَالَ جَرِيرٌ وَالأَشْعَثُ لِعَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ فِي الْمُرْتَدِّينَ اسْتَتِبْهُمْ، وَكَفِّلْهُمْ‏.‏ فَتَابُوا وَكَفَلَهُمْ عَشَائِرُهُمْ‏.‏ وَقَالَ حَمَّادٌ إِذَا تَكَفَّلَ بِنَفْسٍ فَمَاتَ فَلاَ شَىْءَ عَلَيْهِ‏.‏ وَقَالَ الْحَكَمُ يَضْمَنُ‏.‏

Ebu Zinad’ın Muhammed İbn Hamza İbn Amr el-Eslemi aracılığıyla babasından naklettiğine göre Ömer, Hamza’yı zekât memuru olarak görevlendirdi. Bir adam karısının cariyesiyle ilişkiye girince Hamza, Ömer’in yanına gelinceye kadar adamdan bir kefil aldı. Ömer adama yüz değnek vurdurmuştu. Adam onların söylediklerini doğrulayınca Ömer, bilgisizliğini mazeret kabul etti. Cerir ile Eş’as, Abdullah İbn Mesud’a mürtetler hakkında, "Onlardan tövbe etmelerini iste ve kendilerine kefil al" dediler. Onlar tövbe etti ve kabileleri kendilerine kefil oldu. Hammad, bir kimsenin şahsına kefil olan kişinin, kefil olunanın ölmesi hâlinde hiçbir sorumluluğunun bulunmadığını söyledi. Hakem ise sorumlu olduğunu söyledi.

