HADİS KÜTÜPHANESİ

Sahih-i Buhârî

97 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

Ensarın Faziletleri

173 hadis

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا مَهْدِيُّ بْنُ مَيْمُونٍ، حَدَّثَنَا غَيْلاَنُ بْنُ جَرِيرٍ، قَالَ قُلْتُ لأَنَسٍ أَرَأَيْتَ اسْمَ الأَنْصَارِ كُنْتُمْ تُسَمَّوْنَ بِهِ، أَمْ سَمَّاكُمُ اللَّهُ قَالَ بَلْ سَمَّانَا اللَّهُ، كُنَّا نَدْخُلُ عَلَى أَنَسٍ فَيُحَدِّثُنَا مَنَاقِبَ الأَنْصَارِ وَمَشَاهِدَهُمْ، وَيُقْبِلُ عَلَىَّ أَوْ عَلَى رَجُلٍ مِنَ الأَزْدِ فَيَقُولُ فَعَلَ قَوْمُكَ يَوْمَ كَذَا وَكَذَا كَذَا وَكَذَا‏.‏

Gaylan b. Cerir'den, dedi ki: "Enes'e sordum: Ne dersin? Ensar adını siz kullanıyor muydunuz, yoksa bu adı size Allah mı verdi? O, hayır, bu adı bize Allah verdi, dedi. Biz de Enes'in yanına girerdik, o da bizlere Ensarın menkıbelerini ve bulundukları önemli olayları anlatırdı. Bana yahut da Ezdilerden bir adama yönelir ve senin kavmin, filan ve filan günü şu şu işi yaptı, derdi."

Sahih al Bukhari 3776

حَدَّثَنِي عُبَيْدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ يَوْمُ بُعَاثَ يَوْمًا قَدَّمَهُ اللَّهُ لِرَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم فَقَدِمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَدِ افْتَرَقَ مَلَؤُهُمْ، وَقُتِلَتْ سَرَوَاتُهُمْ، وَجُرِّحُوا، فَقَدَّمَهُ اللَّهُ لِرَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم فِي دُخُولِهِمْ فِي الإِسْلاَمِ‏.‏

Aişe r.anha dedi ki: "Buas günü Allah'ın, Resulü için önceden cereyan etmesini takdir ettiği bir gündür. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem geldiğinde onların ileri gelenleri tefrikaya (ayrılığa) düşmüş, onların hayırlıları öldürülmüş ve yaralanmış bulunuyordu. Bu sebeple yüce Allah bugünü Resulü için, onların İslam'a girmelerini sağlayan bir sebep olarak önceden takdir etmiş oldu."

Sahih al Bukhari 3777

حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي التَّيَّاحِ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسًا ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ قَالَتِ الأَنْصَارُ يَوْمَ فَتْحِ مَكَّةَ ـ وَأَعْطَى قُرَيْشًا ـ وَاللَّهِ إِنَّ هَذَا لَهُوَ الْعَجَبُ، إِنَّ سُيُوفَنَا تَقْطُرُ مِنْ دِمَاءِ قُرَيْشٍ، وَغَنَائِمُنَا تُرَدُّ عَلَيْهِمْ‏.‏ فَبَلَغَ ذَلِكَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَدَعَا الأَنْصَارَ قَالَ فَقَالَ ‏"‏ مَا الَّذِي بَلَغَنِي عَنْكُمْ ‏"‏‏.‏ وَكَانُوا لاَ يَكْذِبُونَ‏.‏ فَقَالُوا هُوَ الَّذِي بَلَغَكَ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَوَلاَ تَرْضَوْنَ أَنْ يَرْجِعَ النَّاسُ بِالْغَنَائِمِ إِلَى بُيُوتِهِمْ، وَتَرْجِعُونَ بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى بُيُوتِكُمْ لَوْ سَلَكَتِ الأَنْصَارُ وَادِيًا أَوْ شِعْبًا، لَسَلَكْتُ وَادِيَ الأَنْصَارِ أَوْ شِعْبَهُمْ ‏"‏‏.‏

Ebu't-Teyyah dedi ki: Enes r.a.'ı şöyle derken dinledim: "Ensar, Mekke'nin fethedildiği gün, Kureyş'e ganimet verildiğinde dediler ki: Allah'a yemin olsun, bu gerçekten hayret verici bir şey! Kılıçlarımızdan Kureyş'in kanları damlarken ganimetlerimiz onlara geri veriliyor." Bu sözler Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ulaşınca Ensarı çağırdı ve onlara dedi ki: "Sizden bana ulaşan sözlerin mahiyeti nedir?" Onlar yalan söylemezlerdi. Dediler ki: "Sana ulaşanlar doğrudur." Şöyle buyurdu: "İnsanlar ganimetlerle evlerine dönerken, siz de Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte evlerinize dönmeye razı olmaz mısınız? Eğer Ensar bir vadiden yahut dağ arası bir yoldan gidecek olursa, andolsun ben de Ensarın gittiği o vadiden yahut dağ arası o yoldan giderim."

Sahih al Bukhari 3778

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ زِيَادٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَوْ قَالَ أَبُو الْقَاسِمِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لَوْ أَنَّ الأَنْصَارَ سَلَكُوا وَادِيًا أَوْ شِعْبًا، لَسَلَكْتُ فِي وَادِي الأَنْصَارِ، وَلَوْلاَ الْهِجْرَةُ لَكُنْتُ امْرَأً مِنَ الأَنْصَارِ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ مَا ظَلَمَ بِأَبِي وَأُمِّي، آوَوْهُ وَنَصَرُوهُ‏.‏ أَوْ كَلِمَةً أُخْرَى‏.‏

Ebu Hureyre r.a., Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den, yahut Ebu'l-Kasım Sallallahu Aleyhi ve Sellem dedi diyerek şöyle rivayet etti: "Eğer Ensar bir vadiden yahut da bir dağ yolundan gidecek olsalar, şüphesiz ben de Ensarın vadisinden giderim. Eğer hicret olmasaydı, Ensardan bir kişi olurdum." Ebu Hureyre dedi ki: "Babam, anam ona feda olsun. O, bu sözü söylerken haksızlık etmedi. Onlar onu barındırdılar ve ona yardım ettiler." Yahut da başka bir söz söyledi.

Sahih al Bukhari 3779

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ لَمَّا قَدِمُوا الْمَدِينَةَ آخَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ وَسَعْدِ بْنِ الرَّبِيعِ، قَالَ لِعَبْدِ الرَّحْمَنِ إِنِّي أَكْثَرُ الأَنْصَارِ مَالاً فَأَقْسِمُ مَالِي نِصْفَيْنِ، وَلِي امْرَأَتَانِ، فَانْظُرْ أَعْجَبَهُمَا إِلَيْكَ فَسَمِّهَا لِي أُطَلِّقْهَا، فَإِذَا انْقَضَتْ عِدَّتُهَا فَتَزَوَّجْهَا‏.‏ قَالَ بَارَكَ اللَّهُ لَكَ فِي أَهْلِكَ وَمَالِكَ، أَيْنَ سُوقُكُمْ فَدَلُّوهُ عَلَى سُوقِ بَنِي قَيْنُقَاعَ، فَمَا انْقَلَبَ إِلاَّ وَمَعَهُ فَضْلٌ مِنْ أَقِطٍ وَسَمْنٍ، ثُمَّ تَابَعَ الْغُدُوَّ، ثُمَّ جَاءَ يَوْمًا وَبِهِ أَثَرُ صُفْرَةٍ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَهْيَمْ ‏"‏‏.‏ قَالَ تَزَوَّجْتُ‏.‏ قَالَ ‏"‏ كَمْ سُقْتَ إِلَيْهَا ‏"‏‏.‏ قَالَ نَوَاةً مِنْ ذَهَبٍ‏.‏ أَوْ وَزْنَ نَوَاةٍ مِنْ ذَهَبٍ، شَكَّ إِبْرَاهِيمُ‏.‏

İbrahim b. Sa'd babasından, o da dedesinden rivayetle dedi ki: "Medine'ye geldiklerinde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Abdurrahman ile Sa'd b. er-Rebi'i kardeş yaptı. Sa'd b. er-Rebi', Abdurrahman'a dedi ki: Ben Ensar arasında malı en çok olanım. Malımı ortadan ikiye böleceğim. İki tane de hanımım vardır. Bak, hangisini daha çok beğenirsen söyle, ben de onu boşayayım. İddeti sona erince de onunla evlenirsin. Abdurrahman dedi ki: Allah aileni de, malını da senin için mübarek kılsın. Pazarınız nerede? Ona Kaynuka oğullarının pazarını gösterdiler. Geri döndüğünde beraberinde bir miktar keş ve yağ artmıştı. Daha sonra sabah erkenden pazara gitmeyi sürdürdü. Arkasından bir gün üzerinde zaferan izi bulunduğu hâlde geldi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Hayrola, deyince Abdurrahman: Evlendim, dedi. Peki, hanımına ne kadar mehir verdin, diye sordu. Abdurrahman: Bir çekirdek kadar altın, yahut da bir çekirdek ağırlığı kadar altın, dedi." Şüphe eden ravilerden İbrahim'dir.

Sahih al Bukhari 3780

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ قَالَ قَدِمَ عَلَيْنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَوْفٍ، وَآخَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْنَهُ وَبَيْنَ سَعْدِ بْنِ الرَّبِيعِ، وَكَانَ كَثِيرَ الْمَالِ، فَقَالَ سَعْدٌ قَدْ عَلِمَتِ الأَنْصَارُ أَنِّي مِنْ أَكْثَرِهَا مَالاً، سَأَقْسِمُ مَالِي بَيْنِي وَبَيْنَكَ شَطْرَيْنِ، وَلِي امْرَأَتَانِ، فَانْظُرْ أَعْجَبَهُمَا إِلَيْكَ فَأُطَلِّقُهَا، حَتَّى إِذَا حَلَّتْ تَزَوَّجْتَهَا‏.‏ فَقَالَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بَارَكَ اللَّهُ لَكَ فِي أَهْلِكَ‏.‏ فَلَمْ يَرْجِعْ يَوْمَئِذٍ حَتَّى أَفْضَلَ شَيْئًا مِنْ سَمْنٍ وَأَقِطٍ، فَلَمْ يَلْبَثْ إِلاَّ يَسِيرًا، حَتَّى جَاءَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَعَلَيْهِ وَضَرٌ مِنْ صُفْرَةٍ فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَهْيَمْ ‏"‏‏.‏ قَالَ تَزَوَّجْتُ امْرَأَةً مِنَ الأَنْصَارِ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ مَا سُقْتَ فِيهَا ‏"‏‏.‏ قَالَ وَزْنَ نَوَاةٍ مِنْ ذَهَبٍ، أَوْ نَوَاةً مِنْ ذَهَبٍ، فَقَالَ ‏"‏ أَوْلِمْ وَلَوْ بِشَاةٍ ‏"‏‏.‏

Enes r.a.'dan, dedi ki: "Abdurrahman b. Avf bize geldi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de onu ve Sa'd b. er-Rebi'i kardeş yaptı. Sa'd malı çok olan birisi idi. Sa'd dedi ki: Ensar da bilir ki ben Ensar arasında malı en çok olan birisiyim. Malımı kendim ve senin aranda iki eşit parçaya böleceğim. Benim iki tane de hanımım var. Bak, onların hangisini daha çok beğenirsen onu boşayayım. İddeti bitti mi de onunla evlenirsin. Abdurrahman dedi ki: Allah aileni sana mübarek kılsın. O gün geri döndüğünde bir miktar yağ ve keş artırmıştı. Aradan fazla zaman geçmeden Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına, üzerinde zaferan izi bulunduğu hâlde geldi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona: Hayrola, diye sordu. O: Ensardan bir kadın ile evlendim, dedi. Mehir olarak ona ne verdin, diye sordu. O: Bir hurma çekirdeği ağırlığı kadar altın, ya da bir hurma çekirdeği kadar altın, dedi. Allah Resulü: Bir koyun ile dahi olsa düğün ziyafeti ver, diye buyurdu."

Sahih al Bukhari 3781

حَدَّثَنَا الصَّلْتُ بْنُ مُحَمَّدٍ أَبُو هَمَّامٍ، قَالَ سَمِعْتُ الْمُغِيرَةَ بْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَتِ الأَنْصَارُ اقْسِمْ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمُ النَّخْلَ‏.‏ قَالَ ‏ "‏ لاَ ‏"‏‏.‏ قَالَ يَكْفُونَا الْمَئُونَةَ وَتُشْرِكُونَا فِي التَّمْرِ‏.‏ قَالُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا‏.‏

Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Ensar: Bizimle onlar arasında hurma ağaçlarını paylaştır, dedi. O: Hayır, diye buyurdu. Bu sefer Ensar: Onlar bizim yerimize ağaçların bakımını yapsınlar, biz de hurma mahsulünü onlarla paylaşalım, dediler. Muhacirler: Dinledik ve itaat ettik, dediler."

