HADİS KÜTÜPHANESİ

Sahih-i Buhârî

97 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

Hz. Peygamber'in ve Ashabının Faziletleri

162 hadis

حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ يَزِيدَ الْكَاهِلِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرٍ، عَنْ أَبِي حَصِينٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسِ، رضى الله عنهما‏.‏ ‏{‏وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ‏}‏ قَالَ الشُّعُوبُ الْقَبَائِلُ الْعِظَامُ، وَالْقَبَائِلُ الْبُطُونُ‏.‏

İbn Abbas r.a.'dan rivayete göre: "Ve sizi birbirinizle tanışasınız diye kavimlere ve kabilelere ayırdık" buyruğu hakkında dedi ki: "Şu'ub (kavimler), büyük kabileler demektir. Kabileler (el-kabail) ise batınlar (boylar) demektir."

Sahih al Bukhari 3489

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي سَعِيدُ بْنُ أَبِي سَعِيدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَنْ أَكْرَمُ النَّاسِ قَالَ ‏"‏ أَتْقَاهُمْ ‏"‏‏.‏ قَالُوا لَيْسَ عَنْ هَذَا نَسْأَلُكَ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَيُوسُفُ نَبِيُّ اللَّهِ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Ey Allah'ın Resulü, insanların en kerimi kimdir?" diye soruldu. O: "En takvalılarıdır" dedi. "Biz sana bunu sormuyoruz" dediler. O: "O zaman Allah'ın Nebii Yusuf'tur" dedi.

Sahih al Bukhari 3490

حَدَّثَنَا قَيْسُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا كُلَيْبُ بْنُ وَائِلٍ، قَالَ حَدَّثَتْنِي رَبِيبَةُ النَّبِيِّ، صلى الله عليه وسلم زَيْنَبُ ابْنَةُ أَبِي سَلَمَةَ قَالَ قُلْتُ لَهَا أَرَأَيْتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَكَانَ مِنْ مُضَرَ قَالَتْ فَمِمَّنْ كَانَ إِلاَّ مِنْ مُضَرَ مِنْ بَنِي النَّضْرِ بْنِ كِنَانَةَ‏.‏

Kuleyb b. Vail dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in üvey kızı Ebu Seleme'nin kızı Zeyneb'e: Sence Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mudar'dan mı idi, diye sordum. O: O, Mudar'dan, en-Nadr b. Kinane'nin oğullarından başkasının soyundan mı idi ki? dedi."

Sahih al Bukhari 3491

حَدَّثَنَا مُوسَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا كُلَيْبٌ، حَدَّثَتْنِي رَبِيبَةُ النَّبِيِّ، صلى الله عليه وسلم وَأَظُنُّهَا زَيْنَبَ قَالَتْ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ الدُّبَّاءِ وَالْحَنْتَمِ وَالْمُقَيَّرِ وَالْمُزَفَّتِ‏.‏ وَقُلْتُ لَهَا أَخْبِرِينِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مِمَّنْ كَانَ مِنْ مُضَرَ كَانَ قَالَتْ فَمِمَّنْ كَانَ إِلاَّ مِنْ مُضَرَ، كَانَ مِنْ وَلَدِ النَّضْرِ بْنِ كِنَانَةَ‏.‏

Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in üvey kızı -zannederim adı Zeyneb idi- dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, (Cahiliye döneminde içki yapıp saklama kabı olarak kullanılan) tabağın, sırlı testilerin, katranlanmış ve ziftlenmiş kapların kullanılmasını nehyetti. Ben (hadisi Zeyneb'ten rivayet eden Kuleyb) ona dedim ki: Bana Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kimlerden olduğunu haber ver, o Mudar'dan mı idi? Dedi ki: Ya Mudar'dan başka kimden olacaktı? O, en-Nadr b. Kinane'nin çocuklarındandır."

Sahih al Bukhari 3492

حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا جَرِيرٌ، عَنْ عُمَارَةَ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ تَجِدُونَ النَّاسَ مَعَادِنَ، خِيَارُهُمْ فِي الْجَاهِلِيَّةِ خِيَارُهُمْ فِي الإِسْلاَمِ إِذَا فَقِهُوا، وَتَجِدُونَ خَيْرَ النَّاسِ فِي هَذَا الشَّأْنِ أَشَدَّهُمْ لَهُ كَرَاهِيَةً ‏"‏‏.‏ ‏"‏ وَتَجِدُونَ شَرَّ النَّاسِ ذَا الْوَجْهَيْنِ، الَّذِي يَأْتِي هَؤُلاَءِ بِوَجْهٍ، وَيَأْتِي هَؤُلاَءِ بِوَجْهٍ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Reslilullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Sizler, insanlaru{n) madenler (gibi) görürsünüz. Cahiliye döneminde onlann en hayırlılan fıkhetmeleri şartıyla İslamda da en hayırlılandır. Bu hususta {yönetici olmayı istemekte} insanlann en hayırlılarının da, ondan en çok hoşlanmayanlar olduğunu göreceksiniz." Bu Hadis ileride 3496 ve 3588 numara ile gelecektir. [-3494-] "İnsanların en kötülerinin ise şunlara bir yüzle, berikilere bir (başka) yüzle giden iki yüzlü kimse olduğunu göreceksiniz. " Bu Had,is İleride 6058 ve 7179 numara ile gelecektir

Sahih al Bukhari 3493

حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا جَرِيرٌ، عَنْ عُمَارَةَ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ تَجِدُونَ النَّاسَ مَعَادِنَ، خِيَارُهُمْ فِي الْجَاهِلِيَّةِ خِيَارُهُمْ فِي الإِسْلاَمِ إِذَا فَقِهُوا، وَتَجِدُونَ خَيْرَ النَّاسِ فِي هَذَا الشَّأْنِ أَشَدَّهُمْ لَهُ كَرَاهِيَةً ‏"‏‏.‏ ‏"‏ وَتَجِدُونَ شَرَّ النَّاسِ ذَا الْوَجْهَيْنِ، الَّذِي يَأْتِي هَؤُلاَءِ بِوَجْهٍ، وَيَأْتِي هَؤُلاَءِ بِوَجْهٍ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Sizler, insanları madenler gibi görürsünüz. Cahiliye döneminde onların en hayırlıları, fıkhetmeleri şartıyla İslam'da da en hayırlılarıdır. Bu hususta {yönetici olmayı istemekte} insanların en hayırlılarının da ondan en çok hoşlanmayanlar olduğunu göreceksiniz. İnsanların en kötülerinin ise şunlara bir yüzle, berikilere bir başka yüzle giden iki yüzlü kimse olduğunu göreceksiniz."

Sahih al Bukhari 3494

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا الْمُغِيرَةُ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ النَّاسُ تَبَعٌ لِقُرَيْشٍ فِي هَذَا الشَّأْنِ، مُسْلِمُهُمْ تَبَعٌ لِمُسْلِمِهِمْ، وَكَافِرُهُمْ تَبَعٌ لِكَافِرِهِمْ ‏"‏‏.‏ "وَالنَّاسُ مَعَادِنُ، خِيَارُهُمْ فِي الْجَاهِلِيَّةِ خِيَارُهُمْ فِي الإِسْلاَمِ إِذَا فَقِهُوا، تَجِدُونَ مِنْ خَيْرِ النَّاسِ أَشَدَّ النَّاسِ كَرَاهِيَةً لِهَذَا الشَّأْنِ حَتَّى يَقَعَ فِيهِ

Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Bu hususta insanlar Kureyş'e tabidider. Müslüman olanlar Müslüman olanlarına tabidir, kafir olanları da kafir olanlara tabidir." [-3496-] "İnsanlar madenler (gibi)dir. Cahiliye döneminde hayırlı olanlar fıkhetmeleri şartıyla İslamda da hayırlılardır. Sizler insanların en hayırlıları arasında . bu işe -içine düşünceye kadar- en çok tiksinen kimselerin olduğunu göreceksinizdir

Sahih al Bukhari 3495

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا الْمُغِيرَةُ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ النَّاسُ تَبَعٌ لِقُرَيْشٍ فِي هَذَا الشَّأْنِ، مُسْلِمُهُمْ تَبَعٌ لِمُسْلِمِهِمْ، وَكَافِرُهُمْ تَبَعٌ لِكَافِرِهِمْ ‏"‏‏.‏ "وَالنَّاسُ مَعَادِنُ، خِيَارُهُمْ فِي الْجَاهِلِيَّةِ خِيَارُهُمْ فِي الإِسْلاَمِ إِذَا فَقِهُوا، تَجِدُونَ مِنْ خَيْرِ النَّاسِ أَشَدَّ النَّاسِ كَرَاهِيَةً لِهَذَا الشَّأْنِ حَتَّى يَقَعَ فِيهِ".

Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Bu hususta insanlar Kureyş'e tabidir. Müslüman olanlar Müslüman olanlarına tabidir, kafir olanları da kafir olanlara tabidir. İnsanlar madenler (gibi)dir. Cahiliye döneminde hayırlı olanlar fıkhetmeleri şartıyla İslam'da da hayırlılardır. Sizler insanların en hayırlıları arasında, bu işe içine düşünceye kadar en çok tiksinen kimselerin olduğunu göreceksinizdir."

Sahih al Bukhari 3496

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ شُعْبَةَ، حَدَّثَنِي عَبْدُ الْمَلِكِ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما – ‏{‏إِلاَّ الْمَوَدَّةَ فِي الْقُرْبَى‏}‏ قَالَ فَقَالَ سَعِيدُ بْنُ جُبَيْرٍ قُرْبَى مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم‏.‏ فَقَالَ إِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم لَمْ يَكُنْ بَطْنٌ مِنْ قُرَيْشٍ إِلاَّ وَلَهُ فِيهِ قَرَابَةٌ، فَنَزَلَتْ عَلَيْهِ إِلاَّ أَنْ تَصِلُوا قَرَابَةً بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ‏.‏

İbn Abbas r.a.'dan: "Akrabalıkta sevgiden başka" [Şura, 23] (buyruğunu okuyunca) Said b. Cubeyr: "Maksat Muhammed'in akrabalığıdır" deyince, İbn Abbas dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendileriyle akrabalığı bulunmadığı Kureyş'in hiçbir kolu yoktur. İşte bu ayet ona bu hususta nazil olmuştur. "Benimle sizin aranızdaki akrabalık bağını gözetmenizden başkasını istemiyorum, demektir."

Sahih al Bukhari 3497

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ قَيْسٍ، عَنْ أَبِي مَسْعُودٍ، يَبْلُغُ بِهِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مِنْ هَا هُنَا جَاءَتِ الْفِتَنُ نَحْوَ الْمَشْرِقِ، وَالْجَفَاءُ وَغِلَظُ الْقُلُوبِ فِي الْفَدَّادِينَ أَهْلِ الْوَبَرِ عِنْدَ أُصُولِ أَذْنَابِ الإِبِلِ، وَالْبَقَرِ فِي رَبِيعَةَ وَمُضَرَ ‏"‏‏.‏

Ebu Mes'ud'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki: "Fitneler işte bu taraftan, doğu tarafından gelmiştir (gelecektir). Katılık ve haşin kalplilik, develerin ve ineklerin kuyrukları dibinde bulunan, çölde yaşayan, ekinlerini sürerken yüksek sesle bağırıp çağıran Rabia ile Mudarlılar arasındadır."

Sahih al Bukhari 3498

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ الْفَخْرُ وَالْخُيَلاَءُ فِي الْفَدَّادِينَ أَهْلِ الْوَبَرِ، وَالسَّكِينَةُ فِي أَهْلِ الْغَنَمِ، وَالإِيمَانُ يَمَانٍ، وَالْحِكْمَةُ يَمَانِيَةٌ ‏"‏‏.‏ سُمِّيَتِ الْيَمَنَ لأَنَّهَا عَنْ يَمِينِ الْكَعْبَةِ، وَالشَّأْمَ عَنْ يَسَارِ الْكَعْبَةِ، وَالْمَشْأَمَةُ الْمَيْسَرَةُ، وَالْيَدُ الْيُسْرَى الشُّؤْمَى، وَالْجَانِبُ الأَيْسَرُ الأَشْأَمُ‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'dan dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Övünmek ve kibirlilik çöllerde yaşayan, deve sahibi, çığırtkan bedevilerde görülür. Ağır başlılık ve sükûnet koyun sahiplerinde olur. İman da Yemenlidir, hikmet de Yemenlidir." Ebu Abdullah dedi ki: Yemen'e bu adın veriliş sebebi Kâbe'nin sağında oluşundan, Şam'a da bu adın verilişi Kâbe'nin solunda oluşundan dolayıdır. Meş'eme, meysera (solda olmak) demektir; el-yedu'l-yusra eş-şu'ma (sol el) demektir. Sol tarafa da el-eş'em denilir.

Sahih al Bukhari 3499

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ كَانَ مُحَمَّدُ بْنُ جُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ يُحَدِّثُ أَنَّهُ بَلَغَ مُعَاوِيَةَ وَهْوَ عِنْدَهُ فِي وَفْدٍ مِنْ قُرَيْشٍ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ يُحَدِّثُ أَنَّهُ سَيَكُونُ مَلِكٌ مِنْ قَحْطَانَ، فَغَضِبَ مُعَاوِيَةُ، فَقَامَ فَأَثْنَى عَلَى اللَّهِ بِمَا هُوَ أَهْلُهُ، ثُمَّ قَالَ أَمَّا بَعْدُ فَإِنَّهُ بَلَغَنِي أَنَّ رِجَالاً مِنْكُمْ يَتَحَدَّثُونَ أَحَادِيثَ لَيْسَتْ فِي كِتَابِ اللَّهِ، وَلاَ تُؤْثَرُ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَأُولَئِكَ جُهَّالُكُمْ، فَإِيَّاكُمْ وَالأَمَانِيَّ الَّتِي تُضِلُّ أَهْلَهَا، فَإِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ إِنَّ هَذَا الأَمْرَ فِي قُرَيْشٍ، لاَ يُعَادِيهِمْ أَحَدٌ إِلاَّ كَبَّهُ اللَّهُ عَلَى وَجْهِهِ، مَا أَقَامُوا الدِّينَ ‏"‏‏.‏

Abdullah b. Amr b. el-As'ın Kahtan'dan bir hükümdar çıkacağını anlattığı Muaviye'ye ulaştı. Bunun üzerine Muaviye kızdı ve ayağa kalktı. Yüce Allah'a layık olduğu şekilde övgüde bulunduktan sonra dedi ki: Bana ulaştığına göre sizden bazı adamlar Allah'ın Kitabında olmayan ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den nakledilmeyen bazı hadisleri naklediyorlar. Onlar sizin cahillerinizdir. Sahiplerini sapıklığa götüren temennilerden kendinizi koruyunuz. Çünkü ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: "Bu iş Kureyşliler arasında kalacaktır. Dini dimdik ayakta tuttukları sürece, bir kimse onlara düşmanlık edecek olursa mutlaka Allah onu yüzüstü yıkar."

Sahih al Bukhari 3500

حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا عَاصِمُ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لا يَزَالُ هَذَا الأَمْرُ فِي قُرَيْشٍ، مَا بَقِيَ مِنْهُمُ اثْنَانِ ‏"‏‏.‏

İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Bu iş (yönetim), onlardan iki kişi dahi kalsa Kureyşliler arasında kalmaya devam edecektir."

Sahih al Bukhari 3501

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنِ ابْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ جُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ، قَالَ مَشَيْتُ أَنَا وَعُثْمَانُ بْنُ عَفَّانَ، فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَعْطَيْتَ بَنِي الْمُطَّلِبِ وَتَرَكْتَنَا، وَإِنَّمَا نَحْنُ وَهُمْ مِنْكَ بِمَنْزِلَةٍ وَاحِدَةٍ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّمَا بَنُو هَاشِمٍ وَبَنُو الْمُطَّلِبِ شَىْءٌ وَاحِدٌ ‏"‏‏.‏

Cubeyr b. Mut'im dedi ki: Ben ve Osman b. Affan beraber yürüdük. (Osman r.a.) dedi ki: Ey Allah'ın Resulü, sen Muttalib oğullarına verdin ve bizi bıraktın. Oysa biz de, onlar da sana aynı derecede yakınız. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Evet, Haşimoğulları ile Muttalib oğulları gerçekten aynı şeydir."

Sahih al Bukhari 3502

وَقَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي أَبُو الأَسْوَدِ، مُحَمَّدٌ عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، قَالَ ذَهَبَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الزُّبَيْرِ مَعَ أُنَاسٍ مِنْ بَنِي زُهْرَةَ إِلَى عَائِشَةَ، وَكَانَتْ أَرَقَّ شَىْءٍ لِقَرَابَتِهِمْ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏

Urve b. ez-Zubeyr dedi ki: "Abdullah b. ez-Zübeyr, Zühre oğullarından birkaç kişi ile birlikte Aişe'nin yanına gitti. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e olan akrabalıkları dolayısıyla onlara karşı her şeyden çok ince (ve hassas) idi."

Sahih al Bukhari 3503

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ سَعْدٍ، ح قَالَ يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ هُرْمُزَ الأَعْرَجُ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ قُرَيْشٌ وَالأَنْصَارُ وَجُهَيْنَةُ وَمُزَيْنَةُ وَأَسْلَمُ وَأَشْجَعُ وَغِفَارُ مَوَالِيَّ لَيْسَ لَهُمْ مَوْلًى، دُونَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Kureyşliler, Ensar, Cuheyne, Müzeyne, Eslem, Eşca' ve Ğıfar benim mevlalarımdır. Onların Allah'tan ve Resulünden başka mevlaları yoktur."

Sahih al Bukhari 3504

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو الأَسْوَدِ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، قَالَ كَانَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الزُّبَيْرِ أَحَبَّ الْبَشَرِ إِلَى عَائِشَةَ بَعْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَأَبِي بَكْرٍ، وَكَانَ أَبَرَّ النَّاسِ بِهَا، وَكَانَتْ لاَ تُمْسِكُ شَيْئًا مِمَّا جَاءَهَا مِنْ رِزْقِ اللَّهِ ‏{‏إِلاَّ‏}‏ تَصَدَّقَتْ‏.‏ فَقَالَ ابْنُ الزُّبَيْرِ يَنْبَغِي أَنْ يُؤْخَذَ عَلَى يَدَيْهَا‏.‏ فَقَالَتْ أَيُؤْخَذُ عَلَى يَدَىَّ عَلَىَّ نَذْرٌ إِنْ كَلَّمْتُهُ‏.‏ فَاسْتَشْفَعَ إِلَيْهَا بِرِجَالٍ مِنْ قُرَيْشٍ، وَبِأَخْوَالِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَاصَّةً فَامْتَنَعَتْ، فَقَالَ لَهُ الزُّهْرِيُّونَ أَخْوَالُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِنْهُمْ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ الأَسْوَدِ بْنِ عَبْدِ يَغُوثَ وَالْمِسْوَرُ بْنُ مَخْرَمَةَ إِذَا اسْتَأْذَنَّا فَاقْتَحِمِ الْحِجَابَ‏.‏ فَفَعَلَ، فَأَرْسَلَ إِلَيْهَا بِعَشْرِ رِقَابٍ، فَأَعْتَقَتْهُمْ، ثُمَّ لَمْ تَزَلْ تُعْتِقُهُمْ حَتَّى بَلَغَتْ أَرْبَعِينَ‏.‏ فَقَالَتْ وَدِدْتُ أَنِّي جَعَلْتُ حِينَ حَلَفْتُ عَمَلاً أَعْمَلُهُ فَأَفْرُغَ مِنْهُ‏.‏

Urve b. ez-Zubeyr dedi ki: Abdullah b. ez-Zubeyr, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile Ebu Bekir'den sonra Aişe'nin insanlar arasında en sevdiği kişi idi. O da bütün insanlar arasında ona karşı en iyi davranan kimse idi. Allah'ın rızkından kendisine gelen hiçbir şeyi elinde tutmaz, tasadduk ederdi. İbnu'z-Zubeyr: Bunun bu gibi tasarruflardan alıkonulması gerekir, deyince Aişe r.anha: Benim mi tasarrufum engellenecek? Onunla konuşursam üzerime adak olsun, dedi. İbnu'z-Zubeyr, Kureyşli bazı adamları ve özellikle de Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in dayılarını ona şefaatçi gönderdi. Ancak o kabul etmedi. Aralarında Abdurrahman b. el-Esved b. Abd-i Yeğus ile el-Misver b. Mahreme'nin de bulunduğu, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in dayıları olan Zühreoğullarına mensup kimseler ona dediler ki: Biz ondan yanına girmek için izin istediğimizde sen de hicabı geçerek yanına gir. O da bunu yaptı. Daha sonra ona on köle gönderdi, o da bu köleleri azat etti. Bundan sonra köle azat etmeye devam etti. Nihayet azat ettiği kölelerin sayısı kırka ulaştı ve şöyle dedi: "Keşke yemin ettiğim zaman, yapıp da bitireceğim bir ameli söz konusu etmiş olsaydım."

Sahih al Bukhari 3505

حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ عُثْمَانَ، دَعَا زَيْدَ بْنَ ثَابِتٍ وَعَبْدَ اللَّهِ بْنَ الزُّبَيْرِ وَسَعِيدَ بْنَ الْعَاصِ وَعَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ الْحَارِثِ بْنِ هِشَامٍ فَنَسَخُوهَا فِي الْمَصَاحِفِ، وَقَالَ عُثْمَانُ لِلرَّهْطِ الْقُرَشِيِّينَ الثَّلاَثَةِ إِذَا اخْتَلَفْتُمْ أَنْتُمْ وَزَيْدُ بْنُ ثَابِتٍ فِي شَىْءٍ مِنَ الْقُرْآنِ، فَاكْتُبُوهُ بِلِسَانِ قُرَيْشٍ، فَإِنَّمَا نَزَلَ بِلِسَانِهِمْ‏.‏ فَفَعَلُوا ذَلِكَ‏.‏

Enes r.a.'den rivayete göre Osman r.a., Zeyd b. Sabit, Abdullah b. ez-Zubeyr, Said b. el-Âs ve Abdurrahman b. el-Haris b. Hişam'ı çağırdı. Onlar da onu, Kur'an'ın yazılı olduğu sahifelerden Mushaflara istinsah ettiler. Osman, Kureyş'ten olan üç kişiye dedi ki: "Sizler Kur'an'ın herhangi bir lafzı hakkında Zeyd b. Sabit ile görüş ayrılığına düşecek olursanız onu Kureyş diliyle yazınız. Çünkü o ancak onların diliyle inmiştir." Onlar da bunu yerine getirdiler.

Sahih al Bukhari 3506

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي عُبَيْدٍ، حَدَّثَنَا سَلَمَةُ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ خَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى قَوْمٍ مِنْ أَسْلَمَ، يَتَنَاضَلُونَ بِالسُّوقِ، فَقَالَ ‏"‏ ارْمُوا بَنِي إِسْمَاعِيلَ، فَإِنَّ أَبَاكُمْ كَانَ رَامِيًا، وَأَنَا مَعَ بَنِي فُلاَنٍ ‏"‏‏.‏ لأَحَدِ الْفَرِيقَيْنِ، فَأَمْسَكُوا بِأَيْدِيهِمْ فَقَالَ ‏"‏ مَا لَهُمْ ‏"‏‏.‏ قَالُوا وَكَيْفَ نَرْمِي وَأَنْتَ مَعَ بَنِي فُلاَنٍ‏.‏ قَالَ ‏"‏ ارْمُوا وَأَنَا مَعَكُمْ كُلِّكُمْ ‏"‏‏.‏

Seleme r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, pazarda Eslemlilerden birbirleriyle ok atma yarışı yapan bir topluluğun yanına çıkageldi. 'Ey İsmailoğulları! Ok atınız, çünkü sizin babanız da bir atıcı idi. Ben de filan oğullarıyla birlikteyim' diyerek iki kesimden birini kastetti. Bunun üzerine onlar ellerini geri çektiler. Onlara: 'Ne oldu?' diye sorunca: 'Sen filan oğullarıyla birlikte olunca biz nasıl atış yapabiliriz?' dediler. Bu sefer: 'Haydi atınız, ben hepinizle beraberim' diye buyurdu."