Sahih al Bukhari 2290

قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ وَقَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي جَعْفَرُ بْنُ رَبِيعَةَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ هُرْمُزَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَنَّهُ ذَكَرَ رَجُلاً مِنْ بَنِي إِسْرَائِيلَ سَأَلَ بَعْضَ بَنِي إِسْرَائِيلَ أَنْ يُسْلِفَهُ أَلْفَ دِينَارٍ، فَقَالَ ائْتِنِي بِالشُّهَدَاءِ أُشْهِدُهُمْ‏.‏ فَقَالَ كَفَى بِاللَّهِ شَهِيدًا‏.‏ قَالَ فَأْتِنِي بِالْكَفِيلِ‏.‏ قَالَ كَفَى بِاللَّهِ كَفِيلاً‏.‏ قَالَ صَدَقْتَ‏.‏ فَدَفَعَهَا إِلَيْهِ إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى، فَخَرَجَ فِي الْبَحْرِ، فَقَضَى حَاجَتَهُ، ثُمَّ الْتَمَسَ مَرْكَبًا يَرْكَبُهَا، يَقْدَمُ عَلَيْهِ لِلأَجَلِ الَّذِي أَجَّلَهُ، فَلَمْ يَجِدْ مَرْكَبًا، فَأَخَذَ خَشَبَةً، فَنَقَرَهَا فَأَدْخَلَ فِيهَا أَلْفَ دِينَارٍ، وَصَحِيفَةً مِنْهُ إِلَى صَاحِبِهِ، ثُمَّ زَجَّجَ مَوْضِعَهَا، ثُمَّ أَتَى بِهَا إِلَى الْبَحْرِ، فَقَالَ اللَّهُمَّ إِنَّكَ تَعْلَمُ أَنِّي كُنْتُ تَسَلَّفْتُ فُلاَنًا أَلْفَ دِينَارٍ، فَسَأَلَنِي كَفِيلاً، فَقُلْتُ كَفَى بِاللَّهِ كَفِيلاً، فَرَضِيَ بِكَ، وَسَأَلَنِي شَهِيدًا، فَقُلْتُ كَفَى بِاللَّهِ شَهِيدًا، فَرَضِيَ بِكَ، وَأَنِّي جَهَدْتُ أَنْ أَجِدَ مَرْكَبًا، أَبْعَثُ إِلَيْهِ الَّذِي لَهُ فَلَمْ أَقْدِرْ، وَإِنِّي أَسْتَوْدِعُكَهَا‏.‏ فَرَمَى بِهَا فِي الْبَحْرِ حَتَّى وَلَجَتْ فِيهِ، ثُمَّ انْصَرَفَ، وَهْوَ فِي ذَلِكَ يَلْتَمِسُ مَرْكَبًا، يَخْرُجُ إِلَى بَلَدِهِ، فَخَرَجَ الرَّجُلُ الَّذِي كَانَ أَسْلَفَهُ، يَنْظُرُ لَعَلَّ مَرْكَبًا قَدْ جَاءَ بِمَالِهِ، فَإِذَا بِالْخَشَبَةِ الَّتِي فِيهَا الْمَالُ، فَأَخَذَهَا لأَهْلِهِ حَطَبًا، فَلَمَّا نَشَرَهَا وَجَدَ الْمَالَ وَالصَّحِيفَةَ، ثُمَّ قَدِمَ الَّذِي كَانَ أَسْلَفَهُ، فَأَتَى بِالأَلْفِ دِينَارٍ، فَقَالَ وَاللَّهِ مَا زِلْتُ جَاهِدًا فِي طَلَبِ مَرْكَبٍ لآتِيَكَ بِمَالِكَ، فَمَا وَجَدْتُ مَرْكَبًا قَبْلَ الَّذِي أَتَيْتُ فِيهِ‏.‏ قَالَ هَلْ كُنْتَ بَعَثْتَ إِلَىَّ بِشَىْءٍ قَالَ أُخْبِرُكَ أَنِّي لَمْ أَجِدْ مَرْكَبًا قَبْلَ الَّذِي جِئْتُ فِيهِ‏.‏ قَالَ فَإِنَّ اللَّهَ قَدْ أَدَّى عَنْكَ الَّذِي بَعَثْتَ فِي الْخَشَبَةِ فَانْصَرِفْ بِالأَلْفِ الدِّينَارِ رَاشِدًا ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre’den nakledildiğine göre Allah Resulü, İsrailoğullarından bir adamın başından geçen olayı şöyle anlattı: "İsrailoğullarından bir adam diğerinden bin dinar borç istedi. Diğeri, "Bana şahitler getir de onları şahit tutayım" dedi. Borç isteyen, "Şahit olarak Allah yeter" dedi. Diğeri, "Öyleyse bana bir kefil getir" dedi. Borç isteyen, "Kefil olarak Allah yeter" dedi. Borç veren, "Doğru söyledin" diyerek belirli bir vadeye kadar bin dinarı ona verdi. Adam deniz yolculuğuna çıktı ve işini gördü. Sonra borcunu vadesinde ödemek üzere geri dönmek için bir gemi aradı, fakat bulamadı. Bir odun parçası alıp içini oydu; bin dinarı ve alacaklıya yazdığı mektubu içine koydu, ardından oyduğu yeri kapattı. Odunu denize götürüp şöyle dedi: "Allah’ım! Sen bilirsin ki ben falan kimseden bin dinar borç aldım. Benden kefil isteyince, ‘Kefil olarak Allah yeter’ dedim ve o da sana razı oldu. Benden şahit isteyince, ‘Şahit olarak Allah yeter’ dedim ve o da sana razı oldu. Hakkı olan parayı kendisine gönderecek bir gemi bulmak için çabaladım, fakat bulamadım. Bu parayı sana emanet ediyorum." Sonra odunu denize attı; odun denizde kaybolunca geri döndü ve memleketine gidecek bir gemi aramayı sürdürdü. Borç veren de parasını getiren bir gemi gelmiş olabileceğini düşünerek deniz kıyısına çıktı. İçinde para bulunan odunla karşılaşınca onu ailesine yakacak yapmak üzere aldı. Odunu yarınca parayı ve mektubu buldu. Daha sonra borç alan adam geldi ve bin dinarı getirerek, "Allah’a yemin ederim ki paranı getirebilmek için sürekli bir gemi aradım; geldiğim gemiden önce hiçbir gemi bulamadım" dedi. Alacaklı, "Bana bir şey göndermiş miydin?" diye sordu. Borçlu, "Sana, geldiğim gemiden önce hiçbir gemi bulamadığımı söylüyorum" dedi. Alacaklı, "Allah, odunun içinde gönderdiğin parayı senin adına ödedi. Bin dinarınla doğru yolu tutmuş olarak dön" dedi."