Sahih al Bukhari 3782

حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مِنْهَالٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَدِيُّ بْنُ ثَابِتٍ، قَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَوْ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ الأَنْصَارُ لاَ يُحِبُّهُمْ إِلاَّ مُؤْمِنٌ، وَلاَ يُبْغِضُهُمْ إِلاَّ مُنَافِقٌ، فَمَنْ أَحَبَّهُمْ أَحَبَّهُ اللَّهُ، وَمَنْ أَبْغَضَهُمْ أَبْغَضَهُ اللَّهُ ‏"‏‏.‏

Bera r.a. dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i (şöyle buyururken) dinledim -ya da, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu, dedi-: "Ensar'ı ancak mu'min olan bir kimse sever, onlara ancak münafık olan birisi buğzeder. Onları seveni Allah da sever, onlara buğzedene Allah da buğzeder."

Sahih al Bukhari 3783

حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ جَبْرٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ آيَةُ الإِيمَانِ حُبُّ الأَنْصَارِ، وَآيَةُ النِّفَاقِ بُغْضُ الأَنْصَارِ ‏"‏‏.‏

Enes b. Malik r.a., Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu söyledi: "İmanın alameti Ensar'ı sevmektir. Münafıklığın alameti de Ensar'a buğzetmektir."

Sahih al Bukhari 3784

حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ رَأَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم النِّسَاءَ وَالصِّبْيَانَ مُقْبِلِينَ ـ قَالَ حَسِبْتُ أَنَّهُ قَالَ مِنْ عُرُسٍ ـ فَقَامَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مُمْثِلاً، فَقَالَ ‏ "‏ اللَّهُمَّ أَنْتُمْ مِنْ أَحَبِّ النَّاسِ إِلَىَّ ‏"‏‏.‏ قَالَهَا ثَلاَثَ مِرَارٍ‏.‏

Enes r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kadınlarla çocukları gelirlerken -ravi: Zannederim o, bir düğünden geliyorlardı, dedi- gördü. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ayağa kalkarak: Allah'ım, sizler insanlar arasında en sevdiğim kişilersiniz, diye buyurdu. Bu sözlerini üç defa tekrarladı."

Sahih al Bukhari 3785

حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ كَثِيرٍ، حَدَّثَنَا بَهْزُ بْنُ أَسَدٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ أَخْبَرَنِي هِشَامُ بْنُ زَيْدٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ جَاءَتِ امْرَأَةٌ مِنَ الأَنْصَارِ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَمَعَهَا صَبِيٌّ لَهَا، فَكَلَّمَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ، إِنَّكُمْ أَحَبُّ النَّاسِ إِلَىَّ ‏"‏‏.‏ مَرَّتَيْنِ‏.‏

Yine Enes r.a. dedi ki: "Ensardan bir kadın, beraberinde küçük bir çocuğu olduğu halde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına geldi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem o kadınla konuşup şöyle buyurdu: Nefsim elinde olana yemin ederim ki siz, insanlar arasında en sevdiğim kişilersiniz." Bu sözlerini iki defa tekrarladı.

Sahih al Bukhari 3786

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَمْرٍو، سَمِعْتُ أَبَا حَمْزَةَ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَرْقَمَ، قَالَتِ الأَنْصَارُ‏:‏ يَا رَسُولَ اللَّهِ لِكُلِّ نَبِيٍّ أَتْبَاعٌ، وَإِنَّا قَدِ اتَّبَعْنَاكَ، فَادْعُ اللَّهَ أَنْ يَجْعَلَ أَتْبَاعَنَا مِنَّا‏.‏ فَدَعَا بِهِ‏.‏ فَنَمَيْتُ ذَلِكَ إِلَى ابْنِ أَبِي لَيْلَى‏.‏ قَالَ قَدْ زَعَمَ ذَلِكَ زَيْدٌ‏.‏

Zeyd b. Erkam'dan rivayete göre Ensar: "Ey Allah'ın Resulü, her bir Nebiye tabi olanlar vardır. Biz de sana tabi olduk. Bu sebeple bize tabi olanları bizden kılması için Allah'a dua buyur" dediler. O da bunun için dua etti. Bunu ben (Amr b. Murre), İbn Ebi Leyla'ya aktardım. O: "Zeyd de böyle demiştir" dedi.

Sahih al Bukhari 3787

حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ مُرَّةَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا حَمْزَةَ ـ رَجُلاً مِنَ الأَنْصَارِ ـ قَالَتِ الأَنْصَارُ إِنَّ لِكُلِّ قَوْمٍ أَتْبَاعًا، وَإِنَّا قَدِ اتَّبَعْنَاكَ، فَادْعُ اللَّهَ أَنْ يَجْعَلَ أَتْبَاعَنَا مِنَّا‏.‏ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ اللَّهُمَّ اجْعَلْ أَتْبَاعَهُمْ مِنْهُمْ ‏"‏‏.‏ قَالَ عَمْرٌو فَذَكَرْتُهُ لاِبْنِ أَبِي لَيْلَى‏.‏ قَالَ قَدْ زَعَمَ ذَاكَ زَيْدٌ‏.‏ قَالَ شُعْبَةُ أَظُنُّهُ زَيْدَ بْنَ أَرْقَمَ‏.‏

Amr b. Murre dedi ki: Ensardan bir adam olan Ebu Hamza'yı şöyle derken dinledim: "Ensar: Şüphesiz her bir kavme tabi olanlar vardır. Biz de sana tabi olduk. Bu sebeple bize tabi olanları bizden kılması için Allah'a dua et, dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Allah'ım, onlara tabi olanları kendilerinden kıl, diye dua etti." Amr dedi ki: Ben bunu İbn Ebi Leyla'ya aktardım. O: "Zeyd de böyle demiştir" dedi. Şu'be: "Zannederim onun kastettiği Zeyd b. Erkam'dır" dedi.

Sahih al Bukhari 3788

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ سَمِعْتُ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي أُسَيْدٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ خَيْرُ دُورِ الأَنْصَارِ بَنُو النَّجَّارِ، ثُمَّ بَنُو عَبْدِ الأَشْهَلِ، ثُمَّ بَنُو الْحَارِثِ بْنِ خَزْرَجٍ، ثُمَّ بَنُو سَاعِدَةَ، وَفِي كُلِّ دُورِ الأَنْصَارِ خَيْرٌ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ سَعْدٌ مَا أَرَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم إِلاَّ قَدْ فَضَّلَ عَلَيْنَا فَقِيلَ قَدْ فَضَّلَكُمْ عَلَى كَثِيرٍ‏.‏ وَقَالَ عَبْدُ الصَّمَدِ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، سَمِعْتُ أَنَسًا، قَالَ أَبُو أُسَيْدٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِهَذَا، وَقَالَ سَعْدُ بْنُ عُبَادَةَ‏.‏

Ebu Useyd r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Ensar evlerinin en hayırlısı, Neccar oğullarıdır, sonra Abdu'l-Eşhel oğulları, sonra el-Haris b. el-Hazrec oğulları, sonra Saide oğullarıdır. Bununla birlikte bütün Ensar ailelerinde hayır vardır." Sa'd, "Benim gördüğüm kadarıyla Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem başkalarını bize üstün tutmuştur," dedi. Bunun üzerine, "Gerçekte o sizi pek çok kimseye üstün kılmıştır," denildi.

Sahih al Bukhari 3789

حَدَّثَنَا سَعْدُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنْ يَحْيَى، قَالَ أَبُو سَلَمَةَ أَخْبَرَنِي أَبُو أُسَيْدٍ، أَنَّهُ سَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ خَيْرُ الأَنْصَارِ ـ أَوْ قَالَ خَيْرُ دُورِ الأَنْصَارِ ـ بَنُو النَّجَّارِ وَبَنُو عَبْدِ الأَشْهَلِ وَبَنُو الْحَارِثِ وَبَنُو سَاعِدَةَ ‏"‏‏.‏

Yine onun (Ebu Useyd) r.a.'ın, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinlediği rivayet edilmiştir: "Ensarın en hayırlıları, ya da Ensar evlerinin en hayırlıları, diye buyurdu, Neccar oğulları, Abdu'l-Eşhel oğulları, el-Haris oğulları ve Saide oğullarıdır."

Sahih al Bukhari 3790

حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ مَخْلَدٍ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ، قَالَ حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ يَحْيَى، عَنْ عَبَّاسِ بْنِ سَهْلٍ، عَنْ أَبِي حُمَيْدٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ إِنَّ خَيْرَ دُورِ الأَنْصَارِ دَارُ بَنِي النَّجَّارِ، ثُمَّ عَبْدِ الأَشْهَلِ، ثُمَّ دَارُ بَنِي الْحَارِثِ، ثُمَّ بَنِي سَاعِدَةَ، وَفِي كُلِّ دُورِ الأَنْصَارِ خَيْرٌ ‏"‏‏.‏ فَلَحِقْنَا سَعْدَ بْنَ عُبَادَةَ فَقَالَ أَبَا أُسَيْدٍ أَلَمْ تَرَ أَنَّ نَبِيَّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَيَّرَ الأَنْصَارَ فَجَعَلَنَا أَخِيرًا فَأَدْرَكَ سَعْدٌ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، خُيِّرَ دُورُ الأَنْصَارِ فَجُعِلْنَا آخِرًا‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ أَوَلَيْسَ بِحَسْبِكُمْ أَنْ تَكُونُوا مِنَ الْخِيَارِ ‏"‏‏.‏

Ebu Humeyd'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Şüphesiz Ensarın evlerinin en hayırlısı Neccar oğullarının evi, sonra Abdu'l-Eşhel, sonra el-Haris oğullarının, sonra Saide oğullarının evleridir. Bununla birlikte Ensarın bütün evlerinde hayır vardır." Biz arkasından Sa'd b. Ubade'ye yetiştik. Sa'd: "Ey Ebu Useyd, Allah'ın Nebisi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Ensar arasında hayırlı olanları sıralarken bizi en sona bıraktığını görmedin mi?" dedi. Sa'd, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in arkasından yetişti ve: "Ey Allah'ın Resulü, Ensarın evleri arasında hayırlı olanlar söylendi de biz en sona bırakıldık," dedi. Allah Resulü: "Hayırlı olanlar arasında olmak size yetmez mi?" diye buyurdu.

Sahih al Bukhari 3791

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ سَمِعْتُ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أُسَيْدِ بْنِ حُضَيْرٍ، أَنَّ رَجُلاً، مِنَ الأَنْصَارِ قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَلاَ تَسْتَعْمِلُنِي كَمَا اسْتَعْمَلْتَ فُلاَنًا قَالَ ‏ "‏ سَتَلْقَوْنَ بَعْدِي أَثَرَةً فَاصْبِرُوا حَتَّى تَلْقَوْنِي عَلَى الْحَوْضِ ‏"‏‏.‏

Useyd b. Hudayr r.a.'dan rivayete göre Ensardan bir adam: "Ey Allah'ın Resulü, filan kimseyi görevlendirdiğin gibi bana da görev vermez misin?" dedi. Allah Resulü şöyle buyurdu: "Benden sonra sizlere başkalarının tercih edildiğini göreceksiniz. Havz'ın başında benimle karşılaşıncaya kadar sabrediniz."

Sahih al Bukhari 3792

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ هِشَامٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لِلأَنْصَارِ ‏ "‏ إِنَّكُمْ سَتَلْقَوْنَ بَعْدِي أَثَرَةً فَاصْبِرُوا حَتَّى تَلْقَوْنِي، وَمَوْعِدُكُمُ الْحَوْضُ ‏"‏‏.‏

Enes b. Malik r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ensara şöyle dedi: Sizler benden sonra sizlere başkalarının tercih edildiğini göreceksiniz. Bu sebeple benimle karşılaşacağınız vakte kadar sabrediniz. Sizinle buluşma yerimiz de Havz'ın başıdır."

Sahih al Bukhari 3793

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ حِينَ خَرَجَ مَعَهُ إِلَى الْوَلِيدِ قَالَ دَعَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الأَنْصَارَ إِلَى أَنْ يُقْطِعَ لَهُمُ الْبَحْرَيْنِ‏.‏ فَقَالُوا لاَ، إِلاَّ أَنْ تُقْطِعَ لإِخْوَانِنَا مِنَ الْمُهَاجِرِينَ مِثْلَهَا‏.‏ قَالَ ‏ "‏ إِمَّا لاَ، فَاصْبِرُوا حَتَّى تَلْقَوْنِي، فَإِنَّهُ سَيُصِيبُكُمْ بَعْدِي أُثْرَةٌ ‏"‏‏.‏

Yahya b. Sa'd'dan rivayete göre o, Enes b. Malik r.a. ile el-Velid'in yanına gittiği zaman onun şöyle dediğini dinlemiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ensarı onlara Bahreyn'i ikta olarak vermeye davet etti. Onlar ise: 'Kardeşlerimiz Muhacirlere onun gibisini ikta olarak vermedikçe olmaz,' dediler. Şöyle buyurdu: 'Madem kabul etmiyorsunuz, o hâlde benimle karşılaşacağınız vakte kadar sabrediniz. Gerçek şu ki benden sonra size başkalarının tercih edildiğini göreceksiniz.'"

