حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ سَمِعْتُ عَمْرًا، قَالَ كُنْتُ جَالِسًا مَعَ جَابِرِ بْنِ زَيْدٍ وَعَمْرِو بْنِ أَوْسٍ، فَحَدَّثَهُمَا بَجَالَةُ، سَنَةَ سَبْعِينَ ـ عَامَ حَجَّ مُصْعَبُ بْنُ الزُّبَيْرِ بِأَهْلِ الْبَصْرَةِ ـ عِنْدَ دَرَجِ زَمْزَمَ قَالَ كُنْتُ كَاتِبًا لِجَزْءِ بْنِ مُعَاوِيَةَ عَمِّ الأَحْنَفِ، فَأَتَانَا كِتَابُ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ قَبْلَ مَوْتِهِ بِسَنَةٍ فَرِّقُوا بَيْنَ كُلِّ ذِي مَحْرَمٍ مِنَ الْمَجُوسِ. وَلَمْ يَكُنْ عُمَرُ أَخَذَ الْجِزْيَةَ مِنَ الْمَجُوسِ. حَتَّى شَهِدَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَوْفٍ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَخَذَهَا مِنْ مَجُوسِ هَجَرٍ.
Amr İbn Dinar’dan nakledildiğine göre şöyle demiştir: "Cabir İbn Zeyd ve Amr İbn Evs ile birlikte Zemzem’in basamaklarında oturuyordum. Mus‘ab İbn Zübeyr’in Basralılara hac yaptırdığı hicri yetmiş yılında Becale onlara şunu anlattı: ‘Ben, Ahnef’in amcası Cez’ İbn Muaviye’nin kâtibiydim. Ömer İbn Hattab’ın ölümünden bir yıl önce bize, Mecusiler arasında birbirleriyle evlenmeleri haram olan yakın akrabaları ayırmamızı emreden yazısı geldi.’ Abdurrahman İbn Avf, Allah’ın Resulü’nün Hecer Mecusilerinden cizye aldığını bildirinceye kadar Ömer Mecusilerden cizye almamıştı."
Sahih al Bukhari 3157
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، عَنِ الْمِسْوَرِ بْنِ مَخْرَمَةَ، أَنَّهُ أَخْبَرَهُ أَنَّ عَمْرَو بْنَ عَوْفٍ الأَنْصَارِيَّ وَهْوَ حَلِيفٌ لِبَنِي عَامِرِ بْنِ لُؤَىٍّ وَكَانَ شَهِدَ بَدْرًا أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ أَبَا عُبَيْدَةَ بْنَ الْجَرَّاحِ إِلَى الْبَحْرَيْنِ يَأْتِي بِجِزْيَتِهَا، وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم هُوَ صَالَحَ أَهْلَ الْبَحْرَيْنِ وَأَمَّرَ عَلَيْهِمُ الْعَلاَءَ بْنَ الْحَضْرَمِيِّ، فَقَدِمَ أَبُو عُبَيْدَةَ بِمَالٍ مِنَ الْبَحْرَيْنِ، فَسَمِعَتِ الأَنْصَارُ بِقُدُومِ أَبِي عُبَيْدَةَ فَوَافَتْ صَلاَةَ الصُّبْحِ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، فَلَمَّا صَلَّى بِهِمِ الْفَجْرَ انْصَرَفَ، فَتَعَرَّضُوا لَهُ، فَتَبَسَّمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ رَآهُمْ وَقَالَ " أَظُنُّكُمْ قَدْ سَمِعْتُمْ أَنَّ أَبَا عُبَيْدَةَ قَدْ جَاءَ بِشَىْءٍ ". قَالُوا أَجَلْ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " فَأَبْشِرُوا وَأَمِّلُوا مَا يَسُرُّكُمْ، فَوَاللَّهِ لاَ الْفَقْرَ أَخْشَى عَلَيْكُمْ، وَلَكِنْ أَخْشَى عَلَيْكُمْ أَنْ تُبْسَطَ عَلَيْكُمُ الدُّنْيَا كَمَا بُسِطَتْ عَلَى مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ، فَتَنَافَسُوهَا كَمَا تَنَافَسُوهَا وَتُهْلِكَكُمْ كَمَا أَهْلَكَتْهُمْ ".
Amr İbn Avf el-Ensari’den nakledildiğine göre kendisi Beni Amir İbn Lüey’in müttefikiydi ve Bedir’e katılmıştı. Allah’ın Resulü, cizyesini getirmesi için Ebu Ubeyde İbn Cerrah’ı Bahreyn’e gönderdi. Allah’ın Resulü Bahreyn halkıyla anlaşma yapmış ve başlarına Ala İbn Hadrami’yi tayin etmişti. Ebu Ubeyde Bahreyn’den bir miktar mal getirince ensar onun geldiğini duydu ve Nebi ile sabah namazında buluştu. Nebi namazı kıldırıp dönünce önüne çıktılar. Allah’ın Resulü onları görünce gülümsedi ve: "Sanırım Ebu Ubeyde’nin bir şeyler getirdiğini duydunuz" buyurdu. Onlar: "Evet, ey Allah’ın Resulü" dediler. Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Sevinin ve sizi sevindirecek şeyleri umun. Allah’a yemin olsun ki sizin için fakirlikten korkmuyorum. Fakat dünyanın sizden öncekilere açıldığı gibi size de açılmasından, onların yarıştığı gibi sizin de onun için yarışmanızdan ve onları helak ettiği gibi sizi de helak etmesinden korkuyorum."
Sahih al Bukhari 3158
حَدَّثَنَا الْفَضْلُ بْنُ يَعْقُوبَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ جَعْفَرٍ الرَّقِّيُّ، حَدَّثَنَا الْمُعْتَمِرُ بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُبَيْدِ اللَّهِ الثَّقَفِيُّ، حَدَّثَنَا بَكْرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الْمُزَنِيُّ، وَزِيَادُ بْنُ جُبَيْرٍ، عَنْ جُبَيْرِ بْنِ حَيَّةَ، قَالَ بَعَثَ عُمَرُ النَّاسَ فِي أَفْنَاءِ الأَمْصَارِ يُقَاتِلُونَ الْمُشْرِكِينَ، فَأَسْلَمَ الْهُرْمُزَانُ فَقَالَ إِنِّي مُسْتَشِيرُكَ فِي مَغَازِيَّ هَذِهِ. قَالَ نَعَمْ، مَثَلُهَا وَمَثَلُ مَنْ فِيهَا مِنَ النَّاسِ مِنْ عَدُوِّ الْمُسْلِمِينَ مَثَلُ طَائِرٍ لَهُ رَأْسٌ وَلَهُ جَنَاحَانِ وَلَهُ رِجْلاَنِ، فَإِنْ كُسِرَ أَحَدُ الْجَنَاحَيْنِ نَهَضَتِ الرِّجْلاَنِ بِجَنَاحٍ وَالرَّأْسُ، فَإِنْ كُسِرَ الْجَنَاحُ الآخَرُ نَهَضَتِ الرِّجْلاَنِ وَالرَّأْسُ، وَإِنْ شُدِخَ الرَّأْسُ ذَهَبَتِ الرِّجْلاَنِ وَالْجَنَاحَانِ وَالرَّأْسُ، فَالرَّأْسُ كِسْرَى، وَالْجَنَاحُ قَيْصَرُ، وَالْجَنَاحُ الآخَرُ فَارِسُ، فَمُرِ الْمُسْلِمِينَ فَلْيَنْفِرُوا إِلَى كِسْرَى. وَقَالَ بَكْرٌ وَزِيَادٌ جَمِيعًا عَنْ جُبَيْرِ بْنِ حَيَّةَ قَالَ فَنَدَبَنَا عُمَرُ وَاسْتَعْمَلَ عَلَيْنَا النُّعْمَانَ بْنَ مُقَرِّنٍ، حَتَّى إِذَا كُنَّا بِأَرْضِ الْعَدُوِّ، وَخَرَجَ عَلَيْنَا عَامِلُ كِسْرَى فِي أَرْبَعِينَ أَلْفًا، فَقَامَ تُرْجُمَانٌ فَقَالَ لِيُكَلِّمْنِي رَجُلٌ مِنْكُمْ. فَقَالَ الْمُغِيرَةُ سَلْ عَمَّا شِئْتَ. قَالَ مَا أَنْتُمْ قَالَ نَحْنُ أُنَاسٌ مِنَ الْعَرَبِ كُنَّا فِي شَقَاءٍ شَدِيدٍ وَبَلاَءٍ شَدِيدٍ، نَمَصُّ الْجِلْدَ وَالنَّوَى مِنَ الْجُوعِ، وَنَلْبَسُ الْوَبَرَ وَالشَّعَرَ، وَنَعْبُدُ الشَّجَرَ وَالْحَجَرَ، فَبَيْنَا نَحْنُ كَذَلِكَ، إِذْ بَعَثَ رَبُّ السَّمَوَاتِ وَرَبُّ الأَرَضِينَ تَعَالَى ذِكْرُهُ وَجَلَّتْ عَظَمَتُهُ إِلَيْنَا نَبِيًّا مِنْ أَنْفُسِنَا، نَعْرِفُ أَبَاهُ وَأُمَّهُ، فَأَمَرَنَا نَبِيُّنَا رَسُولُ رَبِّنَا صلى الله عليه وسلم أَنْ نَقَاتِلَكُمْ حَتَّى تَعْبُدُوا اللَّهَ وَحْدَهُ أَوْ تُؤَدُّوا الْجِزْيَةَ، وَأَخْبَرَنَا نَبِيُّنَا صلى الله عليه وسلم عَنْ رِسَالَةِ رَبِّنَا أَنَّهُ مَنْ قُتِلَ مِنَّا صَارَ إِلَى الْجَنَّةِ فِي نَعِيمٍ لَمْ يَرَ مِثْلَهَا قَطُّ، وَمَنْ بَقِيَ مِنَّا مَلَكَ رِقَابَكُمْ. فَقَالَ النُّعْمَانُ رُبَّمَا أَشْهَدَكَ اللَّهُ مِثْلَهَا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَلَمْ يُنَدِّمْكَ وَلَمْ يُخْزِكَ، وَلَكِنِّي شَهِدْتُ الْقِتَالَ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا لَمْ يُقَاتِلْ فِي أَوَّلِ النَّهَارِ انْتَظَرَ حَتَّى تَهُبَّ الأَرْوَاحُ وَتَحْضُرَ الصَّلَوَاتُ.