Sahih al Bukhari 3507

حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، عَنِ الْحُسَيْنِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بُرَيْدَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ يَعْمَرَ، أَنَّ أَبَا الأَسْوَدِ الدِّيلِيَّ، حَدَّثَهُ عَنْ أَبِي ذَرٍّ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ سَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ لَيْسَ مِنْ رَجُلٍ ادَّعَى لِغَيْرِ أَبِيهِ وَهْوَ يَعْلَمُهُ إِلاَّ كَفَرَ، وَمَنِ ادَّعَى قَوْمًا لَيْسَ لَهُ فِيهِمْ فَلْيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ ‏"‏‏.‏

Ebu Zer r.a.'dan rivayete göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinlemiştir: "Bildiği halde babasından başkasına mensup olduğunu iddia eden bir adam, mutlaka Allah'a karşı kâfir olur. Kendileriyle bir nesep bağı olmayan bir kavimden olduğunu iddia eden bir kimse de cehennem ateşindeki yerine hazırlansın."

Sahih al Bukhari 3508

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَيَّاشٍ، حَدَّثَنَا حَرِيزٌ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ الْوَاحِدِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ النَّصْرِيُّ، قَالَ سَمِعْتُ وَاثِلَةَ بْنَ الأَسْقَعِ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ مِنْ أَعْظَمِ الْفِرَى أَنْ يَدَّعِيَ الرَّجُلُ إِلَى غَيْرِ أَبِيهِ، أَوْ يُرِيَ عَيْنَهُ مَا لَمْ تَرَ، أَوْ يَقُولُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا لَمْ يَقُلْ ‏"‏‏.‏

Vasile b. el-Eska' dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "En büyük iftiralardan birisi de bir adamın babasından başka birisinden olduğunu iddia etmesi yahut gözünün görmediği bir şeyi gördüğünü söylemesi ya da Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in söylemediği bir sözü ona isnat etmesidir."

Sahih al Bukhari 3509

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ أَبِي جَمْرَةَ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ قَدِمَ وَفْدُ عَبْدِ الْقَيْسِ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّا مِنْ هَذَا الْحَىِّ مِنْ رَبِيعَةَ قَدْ حَالَتْ بَيْنَنَا وَبَيْنَكَ كُفَّارُ مُضَرَ، فَلَسْنَا نَخْلُصُ إِلَيْكَ إِلاَّ فِي كُلِّ شَهْرٍ حَرَامٍ، فَلَوْ أَمَرْتَنَا بِأَمْرٍ، نَأْخُذُهُ عَنْكَ، وَنُبَلِّغُهُ مَنْ وَرَاءَنَا‏.‏ قَالَ ‏ "‏ آمُرُكُمْ بِأَرْبَعٍ، وَأَنْهَاكُمْ عَنْ أَرْبَعٍ، الإِيمَانِ بِاللَّهِ شَهَادَةِ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، وَإِقَامِ الصَّلاَةِ وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ، وَأَنْ تُؤَدُّوا إِلَى اللَّهِ خُمْسَ مَا غَنِمْتُمْ، وَأَنْهَاكُمْ عَنِ الدُّبَّاءِ، وَالْحَنْتَمِ، وَالنَّقِيرِ، وَالْمُزَفَّتِ ‏"‏‏.‏

İbn Abbas r.a. dedi ki: "Abdülkays heyeti Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna gelerek dediler ki: Ey Allah'ın Resulü, Rabialıların bir kolu olan bizler ile senin aranda Mudar kâfirleri bir engel teşkil etmektedir. Bundan dolayı biz senin yanına ancak haram aylarda ulaşabiliyoruz. Keşke bize senden alıp öğreneceğimiz ve geride bıraktıklarımıza tebliğ edeceğimiz bir emir buyursan?" Şöyle buyurdu: "Size dört şeyi emrediyor, dört şeyden de sizi nehyediyorum: Allah'a iman etmek, Allah'tan başka hiçbir ilah olmadığına şehadet getirmek, namazı dosdoğru kılmak, zekâtı vermek ve ganimet olarak aldıklarınızın beşte birini Allah'a vermek. Diğer taraftan sizlere kabağı, sırlı testileri, oyularak kap hâline getirilmiş kütükleri ve ziftlenmiş kapları kullanmanızı yasaklıyorum."

Sahih al Bukhari 3510

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ وَهْوَ عَلَى الْمِنْبَرِ ‏ "‏ أَلاَ إِنَّ الْفِتْنَةَ هَا هُنَا ـ يُشِيرُ إِلَى الْمَشْرِقِ ـ مِنْ حَيْثُ يَطْلُعُ قَرْنُ الشَّيْطَانِ ‏"‏‏.‏

Abdullah b. Ömer r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i minber üzerinde iken şöyle buyururken dinledim: 'Dikkat edin, fitne buradadır.' Doğu tarafına işaret ederek: 'Şeytanın boynuzunun çıktığı yerdendir.'"

Sahih al Bukhari 3511

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ سَعْدٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ هُرْمُزَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ قُرَيْشٌ وَالأَنْصَارُ وَجُهَيْنَةُ وَمُزَيْنَةُ وَأَسْلَمُ وَغِفَارُ وَأَشْجَعُ مَوَالِيَّ، لَيْسَ لَهُمْ مَوْلًى دُونَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a. dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Kureyşliler, Ensar, Cuheyne, Muzeyne, Eslem, Ğıfar ve Eş'ca' benim velilerimdir. Onların da Allah'ın ve Resulünün dışında bir velileri yoktur."

Sahih al Bukhari 3512

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ غُرَيْرٍ الزُّهْرِيُّ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا نَافِعٌ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ، أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ عَلَى الْمِنْبَرِ ‏ "‏ غِفَارُ غَفَرَ اللَّهُ لَهَا، وَأَسْلَمُ سَالَمَهَا اللَّهُ، وَعُصَيَّةُ عَصَتِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ ‏"‏‏.‏

Nafi'den, o da Abdullah'tan rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem minber üzerinde iken dedi ki: "Ğıfar'a Allah mağfiret buyursun. Eslemlilerle Allah silm yapsın. Usayya ise Allah'a ve Resulüne isyan etti."

Sahih al Bukhari 3513

حَدَّثَنِي مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ الثَّقَفِيُّ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ مُحَمَّدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ أَسْلَمُ سَالَمَهَا اللَّهُ، وَغِفَارُ غَفَرَ اللَّهُ لَهَا ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Eslemlilere Allah silm (barış) yapsın. Ğifarlılara da Allah mağfiret buyursun."

Sahih al Bukhari 3514

حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ،‏.‏ حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ مَهْدِيٍّ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ عُمَيْرٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي بَكْرَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَرَأَيْتُمْ إِنْ كَانَ جُهَيْنَةُ وَمُزَيْنَةُ وَأَسْلَمُ وَغِفَارُ خَيْرًا مِنْ بَنِي تَمِيمٍ وَبَنِي أَسَدٍ، وَمِنْ بَنِي عَبْدِ اللَّهِ بْنِ غَطَفَانَ وَمِنْ بَنِي عَامِرِ بْنِ صَعْصَعَةَ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ رَجُلٌ خَابُوا وَخَسِرُوا‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ هُمْ خَيْرٌ مِنْ بَنِي تَمِيمٍ وَمِنْ بَنِي أَسَدٍ، وَمِنْ بَنِي عَبْدِ اللَّهِ بْنِ غَطَفَانَ، وَمِنْ بَنِي عَامِرِ بْنِ صَعْصَعَةَ ‏"‏‏.‏

Abdurrahman b. Ebi Bekre, babasının şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Cuheyne, Muzeyne, Eslem ve Ğıfarlıların, Temim oğullarından, Esed oğullarından, Abdullah b. Gatafan oğullarından ve Amir b. Sa'saa oğullarından hayırlı olmalarına ne dersiniz?" Bunun üzerine bir adam: "Ziyan ettiler, hüsrana uğradılar," dedi. Allah Resulü şöyle cevap verdi: "Onlar Temim oğullarından, Esed oğullarından, Abdullah b. Gatafan oğullarından ve Amir b. Sa'saa oğullarından hayırlıdırlar."

Sahih al Bukhari 3515

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ أَبِي يَعْقُوبَ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ أَبِي بَكْرَةَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ الأَقْرَعَ بْنَ حَابِسٍ، قَالَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِنَّمَا بَايَعَكَ سُرَّاقُ الْحَجِيجِ مِنْ أَسْلَمَ وَغِفَارَ وَمُزَيْنَةَ ـ وَأَحْسِبُهُ وَجُهَيْنَةَ ابْنُ أَبِي يَعْقُوبَ شَكَّ ـ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَرَأَيْتَ إِنْ كَانَ أَسْلَمُ وَغِفَارُ وَمُزَيْنَةُ ـ وَأَحْسِبُهُ ـ وَجُهَيْنَةُ خَيْرًا مِنْ بَنِي تَمِيمٍ وَبَنِي عَامِرٍ وَأَسَدٍ وَغَطَفَانَ، خَابُوا وَخَسِرُوا ‏"‏‏.‏ قَالَ نَعَمْ‏.‏ قَالَ ‏"‏ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ، إِنَّهُمْ لَخَيْرٌ مِنْهُمْ ‏"‏‏.‏

Abdurrahman b. Ebi Bekre, babasından rivayet ettiğine göre el-Akra' b. Habis, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e dedi ki: "Sana Eslem, Ğıfar ve Muzeynelilerden, zannederim Cuheyne'den de dedi, hacıların mallarını çalan kimseler bey'at etti." Şüphe eden ravi İbn Ebi Ya'kub'tur. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Eğer Eslem, Ğıfar, Muzeyne, zannederim Cuheyne de dedi, Temim oğullarından, Amir ve Esed oğullarından ve Gatafan'dan hayırlı iseler ne dersin? Zarara ve hüsrana uğrarlar, değil mi?" el-Akra' b. Habis: "Evet," dedi. Allah Resulü şöyle buyurdu: "Nefsim elinde olana yemin ederim ki şüphesiz onlar berikilerden hayırlıdır."

Sahih al Bukhari 3516

حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي سُلَيْمَانُ بْنُ بِلاَلٍ، عَنْ ثَوْرِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ أَبِي الْغَيْثِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يَخْرُجَ رَجُلٌ مِنْ قَحْطَانَ يَسُوقُ النَّاسَ بِعَصَاهُ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Kahtan'dan insanları önüne katıp asasıyla sürecek bir adam çıkmadıkça Saat (Kıyamet) kopmayacaktır." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kahtan"a ve onun İsmail'in soyundan gelip gelmediğine dair açıklamalar daha önce de geçmiş bulunmaktadır. Yemenlilerden Himyer, Kinde, Hemedan ve diğerlerinin nesepleri Kahtan'a ulaşır. "Kahtan'dan bir adam çıkmadıkça Saat (Kıyamet) kopmayacaktır." Bu kişinin adının ne olduğunu tespit edemedim; fakat Kurtubî bu zatın, Müslim'de başka rivayet yoluyla Ebu Hureyre'den gelmiş bulunan: "Cehcah diye adlandırılan bir adam hükümdar olmadıkça günler ve geceler bitmeyecektir" lafzı ile varid olmuş Cehcah olabileceğini belirtmektedir. "İnsanları önüne katıp asasıyla sürecek." Bu onun hükümdarlığından kinayedir. Bu lafız ile çobana, insanlar da koyuna benzetilmiştir. Bu hadis de henüz meydana gelmemiş ve meydana gelişinden önce Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in haber vermiş olduğu nübüvvetin alametlerinin kapsamına girmektedir. Nuaym b. Hammad'ın, el-Fiten'de Şamlı tâbiîlerden birisi olan Ertee b. el-Münzir'den rivayet ettiğine göre el-Kahtanî, Mehdi'den sonra çıkacak ve Mehdi'nin yaşayış ve uygulaması gibi uygulama yapacaktır. İleride buna dair daha geniş bilgiler yüce Allah'ın izniyle Fiten bölümünde gelecektir. (bkz. 7117 numaralı hadis)

Sahih al Bukhari 3517

حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا مَخْلَدُ بْنُ يَزِيدَ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ، أَنَّهُ سَمِعَ جَابِرًا ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ غَزَوْنَا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَقَدْ ثَابَ مَعَهُ نَاسٌ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ حَتَّى كَثُرُوا، وَكَانَ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ رَجُلٌ لَعَّابٌ فَكَسَعَ أَنْصَارِيًّا، فَغَضِبَ الأَنْصَارِيُّ غَضَبًا شَدِيدًا، حَتَّى تَدَاعَوْا، وَقَالَ الأَنْصَارِيُّ يَا لَلأَنْصَارِ‏.‏ وَقَالَ الْمُهَاجِرِيُّ يَا لَلْمُهَاجِرِينَ‏.‏ فَخَرَجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏"‏ مَا بَالُ دَعْوَى أَهْلِ الْجَاهِلِيَّةِ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ مَا شَأْنُهُمْ ‏"‏‏.‏ فَأُخْبِرَ بِكَسْعَةِ الْمُهَاجِرِيِّ الأَنْصَارِيَّ قَالَ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ دَعُوهَا فَإِنَّهَا خَبِيثَةٌ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أُبَىٍّ ابْنُ سَلُولَ أَقَدْ تَدَاعَوْا عَلَيْنَا، لَئِنْ رَجَعْنَا إِلَى الْمَدِينَةِ لَيُخْرِجَنَّ الأَعَزُّ مِنْهَا الأَذَلَّ‏.‏ فَقَالَ عُمَرُ أَلاَ نَقْتُلُ يَا رَسُولَ اللَّهِ هَذَا الْخَبِيثَ لِعَبْدِ اللَّهِ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لاَ يَتَحَدَّثُ النَّاسُ أَنَّهُ كَانَ يَقْتُلُ أَصْحَابَهُ ‏"‏‏.‏

Cabir r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte gazaya gittik. Etrafında muhacirler toplandı ve oldukça kalabalık oldular. Muhacirlerden oldukça güçlü, kahraman birisi vardı. Ensardan birisine vurdu. Ensardan olan kişi de oldukça öfkelendi ve nihayet herkes kendi taraftarlarını yardıma çağırdı. Ensardan olan kişi: Ey ensar yetişin, dedi. Muhacirlerden olan kişi de: Ey muhacirler yetişin, dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem çıkıp: Bu cahiliye çağrısı da nedir, diye sordu. Sonra: Bunların durumu nedir, dedi. Muhacirin Ensardan olan kişiye vurduğu kendisine haber verilince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: O şekilde dava gütmeyi bırakınız; çünkü o çok pis bir şeydir, dedi. Abdullah b. Ubeyy b. Selul: Bizim aleyhimize taraftarlarını yardıma mı çağırdılar? Andolsun Medine'ye dönecek olursak, daha aziz olan oradan daha zelil olanı çıkartacaktır, dedi. Bunun üzerine Ömer: Ey Allah'ın Resulü, bu pis herifi öldürmeyelim mi, dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: İnsanlar onun ashabını öldürdüğünü konuşmasınlar." Bu hadis ileride 4905 ve 4907 numara ile gelecektir.

Sahih al Bukhari 3518

حَدَّثَنِي ثَابِتُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُرَّةَ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏ وَعَنْ سُفْيَانَ، عَنْ زُبَيْدٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لَيْسَ مِنَّا مَنْ ضَرَبَ الْخُدُودَ، وَشَقَّ الْجُيُوبَ، وَدَعَا بِدَعْوَى الْجَاهِلِيَّةِ ‏"‏‏.‏

Abdullah r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Yanaklarına vuran, yakalarını yırtan, cahiliye davasını güden kimseler bizden değildir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Cahiliye davasını gütmenin yasak oluşu." Cahiliye davası, savaş istendiği sırada yardıma çağırmak demektir. Onlar: Ey filan oğulları diye çağırırlar ve bir araya gelip toplanırlar. Zalim dahi olsa bu şekilde yardıma çağırana yardım ediyorlardı. İslam getirdiği hükümlerle bunu yasakladı. "Güçlü, kahraman bir adam" diye sözü geçen kişinin Habeşlilerin yaptığı gibi harbelerle oynayan birisi olduğu da söylenir. Bu adam Gıfaroğullarından Cehcah b. Kays'dır. Ömer b. el-Hattab'ın yanında ücretle çalışan birisi idi. Ensardan olan şahıs ise Hazrecli Salim oğulları ile antlaşması bulunan Sinan b. Veber el-Cühenî idi. İleride el-Münafikûn suresinin tefsirinde buna dair açıklamalar gelecektir. (Hadis no. 4905'te) "Vurdu" lafzı, arkasına, kıçına vurdu, demektir. "O davayı gütmeyi bırakınız, çünkü o pistir" buyruğu ile kastedilen de cahiliye davasını gütmektir.

Sahih al Bukhari 3519

حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، أَخْبَرَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ أَبِي حَصِينٍ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ عَمْرُو بْنُ لُحَىِّ بْنِ قَمَعَةَ بْنِ خِنْدِفَ أَبُو خُزَاعَةَ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Amr b. Luhay b. Kam’a b. Hindif Huzaahların babasıdır."

Sahih al Bukhari 3520

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ سَعِيدَ بْنَ الْمُسَيَّبِ، قَالَ الْبَحِيرَةُ الَّتِي يُمْنَعُ دَرُّهَا لِلطَّوَاغِيتِ وَلاَ يَحْلُبُهَا أَحَدٌ مِنَ النَّاسِ، وَالسَّائِبَةُ الَّتِي كَانُوا يُسَيِّبُونَهَا لآلِهَتِهِمْ فَلاَ يُحْمَلُ عَلَيْهَا شَىْءٌ‏.‏ قَالَ وَقَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ رَأَيْتُ عَمْرَو بْنَ عَامِرِ بْنِ لُحَىٍّ الْخُزَاعِيَّ يَجُرُّ قُصْبَهُ فِي النَّارِ، وَكَانَ أَوَّلَ مَنْ سَيَّبَ السَّوَائِبَ ‏"‏‏.‏

Said b. el-Müseyyeb dedi ki: "Bahira, tağutlar (putlar) adına başkası tarafından sağılması yasaklanan ve hiç kimsenin sağmadığı (deve) demektir. Saibe ise ilahları adına serbest bıraktıkları ve üzerine hiç yük vurulmayan (deve) demektir." Ebu Hureyre dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ben Huzaalı Amr b. Amir b. Luhay'ı cehennemde bağırsaklarını sürüklerken gördüm. O, saibeleri serbest bırakan ilk kişi idi."

Sahih al Bukhari 3521

حَدَّثَنَا زَيْدٌ ـ هُوَ ابْنُ أَخْزَمَ ـ قَالَ أَبُو قُتَيْبَةَ سَلْمُ بْنُ قُتَيْبَةَ حَدَّثَنِي مُثَنَّى بْنُ سَعِيدٍ الْقَصِيرُ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو جَمْرَةَ، قَالَ لَنَا ابْنُ عَبَّاسِ أَلاَ أُخْبِرُكُمْ بِإِسْلاَمِ أَبِي ذَرٍّ، قَالَ قُلْنَا بَلَى‏.‏ قَالَ قَالَ أَبُو ذَرٍّ كُنْتُ رَجُلاً مِنْ غِفَارٍ، فَبَلَغَنَا أَنَّ رَجُلاً قَدْ خَرَجَ بِمَكَّةَ، يَزْعُمُ أَنَّهُ نَبِيٌّ، فَقُلْتُ لأَخِي انْطَلِقْ إِلَى هَذَا الرَّجُلِ كَلِّمْهُ وَأْتِنِي بِخَبَرِهِ‏.‏ فَانْطَلَقَ فَلَقِيَهُ، ثُمَّ رَجَعَ فَقُلْتُ مَا عِنْدَكَ فَقَالَ وَاللَّهِ لَقَدْ رَأَيْتُ رَجُلاً يَأْمُرُ بِالْخَيْرِ وَيَنْهَى عَنِ الشَّرِّ‏.‏ فَقُلْتُ لَهُ لَمْ تَشْفِنِي مِنَ الْخَبَرِ‏.‏ فَأَخَذْتُ جِرَابًا وَعَصًا، ثُمَّ أَقْبَلْتُ إِلَى مَكَّةَ فَجَعَلْتُ لاَ أَعْرِفُهُ، وَأَكْرَهُ أَنْ أَسْأَلَ عَنْهُ، وَأَشْرَبُ مِنْ مَاءِ زَمْزَمَ وَأَكُونُ فِي الْمَسْجِدِ‏.‏ قَالَ فَمَرَّ بِي عَلِيٌّ فَقَالَ كَأَنَّ الرَّجُلَ غَرِيبٌ‏.‏ قَالَ قُلْتُ نَعَمْ‏.‏ قَالَ فَانْطَلِقْ إِلَى الْمَنْزِلِ‏.‏ قَالَ فَانْطَلَقْتُ مَعَهُ لاَ يَسْأَلُنِي عَنْ شَىْءٍ، وَلاَ أُخْبِرُهُ، فَلَمَّا أَصْبَحْتُ غَدَوْتُ إِلَى الْمَسْجِدِ لأَسْأَلَ عَنْهُ، وَلَيْسَ أَحَدٌ يُخْبِرُنِي عَنْهُ بِشَىْءٍ‏.‏ قَالَ فَمَرَّ بِي عَلِيٌّ فَقَالَ أَمَا نَالَ لِلرَّجُلِ يَعْرِفُ مَنْزِلَهُ بَعْدُ قَالَ قُلْتُ لاَ‏.‏ قَالَ انْطَلِقْ مَعِي‏.‏ قَالَ فَقَالَ مَا أَمْرُكَ وَمَا أَقْدَمَكَ هَذِهِ الْبَلْدَةَ قَالَ قُلْتُ لَهُ إِنْ كَتَمْتَ عَلَىَّ أَخْبَرْتُكَ‏.‏ قَالَ فَإِنِّي أَفْعَلُ‏.‏ قَالَ قُلْتُ لَهُ بَلَغَنَا أَنَّهُ قَدْ خَرَجَ هَا هُنَا رَجُلٌ يَزْعُمُ أَنَّهُ نَبِيٌّ، فَأَرْسَلْتُ أَخِي لِيُكَلِّمَهُ فَرَجَعَ وَلَمْ يَشْفِنِي مِنَ الْخَبَرِ، فَأَرَدْتُ أَنْ أَلْقَاهُ‏.‏ فَقَالَ لَهُ أَمَا إِنَّكَ قَدْ رَشَدْتَ، هَذَا وَجْهِي إِلَيْهِ، فَاتَّبِعْنِي، ادْخُلْ حَيْثُ أَدْخُلُ، فَإِنِّي إِنْ رَأَيْتُ أَحَدًا أَخَافُهُ عَلَيْكَ، قُمْتُ إِلَى الْحَائِطِ، كَأَنِّي أُصْلِحُ نَعْلِي، وَامْضِ أَنْتَ، فَمَضَى وَمَضَيْتُ مَعَهُ، حَتَّى دَخَلَ وَدَخَلْتُ مَعَهُ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ لَهُ اعْرِضْ عَلَىَّ الإِسْلاَمَ‏.‏ فَعَرَضَهُ فَأَسْلَمْتُ مَكَانِي، فَقَالَ لِي ‏ "‏ يَا أَبَا ذَرٍّ اكْتُمْ هَذَا الأَمْرَ، وَارْجِعْ إِلَى بَلَدِكَ، فَإِذَا بَلَغَكَ ظُهُورُنَا فَأَقْبِلْ ‏"‏‏.‏ فَقُلْتُ وَالَّذِي بَعَثَكَ بِالْحَقِّ لأَصْرُخَنَّ بِهَا بَيْنَ أَظْهُرِهِمْ‏.‏ فَجَاءَ إِلَى الْمَسْجِدِ، وَقُرَيْشٌ فِيهِ فَقَالَ يَا مَعْشَرَ قُرَيْشٍ، إِنِّي أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ‏.‏ فَقَالُوا قُومُوا إِلَى هَذَا الصَّابِئِ‏.‏ فَقَامُوا فَضُرِبْتُ لأَمُوتَ فَأَدْرَكَنِي الْعَبَّاسُ، فَأَكَبَّ عَلَىَّ ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَيْهِمْ، فَقَالَ وَيْلَكُمْ تَقْتُلُونَ رَجُلاً مِنْ غِفَارَ، وَمَتْجَرُكُمْ وَمَمَرُّكُمْ عَلَى غِفَارَ‏.‏ فَأَقْلَعُوا عَنِّي، فَلَمَّا أَنْ أَصْبَحْتُ الْغَدَ رَجَعْتُ فَقُلْتُ مِثْلَ مَا قُلْتُ بِالأَمْسِ، فَقَالُوا قُومُوا إِلَى هَذَا الصَّابِئِ‏.‏ فَصُنِعَ ‏{‏بِي‏}‏ مِثْلَ مَا صُنِعَ بِالأَمْسِ وَأَدْرَكَنِي الْعَبَّاسُ فَأَكَبَّ عَلَىَّ، وَقَالَ مِثْلَ مَقَالَتِهِ بِالأَمْسِ‏.‏ قَالَ فَكَانَ هَذَا أَوَّلَ إِسْلاَمِ أَبِي ذَرٍّ رَحِمَهُ اللَّهُ‏.‏