Sahih al Bukhari 3794

حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا أَبُو إِيَاسٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ عَيْشَ إِلاَّ عَيْشُ الآخِرَةِ، فَأَصْلِحِ الأَنْصَارَ وَالْمُهَاجِرَةَ ‏"‏‏.‏ وَعَنْ قَتَادَةَ عَنْ أَنَسٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِثْلَهُ، وَقَالَ فَاغْفِرْ لِلأَنْصَارِ‏.‏

Enes b. Malik r.a. dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Yaşamak dediğin ahiret hayatıdır. Allah'ım, ıslah et Ensar ile Muhacirleri." Katade de Enes r.a.'dan bunun gibisini rivayet etmiş ve "Ensara mağfiret et" diye eklemiştir.

Sahih al Bukhari 3795

حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ حُمَيْدٍ الطَّوِيلِ، سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَانَتِ الأَنْصَارُ يَوْمَ الْخَنْدَقِ تَقُولُ نَحْنُ الَّذِينَ بَايَعُوا مُحَمَّدَا عَلَى الْجِهَادِ مَا حَيِينَا أَبَدَا فَأَجَابَهُمُ اللَّهُمَّ لاَ عَيْشَ إِلاَّ عَيْشُ الآخِرَهْ فَأَكْرِمِ الأَنْصَارَ وَالْمُهَاجِرَهْ

Humeyd et-Tavîl'den: Enes b. Malik r.a.'ı şöyle derken dinledim: Hendek gününde Ensar şöyle diyordu: "Biz Muhammed'e bey'at etmiş olanlarız; hayatta kaldığımız sürece ebediyyen cihad etmek üzere." O da onlara şöyle cevap vermişti: "Allah'ım, hayat dediğin ahiret hayatıdır. Ensarı ve Muhacirleri keremli kıl."

Sahih al Bukhari 3796

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ سَهْلٍ، قَالَ جَاءَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَنَحْنُ نَحْفِرُ الْخَنْدَقَ وَنَنْقُلُ التُّرَابَ عَلَى أَكْتَادِنَا، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ اللَّهُمَّ لاَ عَيْشَ إِلاَّ عَيْشُ الآخِرَهْ فَاغْفِرْ لِلْمُهَاجِرِينَ وَالأَنْصَارِ ‏"‏‏.‏

Sehl dedi ki: "Biz hendeği kazıyıp toprağını sırtımızda taşırken Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanımıza geldi ve şöyle dedi: Allah'ım, hayat dediğin şey ahiret hayatıdır. Muhacirlerle Ensara mağfiret buyur."

Sahih al Bukhari 3797

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دَاوُدَ، عَنْ فُضَيْلِ بْنِ غَزْوَانَ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَجُلاً، أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَبَعَثَ إِلَى نِسَائِهِ فَقُلْنَ مَا مَعَنَا إِلاَّ الْمَاءُ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَنْ يَضُمُّ، أَوْ يُضِيفُ هَذَا ‏"‏‏.‏ فَقَالَ رَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ أَنَا‏.‏ فَانْطَلَقَ بِهِ إِلَى امْرَأَتِهِ، فَقَالَ أَكْرِمِي ضَيْفَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ مَا عِنْدَنَا إِلاَّ قُوتُ صِبْيَانِي‏.‏ فَقَالَ هَيِّئِي طَعَامَكِ، وَأَصْبِحِي سِرَاجَكِ، وَنَوِّمِي صِبْيَانَكِ إِذَا أَرَادُوا عَشَاءً‏.‏ فَهَيَّأَتْ طَعَامَهَا وَأَصْبَحَتْ سِرَاجَهَا، وَنَوَّمَتْ صِبْيَانَهَا، ثُمَّ قَامَتْ كَأَنَّهَا تُصْلِحُ سِرَاجَهَا فَأَطْفَأَتْهُ، فَجَعَلاَ يُرِيَانِهِ أَنَّهُمَا يَأْكُلاَنِ، فَبَاتَا طَاوِيَيْنِ، فَلَمَّا أَصْبَحَ، غَدَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏"‏ ضَحِكَ اللَّهُ اللَّيْلَةَ ـ أَوْ عَجِبَ ـ مِنْ فَعَالِكُمَا ‏"‏ فَأَنْزَلَ اللَّهُ ‏{‏وَيُؤْثِرُونَ عَلَى أَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ‏}‏

Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre: "Bir adam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e geldi. O da misafire bir şeyler ikram etmek üzere hanımlarına haber gönderdi. Onlar: 'Yanımızda sudan başka bir şey yok,' diye cevap verdiler. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: 'Bunu kim beraberinde alıp götürür ya da misafir eder?' diye buyurdu. Ensardan bir adam: 'Ben,' dedi. Adamı alarak hanımına gitti ve: 'Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in misafirine ikram et,' dedi. Hanımı: 'Yanımızda çocuklarıma yetecek kadarından fazlası yok,' deyince kocası: 'Yemeğini hazırla ve kandilini yak, çocuklarını akşam yemeğini yemek istedikleri takdirde uyut,' dedi. Kadın yemeğini hazırladı, kandilini yaktı, çocuklarını uyuttu. Daha sonra kalkıp kandilini düzeltir gibi yaparken kandili söndürdü. Her ikisi de adama yemek yedikleri izlenimini verdiler. Karı koca yemek yemeden geceyi geçirdiler. Sabah olunca Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gitti. Resulullah şöyle buyurdu: 'Bu gece Allah ikinizin yaptığına güldü ya da beğendi.' Bunun üzerine Yüce Allah: 'Kendileri fakirlik içinde bulunsalar dahi öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar, umduklarını bulanların ta kendileridir.' [Haşr, 9] buyruğunu indirdi.

Sahih al Bukhari 3798

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى أَبُو عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا شَاذَانُ، أَخُو عَبْدَانَ حَدَّثَنَا أَبِي، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ بْنُ الْحَجَّاجِ، عَنْ هِشَامِ بْنِ زَيْدٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ مَرَّ أَبُو بَكْرٍ وَالْعَبَّاسُ ـ رضى الله عنهما ـ بِمَجْلِسٍ مِنْ مَجَالِسِ الأَنْصَارِ وَهُمْ يَبْكُونَ، فَقَالَ مَا يُبْكِيكُمْ قَالُوا ذَكَرْنَا مَجْلِسَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِنَّا‏.‏ فَدَخَلَ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرَهُ بِذَلِكَ ـ قَالَ ـ فَخَرَجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَقَدْ عَصَبَ عَلَى رَأْسِهِ حَاشِيَةَ بُرْدٍ ـ قَالَ ـ فَصَعِدَ الْمِنْبَرَ وَلَمْ يَصْعَدْهُ بَعْدَ ذَلِكَ الْيَوْمِ، فَحَمِدَ اللَّهَ وَأَثْنَى عَلَيْهِ، ثُمَّ قَالَ ‏ "‏ أُوصِيكُمْ بِالأَنْصَارِ، فَإِنَّهُمْ كَرِشِي وَعَيْبَتِي، وَقَدْ قَضَوُا الَّذِي عَلَيْهِمْ، وَبَقِيَ الَّذِي لَهُمْ، فَاقْبَلُوا مِنْ مُحْسِنِهِمْ، وَتَجَاوَزُوا عَنْ مُسِيئِهِمْ ‏"‏‏.‏

Hişam b. Zeyd dedi ki: Enes b. Malik'i şöyle derken dinledim: "Ebu Bekir ve Abbas (r.anhuma), Ensarın birlikte oturdukları bir meclisten geçerlerken Ensar ağlıyordu. 'Niye ağlıyorsunuz?' diye sordu. Onlar: 'Nebi'nin bizim yanımızda oturuşunu hatırladık,' dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına girerek ona durumu haber verdi. Enes dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, başına çizgili bir kumaşın kenarından bir parça bağlamış olarak dışarı çıktı. Minbere çıktı. O günden sonra da bir daha minbere çıkmadı. Yüce Allah'a hamdüsenada bulunduktan sonra şöyle buyurdu: 'Size Ensarı tavsiye ediyorum. Çünkü onlar benim iç organlarıma ve heybeme benzerler. Onlar üzerlerine düşeni sonuna kadar yaptılar. Artık geriye onların lehine olan, yani onları mükâfatlandırmak, kalmıştır. O hâlde onların iyilik yapanlarının iyiliğini kabul ediniz, kötülük yapanlarının kötülüklerini bağışlayınız.'"

Sahih al Bukhari 3799

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يَعْقُوبَ، حَدَّثَنَا ابْنُ الْغَسِيلِ، سَمِعْتُ عِكْرِمَةَ، يَقُولُ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ خَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَعَلَيْهِ مِلْحَفَةٌ، مُتَعَطِّفًا بِهَا عَلَى مَنْكِبَيْهِ، وَعَلَيْهِ عِصَابَةٌ دَسْمَاءُ حَتَّى جَلَسَ عَلَى الْمِنْبَرِ، فَحَمِدَ اللَّهَ وَأَثْنَى عَلَيْهِ، ثُمَّ قَالَ ‏ "‏ أَمَّا بَعْدُ، أَيُّهَا النَّاسُ، فَإِنَّ النَّاسَ يَكْثُرُونَ وَتَقِلُّ الأَنْصَارُ، حَتَّى يَكُونُوا كَالْمِلْحِ فِي الطَّعَامِ، فَمَنْ وَلِيَ مِنْكُمْ أَمْرًا يَضُرُّ فِيهِ أَحَدًا أَوْ يَنْفَعُهُ، فَلْيَقْبَلْ مِنْ مُحْسِنِهِمْ، وَيَتَجَاوَزْ عَنْ مُسِيئِهِمْ ‏"‏‏.‏

İbn Abbas r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, omuzlarının üzerine atmış olduğu bir örtüye bürünmüş hâlde çıktı. Başını da kirli beyaz bir bezle bağlamıştı. Nihayet minberin üzerine oturdu, Allah'a hamdüsenada bulunduktan sonra dedi ki: 'Ey insanlar, diğer insanlar çoğalırken Ensar azalıp duruyor ve nihayet onlar yemekteki tuz kadar olacaklar. Sizden kim bir kimseye fayda ya da zarar verecek bir işin başına gelecek olursa onların iyilik yapanlarından iyiliği kabul etsin, kötülük yapanlarının da kötülüklerini bağışlasın.'"

Sahih al Bukhari 3800

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ سَمِعْتُ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ الأَنْصَارُ كَرِشِي وَعَيْبَتِي، وَالنَّاسُ سَيَكْثُرُونَ وَيَقِلُّونَ، فَاقْبَلُوا مِنْ مُحْسِنِهِمْ، وَتَجَاوَزُوا عَنْ مُسِيئِهِمْ ‏"‏‏.‏

Enes b. Malik r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ensar benim iç organlarım ve benim heybemdirler. İnsanlar çoğalacak, onlar azalacaklardır. O halde onların iyilik yapanlarından (iyiliğini) kabul ediniz, kötülük yapanlarından (kötülüklerini) bağışlayınız."

Sahih al Bukhari 3801

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ أُهْدِيَتْ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حُلَّةُ حَرِيرٍ، فَجَعَلَ أَصْحَابُهُ يَمَسُّونَهَا وَيَعْجَبُونَ مِنْ لِينِهَا فَقَالَ ‏ "‏ أَتَعْجَبُونَ مِنْ لِينِ هَذِهِ لَمَنَادِيلُ سَعْدِ بْنِ مُعَاذٍ خَيْرٌ مِنْهَا ‏"‏‏.‏ أَوْ أَلْيَنُ‏.‏ رَوَاهُ قَتَادَةُ وَالزُّهْرِيُّ سَمِعَا أَنَسًا عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏

Bera r.a.'dan dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ipek bir hulle (elbise) hediye edildi. Ashabı ona dokunmaya ve yumuşaklığından hayret etmeye koyuldu. Şöyle buyurdu: Bunun yumuşaklığına hayret mi ediyorsunuz? Andolsun Sa'd b. Muaz'ın mendilleri bundan daha hayırlı yahut daha yumuşaktır."

Sahih al Bukhari 3802

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا فَضْلُ بْنُ مُسَاوِرٍ، خَتَنُ أَبِي عَوَانَةَ حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي سُفْيَانَ، عَنْ جَابِرٍ ـ رضى الله عنه ـ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ اهْتَزَّ الْعَرْشُ لِمَوْتِ سَعْدِ بْنِ مُعَاذٍ ‏"‏‏.‏ وَعَنِ الأَعْمَشِ حَدَّثَنَا أَبُو صَالِحٍ عَنْ جَابِرٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِثْلَهُ‏.‏ فَقَالَ رَجُلٌ لِجَابِرٍ فَإِنَّ الْبَرَاءَ يَقُولُ اهْتَزَّ السَّرِيرُ‏.‏ فَقَالَ إِنَّهُ كَانَ بَيْنَ هَذَيْنِ الْحَيَّيْنِ ضَغَائِنُ، سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ اهْتَزَّ عَرْشُ الرَّحْمَنِ لِمَوْتِ سَعْدِ بْنِ مُعَاذٍ ‏"‏‏.‏

Cabir r.a.'dan: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: "Sa'd b. Muaz'ın ölümü dolayısıyla arş sarsıldı." Yine Cabir'den, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in buna benzer bir hadis buyurduğu rivayet edilmiştir. Bir adam Cabir'e dedi ki: "Bera diyor ki: Serir (taht) sarsıldı." Bunun üzerine Cabir dedi ki: "Bu iki kabile arasında düşmanlık vardı. Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Sa'd b. Muaz'ın ölümü dolayısıyla Rahman'ın Arşı sarsıldı."