Cübeyr İbn Hayye’den nakledildiğine göre şöyle demiştir: "Ömer, çeşitli ülkelerdeki müşriklerle savaşmaları için büyük şehirlere ordular göndermişti. Bu savaşlar sonunda Hürmüzan Müslüman oldu. Ömer ona: "Ben seninle düşmanlarımız ile yapacağımız savaş konusunda görüş alışverişinde bulunmak istiyorum" dedi ve o da: "Evet. Sizin düşmanınız olan bu ülkeler ile orada yaşayan ve Müslümanların düşmanı olan halk tek başlı, çift kanatlı ve çift ayaklı bir kuşa benzer. Bu kanatlardan birisi koparılsa bile kuşun iki ayağı, tek kanadı ve başı hayatını sürdürmesine yeter. Diğer kanadı da koparılacak olursa iki ayağı ve başı ile yaşamaya devam eder. Fakat kuşun kafasını gövdesinden ayırırsanız iki ayağı, iki kanadı ve kafayı işlevsiz hale getirirsiniz. Bu kuşun kafası Kisra, kanatlardan biri Kayser diğeri de Fars’tır. Sen Müslümanlara emret, Kisra'nın üzerine yürüsünler!" diye cevap verdi." Bekir ve Ziyad, her ikisi de Cübeyr İbn Hayye'nin şöyle dediğini nakletmişlerdir: "Ömer bir ordu kurup bizi bu orduda görevlendirdi. Başımıza da komutan olarak Numan İbn Mukarrin'i atadı. Biz sefere çıkıp düşman topraklarına girince Kisra'nın komutanlarından birisi kırk bin kişilik bir ordu ile bizi karşıladı. Bir tercüman kalkıp: "İçinizden biri bizimle konuşsun!" dedi. Bunun üzerine Muğire: "İstediğini sor bakalım!" dedi. Tercüman da: "Siz kimsiniz, burada ne işiniz var?" dedi. Muğire ona şöyle cevap verdi: "Bizler Araplarız. Daha önce hiç düşünemeyeceğiniz kadar bedbaht, sıkıntılı ve çaresiz bir durumda idik. Açlıktan deriyi ve hurma çekirdeklerini çiğneyip emerdik. Sırtımıza giydiğimiz hayvan postları idi. Üstelik ağaçlara ve taşlara tapan bir topluluktuk. Biz bu durumda iken göklerin ve yerlerin Rabbi, O'nun şanı pek yücedir, azameti pek büyüktür, bize kendi içimizden, anasını ve babasını bildiğimiz bir Nebi gönderdi. Nebimiz, Rabbimizin elçisi bize siz sadece Allah'a ibadet eden kullar oluncaya veya cizye verinceye kadar sizinle savaşmamızı emretti. Nebimiz bize Rabbimizden aldığı vahiy ile, bizden kim öldürülürse onun cennete gideceğini, orada eşi benzeri görülmemiş nimetler içinde olacağını ve sağ kalanların da sizin üzerinize hükümran olacaklarını söyledi." Numan Muğire'ye şöyle demiştir: "Belki de Allah seni Nebi ile birlikte buna benzer bir savaşa şahit kılmıştır; o seni beklediğin için pişman etmez ve küçük düşürmezdi. Ben de Allah’ın Resulü ile beraber savaşa çıktım. O, günün başında savaşa girişmemişse rüzgarlar esene ve namaz vakitleri girene kadar beklerdi."
Sahih al Bukhari 3159
حَدَّثَنَا الْفَضْلُ بْنُ يَعْقُوبَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ جَعْفَرٍ الرَّقِّيُّ، حَدَّثَنَا الْمُعْتَمِرُ بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُبَيْدِ اللَّهِ الثَّقَفِيُّ، حَدَّثَنَا بَكْرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الْمُزَنِيُّ، وَزِيَادُ بْنُ جُبَيْرٍ، عَنْ جُبَيْرِ بْنِ حَيَّةَ، قَالَ بَعَثَ عُمَرُ النَّاسَ فِي أَفْنَاءِ الأَمْصَارِ يُقَاتِلُونَ الْمُشْرِكِينَ، فَأَسْلَمَ الْهُرْمُزَانُ فَقَالَ إِنِّي مُسْتَشِيرُكَ فِي مَغَازِيَّ هَذِهِ. قَالَ نَعَمْ، مَثَلُهَا وَمَثَلُ مَنْ فِيهَا مِنَ النَّاسِ مِنْ عَدُوِّ الْمُسْلِمِينَ مَثَلُ طَائِرٍ لَهُ رَأْسٌ وَلَهُ جَنَاحَانِ وَلَهُ رِجْلاَنِ، فَإِنْ كُسِرَ أَحَدُ الْجَنَاحَيْنِ نَهَضَتِ الرِّجْلاَنِ بِجَنَاحٍ وَالرَّأْسُ، فَإِنْ كُسِرَ الْجَنَاحُ الآخَرُ نَهَضَتِ الرِّجْلاَنِ وَالرَّأْسُ، وَإِنْ شُدِخَ الرَّأْسُ ذَهَبَتِ الرِّجْلاَنِ وَالْجَنَاحَانِ وَالرَّأْسُ، فَالرَّأْسُ كِسْرَى، وَالْجَنَاحُ قَيْصَرُ، وَالْجَنَاحُ الآخَرُ فَارِسُ، فَمُرِ الْمُسْلِمِينَ فَلْيَنْفِرُوا إِلَى كِسْرَى. وَقَالَ بَكْرٌ وَزِيَادٌ جَمِيعًا عَنْ جُبَيْرِ بْنِ حَيَّةَ قَالَ فَنَدَبَنَا عُمَرُ وَاسْتَعْمَلَ عَلَيْنَا النُّعْمَانَ بْنَ مُقَرِّنٍ، حَتَّى إِذَا كُنَّا بِأَرْضِ الْعَدُوِّ، وَخَرَجَ عَلَيْنَا عَامِلُ كِسْرَى فِي أَرْبَعِينَ أَلْفًا، فَقَامَ تُرْجُمَانٌ فَقَالَ لِيُكَلِّمْنِي رَجُلٌ مِنْكُمْ. فَقَالَ الْمُغِيرَةُ سَلْ عَمَّا شِئْتَ. قَالَ مَا أَنْتُمْ قَالَ نَحْنُ أُنَاسٌ مِنَ الْعَرَبِ كُنَّا فِي شَقَاءٍ شَدِيدٍ وَبَلاَءٍ شَدِيدٍ، نَمَصُّ الْجِلْدَ وَالنَّوَى مِنَ الْجُوعِ، وَنَلْبَسُ الْوَبَرَ وَالشَّعَرَ، وَنَعْبُدُ الشَّجَرَ وَالْحَجَرَ، فَبَيْنَا نَحْنُ كَذَلِكَ، إِذْ بَعَثَ رَبُّ السَّمَوَاتِ وَرَبُّ الأَرَضِينَ تَعَالَى ذِكْرُهُ وَجَلَّتْ عَظَمَتُهُ إِلَيْنَا نَبِيًّا مِنْ أَنْفُسِنَا، نَعْرِفُ أَبَاهُ وَأُمَّهُ، فَأَمَرَنَا نَبِيُّنَا رَسُولُ رَبِّنَا صلى الله عليه وسلم أَنْ نَقَاتِلَكُمْ حَتَّى تَعْبُدُوا اللَّهَ وَحْدَهُ أَوْ تُؤَدُّوا الْجِزْيَةَ، وَأَخْبَرَنَا نَبِيُّنَا صلى الله عليه وسلم عَنْ رِسَالَةِ رَبِّنَا أَنَّهُ مَنْ قُتِلَ مِنَّا صَارَ إِلَى الْجَنَّةِ فِي نَعِيمٍ لَمْ يَرَ مِثْلَهَا قَطُّ، وَمَنْ بَقِيَ مِنَّا مَلَكَ رِقَابَكُمْ. فَقَالَ النُّعْمَانُ رُبَّمَا أَشْهَدَكَ اللَّهُ مِثْلَهَا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَلَمْ يُنَدِّمْكَ وَلَمْ يُخْزِكَ، وَلَكِنِّي شَهِدْتُ الْقِتَالَ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا لَمْ يُقَاتِلْ فِي أَوَّلِ النَّهَارِ انْتَظَرَ حَتَّى تَهُبَّ الأَرْوَاحُ وَتَحْضُرَ الصَّلَوَاتُ.
Cübeyr İbn Hayye’den nakledildiğine göre şöyle demiştir: "Ömer, çeşitli ülkelerdeki müşriklerle savaşmaları için büyük şehirlere ordular göndermişti. Bu savaşlar sonunda Hürmüzan Müslüman oldu. Ömer ona: "Ben seninle düşmanlarımız ile yapacağımız savaş konusunda görüş alışverişinde bulunmak istiyorum" dedi ve o da: "Evet. Sizin düşmanınız olan bu ülkeler ile orada yaşayan ve Müslümanların düşmanı olan halk tek başlı, çift kanatlı ve çift ayaklı bir kuşa benzer. Bu kanatlardan birisi koparılsa bile kuşun iki ayağı, tek kanadı ve başı hayatını sürdürmesine yeter. Diğer kanadı da koparılacak olursa iki ayağı ve başı ile yaşamaya devam eder. Fakat kuşun kafasını gövdesinden ayırırsanız iki ayağı, iki kanadı ve kafayı işlevsiz hale getirirsiniz. Bu kuşun kafası Kisra, kanatlardan biri Kayser diğeri de Fars’tır. Sen Müslümanlara emret, Kisra'nın üzerine yürüsünler!" diye cevap verdi." Bekir ve Ziyad, her ikisi de Cübeyr İbn Hayye'nin şöyle dediğini nakletmişlerdir: "Ömer bir ordu kurup bizi bu orduda görevlendirdi. Başımıza da komutan olarak Numan İbn Mukarrin'i atadı. Biz sefere çıkıp düşman topraklarına girince Kisra'nın komutanlarından birisi kırk bin kişilik bir ordu ile bizi karşıladı. Bir tercüman kalkıp: "İçinizden biri bizimle konuşsun!" dedi. Bunun üzerine Muğire: "İstediğini sor bakalım!" dedi. Tercüman da: "Siz kimsiniz, burada ne işiniz var?" dedi. Muğire ona şöyle cevap verdi: "Bizler Araplarız. Daha önce hiç düşünemeyeceğiniz kadar bedbaht, sıkıntılı ve çaresiz bir durumda idik. Açlıktan deriyi ve hurma çekirdeklerini çiğneyip emerdik. Sırtımıza giydiğimiz hayvan postları idi. Üstelik ağaçlara ve taşlara tapan bir topluluktuk. Biz bu durumda iken göklerin ve yerlerin Rabbi, O'nun şanı pek yücedir, azameti pek büyüktür, bize kendi içimizden, anasını ve babasını bildiğimiz bir Nebi gönderdi. Nebimiz, Rabbimizin elçisi bize siz sadece Allah'a ibadet eden kullar oluncaya veya cizye verinceye kadar sizinle savaşmamızı emretti. Nebimiz bize Rabbimizden aldığı vahiy ile, bizden kim öldürülürse onun cennete gideceğini, orada eşi benzeri görülmemiş nimetler içinde olacağını ve sağ kalanların da sizin üzerinize hükümran olacaklarını söyledi." Numan Muğire'ye şöyle demiştir: "Belki de Allah seni Nebi ile birlikte buna benzer bir savaşa şahit kılmıştır; o seni beklediğin için pişman etmez ve küçük düşürmezdi. Ben de Allah’ın Resulü ile beraber savaşa çıktım. O, günün başında savaşa girişmemişse rüzgarlar esene ve namaz vakitleri girene kadar beklerdi."