Ebu Cemra dedi ki: "İbn Abbas bize dedi ki: Size Ebu Zer'in Müslüman oluşunu anlatayım mı? Ebu Cemra dedi ki: Anlat, dedik. İbn Abbas da Ebu Zer'in şöyle dediğini nakletti: Ben Ğıfar'dan bir adam idim. Bize nebi olduğunu iddia eden bir adamın Mekke'de ortaya çıktığı haberi ulaştı. Kardeşime: Bu adamın yanına git, onunla konuş ve ona dair ondan bana haber getir, dedim. Kardeşim gitti, onunla karşılaştı, sonra geri döndü. Ne haber, diye sordum. O, Allah'a yemin ederim, ben hayrı emreden, kötülükten de alıkoyan bir adam gördüm, dedi. Ben de ona, bu getirdiğin haber beni rahatlatmadı, dedim. Yanıma bir dağarcık ve bir asa aldım. Sonra da Mekke'ye doğru yola koyuldum. Ben onu tanımıyordum. Onun hakkında kimseye soru sormaktan da hoşlanmıyordum. Zemzem suyundan içiyor ve mescitte kalıyordum. Ebu Zer devamla dedi ki: Ali yanımdan geçti. Bu adam sanki bir yabancı, dedi. Ben evet, dedim. Haydi gel, eve gidelim, dedi. Ben de onunla birlikte yola koyuldum. O bana hiçbir şeye dair bir şey sormuyor, ben de ona söylemiyordum. Sabah olunca ona dair soru sormak üzere mescide gittim. Fakat onun hakkında bana haber verecek kimse yoktu. Ebu Zer dedi ki: Yine yanıma Ali geldi. Acaba bu adam henüz evini bulamadı mı, dedi. Ben hayır, dedim. Haydi benimle beraber yürü, dedi. Sonra bana: Senin hâlin ne? Bu şehre gelmenin sebebi ne, dedi. Ben de ona: Eğer benim durumumu gizleyecek olursan sana haber veririm, dedim. Dediğini yaparım, diye cevap verdi. O zaman ben de: Burada kendisinin bir nebi olduğunu iddia eden bir adamın ortaya çıktığına dair bize bir haber ulaştı. Kendisiyle konuşmak üzere kardeşimi gönderdim. Fakat geriye döndüğünde getirdiği haber beni rahatlatmadı. Kendim onunla karşılaşmak istedim, dedim. Ali ona dedi ki: Sen doğru yolu buldun. İşte ben de onun yanına gidiyorum, sen de arkamdan gel. Benim gireceğim yere sen de gir. Sana zarar vereceğinden korktuğum birisini görecek olursam ayakkabımı düzeltiyormuşum gibi duvarın yanında duracağım. Sen de yoluna devam et. Nihayet o gitti, ben de onunla birlikte yola koyuldum. O içeri girdi, ben de onunla birlikte Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna girdim. Ona: Bana İslam'ı arz et, dedim. O da arz etti. Olduğum yerde Müslüman oldum. Bana: Ey Ebu Zer, bu işi gizle ve şehrine geri dön. Bizim ortaya çıktığımız haberi sana ulaştığı takdirde geri gel, diye buyurdu. Ben dedim ki: Seni hak ile gönderene yemin ederim ki ben bunu onların arasında feryat ederek söyleyeceğim. Daha sonra Ebu Zer mescide geldi. Kureyş de mescitte idi. Ey Kureyşliler topluluğu, dedi. Şüphesiz ki ben Allah'tan başka hiçbir ilah olmadığına şahitlik ettiğim gibi Muhammed'in de O'nun kulu ve Resulü olduğuna şahitlik ederim. Kureyşliler: Bu dinini terk edenin üzerine gidiniz, dediler. Hepsi birlikte ayağa kalktılar. Ölesiye bana vurdular. Abbas yetişip üzerime kapandı. Sonra da onlara dönerek dedi ki: Vay sizin hâlinize! Siz Ğıfarlılardan birisini öldürüyor musunuz? Hâlbuki sizin ticaret yollarınız ve gidip gelişiniz Ğıfarlıların bulunduğu yerler üzerindendir. Bunun üzerine beni bıraktılar. Ertesi gün sabah olunca yine oraya döndüm, bir gün önce söylediğimin benzerini söyledim. Yine onlar da: Bu dininden dönene kalkınız, deyip bir gün önce bana yapılanların benzerini yaptılar. Yine Abbas bana yetişti, üzerime kapandı ve bir gün önce söylediği sözlerin benzerini söyledi. İbn Abbas dedi ki: İşte Ebu Zer'in, Allah'ın rahmeti üzerine olsun, ilk Müslüman oluşu böyle olmuştu."

Sahih al Bukhari 3522

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ مُحَمَّدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ أَسْلَمُ وَغِفَارُ وَشَىْءٌ مِنْ مُزَيْنَةَ وَجُهَيْنَةَ ـ أَوْ قَالَ شَىْءٌ مِنْ جُهَيْنَةَ أَوْ مُزَيْنَةَ ـ خَيْرٌ عِنْدَ اللَّهِ ـ أَوْ قَالَ ـ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مِنْ أَسَدٍ وَتَمِيمٍ وَهَوَازِنَ وَغَطَفَانَ‏.‏

Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki: Eslem, Ğıfar ve Muzeyne ile Cuheyne'den bir kesim -ya da: Cuheyne yahut Muzeyne'den bir kesim diye buyurdu- Allah nezdinde -ya da: Kıyamet gününde dedi- Esed, Temim, Hevazin ve Gatafan'dan hayırlıdır."

Sahih al Bukhari 3523

حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ إِذَا سَرَّكَ أَنْ تَعْلَمَ جَهْلَ الْعَرَبِ فَاقْرَأْ مَا فَوْقَ الثَّلاَثِينَ وَمِائَةٍ فِي سُورَةِ الأَنْعَامِ ‏{‏قَدْ خَسِرَ الَّذِينَ قَتَلُوا أَوْلاَدَهُمْ سَفَهًا بِغَيْرِ عِلْمٍ‏}‏ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏قَدْ ضَلُّوا وَمَا كَانُوا مُهْتَدِينَ‏}‏‏.‏

İbn Abbas r.a. dedi ki: "Eğer sen Arapların cehaletini bilmek istiyor isen En'am suresinin 130. ayetinden sonrasından itibaren: 'Bilgisizlik yüzünden evlatlarını beyinsizce öldürenler...' buyruğundan 'Şüphesiz onlar sapmışlar ve doğru yolu da bulamamışlardır.' [En'am, 140] buyruğuna kadar olan buyrukları oku."

Sahih al Bukhari 3524

حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ مُرَّةَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ لَمَّا نَزَلَتْ ‏{‏وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الأَقْرَبِينَ‏}‏ جَعَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُنَادِي ‏"‏ يَا بَنِي فِهْرٍ، يَا بَنِي عَدِيٍّ لِبُطُونِ قُرَيْشٍ ‏"‏‏.‏

İbn Abbas r.a. dedi ki: "Yüce Allah'ın: 'Aşiretini, yakın akrabanı inzar et.' [Şuara, 214] buyruğu nazil olunca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: 'Ey Fihr oğulları, ey Adiy oğulları!' diye seslendi ve Kureyş'in kollarını zikretti."

Sahih al Bukhari 3525

وَقَالَ لَنَا قَبِيصَةُ أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنْ حَبِيبِ بْنِ أَبِي ثَابِتٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ لَمَّا نَزَلَتْ ‏{‏وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الأَقْرَبِينَ‏}‏ جَعَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَدْعُوهُمْ قَبَائِلَ قَبَائِلَ‏.‏

el-Buhârî dedi ki: Bize Kabîsa söyledi: Bize Sufyân es-Sevrî, Habîb ibn Ebî Sâbit'ten; o da Saîd ibn Cubeyr'den haber verdi ki, İbn Abbâs şöyle demiştir: “Sen (ilkin) en yakın hısımlarını Allah’ın azâbı ile korkut” (eş-Şuarâ: 214) âyeti indiği zaman, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) kendi aşiretini kabile kabile çağırmaya başladı.

Sahih al Bukhari 3526

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، أَخْبَرَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ يَا بَنِي عَبْدِ مَنَافٍ، اشْتَرُوا أَنْفُسَكُمْ مِنَ اللَّهِ، يَا بَنِي عَبْدِ الْمُطَّلِبِ اشْتَرُوا أَنْفُسَكُمْ مِنَ اللَّهِ، يَا أُمَّ الزُّبَيْرِ بْنِ الْعَوَّامِ عَمَّةَ رَسُولِ اللَّهِ، يَا فَاطِمَةُ بِنْتَ مُحَمَّدٍ، اشْتَرِيَا أَنْفُسَكُمَا مِنَ اللَّهِ، لاَ أَمْلِكُ لَكُمَا مِنَ اللَّهِ شَيْئًا، سَلاَنِي مِنْ مَالِي مَا شِئْتُمَا ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: “Ey Abd-i Menâf oğulları! Allah'tan canlarınızı satın almaya (kurtarmaya) bakınız. Ey Abdülmuttalib oğulları! Allah'tan canlarınızı satın alınız. Ey Resulullah s.a.v.'in halası, Zübeyr b. el-Avvâm'ın annesi ve ey Muhammed'in kızı Fâtıma! İkiniz de Allah'tan canlarınızı satın alınız. Benim Allah'a karşı size hiçbir fayda sağlamaya imkânım olmaz. Malımdan ne isterseniz isteyiniz.”

Sahih al Bukhari 3527

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ دَعَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الأَنْصَارَ فَقَالَ ‏"‏ هَلْ فِيكُمْ أَحَدٌ مِنْ غَيْرِكُمْ ‏"‏‏.‏ قَالُوا لاَ، إِلاَّ ابْنُ أُخْتٍ لَنَا‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ ابْنُ أُخْتِ الْقَوْمِ مِنْهُمْ ‏"‏‏.‏

Enes r.a. dedi ki: “Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ensarı çağırdı ve: ‘Aranızda sizden olmayan bir kimse var mı?’ diye sordu. Onlar: ‘Hayır, sadece bizim bir kız kardeşimizin oğlu var’ dediler. Bunun üzerine Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem: ‘Bir topluluğun kız kardeşinin oğlu onlardandır’ diye buyurdu.”

Sahih al Bukhari 3528

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ أَبَا بَكْرٍ ـ رضى الله عنه ـ دَخَلَ عَلَيْهَا وَعِنْدَهَا جَارِيَتَانِ فِي أَيَّامِ مِنًى تُدَفِّفَانِ وَتَضْرِبَانِ، وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مُتَغَشٍّ بِثَوْبِهِ، فَانْتَهَرَهُمَا أَبُو بَكْرٍ، فَكَشَفَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنْ وَجْهِهِ، فَقَالَ ‏"‏ دَعْهُمَا يَا أَبَا بَكْرٍ، فَإِنَّهَا أَيَّامُ عِيدٍ، وَتِلْكَ الأَيَّامُ أَيَّامُ مِنًى ‏"‏‏.‏ وَقَالَتْ عَائِشَةُ رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَسْتُرُنِي، وَأَنَا أَنْظُرُ إِلَى الْحَبَشَةِ، وَهُمْ يَلْعَبُونَ فِي الْمَسْجِدِ فَزَجَرَهُمْ ‏{‏عُمَرُ‏}‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ دَعْهُمْ أَمْنًا بَنِي أَرْفَدَةَ ‏"‏‏.‏ يَعْنِي مِنَ الأَمْنِ‏.‏

Aişe r.anha'dan rivayete göre, Ebu Bekir Mina günlerinde onun yanına girdi. Aişe'nin huzurunda def çalan iki cariye vardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de elbisesiyle yüzünü örtmüştü. Ebu Bekir onları azarlayınca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yüzünü açarak dedi ki: Bırak onları ey Ebu Bekir! Çünkü bu günler bayram günleridir, bu günler Mina günleridir." [-3530-] Aişe dedi ki: "Ben mescidde oynayan Habeşlilere bakarken Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in benim önümü kapattığını gördüm. Ömer onları azarlayınca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bırak onları, dedi. Siz güvenlik içindesiniz, ey Erfide oğulları!" Fethu'l-Bari Açıklaması: "Habeşlilerin kıssası ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in: Ey Erfide oğulları, diye buyurması." Erfide, onların bir dedelerin in adıdır. Habeşliler, Yemenlilere komşudurlar. Onların aralarında deniz vardır. İslamdanönce Yemen'e karşı galibiyet sağlamış ve orayı ellerine geçirmişlerdi. Hükümdarlarından olan Ebrehe Beraberindeki Fil ile Ka'be üzerine gitmişti. İbn İshak onun kıssasını uzunca zikretmiş bulunmaktadır

Sahih al Bukhari 3529

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ أَبَا بَكْرٍ ـ رضى الله عنه ـ دَخَلَ عَلَيْهَا وَعِنْدَهَا جَارِيَتَانِ فِي أَيَّامِ مِنًى تُدَفِّفَانِ وَتَضْرِبَانِ، وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مُتَغَشٍّ بِثَوْبِهِ، فَانْتَهَرَهُمَا أَبُو بَكْرٍ، فَكَشَفَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنْ وَجْهِهِ، فَقَالَ ‏"‏ دَعْهُمَا يَا أَبَا بَكْرٍ، فَإِنَّهَا أَيَّامُ عِيدٍ، وَتِلْكَ الأَيَّامُ أَيَّامُ مِنًى ‏"‏‏.‏ وَقَالَتْ عَائِشَةُ رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَسْتُرُنِي، وَأَنَا أَنْظُرُ إِلَى الْحَبَشَةِ، وَهُمْ يَلْعَبُونَ فِي الْمَسْجِدِ فَزَجَرَهُمْ ‏{‏عُمَرُ‏}‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ دَعْهُمْ أَمْنًا بَنِي أَرْفَدَةَ ‏"‏‏.‏ يَعْنِي مِنَ الأَمْنِ‏.‏

Aişe r.anha'dan rivayete göre, Ebu Bekir Mina günlerinde onun yanına girdi. Aişe'nin huzurunda def çalan iki cariye vardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de elbisesiyle yüzünü örtmüştü. Ebu Bekir onları azarlayınca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yüzünü açarak dedi ki: "Bırak onları ey Ebu Bekir! Çünkü bu günler bayram günleridir, bu günler Mina günleridir." Aişe dedi ki: "Ben mescitte oynayan Habeşlilere bakarken Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in benim önümü kapattığını gördüm. Ömer onları azarlayınca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, 'Bırak onları. Siz güvenlik içindesiniz, ey Erfide oğulları!' dedi."

Sahih al Bukhari 3530

حَدَّثَنِي عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدَةُ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتِ اسْتَأْذَنَ حَسَّانُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فِي هِجَاءِ الْمُشْرِكِينَ، قَالَ ‏ "‏ كَيْفَ بِنَسَبِي ‏"‏‏.‏ فَقَالَ حَسَّانُ لأَسُلَّنَّكَ مِنْهُمْ كَمَا تُسَلُّ الشَّعَرَةُ مِنَ الْعَجِينِ‏.‏ وَعَنْ أَبِيهِ قَالَ ذَهَبْتُ أَسُبُّ حَسَّانَ عِنْدَ عَائِشَةَ فَقَالَتْ لاَ تَسُبُّهُ فَإِنَّهُ كَانَ يُنَافِحُ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏

Hişam, Aişe r.anha'nın şöyle dediğini nakletti: "Hassan müşrikleri hicvetmek hususunda Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den izin isteyince, 'Ya benim nesebimin durumu ne olacak?' diye sordu. Hassan, 'Andolsun, bir kıl hamurdan nasıl çekiliyor ise seni de aralarından öyle çekip çıkaracağım' dedi." Hişam'ın babasından şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Aişe'nin önünde Hassan'a dil uzatmak istedim. O bana, 'Ona dil uzatma. Çünkü o, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i savunan birisi idi' dedi."

Sahih al Bukhari 3531

حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، قَالَ حَدَّثَنِي مَعْنٌ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ جُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ، عَنْ أَبِيهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لِي خَمْسَةُ أَسْمَاءٍ أَنَا مُحَمَّدٌ، وَأَحْمَدُ، وَأَنَا الْمَاحِي الَّذِي يَمْحُو اللَّهُ بِي الْكُفْرَ، وَأَنَا الْحَاشِرُ الَّذِي يُحْشَرُ النَّاسُ عَلَى قَدَمِي، وَأَنَا الْعَاقِبُ ‏"‏‏.‏

Muhammed b. Cubeyr b. Mut'im, babasından rivayetle dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Benim beş ismim vardır: Ben Muhammed'im, ben Ahmed'im, ben Allah'ın benim vasıtamla küfrü mahvettiği el-Mahi (mahvedici)yim, ben insanların kademim üzerine haşrolacakları el-Haşir'im ve ben el-Akib'im."

Sahih al Bukhari 3532

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَلاَ تَعْجَبُونَ كَيْفَ يَصْرِفُ اللَّهُ عَنِّي شَتْمَ قُرَيْشٍ وَلَعْنَهُمْ يَشْتِمُونَ مُذَمَّمًا وَيَلْعَنُونَ مُذَمَّمًا وَأَنَا مُحَمَّدٌ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a. dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Sizler, Kureyş'in sövmelerini, lanetlerini Allah'ın benden nasıl geri çevirdiğine hayret etmez misiniz? Onlar Müzemmem dediklerine sövüyorlar, Müzemmem dediklerine lanet okuyorlar. Ben ise Muhammed'im."

Sahih al Bukhari 3533

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سِنَانٍ، حَدَّثَنَا سَلِيمٌ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مِينَاءَ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَثَلِي وَمَثَلُ الأَنْبِيَاءِ كَرَجُلٍ بَنَى دَارًا فَأَكْمَلَهَا وَأَحْسَنَهَا، إِلاَّ مَوْضِعَ لَبِنَةٍ، فَجَعَلَ النَّاسُ يَدْخُلُونَهَا وَيَتَعَجَّبُونَ، وَيَقُولُونَ لَوْلاَ مَوْضِعُ اللَّبِنَةِ ‏"‏‏.‏

Cabir b. Abdullah r.a. dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Benim misalim ile diğer nebilerin misali, bir kerpiçlik yer dışında eksiksiz ve çok güzel bir ev yapmış olan bir adamın misaline benzer. İnsanlar bu eve giriyor, onu oldukça beğeniyor ve fakat: Keşke şu bir kerpiçlik yer boş bırakılmış olmasaydı, demeye koyuluyorlardı."

Sahih al Bukhari 3534

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِنَّ مَثَلِي وَمَثَلَ الأَنْبِيَاءِ مِنْ قَبْلِي كَمَثَلِ رَجُلٍ بَنَى بَيْتًا فَأَحْسَنَهُ وَأَجْمَلَهُ، إِلاَّ مَوْضِعَ لَبِنَةٍ مِنْ زَاوِيَةٍ، فَجَعَلَ النَّاسُ يَطُوفُونَ بِهِ وَيَعْجَبُونَ لَهُ، وَيَقُولُونَ هَلاَّ وُضِعَتْ هَذِهِ اللَّبِنَةُ قَالَ فَأَنَا اللَّبِنَةُ، وَأَنَا خَاتِمُ النَّبِيِّينَ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Benim misalim ile benden önceki nebilerin misali, bir ev bina etmiş, onu da oldukça güzel ve alımlı inşa etmiş birisine benzer. Ancak bu evi inşa eden, bir köşede bir kerpiçlik yer boş bırakmıştı. İnsanlar bu evi dolaşmaya koyulunca onu çok beğendiler ve: Keşke şu kerpiç de yerine konulmuş olsaydı, diyorlardı." Allah Resulü şöyle buyurdu: "O kerpiç işte benim ve ben nebilerin sonuncusuyum."

Sahih al Bukhari 3535

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم تُوُفِّيَ وَهْوَ ابْنُ ثَلاَثٍ وَسِتِّينَ‏.‏ وَقَالَ ابْنُ شِهَابٍ وَأَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ مِثْلَهُ‏.‏

Aişe r.anha'dan rivayete göre: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem altmış üç yaşında vefat etmiştir." İbn Şihab der ki: Said b. el-Müseyyeb de bana böyle haber vermiştir.

Sahih al Bukhari 3536

حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي السُّوقِ فَقَالَ رَجُلٌ يَا أَبَا الْقَاسِمِ‏.‏ فَالْتَفَتَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ سَمُّوا بِاسْمِي، وَلاَ تَكْتَنُوا بِكُنْيَتِي ‏"‏‏.‏

Enes r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem pazarda iken bir adam: 'Ey Ebe'l-Kasım!' dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem dönüp baktı ve şöyle buyurdu: 'Benim adımı veriniz, fakat benim künyem ile künyelenmeyiniz.'"

Sahih al Bukhari 3537

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ جَابِرٍ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ تَسَمَّوْا بِاسْمِي، وَلاَ تَكْتَنُوا بِكُنْيَتِي ‏"‏

Cabir r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Benim adımı ad olarak alabilirsiniz, fakat benim künyemi künye olarak kullanmayınız."

Sahih al Bukhari 3538

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنِ ابْنِ سِيرِينَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ قَالَ أَبُو الْقَاسِمِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ سَمُّوا بِاسْمِي، وَلاَ تَكْتَنُوا بِكُنْيَتِي ‏"‏

İbn Sirin dedi ki: Ebu Hureyre r.a.'ı şöyle derken dinledim: "Ebu'l-Kasım Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Benim adımı ad olarak veriniz, fakat benim künyemi künye olarak kullanmayınız."

Sahih al Bukhari 3539

حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا الْفَضْلُ بْنُ مُوسَى، عَنِ الْجُعَيْدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، رَأَيْتُ السَّائِبَ بْنَ يَزِيدَ ابْنَ أَرْبَعٍ وَتِسْعِينَ جَلْدًا مُعْتَدِلاً فَقَالَ قَدْ عَلِمْتُ مَا مُتِّعْتُ بِهِ سَمْعِي وَبَصَرِي إِلاَّ بِدُعَاءِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، إِنَّ خَالَتِي ذَهَبَتْ بِي إِلَيْهِ فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ ابْنَ أُخْتِي شَاكٍ فَادْعُ اللَّهَ‏.‏ قَالَ فَدَعَا لِي‏.‏

el-Ca'd b. Abdurrahman dedi ki: Ben es-Saib b. Yezid'i doksan dört yaşında, gücü kuvveti yerinde ve dimdik olarak gördüm. O dedi ki: Ben kendisinden çokça yararlandığım bu hâlimin, kulağımın ve gözümün sağlıklı oluşunun, ancak Resulullah'ın duası ile olduğunu biliyorum. Çünkü teyzem beni alıp ona götürdü ve: "Ey Allah'ın Resulü, benim kız kardeşimin oğlu rahatsızdır; onun için Allah'a dua et", dedi. es-Saib b. Yezid dedi ki: Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana dua buyurdu.

Sahih al Bukhari 3540

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا حَاتِمٌ، عَنِ الْجُعَيْدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، قَالَ سَمِعْتُ السَّائِبَ بْنَ يَزِيدَ، قَالَ ذَهَبَتْ بِي خَالَتِي إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ ابْنَ أُخْتِي وَجِعٌ فَمَسَحَ رَأْسِي وَدَعَا لِي بِالْبَرَكَةِ، وَتَوَضَّأَ فَشَرِبْتُ مِنْ وَضُوئِهِ، ثُمَّ قُمْتُ خَلْفَ ظَهْرِهِ فَنَظَرْتُ إِلَى خَاتَمٍ بَيْنَ كَتِفَيْهِ‏.‏ قَالَ ابْنُ عُبَيْدِ اللَّهِ الْحُجْلَةُ مِنْ حُجَلِ الْفَرَسِ الَّذِي بَيْنَ عَيْنَيْهِ‏.‏ قَالَ إِبْرَاهِيمُ بْنُ حَمْزَةَ مِثْلَ زِرِّ الْحَجَلَةِ

Saib b. Yezid dedi ki: "Teyzem beni Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e götürdü ve: 'Ey Allah'ın Resulü, benim kız kardeşimin oğlu rahatsızdır', dedi. Bunun üzerine başımı sıvazladı ve bana bereket ihsan edilmesi için dua etti. Abdest aldı, ben de abdest suyundan içtim. Sonra sırtının arkasında ayakta durdum ve iki omzu arasındaki nübüvvet mührüne baktım." İbn Ubeydullah dedi ki: Hacle, atın iki gözü arasındaki beyazlıktır. İbrahim b. Hamza ise: "Haclenin düğmesi gibi" demiştir.