Sahih al Bukhari 2291

حَدَّثَنَا الصَّلْتُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ إِدْرِيسَ، عَنْ طَلْحَةَ بْنِ مُصَرِّفٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما – ‏{‏وَلِكُلٍّ جَعَلْنَا مَوَالِيَ‏}‏ قَالَ وَرَثَةً ‏{‏وَالَّذِينَ عَقَدَتْ أَيْمَانُكُمْ‏}‏ قَالَ كَانَ الْمُهَاجِرُونَ لَمَّا قَدِمُوا الْمَدِينَةَ يَرِثُ الْمُهَاجِرُ الأَنْصَارِيَّ دُونَ ذَوِي رَحِمِهِ لِلأُخُوَّةِ الَّتِي آخَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَيْنَهُمْ، فَلَمَّا نَزَلَتْ ‏{‏وَلِكُلٍّ جَعَلْنَا مَوَالِيَ‏}‏ نَسَخَتْ، ثُمَّ قَالَ ‏{‏وَالَّذِينَ عَقَدَتْ أَيْمَانُكُمْ ‏}‏ إِلاَّ النَّصْرَ وَالرِّفَادَةَ وَالنَّصِيحَةَ، وَقَدْ ذَهَبَ الْمِيرَاثُ وَيُوصِي لَهُ‏.‏

İbn Abbas, "Her biri için mevlâlar tayin ettik" ifadesinin "mirasçılar tayin ettik" anlamına geldiğini söyledi. "Yeminlerinizin bağladığı kimseler" ise Muhacirler ile Ensar’dı. Muhacirler Medine’ye geldiklerinde, Nebi’nin aralarında kurduğu kardeşlik sebebiyle bir muhacir, ensar kardeşine onun akrabalarından önce mirasçı olurdu. "Her biri için mevlâlar tayin ettik" ayeti inince bu uygulama kaldırıldı. İbn Abbas daha sonra "Yeminlerinizin bağladığı kimseler" ifadesi hakkında, "Yardımlaşma, destek ve nasihat devam eder; mirasçılık kalkmıştır, fakat kendisine vasiyette bulunulabilir" dedi.

Sahih al Bukhari 2292

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَدِمَ عَلَيْنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَوْفٍ فَآخَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْنَهُ وَبَيْنَ سَعْدِ بْنِ الرَّبِيعِ‏.‏

Enes İbn Malik’ten nakledildiğine göre Abdurrahman İbn Avf yanlarına geldi. Allah Resulü, onunla Sa’d İbn Rebi arasında kardeşlik bağı kurdu.

Sahih al Bukhari 2293

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الصَّبَّاحِ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ زَكَرِيَّاءَ، حَدَّثَنَا عَاصِمٌ، قَالَ قُلْتُ لأَنَسٍ رضى الله عنه أَبَلَغَكَ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ حِلْفَ فِي الإِسْلاَمِ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ قَدْ حَالَفَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ قُرَيْشٍ وَالأَنْصَارِ فِي دَارِي‏.‏

Asım, Enes İbn Malik’e, "Nebi’nin, ‘İslam’da antlaşma yoktur’ buyurduğu haberi sana ulaştı mı?" diye sorduğunu nakletti. Enes, "Nebi, Kureyş ile Ensar arasında benim evimde antlaşma yaptı" diye cevap verdi.