Sahih al Bukhari 3160
حَدَّثَنَا سَهْلُ بْنُ بَكَّارٍ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، عَنْ عَمْرِو بْنِ يَحْيَى، عَنْ عَبَّاسٍ السَّاعِدِيِّ، عَنْ أَبِي حُمَيْدٍ السَّاعِدِيِّ، قَالَ غَزَوْنَا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم تَبُوكَ، وَأَهْدَى مَلِكُ أَيْلَةَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بَغْلَةً بَيْضَاءَ، وَكَسَاهُ بُرْدًا، وَكَتَبَ لَهُ بِبَحْرِهِمْ.
Ebu Humeyd es-Saidi’den nakledildiğine göre şöyle demiştir: "Nebi ile birlikte Tebük Gazvesi’ne katıldık. Eyle hükümdarı Nebi’ye beyaz bir katır hediye etti ve ona bir bürde giydirdi. Nebi de ülkesi üzerindeki hâkimiyetini korumasına imkân veren bir güvence belgesi yazdı."
Sahih al Bukhari 3161
حَدَّثَنَا آدَمُ بْنُ أَبِي إِيَاسٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا أَبُو جَمْرَةَ، قَالَ سَمِعْتُ جُوَيْرِيَةَ بْنَ قُدَامَةَ التَّمِيمِيَّ، قَالَ سَمِعْتُ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ ـ رضى الله عنه ـ قُلْنَا أَوْصِنَا يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ. قَالَ أُوصِيكُمْ بِذِمَّةِ اللَّهِ، فَإِنَّهُ ذِمَّةُ نَبِيِّكُمْ، وَرِزْقُ عِيَالِكُمْ.
Cüveyriye İbn Kudame et-Temimi’den nakledildiğine göre şöyle demiştir: "Ömer İbn Hattab’ı işittim. Biz, ‘Ey Müminlerin Emiri, bize tavsiyede bulun!’ dedik. O da, ‘Size Allah’ın zimmeti altındaki kimseleri tavsiye ederim. Çünkü onlar Nebinizin zimmeti ve ailelerinizin geçim kaynağıdır’ dedi."
Sahih al Bukhari 3162
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسًا ـ رضى الله عنه ـ قَالَ دَعَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الأَنْصَارَ لِيَكْتُبَ لَهُمْ بِالْبَحْرَيْنِ فَقَالُوا لاَ وَاللَّهِ حَتَّى تَكْتُبَ لإِخْوَانِنَا مِنْ قُرَيْشٍ بِمِثْلِهَا. فَقَالَ ذَاكَ لَهُمْ مَا شَاءَ اللَّهُ عَلَى ذَلِكَ يَقُولُونَ لَهُ قَالَ " فَإِنَّكُمْ سَتَرَوْنَ بَعْدِي أُثْرَةً، فَاصْبِرُوا حَتَّى تَلْقَوْنِي عَلَى الْحَوْضِ".
Enes İbn Malik’ten nakledildiğine göre şöyle demiştir: "Nebi, Bahreyn’de kendilerine pay vermek üzere ensarı çağırdı. Onlar, ‘Vallahi, Kureyşli kardeşlerimize de aynısını yazmadıkça olmaz’ dediler. Allah’ın dilediği kadar bu sözlerinde ısrar ettiler. Bunun üzerine Nebi, ‘Benden sonra başkalarının size tercih edildiğini göreceksiniz. Havuz başında benimle buluşuncaya kadar sabredin’ buyurdu."
Sahih al Bukhari 3163
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ أَخْبَرَنِي رَوْحُ بْنُ الْقَاسِمِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ لِي " لَوْ قَدْ جَاءَنَا مَالُ الْبَحْرَيْنِ قَدْ أَعْطَيْتُكَ هَكَذَا وَهَكَذَا وَهَكَذَا ". فَلَمَّا قُبِضَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَجَاءَ مَالُ الْبَحْرَيْنِ قَالَ أَبُو بَكْرٍ مَنْ كَانَتْ لَهُ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عِدَةٌ فَلْيَأْتِنِي. فَأَتَيْتُهُ فَقُلْتُ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَدْ كَانَ قَالَ لِي " لَوْ قَدْ جَاءَنَا مَالُ الْبَحْرَيْنِ لأَعْطَيْتُكَ هَكَذَا وَهَكَذَا وَهَكَذَا ". فَقَالَ لِي احْثُهْ. فَحَثَوْتُ حَثْيَةً فَقَالَ لِي عُدَّهَا. فَعَدَدْتُهَا فَإِذَا هِيَ خَمْسُمِائَةٍ، فَأَعْطَانِي أَلْفًا وَخَمْسَمِائَةٍ. وَقَالَ إِبْرَاهِيمُ بْنُ طَهْمَانَ عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ صُهَيْبٍ، عَنْ أَنَسٍ، أُتِيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِمَالٍ مِنَ الْبَحْرَيْنِ فَقَالَ " انْثُرُوهُ فِي الْمَسْجِدِ " فَكَانَ أَكْثَرَ مَالٍ أُتِيَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذْ جَاءَهُ الْعَبَّاسُ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَعْطِنِي إِنِّي فَادَيْتُ نَفْسِي وَفَادَيْتُ عَقِيلاً. قَالَ " خُذْ ". فَحَثَا فِي ثَوْبِهِ، ثُمَّ ذَهَبَ يُقِلُّهُ، فَلَمْ يَسْتَطِعْ. فَقَالَ أْمُرْ بَعْضَهُمْ يَرْفَعْهُ إِلَىَّ. قَالَ " لاَ ". قَالَ فَارْفَعْهُ أَنْتَ عَلَىَّ. قَالَ " لاَ ". فَنَثَرَ مِنْهُ، ثُمَّ ذَهَبَ يُقِلُّهُ فَلَمْ يَرْفَعْهُ. فَقَالَ أْمُرْ بَعْضَهُمْ يَرْفَعْهُ عَلَىَّ. قَالَ " لاَ ". قَالَ فَارْفَعْهُ أَنْتَ عَلَىَّ. قَالَ " لاَ ". فَنَثَرَ ثُمَّ احْتَمَلَهُ عَلَى كَاهِلِهِ ثُمَّ انْطَلَقَ، فَمَا زَالَ يُتْبِعُهُ بَصَرَهُ حَتَّى خَفِيَ عَلَيْنَا عَجَبًا مِنْ حِرْصِهِ، فَمَا قَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَثَمَّ مِنْهَا دِرْهَمٌ.
Cabir İbn Abdullah’tan nakledildiğine göre şöyle demiştir: "Nebi bana, ‘Bahreyn malı gelmiş olsaydı sana şöyle, şöyle ve şöyle verirdim’ buyurmuştu. Allah’ın Resulü vefat edip Bahreyn malı gelince Ebu Bekir, ‘Allah’ın Resulünün kendisine bir vaadi bulunan yanıma gelsin’ diye ilan ettirdi. Yanına giderek, ‘Allah’ın Resulü bana, “Bahreyn malı gelmiş olsaydı sana şöyle, şöyle ve şöyle verirdim” buyurmuştu’ dedim. Bana, ‘Avuçla’ dedi. Bir avuç aldım. Bana, ‘Onu say’ dedi. Saydığımda beş yüz çıktı. Bunun üzerine bana bin beş yüz verdi." İbrahim İbn Tahman’ın Abdülaziz İbn Suheyb’den, onun da Enes’ten naklettiğine göre Nebi’ye Bahreyn’den bir miktar mal getirildi. Nebi, "Onu mescide serin" buyurdu. Bu, Allah’ın Resulüne getirilen malların en çoğuydu. O sırada Abbas gelip, "Ey Allah’ın Resulü, bana ver. Çünkü ben hem kendim hem de Akil için fidye verdim" dedi. Nebi, "Al" buyurdu. Abbas elbisesine avuç avuç mal doldurdu, sonra onu kaldırmaya çalıştı, fakat gücü yetmedi. "Onlardan birine emret de onu üzerime kaldırsın" dedi. Nebi, "Hayır" buyurdu. Abbas, "Öyleyse onu üzerime sen kaldır" dedi. Nebi, "Hayır" buyurdu. Bunun üzerine malın bir kısmını döktü. Sonra onu kaldırmaya çalıştı, fakat yine kaldıramadı. "Onlardan birine emret de onu üzerime kaldırsın" dedi. Nebi, "Hayır" buyurdu. Abbas, "Öyleyse onu üzerime sen kaldır" dedi. Nebi, "Hayır" buyurdu. Bunun üzerine malın bir kısmını daha döktü, sonra onu omzuna yüklenip gitti. Allah’ın Resulü, onun hırsına hayret ederek gözden kayboluncaya kadar arkasından bakmayı sürdürdü. Allah’ın Resulü, o maldan tek bir dirhem dahi kalıncaya kadar yerinden kalkmadı.
