HADİS KÜTÜPHANESİ

Sahih-i Buhârî

97 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

Vekâlet

21 hadis

حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ ابْنِ أَبِي نَجِيحٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي لَيْلَى، عَنْ عَلِيٍّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَمَرَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ أَتَصَدَّقَ بِجِلاَلِ الْبُدْنِ الَّتِي نُحِرَتْ وَبِجُلُودِهَا‏.‏

Ali’den nakledildiğine göre Allah Resulü, kesilen kurban develerinin çullarını ve derilerini sadaka olarak vermesini emretti.

Sahih al Bukhari 2299

حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يَزِيدَ، عَنْ أَبِي الْخَيْرِ، عَنْ عُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَعْطَاهُ غَنَمًا يَقْسِمُهَا عَلَى صَحَابَتِهِ، فَبَقِيَ عَتُودٌ فَذَكَرَهُ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "ضَحِّ بِهِ أَنْتَ"‏.‏

Ukbe İbn Amir’den nakledildiğine göre Nebi, ashabına dağıtması için ona koyunlar verdi. Dağıtımdan sonra bir oğlak kalınca bunu Nebi’ye bildirdi. Nebi, "Onu sen kurban et" buyurdu.

Sahih al Bukhari 2300

حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي يُوسُفُ بْنُ الْمَاجِشُونِ، عَنْ صَالِحِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَاتَبْتُ أُمَيَّةَ بْنَ خَلَفٍ كِتَابًا بِأَنْ يَحْفَظَنِي فِي صَاغِيَتِي بِمَكَّةَ، وَأَحْفَظَهُ فِي صَاغِيَتِهِ بِالْمَدِينَةِ، فَلَمَّا ذَكَرْتُ الرَّحْمَنَ قَالَ لاَ أَعْرِفُ الرَّحْمَنَ، كَاتِبْنِي بِاسْمِكَ الَّذِي كَانَ فِي الْجَاهِلِيَّةِ‏.‏ فَكَاتَبْتُهُ عَبْدُ عَمْرٍو فَلَمَّا كَانَ فِي يَوْمِ بَدْرٍ خَرَجْتُ إِلَى جَبَلٍ لأُحْرِزَهُ حِينَ نَامَ النَّاسُ فَأَبْصَرَهُ بِلاَلٌ فَخَرَجَ حَتَّى وَقَفَ عَلَى مَجْلِسٍ مِنَ الأَنْصَارِ فَقَالَ أُمَيَّةُ بْنُ خَلَفٍ، لاَ نَجَوْتُ إِنْ نَجَا أُمَيَّةُ‏.‏ فَخَرَجَ مَعَهُ فَرِيقٌ مِنَ الأَنْصَارِ فِي آثَارِنَا، فَلَمَّا خَشِيتُ أَنْ يَلْحَقُونَا خَلَّفْتُ لَهُمُ ابْنَهُ، لأَشْغَلَهُمْ فَقَتَلُوهُ ثُمَّ أَبَوْا حَتَّى يَتْبَعُونَا، وَكَانَ رَجُلاً ثَقِيلاً، فَلَمَّا أَدْرَكُونَا قُلْتُ لَهُ ابْرُكْ‏.‏ فَبَرَكَ، فَأَلْقَيْتُ عَلَيْهِ نَفْسِي لأَمْنَعَهُ، فَتَخَلَّلُوهُ بِالسُّيُوفِ مِنْ تَحْتِي، حَتَّى قَتَلُوهُ، وَأَصَابَ أَحَدُهُمْ رِجْلِي بِسَيْفِهِ، وَكَانَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَوْفٍ يُرِينَا ذَلِكَ الأَثَرَ فِي ظَهْرِ قَدَمِهِ‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْد اللَّهِ سَمِعَ يُوسُفُ صَالِحًا وَإِبْرَاهِيمُ أَبَاهُ

Abdurrahman İbn Avf’tan nakledildiğine göre Ümeyye İbn Halef’le, onun Mekke’de kendisine ait yakınları koruması ve kendisinin de Medine’de Ümeyye’ye ait yakınları koruması üzerine yazılı bir antlaşma yaptı. Mektupta "Abdurrahman" adını anınca Ümeyye, "Ben Rahman’ı tanımıyorum. Bana cahiliye dönemindeki adınla yaz" dedi. Bunun üzerine ona "Abdü Amr" adıyla yazdı. Bedir günü insanlar uyurken Ümeyye’yi korumak için dağa doğru çıktı. Bilal onu görünce Ensar’dan bir topluluğun yanına giderek, "Ümeyye İbn Halef! Ümeyye kurtulursa ben kurtulmayayım!" dedi. Ensar’dan bir grup peşlerine düştü. Abdurrahman, yetişmelerinden korkunca onları oyalaması için Ümeyye’nin oğlunu geride bıraktı. Onu öldürdüler, ardından peşlerini bırakmadılar. Ümeyye ağır bir adamdı. Yetiştiklerinde Abdurrahman ona, "Çök" dedi. Ümeyye çöktü, Abdurrahman da onu korumak için üzerine kapandı. Fakat altından kılıçlarını sokarak onu öldürdüler; içlerinden biri de kılıcıyla Abdurrahman’ın ayağına vurdu. Ravi, Abdurrahman İbn Avf’ın ayağının üst kısmındaki bu izi kendilerine gösterdiğini nakletmiştir.