Sahih al Bukhari 2294

حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي عُبَيْدٍ، عَنْ سَلَمَةَ بْنِ الأَكْوَعِ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أُتِيَ بِجَنَازَةٍ، لِيُصَلِّيَ عَلَيْهَا، فَقَالَ ‏"‏ هَلْ عَلَيْهِ مِنْ دَيْنٍ ‏"‏‏.‏ قَالُوا لاَ‏.‏ فَصَلَّى عَلَيْهِ، ثُمَّ أُتِيَ بِجَنَازَةٍ أُخْرَى، فَقَالَ ‏"‏ هَلْ عَلَيْهِ مَنْ دَيْنٍ ‏"‏‏.‏ قَالُوا نَعَمْ‏.‏ قَالَ ‏"‏ صَلُّوا عَلَى صَاحِبِكُمْ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو قَتَادَةَ عَلَىَّ دَيْنُهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ‏.‏ فَصَلَّى عَلَيْهِ‏.‏

Seleme İbnü’l-Ekva’dan nakledildiğine göre Nebi’ye, namazını kıldırması için bir cenaze getirildi. Nebi, "Borcu var mı?" diye sordu. "Hayır" dediler. Bunun üzerine namazını kıldırdı. Ardından başka bir cenaze getirildi. Nebi, "Borcu var mı?" diye sordu. "Evet" dediler. Bunun üzerine, "Arkadaşınızın namazını siz kılın" buyurdu. Ebu Katade, "Ey Allah’ın Resulü, borcu benim üzerimedir" dedi. Bunun üzerine Nebi cenaze namazını kıldırdı.

Sahih al Bukhari 2295

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا عَمْرٌو، سَمِعَ مُحَمَّدَ بْنَ عَلِيٍّ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهم ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لَوْ قَدْ جَاءَ مَالُ الْبَحْرَيْنِ، قَدْ أَعْطَيْتُكَ هَكَذَا وَهَكَذَا وَهَكَذَا ‏"‏‏.‏ فَلَمْ يَجِئْ مَالُ الْبَحْرَيْنِ حَتَّى قُبِضَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَلَمَّا جَاءَ مَالُ الْبَحْرَيْنِ أَمَرَ أَبُو بَكْرٍ فَنَادَى مَنْ كَانَ لَهُ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم عِدَةٌ أَوْ دَيْنٌ فَلْيَأْتِنَا‏.‏ فَأَتَيْتُهُ، فَقُلْتُ إِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ لِي كَذَا وَكَذَا، فَحَثَى لِي حَثْيَةً فَعَدَدْتُهَا فَإِذَا هِيَ خَمْسُمِائَةٍ، وَقَالَ خُذْ مِثْلَيْهَا‏.‏

Cabir İbn Abdullah’tan nakledildiğine göre Nebi, "Bahreyn malları gelirse sana şöyle, şöyle ve şöyle vereceğim" buyurmuştu. Ancak Bahreyn malları Nebi vefat edinceye kadar gelmedi. Mallar gelince Ebu Bekir, "Nebi’nin kendisine vaadi veya borcu bulunan bize gelsin" diye ilan ettirdi. Bunun üzerine yanına gidip Nebi’nin bana böyle bir vaatte bulunduğunu söyledim. Ebu Bekir bana bir avuç verdi. Saydığımda beş yüz çıktı. Ardından, "Bunun iki katını daha al" dedi.