Sahih al Bukhari 3541

حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، عَنْ عُمَرَ بْنِ سَعِيدِ بْنِ أَبِي حُسَيْنٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ عُقْبَةَ بْنِ الْحَارِثِ، قَالَ صَلَّى أَبُو بَكْرٍ ـ رضى الله عنه ـ الْعَصْرَ، ثُمَّ خَرَجَ يَمْشِي فَرَأَى الْحَسَنَ يَلْعَبُ مَعَ الصِّبْيَانِ، فَحَمَلَهُ عَلَى عَاتِقِهِ وَقَالَ بِأَبِي شَبِيهٌ بِالنَّبِيِّ لاَ شَبِيهٌ بِعَلِيٍّ‏.‏ وَعَلِيٌّ يَضْحَكُ‏.‏

Ukbe b. el-Haris dedi ki: "Ebu Bekir r.a. ikindi namazını kıldı. Sonra dışarı çıktı, yürüdü. el-Hasen'i küçük çocuklarla birlikte oynarken gördü. Onu omzuna alıp taşıdı ve: Babam hakkı için, Nebi'ye benziyor, Ali'ye benzemiyor, dedi." Ali de gülüyordu.

Sahih al Bukhari 3542

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، عَنْ أَبِي جُحَيْفَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَكَانَ الْحَسَنُ يُشْبِهُهُ‏.‏

Ebu Cuhayfe r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i gördüm. Hasen (r.a.) ona benziyordu."

Sahih al Bukhari 3543

حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا ابْنُ فُضَيْلٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ أَبِي خَالِدٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا جُحَيْفَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَكَانَ الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ ـ عَلَيْهِمَا السَّلاَمُ ـ يُشْبِهُهُ قُلْتُ لأَبِي جُحَيْفَةَ صِفْهُ لِي‏.‏ قَالَ كَانَ أَبْيَضَ قَدْ شَمِطَ‏.‏ وَأَمَرَ لَنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِثَلاَثَ عَشْرَةَ قَلُوصًا قَالَ فَقُبِضَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَبْلَ أَنْ نَقْبِضَهَا‏.‏

Ebu Cuhayfe r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i gördüm. Ali'nin oğlu Hasen -ikisine de selam olsun- ona benziyordu. Ben (hadisi Ebu Cuhayfe'den rivayet eden İsmail b. Ebi Halid) Ebu Cuhayfe'ye: Onun niteliklerini bana anlatır mısın, dedim. Dedi ki: Saçlarının beyazı siyahına karışmış, beyaz tenli birisi idi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizlere on üç (genç) dişi deve verilmesini emretti. (Ebu Cuhayfe) dedi ki: Biz o develeri ele geçirmeden Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ruhu kabzedildi."

Sahih al Bukhari 3544

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ رَجَاءٍ، حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ وَهْبٍ أَبِي جُحَيْفَةَ السُّوَائِيِّ، قَالَ رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَرَأَيْتُ بَيَاضًا مِنْ تَحْتِ شَفَتِهِ السُّفْلَى الْعَنْفَقَةَ‏.‏

Vehb Ebu Cuhayfe es-Sevai dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i gördüm. Onun alt dudağının altında beyazlaşmış saçlar da gördüm."

Sahih al Bukhari 3545

حَدَّثَنَا عِصَامُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا حَرِيزُ بْنُ عُثْمَانَ، أَنَّهُ سَأَلَ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ بُسْرٍ صَاحِبَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ أَرَأَيْتَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ شَيْخًا قَالَ كَانَ فِي عَنْفَقَتِهِ شَعَرَاتٌ بِيضٌ‏.‏

Hureyz b. Osman'dan rivayete göre o, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sahabisi Abdullah b. Busr'e: Ne dersin, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ihtiyarlamış mıydı, diye sordu. (Abdullah b. Busr): Onun alt çenesinde (dudağının altında) beyazlaşmış birkaç saç teli vardı, dedi.

Sahih al Bukhari 3546

حَدَّثَنِي ابْنُ بُكَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي اللَّيْثُ، عَنْ خَالِدٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي هِلاَلٍ، عَنْ رَبِيعَةَ بْنِ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَصِفُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ كَانَ رَبْعَةً مِنَ الْقَوْمِ، لَيْسَ بِالطَّوِيلِ وَلاَ بِالْقَصِيرِ، أَزْهَرَ اللَّوْنِ لَيْسَ بِأَبْيَضَ أَمْهَقَ وَلاَ آدَمَ، لَيْسَ بِجَعْدٍ قَطَطٍ وَلاَ سَبْطٍ رَجِلٍ، أُنْزِلَ عَلَيْهِ وَهْوَ ابْنُ أَرْبَعِينَ، فَلَبِثَ بِمَكَّةَ عَشْرَ سِنِينَ يُنْزَلُ عَلَيْهِ وَبِالْمَدِينَةِ عَشْرَ سِنِينَ، وَلَيْسَ فِي رَأْسِهِ وَلِحْيَتِهِ عِشْرُونَ شَعَرَةً بَيْضَاءَ‏.‏ قَالَ رَبِيعَةُ فَرَأَيْتُ شَعَرًا مِنْ شَعَرِهِ، فَإِذَا هُوَ أَحْمَرُ فَسَأَلْتُ فَقِيلَ احْمَرَّ مِنَ الطِّيبِ‏.‏

Rabia b. Abdurrahman dedi ki: "Enes b. Malik r.a.'i Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in niteliklerini anlatırken işittim. Dedi ki: O insanlar arasında ne uzun, ne kısa fakat uzuna daha yakın boylu idi. Kırmızıya çalan bir ten rengi vardı. Ne aşırı beyazdı, ne de esmerdi. Saçları ne dümdüz, ne de çok kıvrımlı idi (hafif dalgalı idi). Kırk yaşında iken ona vahiy indirildi. Mekke'de on yıl kaldığı süre boyunca vahiy ona nazil olup durdu. Medine'de de on yıl kaldı. Ruhu kabzedildiğinde başında ve sakalında yirmi beyaz tel yoktu. Rabia dedi ki: Saçlarından bir tel gördüm. O kırmızı idi. Sebebini sordum, kokuların etkisiyle renginin kırmızılaşmış olduğu söylendi."

Sahih al Bukhari 3547

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، عَنْ رَبِيعَةَ بْنِ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ سَمِعَهُ يَقُولُ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَيْسَ بِالطَّوِيلِ الْبَائِنِ وَلاَ بِالْقَصِيرِ، وَلاَ بِالأَبْيَضِ الأَمْهَقِ، وَلَيْسَ بِالآدَمِ وَلَيْسَ بِالْجَعْدِ الْقَطَطِ وَلاَ بِالسَّبْطِ، بَعَثَهُ اللَّهُ عَلَى رَأْسِ أَرْبَعِينَ سَنَةً، فَأَقَامَ بِمَكَّةَ عَشْرَ سِنِينَ، وَبِالْمَدِينَةِ عَشْرَ سِنِينَ، فَتَوَفَّاهُ اللَّهُ، وَلَيْسَ فِي رَأْسِهِ وَلِحْيَتِهِ عِشْرُونَ شَعْرَةً بَيْضَاءَ‏.‏

Rabia b. Abdurrahman, Enes b. Malik r.a.'ı şöyle derken dinlemiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ne ileri derecede uzun ne de kısa boylu idi. Ne aşırı beyaz tenli ne de esmerdi. Saçları oldukça kıvrımlı olmadığı gibi büsbütün düz de değildi. Allah onu kırk yaşında iken Nebi olarak gönderdi. Mekke'de on yıl, Medine'de on yıl Nebi olarak yaşadı. Allah onun ruhunu kabzettiğinde başında ve sakalında yirmi beyaz saç teli yoktu."

Sahih al Bukhari 3548

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ سَعِيدٍ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ يُوسُفَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ، يَقُولُ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَحْسَنَ النَّاسِ وَجْهًا وَأَحْسَنَهُ خَلْقًا، لَيْسَ بِالطَّوِيلِ الْبَائِنِ وَلاَ بِالْقَصِيرِ‏.‏

Ebu İshak dedi ki: Ben el-Bera'yı şöyle derken dinledim: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hem yüzü itibarıyla insanların en güzeli hem de yaratılışı itibarıyla en güzeli idi. Ne aşırı derecede uzundu ne de kısa boylu idi."

Sahih al Bukhari 3549

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، قَالَ سَأَلْتُ أَنَسًا هَلْ خَضَبَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَالَ لاَ، إِنَّمَا كَانَ شَىْءٌ فِي صُدْغَيْهِ‏.‏

Katade dedi ki: "Ben Enes'e, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kına yaktı mı, diye sordum. 'Hayır,' dedi. 'Sadece şakaklarında az bir şey beyazlık vardı.'"

Sahih al Bukhari 3550

حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مَرْبُوعًا، بَعِيدَ مَا بَيْنَ الْمَنْكِبَيْنِ، لَهُ شَعَرٌ يَبْلُغُ شَحْمَةَ أُذُنِهِ، رَأَيْتُهُ فِي حُلَّةٍ حَمْرَاءَ، لَمْ أَرَ شَيْئًا قَطُّ أَحْسَنَ مِنْهُ‏.‏ قَالَ يُوسُفُ بْنُ أَبِي إِسْحَاقَ عَنْ أَبِيهِ إِلَى مَنْكِبَيْهِ‏.‏

Bera' bin Azib r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem omuzları arası geniş, uzuna yakın orta boylu idi. Kulak yumuşaklarına kadar ulaşan saçları vardı. Bir gün onu kırmızı renkli bir hulle giymiş gördüm. Ondan güzel hiçbir şey görmedim." Yusuf bin Ebu İshak, babasından rivayetle: "(Saçları) omuzlarına kadar (ulaşırdı)" diye rivayet etmiştir.

Sahih al Bukhari 3551

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ سُئِلَ الْبَرَاءُ أَكَانَ وَجْهُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِثْلَ السَّيْفِ قَالَ لاَ بَلْ مِثْلَ الْقَمَرِ‏.‏

Bera'ya Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yüzü kılıç gibi mi idi, diye soruldu. O: "Hayır, aksine ay gibi idi" diye cevap verdi.

Sahih al Bukhari 3552

حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ مَنْصُورٍ أَبُو عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مُحَمَّدٍ الأَعْوَرُ، بِالْمَصِّيصَةِ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْحَكَمِ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا جُحَيْفَةَ، قَالَ خَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالْهَاجِرَةِ إِلَى الْبَطْحَاءِ فَتَوَضَّأَ ثُمَّ صَلَّى الظُّهْرَ رَكْعَتَيْنِ، وَالْعَصْرَ رَكْعَتَيْنِ، وَبَيْنَ يَدَيْهِ عَنَزَةٌ‏.‏ ‏{‏قَالَ شُعْبَةُ‏}‏ وَزَادَ فِيهِ عَوْنٌ عَنْ أَبِيهِ أَبِي جُحَيْفَةَ قَالَ كَانَ يَمُرُّ مِنْ وَرَائِهَا الْمَرْأَةُ، وَقَامَ النَّاسُ فَجَعَلُوا يَأْخُذُونَ يَدَيْهِ، فَيَمْسَحُونَ بِهَا وُجُوهَهُمْ، قَالَ فَأَخَذْتُ بِيَدِهِ، فَوَضَعْتُهَا عَلَى وَجْهِي، فَإِذَا هِيَ أَبْرَدُ مِنَ الثَّلْجِ، وَأَطْيَبُ رَائِحَةً مِنَ الْمِسْكِ‏.‏

el-Hakem dedi ki: Ebu Cuhayfe'yi şöyle derken dinledim: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem öğle sıcağında Batha'ya çıktı. Abdest aldı, sonra öğle namazını iki rekat, ikindi namazını iki rekat olarak kıldı. Önünde de bir harbe vardı." Bu hadiste Avn, babası Ebu Cuhayfe'den rivayetinde şu fazlalığı da eklemektedir: "Bu harbenin arka tarafından kadınlar gider, gelirdi. İnsanlar kalkıp onun ellerini tutup, ellerini yüzlerine sürdüler. Ebu Cuhayfe dedi ki: Ben de onun elini aldım, yüzüme koydum. Kardan daha soğuk, kokusunun da miskten daha hoş olduğunu gördüm."

Sahih al Bukhari 3553

حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا يُونُسُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَجْوَدَ النَّاسِ، وَأَجْوَدُ مَا يَكُونُ فِي رَمَضَانَ، حِينَ يَلْقَاهُ جِبْرِيلُ، وَكَانَ جِبْرِيلُ ـ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ـ يَلْقَاهُ فِي كُلِّ لَيْلَةٍ مِنْ رَمَضَانَ، فَيُدَارِسُهُ الْقُرْآنَ فَلَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَجْوَدُ بِالْخَيْرِ مِنَ الرِّيحِ الْمُرْسَلَةِ‏.‏

İbn Abbas r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem insanların en cömerdi idi. En cömert olduğu dönem ise Ramazanda Cibril aleyhisselam'ın onunla karşılaştığı zamandı. Cibril aleyhisselam Ramazanın her gecesi onunla karşılaşıyor ve onunla karşılıklı Kur'an'ı okuyordu. Bu sebeple Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hayır hususundaki cömertliği, insanlar için türlü faydalarla esen rüzgardan daha çoktu"

Sahih al Bukhari 3554

حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، حَدَّثَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي ابْنُ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم دَخَلَ عَلَيْهَا مَسْرُورًا تَبْرُقُ أَسَارِيرُ وَجْهِهِ، فَقَالَ ‏ "‏ أَلَمْ تَسْمَعِي مَا قَالَ الْمُدْلِجِيُّ لِزَيْدٍ وَأُسَامَةَ ـ وَرَأَى أَقْدَامَهُمَا ـ إِنَّ بَعْضَ هَذِهِ الأَقْدَامِ مِنْ بَعْضٍ ‏"‏‏.‏

Aişe r.anha'dan rivayete göre; "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yüzü sevinçten parıldar halde sevinçli olarak yanıma girdi ve şöyle dedi: Müdlic oğullarından olan o zatın, -ayaklarını gördüğü- Zeyd ve Usame için ne söylediğini duymadın mı: Bu ayaklar birbirlerindendir (dedi)."

Sahih al Bukhari 3555

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ كَعْبٍ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ كَعْبٍ، قَالَ سَمِعْتُ كَعْبَ بْنَ مَالِكٍ، يُحَدِّثُ حِينَ تَخَلَّفَ عَنْ تَبُوكَ، قَالَ فَلَمَّا سَلَّمْتُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ يَبْرُقُ وَجْهُهُ مِنَ السُّرُورِ، وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا سُرَّ اسْتَنَارَ وَجْهُهُ، حَتَّى كَأَنَّهُ قِطْعَةُ قَمَرٍ، وَكُنَّا نَعْرِفُ ذَلِكَ مِنْهُ‏.‏

Abdullah b. Ka'b dedi ki: "Ben Ka'b b. Malik'in, Tebuk'ta geride kalışını anlatırken şunları söylediğini dinledim: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e selam verdim, sevinçten yüzü parıldıyordu. Çünkü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sevindi mi yüzü nurlanır, bir ay parçasını andırırdı. Biz bunu (sevindiğini) bundan (bu halinden) anlardık"

Sahih al Bukhari 3556

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ بُعِثْتُ مِنْ خَيْرِ قُرُونِ بَنِي آدَمَ قَرْنًا فَقَرْنًا، حَتَّى كُنْتُ مِنَ الْقَرْنِ الَّذِي كُنْتُ فِيهِ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ben Adem oğullarının ardı arkasına gelen en hayırlı nesilleri arasından gönderildim ve nihayet kendisinden geldiğim bu nesil arasında oldum."

Sahih al Bukhari 3557

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَسْدِلُ شَعَرَهُ، وَكَانَ الْمُشْرِكُونَ يَفْرُقُونَ رُءُوسَهُمْ فَكَانَ أَهْلُ الْكِتَابِ يَسْدِلُونَ رُءُوسَهُمْ، وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُحِبُّ مُوَافَقَةَ أَهْلِ الْكِتَابِ فِيمَا لَمْ يُؤْمَرْ فِيهِ بِشَىْءٍ، ثُمَّ فَرَقَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَأْسَهُ‏.‏

İbn Abbas r.a.'dan rivayete göre: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem saçlarını alnı üzerine sarkıtırdı. Müşrikler ise saçlarını ayırırlardı. Kitap ehli de saçlarını alınları üzerine sarkıtırlardı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisine herhangi bir emir verilmemiş olan hususlarda kitap ehline muvafakat etmeyi severdi. Fakat daha sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem saçlarını ayırdı."

Sahih al Bukhari 3558

حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، عَنْ أَبِي حَمْزَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ لَمْ يَكُنِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَاحِشًا وَلاَ مُتَفَحِّشًا وَكَانَ يَقُولُ ‏ "‏ إِنَّ مِنْ خِيَارِكُمْ أَحْسَنَكُمْ أَخْلاَقًا ‏"‏‏.‏

Abdullah b. Amr r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendisi ne çirkin söz söyleyen birisi idi ne de çirkin söz söylemek için kendisini zorlardı ve şöyle derdi: Şüphesiz ahlakı en güzel olanlarınız sizin en hayırlılarınızdandırlar."

Sahih al Bukhari 3559

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّهَا قَالَتْ مَا خُيِّرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ أَمْرَيْنِ إِلاَّ أَخَذَ أَيْسَرَهُمَا، مَا لَمْ يَكُنْ إِثْمًا، فَإِنْ كَانَ إِثْمًا كَانَ أَبْعَدَ النَّاسِ مِنْهُ، وَمَا انْتَقَمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِنَفْسِهِ، إِلاَّ أَنْ تُنْتَهَكَ حُرْمَةُ اللَّهِ فَيَنْتَقِمَ لِلَّهِ بِهَا‏.‏

Aişe r.anha'nın şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem iki iş arasında muhayyer bırakıldı mı, günah olmadığı sürece mutlaka en kolay olanını seçerdi. Eğer günah ise insanlar arasında ondan en uzak duran kişi o olurdu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem asla kendi nefsi adına intikam almamıştır. Allah'ın haram kıldığı bir şeyin çiğnenmesi hâli müstesna. O vakit onun karşılığında Allah için intikam alırdı (ceza verirdi)."

Sahih al Bukhari 3560

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ مَا مَسِسْتُ حَرِيرًا وَلاَ دِيبَاجًا أَلْيَنَ مِنْ كَفِّ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، وَلاَ شَمِمْتُ رِيحًا قَطُّ أَوْ عَرْفًا قَطُّ أَطْيَبَ مِنْ رِيحِ أَوْ عَرْفِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏

Enes r.a. dedi ki: "Elim, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in elinden daha yumuşak ne bir atlasa ne de bir ipeğe değmiştir. Burnum da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kokusundan daha hoş bir koku almamıştır."

Sahih al Bukhari 3561

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي عُتْبَةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَشَدَّ حَيَاءً مِنَ الْعَذْرَاءِ فِي خِدْرِهَا‏.‏

Ebû Saîd el-Hudrî (radıyallahü anh), "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem haya cihetiyle kendi köşesinde oturan bakire kızdan daha çok utangaçtı." demiştir.

Sahih al Bukhari 3562

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، وَابْنُ مَهْدِيٍّ قَالاَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، مِثْلَهُ وَإِذَا كَرِهَ شَيْئًا عُرِفَ فِي وَجْهِهِ‏.‏

Ebu Said el-Hudrî r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem örtülerinin arkasında bakire bir kızdan daha ileri derecede bir hayaya sahipti." Şu'be'den de ona benzer bir rivayet gelmiştir. "Bir şeyden hoşlanmadığı vakit de bu, yüzünden anlaşılırdı" ibaresini de eklemektedir.

Sahih al Bukhari 3562.2

حَدَّثَنِي عَلِيُّ بْنُ الْجَعْدِ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ مَا عَابَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم طَعَامًا قَطُّ، إِنِ اشْتَهَاهُ أَكَلَهُ، وَإِلاَّ تَرَكَهُ‏.‏

Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Nebi asla bir yemeğin kusurunu sayıp dökmüş değildir. Canı onu çekerse yer, değilse bırakırdı."

Sahih al Bukhari 3563

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا بَكْرُ بْنُ مُضَرَ، عَنْ جَعْفَرِ بْنِ رَبِيعَةَ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَالِكٍ ابْنِ بُحَيْنَةَ الأَسْدِيِّ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا سَجَدَ فَرَّجَ بَيْنَ يَدَيْهِ حَتَّى نَرَى إِبْطَيْهِ‏.‏ قَالَ وَقَالَ ابْنُ بُكَيْرٍ حَدَّثَنَا بَكْرٌ بَيَاضَ إِبْطَيْهِ‏.‏

Abdullah b. Malik b. Buhayne el-Esedi dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem secdeye vardı mı koltuk altları görününceye kadar kollarını ayırırdı." İbn Bukeyr dedi ki: "Bize Bekr (aynı sened ile) 'koltuk altlarının beyazı' diye nakletmiştir."

Sahih al Bukhari 3564

حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى بْنُ حَمَّادٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ، عَنْ قَتَادَةَ، أَنَّ أَنَسًا ـ رضى الله عنه ـ حَدَّثَهُمْ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ لاَ يَرْفَعُ يَدَيْهِ فِي شَىْءٍ مِنْ دُعَائِهِ، إِلاَّ فِي الاِسْتِسْقَاءِ، فَإِنَّهُ كَانَ يَرْفَعُ يَدَيْهِ حَتَّى يُرَى بَيَاضُ إِبْطَيْهِ‏.‏ وَقَالَ أَبُو مُوسَى دَعَا النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَرَفَعَ يَدَيْهِ وَرَأَيْتُ بَيَاضَ إِبْطَيْهِ

Katade'den rivayete göre Enes r.a. kendilerine şunu söylemiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem istiska (yağmur duası) dışında yaptığı hiçbir duada ellerini kaldırmazdı. İstiskada da koltuk altlarının beyazı görününceye kadar ellerini kaldırırdı." Ebu Musa da şöyle demiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem dua etti, ellerini kaldırdı ve ben koltuk altlarının beyazını gördüm."

Sahih al Bukhari 3565

حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ الصَّبَّاحِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَابِقٍ، حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ مِغْوَلٍ، قَالَ سَمِعْتُ عَوْنَ بْنَ أَبِي جُحَيْفَةَ، ذَكَرَ عَنْ أَبِيهِ، قَالَ دُفِعْتُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ بِالأَبْطَحِ فِي قُبَّةٍ كَانَ بِالْهَاجِرَةِ، خَرَجَ بِلاَلٌ فَنَادَى بِالصَّلاَةِ، ثُمَّ دَخَلَ فَأَخْرَجَ فَضْلَ وَضُوءِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَوَقَعَ النَّاسُ عَلَيْهِ يَأْخُذُونَ مِنْهُ، ثُمَّ دَخَلَ فَأَخْرَجَ الْعَنَزَةَ، وَخَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَى وَبِيصِ سَاقَيْهِ فَرَكَزَ الْعَنَزَةَ، ثُمَّ صَلَّى الظُّهْرَ رَكْعَتَيْنِ وَالْعَصْرَ رَكْعَتَيْنِ، يَمُرُّ بَيْنَ يَدَيْهِ الْحِمَارُ وَالْمَرْأَةُ‏.‏

Avn b. Ebi Cuhayfe, babasının şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Abtah denilen yerde bir çadırda bulunuyor iken öğle sıcağında Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna çıkarıldım. Bilal dışarı çıktı ve namaz için ezan okudu. Daha sonra içeri girdi, akabinde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in abdest suyundan artanı dışarı çıkardı. İnsanlar onun üzerine atılarak o sudan aldılar. Daha sonra tekrar içeri girip harbeyi alarak dışarı çıktı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de çıktı. Hâlen onun iki baldırının parıltısını görür gibiyim. Harbeyi yere sapladı, sonra da öğle namazını iki rekât, ikindi namazını da iki rekât kıldı. Önünden eşek de, kadın da geçiyordu."