Sahih al Bukhari 2301

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ الْمَجِيدِ بْنِ سُهَيْلِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، وَأَبِي، هُرَيْرَةَ رضى الله عنهما أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم اسْتَعْمَلَ رَجُلاً عَلَى خَيْبَرَ، فَجَاءَهُمْ بِتَمْرٍ جَنِيبٍ فَقَالَ ‏"‏ أَكُلُّ تَمْرِ خَيْبَرَ هَكَذَا ‏"‏‏.‏ فَقَالَ إِنَّا لَنَأْخُذُ الصَّاعَ مِنْ هَذَا بِالصَّاعَيْنِ، وَالصَّاعَيْنِ بِالثَّلاَثَةِ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ لاَ تَفْعَلْ، بِعِ الْجَمْعَ بِالدَّرَاهِمِ، ثُمَّ ابْتَعْ بِالدَّرَاهِمِ جَنِيبًا ‏"‏‏.‏ وَقَالَ فِي الْمِيزَانِ مِثْلَ ذَلِكَ‏.‏

Ebu Said el-Hudri ve Ebu Hureyre’den nakledildiğine göre Nebi, Hayber’e bir görevli tayin etti. Görevli, kaliteli cins hurma getirdi. Nebi ona, "Hayber’in bütün hurmaları böyle midir?" diye sordu. Adam, "Hayır. Bu hurmadan bir sa almak için diğer hurmadan iki sa; iki sa almak için de üç sa veriyoruz" dedi. Bunun üzerine Nebi, "Böyle yapma. Karışık hurmayı dirhem karşılığında sat, sonra dirhemlerle kaliteli hurma satın al" buyurdu. Tartılan şeyler hakkında da aynı hükmü söyledi.

Sahih al Bukhari 2302

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ الْمَجِيدِ بْنِ سُهَيْلِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، وَأَبِي، هُرَيْرَةَ رضى الله عنهما أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم اسْتَعْمَلَ رَجُلاً عَلَى خَيْبَرَ، فَجَاءَهُمْ بِتَمْرٍ جَنِيبٍ فَقَالَ ‏"‏ أَكُلُّ تَمْرِ خَيْبَرَ هَكَذَا ‏"‏‏.‏ فَقَالَ إِنَّا لَنَأْخُذُ الصَّاعَ مِنْ هَذَا بِالصَّاعَيْنِ، وَالصَّاعَيْنِ بِالثَّلاَثَةِ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ لاَ تَفْعَلْ، بِعِ الْجَمْعَ بِالدَّرَاهِمِ، ثُمَّ ابْتَعْ بِالدَّرَاهِمِ جَنِيبًا ‏"‏‏.‏ وَقَالَ فِي الْمِيزَانِ مِثْلَ ذَلِكَ‏.‏

Ebu Said el-Hudri ve Ebu Hureyre’den nakledildiğine göre Nebi, Hayber’e bir görevli tayin etti. Görevli, kaliteli cins hurma getirdi. Nebi ona, "Hayber’in bütün hurmaları böyle midir?" diye sordu. Adam, "Hayır. Bu hurmadan bir sa almak için diğer hurmadan iki sa; iki sa almak için de üç sa veriyoruz" dedi. Bunun üzerine Nebi, "Böyle yapma. Karışık hurmayı dirhem karşılığında sat, sonra dirhemlerle kaliteli hurma satın al" buyurdu. Tartılan şeyler hakkında da aynı hükmü söyledi.

Sahih al Bukhari 2303

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، سَمِعَ الْمُعْتَمِرَ، أَنْبَأَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، أَنَّهُ سَمِعَ ابْنَ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ، يُحَدِّثُ عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ كَانَتْ لَهُمْ غَنَمٌ تَرْعَى بِسَلْعٍ، فَأَبْصَرَتْ جَارِيَةٌ لَنَا بِشَاةٍ مِنْ غَنَمِنَا مَوْتًا، فَكَسَرَتْ حَجَرًا فَذَبَحَتْهَا بِهِ، فَقَالَ لَهُمْ لاَ تَأْكُلُوا حَتَّى أَسْأَلَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم، أَوْ أُرْسِلَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مَنْ يَسْأَلُهُ‏.‏ وَأَنَّهُ سَأَلَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَنْ ذَاكَ، أَوْ أَرْسَلَ، فَأَمَرَهُ بِأَكْلِهَا‏.‏ قَالَ عُبَيْدُ اللَّهِ فَيُعْجِبُنِي أَنَّهَا أَمَةٌ، وَأَنَّهَا ذَبَحَتْ‏.‏ تَابَعَهُ عَبْدَةُ عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ‏.‏

Ka’b İbn Malik’ten nakledildiğine göre Ka’b’ın Sel’ dağında otlayan bir koyun sürüsü vardı. Cariyelerinden biri, sürüdeki bir koyunun ölmek üzere olduğunu gördü; bir taşı kırıp onunla koyunu kesti. Ka’b, "Nebi’ye soruncaya veya sorması için birini gönderinceye kadar onu yemeyin" dedi. Ardından Nebi’ye sordu veya birini gönderdi; Nebi de koyundan yenilmesini emretti. Ravi Ubeydullah, cariyenin köle bir kadın olmasına ve koyunu kesmesine hayret ettiğini söylemiştir.

Sahih al Bukhari 2304

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَانَ لِرَجُلٍ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم سِنٌّ مِنَ الإِبِلِ فَجَاءَهُ يَتَقَاضَاهُ فَقَالَ ‏"‏ أَعْطُوهُ ‏"‏‏.‏ فَطَلَبُوا سِنَّهُ فَلَمْ يَجِدُوا لَهُ إِلاَّ سِنًّا فَوْقَهَا‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ أَعْطُوهُ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ أَوْفَيْتَنِي أَوْفَى اللَّهُ بِكَ‏.‏ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّ خِيَارَكُمْ أَحْسَنُكُمْ قَضَاءً ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre’den nakledildiğine göre bir adamın Nebi’den belirli yaşta bir deve alacağı vardı. Adam borcunu istemeye gelince Nebi, "Ona verin" buyurdu. İstenen yaşta bir deve bulamadılar; yalnızca daha büyük yaşta bir deve buldular. Nebi, "Onu verin" buyurdu. Adam, "Borcumu eksiksiz ödedin, Allah da sana eksiksiz versin" dedi. Bunun üzerine Nebi, "Sizin en hayırlınız, borcunu en güzel şekilde ödeyeninizdir" buyurdu.