Sahih al Bukhari 3164
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ أَخْبَرَنِي رَوْحُ بْنُ الْقَاسِمِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ لِي " لَوْ قَدْ جَاءَنَا مَالُ الْبَحْرَيْنِ قَدْ أَعْطَيْتُكَ هَكَذَا وَهَكَذَا وَهَكَذَا ". فَلَمَّا قُبِضَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَجَاءَ مَالُ الْبَحْرَيْنِ قَالَ أَبُو بَكْرٍ مَنْ كَانَتْ لَهُ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عِدَةٌ فَلْيَأْتِنِي. فَأَتَيْتُهُ فَقُلْتُ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَدْ كَانَ قَالَ لِي " لَوْ قَدْ جَاءَنَا مَالُ الْبَحْرَيْنِ لأَعْطَيْتُكَ هَكَذَا وَهَكَذَا وَهَكَذَا ". فَقَالَ لِي احْثُهْ. فَحَثَوْتُ حَثْيَةً فَقَالَ لِي عُدَّهَا. فَعَدَدْتُهَا فَإِذَا هِيَ خَمْسُمِائَةٍ، فَأَعْطَانِي أَلْفًا وَخَمْسَمِائَةٍ. وَقَالَ إِبْرَاهِيمُ بْنُ طَهْمَانَ عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ صُهَيْبٍ، عَنْ أَنَسٍ، أُتِيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِمَالٍ مِنَ الْبَحْرَيْنِ فَقَالَ " انْثُرُوهُ فِي الْمَسْجِدِ " فَكَانَ أَكْثَرَ مَالٍ أُتِيَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذْ جَاءَهُ الْعَبَّاسُ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَعْطِنِي إِنِّي فَادَيْتُ نَفْسِي وَفَادَيْتُ عَقِيلاً. قَالَ " خُذْ ". فَحَثَا فِي ثَوْبِهِ، ثُمَّ ذَهَبَ يُقِلُّهُ، فَلَمْ يَسْتَطِعْ. فَقَالَ أْمُرْ بَعْضَهُمْ يَرْفَعْهُ إِلَىَّ. قَالَ " لاَ ". قَالَ فَارْفَعْهُ أَنْتَ عَلَىَّ. قَالَ " لاَ ". فَنَثَرَ مِنْهُ، ثُمَّ ذَهَبَ يُقِلُّهُ فَلَمْ يَرْفَعْهُ. فَقَالَ أْمُرْ بَعْضَهُمْ يَرْفَعْهُ عَلَىَّ. قَالَ " لاَ ". قَالَ فَارْفَعْهُ أَنْتَ عَلَىَّ. قَالَ " لاَ ". فَنَثَرَ ثُمَّ احْتَمَلَهُ عَلَى كَاهِلِهِ ثُمَّ انْطَلَقَ، فَمَا زَالَ يُتْبِعُهُ بَصَرَهُ حَتَّى خَفِيَ عَلَيْنَا عَجَبًا مِنْ حِرْصِهِ، فَمَا قَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَثَمَّ مِنْهَا دِرْهَمٌ.
Cabir İbn Abdullah’tan nakledildiğine göre şöyle demiştir: "Nebi bana, ‘Bahreyn malı gelmiş olsaydı sana şöyle, şöyle ve şöyle verirdim’ buyurmuştu. Allah’ın Resulü vefat edip Bahreyn malı gelince Ebu Bekir, ‘Allah’ın Resulünün kendisine bir vaadi bulunan yanıma gelsin’ diye ilan ettirdi. Yanına giderek, ‘Allah’ın Resulü bana, ‘Bahreyn malı gelmiş olsaydı sana şöyle, şöyle ve şöyle verirdim’ buyurmuştu’ dedim. Bana, ‘Avuçla’ dedi. Bir avuç aldım. Bana, ‘Onu say’ dedi. Saydığımda beş yüz çıktı. Bunun üzerine bana bin beş yüz verdi." İbrahim İbn Tahman, Abdülaziz İbn Suheyb vasıtasıyla Enes’ten şöyle nakletmiştir: "Nebi’ye Bahreyn’den mal getirildi. Nebi, ‘Onu mescide serin’ buyurdu. Bu, Allah’ın Resulüne getirilen malların en çoğuydu. Bu sırada Abbas gelerek, ‘Ey Allah’ın Resulü! Bana ver. Çünkü ben hem kendimin hem de Akil’in fidyesini ödedim’ dedi. Nebi, ‘Al’ buyurdu. Abbas malı elbisesine doldurdu, sonra onu kaldırmaya çalıştı fakat kaldıramadı. ‘Onlardan birine emret de onu üzerime kaldırsın’ dedi. Nebi, ‘Hayır’ buyurdu. Abbas, ‘Öyleyse sen onu üzerime kaldır’ dedi. Nebi, ‘Hayır’ buyurdu. Bunun üzerine Abbas malın bir kısmını döktü, sonra onu kaldırmaya çalıştı fakat yine kaldıramadı. ‘Onlardan birine emret de onu üzerime kaldırsın’ dedi. Nebi, ‘Hayır’ buyurdu. Abbas, ‘Öyleyse sen onu üzerime kaldır’ dedi. Nebi, ‘Hayır’ buyurdu. Abbas malın bir kısmını daha döktü, sonra onu omzuna alıp gitti. Hırsına şaşan Nebi, gözden kayboluncaya kadar onu izlemeye devam etti. Allah’ın Resulü, o maldan tek bir dirhem dahi kalmadan yerinden kalkmadı."
Sahih al Bukhari 3165
حَدَّثَنَا قَيْسُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَمْرٍو، حَدَّثَنَا مُجَاهِدٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنْ قَتَلَ مُعَاهَدًا لَمْ يَرَحْ رَائِحَةَ الْجَنَّةِ، وَإِنَّ رِيحَهَا تُوجَدُ مِنْ مَسِيرَةِ أَرْبَعِينَ عَامًا ".
Abdullah İbn Amr’dan nakledildiğine göre Nebi şöyle buyurmuştur: "Kim bir muahidi öldürürse cennetin kokusunu alamaz. Oysa onun kokusu kırk yıllık mesafeden alınır."
Sahih al Bukhari 3166
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي سَعِيدٌ الْمَقْبُرِيُّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ بَيْنَمَا نَحْنُ فِي الْمَسْجِدِ خَرَجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " انْطَلِقُوا إِلَى يَهُودَ ". فَخَرَجْنَا حَتَّى جِئْنَا بَيْتَ الْمِدْرَاسِ فَقَالَ " أَسْلِمُوا تَسْلَمُوا، وَاعْلَمُوا أَنَّ الأَرْضَ لِلَّهِ وَرَسُولِهِ، وَإِنِّي أُرِيدُ أَنْ أُجْلِيَكُمْ مِنْ هَذِهِ الأَرْضِ، فَمَنْ يَجِدْ مِنْكُمْ بِمَالِهِ شَيْئًا فَلْيَبِعْهُ، وَإِلاَّ فَاعْلَمُوا أَنَّ الأَرْضَ لِلَّهِ وَرَسُولِهِ ".
Ebu Hureyre’den nakledildiğine göre şöyle demiştir: "Biz mescitteyken Nebi dışarı çıktı ve, ‘Yahudilere gidin’ buyurdu. Çıkıp Beytülmidras’a vardık. Nebi onlara, ‘Müslüman olun ki selamete eresiniz. Bilin ki yeryüzü Allah’ın ve Resulünündür. Ben sizi bu topraklardan çıkarmak istiyorum. Sizden kim malına karşılık bir şey bulabilirse onu satsın. Aksi hâlde bilin ki yeryüzü Allah’ın ve Resulünündür’ buyurdu."
Sahih al Bukhari 3167
حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، حَدَّثَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ سُلَيْمَانَ الأَحْوَلِ، سَمِعَ سَعِيدَ بْنَ جُبَيْرٍ، سَمِعَ ابْنَ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ يَوْمُ الْخَمِيسِ، وَمَا يَوْمُ الْخَمِيسِ ثُمَّ بَكَى حَتَّى بَلَّ دَمْعُهُ الْحَصَى. قُلْتُ يَا أَبَا عَبَّاسٍ، مَا يَوْمُ الْخَمِيسِ قَالَ اشْتَدَّ بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَجَعُهُ فَقَالَ " ائْتُونِي بِكَتِفٍ أَكْتُبْ لَكُمْ كِتَابًا لاَ تَضِلُّوا بَعْدَهُ أَبَدًا ". فَتَنَازَعُوا وَلاَ يَنْبَغِي عِنْدَ نَبِيٍّ تَنَازُعٌ فَقَالُوا مَا لَهُ أَهَجَرَ اسْتَفْهِمُوهُ. فَقَالَ " ذَرُونِي، فَالَّذِي أَنَا فِيهِ خَيْرٌ مِمَّا تَدْعُونِي إِلَيْهِ ـ فَأَمَرَهُمْ بِثَلاَثٍ قَالَ ـ أَخْرِجُوا الْمُشْرِكِينَ مِنْ جَزِيرَةِ الْعَرَبِ، وَأَجِيزُوا الْوَفْدَ بِنَحْوِ مَا كُنْتُ أُجِيزُهُمْ ". وَالثَّالِثَةُ خَيْرٌ، إِمَّا أَنْ سَكَتَ عَنْهَا، وَإِمَّا أَنْ قَالَهَا فَنَسِيتُهَا. قَالَ سُفْيَانُ هَذَا مِنْ قَوْلِ سُلَيْمَانَ.
İbn Abbas, ‘Perşembe günü! Perşembe günü ne gündü!’ dedi ve gözyaşları çakılları ıslatıncaya kadar ağladı. Ona, ‘Ey Ebu Abbas, perşembe günü ne oldu?’ dedim. Şöyle cevap verdi: "Allah’ın Resulünün rahatsızlığı ağırlaştı ve, ‘Bana bir kürek kemiği getirin; size, ardından hiçbir zaman sapmayacağınız bir yazı yazayım’ buyurdu. Bunun üzerine anlaşmazlığa düştüler. Oysa bir nebinin huzurunda anlaşmazlığa düşmek yakışmaz. ‘Ona ne oluyor, sayıklıyor mu? Kendisine sorun’ dediler. Nebi, ‘Beni bırakın. İçinde bulunduğum hâl, beni çağırdığınız şeyden daha hayırlıdır’ buyurdu. Onlara üç şeyi emretti: ‘Müşrikleri Arap Yarımadası’ndan çıkarın ve heyetlere benim verdiğim gibi ikramda bulunun.’ Üçüncüsü ise hayırlı bir şeydi; ya onu söylemeyip sustu ya da söyledi fakat ben unuttum." Süfyan, bunun Süleyman’ın sözü olduğunu belirtti.