Sahih al Bukhari 3566

حَدَّثَنِي الْحَسَنُ بْنُ صَبَّاحٍ الْبَزَّارُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يُحَدِّثُ حَدِيثًا لَوْ عَدَّهُ الْعَادُّ لأَحْصَاهُ‏.‏ وَقَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّهُ قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهَا قَالَتْ أَلاَ يُعْجِبُكَ أَبُو فُلاَنٍ جَاءَ فَجَلَسَ إِلَى جَانِبِ حُجْرَتِي يُحَدِّثُ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، يُسْمِعُنِي ذَلِكَ وَكُنْتُ أُسَبِّحُ فَقَامَ قَبْلَ أَنْ أَقْضِيَ سُبْحَتِي، وَلَوْ أَدْرَكْتُهُ لَرَدَدْتُ عَلَيْهِ، إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَمْ يَكُنْ يَسْرُدُ الْحَدِيثَ كَسَرْدِكُمْ‏.‏

Aişe r.anha'nın şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Filan'ın babasının gelip benim odamın yanında oturarak Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hadis nakledip, bana bunu işittirmesi seni şaşırtmıyor mu? Ben o sırada namaz kılıyordum. Namazımı bitirmeden önce kalkıp gitti. Eğer ona yetişmiş olsaydım, ona şu şekilde cevap verirdim: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hadisi (konuşurken sözleri) sizin bu şekilde alel acele dizdiğiniz gibi birini diğerinin ardı arkasına sıralamazdı." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in nitelikleri" onun hilkati ve ahlakı (yaratılışı ve huyu) demektir. 3544- "Saçlarına ak düşmüş, beyaz tenli idi." Yani siyah saçına beyaz karışmıştı. "Bize (verilmesini) emretti" den kasıt, kendisine ve kavmine demektir. Yani gelen heyete bir çeşit ikram ve ödülolmak üzere bunların verilmesini emretti. "Katus" dişi deve demektir. Genç anlamında olduğu da söylenmiştir. Bacakları uzun deve diye de açıklanmıştır. "Biz bunları kabzetmeden Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ruhu kabzedildi" ifadelerinde de bu olayın, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vefatına çok yakın olduğu hissettirilmektedir. Ebu Cuhayfe ve kavminden onunla birlikte olanlar, bundan sonraki rivayette de görüldüğü gibi Veda haccında bulunmuşlardı. Görüldüğü kadarıyla Ebu Bekir r.a. diğerlerine yaptığı şekilde onlara verilmiş olan bu sözü gerçekleştirmiştir. Daha sonra bu hususun açıkça nakledilmiş olduğunu gördüm. Kaydedilen senedie el-İsmaili'nin, Muhammed b. Fudayl yoluyla gelen rivayetinde şöyle denilmektedir: "Biz o develeri almak üzere gittik. Bize bir şey vermeden önce onun ölüm haberi bize ulaştı. Ebu Bekir kalkıp: Her kime Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir söz verdi ise gelsin deyince, ben de onun huzurunda ayağa kalkarak ona durumu haber verdim, o da bize o develerin verilmesini emretti." Bu mesele ile ilgili araştırma daha önce Hibe bahsinde geçmiş bulunmaktadır.(2598 numaralı hadiste) 3547- "Uzuna yakın, orta boylu idi" ifadesini sözü geçen hadis, şu ifadelerle açıklamış bulunmaktadır: "O pek uzun boylu da değildi, kısa da değildi." "Pek uzun boylu" ile kast edilen, boyun muntazam olmaması ile birlikte aşırı uzun olması demektir. ez-Zühri tarafından "ez-Zühriyyat" adlı eserde hasen bir sened ile Ebu Hureyre yoluyla rivayet edilen hadiste de şöyle buyurulmuştur: "O uzuna daha yakın, orta boylu idi." ''Teninin rengi kırmızıya çalan beyazdı." Yani onun ten rengi aşırı derecede beyaz değildi. "Mekke'de on sene kaldı, ona vahiy nazil olmaktaydı." Bu ifadeye göre o altmış yıl yaşamış olmaktadır. Ancak Müslim bir başka yoldan Enes'den: "O sallallahu a1eyhi ve sellem altmış üç yıl yaşadı" dediğini rivayet etmektedir. Bu da az önce geçen Aişe r.a.a yoluyla gelen hadise uygundur. Cumhur da bu görüştedir. "Omuzlan arası genişti." Yani sırtının üst tarafı enlice idi. İbn Sa'd'da yer alan Ebu Hureyre yoluyla gelen hadiste ise: "Göğsü genişti" denilmektedir. 3552- 'iKilıç gibi mi idi? O, hayır, ay gibi idi, dedi." Sanki bu soruyu soran kişi uzunluğu itibariyle yüzünün kılıcı andırdığını sormak istemiştir. el-Bera da ona cevap vererek: "Hayır, onun yüzü ay gibi idi" demiştir ki, yuvarlaklığı itibariyle ona benzediğini söylemek istemiştir. Soruyu soranın parlaklıkta ve pürüzsüzlükte kılıç gibi mi idi, demek istemiş olması da muhtemeldir. Buna göre el-Bera da: Hayır bundan da daha ileridir, diye cevap vererek yuvarlaklık ve parlaklık niteliklerini kendisinde toplayan aya benzetme cihetini tercih etmiştir. 3556- "Yüzü nurlanır, bir ay parçasını andırırdı." Sevincin görüldüğü yeri kastetmektedir ki o da onun alnı idi. 3558- "Kitap ehline muvafakati severdi." Yani puta tapıcılann çok olduğu o dönemlerde böyle idi. "Kendisine herhangi bir emir verilmemiş olan hususlarda" yani onun şeraitine muhalif olmayan hususlarda "kitap ehline muvafakati severdi." Çünkü onun döneminde kitap ehli Resullerin şeriatlanndan geriye kalmış birtakım hükümlere bağlı idiler. Dolayısıyla onlara muvafakat etmeyi, puta tapıcılara muvafakat etmekten daha çok severdi. Puta tapıcılann çoğunluğu İslama girince o vakit de kitap ehline muhalefet etmeyi sevmeye başladı. 3559- "Ne çirkin konuşan, ne de çirkin konuşmaya kendisini zorlayan birisi idi." O çirkin konuşmayan birisi idi. Yani kötü söz söylemekte asla haddi aşmazdı. Çirkin konuşmaya kendisini de zorlamazdı. Bu da çirkin konuşmalann onun yaratılıştan gelen bir huyu olmadığı gibi, böyle bir niteliği sonradan da kazanmamış olduğunu ifade etmektedir. Tirmizi'de Ebu Abdullah el-Cedell'nin şöyle dediği nakledilmektedir: "Ben Aişe r.a.a'ya Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ahlakına dair soru sordum. O bana şöyle dedi: O çirkin sözler söyleyerek konuşmadığı gibi, böyle konuşmaya da kendisini zorlamazdı. Çarşı-pazarlarda yüksek sesle bağırıp çağırmazdı. Kötülüğe kötülükle karşılık vermezdi. Aksine affeder, bağışlardı." Musannıf (Buhari) Edeb bölümünde Enes r.a.'dan şunu nakletmektedir: "Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem çok söven, çokça çirkin sözlerle konuşan ve çok lanet okuyan birisi değildi. Bizden herhangi birisine sitem ettiği vakit, ne oluyor ona, alnı toprağa bulansın, derdi." Ahmed de Enes r.a.'dan şunu rivayet etmektedir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kimsenin yüzüne karşı hoşuna gitmeyecek bir şey söylemezdi." Ebu Davud da Aişe r.a.a'nin şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bir adamdan diye bir şey ulaştırıldığı takdirde: Bu cdam ne diye böyle söylüyor demez, bunun yerine: Bazı kimselere ne oluyor ki öyle diyorlar, derdi." 3560- "İki iş" ten kasıt, dünya işlerinden iki iştir. Buna delil de hadisteki "güah olmadığı sürece" ifadesidir. Çünkü dinin öngördüğü işlerde günah olmaz. "Kendi adına intikam almamıştır." Kendisi için özelolarak intikam almamıştır. :<endisine eziyetle bulunmuş olan Ukbe b. Ebi Muayt ile Abdullah b. Hatal'ın ve diğerlerinin öldürülmesini emretmiş olması ileri sürülerek bu kanaat reddedile::-Jez. Çünkü onlar bununla birlikte ayrıca Allah'ın haramlarını da çiğniyorlardl. Şöyle de açıklanmıştır: Aişe r.aa, onun dinden çıkıp küfre girmeyi gerektirmeyen hususlarda kendisine eziyet edilmesi halinde intikam almadığını ri.astetmiştir. Nitekim ona karşı katı davranıp sesini yükselten bedevi arabı affet::ği gibi, omzunda iz bırakıncaya kadar ridasından çekiştiren diğerini de affet::-Jiştir. Hadis-i şerifte zorluk dolayısıyla bir şeyin yapılmamasının ve kolayolan :le yetinilmesinin ve mecbur kalınmadıkça ısrarı terk etmenin teşvik edildiğini anlıyoruz. Bundan hareketle hata olduğu ortaya çıkmadığı sürece ruhsatlar ile am el etmek teşvik edildiği gibi, yüce Allah'ın hakları dışındakileri affetmek de, emr i'l-maruf nehy-i ani'l-münker de teşvik edilmektedir. Bunların yapılacağı yerler se daha zor olana götürmemesi halindedir. Yine hadisten anlaşıldığına göre hüküm ve karar vermeyi nefse bırakmamak erekir. İsterse hakimin, aleyhine hüküm vereceği kimseden intikam almayacağ1ndan, aksine sadece konuyu kesin bir neticeye bağlayacağından yana emin lsun. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. 3561- "Atlas (dibac)" ifadesi hususi olanın umumi olana atfedilmesi kabilindendir. Çünkü atlas da bir ipek çeşididir. 3562- "Bakire kızdan daha ileri derecede hayalı idi." Nebi sallaııahu aleyhi .c sellem'in hayalı olduğu yerler, Allah'ın hadleri dışındaki hususlardadır. 3563- "ResliluIlah sallal!ahu aleyhi ve sellem asla bir yemeği ayıplamış değildir." Bu ileride Yiyecekler bölümünde (5409 numaralı hadiste) yüce Allah'ın izniyle açıklanacağı üzere, mubah lan yiyecekler hakkında anlaşılmıştır. 3567- "Saymak isteyen kişi sayacak olsa sayabilirdi." Yani böyle bir kimse onun kullandığı lafızları, kelimeleri ya da harflerini saymaya kalkışsaydı, buna gücü yeter ve sonuna kadar sayabilirdi. Bundan maksat ise tane tane konuşmakta ve muhatapIarının sözlerini anlamasını sağIamakta ileri derecede dikkatli oIduğunu anIatmaktır. 3568- "Ben namaz kılıyordum" nafile namaz kılıyordum, demektir. "Ona yetişmiş oIsaydım. Ona ... karşılık verirdim." Onun yaptığına tepki gösterir ve ona konuşurken ağır ağır konuşmamın, aleIaceIe konuşmaktan daha uygun olduğunu açıkIardım. "O sözlerini -sizin yaptığınız gibi- aleIacele ardı arkasına slraIamazdı." Yani acele ederek biri diğerinin arkasına kelimeIeri dizerek konuşmazdı. Onun böyIe yapmasının sebebi ise dinIeyenin sözIerini karıştırmamasını istemesi idi

Sahih al Bukhari 3567

حَدَّثَنِي الْحَسَنُ بْنُ صَبَّاحٍ الْبَزَّارُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يُحَدِّثُ حَدِيثًا لَوْ عَدَّهُ الْعَادُّ لأَحْصَاهُ‏.‏ وَقَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّهُ قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهَا قَالَتْ أَلاَ يُعْجِبُكَ أَبُو فُلاَنٍ جَاءَ فَجَلَسَ إِلَى جَانِبِ حُجْرَتِي يُحَدِّثُ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، يُسْمِعُنِي ذَلِكَ وَكُنْتُ أُسَبِّحُ فَقَامَ قَبْلَ أَنْ أَقْضِيَ سُبْحَتِي، وَلَوْ أَدْرَكْتُهُ لَرَدَدْتُ عَلَيْهِ، إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَمْ يَكُنْ يَسْرُدُ الْحَدِيثَ كَسَرْدِكُمْ‏.‏

Aişe r.anha'dan rivayet edildiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, saymak isteyen birinin sayabileceği şekilde tane tane konuşurdu. Aişe r.anha şöyle dedi: "Filanın gelip odamın yanında oturarak Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den hadis nakledip bunu bana işittirmesi seni şaşırtmıyor mu? Ben o sırada nafile namaz kılıyordum. Namazımı bitirmeden önce kalkıp gitti. Eğer ona yetişmiş olsaydım, ona şu şekilde karşılık verirdim: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hadisi sizin bu şekilde alelacele sıraladığınız gibi art arda sıralamazdı."

Sahih al Bukhari 3568

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّهُ سَأَلَ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ كَيْفَ كَانَتْ صَلاَةُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي رَمَضَانَ قَالَتْ مَا كَانَ يَزِيدُ فِي رَمَضَانَ وَلاَ غَيْرِهِ عَلَى إِحْدَى عَشْرَةَ رَكْعَةً، يُصَلِّي أَرْبَعَ رَكَعَاتٍ فَلاَ تَسْأَلْ عَنْ حُسْنِهِنَّ وَطُولِهِنَّ، ثُمَّ يُصَلِّي أَرْبَعًا فَلاَ تَسْأَلْ عَنْ حُسْنِهِنَّ وَطُولِهِنَّ، ثُمَّ يُصَلِّي ثَلاَثًا فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ تَنَامُ قَبْلَ أَنْ تُوتِرَ قَالَ ‏ "‏ تَنَامُ عَيْنِي وَلاَ يَنَامُ قَلْبِي ‏"‏‏.‏

Ebu Seleme b. Abdurrahman'dan rivayete göre o, Aişe r.anha'ya: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Ramazan ayında namazı nasıldı?" diye sormuş, o da şu cevabı vermişti: "Ramazanda olsun, başka aylarda olsun on bir rekâttan fazla namaz kılmazdı. Önce dört rekât kılardı; güzelliklerini ve uzunluklarını hiç sorma. Sonra dört rekât daha kılardı; onların da güzelliklerini ve uzunluklarını hiç sorma. Sonra da üç rekât kılardı. Ben: 'Ey Allah'ın Resulü, vitir kılmadan önce mi uyuyacaksın?' diye sordum. O: 'Gözlerim uyur ama kalbim uyumaz.' diye buyurdu."

Sahih al Bukhari 3569

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي أَخِي، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ شَرِيكِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي نَمِرٍ، سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يُحَدِّثُنَا عَنْ لَيْلَةِ، أُسْرِيَ بِالنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِنْ مَسْجِدِ الْكَعْبَةِ جَاءَ ثَلاَثَةُ نَفَرٍ قَبْلَ أَنْ يُوحَى إِلَيْهِ، وَهُوَ نَائِمٌ فِي مَسْجِدِ الْحَرَامِ، فَقَالَ أَوَّلُهُمْ أَيُّهُمْ هُوَ فَقَالَ أَوْسَطُهُمْ هُوَ خَيْرُهُمْ وَقَالَ آخِرُهُمْ خُذُوا خَيْرَهُمْ‏.‏ فَكَانَتْ تِلْكَ، فَلَمْ يَرَهُمْ حَتَّى جَاءُوا لَيْلَةً أُخْرَى، فِيمَا يَرَى قَلْبُهُ، وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم نَائِمَةٌ عَيْنَاهُ وَلاَ يَنَامُ قَلْبُهُ وَكَذَلِكَ الأَنْبِيَاءُ تَنَامُ أَعْيُنُهُمْ وَلاَ تَنَامُ قُلُوبُهُمْ، فَتَوَلاَّهُ جِبْرِيلُ ثُمَّ عَرَجَ بِهِ إِلَى السَّمَاءِ‏.‏

Şerik b. Abdullah b. Ebi Nemir'den: "Enes b. Malik'i bizlere Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in geceleyin Ka'be'deki mescidden İsra ile götürülüşünü anlatırken dinledim: Ona vahiy gönderilmeye başlamadan önce Mescid-i Haram'da uyurken üç kişi geldi. Onlardan ilki: Bunların hangisi odur, dedi. Ortancaları: O bunların hayırlısıdır, diye cevap verdi. Diğeri: Onların en hayırlısını alın, dedi. İşte bu böyle olmuştu. Daha sonra yine kalbinin gördüğü bir husus olarak, bir diğer gece ona geldikleri zamana kadar bir daha onları görmedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in gözleri uyuyor fakat kalbi uyumazdı. Nebiler hep böyledir. Gözleri uyur, kalpleri uyumaz. Sonra Cibril onu veli edindi ve onu alıp semaya yükseltti."

Sahih al Bukhari 3570

حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا سَلْمُ بْنُ زَرِيرٍ، سَمِعْتُ أَبَا رَجَاءٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عِمْرَانُ بْنُ حُصَيْنٍ، أَنَّهُمْ كَانُوا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي مَسِيرٍ، فَأَدْلَجُوا لَيْلَتَهُمْ حَتَّى إِذَا كَانَ وَجْهُ الصُّبْحِ عَرَّسُوا فَغَلَبَتْهُمْ أَعْيُنُهُمْ حَتَّى ارْتَفَعَتِ الشَّمْسُ، فَكَانَ أَوَّلَ مَنِ اسْتَيْقَظَ مِنْ مَنَامِهِ أَبُو بَكْرٍ، وَكَانَ لاَ يُوقَظُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ مَنَامِهِ حَتَّى يَسْتَيْقِظَ، فَاسْتَيْقَظَ عُمَرُ فَقَعَدَ أَبُو بَكْرٍ عِنْدَ رَأْسِهِ فَجَعَلَ يُكَبِّرُ وَيَرْفَعُ صَوْتَهُ، حَتَّى اسْتَيْقَظَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَنَزَلَ وَصَلَّى بِنَا الْغَدَاةَ، فَاعْتَزَلَ رَجُلٌ مِنَ الْقَوْمِ لَمْ يُصَلِّ مَعَنَا فَلَمَّا انْصَرَفَ قَالَ ‏"‏ يَا فُلاَنُ مَا يَمْنَعُكَ أَنْ تُصَلِّيَ مَعَنَا ‏"‏‏.‏ قَالَ أَصَابَتْنِي جَنَابَةٌ‏.‏ فَأَمَرَهُ أَنْ يَتَيَمَّمَ بِالصَّعِيدِ، ثُمَّ صَلَّى وَجَعَلَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي رَكُوبٍ بَيْنَ يَدَيْهِ، وَقَدْ عَطِشْنَا عَطَشًا شَدِيدًا فَبَيْنَمَا نَحْنُ نَسِيرُ إِذَا نَحْنُ بِامْرَأَةٍ سَادِلَةٍ رِجْلَيْهَا بَيْنَ مَزَادَتَيْنِ، فَقُلْنَا لَهَا أَيْنَ الْمَاءُ فَقَالَتْ إِنَّهُ لاَ مَاءَ‏.‏ فَقُلْنَا كَمْ بَيْنَ أَهْلِكِ وَبَيْنَ الْمَاءِ قَالَتْ يَوْمٌ وَلَيْلَةٌ‏.‏ فَقُلْنَا انْطَلِقِي إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ قَالَتْ وَمَا رَسُولُ اللَّهِ فَلَمْ نُمَلِّكْهَا مِنْ أَمْرِهَا حَتَّى اسْتَقْبَلْنَا بِهَا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم، فَحَدَّثَتْهُ بِمِثْلِ الَّذِي حَدَّثَتْنَا غَيْرَ أَنَّهَا حَدَّثَتْهُ أَنَّهَا مُؤْتِمَةٌ، فَأَمَرَ بِمَزَادَتَيْهَا فَمَسَحَ فِي الْعَزْلاَوَيْنِ، فَشَرِبْنَا عِطَاشًا أَرْبَعِينَ رَجُلاً حَتَّى رَوِينَا، فَمَلأْنَا كُلَّ قِرْبَةٍ مَعَنَا وَإِدَاوَةٍ، غَيْرَ أَنَّهُ لَمْ نَسْقِ بَعِيرًا وَهْىَ تَكَادُ تَنِضُّ مِنَ الْمِلْءِ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ هَاتُوا مَا عِنْدَكُمْ ‏"‏‏.‏ فَجُمِعَ لَهَا مِنَ الْكِسَرِ وَالتَّمْرِ، حَتَّى أَتَتْ أَهْلَهَا قَالَتْ لَقِيتُ أَسْحَرَ النَّاسِ، أَوْ هُوَ نَبِيٌّ كَمَا زَعَمُوا، فَهَدَى اللَّهُ ذَاكَ الصِّرْمَ بِتِلْكَ الْمَرْأَةِ فَأَسْلَمَتْ وَأَسْلَمُوا‏.‏

İmran b. Husayn'dan rivayete göre: "Bir yolculukta Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte idiler. Geceleri boyunca yol aldılar. Sabaha doğru inip konakladılar. Fakat uykuya yenilip uykuya daldılar. Nihayet güneş yükseldi. İlk uyanan kişi Ebu Bekir idi. O da Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i kendisi uykusundan uyanmadıkça uyandırmazdı. Sonra Ömer uyandı. Ebu Bekir başının ucunda oturdu. Yüksek sesle tekbir getirmeye başladı. Nihayet Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem uyandı. (Yerinden) indi ve bize sabah namazını kıldırdı. Aramızdan birisi bir kenara çekildi, bizimle beraber namaz kılmadı. Namazını bitirince: Ey filan, bizimle beraber namaz kılmana engel olan nedir, dedi. Adam: Ben cünüp oldum deyince, ona toprak ile teyemmüm etmesini emretti. Daha sonra namaz kıldı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de beni önünden giden binekler üzerinde gönderdi. İleri derecede susadık. Biz yolda giderken (bineği üzerinde) ayaklarını iki su kırbası arasına salmış bir kadın ile karşılaştık. Ona: Su nerede, diye sorduk. O, su diye bir şey yok, dedi. Peki, senin yakınların ile su arasında ne kadarlık bir mesafe var, diye sorduk. Bir gündüz, bir gece, dedi. Biz: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına git, dedik. Kadın: Resulullah da ne demek, dedi. Bizler onu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in karşısına çıkarıncaya kadar kendi hâline bırakmadık. Bize söylediklerinin benzerini ona da anlattı. Ancak ona ayrıca kendisinin yetimleri olan bir kadın olduğunu söyledi. Allah Resulü onun iki kırbasının getirilmesini emretti. Elini kırbaların ağzına sürdü. Susamış kırk adam olduğumuz hâlde kanıncaya kadar su içtik. Ayrıca beraberimizde kırba, matara gibi her ne varsa onları da doldurduk. Ancak hiçbir deveye su vermedik. Kırbalar ise doluluktan neredeyse çatlayacaktı. Sonra: Yanınızda ne varsa getirin, dedi. Ne kadar ekmek parçası ve hurma varsa o kadın için getirilip bir araya konuldu. Nihayet kadın yakınlarının yanına gitti ve dedi ki: Ben insanların en büyücüsü ile karşılaştım yahut o, kendilerinin iddia ettikleri gibi bir Nebidir. Yüce Allah, o kadın vesilesi ile o birkaç haneye hidayet verdi. Kadın da Müslüman oldu, onun yakınları da Müslüman oldular."

Sahih al Bukhari 3571

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنْ سَعِيدٍ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أُتِيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِإِنَاءٍ وَهْوَ بِالزَّوْرَاءِ، فَوَضَعَ يَدَهُ فِي الإِنَاءِ، فَجَعَلَ الْمَاءُ يَنْبُعُ مِنْ بَيْنِ أَصَابِعِهِ، فَتَوَضَّأَ الْقَوْمُ‏.‏ قَالَ قَتَادَةُ قُلْتُ لأَنَسٍ كَمْ كُنْتُمْ قَالَ ثَلاَثَمِائَةٍ، أَوْ زُهَاءَ ثَلاَثِمِائَةٍ‏.‏

Enes r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ez-Zevra denilen yerde iken ona bir kap getirildi. Elini o kaba daldırdı. Su, parmakları arasından kaynamaya başladı. Etrafında bulunanlar abdest aldılar." Katade dedi ki: Enes'e: Kaç kişi idiniz, diye sordum. O: "Üç yüz yahut üç yüz kadardık" dedi.