Sahih al Bukhari 3803

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَرْعَرَةَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِي أُمَامَةَ بْنِ سَهْلِ بْنِ حُنَيْفٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ أُنَاسًا نَزَلُوا عَلَى حُكْمِ سَعْدِ بْنِ مُعَاذٍ، فَأَرْسَلَ إِلَيْهِ فَجَاءَ عَلَى حِمَارٍ، فَلَمَّا بَلَغَ قَرِيبًا مِنَ الْمَسْجِدِ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ قُومُوا إِلَى خَيْرِكُمْ أَوْ سَيِّدِكُمْ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ يَا سَعْدُ، إِنَّ هَؤُلاَءِ نَزَلُوا عَلَى حُكْمِكَ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَإِنِّي أَحْكُمُ فِيهِمْ أَنْ تُقْتَلَ مُقَاتِلَتُهُمْ وَتُسْبَى ذَرَارِيُّهُمْ‏.‏ قَالَ ‏"‏ حَكَمْتَ بِحُكْمِ اللَّهِ، أَوْ بِحُكْمِ الْمَلِكِ ‏"‏‏.‏

Ebu Said el-Hudrî r.a.'dan rivayete göre: "Bazı kimseler Sa'd b. Muaz'ın hükmünü kabul ederek indiler. Ona haber gönderildi. Bir eşek üzerinde geldi. Mescide yakın yere gelince, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Sizin en hayırlınız yahut efendiniz için ayağa kalkınız, diye buyurdu. Sa'd'a hitaben: Ey Sa'd, bunlar senin hükmünü kabul ederek indiler, dedi. Sa'd: Ben de onlar hakkında savaşçılarının öldürülmesi, kadın ve çocuklarının esir edilmesi hükmünü veriyorum, dedi. Allah Resulü: Sen Allah'ın hükmü ile yahut Melik'in hükmü ile hüküm verdin, dedi."

Sahih al Bukhari 3804

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا حَبَّانُ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، أَخْبَرَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَجُلَيْنِ، خَرَجَا مِنْ عِنْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي لَيْلَةٍ مُظْلِمَةٍ، وَإِذَا نُورٌ بَيْنَ أَيْدِيهِمَا حَتَّى تَفَرَّقَا، فَتَفَرَّقَ النُّورُ مَعَهُمَا‏.‏ وَقَالَ مَعْمَرٌ عَنْ ثَابِتٍ عَنْ أَنَسٍ أَنَّ أُسَيْدَ بْنَ حُضَيْرٍ وَرَجُلاً مِنَ الأَنْصَارِ‏.‏ قَالَ حَمَّادٌ أَخْبَرَنَا ثَابِتٌ عَنْ أَنَسٍ كَانَ أُسَيْدُ بْنُ حُضَيْرٍ وَعَبَّادُ بْنُ بِشْرٍ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏

Enes r.a.'dan rivayete göre: "İki adam karanlık bir gecede Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanından çıktılar. Önlerinde bir nur görüverdiler. Nihayet birbirlerinden ayrıldıklarında o nur da onlarla birlikte ayrıldı." Ma'mer'in Sabit'ten, onun da Enes'ten rivayetine göre bunlar Useyd b. Hudayr ile Ensardan bir adamdı. Hammad dedi ki: Bize Sabit, Enes'ten şöyle haber verdi: "Useyd b. Hudayr ile Abbad b. Bişr, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında idiler."

Sahih al Bukhari 3805

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو ـ رضى الله عنهما ـ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ اسْتَقْرِئُوا الْقُرْآنَ مِنْ أَرْبَعَةٍ مِنَ ابْنِ مَسْعُودٍ وَسَالِمٍ مَوْلَى أَبِي حُذَيْفَةَ، وَأُبَىٍّ، وَمُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ ‏"‏‏.‏

Abdullah b. Amr r.a.'dan rivayete göre: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Kur'an okumayı şu dört kişiden öğreniniz: İbn Mes'ud'dan, Ebu Huzeyfe'nin mevlası Salim'den, Ubey'den ve Muaz b. Cebel'den."

Sahih al Bukhari 3806

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَبُو أُسَيْدٍ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ خَيْرُ دُورِ الأَنْصَارِ بَنُو النَّجَّارِ، ثُمَّ بَنُو عَبْدِ الأَشْهَلِ، ثُمَّ بَنُو الْحَارِثِ بْنِ الْخَزْرَجِ، ثُمَّ بَنُو سَاعِدَةَ وَفِي كُلِّ دُورِ الأَنْصَارِ خَيْرٌ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ سَعْدُ بْنُ عُبَادَةَ ـ وَكَانَ ذَا قِدَمٍ فِي الإِسْلاَمِ ـ أَرَى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَدْ فَضَّلَ عَلَيْنَا‏.‏ فَقِيلَ لَهُ قَدْ فَضَّلَكُمْ عَلَى نَاسٍ كَثِيرٍ‏.‏

Ebu Useyd, Resulullah'ın şöyle buyurduğunu söyledi: "Ensar'ın evlerinin hayırlısı Neccar oğullarıdır. Sonra Abdüleşhel oğulları, sonra Haris b. Hazrec oğulları, sonra Saide oğullarıdır. Bununla birlikte Ensar'ın bütün evlerinde hayır vardır." Sa'd b. Ubade, ki İslam'a erken girmişlerden idi, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in başkalarını bizden üstün tuttuğunu görüyorum." Ona: "O, sizi pek çok kimseden üstün tutmuştur." denildi.

Sahih al Bukhari 3807

حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ مَسْرُوقٍ، قَالَ ذُكِرَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْعُودٍ عِنْدَ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو فَقَالَ ذَاكَ رَجُلٌ لاَ أَزَالُ أُحِبُّهُ، سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ خُذُوا الْقُرْآنَ مِنْ أَرْبَعَةٍ مِنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ ـ فَبَدَأَ بِهِ ـ وَسَالِمٍ مَوْلَى أَبِي حُذَيْفَةَ، وَمُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ، وَأُبَىِّ بْنِ كَعْبٍ ‏"‏‏.‏

Mesruk dedi ki: "Abdullah b. Amr'ın yanında Abdullah b. Mes'ud'un sözü edilince şöyle dedi: Bu, hâlâ sevdiğim bir adamdır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Kur'an'ı dört kişiden öğreniniz: Abdullah b. Mes'ud'dan, diyerek önce onu zikretti, Ebu Huzeyfe'nin mevlası Salim'den, Muaz b. Cebel'den ve Ubey b. Ka'b'dan."

Sahih al Bukhari 3808

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، قَالَ سَمِعْتُ شُعْبَةَ، سَمِعْتُ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لأُبَىٍّ ‏"‏ إِنَّ اللَّهَ أَمَرَنِي أَنْ أَقْرَأَ عَلَيْكَ ‏{‏لَمْ يَكُنِ الَّذِينَ كَفَرُوا‏}‏ ‏"‏‏.‏ قَالَ وَسَمَّانِي قَالَ ‏"‏ نَعَمْ ‏"‏ فَبَكَى‏.‏

Enes b. Malik radıyallahu anh dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Ubey'e: "Şüphesiz Allah bana, 'Kâfirler ayrılmayacaklardı...' suresini sana okumamı emretti." buyurdu. Ubey: "Benim adımı da söyledi mi?" dedi. Allah Resulü: "Evet." deyince ağladı.

Sahih al Bukhari 3809

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ جَمَعَ الْقُرْآنَ عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَرْبَعَةٌ، كُلُّهُمْ مِنَ الأَنْصَارِ أُبَىٌّ، وَمُعَاذُ بْنُ جَبَلٍ، وَأَبُو زَيْدٍ، وَزَيْدُ بْنُ ثَابِتٍ‏.‏ قُلْتُ لأَنَسِ مَنْ أَبُو زَيْدٍ قَالَ أَحَدُ عُمُومَتِي‏.‏

Enes r.a.'dan rivayete göre: "Kur'an-ı Kerim'i Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem döneminde hepsi de Ensardan olan dört kişi cem' etmişti: Ubeyy, Muaz b. Cebel, Ebu Zeyd ve Zeyd b. Sabit." Ben (Katade) Enes'e, "Ebu Zeyd kimdir?" dedim. O da, "Amcalarımdan birisi olur." dedi.

Sahih al Bukhari 3810

حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَمَّا كَانَ يَوْمُ أُحُدٍ انْهَزَمَ النَّاسُ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَأَبُو طَلْحَةَ بَيْنَ يَدَىِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مُجَوِّبٌ بِهِ عَلَيْهِ بِحَجَفَةٍ لَهُ، وَكَانَ أَبُو طَلْحَةَ رَجُلاً رَامِيًا شَدِيدَ الْقِدِّ، يَكْسِرُ يَوْمَئِذٍ قَوْسَيْنِ أَوْ ثَلاَثًا، وَكَانَ الرَّجُلُ يَمُرُّ مَعَهُ الْجَعْبَةُ مِنَ النَّبْلِ فَيَقُولُ انْشُرْهَا لأَبِي طَلْحَةَ‏.‏ فَأَشْرَفَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَنْظُرُ إِلَى الْقَوْمِ، فَيَقُولُ أَبُو طَلْحَةَ يَا نَبِيَّ اللَّهِ بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي، لاَ تُشْرِفْ يُصِيبُكَ سَهْمٌ مِنْ سِهَامِ الْقَوْمِ، نَحْرِي دُونَ نَحْرِكَ‏.‏ وَلَقَدْ رَأَيْتُ عَائِشَةَ بِنْتَ أَبِي بَكْرٍ وَأُمَّ سُلَيْمٍ وَإِنَّهُمَا لَمُشَمِّرَتَانِ، أَرَى خَدَمَ سُوقِهِمَا، تُنْقِزَانِ الْقِرَبَ عَلَى مُتُونِهِمَا، تُفْرِغَانِهِ فِي أَفْوَاهِ الْقَوْمِ، ثُمَّ تَرْجِعَانِ فَتَمْلآنِهَا، ثُمَّ تَجِيآنِ فَتُفْرِغَانِهِ فِي أَفْوَاهِ الْقَوْمِ، وَلَقَدْ وَقَعَ السَّيْفُ مِنْ يَدَىْ أَبِي طَلْحَةَ إِمَّا مَرَّتَيْنِ، وَإِمَّا ثَلاَثًا‏.‏

Enes r.a. dedi ki: "Uhud günü insanlar Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in etrafından dağılıp geri çekildiğinde, Ebu Talha da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in önünde kalkanı ile onu korumaya çalışıyordu. Ebu Talha iyi ok atan, yayının kirişini oldukça gererek ok atan birisi idi. O gün elinde iki ya da üç yay kırıldı. Elinde bir demet ok bulunan adam onunla birlikte yürürken, 'Bunları Ebu Talha için aç.' derdi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yukarıdan savaşçılara bakınca Ebu Talha şöyle derdi: 'Ey Allah'ın Nebii, babam, anam sana feda olsun! Bakma, attıkları oklardan bir ok sana isabet edebilir. Benim göğsüm senin göğsüne siperdir.' Andolsun o gün Ebu Bekir'in kızı Aişe ve Ümmü Süleym'in, ayak bileklerini göreceğim kadar eteklerini yukarıya çekmiş olduklarını, omuzları üzerinde su kırbalarını taşıdıklarını ve o suyu kavmin ağzına boşalttıklarını, sonra geri dönüp tekrar kırbalarını doldurduklarını, tekrar o kırbaları getirip suyunu kavmin ağızlarına boşalttıklarını gördüm. Kılıç Ebu Talha'nın elinden iki ya da üç defa düşmüştü."

Sahih al Bukhari 3811

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ سَمِعْتُ مَالِكًا، يُحَدِّثُ عَنْ أَبِي النَّضْرِ، مَوْلَى عُمَرَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ عَنْ عَامِرِ بْنِ سَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ مَا سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ لأَحَدٍ يَمْشِي عَلَى الأَرْضِ إِنَّهُ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ‏.‏ إِلاَّ لِعَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَلاَمٍ قَالَ وَفِيهِ نَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ ‏{‏وَشَهِدَ شَاهِدٌ مِنْ بَنِي إِسْرَائِيلَ‏}‏ الآيَةَ‏.‏ قَالَ لاَ أَدْرِي قَالَ مَالِكٌ الآيَةَ أَوْ فِي الْحَدِيثِ‏.‏

Amir b. Sa'd b. Ebi Vakkas, babasından rivayetle dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in, Abdullah b. Selam dışında yeryüzünde yürüyen bir kimse hakkında, 'O cennetliklerdendir.' dediğini işitmiş değilim." Devamla dedi ki: "Şu ayet de onun hakkında inmiştir: 'İsrailoğullarından bir şahit de onun misline tanıklık etmiştir.'" [Ahkaf 10] Abdullah b. Yusuf dedi ki: "Malik'in 'ayet' mi dediğini, yoksa bunun hadiste mi yer aldığını bilmiyorum."