Sahih al Bukhari 3168
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي سَعِيدٌ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَمَّا فُتِحَتْ خَيْبَرُ أُهْدِيَتْ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم شَاةٌ فِيهَا سُمٌّ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " اجْمَعُوا إِلَىَّ مَنْ كَانَ هَا هُنَا مِنْ يَهُودَ ". فَجُمِعُوا لَهُ فَقَالَ " إِنِّي سَائِلُكُمْ عَنْ شَىْءٍ فَهَلْ أَنْتُمْ صَادِقِيَّ عَنْهُ ". فَقَالُوا نَعَمْ. قَالَ لَهُمُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " مَنْ أَبُوكُمْ ". قَالُوا فُلاَنٌ. فَقَالَ " كَذَبْتُمْ، بَلْ أَبُوكُمْ فُلاَنٌ ". قَالُوا صَدَقْتَ. قَالَ " فَهَلْ أَنْتُمْ صَادِقِيَّ عَنْ شَىْءٍ إِنْ سَأَلْتُ عَنْهُ " فَقَالُوا نَعَمْ يَا أَبَا الْقَاسِمِ، وَإِنْ كَذَبْنَا عَرَفْتَ كَذِبَنَا كَمَا عَرَفْتَهُ فِي أَبِينَا. فَقَالَ لَهُمْ " مَنْ أَهْلُ النَّارِ ". قَالُوا نَكُونُ فِيهَا يَسِيرًا ثُمَّ تَخْلُفُونَا فِيهَا. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " اخْسَئُوا فِيهَا، وَاللَّهِ لاَ نَخْلُفُكُمْ فِيهَا أَبَدًا ـ ثُمَّ قَالَ ـ هَلْ أَنْتُمْ صَادِقِيَّ عَنْ شَىْءٍ إِنْ سَأَلْتُكُمْ عَنْهُ ". فَقَالُوا نَعَمْ يَا أَبَا الْقَاسِمِ. قَالَ " هَلْ جَعَلْتُمْ فِي هَذِهِ الشَّاةِ سُمًّا ". قَالُوا نَعَمْ. قَالَ " مَا حَمَلَكُمْ عَلَى ذَلِكَ ". قَالُوا أَرَدْنَا إِنْ كُنْتَ كَاذِبًا نَسْتَرِيحُ، وَإِنْ كُنْتَ نَبِيًّا لَمْ يَضُرَّكَ.
Ebu Hureyre’den nakledildiğine göre şöyle demiştir: "Hayber fethedilince Nebi’ye zehirli bir koyun hediye edildi. Bunun üzerine Nebi, ‘Burada bulunan Yahudileri yanıma toplayın’ buyurdu. Onlar toplanınca, ‘Size bir şey soracağım; bana doğru cevap verecek misiniz?’ dedi. ‘Evet’ dediler. Nebi, ‘Babanız kimdir?’ diye sordu. ‘Falancadır’ dediler. Nebi, ‘Yalan söylediniz; bilakis babanız falancadır’ buyurdu. Onlar, ‘Doğru söyledin’ dediler. Nebi, ‘Size bir şey sorarsam doğru cevap verecek misiniz?’ dedi. Onlar, ‘Evet, ey Ebu’l-Kasım. Yalan söylersek babamız hakkındaki yalanımızı bildiğin gibi bunu da bilirsin’ dediler. Nebi, ‘Cehennem ehli kimlerdir?’ diye sordu. Onlar, ‘Biz orada kısa bir süre kalacağız, sonra siz yerimizi alacaksınız’ dediler. Nebi, ‘Orada hor ve hakir kalın! Vallahi biz orada asla sizin yerinizi almayacağız’ buyurdu. Ardından, ‘Size bir şey sorarsam doğru cevap verecek misiniz?’ dedi. Onlar, ‘Evet, ey Ebu’l-Kasım’ dediler. Nebi, ‘Bu koyuna zehir koydunuz mu?’ diye sordu. ‘Evet’ dediler. ‘Sizi buna sevk eden neydi?’ diye sorunca, ‘Yalancıysan senden kurtulmak, nebiysen de zehrin sana zarar vermemesi için yaptık’ dediler."
Sahih al Bukhari 3169
حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا ثَابِتُ بْنُ يَزِيدَ، حَدَّثَنَا عَاصِمٌ، قَالَ سَأَلْتُ أَنَسًا ـ رضى الله عنه ـ عَنِ الْقُنُوتِ. قَالَ قَبْلَ الرُّكُوعِ. فَقُلْتُ إِنَّ فُلاَنًا يَزْعُمُ أَنَّكَ قُلْتَ بَعْدَ الرُّكُوعِ، فَقَالَ كَذَبَ. ثُمَّ حَدَّثَنَا عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَنَتَ شَهْرًا بَعْدَ الرُّكُوعِ يَدْعُو عَلَى أَحْيَاءٍ مِنْ بَنِي سُلَيْمٍ ـ قَالَ ـ بَعَثَ أَرْبَعِينَ أَوْ سَبْعِينَ ـ يَشُكُّ فِيهِ ـ مِنَ الْقُرَّاءِ إِلَى أُنَاسٍ مِنَ الْمُشْرِكِينَ، فَعَرَضَ لَهُمْ هَؤُلاَءِ فَقَتَلُوهُمْ، وَكَانَ بَيْنَهُمْ وَبَيْنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم عَهْدٌ، فَمَا رَأَيْتُهُ وَجَدَ عَلَى أَحَدٍ مَا وَجَدَ عَلَيْهِمْ.
Asım’dan nakledildiğine göre şöyle demiştir: "Enes’e kunutu sordum. ‘Rükûdan öncedir’ dedi. Ben, ‘Falanca, senin rükûdan sonra dediğini ileri sürüyor’ dedim. Enes, ‘Yalan söylemiş’ dedi. Sonra bize Nebi’nin rükûdan sonra bir ay boyunca kunut okuyarak Beni Süleym’in bazı kollarına beddua ettiğini anlattı ve şöyle dedi: ‘Nebi, müşriklerden bir topluluğa kırk veya yetmiş kârî gönderdi; ravi sayıda tereddüt ediyordu. Aralarında Nebi ile bir antlaşma bulunmasına rağmen o kimseler kârîlerin önünü kesip onları öldürdüler. Nebi’nin onlara öfkelendiği kadar hiç kimseye öfkelendiğini görmedim.’"
Sahih al Bukhari 3170
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي النَّضْرِ، مَوْلَى عُمَرَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ أَنَّ أَبَا مُرَّةَ، مَوْلَى أُمِّ هَانِئٍ ابْنَةِ أَبِي طَالِبٍ أَخْبَرَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ أُمَّ هَانِئٍ ابْنَةَ أَبِي طَالِبٍ، تَقُولُ ذَهَبْتُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَامَ الْفَتْحِ فَوَجَدْتُهُ يَغْتَسِلُ، وَفَاطِمَةُ ابْنَتُهُ تَسْتُرُهُ، فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ فَقَالَ " مَنْ هَذِهِ ". فَقُلْتُ أَنَا أُمُّ هَانِئٍ بِنْتُ أَبِي طَالِبٍ. فَقَالَ " مَرْحَبًا بِأُمِّ هَانِئٍ ". فَلَمَّا فَرَغَ مِنْ غُسْلِهِ قَامَ، فَصَلَّى ثَمَانَ رَكَعَاتٍ مُلْتَحِفًا فِي ثَوْبٍ وَاحِدٍ، فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ، زَعَمَ ابْنُ أُمِّي عَلِيٌّ أَنَّهُ قَاتِلٌ رَجُلاً قَدْ أَجَرْتُهُ فُلاَنُ بْنُ هُبَيْرَةَ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " قَدْ أَجَرْنَا مَنْ أَجَرْتِ يَا أُمَّ هَانِئٍ ". قَالَتْ أُمُّ هَانِئٍ وَذَلِكَ ضُحًى.
Ebu Talib’in kızı Ümmü Hani’den nakledildiğine göre şöyle demiştir: "Fetih yılında Allah’ın Resulü’nün yanına gittim. Onu yıkanırken buldum; kızı Fatıma da kendisini örtüyordu. Ona selam verdim. ‘Bu kim?’ diye sordu. ‘Ben, Ebu Talib’in kızı Ümmü Hani’yim’ dedim. ‘Ümmü Hani’ye merhaba’ buyurdu. Yıkanmasını bitirince tek bir elbiseye bürünmüş hâlde kalkıp sekiz rekât namaz kıldı. Ben, ‘Ey Allah’ın Resulü! Annemin oğlu Ali, benim eman verdiğim Hübeyre’nin oğlu falancayı öldüreceğini söylüyor’ dedim. Allah’ın Resulü, ‘Ey Ümmü Hani! Senin eman verdiğine biz de eman verdik’ buyurdu." Ümmü Hani, bunun kuşluk vakti olduğunu söyledi.
Sahih al Bukhari 3171
حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا وَكِيعٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ خَطَبَنَا عَلِيٌّ فَقَالَ مَا عِنْدَنَا كِتَابٌ نَقْرَؤُهُ إِلاَّ كِتَابُ اللَّهِ، وَمَا فِي هَذِهِ الصَّحِيفَةِ فَقَالَ فِيهَا الْجِرَاحَاتُ وَأَسْنَانُ الإِبِلِ، وَالْمَدِينَةُ حَرَمٌ مَا بَيْنَ عَيْرٍ إِلَى كَذَا، فَمَنْ أَحْدَثَ فِيهَا حَدَثًا أَوْ آوَى فِيهَا مُحْدِثًا، فَعَلَيْهِ لَعْنَةُ اللَّهِ وَالْمَلاَئِكَةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ، لاَ يُقْبَلُ مِنْهُ صَرْفٌ وَلاَ عَدْلٌ، وَمَنْ تَوَلَّى غَيْرَ مَوَالِيهِ فَعَلَيْهِ مِثْلُ ذَلِكَ، وَذِمَّةُ الْمُسْلِمِينَ وَاحِدَةٌ، فَمَنْ أَخْفَرَ مُسْلِمًا فَعَلَيْهِ مِثْلُ ذَلِكَ.