Sahih al Bukhari 3572

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ قَالَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَحَانَتْ صَلاَةُ الْعَصْرِ، فَالْتُمِسَ الْوَضُوءُ فَلَمْ يَجِدُوهُ فَأُتِيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِوَضُوءٍ، فَوَضَعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَدَهُ فِي ذَلِكَ الإِنَاءِ، فَأَمَرَ النَّاسَ أَنْ يَتَوَضَّئُوا مِنْهُ، فَرَأَيْتُ الْمَاءَ يَنْبُعُ مِنْ تَحْتِ أَصَابِعِهِ، فَتَوَضَّأَ النَّاسُ حَتَّى تَوَضَّئُوا مِنْ عِنْدِ آخِرِهِمْ‏.‏

Enes b. Malik r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i gördüm. İkindi namazı vakti yaklaşmıştı. Abdest almak üzere su arandı, bulamadılar. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bir abdest suyu getirildi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem elini o su kabının içine koydu. İnsanlara da ondan su almalarını emretti. Suyun parmaklarının altından kaynadığını gördüm. Sonuncularına kadar herkes abdest aldı."

Sahih al Bukhari 3573

حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مُبَارَكٍ، حَدَّثَنَا حَزْمٌ، قَالَ سَمِعْتُ الْحَسَنَ، قَالَ حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ خَرَجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي بَعْضِ مَخَارِجِهِ وَمَعَهُ نَاسٌ مِنْ أَصْحَابِهِ، فَانْطَلَقُوا يَسِيرُونَ، فَحَضَرَتِ الصَّلاَةُ فَلَمْ يَجِدُوا مَاءً يَتَوَضَّئُونَ، فَانْطَلَقَ رَجُلٌ مِنَ الْقَوْمِ، فَجَاءَ بِقَدَحٍ مِنْ مَاءٍ يَسِيرٍ فَأَخَذَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَتَوَضَّأَ، ثُمَّ مَدَّ أَصَابِعَهُ الأَرْبَعَ عَلَى الْقَدَحِ ثُمَّ قَالَ ‏ "‏ قُومُوا فَتَوَضَّئُوا ‏"‏‏.‏ فَتَوَضَّأَ، الْقَوْمُ حَتَّى بَلَغُوا فِيمَا يُرِيدُونَ مِنَ الْوَضُوءِ، وَكَانُوا سَبْعِينَ أَوْ نَحْوَهُ‏.‏

Enes b. Malik r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem dışarı çıktığı seferlerinden birisinde idi. Beraberinde ashabından bazı kimseler de vardı. Yola koyuldular. Namaz vakti geldiğinde abdest alacakları su bulamadılar. Aralarından bir kişi gitti ve bir çömlekte az miktarda bir su ile geldi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu alıp abdest aldı. Sonra da dört parmağını o çömleğin üzerine uzattı. Sonra: Haydi kalkın ve abdest alın, diye buyurdu. Beraberinde bulunanlar istedikleri gibi abdest aldılar. Yetmiş kişi ya da o civarda idiler."

Sahih al Bukhari 3574

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُنِيرٍ، سَمِعَ يَزِيدَ، أَخْبَرَنَا حُمَيْدٌ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ حَضَرَتِ الصَّلاَةُ فَقَامَ مَنْ كَانَ قَرِيبَ الدَّارِ مِنَ الْمَسْجِدِ يَتَوَضَّأُ، وَبَقِيَ قَوْمٌ، فَأُتِيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِمِخْضَبٍ مِنْ حِجَارَةٍ فِيهِ مَاءٌ، فَوَضَعَ كَفَّهُ فَصَغُرَ الْمِخْضَبُ أَنْ يَبْسُطَ فِيهِ كَفَّهُ، فَضَمَّ أَصَابِعَهُ فَوَضَعَهَا فِي الْمِخْضَبِ، فَتَوَضَّأَ الْقَوْمُ كُلُّهُمْ جَمِيعًا‏.‏ قُلْتُ كَمْ كَانُوا قَالَ ثَمَانُونَ رَجُلاً‏.‏

Enes r.a. dedi ki: "Namaz vakti geldi. Evi mescide yakın olan kalktı ve gidip abdest aldı. Geriye de bazı kimseler kaldı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e içinde su bulunan taştan bir leğen getirildi. O da elini içine koydu. Fakat leğen elini içinde açacak kadar geniş değildi. Bundan dolayı parmaklarını bir araya getirerek onları leğenin içine koydu. Orada bulunanların hepsi abdest aldılar." Ben (Enes'ten rivayet eden Humeyd): "Kaç kişi idiler?" diye sordum. O: "Seksen kişi idiler." dedi.

Sahih al Bukhari 3575

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا حُصَيْنٌ، عَنْ سَالِمِ بْنِ أَبِي الْجَعْدِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ عَطِشَ النَّاسُ يَوْمَ الْحُدَيْبِيَةِ، وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ يَدَيْهِ رَكْوَةٌ فَتَوَضَّأَ فَجَهَشَ النَّاسُ نَحْوَهُ، فَقَالَ ‏ "‏ مَا لَكُمْ ‏"‏‏.‏ قَالُوا لَيْسَ عِنْدَنَا مَاءٌ نَتَوَضَّأُ وَلاَ نَشْرَبُ إِلاَّ مَا بَيْنَ يَدَيْكَ، فَوَضَعَ يَدَهُ فِي الرَّكْوَةِ فَجَعَلَ الْمَاءُ يَثُورُ بَيْنَ أَصَابِعِهِ كَأَمْثَالِ الْعُيُونِ، فَشَرِبْنَا وَتَوَضَّأْنَا‏.‏ قُلْتُ كَمْ كُنْتُمْ قَالَ لَوْ كُنَّا مِائَةَ أَلْفٍ لَكَفَانَا، كُنَّا خَمْسَ عَشْرَةَ مِائَةً‏.‏

Cabir b. Abdullah r.a. dedi ki: "Hudeybiye günü insanlar susadı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in önünde ise küçük bir su kabı vardı. Abdest aldı. Orada bulunanlar ona doğru hızlıca koşuşunca, 'Ne oluyor size?' dedi. Onlar: 'Şu önündekinden başka yanımızda abdest alacağımız ve içeceğimiz su yok,' dediler. O da elini o kaba koydu. Su, parmakları arasından pınarlar gibi fışkırmaya başladı. Bizler de su içtik ve abdest aldık." Ben, Cabir'e: "Kaç kişi idiniz?" diye sordum. O şöyle dedi: "Yüz bin kişi dahi olsaydık bize yeterdi. Biz bin beş yüz kişi idik."

Sahih al Bukhari 3576

حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كُنَّا يَوْمَ الْحُدَيْبِيَةِ أَرْبَعَ عَشْرَةَ مِائَةً، وَالْحُدَيْبِيَةُ بِئْرٌ فَنَزَحْنَاهَا حَتَّى لَمْ نَتْرُكْ فِيهَا قَطْرَةً، فَجَلَسَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَى شَفِيرِ الْبِئْرِ، فَدَعَا بِمَاءٍ فَمَضْمَضَ وَمَجَّ فِي الْبِئْرِ، فَمَكْثْنَا غَيْرَ بَعِيدٍ ثُمَّ اسْتَقَيْنَا حَتَّى رَوِينَا وَرَوَتْ ـ أَوْ صَدَرَتْ ـ رَكَائِبُنَا‏.‏

Bera' r.a. dedi ki: "Hudeybiye günü bin dört yüz kişi idik. Hudeybiye, bir kuyunun adıdır. O kuyudan su çektik ve nihayet orada tek bir damla dahi su bırakmadık. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kuyunun başında oturdu. Su getirilmesini istedi. Suyu ağzında çalkaladıktan sonra kuyuya püskürttü. Aradan fazla zaman geçmeden kuyudan su çektik. Biz de suya kandık, bineklerimiz de suya kandı yahut suya kanmış olarak geri döndü."

Sahih al Bukhari 3577

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ قَالَ أَبُو طَلْحَةَ لأُمِّ سُلَيْمٍ لَقَدْ سَمِعْتُ صَوْتَ، رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ضَعِيفًا، أَعْرِفُ فِيهِ الْجُوعَ فَهَلْ عِنْدَكِ مِنْ شَىْءٍ قَالَتْ نَعَمْ‏.‏ فَأَخْرَجَتْ أَقْرَاصًا مِنْ شَعِيرٍ، ثُمَّ أَخْرَجَتْ خِمَارًا لَهَا فَلَفَّتِ الْخُبْزَ بِبَعْضِهِ، ثُمَّ دَسَّتْهُ تَحْتَ يَدِي وَلاَثَتْنِي بِبَعْضِهِ، ثُمَّ أَرْسَلَتْنِي إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ فَذَهَبْتُ بِهِ، فَوَجَدْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْمَسْجِدِ وَمَعَهُ النَّاسُ، فَقُمْتُ عَلَيْهِمْ فَقَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ آرْسَلَكَ أَبُو طَلْحَةَ ‏"‏‏.‏ فَقُلْتُ نَعَمْ‏.‏ قَالَ بِطَعَامٍ‏.‏ فَقُلْتُ نَعَمْ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِمَنْ مَعَهُ ‏"‏ قُومُوا ‏"‏‏.‏ فَانْطَلَقَ وَانْطَلَقْتُ بَيْنَ أَيْدِيهِمْ حَتَّى جِئْتُ أَبَا طَلْحَةَ فَأَخْبَرْتُهُ‏.‏ فَقَالَ أَبُو طَلْحَةَ يَا أُمَّ سُلَيْمٍ، قَدْ جَاءَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالنَّاسِ، وَلَيْسَ عِنْدَنَا مَا نُطْعِمُهُمْ‏.‏ فَقَالَتِ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ‏.‏ فَانْطَلَقَ أَبُو طَلْحَةَ حَتَّى لَقِيَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَأَقْبَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبُو طَلْحَةَ مَعَهُ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ هَلُمِّي يَا أُمَّ سُلَيْمٍ مَا عِنْدَكِ ‏"‏‏.‏ فَأَتَتْ بِذَلِكَ الْخُبْزِ، فَأَمَرَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَفُتَّ، وَعَصَرَتْ أُمُّ سُلَيْمٍ عُكَّةً فَأَدَمَتْهُ، ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِيهِ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَقُولَ، ثُمَّ قَالَ ‏"‏ ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ ‏"‏‏.‏ فَأَذِنَ لَهُمْ، فَأَكَلُوا حَتَّى شَبِعُوا ثُمَّ خَرَجُوا، ثُمَّ قَالَ ‏"‏ ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ ‏"‏‏.‏ فَأَذِنَ لَهُمْ، فَأَكَلُوا حَتَّى شَبِعُوا ثُمَّ خَرَجُوا، ثُمَّ قَالَ ‏"‏ ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ ‏"‏‏.‏ فَأَذِنَ لَهُمْ، فَأَكَلُوا حَتَّى شَبِعُوا ثُمَّ خَرَجُوا ثُمَّ قَالَ ‏"‏ ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ ‏"‏‏.‏ فَأَكَلَ الْقَوْمُ كُلُّهُمْ وَشَبِعُوا، وَالْقَوْمُ سَبْعُونَ ـ أَوْ ثَمَانُونَ ـ رَجُلاً‏.‏

Enes b. Malik dedi ki: "Ebu Talha, Ümmü Süleym'e dedi ki: Andolsun, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sesinin çok güçsüz çıktığını duydum. Onun aç olduğunu anladım. Sende bir şeyler var mı? Ümmü Süleym: Evet, deyip birkaç parça arpa ekmeği çıkardı. Daha sonra bir başörtüsünü çıkartıp ekmeği o örtünün bir kısmı ile sardı. Sonra onu elime verdi. Diğer kısmı ile beni sardıktan sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gönderdi. Enes dedi ki: Onu alıp gittiğimde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in mescitte olduğunu gördüm. Onunla beraber diğer insanlar da vardı. Yanlarında ayakta dikildim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana: Seni Ebu Talha mı gönderdi? diye sordu. Ben: Evet, dedim. Beraberinde yiyecek de gönderdi mi? diye sordu. Ben: Evet, deyince Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem beraberindekilere: Kalkın, dedi. Yola koyuldu, ben de önlerinde yola koyuldum. Nihayet Ebu Talha'nın yanına geldim ve ona durumu bildirdim. Ebu Talha: Ey Ümmü Süleym, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem diğer insanlarla birlikte geldi. Bizde de onlara yedirecek bir şey yok, dedi. Ümmü Süleym: Allah ve Resulü daha iyi bilir, dedi. Ebu Talha onları karşılamaya çıktı. Nihayet Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile karşılaştı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Ebu Talha ile birlikte geldi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ey Ümmü Süleym, yanında ne varsa getir, dedi. O da o ekmekleri getirdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in emri üzerine ekmek doğrandı. Ümmü Süleym, yağın bulunduğu bir tulumu sıktı ve böylece ekmeğe katık oldu. Arkasından Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun üzerine Allah'ın dilediği şeyleri söyledi, sonra şöyle buyurdu: On kişiye izin ver. Onlara izin verdi; doyuncaya kadar yediler, sonra çıktılar. Daha sonra: On kişiye daha izin ver, diye buyurdu. Onlara izin verdi; onlar da doyuncaya kadar yediler, sonra çıktılar. Arkasından yine: On kişiye izin ver, dedi. Onlara izin verdi. Onlar da doyuncaya kadar yediler, sonra çıktılar. Daha sonra tekrar: On kişiye izin ver, dedi. Böylelikle orada bulunanların hepsi doyuncaya kadar yediler. Orada bulunanlar yetmiş ya da seksen kişi idi."

Sahih al Bukhari 3578

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا أَبُو أَحْمَدَ الزُّبَيْرِيُّ، حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كُنَّا نَعُدُّ الآيَاتِ بَرَكَةً وَأَنْتُمْ تَعُدُّونَهَا تَخْوِيفًا، كُنَّا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي سَفَرٍ فَقَلَّ الْمَاءُ فَقَالَ ‏"‏ اطْلُبُوا فَضْلَةً مِنْ مَاءٍ ‏"‏‏.‏ فَجَاءُوا بِإِنَاءٍ فِيهِ مَاءٌ قَلِيلٌ، فَأَدْخَلَ يَدَهُ فِي الإِنَاءِ، ثُمَّ قَالَ ‏"‏ حَىَّ عَلَى الطَّهُورِ الْمُبَارَكِ، وَالْبَرَكَةُ مِنَ اللَّهِ ‏"‏ فَلَقَدْ رَأَيْتُ الْمَاءَ يَنْبُعُ مِنْ بَيْنِ أَصَابِعِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، وَلَقَدْ كُنَّا نَسْمَعُ تَسْبِيحَ الطَّعَامِ وَهْوَ يُؤْكَلُ‏.‏

Abdullah (b. Mes'ud) dedi ki: "Bizler ayetleri (harikulade olayları) bir bereket sayıyorduk. Sizler ise bunları korkutan şeyler olarak sayıyorsunuz. Bir yolculukta Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte idik. Su azaldı. Bir miktar artık su arayın, diye buyurdu. İçinde az bir miktar su bulunan bir kap getirdiler. Elini o kaba soktu, sonra: Haydi bu mübarek suya geliniz, dedi. Bereket Allah'tandır. Andolsun ben suyun Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in parmaklarının arasından kaynadığını gördüm. Andolsun bizler yemeğin yenilirken tesbih getirdiğini duyardık."

Sahih al Bukhari 3579

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّاءُ، قَالَ حَدَّثَنِي عَامِرٌ، قَالَ حَدَّثَنِي جَابِرٌ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ أَبَاهُ، تُوُفِّيَ وَعَلَيْهِ دَيْنٌ، فَأَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ إِنَّ أَبِي تَرَكَ عَلَيْهِ دَيْنًا وَلَيْسَ عِنْدِي إِلاَّ مَا يُخْرِجُ نَخْلُهُ، وَلاَ يَبْلُغُ مَا يُخْرِجُ سِنِينَ مَا عَلَيْهِ، فَانْطَلِقْ مَعِي لِكَىْ لاَ يُفْحِشَ عَلَىَّ الْغُرَمَاءُ‏.‏ فَمَشَى حَوْلَ بَيْدَرٍ مِنْ بَيَادِرِ التَّمْرِ فَدَعَا ثَمَّ آخَرَ، ثُمَّ جَلَسَ عَلَيْهِ فَقَالَ ‏ "‏ انْزِعُوهُ ‏"‏‏.‏ فَأَوْفَاهُمُ الَّذِي لَهُمْ، وَبَقِيَ مِثْلُ مَا أَعْطَاهُمْ‏.‏

Cabir r.a.'dan rivayete göre: "Babası borçlu olduğu halde vefat etmişti. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına vardım. Babam geriye borç bıraktı. Bende ise hurma ağaçlarının vereceği mahsulden başkası yok. Senelerce alınacak mahsul onun borcunu ödemeye yetmez. Alacaklılar bana karşı aşırı gitmesinler diye benimle birlikte gel, dedim. O da hurma harmanlarından bir harmanın etrafında yürüdü, dua etti. Daha sonra bir başkasına da bunu yaptı. Sonra üzerine oturarak: Bunu ayırın, dedi. Alacaklılara haklarını verdi, geriye de onlara verdiği kadar kaldı."

Sahih al Bukhari 3580

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، عَنْ أَبِيهِ، حَدَّثَنَا أَبُو عُثْمَانَ، أَنَّهُ حَدَّثَهُ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي بَكْرٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ أَصْحَابَ، الصُّفَّةِ كَانُوا أُنَاسًا فُقَرَاءَ، وَأَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم قَالَ مَرَّةً ‏ "‏ مَنْ كَانَ عِنْدَهُ طَعَامُ اثْنَيْنِ فَلْيَذْهَبْ بِثَالِثٍ، وَمَنْ كَانَ عِنْدَهُ طَعَامُ أَرْبَعَةٍ فَلْيَذْهَبْ بِخَامِسٍ أَوْ سَادِسٍ ‏"‏‏.‏ أَوْ كَمَا قَالَ، وَأَنَّ أَبَا بَكْرٍ جَاءَ بِثَلاَثَةٍ وَانْطَلَقَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِعَشَرَةٍ، وَأَبُو بَكْرٍ وَثَلاَثَةً، قَالَ فَهْوَ أَنَا وَأَبِي وَأُمِّي ـ وَلاَ أَدْرِي هَلْ قَالَ امْرَأَتِي وَخَادِمِي ـ بَيْنَ بَيْتِنَا وَبَيْنَ بَيْتِ أَبِي بَكْرٍ، وَأَنَّ أَبَا بَكْرٍ تَعَشَّى عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ لَبِثَ حَتَّى صَلَّى الْعِشَاءَ، ثُمَّ رَجَعَ فَلَبِثَ حَتَّى تَعَشَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَجَاءَ بَعْدَ مَا مَضَى مِنَ اللَّيْلِ مَا شَاءَ اللَّهُ، قَالَتْ لَهُ امْرَأَتُهُ مَا حَبَسَكَ عَنْ أَضْيَافِكَ أَوْ ضَيْفِكَ‏.‏ قَالَ أَوَ عَشَّيْتِهِمْ قَالَتْ أَبَوْا حَتَّى تَجِيءَ، قَدْ عَرَضُوا عَلَيْهِمْ فَغَلَبُوهُمْ، فَذَهَبْتُ فَاخْتَبَأْتُ، فَقَالَ يَا غُنْثَرُ‏.‏ فَجَدَّعَ وَسَبَّ وَقَالَ كُلُوا وَقَالَ لاَ أَطْعَمُهُ أَبَدًا‏.‏ قَالَ وَايْمُ اللَّهِ مَا كُنَّا نَأْخُذُ مِنَ اللُّقْمَةِ إِلاَّ رَبَا مِنْ أَسْفَلِهَا أَكْثَرُ مِنْهَا حَتَّى شَبِعُوا، وَصَارَتْ أَكْثَرَ مِمَّا كَانَتْ قَبْلُ، فَنَظَرَ أَبُو بَكْرٍ فَإِذَا شَىْءٌ أَوْ أَكْثَرُ قَالَ لاِمْرَأَتِهِ يَا أُخْتَ بَنِي فِرَاسٍ‏.‏ قَالَتْ لاَ وَقُرَّةِ عَيْنِي لَهْىَ الآنَ أَكْثَرُ مِمَّا قَبْلُ بِثَلاَثِ مَرَّاتٍ‏.‏ فَأَكَلَ مِنْهَا أَبُو بَكْرٍ، وَقَالَ إِنَّمَا كَانَ الشَّيْطَانُ ـ يَعْنِي يَمِينَهُ ـ ثُمَّ أَكَلَ مِنْهَا لُقْمَةً، ثُمَّ حَمَلَهَا إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَصْبَحَتْ عِنْدَهُ‏.‏ وَكَانَ بَيْنَنَا وَبَيْنَ قَوْمٍ عَهْدٌ، فَمَضَى الأَجَلُ، فَتَفَرَّقْنَا اثْنَا عَشَرَ رَجُلاً مَعَ كُلِّ رَجُلٍ مِنْهُمْ أُنَاسٌ‏.‏ اللَّهُ أَعْلَمُ كَمْ مَعَ كُلِّ رَجُلٍ، غَيْرَ أَنَّهُ بَعَثَ مَعَهُمْ، قَالَ أَكَلُوا مِنْهَا أَجْمَعُونَ‏.‏ أَوْ كَمَا قَالَ‏.‏ وَغَيْرُهُ يَقُولُ فَعَرَفْنَا مِنْ الْعِرَافَةِ

Abdurrahman b. Ebi Bekr r.a.'dan rivayete göre: "Suffa ashabı fakir kimseler idi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de bir defasında şöyle buyurdu: Kimin yanında iki kişilik yemek varsa üçüncüsünü alıp götürsün. Yanında dört kişilik yemek bulunan kimse beşincisini ya da altıncısını alsın -ya da buna yakın buyurdu.- Ebu Bekir de üç kişi alıp geldi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem on kişi alıp götürdü, Ebu Bekir ise üç kişi getirmişti. (Abdurrahman) dedi ki: Durum şu ki ben, babam ve annem -Ebu Osman hadisinde, hanımım ve bizim evimiz ile Ebu Bekir'in evi arasında ortaklaşa hizmet eden hizmetçim deyip demediğini bilmiyorum.- Ebu Bekir, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında akşam yemeğini yedi. Sonra da yatsı namazını kılıncaya kadar orada kaldı. Sonra geri döndü ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de akşam yemeğini yiyinceye kadar bekledi. Gecenin Allah'ın dilediği kadar bir bölümü geçtikten sonra geldi. Hanımı ona: Misafirlerinin yanına -ya da misafirinin yanına- gelmekten seni alıkoyan ne oldu, dedi. Onlara yemek yedirmedin mi yoksa, diye sordu. Hanımı: Sen gelinceye kadar yemek yemeyi kabul etmediler, dedi. Hizmetçiler onlara yemek yemelerini söylediler ama kabul ettiremediler. (Abdurrahman) dedi ki: Ben de gidip saklandım. Ey pis herif, ağzın, burnun, kulağın kopsun deyip ağır sözler de söyledi. Misafirlere: Yiyin, dedi. Ben asla ondan yemeyeceğim, diye ekledi. (Abdurrahman) dedi ki: Allah'a yemin ederim, bizim aldığımız her bir lokmanın altından ondan daha fazlası artıyordu. Nihayet hepsi doydular ve yemek önceki halinden daha fazla kaldı. Ebu Bekir yemeğe baktığında olduğu gibi, hatta daha fazla kaldığını görünce hanımına: Ey Firas oğullarının kız kardeşi, dedi. Hanımı: Hayır, gözümün aydınlığına yemin ederim, o şu anda öncekinin üç kat fazlasıdır, dedi. Ebu Bekir ondan yiyerek dedi ki: O -yeminini kastediyor- şeytandan idi. Sonra ondan bir lokma yedi. Daha sonra yemeği alıp Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e götürdü. Sabaha kadar yemek orada kaldı. Bizimle başka bir topluluk arasında bir antlaşma vardı. Antlaşma süresi sona erince onlardan da gelenler oldu. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizleri, her bir grupta kaç kişinin olduğunu en iyi Allah'ın bildiği on iki gruba ayırdı ve her bir grubun başına bir kişiyi tayin etti. Şu kadar var ki, onlarla birlikte bu kimseleri gönderdiği muhakkaktı. (Abdurrahman) dedi ki: Hepsi de o kaptaki yemekten yediler -ya da buna yakın bir ifade kullandı.- Şüphe eden, hadisi Abdurrahman'dan rivayet eden kişi olan Ebu Osman'dır. Başkası ise: "Ariflik"ten gelen bir kelime olarak "biz de ona tarif ettik" (yani durumu Allah Resulüne bildirdik) demiştir."