Sahih al Bukhari 2296

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، قَالَ ابْنُ شِهَابٍ فَأَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ لَمْ أَعْقِلْ أَبَوَىَّ إِلاَّ وَهُمَا يَدِينَانِ الدِّينَ‏.‏ وَقَالَ أَبُو صَالِحٍ حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ عَنْ يُونُسَ عَنِ الزُّهْرِيِّ قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ أَنَّ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ لَمْ أَعْقِلْ أَبَوَىَّ قَطُّ، إِلاَّ وَهُمَا يَدِينَانِ الدِّينَ، وَلَمْ يَمُرَّ عَلَيْنَا يَوْمٌ إِلاَّ يَأْتِينَا فِيهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم طَرَفَىِ النَّهَارِ بُكْرَةً وَعَشِيَّةً، فَلَمَّا ابْتُلِيَ الْمُسْلِمُونَ خَرَجَ أَبُو بَكْرٍ مُهَاجِرًا قِبَلَ الْحَبَشَةِ، حَتَّى إِذَا بَلَغَ بَرْكَ الْغِمَادِ لَقِيَهُ ابْنُ الدَّغِنَةِ ـ وَهْوَ سَيِّدُ الْقَارَةِ ـ فَقَالَ أَيْنَ تُرِيدُ يَا أَبَا بَكْرٍ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ أَخْرَجَنِي قَوْمِي فَأَنَا أُرِيدُ أَنْ أَسِيحَ فِي الأَرْضِ فَأَعْبُدَ رَبِّي‏.‏ قَالَ ابْنُ الدَّغِنَةِ إِنَّ مِثْلَكَ لاَ يَخْرُجُ وَلاَ يُخْرَجُ، فَإِنَّكَ تَكْسِبُ الْمَعْدُومَ، وَتَصِلُ الرَّحِمَ، وَتَحْمِلُ الْكَلَّ، وَتَقْرِي الضَّيْفَ، وَتُعِينُ عَلَى نَوَائِبِ الْحَقِّ، وَأَنَا لَكَ جَارٌ فَارْجِعْ فَاعْبُدْ رَبَّكَ بِبِلاَدِكَ‏.‏ فَارْتَحَلَ ابْنُ الدَّغِنَةِ، فَرَجَعَ مَعَ أَبِي بَكْرٍ، فَطَافَ فِي أَشْرَافِ كُفَّارِ قُرَيْشٍ، فَقَالَ لَهُمْ إِنَّ أَبَا بَكْرٍ لاَ يَخْرُجُ مِثْلُهُ، وَلاَ يُخْرَجُ، أَتُخْرِجُونَ رَجُلاً يُكْسِبُ الْمَعْدُومَ، وَيَصِلُ الرَّحِمَ، وَيَحْمِلُ الْكَلَّ، وَيَقْرِي الضَّيْفَ، وَيُعِينُ عَلَى نَوَائِبِ الْحَقِّ‏.‏ فَأَنْفَذَتْ قُرَيْشٌ جِوَارَ ابْنِ الدَّغِنَةِ وَآمَنُوا أَبَا بَكْرٍ وَقَالُوا لاِبْنِ الدَّغِنَةِ مُرْ أَبَا بَكْرٍ فَلْيَعْبُدْ رَبَّهُ فِي دَارِهِ، فَلْيُصَلِّ وَلْيَقْرَأْ مَا شَاءَ، وَلاَ يُؤْذِينَا بِذَلِكَ، وَلاَ يَسْتَعْلِنْ بِهِ، فَإِنَّا قَدْ خَشِينَا أَنْ يَفْتِنَ أَبْنَاءَنَا وَنِسَاءَنَا‏.