İbrahim et-Teymi’nin babasından nakledildiğine göre şöyle demiştir: "Ali bize hutbe okuyup şöyle dedi: ‘Yanımızda Allah’ın kitabından ve bu sahifede bulunandan başka okuyacağımız bir kitap yoktur.’ Ardından sahifede yaralamalarla ilgili hükümler, develerin yaşları ve Medine’nin Ayr Dağı ile şu nokta arasındaki bölgesinin harem oluşunun yazılı olduğunu söyledi ve şöyle devam etti: ‘Kim orada bir bidat çıkarır veya bidat çıkaranı barındırırsa Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun; ondan ne farz ne de nafile kabul edilir. Kim kendi mevlalarından başkasını veli edinirse aynı lanet onun üzerine olsun. Müslümanların emanı birdir. Kim bir Müslümanın verdiği emanı bozarsa aynı lanet onun üzerine olsun.’"
Sahih al Bukhari 3172
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا بِشْرٌ ـ هُوَ ابْنُ الْمُفَضَّلِ ـ حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ بُشَيْرِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ أَبِي حَثْمَةَ، قَالَ انْطَلَقَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَهْلٍ وَمُحَيِّصَةُ بْنُ مَسْعُودِ بْنِ زَيْدٍ إِلَى خَيْبَرَ، وَهْىَ يَوْمَئِذٍ صُلْحٌ، فَتَفَرَّقَا، فَأَتَى مُحَيِّصَةُ إِلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَهْلٍ وَهْوَ يَتَشَحَّطُ فِي دَمٍ قَتِيلاً، فَدَفَنَهُ ثُمَّ قَدِمَ الْمَدِينَةَ، فَانْطَلَقَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ سَهْلٍ وَمُحَيِّصَةُ وَحُوَيِّصَةُ ابْنَا مَسْعُودٍ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، فَذَهَبَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ يَتَكَلَّمُ فَقَالَ " كَبِّرْ كَبِّرْ ". وَهْوَ أَحْدَثُ الْقَوْمِ، فَسَكَتَ فَتَكَلَّمَا فَقَالَ " أَتَحْلِفُونَ وَتَسْتَحِقُّونَ قَاتِلَكُمْ أَوْ صَاحِبَكُمْ ". قَالُوا وَكَيْفَ نَحْلِفُ وَلَمْ نَشْهَدْ وَلَمْ نَرَ قَالَ " فَتُبْرِيكُمْ يَهُودُ بِخَمْسِينَ ". فَقَالُوا كَيْفَ نَأْخُذُ أَيْمَانَ قَوْمٍ كُفَّارٍ فَعَقَلَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مِنْ عِنْدِهِ.
Sehl İbn Ebi Hasme’den nakledildiğine göre şöyle demiştir: "Abdullah İbn Sehl ile Muhayyısa İbn Mesud İbn Zeyd, o sırada barış hâlinde bulunan Hayber’e gittiler ve birbirlerinden ayrıldılar. Muhayyısa daha sonra Abdullah İbn Sehl’in yanına geldiğinde onu kanlar içinde öldürülmüş hâlde buldu. Onu defnedip Medine’ye döndü. Abdurrahman İbn Sehl ile Mesud’un oğulları Muhayyısa ve Huveyyısa, Nebi’nin yanına gittiler. Topluluğun en genci olan Abdurrahman konuşmaya başlayınca Nebi, ‘Büyüğe öncelik ver, büyüğe öncelik ver’ buyurdu. Abdurrahman sustu, diğer ikisi konuştu. Nebi, ‘Yemin edip öldürülen arkadaşınızın hakkını elde eder misiniz?’ diye sordu. Onlar, ‘Görmediğimiz ve şahit olmadığımız hâlde nasıl yemin ederiz?’ dediler. Nebi, ‘Yahudilerden elli kişi yemin ederek kendilerini size karşı sorumluluktan kurtarsın’ buyurdu. Onlar, ‘Kâfir bir topluluğun yeminlerini nasıl kabul ederiz?’ dediler. Bunun üzerine Nebi onun diyetini kendi yanından ödedi."
Sahih al Bukhari 3173
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، أَخْبَرَهُ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَبَّاسٍ أَخْبَرَهُ أَنَّ أَبَا سُفْيَانَ بْنَ حَرْبٍ أَخْبَرَهُ أَنَّ هِرَقْلَ أَرْسَلَ إِلَيْهِ فِي رَكْبٍ مِنْ قُرَيْشٍ كَانُوا تِجَارًا بِالشَّأْمِ فِي الْمُدَّةِ الَّتِي مَادَّ فِيهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَبَا سُفْيَانَ فِي كُفَّارِ قُرَيْشٍ.
Abdullah İbn Abbas’tan nakledildiğine göre Ebu Süfyan bin Harb kendisine şöyle haber vermiştir: Allah’ın Resulü’nün Ebu Süfyan ve Kureyş kâfirleriyle antlaşmalı olduğu dönemde, ticaret amacıyla Şam’da bulunan bir Kureyş kafilesindeyken Herakleios onu çağırmak üzere haber gönderdi.
Sahih al Bukhari 3174
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم سُحِرَ حَتَّى كَانَ يُخَيَّلُ إِلَيْهِ أَنَّهُ صَنَعَ شَيْئًا وَلَمْ يَصْنَعْهُ.
Aişe’den nakledildiğine göre Nebi’ye büyü yapılmıştı; öyle ki yapmadığı bir şeyi yaptığını sanıyordu.
Sahih al Bukhari 3175
حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْعَلاَءِ بْنِ زَبْرٍ، قَالَ سَمِعْتُ بُسْرَ بْنَ عُبَيْدِ اللَّهِ، أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا إِدْرِيسَ، قَالَ سَمِعْتُ عَوْفَ بْنَ مَالِكٍ، قَالَ أَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فِي غَزْوَةِ تَبُوكَ، وَهْوَ فِي قُبَّةٍ مِنْ أَدَمٍ فَقَالَ " اعْدُدْ سِتًّا بَيْنَ يَدَىِ السَّاعَةِ، مَوْتِي، ثُمَّ فَتْحُ بَيْتِ الْمَقْدِسِ، ثُمَّ مُوتَانٌ يَأْخُذُ فِيكُمْ كَقُعَاصِ الْغَنَمِ، ثُمَّ اسْتِفَاضَةُ الْمَالِ حَتَّى يُعْطَى الرَّجُلُ مِائَةَ دِينَارٍ فَيَظَلُّ سَاخِطًا، ثُمَّ فِتْنَةٌ لاَ يَبْقَى بَيْتٌ مِنَ الْعَرَبِ إِلاَّ دَخَلَتْهُ، ثُمَّ هُدْنَةٌ تَكُونُ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَ بَنِي الأَصْفَرِ فَيَغْدِرُونَ، فَيَأْتُونَكُمْ تَحْتَ ثَمَانِينَ غَايَةً، تَحْتَ كُلِّ غَايَةٍ اثْنَا عَشَرَ أَلْفًا ".
Avf bin Malik’ten nakledildiğine göre şöyle demiştir: Tebük Gazvesi sırasında, deriden bir çadırda bulunan Nebi’nin yanına geldim. Şöyle buyurdu: "Kıyametten önce altı şeyi say: Benim ölümüm; ardından Beytülmakdis’in fethi; sonra koyun kırımı gibi aranızda yayılacak bir ölüm; sonra malın çoğalması, öyle ki bir kişiye yüz dinar verilse yine hoşnutsuz kalması; sonra Araplardan hiçbir eve girmeden kalmayacak bir fitne; ardından sizinle Rumlar arasında yapılacak bir antlaşma. Sonra onlar antlaşmayı bozup her birinin altında on iki bin kişi bulunan seksen sancak altında üzerinize gelecekler."
Sahih al Bukhari 3176
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَنَا حُمَيْدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ بَعَثَنِي أَبُو بَكْرٍ ـ رضى الله عنه ـ فِيمَنْ يُؤَذِّنُ يَوْمَ النَّحْرِ بِمِنًى لاَ يَحُجُّ بَعْدَ الْعَامِ مُشْرِكٌ، وَلاَ يَطُوفُ بِالْبَيْتِ عُرْيَانٌ. وَيَوْمُ الْحَجِّ الأَكْبَرِ يَوْمُ النَّحْرِ، وَإِنَّمَا قِيلَ الأَكْبَرُ مِنْ أَجْلِ قَوْلِ النَّاسِ الْحَجُّ الأَصْغَرُ. فَنَبَذَ أَبُو بَكْرٍ إِلَى النَّاسِ فِي ذَلِكَ الْعَامِ، فَلَمْ يَحُجَّ عَامَ حَجَّةِ الْوَدَاعِ الَّذِي حَجَّ فِيهِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مُشْرِكٌ.
Ebu Hureyre’den nakledildiğine göre şöyle demiştir: Ebu Bekir, Mina’da Kurban Bayramı günü, "Bu yıldan sonra hiçbir müşrik hac yapmayacak ve hiç kimse Kâbe’yi çıplak tavaf etmeyecek" diye ilan edecek kişiler arasında beni de gönderdi. Büyük hac günü kurban kesme günüdür. Ona "büyük" denmesi, insanların umreye "küçük hac" demelerindendir. Ebu Bekir o yıl antlaşmaların sona erdiğini insanlara bildirdi. Nebi’nin hac yaptığı Veda Haccı yılında hiçbir müşrik hac yapmadı.
Sahih al Bukhari 3177
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُرَّةَ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَرْبَعُ خِلاَلٍ مَنْ كُنَّ فِيهِ كَانَ مُنَافِقًا خَالِصًا مَنْ إِذَا حَدَّثَ كَذَبَ، وَإِذَا وَعَدَ أَخْلَفَ، وَإِذَا عَاهَدَ غَدَرَ وَإِذَا خَاصَمَ فَجَرَ، وَمَنْ كَانَتْ فِيهِ خَصْلَةٌ مِنْهُنَّ كَانَتْ فِيهِ خَصْلَةٌ مِنَ النِّفَاقِ حَتَّى يَدَعَهَا ".
Abdullah bin Amr’dan nakledildiğine göre Allah’ın Resulü şöyle buyurmuştur: "Dört özellik vardır ki bunların hepsi kimde bulunursa o tam bir münafık olur: Konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde sözünden döner, antlaşma yaptığında hainlik eder ve tartıştığında haddi aşar. Kimde bunlardan biri bulunursa onu bırakıncaya kadar kendisinde münafıklık özelliklerinden biri bulunur."