Sahih al Bukhari 3581

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ، عَنْ أَنَسٍ، وَعَنْ يُونُسَ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَصَابَ أَهْلَ الْمَدِينَةِ قَحْطٌ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَبَيْنَا هُوَ يَخْطُبُ يَوْمَ جُمُعَةٍ إِذْ قَامَ رَجُلٌ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ هَلَكَتِ الْكُرَاعُ، هَلَكَتِ الشَّاءُ، فَادْعُ اللَّهَ يَسْقِينَا، فَمَدَّ يَدَيْهِ وَدَعَا‏.‏ قَالَ أَنَسٌ وَإِنَّ السَّمَاءَ لَمِثْلُ الزُّجَاجَةِ فَهَاجَتْ رِيحٌ أَنْشَأَتْ سَحَابًا ثُمَّ اجْتَمَعَ، ثُمَّ أَرْسَلَتِ السَّمَاءُ عَزَالِيَهَا، فَخَرَجْنَا نَخُوضُ الْمَاءَ حَتَّى أَتَيْنَا مَنَازِلَنَا، فَلَمْ نَزَلْ نُمْطَرُ إِلَى الْجُمُعَةِ الأُخْرَى، فَقَامَ إِلَيْهِ ذَلِكَ الرَّجُلُ ـ أَوْ غَيْرُهُ ـ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، تَهَدَّمَتِ الْبُيُوتُ، فَادْعُ اللَّهَ يَحْبِسْهُ‏.‏ فَتَبَسَّمَ ثُمَّ قَالَ ‏ "‏ حَوَالَيْنَا وَلاَ عَلَيْنَا ‏"‏‏.‏ فَنَظَرْتُ إِلَى السَّحَابِ تَصَدَّعَ حَوْلَ الْمَدِينَةِ كَأَنَّهُ إِكْلِيلٌ‏.‏

Enes r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem döneminde Medinelilerde kıtlık baş gösterdi. Cuma günü hutbesini verirken bir adam ayağa kalkarak: Ey Allah'ın Resulü, bineklerimiz telef oldu, koyunlarımız telef oldu. Yüce Allah'a dua et de bize yağmur yağdırsın, dedi. O da ellerini uzatıp dua etti. Enes dedi ki: Gerçekten gök bir cam parçası gibi idi. Bir rüzgar esti ve bir bulut meydana geldi. Daha sonra bulutlar bir araya geldi. Arkasından gök ağzını salıverdi, bizler adeta suda yüzerek çıktık ve nihayet evlerimize vardık. Bir sonraki cumaya kadar yağmur kesilmedi. Aynı adam -ya da bir başkası- kalkıp ona: Ey Allah'ın Resulü, dedi. Evler yıkıldı. Allah'a dua et de bu yağmuru kessin. Resulullah gülümsedi, sonra: (Rabbim) etrafımıza yağdır, üzerimize değil. Bulutlara baktım, Medine'nin etrafında adeta bir taç oluşturur gibi parçalanmakta olduğunu gördüm."

Sahih al Bukhari 3582

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ كَثِيرٍ أَبُو غَسَّانَ، حَدَّثَنَا أَبُو حَفْصٍ ـ وَاسْمُهُ عُمَرُ بْنُ الْعَلاَءِ أَخُو أَبِي عَمْرِو بْنِ الْعَلاَءِ ـ قَالَ سَمِعْتُ نَافِعًا، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَخْطُبُ إِلَى جِذْعٍ فَلَمَّا اتَّخَذَ الْمِنْبَرَ تَحَوَّلَ إِلَيْهِ، فَحَنَّ الْجِذْعُ فَأَتَاهُ فَمَسَحَ يَدَهُ عَلَيْهِ‏.‏ وَقَالَ عَبْدُ الْحَمِيدِ أَخْبَرَنَا عُثْمَانُ بْنُ عُمَرَ، أَخْبَرَنَا مُعَاذُ بْنُ الْعَلاَءِ، عَنْ نَافِعٍ، بِهَذَا‏.‏ وَرَوَاهُ أَبُو عَاصِمٍ عَنِ ابْنِ أَبِي رَوَّادٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏

İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir hurma kütüğünün yanında hutbe okuyordu. Minber edinince oraya geçti. Bunun üzerine kütük inledi. Nebimiz onun yanına gitti ve eliyle üzerini sıvazladı."

Sahih al Bukhari 3583

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ بْنُ أَيْمَنَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَقُومُ يَوْمَ الْجُمُعَةِ إِلَى شَجَرَةٍ أَوْ نَخْلَةٍ، فَقَالَتِ امْرَأَةٌ مِنَ الأَنْصَارِ ـ أَوْ رَجُلٌ ـ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَلاَ نَجْعَلُ لَكَ مِنْبَرًا قَالَ ‏"‏ إِنْ شِئْتُمْ ‏"‏‏.‏ فَجَعَلُوا لَهُ مِنْبَرًا، فَلَمَّا كَانَ يَوْمُ الْجُمُعَةِ دُفِعَ إِلَى الْمِنْبَرِ، فَصَاحَتِ النَّخْلَةُ صِيَاحَ الصَّبِيِّ، ثُمَّ نَزَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَضَمَّهُ إِلَيْهِ تَئِنُّ أَنِينَ الصَّبِيِّ، الَّذِي يُسَكَّنُ، قَالَ ‏"‏ كَانَتْ تَبْكِي عَلَى مَا كَانَتْ تَسْمَعُ مِنَ الذِّكْرِ عِنْدَهَا ‏"‏‏.‏

Cabir b. Abdullah r.a.'dan rivayete göre: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Cuma günü bir ağacın ya da bir hurma ağacının yanında ayakta dururdu (ve öylece hutbe okurdu). Ensardan bir kadın -ya da bir adam- dedi ki: Ey Allah'ın Resulü, sana bir minber yapmayalım mı? Allah Resulü: Dilerseniz (yapınız), dedi. Bunun üzerine ona bir minber yaptılar. Cuma günü olunca minbere doğru gitti. Bu sefer hurma ağacı küçük bir çocuk gibi feryat etti. Daha sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem indi, onu kucakladı. Tıpkı teskin edilen küçük çocuk gibi inliyordu. (Cabir) dedi ki: O hurma ağacı (kütüğü) yanı başında duyduğu zikirlerden uzak kaldığı için ağlamıştı."

Sahih al Bukhari 3584

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي أَخِي، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ بِلاَلٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي حَفْصُ بْنُ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّهُ سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ كَانَ الْمَسْجِدُ مَسْقُوفًا عَلَى جُذُوعٍ مِنْ نَخْلٍ فَكَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا خَطَبَ يَقُومُ إِلَى جِذْعٍ مِنْهَا، فَلَمَّا صُنِعَ لَهُ الْمِنْبَرُ، وَكَانَ عَلَيْهِ فَسَمِعْنَا لِذَلِكَ الْجِذْعِ صَوْتًا كَصَوْتِ الْعِشَارِ، حَتَّى جَاءَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَوَضَعَ يَدَهُ عَلَيْهَا فَسَكَنَتْ‏.‏

Cabir b. Abdullah r.a. diyor ki: "Mescidin tavanı hurma kütükleri üzerinde duruyordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de hutbe irad etti mi bu kütüklerden birisinin yanında dururdu. Ona minber yapılınca minberin üzerinde (hutbe okur) oldu. Bu sebeple biz de o kütüğün on aylık gebe develerin sesi gibi bir ses çıkardığını işittik. Nihayet Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem geldi. Elini o kütüğün üzerine koydu ve kütük sakinleşti."

Sahih al Bukhari 3585

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنْ شُعْبَةَ،‏.‏ حَدَّثَنِي بِشْرُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ سُلَيْمَانَ، سَمِعْتُ أَبَا وَائِلٍ، يُحَدِّثُ عَنْ حُذَيْفَةَ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَيُّكُمْ يَحْفَظُ قَوْلَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْفِتْنَةِ فَقَالَ حُذَيْفَةُ أَنَا أَحْفَظُ كَمَا قَالَ‏.‏ قَالَ هَاتِ إِنَّكَ لَجَرِيءٌ‏.‏ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ فِتْنَةُ الرَّجُلِ فِي أَهْلِهِ وَمَالِهِ وَجَارِهِ تُكَفِّرُهَا الصَّلاَةُ وَالصَّدَقَةُ وَالأَمْرُ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّهْىُ عَنِ الْمُنْكَرِ ‏"‏‏.‏ قَالَ لَيْسَتْ هَذِهِ، وَلَكِنِ الَّتِي تَمُوجُ كَمَوْجِ الْبَحْرِ‏.‏ قَالَ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ لاَ بَأْسَ عَلَيْكَ مِنْهَا، إِنَّ بَيْنَكَ وَبَيْنَهَا بَابًا مُغْلَقًا‏.‏ قَالَ يُفْتَحُ الْبَابُ أَوْ يُكْسَرُ قَالَ لاَ بَلْ يُكْسَرُ‏.‏ قَالَ ذَاكَ أَحْرَى أَنْ لاَ يُغْلَقَ‏.‏ قُلْنَا عَلِمَ الْبَابَ قَالَ نَعَمْ، كَمَا أَنَّ دُونَ غَدٍ اللَّيْلَةَ، إِنِّي حَدَّثْتُهُ حَدِيثًا لَيْسَ بِالأَغَالِيطِ‏.‏ فَهِبْنَا أَنْ نَسْأَلَهُ، وَأَمَرْنَا مَسْرُوقًا، فَسَأَلَهُ فَقَالَ مَنِ الْبَابُ قَالَ عُمَرُ‏.‏

Huzeyfe'den rivayete göre "Ömer b. el-Hattab r.a. dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in fitne hakkında söylediklerini hanginiz ezbere biliyor? Huzeyfe dedi ki: Ben onu söylediği gibi hıfzetmiş bulunuyorum. Ömer: Haydi söyle, sen cesur birisin, dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem dedi ki: Adamın ailesi, malı ve komşusu dolayısıyla fitneye maruz kalması (günaha düşmesi)ne namaz, sadaka, iyiliği emredip kötülükten alıkoymak keffarettir. Ömer: Benim istediğim bu değil. Ben denizin dalgaları gibi coşup gelecek olandan söz ediyorum. Huzeyfe dedi ki: Ey müminlerin emiri, ondan dolayı senin için korkacak bir şey yok. Çünkü seninle onun arasında kilitlenmiş bir kapı vardır. Ömer r.a.: Bu kapı açılacak mı yoksa kırılacak mı diye sorunca, Huzeyfe: Hayır, kırılacak, deyince Ömer dedi ki: Böyle ise muhtemelen kapanmayacaktır. Bizler Huzeyfe'ye: Ömer kapının kim olduğunu bildi mi, diye sorduk. Huzeyfe: Evet, dedi. Yarın gelmeden önce bu gecenin geleceğini bildiği gibi biliyordu. Çünkü ben ona yalan yanlış olmayan bir hadis nakletmiştim. Bizler ona sormaya çekindiğimiz için Mesruk'a söyledik de ona sordu: Peki kapı kimdi? O: Ömer'di, dedi."

Sahih al Bukhari 3586

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تُقَاتِلُوا قَوْمًا نِعَالُهُمُ الشَّعَرُ، وَحَتَّى تُقَاتِلُوا التُّرْكَ، صِغَارَ الأَعْيُنِ، حُمْرَ الْوُجُوهِ، ذُلْفَ الأُنُوفِ كَأَنَّ وُجُوهَهُمُ الْمَجَانُّ الْمُطْرَقَةُ ‏"‏‏.‏ "«وَتَجِدُونَ مِنْ خَيْرِ النَّاسِ أَشَدَّهُمْ كَرَاهِيَةً لِهَذَا الأَمْرِ، حَتَّى يَقَعَ فِيهِ، وَالنَّاسُ مَعَادِنُ، خِيَارُهُمْ فِي الْجَاهِلِيَّةِ خِيَارُهُمْ فِي الإِسْلاَمِ." "وَلَيَأْتِيَنَّ عَلَى أَحَدِكُمْ زَمَانٌ لأَنْ يَرَانِي أَحَبُّ إِلَيْهِ مِنْ أَنْ يَكُونَ لَهُ مِثْلُ أَهْلِهِ وَمَالِهِ

Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ayakkabıları kıldan yapılmış bir kavimle savaşmadıkça; gözleri küçük, yüzleri kırmızı, burunları basık, yüzleri kat kat derilerden yapılmış kalkanları andıran Türklerle de savaşmadığınız sürece kıyamet kapmayacaktır." [-3588-] "Bu işten -içine düşünceye kadar- en ileri derecede hoşlanmayan kimselerin insanların en hayırlıları olduğunu göreceksinizdir. İnsanlar maden cevherleridir. Cahiliye dönemindeki hayırlıları, İslam'da da hayırlılarıdır." [-3589-] "Andolsun sizden birinizin üzerine öyle bir zaman gelecek ki, beni görmeyi, ailesinin ve malının bir mislinin daha kendisine verilmesinden daha çok sevecektir

Sahih al Bukhari 3587

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تُقَاتِلُوا قَوْمًا نِعَالُهُمُ الشَّعَرُ، وَحَتَّى تُقَاتِلُوا التُّرْكَ، صِغَارَ الأَعْيُنِ، حُمْرَ الْوُجُوهِ، ذُلْفَ الأُنُوفِ كَأَنَّ وُجُوهَهُمُ الْمَجَانُّ الْمُطْرَقَةُ ‏"‏‏.‏ "«وَتَجِدُونَ مِنْ خَيْرِ النَّاسِ أَشَدَّهُمْ كَرَاهِيَةً لِهَذَا الأَمْرِ، حَتَّى يَقَعَ فِيهِ، وَالنَّاسُ مَعَادِنُ، خِيَارُهُمْ فِي الْجَاهِلِيَّةِ خِيَارُهُمْ فِي الإِسْلاَمِ." "وَلَيَأْتِيَنَّ عَلَى أَحَدِكُمْ زَمَانٌ لأَنْ يَرَانِي أَحَبُّ إِلَيْهِ مِنْ أَنْ يَكُونَ لَهُ مِثْلُ أَهْلِهِ وَمَالِهِ

Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ayakkabıları kıldan yapılmış bir kavimle savaşmadıkça; gözleri küçük, yüzleri kırmızı, burunları basık, yüzleri kat kat derilerden yapılmış kalkanları andıran Türklerle de savaşmadığınız sürece kıyamet kapmayacaktır." [-3588-] "Bu işten -içine düşünceye kadar- en ileri derecede hoşlanmayan kimselerin insanların en hayırlıları olduğunu göreceksinizdir. İnsanlar maden cevherleridir. Cahiliye dönemindeki hayırlıları, İslam'da da hayırlılarıdır." [-3589-] "Andolsun sizden birinizin üzerine öyle bir zaman gelecek ki, beni görmeyi, ailesinin ve malının bir mislinin daha kendisine verilmesinden daha çok sevecektir

Sahih al Bukhari 3588

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تُقَاتِلُوا قَوْمًا نِعَالُهُمُ الشَّعَرُ، وَحَتَّى تُقَاتِلُوا التُّرْكَ، صِغَارَ الأَعْيُنِ، حُمْرَ الْوُجُوهِ، ذُلْفَ الأُنُوفِ كَأَنَّ وُجُوهَهُمُ الْمَجَانُّ الْمُطْرَقَةُ ‏"‏‏.‏ "وَتَجِدُونَ مِنْ خَيْرِ النَّاسِ أَشَدَّهُمْ كَرَاهِيَةً لِهَذَا الأَمْرِ، حَتَّى يَقَعَ فِيهِ، وَالنَّاسُ مَعَادِنُ، خِيَارُهُمْ فِي الْجَاهِلِيَّةِ خِيَارُهُمْ فِي الإِسْلاَمِ." "وَلَيَأْتِيَنَّ عَلَى أَحَدِكُمْ زَمَانٌ لأَنْ يَرَانِي أَحَبُّ إِلَيْهِ مِنْ أَنْ يَكُونَ لَهُ مِثْلُ أَهْلِهِ وَمَالِهِ."

Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ayakkabıları kıldan yapılmış bir kavimle savaşmadıkça; gözleri küçük, yüzleri kırmızı, burunları basık, yüzleri kat kat derilerden yapılmış kalkanları andıran Türklerle de savaşmadığınız sürece kıyamet kopmayacaktır. Bu işten, içine düşünceye kadar, en ileri derecede hoşlanmayan kimselerin insanların en hayırlıları olduğunu göreceksinizdir. İnsanlar maden cevherleridir. Cahiliye dönemindeki hayırlıları, İslam'da da hayırlılarıdır. Andolsun, sizden birinizin üzerine öyle bir zaman gelecek ki beni görmeyi, ailesinin ve malının bir mislinin daha kendisine verilmesinden daha çok sevecektir."

Sahih al Bukhari 3589

حَدَّثَنِي يَحْيَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنْ هَمَّامٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تُقَاتِلُوا خُوزًا وَكَرْمَانَ مِنَ الأَعَاجِمِ، حُمْرَ الْوُجُوهِ، فُطْسَ الأُنُوفِ، صِغَارَ الأَعْيُنِ، وُجُوهُهُمُ الْمَجَانُّ الْمُطْرَقَةُ، نِعَالُهُمُ الشَّعَرُ ‏"‏‏.‏ تَابَعَهُ غَيْرُهُ عَنْ عَبْدِ الرَّزَّاقِ‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Acemlerden kırmızı yüzlü, basık burunlu, küçük gözlü, yüzleri kat kat deriden yapılmış kalkanları andıran, ayakkabıları kıldan yapılmış Huz ve Kerman(lılar) ile savaşmadığınız sürece kıyamet kopmayacaktır."

Sahih al Bukhari 3590

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ قَالَ إِسْمَاعِيلُ أَخْبَرَنِي قَيْسٌ، قَالَ أَتَيْنَا أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ فَقَالَ صَحِبْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثَلاَثَ سِنِينَ لَمْ أَكُنْ فِي سِنِيَّ أَحْرَصَ عَلَى أَنْ أَعِيَ الْحَدِيثَ مِنِّي فِيهِنَّ سَمِعْتُهُ يَقُولُ وَقَالَ هَكَذَا بِيَدِهِ ‏ "‏ بَيْنَ يَدَىِ السَّاعَةِ تُقَاتِلُونَ قَوْمًا نِعَالُهُمُ الشَّعَرُ، وَهُوَ هَذَا الْبَارِزُ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ سُفْيَانُ مَرَّةً وَهُمْ أَهْلُ الْبَازَرِ‏.‏

Kays dedi ki: "Ebu Hureyre r.a.'ın yanına gittik. Dedi ki: Üç yıl Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sohbetinde bulundum. Bu zaman zarfında olduğu kadar hadisi bellemeye olan tutkum gibisini geçmiş yaşlarımın hiçbirisinde görmemişimdir. Ben onu -eliyle şöyle yaparak- şöyle buyururken dinledim: Kıyamet kopmadan önce ayakkabıları kıldan olan bir kavim ile savaşacaksınız. Bu kavim işte bu Bariz (denilen yerde) bulunanlardır." Bir defasında da ravi Süfyan: "Onlar Bazer halkıdırlar." demiştir.

Sahih al Bukhari 3591

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرُ بْنُ حَازِمٍ، سَمِعْتُ الْحَسَنَ، يَقُولُ حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ تَغْلِبَ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ بَيْنَ يَدَىِ السَّاعَةِ تُقَاتِلُونَ قَوْمًا يَنْتَعِلُونَ الشَّعَرَ، وَتُقَاتِلُونَ قَوْمًا كَأَنَّ وُجُوهَهُمُ الْمَجَانُّ الْمُطْرَقَةُ ‏"‏‏.‏

Amr b. Tağlib dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Kıyamet gününden önce sizler kıldan ayakkabılar giyen bir kavim ile çarpışacaksınız. Yine sizler yüzleri kat kat deriden yapılmış kalkanları andıran bir kavim ile de savaşacaksınızdır."

Sahih al Bukhari 3592

حَدَّثَنَا الْحَكَمُ بْنُ نَافِعٍ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ تُقَاتِلُكُمُ الْيَهُودُ فَتُسَلَّطُونَ عَلَيْهِمْ ثُمَّ يَقُولُ الْحَجَرُ يَا مُسْلِمُ، هَذَا يَهُودِيٌّ وَرَائِي فَاقْتُلْهُ ‏"‏‏.‏

Abdullah b. Ömer r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Yahudiler sizinle savaşacak, siz onlara musallat kılınacaksınız. O kadar ki taş: Ey Müslüman, işte bu bir Yahudidir, arkama saklanmıştır, onu öldür, diyecektir."

Sahih al Bukhari 3593

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ جَابِرٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ يَغْزُونَ، فَيُقَالُ فِيكُمْ مَنْ صَحِبَ الرَّسُولَ صلى الله عليه وسلم فَيَقُولُونَ نَعَمْ‏.‏ فَيُفْتَحُ عَلَيْهِمْ، ثُمَّ يَغْزُونَ فَيُقَالُ لَهُمْ هَلْ فِيكُمْ مَنْ صَحِبَ مَنْ صَحِبَ الرَّسُولَ صلى الله عليه وسلم فَيَقُولُونَ نَعَمْ‏.‏ فَيُفْتَحُ لَهُمْ ‏"‏‏.‏

Ebu Said r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecektir ki onlar yaptıkları bir savaşta kendilerine: Aranızda Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sahabelik etmiş olan kimse var mı, denilecek; onlar: Evet, diyecekler. Bunun üzerine onlara zafer verilecektir. Daha sonra yine savaşa girecekler. Onlara: Aranızda Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sahabilerinden birisine arkadaşlık yapan bir kimse var mıdır, denilecek; onlar: Evet, diyecekler. Yine onlara zafer nasip olacaktır."