Sahih al Bukhari 2305

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سَلَمَةَ بْنِ كُهَيْلٍ، سَمِعْتُ أَبَا سَلَمَةَ بْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَجُلاً، أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَتَقَاضَاهُ، فَأَغْلَظَ، فَهَمَّ بِهِ أَصْحَابُهُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ دَعُوهُ فَإِنَّ لِصَاحِبِ الْحَقِّ مَقَالاً ‏"‏‏.‏ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ أَعْطُوهُ سِنًّا مِثْلَ سِنِّهِ ‏"‏‏.‏ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ لاَ نَجِدُ إِلاَّ أَمْثَلَ مِنْ سِنِّهِ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ أَعْطُوهُ فَإِنَّ مِنْ خَيْرِكُمْ أَحْسَنَكُمْ قَضَاءً ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre’den nakledildiğine göre: Bir adam, alacağını almak üzere Nebi’ye geldi ve biraz sert ve kaba davrandı. Sahabiler, o adamı (durdurmak) için yöneldiler. Bunun üzerine Nebi, "Onu bırakın, hak sahibinin konuşmaya hakkı vardır. (Ondan alınan deve ile) ona aynı yaşta bir deve verin" buyurdu. Sahabiler, "Sadece onun verdiğinden daha değerli olan (yaşı daha büyük) deve bulabildik" dediler. Nebi, "Onu verin, çünkü sizin en hayırlınız borcu en güzel şekilde ödeyeninizdir" buyurdu.

Sahih al Bukhari 2306

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُفَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي عُقَيْلٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ وَزَعَمَ عُرْوَةُ أَنَّ مَرْوَانَ بْنَ الْحَكَمِ، وَالْمِسْوَرَ بْنَ مَخْرَمَةَ، أَخْبَرَاهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَامَ حِينَ جَاءَهُ وَفْدُ هَوَازِنَ مُسْلِمِينَ، فَسَأَلُوهُ أَنْ يَرُدَّ إِلَيْهِمْ أَمْوَالَهُمْ وَسَبْيَهُمْ فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَحَبُّ الْحَدِيثِ إِلَىَّ أَصْدَقُهُ‏.‏ فَاخْتَارُوا إِحْدَى الطَّائِفَتَيْنِ إِمَّا السَّبْىَ، وَإِمَّا الْمَالَ، وَقَدْ كُنْتُ اسْتَأْنَيْتُ بِهِمْ ‏"‏‏.‏ وَقَدْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم انْتَظَرَهُمْ بِضْعَ عَشْرَةَ لَيْلَةً، حِينَ قَفَلَ مِنَ الطَّائِفِ، فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم غَيْرُ رَادٍّ إِلَيْهِمْ إِلاَّ إِحْدَى الطَّائِفَتَيْنِ قَالُوا فَإِنَّا نَخْتَارُ سَبْيَنَا‏.‏ فَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْمُسْلِمِينَ، فَأَثْنَى عَلَى اللَّهِ بِمَا هُوَ أَهْلُهُ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ أَمَّا بَعْدُ فَإِنَّ إِخْوَانَكُمْ هَؤُلاَءِ قَدْ جَاءُونَا تَائِبِينَ، وَإِنِّي قَدْ رَأَيْتُ أَنْ أَرُدَّ إِلَيْهِمْ سَبْيَهُمْ، فَمَنْ أَحَبَّ مِنْكُمْ أَنْ يُطَيِّبَ بِذَلِكَ فَلْيَفْعَلْ، وَمَنْ أَحَبَّ مِنْكُمْ أَنْ يَكُونَ عَلَى حَظِّهِ حَتَّى نُعْطِيَهُ إِيَّاهُ مِنْ أَوَّلِ مَا يُفِيءُ اللَّهُ عَلَيْنَا فَلْيَفْعَلْ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ النَّاسُ قَدْ طَيَّبْنَا ذَلِكَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّا لاَ نَدْرِي مَنْ أَذِنَ مِنْكُمْ فِي ذَلِكَ مِمَّنْ لَمْ يَأْذَنْ، فَارْجِعُوا حَتَّى يَرْفَعُوا إِلَيْنَا عُرَفَاؤُكُمْ أَمْرَكُمْ ‏"‏‏.‏ فَرَجَعَ النَّاسُ فَكَلَّمَهُمْ عُرَفَاؤُهُمْ، ثُمَّ رَجَعُوا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرُوهُ أَنَّهُمْ قَدْ طَيَّبُوا وَأَذِنُوا‏.‏

Mervan İbnü’l-Hakem ve el-Misver İbnü’l-Mahreme’den nakledildiğine göre: Hevazin kabilesinden bir grup Müslüman olup da Nebi’ye gelerek kendisinden, mallarını ve esirlerini iade etmesini istediklerinde Nebi onlara, "Bana en sevimli gelen söz, en doğrusudur. İkisinden birini seçin, ya esirler, ya da mallar. Aslında ben (sizi) beklemiştim" buyurdu. Nebi Taif’ten döndüğü zaman, (paylaştırmayı yapmadan önce) on küsür gece onları beklemişti. Nebi’nin, onlara iki seçenekten yalnız birini geri vereceği ortaya çıkınca onlar, "Esirlerimizi geri almayı tercih ediyoruz" dediler. Bunun üzerine Nebi Müslümanların arasında ayağa kalktı, Allah'a (C.C.) hamd ve senada bulunduktan sonra; "İmdi, bu kardeşleriniz tövbe ederek bize gelmişler. Ben de esirlerini geri vermeyi uygun gördüm. İçinizden, gönül hoşluğu ile ücretsiz olarak (bunlardan) alınan esiri vermek isterse hemen versin. Kim de kendisine düşen payı elinde tutmak isterse, ona, bize Allah'ın ihsan edeceği ilk ganimet malından ödemek üzere yine kendisinde bulunan esirleri versin" buyurdu. Sahabiler, "Allah Resulü için bunu seve seve yaparız" dediler. Nebi, "Şimdi biz, kimin bu söylediğim şeye izin verip kimin vermediğini bilemiyoruz. Gidin, akıl danıştığınız insanlara durumu arz edin, bize son durumu onlar söylesin" buyurdu. Gidip durumu sözü geçer kişilerle konuştular ve Nebi’nin yanına geri döndüler, gönül hoşluğu içinde esirleri geri vermeyi ve bu konuda rızalarının bulunduğunu haber verdiler.