Sahih al Bukhari 3178
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَلِيٍّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ مَا كَتَبْنَا عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِلاَّ الْقُرْآنَ، وَمَا فِي هَذِهِ الصَّحِيفَةِ، قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " الْمَدِينَةُ حَرَامٌ مَا بَيْنَ عَائِرٍ إِلَى كَذَا، فَمَنْ أَحْدَثَ حَدَثًا، أَوْ آوَى مُحْدِثًا، فَعَلَيْهِ لَعْنَةُ اللَّهِ وَالْمَلاَئِكَةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ، لاَ يُقْبَلُ مِنْهُ عَدْلٌ وَلاَ صَرْفٌ، وَذِمَّةُ الْمُسْلِمِينَ وَاحِدَةٌ يَسْعَى بِهَا أَدْنَاهُمْ. فَمَنْ أَخْفَرَ مُسْلِمًا فَعَلَيْهِ لَعْنَةُ اللَّهِ وَالْمَلاَئِكَةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ، لاَ يُقْبَلُ مِنْهُ صَرْفٌ وَلاَ عَدْلٌ، وَمَنْ وَالَى قَوْمًا بِغَيْرِ إِذْنِ مَوَالِيهِ فَعَلَيْهِ لَعْنَةُ اللَّهِ وَالْمَلاَئِكَةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ، لاَ يُقْبَلُ مِنْهُ صَرْفٌ وَلاَ عَدْلٌ ".
Ali’den nakledildiğine göre şöyle demiştir: "Nebi’den Kur’an’dan ve bu sahifede bulunanlardan başka bir şey yazmadık. Nebi şöyle buyurmuştur: ‘Medine, Âir’den şu noktaya kadar haremdir. Kim burada bir suç işler veya suç işleyeni barındırırsa Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun. Ondan ne farz ne de nafile kabul edilir. Müslümanların güvencesi birdir; onların en aşağı konumdaki olanı bile bu güvenceyi verebilir. Kim bir Müslümanın verdiği güvenceyi bozarsa Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun. Ondan ne farz ne de nafile kabul edilir. Kim efendilerinin izni olmadan başka bir topluluğu veli edinirse Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun. Ondan ne farz ne de nafile kabul edilir.’"
Sahih al Bukhari 3179
قَالَ أَبُو مُوسَى حَدَّثَنَا هَاشِمُ بْنُ الْقَاسِمِ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَيْفَ أَنْتُمْ إِذَا لَمْ تَجْتَبُوا دِينَارًا وَلاَ دِرْهَمًا فَقِيلَ لَهُ وَكَيْفَ تَرَى ذَلِكَ كَائِنًا يَا أَبَا هُرَيْرَةَ قَالَ إِيْ وَالَّذِي نَفْسُ أَبِي هُرَيْرَةَ بِيَدِهِ عَنْ قَوْلِ الصَّادِقِ الْمَصْدُوقِ. قَالُوا عَمَّ ذَاكَ قَالَ تُنْتَهَكُ ذِمَّةُ اللَّهِ وَذِمَّةُ رَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم، فَيَشُدُّ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ قُلُوبَ أَهْلِ الذِّمَّةِ، فَيَمْنَعُونَ مَا فِي أَيْدِيهِمْ.
Ebu Hureyre’den nakledildiğine göre şöyle demiştir: "Dinar ve dirhem tahsil edemediğiniz zaman hâliniz nasıl olacak?" Kendisine, "Ey Ebu Hureyre, bunun gerçekleşeceğini nereden biliyorsun?" denildi. O da, "Ebu Hureyre’nin canı elinde olana yemin olsun ki doğru söyleyen ve doğruluğu tasdik edilenin sözünden biliyorum" dedi. "Bu neden olacak?" diye sordular. Şöyle cevap verdi: "Allah’ın ve Resulü’nün güvencesi çiğnenecek; bunun üzerine Allah, zimmet ehlinin kalplerini katılaştıracak ve onlar da ellerindekini vermeyecekler."
Sahih al Bukhari 3180
حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، أَخْبَرَنَا أَبُو حَمْزَةَ، قَالَ سَمِعْتُ الأَعْمَشَ، قَالَ سَأَلْتُ أَبَا وَائِلٍ شَهِدْتَ صِفِّينَ قَالَ نَعَمْ، فَسَمِعْتُ سَهْلَ بْنَ حُنَيْفٍ، يَقُولُ اتَّهِمُوا رَأْيَكُمْ، رَأَيْتُنِي يَوْمَ أَبِي جَنْدَلٍ وَلَوْ أَسْتَطِيعُ أَنْ أَرُدَّ، أَمْرَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم لَرَدَدْتُهُ، وَمَا وَضَعْنَا أَسْيَافَنَا عَلَى عَوَاتِقِنَا لأَمْرٍ يُفْظِعُنَا إِلاَّ أَسْهَلْنَ بِنَا إِلَى أَمْرٍ، نَعْرِفُهُ غَيْرِ أَمْرِنَا هَذَا.
A‘meş’ten nakledildiğine göre şöyle demiştir: "Ebu Vail’e, ‘Sıffin’e katıldın mı?’ diye sordum. ‘Evet’ dedi ve Sehl bin Huneyf’i şöyle derken işittiğini söyledi: ‘Kendi görüşünüzü sorgulayın. Ebu Cendel günü kendimi gördüm; Nebi’nin emrini geri çevirmeye gücüm yetseydi geri çevirirdim. Bizi dehşete düşüren bir iş için kılıçlarımızı omuzlarımıza aldığımız her seferinde, bu olay dışında, bizi bildiğimiz bir sonuca ulaştırdı.’"
Sahih al Bukhari 3181
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ، عَنْ أَبِيهِ، حَدَّثَنَا حَبِيبُ بْنُ أَبِي ثَابِتٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو وَائِلٍ، قَالَ كُنَّا بِصِفِّينَ فَقَامَ سَهْلُ بْنُ حُنَيْفٍ فَقَالَ أَيُّهَا النَّاسُ اتَّهِمُوا أَنْفُسَكُمْ فَإِنَّا كُنَّا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ الْحُدَيْبِيَةِ، وَلَوْ نَرَى قِتَالاً لَقَاتَلْنَا، فَجَاءَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَلَسْنَا عَلَى الْحَقِّ وَهُمْ عَلَى الْبَاطِلِ فَقَالَ " بَلَى ". فَقَالَ أَلَيْسَ قَتْلاَنَا فِي الْجَنَّةِ وَقَتْلاَهُمْ فِي النَّارِ قَالَ " بَلَى ". قَالَ فَعَلَى مَا نُعْطِي الدَّنِيَّةَ فِي دِينِنَا أَنَرْجِعُ وَلَمَّا يَحْكُمِ اللَّهُ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمْ فَقَالَ " ابْنَ الْخَطَّابِ، إِنِّي رَسُولُ اللَّهِ، وَلَنْ يُضَيِّعَنِي اللَّهُ أَبَدًا ". فَانْطَلَقَ عُمَرُ إِلَى أَبِي بَكْرٍ فَقَالَ لَهُ مِثْلَ مَا قَالَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ إِنَّهُ رَسُولُ اللَّهِ، وَلَنْ يُضَيِّعَهُ اللَّهُ أَبَدًا. فَنَزَلَتْ سُورَةُ الْفَتْحِ، فَقَرَأَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى عُمَرَ إِلَى آخِرِهَا. فَقَالَ عُمَرُ يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَوَفَتْحٌ هُوَ قَالَ " نَعَمْ ".
Ebu Vail’den nakledildiğine göre şöyle demiştir: "Sıffin’deydik. Sehl bin Huneyf ayağa kalkarak şöyle dedi: ‘Ey insanlar, kendi görüşünüzü sorgulayın. Hudeybiye günü Allah’ın Resulü ile birlikteydik. Savaş görseydik savaşırdık. Ömer bin Hattab gelip, “Ey Allah’ın Resulü, biz hak, onlar batıl üzere değil mi?” diye sordu. Nebi, “Evet” buyurdu. Ömer, “Bizim ölülerimiz cennette, onların ölüleri cehennemde değil mi?” dedi. Nebi, “Evet” buyurdu. Ömer, “Öyleyse dinimiz konusunda neden zilleti kabul ediyoruz? Allah bizimle onlar arasında hükmünü vermeden geri mi döneceğiz?” dedi. Nebi, “Ey Hattab’ın oğlu! Ben Allah’ın Resulüyüm; Allah beni asla zayi etmeyecektir” buyurdu. Ömer, Ebu Bekir’e giderek Nebi’ye söylediklerinin aynısını söyledi. Ebu Bekir, “O Allah’ın Resulüdür; Allah onu asla zayi etmeyecektir” dedi. Ardından Fetih suresi indi. Allah’ın Resulü sureyi sonuna kadar Ömer’e okudu. Ömer, “Ey Allah’ın Resulü, bu bir fetih midir?” diye sordu. Nebi, “Evet” buyurdu.’"
Sahih al Bukhari 3182
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا حَاتِمٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَسْمَاءَ ابْنَةِ أَبِي بَكْرٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَتْ قَدِمَتْ عَلَىَّ أُمِّي وَهْىَ مُشْرِكَةٌ فِي عَهْدِ قُرَيْشٍ، إِذْ عَاهَدُوا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَمُدَّتِهِمْ، مَعَ أَبِيهَا، فَاسْتَفْتَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنَّ أُمِّي قَدِمَتْ عَلَىَّ، وَهْىَ رَاغِبَةٌ، أَفَأَصِلُهَا قَالَ " نَعَمْ، صِلِيهَا ".
Esma binti Ebu Bekir’den nakledildiğine göre şöyle demiştir: "Kureyş’in Allah’ın Resulü ile antlaşmalı olduğu dönemde müşrik olan annem, babasıyla birlikte yanıma geldi. Allah’ın Resulü’ne danışarak, ‘Ey Allah’ın Resulü, annem bana rağbet ederek geldi. Onunla ilgileneyim mi?’ diye sordum. ‘Evet, annenle ilgilen’ buyurdu."