Sahih al Bukhari 3594

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْحَكَمِ، أَخْبَرَنَا النَّضْرُ، أَخْبَرَنَا إِسْرَائِيلُ، أَخْبَرَنَا سَعْدٌ الطَّائِيُّ، أَخْبَرَنَا مُحِلُّ بْنُ خَلِيفَةَ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ حَاتِمٍ، قَالَ بَيْنَا أَنَا عِنْدَ النَّبِيِّ، صلى الله عليه وسلم إِذْ أَتَاهُ رَجُلٌ فَشَكَا إِلَيْهِ الْفَاقَةَ، ثُمَّ أَتَاهُ آخَرُ، فَشَكَا قَطْعَ السَّبِيلِ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ يَا عَدِيُّ هَلْ رَأَيْتَ الْحِيرَةَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ لَمْ أَرَهَا وَقَدْ أُنْبِئْتُ عَنْهَا‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَإِنْ طَالَتْ بِكَ حَيَاةٌ لَتَرَيَنَّ الظَّعِينَةَ تَرْتَحِلُ مِنَ الْحِيرَةِ، حَتَّى تَطُوفَ بِالْكَعْبَةِ، لاَ تَخَافُ أَحَدًا إِلاَّ اللَّهَ ‏"‏ ـ قُلْتُ فِيمَا بَيْنِي وَبَيْنَ نَفْسِي فَأَيْنَ دُعَّارُ طَيِّئٍ الَّذِينَ قَدْ سَعَّرُوا الْبِلاَدَ ‏"‏ وَلَئِنْ طَالَتْ بِكَ حَيَاةٌ لَتُفْتَحَنَّ كُنُوزُ كِسْرَى ‏"‏‏.‏ قُلْتُ كِسْرَى بْنِ هُرْمُزَ قَالَ ‏"‏ كِسْرَى بْنِ هُرْمُزَ، وَلَئِنْ طَالَتْ بِكَ حَيَاةٌ، لَتَرَيَنَّ الرَّجُلَ يُخْرِجُ مِلْءَ كَفِّهِ مِنْ ذَهَبٍ أَوْ فِضَّةٍ، يَطْلُبُ مَنْ يَقْبَلُهُ مِنْهُ، فَلاَ يَجِدُ أَحَدًا يَقْبَلُهُ مِنْهُ، وَلَيَلْقَيَنَّ اللَّهَ أَحَدُكُمْ يَوْمَ يَلْقَاهُ، وَلَيْسَ بَيْنَهُ وَبَيْنَهُ تُرْجُمَانٌ يُتَرْجِمُ لَهُ‏.‏ فَيَقُولَنَّ أَلَمْ أَبْعَثْ إِلَيْكَ رَسُولاً فَيُبَلِّغَكَ فَيَقُولُ بَلَى‏.‏ فَيَقُولُ أَلَمْ أُعْطِكَ مَالاً وَأُفْضِلْ عَلَيْكَ فَيَقُولُ بَلَى‏.‏ فَيَنْظُرُ عَنْ يَمِينِهِ فَلاَ يَرَى إِلاَّ جَهَنَّمَ، وَيَنْظُرُ عَنْ يَسَارِهِ فَلاَ يَرَى إِلاَّ جَهَنَّمَ ‏"‏‏.‏ قَالَ عَدِيٌّ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ اتَّقُوا النَّارَ وَلَوْ بِشِقَّةِ تَمْرَةٍ، فَمَنْ لَمْ يَجِدْ شِقَّةَ تَمْرَةٍ فَبِكَلِمَةٍ طَيِّبَةٍ ‏"‏‏.‏ قَالَ عَدِيٌّ فَرَأَيْتُ الظَّعِينَةَ تَرْتَحِلُ مِنَ الْحِيرَةِ حَتَّى تَطُوفَ بِالْكَعْبَةِ، لاَ تَخَافُ إِلاَّ اللَّهَ، وَكُنْتُ فِيمَنِ افْتَتَحَ كُنُوزَ كِسْرَى بْنِ هُرْمُزَ، وَلَئِنْ طَالَتْ بِكُمْ حَيَاةٌ لَتَرَوُنَّ مَا قَالَ النَّبِيُّ أَبُو الْقَاسِمِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ يُخْرِجُ مِلْءَ كَفِّهِ ‏"‏‏.‏

Adiy b. Hatim dedi ki: "Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında iken ona bir adam gelerek kendisine fakirliğinden şikâyette bulundu. Sonra ona bir başkası geldi. O da kendisine yol kesilmesinden şikâyet etti. Allah Resulü: Ey Adiy, Hire'yi gördün mü, diye sordu. Ben: Hayır, onu görmedim ama onun hakkında bana haber verildi, dedim. Şöyle buyurdu: Eğer ömrün uzarsa, andolsun sen yola koyulan bir kadının Hire'den yola çıkacağını, Kâbe'ye kadar gelip tavaf edeceğini ve Allah'tan başka kimseden de korkmayacağını göreceksin. Ben kendi kendime dedim ki: Peki her tarafı fitne ateşiyle yakan Taylıların kötü adamları nerede olacak? Andolsun eğer hayatın uzarsa, Kisra'nın hazineleri de fethedilecektir ve bunu sen göreceksin. Ben: Hürmüz'ün oğlu Kisra mı, dedim. O: Hürmüz'ün oğlu Kisra, dedi. Yine: Andolsun hayatın uzarsa, bir adamın avuç dolusu altın veya gümüş ile dışarı çıkıp bunu kendisinden kabul edecek birisini arayacağını fakat ondan bunu kabul edecek kimseyi bulamayacağını da göreceksin. Yemin ederim ki sizden herhangi biriniz, Allah'ın huzuruna çıkacağı gün Rabbi ile arasında tercümanlık yapacak bir kimse bulunmaksızın ona şöyle diyecektir: Ben sana, sana tebliğde bulunan bir Resul göndermedim mi? O: Evet, diyecek. Ben sana mal verip çokça lütufta bulunmadım mı, diyecek; kul yine: Evet, diyecek. Sağına bakacak, cehennemden başkasını görmeyecek; soluna bakacak, cehennemden başkasını görmeyecek." Adiy dedi ki: Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: "Bir hurmanın yarısı ile dahi olsa kendinizi ateşten koruyunuz. Bir hurmanın yarısını bulamayan bir kimse güzel bir söz ile korunsun." Adiy dedi ki: "Ben bir kadının Hire'den çıkıp Allah'tan başkasından korkmaksızın gelip Kâbe'yi tavaf ettiğini gördüm. Hürmüz'ün oğlu Kisra'nın hazinelerini fethedenler arasında idim. Andolsun, ömrünüz uzayacak olursa Nebi Ebu'l-Kasım Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in söylediği gibi, adamın avuç dolusu altın ve gümüş ile çıkacağını ve kimsenin ondan bu sadakayı kabul etmeyeceğini de göreceksiniz."

Sahih al Bukhari 3595

حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، أَخْبَرَنَا سَعْدَانُ بْنُ بِشْرٍ، حَدَّثَنَا أَبُو مُجَاهِدٍ، حَدَّثَنَا مُحِلُّ بْنُ خَلِيفَةَ، سَمِعْتُ عَدِيًّا، كُنْتُ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏

Adî b. Hâtim şöyle rivayet etmiştir: "Peygamber'in şehrindeyken bir adam gelip ona yoksulluktan şikâyet etti. Ardından başka bir adam gelip yol kesicilikten şikâyet etti. Peygamber ﷺ, 'Ey Adî! Hîre'yi gördün mü?' diye sordu. 'Görmedim, fakat hakkında bilgi aldım' dedim. Şöyle buyurdu: 'Ömrün uzun olursa, hevdeci içinde Hîre'den yola çıkan bir kadının Allah'tan başka hiç kimseden korkmadan Kâbe'yi tavaf ettiğini mutlaka göreceksin.' İçimden, 'Ülkeye fesat salan Tayy kabilesinin yol kesicileri ne olacak?' dedim. Peygamber ﷺ devamla, 'Ömrün uzun olursa Kisrâ'nın hazinelerinin açıldığını göreceksin' buyurdu. 'Hürmüz oğlu Kisrâ'nın mı?' dedim. 'Hürmüz oğlu Kisrâ'nın' buyurdu. Sonra, 'Ömrün uzun olursa bir kimsenin bir avuç altın yahut gümüşle çıkıp onu kabul edecek birini aradığını, fakat kabul edecek kimse bulamadığını göreceksin. Sizden biri Allah'a kavuştuğunda, kendisiyle Allah arasında sözünü aktaracak bir tercüman bulunmaksızın O'na kavuşacaktır. Allah ona, "Sana tebliğ edecek bir elçi göndermedim mi?" diyecek; o, "Evet" diyecektir. "Sana mal vermedim ve ihsanda bulunmadım mı?" diyecek; o, "Evet" diyecektir. Sonra sağına bakacak, cehennemden başka bir şey görmeyecek; soluna bakacak, cehennemden başka bir şey görmeyecektir' buyurdu." Adî şöyle devam etti: "Peygamber'in, 'Yarım hurma ile de olsa kendinizi ateşten koruyun. Onu da bulamazsanız güzel bir sözle koruyun' buyurduğunu işittim. Daha sonra Allah'tan başka hiç kimseden korkmadan Hîre'den gelip Kâbe'yi tavaf eden, hevdeci içindeki bir kadını gördüm. Hürmüz oğlu Kisrâ'nın hazinelerini açanlar arasında ben de vardım. Ömrünüz uzun olursa, Ebü'l-Kâsım Peygamber'in, 'Bir kimse bir avuç altınla çıkacak...' sözünün de gerçekleştiğini göreceksiniz."

Sahih al Bukhari 3595.2

حَدَّثَنِي سَعِيدُ بْنُ شُرَحْبِيلَ، حَدَّثَنَا لَيْثٌ، عَنْ يَزِيدَ، عَنْ أَبِي الْخَيْرِ، عَنْ عُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم خَرَجَ يَوْمًا فَصَلَّى عَلَى أَهْلِ أُحُدٍ صَلاَتَهُ عَلَى الْمَيِّتِ، ثُمَّ انْصَرَفَ إِلَى الْمِنْبَرِ، فَقَالَ ‏ "‏ إِنِّي فَرَطُكُمْ، وَأَنَا شَهِيدٌ عَلَيْكُمْ، إِنِّي وَاللَّهِ لأَنْظُرُ إِلَى حَوْضِي الآنَ، وَإِنِّي قَدْ أُعْطِيتُ خَزَائِنَ مَفَاتِيحِ الأَرْضِ، وَإِنِّي وَاللَّهِ مَا أَخَافُ بَعْدِي أَنْ تُشْرِكُوا، وَلَكِنْ أَخَافُ أَنْ تَنَافَسُوا فِيهَا ‏"‏‏.‏

Ukbe b. Amir'den rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gün dışarı çıktı. Uhud şehitlerine cenaze namazı kılar gibi namaz kıldı. Daha sonra minbere geçti ve şöyle buyurdu: Ben sizden önce gidecek ve sizin için gerekli hazırlıkları yapacağım. Ben size karşı bir şahidim. Şüphesiz ki Allah'a yemin ederek söylüyorum: Şu anda Havz'ıma bakıyorum ve bana yeryüzü hazinelerinin anahtarları verildi. Ve şüphesiz ben Allah'a yemin ederek söylüyorum: Benden sonra şirk koşacağınızdan yana korkmuyorum, fakat ben sizin için onda (dünyalık hususunda) birbirinizle yarışacağınızdan korkuyorum"

Sahih al Bukhari 3596

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ أُسَامَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَشْرَفَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَى أُطُمٍ مِنَ الآطَامِ، فَقَالَ ‏ "‏ هَلْ تَرَوْنَ مَا أَرَى إِنِّي أَرَى الْفِتَنَ تَقَعُ خِلاَلَ بُيُوتِكُمْ مَوَاقِعَ الْقَطْرِ ‏"‏‏.‏

Usame r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medinelilere ait kalelerden birisine çıktı. Benim gördüğümü siz de görüyor musunuz, diye sordu. Şüphesiz ben fitnelerin, evlerinizin arasında yağmur damlaları gibi düştüğünü görüyorum"

Sahih al Bukhari 3597

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّ زَيْنَبَ ابْنَةَ أَبِي سَلَمَةَ، حَدَّثَتْهُ أَنَّ أُمَّ حَبِيبَةَ بِنْتَ أَبِي سُفْيَانَ حَدَّثَتْهَا عَنْ زَيْنَبَ بِنْتِ جَحْشٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم دَخَلَ عَلَيْهَا فَزِعًا يَقُولُ ‏"‏ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، وَيْلٌ لِلْعَرَبِ مِنْ شَرٍّ قَدِ اقْتَرَبَ، فُتِحَ الْيَوْمَ مِنْ رَدْمِ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ مِثْلُ هَذَا ‏"‏‏.‏ وَحَلَّقَ بِإِصْبَعِهِ وَبِالَّتِي تَلِيهَا، فَقَالَتْ زَيْنَبُ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَنَهْلِكُ وَفِينَا الصَّالِحُونَ قَالَ ‏"‏ نَعَمْ، إِذَا كَثُرَ الْخَبَثُ ‏"‏‏.‏

Cahş kızı Zeyneb'ten rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir defasında şöyle diyerek dehşete kapılmış bir halde yanına girdi: La ilahe illallah! Yaklaşmış bulunan bir şerden dolayı Arapların vay haline! İşte bugün Ye'cuc ile Me'cuc seddinden şunun gibi bir gedik açıldı. Bu arada (baş) parmağını yanındaki (şehadet parmağı) ile birlikte halka yapmıştı. Zeyneb: Ey Allah'ın Resulü, dedim. Aramızda salihler bulunduğu halde helak olur muyuz? O: Kötülük çoğalırsa evet, diye buyurdu"

Sahih al Bukhari 3598

وَعَنِ الزُّهْرِيِّ، حَدَّثَتْنِي هِنْدُ بِنْتُ الْحَارِثِ، أَنَّ أُمَّ سَلَمَةَ، قَالَتِ اسْتَيْقَظَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ سُبْحَانَ اللَّهِ، مَاذَا أُنْزِلَ مِنَ الْخَزَائِنِ وَمَاذَا أُنْزِلَ مِنَ الْفِتَنِ ‏"‏‏.‏

Ümmü Seleme dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, (bir keresinde) uyandı ve şöyle buyurdu: Subhanallah, ne hazineler indirildi ve ne fitneler indirildi!"

Sahih al Bukhari 3599

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي سَلَمَةَ بْنِ الْمَاجِشُونِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي صَعْصَعَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ لِي إِنِّي أَرَاكَ تُحِبُّ الْغَنَمَ، وَتَتَّخِذُهَا، فَأَصْلِحْهَا وَأَصْلِحْ رُعَامَهَا، فَإِنِّي سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ تَكُونُ الْغَنَمُ فِيهِ خَيْرَ مَالِ الْمُسْلِمِ، يَتْبَعُ بِهَا شَعَفَ الْجِبَالِ ـ أَوْ سَعَفَ الْجِبَالِ ـ فِي مَوَاقِعِ الْقَطْرِ، يَفِرُّ بِدِينِهِ مِنَ الْفِتَنِ ‏"‏‏.‏

(Abdurrahman b. Ebu Sa'sa'a, babasından) Ebu Said el-Hudri r.a.'nin şöyle dediğini rivayet etmektedir: "(Ebu Said) bana dedi ki: Ben senin koyunları sevdiğini ve koyun edindiğini görüyorum. Onların da, çobanlarının da hallerini düzelt. Çünkü ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o zamanda dinini fitnelere maruz kalmaktan korumak için Müslümanın en hayırlı malı, yağmurların yağdığı dağların tepelerinde arkalarından gideceği koyunları olacaktır."

Sahih al Bukhari 3600

حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ الأُوَيْسِيُّ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ، عَنْ صَالِحِ بْنِ كَيْسَانَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنِ ابْنِ الْمُسَيَّبِ، وَأَبِي، سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ سَتَكُونُ فِتَنٌ، الْقَاعِدُ فِيهَا خَيْرٌ مِنَ الْقَائِمِ، وَالْقَائِمُ فِيهَا خَيْرٌ مِنَ الْمَاشِي، وَالْمَاشِي فِيهَا خَيْرٌ مِنَ السَّاعِي، وَمَنْ يُشْرِفْ لَهَا تَسْتَشْرِفْهُ، وَمَنْ وَجَدَ مَلْجَأً أَوْ مَعَاذًا فَلْيَعُذْ بِهِ ‏"‏‏.‏ وَعَنِ ابْنِ شِهَابٍ، حَدَّثَنِي أَبُو بَكْرِ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْحَارِثِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ مُطِيعِ بْنِ الأَسْوَدِ، عَنْ نَوْفَلِ بْنِ مُعَاوِيَةَ،، مِثْلَ حَدِيثِ أَبِي هُرَيْرَةَ هَذَا، إِلاَّ أَنَّ أَبَا بَكْرٍ، يَزِيدُ ‏"‏ مِنَ الصَّلاَةِ صَلاَةٌ مَنْ فَاتَتْهُ فَكَأَنَّمَا وُتِرَ أَهْلَهُ وَمَالَهُ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a. dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Öyle fitneler kopacaktır ki, o fitnelerde oturan ayakta durandan, ayakta duran yürüyenden, yürüyen koşandan hayırlı olacaktır. Bunlara göz dikeni bu fitneler de alıp helak edecektir. Her kim bir sığınak ya da onlara karşı korunacak bir yer bulursa onunla kendisini korumaya baksın."

Sahih al Bukhari 3601

حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ الأُوَيْسِيُّ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ، عَنْ صَالِحِ بْنِ كَيْسَانَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنِ ابْنِ الْمُسَيَّبِ، وَأَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ سَتَكُونُ فِتَنٌ، الْقَاعِدُ فِيهَا خَيْرٌ مِنَ الْقَائِمِ، وَالْقَائِمُ فِيهَا خَيْرٌ مِنَ الْمَاشِي، وَالْمَاشِي فِيهَا خَيْرٌ مِنَ السَّاعِي، وَمَنْ يُشْرِفْ لَهَا تَسْتَشْرِفْهُ، وَمَنْ وَجَدَ مَلْجَأً أَوْ مَعَاذًا فَلْيَعُذْ بِهِ ‏"‏‏.‏ وَعَنِ ابْنِ شِهَابٍ، حَدَّثَنِي أَبُو بَكْرِ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْحَارِثِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ مُطِيعِ بْنِ الأَسْوَدِ، عَنْ نَوْفَلِ بْنِ مُعَاوِيَةَ، مِثْلَ حَدِيثِ أَبِي هُرَيْرَةَ هَذَا، إِلاَّ أَنَّ أَبَا بَكْرٍ، يَزِيدُ ‏"‏ مِنَ الصَّلاَةِ صَلاَةٌ مَنْ فَاتَتْهُ فَكَأَنَّمَا وُتِرَ أَهْلَهُ وَمَالَهُ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a. dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Öyle fitneler kopacaktır ki, o fitnelerde oturan ayakta durandan, ayakta duran yürüyenden, yürüyen koşandan hayırlı olacaktır. Bunlara göz dikeni bu fitneler de alıp helak edecektir. Her kim bir sığınak ya da onlara karşı korunacak bir yer bulursa onunla kendisini korumaya baksın." İbn Şihab yoluyla Ebu Bekir b. Abdurrahman, Nوفel b. Muaviye'den Ebu Hureyre'nin bu hadisinin benzerini rivayet etmiş; ancak Ebu Bekir buna şu ilaveyi yapmıştır: "Namazlardan öyle bir namaz vardır ki, onu kaçıran kimse sanki ailesini ve malını kaybetmiş gibidir."

Sahih al Bukhari 3602

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ زَيْدِ بْنِ وَهْبٍ، عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ سَتَكُونُ أَثَرَةٌ وَأُمُورٌ تُنْكِرُونَهَا ‏"‏‏.‏ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ فَمَا تَأْمُرُنَا قَالَ ‏"‏ تُؤَدُّونَ الْحَقَّ الَّذِي عَلَيْكُمْ، وَتَسْأَلُونَ اللَّهَ الَّذِي لَكُمْ ‏"‏‏.‏

İbn Mes'ud r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "İleride (size) başkalarının tercih edileceğini ve sizin uygun görmeyeceğiniz birçok işler olduğunu göreceksiniz." "Ey Allah'ın Resulü, bize ne emredersin?" diye sordular. Şöyle buyurdu: "Siz üzerinizdeki hakkı eksiksiz yerine getirirsiniz, hakkınızı da Allah'tan istersiniz."

Sahih al Bukhari 3603

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحِيمِ، حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي التَّيَّاحِ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ يُهْلِكُ النَّاسَ هَذَا الْحَىُّ مِنْ قُرَيْشٍ ‏"‏‏.‏ قَالُوا فَمَا تَأْمُرُنَا قَالَ ‏"‏ لَوْ أَنَّ النَّاسَ اعْتَزَلُوهُمْ ‏"‏‏.‏ قَالَ مَحْمُودٌ حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ عَنْ أَبِي التَّيَّاحِ سَمِعْتُ أَبَا زُرْعَةَ‏.‏

Ebu Hureyre r.a. dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Kureyş'in bu kolu insanları helak edecektir." "Bize ne emredersin?" diye sordular. O: "Keşke insanlar onlardan uzak dursalar." diye buyurdu.

Sahih al Bukhari 3604

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدٍ الْمَكِّيُّ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ الأُمَوِيُّ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ كُنْتُ مَعَ مَرْوَانَ وَأَبِي هُرَيْرَةَ فَسَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ سَمِعْتُ الصَّادِقَ الْمَصْدُوقَ، يَقُولُ ‏ "‏ هَلاَكُ أُمَّتِي عَلَى يَدَىْ غِلْمَةٍ مِنْ قُرَيْشٍ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ مَرْوَانُ غِلْمَةٌ‏.‏ قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ إِنْ شِئْتَ أَنْ أُسَمِّيَهُمْ بَنِي فُلاَنٍ وَبَنِي فُلاَنٍ‏.‏

Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Ben doğru sözlü ve doğru sözlülüğü tasdik edileni şöyle buyururken dinledim: Ümmetimin helaki Kureyş'ten yeni yetme birkaç kişinin eliyle olacaktır." Mervan: "Yeni yetme mi dedin?" deyince, Ebu Hureyre şu cevabı verdi: "Dilersem onların adını da filan oğulları ve filan oğulları diyerek verebilirim."

Sahih al Bukhari 3605

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ جَابِرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي بُسْرُ بْنُ عُبَيْدِ اللَّهِ الْحَضْرَمِيُّ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو إِدْرِيسَ الْخَوْلاَنِيُّ، أَنَّهُ سَمِعَ حُذَيْفَةَ بْنَ الْيَمَانِ، يَقُولُ كَانَ النَّاسُ يَسْأَلُونَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ الْخَيْرِ، وَكُنْتُ أَسْأَلُهُ عَنِ الشَّرِّ مَخَافَةَ أَنْ يُدْرِكَنِي‏.‏ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّا كُنَّا فِي جَاهِلِيَّةٍ وَشَرٍّ، فَجَاءَنَا اللَّهُ بِهَذَا الْخَيْرِ، فَهَلْ بَعْدَ هَذَا الْخَيْرِ مِنْ شَرٍّ قَالَ ‏"‏ نَعَمْ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ وَهَلْ بَعْدَ ذَلِكَ الشَّرِّ مِنْ خَيْرٍ قَالَ ‏"‏ نَعَمْ، وَفِيهِ دَخَنٌ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ وَمَا دَخَنُهُ قَالَ ‏"‏ قَوْمٌ يَهْدُونَ بِغَيْرِ هَدْيِي تَعْرِفُ مِنْهُمْ وَتُنْكِرُ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ فَهَلْ بَعْدَ ذَلِكَ الْخَيْرِ مِنْ شَرٍّ قَالَ ‏"‏ نَعَمْ دُعَاةٌ إِلَى أَبْوَابِ جَهَنَّمَ، مَنْ أَجَابَهُمْ إِلَيْهَا قَذَفُوهُ فِيهَا ‏"‏‏.‏ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ صِفْهُمْ لَنَا فَقَالَ ‏"‏ هُمْ مِنْ جِلْدَتِنَا، وَيَتَكَلَّمُونَ بِأَلْسِنَتِنَا ‏"‏ قُلْتُ فَمَا تَأْمُرُنِي إِنْ أَدْرَكَنِي ذَلِكَ قَالَ ‏"‏ تَلْزَمُ جَمَاعَةَ الْمُسْلِمِينَ وَإِمَامَهُمْ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ فَإِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُمْ جَمَاعَةٌ وَلاَ إِمَامٌ قَالَ ‏"‏ فَاعْتَزِلْ تِلْكَ الْفِرَقَ كُلَّهَا، وَلَوْ أَنْ تَعَضَّ بِأَصْلِ شَجَرَةٍ حَتَّى يُدْرِكَكَ الْمَوْتُ وَأَنْتَ عَلَى ذَلِكَ ‏"‏‏.‏

Huzeyfe r.a. diyor ki: "İnsanlar Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e hayra dair sorarlardı. Ben de bana yetişir korkusuyla şerre dair ona sorardım. Ey Allah'ın Resulü dedim. Bizler cahiliye ve şer içinde idik. Allah bize bu hayrı gönderdi. Bu hayırdan sonra bir şer olacak mıdır? Evet, diye buyurdu. Ben: Peki, gelecek olan bu şerden sonra bir hayır olacak mıdır, diye sordum. Evet ama onu bir parça bulandıran şeyler de bulunacaktır, buyurdu. Peki, onu ne bulandıracaktır, diye sordum. Şöyle buyurdu: Benim yolumun dışında çeşitli uygulamalarda bulunacak bazı kimseler (olacaktır). Sen onların yaptıklarının bir kısmını maruf göreceksin, bir kısmını da münker. Peki, bu hayırdan sonra bir şer gelecek mi, diye sordum. Evet, cehennemin kapılarına çağıran davetçiler olacaktır. Onların cehenneme davetlerini kabul edenleri onlar da oraya atacaklar (atılmalarına sebep olacaklar)dır, diye buyurdu. Ey Allah'ın Resulü, bize onların niteliklerini anlat, dedim. Şöyle buyurdu: Onlar bizim cinslerimizdendir. Bizim dillerimizi konuşacaklardır. Peki eğer bu hal bana yetişecek olursa bana ne emredersin, dedim. Şöyle buyurdu: Müslümanların cemaatine ve imamlarına bağlı kalırsın. Şayet onların bir cemaati ve bir imamları yoksa, diye sordum. O takdirde bütün bu fırkalardan uzak dur. Bir ağacın kökünü ısıracak dahi olsan sen bu halde iken ölüm seni gelip yetişinceye kadar (böyle kal)."

Sahih al Bukhari 3606