Sahih al Bukhari 3812

حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا أَزْهَرُ السَّمَّانُ، عَنِ ابْنِ عَوْنٍ، عَنْ مُحَمَّدٍ، عَنْ قَيْسِ بْنِ عُبَادٍ، قَالَ كُنْتُ جَالِسًا فِي مَسْجِدِ الْمَدِينَةِ، فَدَخَلَ رَجُلٌ عَلَى وَجْهِهِ أَثَرُ الْخُشُوعِ، فَقَالُوا هَذَا رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ‏.‏ فَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ تَجَوَّزَ فِيهِمَا ثُمَّ خَرَجَ، وَتَبِعْتُهُ فَقُلْتُ إِنَّكَ حِينَ دَخَلْتَ الْمَسْجِدَ قَالُوا هَذَا رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ‏.‏ قَالَ وَاللَّهِ مَا يَنْبَغِي لأَحَدٍ أَنْ يَقُولَ مَا لاَ يَعْلَمُ وَسَأُحَدِّثُكَ لِمَ ذَاكَ رَأَيْتُ رُؤْيَا عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَصَصْتُهَا عَلَيْهِ، وَرَأَيْتُ كَأَنِّي فِي رَوْضَةٍ ـ ذَكَرَ مِنْ سَعَتِهَا وَخُضْرَتِهَا ـ وَسْطَهَا عَمُودٌ مِنْ حَدِيدٍ، أَسْفَلُهُ فِي الأَرْضِ وَأَعْلاَهُ فِي السَّمَاءِ، فِي أَعْلاَهُ عُرْوَةٌ فَقِيلَ لَهُ ارْقَهْ‏.‏ قُلْتُ لاَ أَسْتَطِيعُ‏.‏ فَأَتَانِي مِنْصَفٌ فَرَفَعَ ثِيَابِي مِنْ خَلْفِي، فَرَقِيتُ حَتَّى كُنْتُ فِي أَعْلاَهَا، فَأَخَذْتُ بِالْعُرْوَةِ، فَقِيلَ لَهُ اسْتَمْسِكْ‏.‏ فَاسْتَيْقَظْتُ وَإِنَّهَا لَفِي يَدِي، فَقَصَصْتُهَا عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ تِلْكَ الرَّوْضَةُ الإِسْلاَمُ، وَذَلِكَ الْعَمُودُ عَمُودُ الإِسْلاَمِ، وَتِلْكَ الْعُرْوَةُ عُرْوَةُ الْوُثْقَى، فَأَنْتَ عَلَى الإِسْلاَمِ حَتَّى تَمُوتَ ‏"‏‏.‏ وَذَاكَ الرَّجُلُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَلاَمٍ‏.‏ وَقَالَ لِي خَلِيفَةُ حَدَّثَنَا مُعَاذٌ، حَدَّثَنَا ابْنُ عَوْنٍ، عَنْ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا قَيْسُ بْنُ عُبَادٍ، عَنِ ابْنِ سَلاَمٍ، قَالَ وَصِيفٌ مَكَانَ مِنْصَفٌ‏.‏

Kays b. Ubad dedi ki: "Medine mescidinde otururken yüzünde huşunun izleri görülen bir adam mescide girdi. 'Bu, cennet ehlinden bir adamdır,' dediler. Hafifçe iki rekât namaz kıldı, sonra çıktı. Ben de arkasından giderek dedim ki: 'Sen mescide girdiğinde, bu cennet ehlinden bir adamdır, dediler.' Şu cevabı verdi: 'Allah'a yemin ederim, kimsenin bilmediği bir şeyi söylememesi gerekir. Ben sana bunun sebebini anlatayım. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem döneminde bir rüya gördüm. Ben de o rüyamı ona anlattım. Kendimi bir bahçedeymişim gibi gördüm.' Bahçenin genişliğini ve yeşilliğini de zikretti. 'Ortasında alt tarafı yerde, üst tarafı semada olan demirden bir direk vardı. Üst tarafında da bir kulp vardı. Bana, ona çık, denildi. Ben, buna gücüm yetmez, dedim. Daha sonra yanıma bir hizmetçi geldi, arkamdan elbiselerimi kaldırdı. Ben de o direğe yükseldim ve nihayet onun en üst tarafına kadar çıktım. O kulpu yakaladım. Bana, iyice tutun, denildi. Uyandığımda hâlâ o kulp elimdeydi. Rüyamı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e anlatınca şöyle buyurdu: O gördüğün bahçe İslam'dır, direk İslam'ın direğidir, o kulp ise sapasağlam kulptur. Sen ölene kadar İslam üzere kalacaksın.' İşte sözü geçen o adam Abdullah b. Selam'dır. Kays b. Ubad'ın İbn Selam'dan olan rivayetinde, 'minsaf' yerine 'vasîf' lafzı kullanılmıştır.

Sahih al Bukhari 3813

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، أَتَيْتُ الْمَدِينَةَ فَلَقِيتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ سَلاَمٍ ـ رضى الله عنه ـ فَقَالَ أَلاَ تَجِيءُ فَأُطْعِمَكَ سَوِيقًا وَتَمْرًا، وَتَدْخُلَ فِي بَيْتٍ ثُمَّ قَالَ إِنَّكَ بِأَرْضٍ الرِّبَا بِهَا فَاشٍ، إِذَا كَانَ لَكَ عَلَى رَجُلٍ حَقٌّ فَأَهْدَى إِلَيْكَ حِمْلَ تِبْنٍ، أَوْ حِمْلَ شَعِيرٍ أَوْ حِمْلَ قَتٍّ، فَلاَ تَأْخُذْهُ، فَإِنَّهُ رِبًا‏.‏ وَلَمْ يَذْكُرِ النَّضْرُ وَأَبُو دَاوُدَ وَوَهْبٌ عَنْ شُعْبَةَ الْبَيْتَ‏.‏

Said b. Ebi Bürde, babasından rivayetle dedi ki: "Medine'ye gittim ve Abdullah b. Selam radıyallahu anh ile karşılaştım. Bana, 'Benimle gelmez misin? Sana sevik ve hurma yedireyim, bir eve de girersin,' dedi. Sonra şunları ekledi: 'Sen ribanın yaygın olduğu bir yerde bulunuyorsun. Bir kimseden alacağın varsa ve o sana bir yük saman, bir yük arpa yahut bir yük yonca hediye ederse onu alma. Çünkü bu ribadır.' Nadr, Ebu Davud ve Vehb'in Şu'be'den olan rivayetlerinde ev zikredilmemiştir.

Sahih al Bukhari 3814

حَدَّثَنِي مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا عَبْدَةُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ جَعْفَرٍ، قَالَ سَمِعْتُ عَلِيًّا ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ح حَدَّثَنِي صَدَقَةُ أَخْبَرَنَا عَبْدَةُ عَنْ هِشَامٍ عَنْ أَبِيهِ قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ جَعْفَرٍ عَنْ عَلِيٍّ ـ رضى الله عنهم ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ خَيْرُ نِسَائِهَا مَرْيَمُ، وَخَيْرُ نِسَائِهَا خَدِيجَةُ ‏"‏‏.‏

Ali b. Ebi Talib radıyallahu anh, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu bildirdi: "Onun kadınlarının en hayırlısı Meryem'dir. Onun kadınlarının en hayırlısı da Hatice'dir."

Sahih al Bukhari 3815

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُفَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، قَالَ كَتَبَ إِلَىَّ هِشَامٌ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ مَا غِرْتُ عَلَى امْرَأَةٍ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مَا غِرْتُ عَلَى خَدِيجَةَ، هَلَكَتْ قَبْلَ أَنْ يَتَزَوَّجَنِي، لِمَا كُنْتُ أَسْمَعُهُ يَذْكُرُهَا، وَأَمَرَهُ اللَّهُ أَنْ يُبَشِّرَهَا بِبَيْتٍ مِنْ قَصَبٍ، وَإِنْ كَانَ لَيَذْبَحُ الشَّاةَ فَيُهْدِي فِي خَلاَئِلِهَا مِنْهَا مَا يَسَعُهُنَّ‏.‏

Aişe r.anha dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hanımları arasında Hatice'yi kıskandığım kadar hiçbir hanımını kıskanmış değilim. (Halbuki) benimle evlenmeden önce o vefat etmişti. Buna sebep ise onun, (sürekli olarak) adını anmasını duymamdır. Ayrıca Allah ona içi oyulmuş inciden bir köşk ile onu müjdelemesini emretmişti. Andolsun bir koyun keser ve onun arkadaşlarına onlara yetecek kadarını hediye olarak gönderirdi.

Sahih al Bukhari 3816

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا حُمَيْدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ مَا غِرْتُ عَلَى امْرَأَةٍ مَا غِرْتُ عَلَى خَدِيجَةَ، مِنْ كَثْرَةِ ذِكْرِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِيَّاهَا‏.‏ قَالَتْ وَتَزَوَّجَنِي بَعْدَهَا بِثَلاَثِ سِنِينَ، وَأَمَرَهُ رَبُّهُ عَزَّ وَجَلَّ أَوْ جِبْرِيلُ ـ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ـ أَنْ يُبَشِّرَهَا بِبَيْتٍ فِي الْجَنَّةِ مِنْ قَصَبٍ‏.‏

Aişe r.anha dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem adını çokça andığından ötürü Hatice'yi kıskandığım kadar hiçbir kadını kıskanmadım. (Aişe devamla) dedi ki: Üstelik benimle ondan üç yıl sonra evlenmiştir. Aziz ve celil olan Rabbi -ya da Cibril aleyhisselam- onu cennette içi oyulmuş inciden bir köşk ile müjdelemesini emir buyurmuştu."

Sahih al Bukhari 3817

حَدَّثَنِي عُمَرُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ حَسَنٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا حَفْصٌ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ مَا غِرْتُ عَلَى أَحَدٍ مِنْ نِسَاءِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مَا غِرْتُ عَلَى خَدِيجَةَ، وَمَا رَأَيْتُهَا، وَلَكِنْ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُكْثِرُ ذِكْرَهَا، وَرُبَّمَا ذَبَحَ الشَّاةَ، ثُمَّ يُقَطِّعُهَا أَعْضَاءً، ثُمَّ يَبْعَثُهَا فِي صَدَائِقِ خَدِيجَةَ، فَرُبَّمَا قُلْتُ لَهُ كَأَنَّهُ لَمْ يَكُنْ فِي الدُّنْيَا امْرَأَةٌ إِلاَّ خَدِيجَةُ‏.‏ فَيَقُولُ إِنَّهَا كَانَتْ وَكَانَتْ، وَكَانَ لِي مِنْهَا وَلَدٌ‏.‏

Aişe r.anha dedi ki: Hatice'yi kıskandığım kadar Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hanımlarından kimseyi kıskanmadım. Üstelik onu görmüş de değilim fakat Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu çokça anıyordu. Kimi zaman bir koyun keser, sonra da onu parçalar, arkasından onu Hatice'nin arkadaşlarına gönderirdi. Bazen ona: Sanki dünyada Hatice'den başka kadın yokmuş, derdim de, şöyle derdi: O şöyle idi, böyle idi. Üstelik benim ondan çocuklarım oldu.

Sahih al Bukhari 3818

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، قَالَ قُلْتُ لِعَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي أَوْفَى ـ رضى الله عنهما ـ بَشَّرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم خَدِيجَةَ قَالَ نَعَمْ بِبَيْتٍ مِنْ قَصَبٍ، لاَ صَخَبَ فِيهِ وَلاَ نَصَبَ‏.‏

İsmail dedi ki: "Abdullah b. Ebi Evfa r.a.'ya dedim ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hatice'yi müjdeledi mi? O şöyle buyurdu: Evet, (onu cennette) içinde gürültü, patırtı ve yorgunluk olmayan, içi oyulmuş inciden bir köşk ile müjdeledi."

Sahih al Bukhari 3819

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ فُضَيْلٍ، عَنْ عُمَارَةَ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَتَى جِبْرِيلُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ هَذِهِ خَدِيجَةُ قَدْ أَتَتْ مَعَهَا إِنَاءٌ فِيهِ إِدَامٌ أَوْ طَعَامٌ أَوْ شَرَابٌ، فَإِذَا هِيَ أَتَتْكَ فَاقْرَأْ عَلَيْهَا السَّلاَمَ مِنْ رَبِّهَا وَمِنِّي، وَبَشِّرْهَا بِبَيْتٍ فِي الْجَنَّةِ مِنْ قَصَبٍ، لاَ صَخَبَ فِيهِ وَلاَ نَصَبَ‏.‏

Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Cibril, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek dedi ki: Ey Allah'ın Resulü, işte bu Hatice'dir. Beraberinde içinde yemek yahut yiyecek ya da içecek bulunan bir kap ile geliyor. Yanına geldiği vakit sen ona Rabbinden ve benden selam söyle ve ona içinde gürültünün, patırtının, yorgunluğun, argınlığın bulunmadığı, içi oyulmuş inciden bir köşkü de müjdele."