Sahih al Bukhari 2307

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُفَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي عُقَيْلٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ وَزَعَمَ عُرْوَةُ أَنَّ مَرْوَانَ بْنَ الْحَكَمِ، وَالْمِسْوَرَ بْنَ مَخْرَمَةَ، أَخْبَرَاهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَامَ حِينَ جَاءَهُ وَفْدُ هَوَازِنَ مُسْلِمِينَ، فَسَأَلُوهُ أَنْ يَرُدَّ إِلَيْهِمْ أَمْوَالَهُمْ وَسَبْيَهُمْ فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَحَبُّ الْحَدِيثِ إِلَىَّ أَصْدَقُهُ‏.‏ فَاخْتَارُوا إِحْدَى الطَّائِفَتَيْنِ إِمَّا السَّبْىَ، وَإِمَّا الْمَالَ، وَقَدْ كُنْتُ اسْتَأْنَيْتُ بِهِمْ ‏"‏‏.‏ وَقَدْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم انْتَظَرَهُمْ بِضْعَ عَشْرَةَ لَيْلَةً، حِينَ قَفَلَ مِنَ الطَّائِفِ، فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم غَيْرُ رَادٍّ إِلَيْهِمْ إِلاَّ إِحْدَى الطَّائِفَتَيْنِ قَالُوا فَإِنَّا نَخْتَارُ سَبْيَنَا‏.‏ فَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْمُسْلِمِينَ، فَأَثْنَى عَلَى اللَّهِ بِمَا هُوَ أَهْلُهُ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ أَمَّا بَعْدُ فَإِنَّ إِخْوَانَكُمْ هَؤُلاَءِ قَدْ جَاءُونَا تَائِبِينَ، وَإِنِّي قَدْ رَأَيْتُ أَنْ أَرُدَّ إِلَيْهِمْ سَبْيَهُمْ، فَمَنْ أَحَبَّ مِنْكُمْ أَنْ يُطَيِّبَ بِذَلِكَ فَلْيَفْعَلْ، وَمَنْ أَحَبَّ مِنْكُمْ أَنْ يَكُونَ عَلَى حَظِّهِ حَتَّى نُعْطِيَهُ إِيَّاهُ مِنْ أَوَّلِ مَا يُفِيءُ اللَّهُ عَلَيْنَا فَلْيَفْعَلْ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ النَّاسُ قَدْ طَيَّبْنَا ذَلِكَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّا لاَ نَدْرِي مَنْ أَذِنَ مِنْكُمْ فِي ذَلِكَ مِمَّنْ لَمْ يَأْذَنْ، فَارْجِعُوا حَتَّى يَرْفَعُوا إِلَيْنَا عُرَفَاؤُكُمْ أَمْرَكُمْ ‏"‏‏.‏ فَرَجَعَ النَّاسُ فَكَلَّمَهُمْ عُرَفَاؤُهُمْ، ثُمَّ رَجَعُوا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرُوهُ أَنَّهُمْ قَدْ طَيَّبُوا وَأَذِنُوا‏.‏

Mervan İbnü’l-Hakem ve el-Misver İbnü’l-Mahreme’den nakledildiğine göre: Hevazin kabilesinden bir grup Müslüman olup da Nebi’ye gelerek kendisinden, mallarını ve esirlerini iade etmesini istediklerinde Nebi onlara, "Bana en sevimli gelen söz, en doğrusudur. İkisinden birini seçin, ya esirler, ya da mallar. Aslında ben (sizi) beklemiştim" buyurdu. Nebi Taif’ten döndüğü zaman, (paylaştırmayı yapmadan önce) on küsür gece onları beklemişti. Nebi’nin, onlara iki seçenekten yalnız birini geri vereceği ortaya çıkınca onlar, "Esirlerimizi geri almayı tercih ediyoruz" dediler. Bunun üzerine Nebi Müslümanların arasında ayağa kalktı, Allah'a (C.C.) hamd ve senada bulunduktan sonra; "İmdi, bu kardeşleriniz tövbe ederek bize gelmişler. Ben de esirlerini geri vermeyi uygun gördüm. İçinizden, gönül hoşluğu ile ücretsiz olarak (bunlardan) alınan esiri vermek isterse hemen versin. Kim de kendisine düşen payı elinde tutmak isterse, ona, bize Allah'ın ihsan edeceği ilk ganimet malından ödemek üzere yine kendisinde bulunan esirleri versin" buyurdu. Sahabiler, "Allah Resulü için bunu seve seve yaparız" dediler. Nebi, "Şimdi biz, kimin bu söylediğim şeye izin verip kimin vermediğini bilemiyoruz. Gidin, akıl danıştığınız insanlara durumu arz edin, bize son durumu onlar söylesin" buyurdu. Gidip durumu sözü geçer kişilerle konuştular ve Nebi’nin yanına geri döndüler, gönül hoşluğu içinde esirleri geri vermeyi ve bu konuda rızalarının bulunduğunu haber verdiler.