‏ قَالَ ذَلِكَ ابْنُ الدَّغِنَةِ لأَبِي بَكْرٍ، فَطَفِقَ أَبُو بَكْرٍ يَعْبُدُ رَبَّهُ فِي دَارِهِ، وَلاَ يَسْتَعْلِنُ بِالصَّلاَةِ وَلاَ الْقِرَاءَةِ فِي غَيْرِ دَارِهِ، ثُمَّ بَدَا لأَبِي بَكْرٍ فَابْتَنَى مَسْجِدًا بِفِنَاءِ دَارِهِ، وَبَرَزَ فَكَانَ يُصَلِّي فِيهِ، وَيَقْرَأُ الْقُرْآنَ، فَيَتَقَصَّفُ عَلَيْهِ نِسَاءُ الْمُشْرِكِينَ وَأَبْنَاؤُهُمْ، يَعْجَبُونَ وَيَنْظُرُونَ إِلَيْهِ، وَكَانَ أَبُو بَكْرٍ رَجُلاً بَكَّاءً لاَ يَمْلِكُ دَمْعَهُ حِينَ يَقْرَأُ الْقُرْآنَ، فَأَفْزَعَ ذَلِكَ أَشْرَافَ قُرَيْشٍ مِنَ الْمُشْرِكِينَ، فَأَرْسَلُوا إِلَى ابْنِ الدَّغِنَةِ فَقَدِمَ عَلَيْهِمْ، فَقَالُوا لَهُ إِنَّا كُنَّا أَجَرْنَا أَبَا بَكْرٍ عَلَى أَنْ يَعْبُدَ رَبَّهُ فِي دَارِهِ، وَإِنَّهُ جَاوَزَ ذَلِكَ، فَابْتَنَى مَسْجِدًا بِفِنَاءِ دَارِهِ، وَأَعْلَنَ الصَّلاَةَ وَالْقِرَاءَةَ، وَقَدْ خَشِينَا أَنْ يَفْتِنَ أَبْنَاءَنَا وَنِسَاءَنَا، فَأْتِهِ فَإِنْ أَحَبَّ أَنْ يَقْتَصِرَ عَلَى أَنْ يَعْبُدَ رَبَّهُ فِي دَارِهِ فَعَلَ، وَإِنْ أَبَى إِلاَّ أَنْ يُعْلِنَ ذَلِكَ فَسَلْهُ أَنْ يَرُدَّ إِلَيْكَ ذِمَّتَكَ، فَإِنَّا كَرِهْنَا أَنْ نُخْفِرَكَ، وَلَسْنَا مُقِرِّينَ لأَبِي بَكْرٍ الاِسْتِعْلاَنَ‏.‏ قَالَتْ عَائِشَةُ فَأَتَى ابْنُ الدَّغِنَةِ أَبَا بَكْرٍ، فَقَالَ قَدْ عَلِمْتَ الَّذِي عَقَدْتُ لَكَ عَلَيْهِ، فَإِمَّا أَنْ تَقْتَصِرَ عَلَى ذَلِكَ وَإِمَّا أَنْ تَرُدَّ إِلَىَّ ذِمَّتِي، فَإِنِّي لاَ أُحِبُّ أَنْ تَسْمَعَ الْعَرَبُ أَنِّي أُخْفِرْتُ فِي رَجُلٍ عَقَدْتُ لَهُ‏.‏ قَالَ أَبُو بَكْرٍ إِنِّي أَرُدُّ إِلَيْكَ جِوَارَكَ، وَأَرْضَى بِجِوَارِ اللَّهِ‏.‏ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَئِذٍ بِمَكَّةَ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ قَدْ أُرِيتُ دَارَ هِجْرَتِكُمْ، رَأَيْتُ سَبْخَةً ذَاتَ نَخْلٍ بَيْنَ لاَبَتَيْنِ ‏"‏‏.‏ وَهُمَا الْحَرَّتَانِ، فَهَاجَرَ مَنْ هَاجَرَ قِبَلَ الْمَدِينَةِ حِينَ ذَكَرَ ذَلِكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، وَرَجَعَ إِلَى الْمَدِينَةِ بَعْضُ مَنْ كَانَ هَاجَرَ إِلَى أَرْضِ الْحَبَشَةِ، وَتَجَهَّزَ أَبُو بَكْرٍ مُهَاجِرًا، فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ عَلَى رِسْلِكَ فَإِنِّي أَرْجُو أَنْ يُؤْذَنَ لِي ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو بَكْرٍ هَلْ تَرْجُو ذَلِكَ بِأَبِي أَنْتَ قَالَ ‏"‏ نَعَمْ ‏"‏‏.‏ فَحَبَسَ أَبُو بَكْرٍ نَفْسَهُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِيَصْحَبَهُ وَعَلَفَ رَاحِلَتَيْنِ كَانَتَا عِنْدَهُ وَرَقَ السَّمُرِ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ‏.‏