Sahih al Bukhari 3820

وَقَالَ إِسْمَاعِيلُ بْنُ خَلِيلٍ أَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتِ اسْتَأْذَنَتْ هَالَةُ بِنْتُ خُوَيْلِدٍ أُخْتُ خَدِيجَةَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَعَرَفَ اسْتِئْذَانَ خَدِيجَةَ فَارْتَاعَ لِذَلِكَ، فَقَالَ ‏ "‏ اللَّهُمَّ هَالَةَ ‏"‏‏.‏ قَالَتْ فَغِرْتُ فَقُلْتُ مَا تَذْكُرُ مِنْ عَجُوزٍ مِنْ عَجَائِزِ قُرَيْشٍ، حَمْرَاءِ الشِّدْقَيْنِ، هَلَكَتْ فِي الدَّهْرِ، قَدْ، أَبْدَلَكَ اللَّهُ خَيْرًا مِنْهَا

Aişe r.anha dedi ki: "Hatice'nin kız kardeşi Huveylid kızı Hale, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna girmek üzere izin istedi. Bu ona Hatice'nin izin isteyişini hatırlattı. Bu sebeple adeta dehşete kapıldı ve: 'Allah'ım, Hale bu!' dedi. Aişe dedi ki: Ben de kıskandım ve dedim ki: Geçmiş zamanda ölüp gitmiş, ağzının etrafı kırmızı, Kureyş'in koca karılarından bir kocakarının nesini hatırlıyorsun ki? Üstelik Allah sana onun yerine ondan hayırlısını vermiş bulunuyor."

Sahih al Bukhari 3821

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ الْوَاسِطِيُّ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنْ بَيَانٍ، عَنْ قَيْسٍ، قَالَ سَمِعْتُهُ يَقُولُ قَالَ جَرِيرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه مَا حَجَبَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مُنْذُ أَسْلَمْتُ، وَلاَ رَآنِي إِلاَّ ضَحِكَ‏.‏

Kays şöyle demiştir: Ben onu şöyle derken işittim: Cerîr ibn Abdillah (radıyallahü anh): Ben İslâm'a girdiğimden beri Rasûlüllah beni huzuruna girmekten men etmedi ve beni her gördüğünde muhakkak gülümsedi, demiştir.

Sahih al Bukhari 3822

وَعَنْ قَيْسٍ، عَنْ جَرِيرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كَانَ فِي الْجَاهِلِيَّةِ بَيْتٌ يُقَالَ لَهُ ذُو الْخَلَصَةِ، وَكَانَ يُقَالُ لَهُ الْكَعْبَةُ الْيَمَانِيَةُ، أَوِ الْكَعْبَةُ الشَّأْمِيَّةُ، فَقَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ هَلْ أَنْتَ مُرِيحِي مِنْ ذِي الْخَلَصَةِ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَنَفَرْتُ إِلَيْهِ فِي خَمْسِينَ وَمِائَةِ فَارِسٍ مِنْ أَحْمَسَ ـ قَالَ ـ فَكَسَرْنَا، وَقَتَلْنَا مَنْ وَجَدْنَا عِنْدَهُ، فَأَتَيْنَاهُ، فَأَخْبَرْنَاهُ، فَدَعَا لَنَا وَلأَحْمَسَ‏.‏

Cerir b. Abdullah dedi ki: "Cahiliye döneminde Zülhalasa diye anılan bir ev vardı. Ona el-Ka'betü'l-Yemaniyye yahut el-Ka'betü'ş-Şamiyye denilirdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana: Zülhalasa'dan yana beni rahata kavuşturur musun, dedi. Cerir dedi ki: Ben de Ahmeslilerden yüz elli atlı ile onun üzerine gittim. Dedi ki: Onu kırdık, yanında kimi bulduysak öldürdük. Daha sonra Nebi'nin yanına geldik. Ona olanı haber verdik. O da hem bize hem de Ahmes'e dua etti."

Sahih al Bukhari 3823

حَدَّثَنِي إِسْمَاعِيلُ بْنُ خَلِيلٍ، أَخْبَرَنَا سَلَمَةُ بْنُ رَجَاءٍ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، رضى الله عنها قَالَتْ لَمَّا كَانَ يَوْمُ أُحُدٍ هُزِمَ الْمُشْرِكُونَ هَزِيمَةً بَيِّنَةً، فَصَاحَ إِبْلِيسُ أَىْ عِبَادَ اللَّهِ أُخْرَاكُمْ، فَرَجَعَتْ أُولاَهُمْ عَلَى أُخْرَاهُمْ، فَاجْتَلَدَتْ أُخْرَاهُمْ، فَنَظَرَ حُذَيْفَةُ، فَإِذَا هُوَ بِأَبِيهِ فَنَادَى أَىْ عِبَادَ اللَّهِ، أَبِي أَبِي‏.‏ فَقَالَتْ فَوَاللَّهِ مَا احْتَجَزُوا حَتَّى قَتَلُوهُ، فَقَالَ حُذَيْفَةُ غَفَرَ اللَّهُ لَكُمْ‏.‏ قَالَ أَبِي فَوَاللَّهِ مَا زَالَتْ فِي حُذَيْفَةَ مِنْهَا بَقِيَّةُ خَيْرٍ حَتَّى لَقِيَ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ‏.‏

Aişe (radıyallahu anha) dedi ki: "Uhud gününde müşrikler açık bir şekilde bozguna uğradılar. Bunun üzerine İblis: Ey Allah'ın kulları, arkanızdakiler! diye feryat etti. Bunun üzerine önde olanlar arkada kalanların üzerine döndüler ve birbirleriyle çarpıştılar. Huzeyfe bir baktı, babasını görüverdi. Ey Allah'ın kulları, babam, babam! diye bağırdı." Aişe dedi ki: "Allah'a yemin ederim, onu öldürünceye kadar durmadılar. Bunun üzerine Huzeyfe: Allah sizi bağışlasın, dedi." Urve dedi ki: "Allah'a yemin ederim, aziz ve celil olan Allah'a kavuşuncaya kadar bundan dolayı Huzeyfe'de hep bir hayır kalıntısı varlığını sürdürdü."

Sahih al Bukhari 3824

وَقَالَ عَبْدَانُ أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا يُونُسُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، حَدَّثَنِي عُرْوَةُ، أَنَّ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ جَاءَتْ هِنْدٌ بِنْتُ عُتْبَةَ قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ، مَا كَانَ عَلَى ظَهْرِ الأَرْضِ مِنْ أَهْلِ خِبَاءٍ أَحَبُّ إِلَىَّ أَنْ يَذِلُّوا مِنْ أَهْلِ خِبَائِكَ، ثُمَّ مَا أَصْبَحَ الْيَوْمَ عَلَى ظَهْرِ الأَرْضِ أَهْلُ خِبَاءٍ أَحَبَّ إِلَىَّ أَنْ يَعِزُّوا مِنْ أَهْلِ خِبَائِكَ‏.‏ قَالَ وَأَيْضًا وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ، قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ أَبَا سُفْيَانَ رَجُلٌ مِسِّيكٌ، فَهَلْ عَلَىَّ حَرَجٌ أَنْ أُطْعِمَ مِنَ الَّذِي لَهُ عِيَالَنَا قَالَ ‏ "‏ لاَ أُرَاهُ إِلاَّ بِالْمَعْرُوفِ ‏"‏‏.‏

Aişe r.anha dedi ki: "Utbe'nin kızı Hind gelerek, ey Allah'ın Resulü dedi. Yeryüzünde bulunan bütün hane halkları arasında senin hane halkından daha çok zelil olmalarını istediğim hiçbir hane halkı yoktu. Şimdi ise artık bugün yeryüzündeki bütün hane halkları arasında senin hane halkından daha çok aziz olmalarını istediğim hiçbir hane halkı yoktur. Allah Resulü: Nefsim elinde olana yemin ederim ki yine de, diye buyurdu. Hind dedi ki: Ey Allah'ın Resulü, Ebu Süfyan çok eli sıkı birisidir. Ona ait olan maldan çoluk çocuğumuza bir şeyler yedirmemde benim için bir sakınca olur mu? Allah Resulü: Ma'ruf ile olmak şartıyla olmayacağı kanaatindeyim."

Sahih al Bukhari 3825

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي بَكْرٍ، حَدَّثَنَا فُضَيْلُ بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنَا مُوسَى، حَدَّثَنَا سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، رضى الله عنهما أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم لَقِيَ زَيْدَ بْنَ عَمْرِو بْنِ نُفَيْلٍ بِأَسْفَلِ بَلْدَحَ، قَبْلَ أَنْ يَنْزِلَ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم الْوَحْىُ فَقُدِّمَتْ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم سُفْرَةٌ، فَأَبَى أَنْ يَأْكُلَ مِنْهَا ثُمَّ قَالَ زَيْدٌ إِنِّي لَسْتُ آكُلُ مِمَّا تَذْبَحُونَ عَلَى أَنْصَابِكُمْ، وَلاَ آكُلُ إِلاَّ مَا ذُكِرَ اسْمُ اللَّهِ عَلَيْهِ‏.‏ وَأَنَّ زَيْدَ بْنَ عَمْرٍو كَانَ يَعِيبُ عَلَى قُرَيْشٍ ذَبَائِحَهُمْ، وَيَقُولُ الشَّاةُ خَلَقَهَا اللَّهُ، وَأَنْزَلَ لَهَا مِنَ السَّمَاءِ الْمَاءَ، وَأَنْبَتَ لَهَا مِنَ الأَرْضِ، ثُمَّ تَذْبَحُونَهَا عَلَى غَيْرِ اسْمِ اللَّهِ إِنْكَارًا لِذَلِكَ وَإِعْظَامًا لَهُ‏.‏

Abdullah b. Ömer r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Beldah denilen yerin alt taraflarında kendisine vahiy nazil olmadan önce Zeyd b. Amr b. Nufeyl ile karşılaştı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in önüne bir sofra serildi. Ondan yemek istemedi. Daha sonra Zeyd dedi ki: Ben sizlerin putlarınız üzere kestiklerinizden yemem. Ben ancak üzerine Allah'ın adı anılarak kesilenleri yerim. Şüphesiz Zeyd b. Amr Kureyşlilerin kestiği hayvanları ayıplar ve şöyle derdi: Koyunu yaratan Allah'tır. Ona semadan su indirdi, yerden de ona ot bitirdi. Daha sonra sizler onu Allah'tan başkası adına kesiyorsunuz. Böylece onların yaptıklarını reddediyor ve (vebali) pek büyük bir iş yaptıkları kanaatinde olduğunu açığa vurmuş oluyordu."

Sahih al Bukhari 3826

قَالَ مُوسَى حَدَّثَنِي سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، وَلاَ أَعْلَمُهُ إِلاَّ تُحُدِّثَ بِهِ عَنِ ابْنِ عُمَرَ أَنَّ زَيْدَ بْنَ عَمْرِو بْنِ نُفَيْلٍ خَرَجَ إِلَى الشَّأْمِ، يَسْأَلُ عَنِ الدِّينِ وَيَتْبَعُهُ فَلَقِيَ عَالِمًا مِنَ الْيَهُودِ، فَسَأَلَهُ عَنْ دِينِهِمْ، فَقَالَ إِنِّي لَعَلِّي أَنْ أَدِينَ دِينَكُمْ، فَأَخْبِرْنِي‏.‏ فَقَالَ لاَ تَكُونُ عَلَى دِينِنَا حَتَّى تَأْخُذَ بِنَصِيبِكَ مِنْ غَضَبِ اللَّهِ‏.‏ قَالَ زَيْدٌ مَا أَفِرُّ إِلاَّ مِنْ غَضَبِ اللَّهِ، وَلاَ أَحْمِلُ مِنْ غَضَبِ اللَّهِ شَيْئًا أَبَدًا، وَأَنَّى أَسْتَطِيعُهُ فَهَلْ تَدُلُّنِي عَلَى غَيْرِهِ قَالَ مَا أَعْلَمُهُ إِلاَّ أَنْ يَكُونَ حَنِيفًا‏.‏ قَالَ زَيْدٌ وَمَا الْحَنِيفُ قَالَ دِينُ إِبْرَاهِيمَ لَمْ يَكُنْ يَهُودِيًّا وَلاَ نَصْرَانِيًّا وَلاَ يَعْبُدُ إِلاَّ اللَّهَ‏.‏ فَخَرَجَ زَيْدٌ فَلَقِيَ عَالِمًا مِنَ النَّصَارَى، فَذَكَرَ مِثْلَهُ، فَقَالَ لَنْ تَكُونَ عَلَى دِينِنَا حَتَّى تَأْخُذَ بِنَصِيبِكَ مِنْ لَعْنَةِ اللَّهِ‏.‏ قَالَ مَا أَفِرُّ إِلاَّ مِنْ لَعْنَةِ اللَّهِ، وَلاَ أَحْمِلُ مِنْ لَعْنَةِ اللَّهِ وَلاَ مِنْ غَضَبِهِ شَيْئًا أَبَدًا، وَأَنَّى أَسْتَطِيعُ فَهَلْ تَدُلُّنِي عَلَى غَيْرِهِ قَالَ مَا أَعْلَمُهُ إِلاَّ أَنْ يَكُونَ حَنِيفًا‏.‏ قَالَ وَمَا الْحَنِيفُ قَالَ دِينُ إِبْرَاهِيمَ لَمْ يَكُنْ يَهُودِيًّا وَلاَ نَصْرَانِيًّا وَلاَ يَعْبُدُ إِلاَّ اللَّهَ‏.‏ فَلَمَّا رَأَى زَيْدٌ قَوْلَهُمْ فِي إِبْرَاهِيمَ ـ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ـ خَرَجَ، فَلَمَّا بَرَزَ رَفَعَ يَدَيْهِ فَقَالَ اللَّهُمَّ إِنِّي أَشْهَدُ أَنِّي عَلَى دِينِ إِبْرَاهِيمَ‏.‏