Sahih al Bukhari 2308

حَدَّثَنَا الْمَكِّيُّ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ أَبِي رَبَاحٍ، وَغَيْرِهِ،، يَزِيدُ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ، وَلَمْ يُبَلِّغْهُ كُلُّهُمْ رَجُلٌ وَاحِدٌ مِنْهُمْ عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كُنْتُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي سَفَرٍ، فَكُنْتُ عَلَى جَمَلٍ ثَفَالٍ، إِنَّمَا هُوَ فِي آخِرِ الْقَوْمِ، فَمَرَّ بِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏"‏ مَنْ هَذَا ‏"‏‏.‏ قُلْتُ جَابِرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ‏.‏ قَالَ ‏"‏ مَا لَكَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ إِنِّي عَلَى جَمَلٍ ثَفَالٍ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَمَعَكَ قَضِيبٌ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ نَعَمْ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَعْطِنِيهِ ‏"‏‏.‏ فَأَعْطَيْتُهُ فَضَرَبَهُ فَزَجَرَهُ، فَكَانَ مِنْ ذَلِكَ الْمَكَانِ مِنْ أَوَّلِ الْقَوْمِ قَالَ ‏"‏ بِعْنِيهِ ‏"‏‏.‏ فَقُلْتُ بَلْ هُوَ لَكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ‏.‏ قَالَ ‏"‏ بِعْنِيهِ قَدْ أَخَذْتُهُ بِأَرْبَعَةِ دَنَانِيرَ، وَلَكَ ظَهْرُهُ إِلَى الْمَدِينَةِ ‏"‏‏.‏ فَلَمَّا دَنَوْنَا مِنَ الْمَدِينَةِ أَخَذْتُ أَرْتَحِلُ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَيْنَ تُرِيدُ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ تَزَوَّجْتُ امْرَأَةً قَدْ خَلاَ مِنْهَا‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَهَلاَّ جَارِيَةً تُلاَعِبُهَا وَتُلاَعِبُكَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ إِنَّ أَبِي تُوُفِّيَ وَتَرَكَ بَنَاتٍ، فَأَرَدْتُ أَنْ أَنْكِحَ امْرَأَةً قَدْ جَرَّبَتْ خَلاَ مِنْهَا‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَذَلِكَ ‏"‏‏.‏ فَلَمَّا قَدِمْنَا الْمَدِينَةَ قَالَ ‏"‏ يَا بِلاَلُ اقْضِهِ وَزِدْهُ ‏"‏‏.‏ فَأَعْطَاهُ أَرْبَعَةَ دَنَانِيرَ، وَزَادَهُ قِيرَاطًا‏.‏ قَالَ جَابِرٌ لاَ تُفَارِقُنِي زِيَادَةُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ فَلَمْ يَكُنِ الْقِيرَاطُ يُفَارِقُ جِرَابَ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ‏.‏

Cabir İbn Abdullah’tan nakledildiğine göre: Nebi ile birlikte bir yolculukta idik. Ben, çok yavaş yürüyen bir binek üzerinde olduğum için grubun da en sonunda idim. Bu sırada Nebi benim yanıma geldi ve: "Sen kimsin?" diye sordu. Ben, "Abdullah’ın oğlu Cabir"im, diye cevap verdim. Bana, "Yanında bir çubuk var mı?" diye sordu. Ben, "Evet" dedim. "Onu bana ver" buyurdu ve bu çubukla deveye vurdu ve deveyi azarladı. Artık bundan sonra deve grubun en önünde gider oldu. Daha sonra bana, "Bu deveyi bana sat" dedi. Ben de, "Ey Allah’ın Resulü! O senin olsun" dedim. Bana, "Hayır, bana sat. Dört dinara aldım, Medine'ye varıncaya kadar sen deveye binebilirsin" dedi. Medine'ye yaklaşınca, ben gitmek için biraz hızlı davrandım. Bana, "Nereye gidiyorsun?" diye sordu. Ben de, "Dul bir kadınla evlendim (onun yanına)" dedim. Bana, "Bir cariye alsaydın ya, birbirinizle oynaşırdınız" buyurdu. Ben de, "Babam vefat etti, geride de birkaç kızı kaldı. Ben de tecrübeli, olgun bir dul ile evlenmek istedim" dedim. Bana, "O halde, hayırlı olsun" buyurdu. Medine'ye varınca, "Ey Bilal! Cabir’e dört dinardan biraz fazla ver" dedi; Bilal de dört dinar ve bir kırat verdi. Cabir, "Nebi’nin fazladan verdiği bu kırat benden hiç ayrılmasın" dedi. Artık bu kırat, Cabir’in heybesinden hiçbir zaman ayrılmamıştı.

Sahih al Bukhari 2309

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ، قَالَ جَاءَتِ امْرَأَةٌ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي قَدْ وَهَبْتُ لَكَ مِنْ نَفْسِي‏.‏ فَقَالَ رَجُلٌ زَوِّجْنِيهَا‏.‏ قَالَ ‏ "‏ قَدْ زَوَّجْنَاكَهَا بِمَا مَعَكَ مِنَ الْقُرْآنِ ‏"‏‏.‏

Sehl İbn Sa’d’dan nakledildiğine göre: Bir kadın Nebi’ye gelerek, "Ey Allah’ın Resulü! Kendimi sana hibe ettim" dedi. Orada bulunan bir sahabi de Nebi’ye, "Onu bana nikâhlayınız" dedi. Nebi, "Kur’an’dan bildiğin şeyleri ona öğretmen karşılığında onu sana nikâhladık" buyurdu.