Aişe "Aklım erdi ereli, annem ve babamın, İslam dini üzere olduğunu biliyorum" demiştir. Urve İbn Zübeyr'in naklettiğine göre Aişe şöyle demiştir: "Aklım erdi ereli, annem ve babamın, İslam dini üzere olduğunu biliyorum. Her gün sabah ve akşam Nebi bize uğrardı. Müslümanlar işkencelerle imtihan edildiği zaman Ebu Bekir Habeşistan'a hicret etmek üzere yola çıktı. Berkü'l-Ğimad isimli yere gelince, Kana kabilesinin reisi olan İbnü’d-Değine ile karşılaştı. İbnü’d-Değine ona, "Ey Ebu Bekir! Nereye gidiyorsun?" dedi. Ebu Bekir de, "Kavmim beni (yurdumdan) çıkardı. Ben de Rabbime kulluk edebileceğim bir yere seyahat etmek istiyorum" dedi. İbnü’d-Değine, "Senin gibi bir adam yurdundan çıkmaz, çıkarılamaz da. Çünkü sen, fakire yardım eder, akrabalık bağlarını gözetir, yaşlıların yükünü çeker, misafire ikram edersin, Allah'ın gönderdiği felaketlere karşı insanlara yardımcı olursun. Ben sana eman veriyorum. Geri dön, Rabbine kendi memleketinde ibadet et." Ebu Bekir geri döndü, İbnü’d-Değine ile birlikte yolculuk ettiler. (Mekke'ye varınca) İbnü’d-Değine müşriklerin çevresinde döndü ve onlara, "Ebu Bekir gibi bir kimse yurdundan çıkamaz, çıkarılamaz da. Fakire yardım eden, akrabalık bağlarını gözeten, yaşlıların yükünü çeken, misafire ikram eden, Allah'ın gönderdiği felaketlere karşı insanlara yardımcı olan bir kimseyi mi yurdundan çıkartıyorsunuz? Kureyş onun Ebu Bekir için verdiği emanı kabul etti ve İbnü’d-Değine'ye şöyle dediler. "Ebu Bekir'e git, Rabbine ibadetini evinde yapsın. İstediği gibi namaz kılıp (Kur'an) okusun, fakat bununla bizi rahatsız etmesin, sesini yükseltmesin. Çünkü biz, onun, oğullarımızı ve kadınlarımızı etkileyip zihinlerini karıştırmasından endişe ediyoruz." İbnü’d-Değine söylenenleri Ebu Bekir'e iletti. Bunun üzerine Ebu Bekir, evinde Rabbine ibadet etmeye başladı. Artık evinin dışında başka bir yerde namazını yüksek sesle kılmıyor, Kur'an'ını yüksek sesle okumuyordu. Daha sonra Ebu Bekir evinin bahçesinde bir mescit yaptı ve artık ortaya çıktı. Namazını orada kılıyor, Kur'an'ı orada kendi evinde okuyordu. Müşriklerin kadın ve çocukları büyük bir kalabalık teşkil edecek şekilde orada toplanıyor, onu hayretle izliyor ve büyük bir beğeniyle ona bakıyordu. Ebu Bekir (duygulu olduğu için) çok ağlayan, Kur'an okurken gözyaşlarını tutamayan bir kimse idi. Bu durum müşriklerin ileri gelenlerini rahatsız etti. İbnü’d-Değine'ye giderek, "Biz, Ebu Bekir'e, Rabbine evinde ibadet etmesi şartıyla eman vermiştik. O bu şartı çiğnedi, evinin bahçesinde bir mescit yaptı. Namazı açıktan kılıyor, Kur'an'ı açıktan okuyor. Biz, onun, çocuklarımızı ve kadınlarımızı bozmasından korkuyoruz. İsterse, sadece kendi evinde Rabbine ibadet etsin, ama bundan kaçınır da açıktan yapmayı sürdürürse verdiğin emanı geri iste. Biz, sana verdiğimiz sözü bozmayı uygun görmedik, fakat bu şekilde açıkça ibadet etmesini de kabul edemeyiz" dediler. Aişe () devamla şöyle anlatır: Bunun üzerine İbnü’d-Değine Ebu Bekir'e gelerek: "Seninle hangi şartlarla anlaşma yaptığımızı biliyorsun. Dilersen o şartlara uyarak sadece evinde ibadet et, dilersen de verdiğim emanı geri ver. Çünkü ben, hiçbir arabın, benim vermiş olduğum emanı bozduğum şeklinde bir şeyi duymasını istemem" dedi. Ebu Bekir ona, "Emanını sana geri veriyorum ve Allah'ın emanına razıyım" dedi. O sırada Nebi Mekke'de idi ve şöyle buyurdu: "Hicret edeceğiniz yer bana gösterildi. Kara taşlıklı, hurma ağaçlarının bulunduğu çorak bir yer gördüm." Bazı sahabiler, Resulullah'ın bu sözünden sonra Medine'ye doğru hicret etti. Habeşistan'a hicret edenlerin bazıları da dönüp Medine'ye hicret ettiler. Ebu Bekir de hicret hazırlıklarına başladı. Nebi ona, "Acele etme. Çünkü ben, bana da izin verilmesini umuyorum" buyurdu. Ebu Bekir, "Babam sana feda olsun, bunu umuyor musun?" dedi. Nebi: "Evet" buyurdu. Bunun üzerine Ebu Bekir Nebi'e yol arkadaşlığı yapmak üzere gitmekten vazgeçti. İki binek devesini, dört ay boyunca akasya ağacı yaprağı ile besledi.