İbn Ömer'den rivayete göre Zeyd b. Amr b. Nufeyl doğru dini soruşturmak ve ona tabi olmak üzere Şam'a çıkıp gitti. Yahudilerden bir alim ile karşılaştı. Ona dinlerine dair bir şeyler sordu ve, belki sizin dininize girebilirim, bana anlat, dedi. Yahudi alimi, Allah'ın gazabından payına düşeni almadığın sürece sen bizim dinimiz üzere olamazsın, dedi. Zeyd, ben ancak Allah'ın gazabından kaçmaya çalışıyorum. Ben ebediyyen, gücüm yettiği sürece Allah'ın gazabından hiçbir şey yüklenmek istemiyorum. Peki, sen bana başkasını gösterebilir misin, dedi. Yahudi alimi, bildiğim kadarıyla bu ancak hanif dini olabilir, dedi. Zeyd, Hanif nedir, diye sordu. Yahudi, İbrahim'in dini, dedi. O Yahudi de değildi, Nasrani de değildi, Allah'tan başkasına ibadet de etmiyordu. Zeyd çıkıp gitti. Hristiyanlardan bir alime rastladı. Ona da benzeri şeyleri zikretti. Hristiyan alimi ona, Allah'ın lanetinden payına düşeni almadığın sürece bizim dinimiz üzere olamazsın, dedi. Zeyd, ben ise ancak Allah'ın lanetinden kaçıyorum. Gücüm yettiği sürece Allah'ın lanetinden de, onun gazabından da hiçbir şey yüklenmek istemiyorum. Sen bana başkasını gösterebilir misin, dedi. Hristiyan alimi, bildiğim kadarıyla bu ancak haniflik olabilir, dedi. Zeyd, Hanif ne demek, diye sordu. Hristiyan, İbrahim'in dinidir, dedi. O Yahudi de değildi, Hristiyan da değildi. Allah'tan başkasına da ibadet etmezdi. Zeyd, onların İbrahim aleyhisselam hakkında söylediklerini görünce yanlarından çıkıp ayrıldıktan sonra ellerini kaldırarak dua etti: Allah'ım, İbrahim'in dini üzere olduğuma seni şahit tutuyorum."

Sahih al Bukhari 3827

وَقَالَ اللَّيْثُ كَتَبَ إِلَىَّ هِشَامٌ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَسْمَاءَ بِنْتِ أَبِي بَكْرٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَتْ رَأَيْتُ زَيْدَ بْنَ عَمْرِو بْنِ نُفَيْلٍ قَائِمًا مُسْنِدًا ظَهْرَهُ إِلَى الْكَعْبَةِ يَقُولُ يَا مَعَاشِرَ قُرَيْشٍ، وَاللَّهِ مَا مِنْكُمْ عَلَى دِينِ إِبْرَاهِيمَ غَيْرِي، وَكَانَ يُحْيِي الْمَوْءُودَةَ، يَقُولُ لِلرَّجُلِ إِذَا أَرَادَ أَنْ يَقْتُلَ ابْنَتَهُ لاَ تَقْتُلْهَا، أَنَا أَكْفِيكَهَا مَئُونَتَهَا‏.‏ فَيَأْخُذُهَا فَإِذَا تَرَعْرَعَتْ قَالَ لأَبِيهَا إِنْ شِئْتَ دَفَعْتُهَا إِلَيْكَ، وَإِنْ شِئْتَ كَفَيْتُكَ مَئُونَتَهَا‏.‏

Ebu Bekir r.a.'ın kızı Esma r.anha dedi ki: "Ben Zeyd b. Amr b. Nufeyl'i ayakta, sırtını Ka'be'ye vermiş olarak şöyle derken gördüm: Ey Kureyş topluluğu! Allah'a yemin ederim, aranızda benim dışımda kimse İbrahim'in dini üzere değildir. O, mev'udeyi (diri diri gömülmek istenen kızı) ölümden kurtarıyor; kızını öldürmek istediği takdirde adama, 'Onu öldürme, onun geçimini senin yerine ben karşılayacağım,' diyordu. Sonra o kızı ondan alırdı. Büyüyünce babasına, 'Arzu edersen onu sana geri verebilirim, dilersen onun ihtiyaçlarını senin yerine karşılamaya devam edebilirim,' derdi."

Sahih al Bukhari 3828

حَدَّثَنِي مَحْمُودٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، قَالَ أَخْبَرَنِي ابْنُ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ، سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ لَمَّا بُنِيَتِ الْكَعْبَةُ ذَهَبَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَعَبَّاسٌ يَنْقُلاَنِ الْحِجَارَةَ، فَقَالَ عَبَّاسٌ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم اجْعَلْ إِزَارَكَ عَلَى رَقَبَتِكَ يَقِيكَ مِنَ الْحِجَارَةِ، فَخَرَّ إِلَى الأَرْضِ، وَطَمَحَتْ عَيْنَاهُ إِلَى السَّمَاءِ ثُمَّ أَفَاقَ فَقَالَ ‏ "‏ إِزَارِي إِزَارِي ‏"‏‏.‏ فَشَدَّ عَلَيْهِ إِزَارَهُ‏.‏

Cabir b. Abdullah r.a. dedi ki: "Ka'be bina edilince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile Abbas taş taşımaya gittiler. Abbas, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e, 'İzarını (belden aşağısını örten elbiseni) boynunun üzerine koy, seni taşlardan korusun,' dedi. Nebi hemen yere yıkıldı ve gözleri göğe doğru bakmaya başladı. Daha sonra ayılınca, 'İzarım, izarım!' dedi ve izarını üzerine bağladı."

Sahih al Bukhari 3829

حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، وَعُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي يَزِيدَ، قَالاَ لَمْ يَكُنْ عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حَوْلَ الْبَيْتِ حَائِطٌ، كَانُوا يُصَلُّونَ حَوْلَ الْبَيْتِ، حَتَّى كَانَ عُمَرُ، فَبَنَى حَوْلَهُ حَائِطًا ـ قَالَ عُبَيْدُ اللَّهِ ـ جَدْرُهُ قَصِيرٌ، فَبَنَاهُ ابْنُ الزُّبَيْرِ‏.‏

Amr b. Dinar ile Ubeydullah b. Ebi Yezid dediler ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in döneminde Beyt'in etrafında bir çevre duvarı yoktu. Onlar Beyt'in etrafında namaz kılıyorlardı. Nihayet Ömer, halifeliği döneminde etrafına bir duvar bina etti." Ubeydullah, "Duvarları kısa idi," dedi. Onu, duvarlarını yüksek tutarak İbnu'z-Zübeyr bina etti.

Sahih al Bukhari 3830

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، قَالَ هِشَامٌ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ عَاشُورَاءُ يَوْمًا تَصُومُهُ قُرَيْشٌ فِي الْجَاهِلِيَّةِ، وَكَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَصُومُهُ، فَلَمَّا قَدِمَ الْمَدِينَةَ صَامَهُ وَأَمَرَ بِصِيَامِهِ، فَلَمَّا نَزَلَ رَمَضَانُ كَانَ مَنْ شَاءَ صَامَهُ، وَمَنْ شَاءَ لاَ يَصُومُهُ‏.‏

Aişe r.anha dedi ki: "Cahiliye döneminde Kureyş Aşure günü oruç tutardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de o günü oruçla geçirirdi. Medine'ye geldiğinde kendisi o gün oruç tuttuğu gibi oruç tutulmasını da emretti. Ramazan orucuna dair hüküm nazil olunca dileyen o günü oruç tutar, istemeyen de tutmazdı."

Sahih al Bukhari 3831

حَدَّثَنَا مُسْلِمٌ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، حَدَّثَنَا ابْنُ طَاوُسٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانُوا يَرَوْنَ أَنَّ الْعُمْرَةَ فِي أَشْهُرِ الْحَجِّ مِنَ الْفُجُورِ فِي الأَرْضِ، وَكَانُوا يُسَمُّونَ الْمُحَرَّمَ صَفَرًا وَيَقُولُونَ إِذَا بَرَا الدَّبَرْ، وَعَفَا الأَثَرْ، حَلَّتِ الْعُمْرَةُ لِمَنِ اعْتَمَرْ‏.‏ قَالَ فَقَدِمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَصْحَابُهُ رَابِعَةً مُهِلِّينَ بِالْحَجِّ وَأَمَرَهُمُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَجْعَلُوهَا عُمْرَةً‏.‏ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَىُّ الْحِلِّ قَالَ ‏ "‏ الْحِلُّ كُلُّهُ ‏"‏‏.‏

İbn Abbas r.a. dedi ki: "(Cahiliye dönemi insanları) hac aylarında umre yapmayı, yeryüzünde facirlik olarak görüyorlardı. Diğer taraftan Muharrem ayına Safer adını veriyorlar ve develerin (vesair bineklerin) sırtındaki yaralar iyileşip izleri silinince umre yapmak isteyen kimseye umre yapmak helal olur, derlerdi." (İbn Abbas devamla) dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve ashabı (Zulhiccenin) dördüncü günü hac niyetiyle ihrama girip telbiye etmiş olarak geldiler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de onlara bu ihrama girişlerini umre diye değiştirmelerini emretti. 'Ey Allah'ın Resulü, (ihramdan çıktıktan sonra) ne helal olur?' dediler. O da, 'Her şey helaldir,' diye buyurdu."

Sahih al Bukhari 3832

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ كَانَ عَمْرٌو يَقُولُ حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ جَاءَ سَيْلٌ فِي الْجَاهِلِيَّةِ فَكَسَا مَا بَيْنَ الْجَبَلَيْنِ‏.‏ قَالَ سُفْيَانُ وَيَقُولُ إِنَّ هَذَا لَحَدِيثٌ لَهُ شَأْنٌ‏.‏

Said b. el-Museyyeb babasından, o da dedesinden rivayetle dedi ki: "Cahiliye döneminde bir sel geldi. Her iki dağın arasını örttü." (Ravilerden) Süfyan dedi ki: "(Amr) ayrıca, 'Bu çok önemli bir hadistir,' derdi."

Sahih al Bukhari 3833

حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ بَيَانٍ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ قَيْسِ بْنِ أَبِي حَازِمٍ، قَالَ دَخَلَ أَبُو بَكْرٍ عَلَى امْرَأَةٍ مِنْ أَحْمَسَ يُقَالُ لَهَا زَيْنَبُ، فَرَآهَا لاَ تَكَلَّمُ، فَقَالَ مَا لَهَا لاَ تَكَلَّمُ قَالُوا حَجَّتْ مُصْمِتَةً‏.‏ قَالَ لَهَا تَكَلَّمِي، فَإِنَّ هَذَا لاَ يَحِلُّ، هَذَا مِنْ عَمَلِ الْجَاهِلِيَّةِ‏.‏ فَتَكَلَّمَتْ، فَقَالَتْ مَنْ أَنْتَ قَالَ امْرُؤٌ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ‏.‏ قَالَتْ أَىُّ الْمُهَاجِرِينَ قَالَ مِنْ قُرَيْشٍ‏.‏ قَالَتْ مِنْ أَىِّ قُرَيْشٍ أَنْتَ قَالَ إِنَّكِ لَسَئُولٌ أَنَا أَبُو بَكْرٍ‏.‏ قَالَتْ مَا بَقَاؤُنَا عَلَى هَذَا الأَمْرِ الصَّالِحِ الَّذِي جَاءَ اللَّهُ بِهِ بَعْدَ الْجَاهِلِيَّةِ قَالَ بَقَاؤُكُمْ عَلَيْهِ مَا اسْتَقَامَتْ بِكُمْ أَئِمَّتُكُمْ‏.‏ قَالَتْ وَمَا الأَئِمَّةُ قَالَ أَمَا كَانَ لِقَوْمِكِ رُءُوسٌ وَأَشْرَافٌ يَأْمُرُونَهُمْ فَيُطِيعُونَهُمْ قَالَتْ بَلَى‏.‏ قَالَ فَهُمْ أُولَئِكَ عَلَى النَّاسِ‏.‏

Kays b. Ebi Hazim dedi ki: "Ebu Bekir, Zeyneb diye anılan Ahmeslilerden bir kadının yanına gitti. Onun konuşmadığını gördü. Buna ne oluyor, niye konuşmuyor diye sordu. Etrafındakiler, konuşmamak şartıyla haccediyor, dediler. Ebu Bekir ona, Konuş dedi, böyle bir şey helal olmaz. Bu cahiliye dönemi uygulamalarındandır. Bunun üzerine kadın konuştu, sen kimsin dedi. O, ben muhacirlerden bir kişiyim dedi. Kadın, hangi muhacirlerden diye sordu, Kureyş'ten dedi. Kadın: Kureyş'in hangilerindensin, dedi. O, sen çok soru soruyorsun, ben Ebu Bekir'im dedi. Kadın, cahiliyeden sonra Allah'ın bize gönderdiği bu doğru iş üzerinde ne kadar kalacağız, diye sordu. Ebu Bekir şu cevabı verdi: Sizin bu iş üzere kalışınız, sizin imamlarınızın size istikamet üzere muamele etmesine bağlıdır. Kadın, imamlar ne oluyor, deyince, dedi ki: Senin kavminin onlara emir veren ve kavminin kendilerine itaat ettiği başları ve eşrafı yok muydu? Kadın evet deyince, şu cevabı verdi: İşte onlar insanların başında olan yöneticilerdir, dedi.