Sahih al Bukhari 2310

وَقَالَ عُثْمَانُ بْنُ الْهَيْثَمِ أَبُو عَمْرٍو حَدَّثَنَا عَوْفٌ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ وَكَّلَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِحِفْظِ زَكَاةِ رَمَضَانَ، فَأَتَانِي آتٍ فَجَعَلَ يَحْثُو مِنَ الطَّعَامِ، فَأَخَذْتُهُ، وَقُلْتُ وَاللَّهِ لأَرْفَعَنَّكَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ قَالَ إِنِّي مُحْتَاجٌ، وَعَلَىَّ عِيَالٌ، وَلِي حَاجَةٌ شَدِيدَةٌ‏.‏ قَالَ فَخَلَّيْتُ عَنْهُ فَأَصْبَحْتُ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ يَا أَبَا هُرَيْرَةَ مَا فَعَلَ أَسِيرُكَ الْبَارِحَةَ ‏"‏‏.‏ قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ شَكَا حَاجَةً شَدِيدَةً وَعِيَالاً فَرَحِمْتُهُ، فَخَلَّيْتُ سَبِيلَهُ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَمَا إِنَّهُ قَدْ كَذَبَكَ وَسَيَعُودُ ‏"‏‏.‏ فَعَرَفْتُ أَنَّهُ سَيَعُودُ لِقَوْلِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِنَّهُ سَيَعُودُ‏.‏ فَرَصَدْتُهُ فَجَاءَ يَحْثُو مِنَ الطَّعَامِ فَأَخَذْتُهُ فَقُلْتُ لأَرْفَعَنَّكَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ قَالَ دَعْنِي فَإِنِّي مُحْتَاجٌ، وَعَلَىَّ عِيَالٌ لاَ أَعُودُ، فَرَحِمْتُهُ، فَخَلَّيْتُ سَبِيلَهُ فَأَصْبَحْتُ، فَقَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ يَا أَبَا هُرَيْرَةَ، مَا فَعَلَ أَسِيرُكَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ شَكَا حَاجَةً شَدِيدَةً وَعِيَالاً، فَرَحِمْتُهُ فَخَلَّيْتُ سَبِيلَهُ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَمَا إِنَّهُ قَدْ كَذَبَكَ وَسَيَعُودُ ‏"‏‏.‏ فَرَصَدْتُهُ الثَّالِثَةَ فَجَاءَ يَحْثُو مِنَ الطَّعَامِ، فَأَخَذْتُهُ فَقُلْتُ لأَرْفَعَنَّكَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، وَهَذَا آخِرُ ثَلاَثِ مَرَّاتٍ أَنَّكَ تَزْعُمُ لاَ تَعُودُ ثُمَّ تَعُودُ‏.‏ قَالَ دَعْنِي أُعَلِّمْكَ كَلِمَاتٍ يَنْفَعُكَ اللَّهُ بِهَا‏.‏ قُلْتُ مَا هُوَ قَالَ إِذَا أَوَيْتَ إِلَى فِرَاشِكَ فَاقْرَأْ آيَةَ الْكُرْسِيِّ ‏{‏اللَّهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الْحَىُّ الْقَيُّومُ‏}‏ حَتَّى تَخْتِمَ الآيَةَ، فَإِنَّكَ لَنْ يَزَالَ عَلَيْكَ مِنَ اللَّهِ حَافِظٌ وَلاَ يَقْرَبَنَّكَ شَيْطَانٌ حَتَّى تُصْبِحَ‏.‏ فَخَلَّيْتُ سَبِيلَهُ فَأَصْبَحْتُ، فَقَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَا فَعَلَ أَسِيرُكَ الْبَارِحَةَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ زَعَمَ أَنَّهُ يُعَلِّمُنِي كَلِمَاتٍ، يَنْفَعُنِي اللَّهُ بِهَا، فَخَلَّيْتُ سَبِيلَهُ‏.‏ قَالَ ‏"‏ مَا هِيَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ قَالَ لِي إِذَا أَوَيْتَ إِلَى فِرَاشِكَ فَاقْرَأْ آيَةَ الْكُرْسِيِّ مِنْ أَوَّلِهَا حَتَّى تَخْتِمَ ‏{‏اللَّهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الْحَىُّ الْقَيُّومُ‏}‏ وَقَالَ لِي لَنْ يَزَالَ عَلَيْكَ مِنَ اللَّهِ حَافِظٌ وَلاَ يَقْرَبَكَ شَيْطَانٌ حَتَّى تُصْبِحَ، وَكَانُوا أَحْرَصَ شَىْءٍ عَلَى الْخَيْرِ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَمَا إِنَّهُ قَدْ صَدَقَكَ وَهُوَ كَذُوبٌ، تَعْلَمُ مَنْ تُخَاطِبُ مُنْذُ ثَلاَثِ لَيَالٍ يَا أَبَا هُرَيْرَةَ ‏"‏‏.‏ قَالَ لاَ‏.‏ قَالَ ‏"‏ ذَاكَ شَيْطَانٌ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre’den nakledildiğine göre: Nebi, Ramazanda verilen zekâtları korumam için bana vekâlet vermişti. Bu arada (bir gece) birisi geldi ve hurmadan avuçlayıp aldı. Hemen onu yakaladım ve "Vallahi seni Nebi’ye götüreceğim" dedim. Bana, "Ben ihtiyaç sahibi bir kimseyim, çoluk çocuğum var, şiddetle bunlara muhtacım" dedi. Ben de onu bıraktım. Sabah olduğu zaman Nebi, "Ey Ebu Hureyre! Dün yakaladığın kimse ne yaptı?" diye sordu. Ben de, "Ey Allah’ın Resulü! Bana, çok ihtiyacı olduğunu ve kalabalık bir ailesi bulunduğunu anlatıp hâlinden şikâyette bulundu. Ben de acıdım, salıverdim" dedim. Nebi, "O yalan söylemiş, yine gelecek" buyurdu. Nebi söylediği için, yine geleceğini anladım ve gözetlemeye koyuldum. Birden gelip yine avuçlamaya başladı. Onu yakaladım ve "Seni Nebi’ye götüreceğim" dedim. Bana, "Beni bırak, ben buna muhtacım ve çoluk çocuğum var, bir daha gelmeyeceğim" dedi. Acıdım, yine bıraktım. Sabah olunca, Nebi, "Ey Ebu Hureyre! Yakaladığın kimse ne yaptı?" diye sordu. Ben de, "Ey Allah’ın Resulü! Bana, çok ihtiyacı olduğunu ve kalabalık bir ailesi bulunduğunu anlatıp hâlinden şikâyette bulundu. Ben de acıdım, salıverdim" dedim. Nebi, "O sana yalan söylemiş, yine gelecek" buyurdu. Üçüncü kez onu gözetledim. Yine gelip avuçlamaya başladı. Onu yakaladım ve "Mutlaka seni Nebi’ye götüreceğim. Bu üçüncü ve sonuncusu artık. Sen gelmeyeceğini söylemiştin sonra döndün" dedim. Bana, "Beni bırak da, sana, Allah'ın sana birtakım yararlar sağlayacağı bazı kelimeler öğreteyim" dedi. "Neymiş onlar?" dedim. Bana (şöyle dedi), "Yatağına girdiğin zaman Ayete’l-Kürsi’yi oku. Allah tarafından sana bir koruyucu gönderilir. Sabaha kadar sana hiçbir şeytan yaklaşamaz" dedi. Ben de onu serbest bıraktım. Sabah olunca, Nebi, "Ey Ebu Hureyre! Dün yakaladığın kimse ne yaptı?" diye sordu. Ben de, "Ey Allah'ın Resulü! Bana, Allah'ın bana birtakım yararlar sağlayacağı bazı kelimeler öğretti. Ben de salıverdim" dedim. Nebi, "Nedir onlar?" buyurdu. Ben de, "Bana, "Yatağına girdiğin zaman Ayete’l-Kürsi’yi oku. Allah tarafından sana bir koruyucu gönderilir. Sabaha kadar sana hiçbir şeytan yaklaşamaz" dedi" dedim. Bunun üzerine Nebi, "O, çok yalancı bir kimse olduğu halde (bu konuda) doğru söylemiş. Üç gündür kiminle karşılaştığını biliyor musun, ey Ebu Hureyre?" diye sordu. Ebu Hureyre, "Hayır" diye cevap verince Nebi, "O şeytandı" buyurdu.