Sahih al Bukhari 2297

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يُؤْتَى بِالرَّجُلِ الْمُتَوَفَّى عَلَيْهِ الدَّيْنُ فَيَسْأَلُ ‏"‏ هَلْ تَرَكَ لِدَيْنِهِ فَضْلاً ‏"‏‏.‏ فَإِنْ حُدِّثَ أَنَّهُ تَرَكَ لِدَيْنِهِ وَفَاءً صَلَّى، وَإِلاَّ قَالَ لِلْمُسْلِمِينَ ‏"‏ صَلُّوا عَلَى صَاحِبِكُمْ ‏"‏‏.‏ فَلَمَّا فَتَحَ اللَّهُ عَلَيْهِ الْفُتُوحَ قَالَ ‏"‏ أَنَا أَوْلَى بِالْمُؤْمِنِينَ مِنْ أَنْفُسِهِمْ، فَمَنْ تُوُفِّيَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ فَتَرَكَ دَيْنًا فَعَلَىَّ قَضَاؤُهُ، وَمَنْ تَرَكَ مَالاً فَلِوَرَثَتِهِ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre’den nakledildiğine göre Allah Resulü’ne borçlu bir cenaze getirildiğinde, "Borcunu karşılayacak mal bıraktı mı?" diye sorardı. Borcunu karşılayacak mal bıraktığı söylenirse cenaze namazını kılar, aksi hâlde Müslümanlara, "Arkadaşınızın namazını kılın" buyururdu. Allah ona fetihler ihsan edince şöyle buyurdu: "Ben müminlere kendilerinden daha yakınım. Müminlerden kim borç bırakarak ölürse onu ödemek bana aittir; kim mal bırakırsa o da mirasçılarınındır."

Sahih al Bukhari 2298