Sahih al Bukhari 3183
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عُثْمَانَ بْنِ حَكِيمٍ، حَدَّثَنَا شُرَيْحُ بْنُ مَسْلَمَةَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ يُوسُفَ بْنِ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ حَدَّثَنِي الْبَرَاءُ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم لَمَّا أَرَادَ أَنْ يَعْتَمِرَ أَرْسَلَ إِلَى أَهْلِ مَكَّةَ يَسْتَأْذِنُهُمْ لِيَدْخُلَ مَكَّةَ، فَاشْتَرَطُوا عَلَيْهِ أَنْ لاَ يُقِيمَ بِهَا إِلاَّ ثَلاَثَ لَيَالٍ، وَلاَ يَدْخُلَهَا إِلاَّ بِجُلُبَّانِ السِّلاَحِ، وَلاَ يَدْعُوَ مِنْهُمْ أَحَدًا، قَالَ فَأَخَذَ يَكْتُبُ الشَّرْطَ بَيْنَهُمْ عَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ، فَكَتَبَ هَذَا مَا قَاضَى عَلَيْهِ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ. فَقَالُوا لَوْ عَلِمْنَا أَنَّكَ رَسُولُ اللَّهِ لَمْ نَمْنَعْكَ وَلَبَايَعْنَاكَ، وَلَكِنِ اكْتُبْ هَذَا مَا قَاضَى عَلَيْهِ مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ. فَقَالَ " أَنَا وَاللَّهِ مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ وَأَنَا وَاللَّهِ رَسُولُ اللَّهِ ". قَالَ وَكَانَ لاَ يَكْتُبُ قَالَ فَقَالَ لِعَلِيٍّ " امْحُ رَسُولَ اللَّهِ ". فَقَالَ عَلِيٌّ وَاللَّهِ لاَ أَمْحَاهُ أَبَدًا. قَالَ " فَأَرِنِيهِ ". قَالَ فَأَرَاهُ إِيَّاهُ، فَمَحَاهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِيَدِهِ، فَلَمَّا دَخَلَ وَمَضَى الأَيَّامُ أَتَوْا عَلِيًّا فَقَالُوا مُرْ صَاحِبَكَ فَلْيَرْتَحِلْ. فَذَكَرَ ذَلِكَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " نَعَمْ " ثُمَّ ارْتَحَلَ.
Bera bin Azib’den nakledildiğine göre Nebi umre yapmak isteyince Mekke halkına haber göndererek Mekke’ye girmek için izin istedi. Onlar da Mekke’de yalnız üç gece kalmasını, oraya sadece kınlarındaki silahlarla girmesini ve kendilerinden hiç kimseyi davet etmemesini şart koştular. Ali bin Ebu Talib aralarındaki şartları yazmaya başlayıp: "Bu, Allah’ın Resulü Muhammed’in üzerinde anlaşmaya vardığı hususlardır" diye yazdı. Onlar: "Senin Allah’ın Resulü olduğunu bilseydik sana engel olmaz ve sana biat ederdik. Fakat ‘Bu, Abdullah’ın oğlu Muhammed’in üzerinde anlaşmaya vardığı hususlardır’ diye yaz" dediler. Nebi: "Allah’a yemin olsun ki ben Abdullah’ın oğlu Muhammed’im ve Allah’a yemin olsun ki Allah’ın Resulüyüm" dedi. Yazı yazmayı bilmeyen Nebi, Ali’ye: "Allah’ın Resulü ifadesini sil" buyurdu. Ali: "Allah’a yemin olsun ki onu asla silmeyeceğim" dedi. Nebi: "Öyleyse onu bana göster" buyurdu. Ali yerini gösterince Nebi bu ifadeyi kendi eliyle sildi. Nebi Mekke’ye girip belirlenen günler geçince Mekkeliler Ali’ye gelerek: "Arkadaşına söyle, artık ayrılsın" dediler. Ali bunu Allah’ın Resulü’ne bildirdi. O da: "Evet" buyurdu ve Mekke’den ayrıldı.
Sahih al Bukhari 3184
حَدَّثَنَا عَبْدَانُ بْنُ عُثْمَانَ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبِي، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مَيْمُونٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ بَيْنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سَاجِدٌ وَحَوْلَهُ نَاسٌ مِنْ قُرَيْشٍ مِنَ الْمُشْرِكِينَ إِذْ جَاءَ عُقْبَةُ بْنُ أَبِي مُعَيْطٍ بِسَلَى جَزُورٍ، فَقَذَفَهُ عَلَى ظَهْرِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَلَمْ يَرْفَعْ رَأْسَهُ حَتَّى جَاءَتْ فَاطِمَةُ ـ عَلَيْهَا السَّلاَمُ ـ فَأَخَذَتْ مِنْ ظَهْرِهِ، وَدَعَتْ عَلَى مَنْ صَنَعَ ذَلِكَ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " اللَّهُمَّ عَلَيْكَ الْمَلأَ مِنْ قُرَيْشٍ، اللَّهُمَّ عَلَيْكَ أَبَا جَهْلِ بْنَ هِشَامٍ، وَعُتْبَةَ بْنَ رَبِيعَةَ، وَشَيْبَةَ بْنَ رَبِيعَةَ، وَعُقْبَةَ بْنَ أَبِي مُعَيْطٍ، وَأُمَيَّةَ بْنَ خَلَفٍ ـ أَوْ أُبَىَّ بْنَ خَلَفٍ ". فَلَقَدْ رَأَيْتُهُمْ قُتِلُوا يَوْمَ بَدْرٍ، فَأُلْقُوا فِي بِئْرٍ، غَيْرَ أُمَيَّةَ أَوْ أُبَىٍّ، فَإِنَّهُ كَانَ رَجُلاً ضَخْمًا، فَلَمَّا جَرُّوهُ تَقَطَّعَتْ أَوْصَالُهُ قَبْلَ أَنْ يُلْقَى فِي الْبِئْرِ.
Abdullah’tan nakledildiğine göre şöyle demiştir: "Allah’ın Resulü secdede iken çevresinde Kureyş müşriklerinden bazıları bulunuyordu. Ukbe bin Ebu Muayt bir devenin döl yatağını getirip Nebi’nin sırtına attı. Nebi, Fatıma gelip onu sırtından alıncaya kadar başını kaldırmadı. Fatıma bunu yapanlara beddua etti. Nebi de: ‘Allah’ım, Kureyş’in ileri gelenlerini sana havale ediyorum! Allah’ım, Ebu Cehil bin Hişam’ı, Utbe bin Rebia’yı, Şeybe bin Rebia’yı, Ukbe bin Ebu Muayt’ı ve Ümeyye bin Halef’i ya da Übey bin Halef’i sana havale ediyorum!’ buyurdu. Onların Bedir günü öldürüldüklerini ve bir kuyuya atıldıklarını gördüm. Yalnız Ümeyye ya da Übey iri yapılı bir adamdı; onu sürüklediklerinde kuyuya atılmadan önce uzuvları parçalandı."
Sahih al Bukhari 3185
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سُلَيْمَانَ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ. وَعَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لِكُلِّ غَادِرٍ لِوَاءٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ـ قَالَ أَحَدُهُمَا يُنْصَبُ وَقَالَ الآخَرُ ـ يُرَى يَوْمَ الْقِيَامَةِ يُعْرَفُ بِهِ ".
Abdullah ve Enes’ten nakledildiğine göre Nebi şöyle buyurmuştur: "Her hain için kıyamet günü kendisiyle tanınacağı bir sancak vardır." Ravilerden biri sancağın dikileceğini, diğeri ise kıyamet günü görüleceğini söylemiştir.
Sahih al Bukhari 3186
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سُلَيْمَانَ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ. وَعَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لِكُلِّ غَادِرٍ لِوَاءٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ـ قَالَ أَحَدُهُمَا يُنْصَبُ وَقَالَ الآخَرُ ـ يُرَى يَوْمَ الْقِيَامَةِ يُعْرَفُ بِهِ ".
Abdullah ve Enes’ten nakledildiğine göre Nebi şöyle buyurmuştur: "Her hain için kıyamet günü kendisiyle tanınacağı bir sancak vardır." Ravilerden biri sancağın dikileceğini, diğeri ise kıyamet günü görüleceğini söylemiştir.
Sahih al Bukhari 3187
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لِكُلِّ غَادِرٍ لِوَاءٌ يُنْصَبُ لِغَدْرَتِهِ ".
Abdullah bin Ömer’den nakledildiğine göre şöyle demiştir: "Nebi’nin, ‘Her hain için hainliği sebebiyle bir sancak dikilecektir’ buyurduğunu işittim."
Sahih al Bukhari 3188
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ فَتْحِ مَكَّةَ " لاَ هِجْرَةَ وَلَكِنْ جِهَادٌ وَنِيَّةٌ، وَإِذَا اسْتُنْفِرْتُمْ فَانْفِرُوا ". وَقَالَ يَوْمَ فَتْحِ مَكَّةَ " إِنَّ هَذَا الْبَلَدَ حَرَّمَهُ اللَّهُ يَوْمَ خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضَ، فَهْوَ حَرَامٌ بِحُرْمَةِ اللَّهِ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ، وَإِنَّهُ لَمْ يَحِلَّ الْقِتَالُ فِيهِ لأَحَدٍ قَبْلِي، وَلَمْ يَحِلَّ لِي إِلاَّ سَاعَةً مِنْ نَهَارٍ، فَهْوَ حَرَامٌ بِحُرْمَةِ اللَّهِ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ، لاَ يُعْضَدُ شَوْكُهُ، وَلاَ يُنَفَّرُ صَيْدُهُ، وَلاَ يَلْتَقِطُ لُقَطَتَهُ إِلاَّ مَنْ عَرَّفَهَا، وَلاَ يُخْتَلَى خَلاَهُ ". فَقَالَ الْعَبَّاسُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِلاَّ الإِذْخِرَ، فَإِنَّهُ لِقَيْنِهِمْ وَلِبُيُوتِهِمْ. قَالَ " إِلاَّ الإِذْخِرَ ".
Abdullah İbn Abbas’tan nakledildiğine göre Nebi Mekke’nin fethedildiği gün şöyle buyurdu: "Artık hicret yoktur. Ancak cihad ve niyet vardır. Savaşa çağrıldığınızda hemen çıkın!" Nebi aynı gün yine şöyle buyurdu: "Allah bu beldeyi gökleri ve yeri yarattığı gün haram kılmıştır. Burası Allah’ın haram kılmasıyla kıyamet gününe kadar haramdır. Burada savaşmak benden önce hiç kimseye helal kılınmadı; bana da yalnızca gündüzün kısa bir süresi için helal kılındı. Burası Allah’ın haram kılmasıyla kıyamet gününe kadar haramdır. Dikenli bitkileri kesilmez, avı ürkütülmez, buluntu malını ilan edecek kimseden başkası alamaz ve yaş otu biçilmez." Bunun üzerine Abbas, "Ey Allah’ın Resulü, izhir otu hariç; çünkü o, demircileri ve evleri için gereklidir" dedi. Nebi de, "İzhir otu hariç" buyurdu.
Sahih al Bukhari 3189