Sahih al Bukhari 2311

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا مُعَاوِيَةُ ـ هُوَ ابْنُ سَلاَّمٍ ـ عَنْ يَحْيَى، قَالَ سَمِعْتُ عُقْبَةَ بْنَ عَبْدِ الْغَافِرِ، أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا سَعِيدٍ الْخُدْرِيَّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ جَاءَ بِلاَلٌ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِتَمْرٍ بَرْنِيٍّ فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مِنْ أَيْنَ هَذَا ‏"‏‏.‏ قَالَ بِلاَلٌ كَانَ عِنْدَنَا تَمْرٌ رَدِيٌّ، فَبِعْتُ مِنْهُ صَاعَيْنِ بِصَاعٍ، لِنُطْعِمَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عِنْدَ ذَلِكَ ‏"‏ أَوَّهْ أَوَّهْ عَيْنُ الرِّبَا عَيْنُ الرِّبَا، لاَ تَفْعَلْ، وَلَكِنْ إِذَا أَرَدْتَ أَنْ تَشْتَرِيَ فَبِعِ التَّمْرَ بِبَيْعٍ آخَرَ ثُمَّ اشْتَرِهِ ‏"‏‏.‏

Ebu Said el-Hudri’den nakledildiğine göre: Bir defasında Bilal, Nebi’ye Berni denilen en iyi cins hurmadan getirmişti. Nebi ona, "Bu hurma nereden?" diye sordu. Bilal, "Bende düşük kalitede bir miktar hurma vardı. Nebi’ye ikram edebilmek için, bir sa‘ iyi hurma karşılığında bendeki hurmadan iki sa' sattım" dedi. Bunun üzerine Nebi, "Vah vah! Ribanın ta kendisi bu. Böyle yapma. İyi hurma satın almak istediğin zaman elindeki hurmayı başka bir satım akdi ile sat, sonra da almak istediğin şeyi satın al" buyurdu. Hadisten Çıkarılan Sonuçlar 1- Durumun açığa çıkması için kişinin şüpheli şeyleri hakkında araştırma (kusurları araştırma / tecessüs anlamında olmamak şartıyla) yapmak gerekir. 2- Fazlalık faizi (ribe’l-fadl) haramdır. 3- Devlet başkanı, dinî meselelere önem vermeli bilmeyenlere bunu öğretmelidir. Mubah olan şeyleri göstermelidir. 4- Halk da devlet başkanına önem vermelidir. Yukarıdaki olayda, yiyeceklerin en iyisini devlet başkanı olan Hz. Nebi için seçmiştir. 5- Riba içeren akit geçerli değildir.

Sahih al Bukhari 2312

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، قَالَ فِي صَدَقَةِ عُمَرَ ـ رضى الله عنه ـ لَيْسَ عَلَى الْوَلِيِّ جُنَاحٌ أَنْ يَأْكُلَ وَيُؤْكِلَ صَدِيقًا ‏{‏لَهُ‏}‏ غَيْرَ مُتَأَثِّلٍ مَالاً، فَكَانَ ابْنُ عُمَرَ هُوَ يَلِي صَدَقَةَ عُمَرَ يُهْدِي لِلنَّاسِ مِنْ أَهْلِ مَكَّةَ، كَانَ يَنْزِلُ عَلَيْهِمْ‏.‏

Amr İbn Dinar’dan nakledildiğine göre, Ömer (vakıf olarak) vermiş olduğu sadakalarla ilgili olarak, "Vakfın işlerini yürüten kişinin, söz konusu maldan yemesinde, mal biriktirme amacı bulunmadan arkadaşına yedirmesinde bir günah yoktur" demiştir. İbn Ömer, Hz. Ömer’in vakfına ait işleri yürütmüştür. O, konakladığı yerlerdeki Mekke ahalisine bu maldan hediye verirdi.

Sahih al Bukhari 2313

حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، أَخْبَرَنَا اللَّيْثُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ زَيْدِ بْنِ خَالِدٍ، وَأَبِي، هُرَيْرَةَ رضى الله عنهما عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ وَاغْدُ يَا أُنَيْسُ إِلَى امْرَأَةِ هَذَا، فَإِنِ اعْتَرَفَتْ فَارْجُمْهَا ‏"‏‏.‏

Zeyd İbn Halid ve Ebu Hureyre’den nakledildiğine göre Nebi şöyle buyurmuştur: "Ey Üneys! O kadına git. Eğer suçunu itiraf ederse ona recim cezası uygula."

Sahih al Bukhari 2314

حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، أَخْبَرَنَا اللَّيْثُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ زَيْدِ بْنِ خَالِدٍ، وَأَبِي، هُرَيْرَةَ رضى الله عنهما عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ وَاغْدُ يَا أُنَيْسُ إِلَى امْرَأَةِ هَذَا، فَإِنِ اعْتَرَفَتْ فَارْجُمْهَا ‏"‏‏.‏

Zeyd İbn Halid ve Ebu Hureyre’den nakledildiğine göre Nebi şöyle buyurmuştur: "Ey Üneys! O kadına git. Eğer suçunu itiraf ederse ona recim cezası uygula."

Sahih al Bukhari 2315

حَدَّثَنَا ابْنُ سَلاَمٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ الثَّقَفِيُّ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ عُقْبَةَ بْنِ الْحَارِثِ، قَالَ جِيءَ بِالنُّعَيْمَانِ أَوِ ابْنِ النُّعَيْمَانِ شَارِبًا، فَأَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَنْ كَانَ فِي الْبَيْتِ أَنْ يَضْرِبُوا قَالَ فَكُنْتُ أَنَا فِيمَنْ ضَرَبَهُ، فَضَرَبْنَاهُ بِالنِّعَالِ وَالْجَرِيدِ‏.‏

Ukbe İbnü’l-Haris’ten nakledildiğine göre Nuayman veya İbn Nuayman, içki içmiş bir halde Nebi’ye getirildi. Nebi, evde bulunanlara ona vurmalarını emretti. Ben de ona vuranların arasındaydım. Onu ayakkabılar ve hurma dallarıyla dövdük.

Sahih al Bukhari 2316

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بَكْرِ بْنِ حَزْمٍ، عَنْ عَمْرَةَ بِنْتِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّهَا أَخْبَرَتْهُ قَالَتْ، عَائِشَةُ ـ رضى الله عنها ـ أَنَا فَتَلْتُ، قَلاَئِدَ هَدْىِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِيَدَىَّ، ثُمَّ قَلَّدَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِيَدَيْهِ، ثُمَّ بَعَثَ بِهَا مَعَ أَبِي، فَلَمْ يَحْرُمْ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم شَىْءٌ أَحَلَّهُ اللَّهُ لَهُ حَتَّى نُحِرَ الْهَدْىُ‏.‏

Amra binti Abdurrahman’dan nakledildiğine göre Aişe şöyle dedi: "Nebi’nin hedy kurbanlarının gerdanlıklarını kendi ellerimle eğirdim. Sonra Nebi, gerdanlıkları kendi elleriyle kurbanlara taktı ve onları babamla birlikte gönderdi. Kurbanlar kesilinceye kadar Allah’ın kendisine helal kıldığı hiçbir şey Nebi’ye haram olmadı."

Sahih al Bukhari 2317

حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكٍ عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ كَانَ أَبُو طَلْحَةَ أَكْثَرَ الأَنْصَارِ بِالْمَدِينَةِ مَالاً، وَكَانَ أَحَبَّ أَمْوَالِهِ إِلَيْهِ بِيْرُ حَاءَ وَكَانَتْ مُسْتَقْبِلَةَ الْمَسْجِدَ، وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَدْخُلُهَا وَيَشْرَبُ مِنْ مَاءٍ فِيهَا طَيِّبٍ فَلَمَّا نَزَلَتْ ‏{‏لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتَّى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَ‏}‏ قَامَ أَبُو طَلْحَةَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنَّ اللَّهَ تَعَالَى يَقُولُ فِي كِتَابِهِ ‏{‏لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتَّى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَ‏}‏ وَإِنَّ أَحَبَّ أَمْوَالِي إِلَىَّ بِيْرُ حَاءَ، وَإِنَّهَا صَدَقَةٌ لِلَّهِ أَرْجُو بِرَّهَا وَذُخْرَهَا عِنْدَ اللَّهِ فَضَعْهَا يَا رَسُولَ اللَّهِ حَيْثُ شِئْتَ، فَقَالَ ‏"‏ بَخٍ، ذَلِكَ مَالٌ رَائِحٌ، ذَلِكَ مَالٌ رَائِحٌ‏.‏ قَدْ سَمِعْتُ مَا قُلْتَ فِيهَا، وَأَرَى أَنْ تَجْعَلَهَا فِي الأَقْرَبِينَ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَفْعَلُ يَا رَسُولَ اللَّهِ‏.‏ فَقَسَمَهَا أَبُو طَلْحَةَ فِي أَقَارِبِهِ وَبَنِي عَمِّهِ‏.‏ تَابَعَهُ إِسْمَاعِيلُ عَنْ مَالِكٍ‏.‏ وَقَالَ رَوْحٌ عَنْ مَالِكٍ رَابِحٌ‏.‏

Enes İbn Malik’ten nakledildiğine göre Ebu Talha, hurmalıkları bakımından Medine’de Ensarın en zengin kişisiydi. Malları içinde en çok mescidin karşısında bulunan Beyruha adlı bahçesini severdi. Nebi oraya girer ve güzel suyundan içerdi. "Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe erişemezsiniz" ayeti inince Ebu Talha, Nebi’ye gelerek, "Ey Allah’ın Resulü! Allah, ‘Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe erişemezsiniz’ buyuruyor. Mallarım içinde en çok Beyruha’yı seviyorum. Onu Allah için sadaka olarak veriyorum; iyiliğini ve Allah katında ahiret azığı olmasını umuyorum. Ey Allah’ın Resulü! Onu uygun gördüğün yere tahsis et" dedi. Bunun üzerine Nebi, "Ne güzel! Bu kazançlı bir maldır, bu kazançlı bir maldır. Söylediklerini işittim. Ben onu yakınlarına vermeni uygun görüyorum" buyurdu. Ebu Talha, "Öyle yapacağım, ey Allah’ın Resulü!" dedi ve bahçeyi akrabaları ile amcasının oğulları arasında paylaştırdı.

Sahih al Bukhari 2318

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ بُرَيْدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ الْخَازِنُ الأَمِينُ الَّذِي يُنْفِقُ ـ وَرُبَّمَا قَالَ الَّذِي يُعْطِي ـ مَا أُمِرَ بِهِ كَامِلاً مُوَفَّرًا، طَيِّبٌ نَفْسُهُ، إِلَى الَّذِي أُمِرَ بِهِ، أَحَدُ الْمُتَصَدِّقَيْنِ ‏"‏‏.‏

Ebu Musa’dan nakledildiğine göre Nebi şöyle buyurdu: "Kendisine emredileni eksiksiz ve tam olarak, gönül hoşluğuyla emredilen kişiye veren güvenilir hazin, sadaka veren iki kişiden biridir."

Sahih al Bukhari 2319