Sahih al Bukhari 3834

حَدَّثَنِي فَرْوَةُ بْنُ أَبِي الْمَغْرَاءِ، أَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ أَسْلَمَتِ امْرَأَةٌ سَوْدَاءُ لِبَعْضِ الْعَرَبِ، وَكَانَ لَهَا حِفْشٌ فِي الْمَسْجِدِ قَالَتْ فَكَانَتْ تَأْتِينَا فَتَحَدَّثُ عِنْدَنَا فَإِذَا فَرَغَتْ مِنْ حَدِيثِهَا قَالَتْ وَيَوْمُ الْوِشَاحِ مِنْ تَعَاجِيبِ رَبِّنَا أَلاَ إِنَّهُ مِنْ بَلْدَةِ الْكُفْرِ أَنْجَانِي فَلَمَّا أَكْثَرَتْ قَالَتْ لَهَا عَائِشَةُ وَمَا يَوْمُ الْوِشَاحِ قَالَتْ خَرَجَتْ جُوَيْرِيَةٌ لِبَعْضِ أَهْلِي، وَعَلَيْهَا وِشَاحٌ مِنْ أَدَمٍ فَسَقَطَ مِنْهَا، فَانْحَطَّتْ عَلَيْهِ الْحُدَيَّا وَهْىَ تَحْسِبُهُ لَحْمًا، فَأَخَذَتْ فَاتَّهَمُونِي بِهِ فَعَذَّبُونِي، حَتَّى بَلَغَ مِنْ أَمْرِي أَنَّهُمْ طَلَبُوا فِي قُبُلِي، فَبَيْنَا هُمْ حَوْلِي وَأَنَا فِي كَرْبِي إِذْ أَقْبَلَتِ الْحُدَيَّا حَتَّى وَازَتْ بِرُءُوسِنَا ثُمَّ أَلْقَتْهُ، فَأَخَذُوهُ فَقُلْتُ لَهُمْ هَذَا الَّذِي اتَّهَمْتُمُونِي بِهِ وَأَنَا مِنْهُ بَرِيئَةٌ‏.‏

Aişe r.anha dedi ki: "Araplardan birisine ait siyah bir kadın Müslüman oldu. Bu kadının mescitte daracık bir evi de vardı. (Aişe) dedi ki: (Zaman zaman) yanımıza gelir ve yanımızda konuşurdu. Sözü bittiği vakit şöyle derdi: "O kemer günü Rabbimizin hayret verici işlerindendir. Haberiniz olsun, şüphesiz ki o, küfür beldesinden beni kurtardı." Bunu çokça söylediğini görünce Aişe ona dedi ki: Bu kemer günü dediğin nedir? Kadın dedi ki: Benim yakınlarımdan birisinin küçücük bir kızı, üzerinde deriden yapılmış bir kemer olduğu halde dışarı çıkmıştı. Bu kemerini düşürdü, onu et sanan bir çaylak o kemerin üzerine indi ve onu alıp gitti. Onu çalmakla beni itham ettiler. Bu sebeple de bana işkence ettiler. Hatta onlar bunu önümde (fercimde) dahi araştıracak kadar işi ileriye götürdüler. Onlar benim etrafımda iken ve ben de o sıkıntıların içerisinde bulunurken o çaylak geliverdi ve tam başlarımızın hizasında durdu. Sonra da kemeri bırakıverdi, onlar da kemeri aldılar. Ben de onlara, işte beni çalmakla itham ettiğiniz budur, hâlbuki ben ondan beriyim, dedim.

Sahih al Bukhari 3835

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ أَلاَ مَنْ كَانَ حَالِفًا فَلاَ يَحْلِفْ إِلاَّ بِاللَّهِ ‏"‏‏.‏ فَكَانَتْ قُرَيْشٌ تَحْلِفُ بِآبَائِهَا، فَقَالَ ‏"‏ لاَ تَحْلِفُوا بِآبَائِكُمْ ‏"‏‏.‏

İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Dikkat edin, kim yemin edecek olursa Allah'tan başkası adına yemin etmesin." Çünkü Kureyş ataları adına yemin ediyordu. (Nebi s.a.v.): "Atalarınız adına yemin etmeyiniz," diye buyurdu.

Sahih al Bukhari 3836

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَمْرٌو، أَنَّ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ الْقَاسِمِ، حَدَّثَهُ أَنَّ الْقَاسِمَ كَانَ يَمْشِي بَيْنَ يَدَىِ الْجَنَازَةِ وَلاَ يَقُومُ لَهَا، وَيُخْبِرُ عَنْ عَائِشَةَ قَالَتْ كَانَ أَهْلُ الْجَاهِلِيَّةِ يَقُومُونَ لَهَا، يَقُولُونَ إِذَا رَأَوْهَا كُنْتِ فِي أَهْلِكِ مَا أَنْتِ‏.‏ مَرَّتَيْنِ‏.‏

Abdurrahman b. el-Kasım'dan rivayete göre Kasım cenazenin önünden yürür, cenaze dolayısıyla ayağa kalkmazdı. Aişe'nin de şöyle dediğini haber verirdi: "Cahiliye dönemi insanları cenaze dolayısıyla ayağa kalkarlar ve onu gördüklerinde iki defa: 'Ailen arasında ne idin, şimdi nesin?' derlerdi."

Sahih al Bukhari 3837

حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ عَبَّاسٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مَيْمُونٍ، قَالَ قَالَ عُمَرُ ـ رضى الله عنه ـ إِنَّ الْمُشْرِكِينَ كَانُوا لاَ يُفِيضُونَ مِنْ جَمْعٍ حَتَّى تَشْرُقَ الشَّمْسُ عَلَى ثَبِيرٍ، فَخَالَفَهُمُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَأَفَاضَ قَبْلَ أَنْ تَطْلُعَ الشَّمْسُ‏.‏

Amr b. Meymun dedi ki: "Ömer r.a. dedi ki: Müşrikler güneş Sebir dağı üzerine doğmadıkça Cem'den (Müzdelife'den) ayrılmazlardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara muhalefet ederek güneş doğmadan oradan ayrıldı."

Sahih al Bukhari 3838

حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ قُلْتُ لأَبِي أُسَامَةَ حَدَّثَكُمْ يَحْيَى بْنُ الْمُهَلَّبِ، حَدَّثَنَا حُصَيْنٌ، عَنْ عِكْرِمَةَ، ‏{‏وَكَأْسًا دِهَاقًا‏}‏ قَالَ مَلأَى مُتَتَابِعَةً‏.‏

İkrime'den rivayete göre وَكَأْسًا دِهَاقًا "ve ke'sen dihâkan" buyruğunu, "ardı arkasına gelen dopdolu kaseler" diye açıklamıştır.

Sahih al Bukhari 3839

قَالَ وَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ سَمِعْتُ أَبِي يَقُولُ، فِي الْجَاهِلِيَّةِ اسْقِنَا كَأْسًا دِهَاقًا‏.‏

İbn Abbâs dedi ki: Babamın Câhiliyet devrinde, "Bize dolu bir kadeh içir" dediğini işittim.

Sahih al Bukhari 3840

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَصْدَقُ كَلِمَةٍ قَالَهَا الشَّاعِرُ كَلِمَةُ لَبِيدٍ أَلاَ كُلُّ شَىْءٍ مَا خَلاَ اللَّهَ بَاطِلٌ وَكَادَ أُمَيَّةُ بْنُ أَبِي الصَّلْتِ أَنْ يُسْلِمَ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a. Nebi'nin şöyle buyurduğunu rivayet etti: "Bir şairin söylemiş olduğu en doğru söz, Lebid'in şu sözüdür: Dikkat edin, Allah'ın dışında her bir şey batıldır. Umeyye b. es-Salt da neredeyse Müslüman oluverecekti."

Sahih al Bukhari 3841

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنِي أَخِي، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْقَاسِمِ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ لأَبِي بَكْرٍ غُلاَمٌ يُخْرِجُ لَهُ الْخَرَاجَ، وَكَانَ أَبُو بَكْرٍ يَأْكُلُ مِنْ خَرَاجِهِ، فَجَاءَ يَوْمًا بِشَىْءٍ فَأَكَلَ مِنْهُ أَبُو بَكْرٍ فَقَالَ لَهُ الْغُلاَمُ تَدْرِي مَا هَذَا فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ وَمَا هُوَ قَالَ كُنْتُ تَكَهَّنْتُ لإِنْسَانٍ فِي الْجَاهِلِيَّةِ وَمَا أُحْسِنُ الْكِهَانَةَ، إِلاَّ أَنِّي خَدَعْتُهُ، فَلَقِيَنِي فَأَعْطَانِي بِذَلِكَ، فَهَذَا الَّذِي أَكَلْتَ مِنْهُ‏.‏ فَأَدْخَلَ أَبُو بَكْرٍ يَدَهُ فَقَاءَ كُلَّ شَىْءٍ فِي بَطْنِهِ‏.‏

Aişe r.anha dedi ki: "Ebu Bekir'in kendisine haraç getiren (kazandıklarını getirip teslim eden) bir kölesi vardı. O da onun gelirinden yerdi. Bir gün ona bir şeyler getirdi, Ebu Bekir de ondan yedi. Köle ona, bunun ne olduğunu biliyor musun, dedi. Ebu Bekir, nedir diye sordu. Kölesi, cahiliye döneminde bir kişiye kâhinlik yapmış idim. Hâlbuki bu işi doğru dürüst bilen birisi de değildim. Ancak ben onu aldattım. O da bu işime karşılık bana (bunu) verdi. İşte senin o yediğin de ondandır, dedi. Bunun üzerine Ebu Bekir elini (ağzına) soktu ve karnında ne varsa dışarı çıkardı."

Sahih al Bukhari 3842

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، أَخْبَرَنِي نَافِعٌ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ أَهْلُ الْجَاهِلِيَّةِ يَتَبَايَعُونَ لُحُومَ الْجَزُورِ إِلَى حَبَلِ الْحَبَلَةِ، قَالَ وَحَبَلُ الْحَبَلَةِ أَنْ تُنْتَجَ النَّاقَةُ مَا فِي بَطْنِهَا، ثُمَّ تَحْمِلَ الَّتِي نُتِجَتْ، فَنَهَاهُمُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنْ ذَلِكَ‏.‏

İbn Ömer r.a. dedi ki: "Cahiliye dönemi insanları kesilmiş deve etini habelü'l-habeleye kadar vadeli olarak satarlardı." Dedi ki: "Habelü'l-habele, dişi devenin karnındaki yavruyu doğurduktan sonra o doğan yavrunun bir daha hamile kalması demektir." Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara bu işi yasakladı.

Sahih al Bukhari 3843

حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا مَهْدِيٌّ، قَالَ غَيْلاَنُ بْنُ جَرِيرٍ كُنَّا نَأْتِي أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ فَيُحَدِّثُنَا عَنِ الأَنْصَارِ، وَكَانَ يَقُولُ لِي فَعَلَ قَوْمُكَ كَذَا وَكَذَا يَوْمَ كَذَا وَكَذَا، وَفَعَلَ قَوْمُكَ كَذَا وَكَذَا يَوْمَ كَذَا وَكَذَا‏.‏

Ğaylan b. Cerir'den rivayete göre: "Biz Enes b. Malik'in yanına giderdik, o da bize Ensara dair hadisler anlatırdı. Bana, 'Senin kavmin filan filan günü şunu şunu yaptı. Senin kavmin de şu şu günü şunları şunları yaptı,' derdi."

Sahih al Bukhari 3844

حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا قَطَنٌ أَبُو الْهَيْثَمِ، حَدَّثَنَا أَبُو يَزِيدَ الْمَدَنِيُّ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ إِنَّ أَوَّلَ قَسَامَةٍ كَانَتْ فِي الْجَاهِلِيَّةِ لَفِينَا بَنِي هَاشِمٍ، كَانَ رَجُلٌ مِنْ بَنِي هَاشِمٍ اسْتَأْجَرَهُ رَجُلٌ مِنْ قُرَيْشٍ مِنْ فَخِذٍ أُخْرَى، فَانْطَلَقَ مَعَهُ فِي إِبِلِهِ، فَمَرَّ رَجُلٌ بِهِ مِنْ بَنِي هَاشِمٍ قَدِ انْقَطَعَتْ عُرْوَةُ جُوَالِقِهِ فَقَالَ أَغِثْنِي بِعِقَالٍ أَشُدُّ بِهِ عُرْوَةَ جُوَالِقِي، لاَ تَنْفِرُ الإِبِلُ‏.‏ فَأَعْطَاهُ عِقَالاً، فَشَدَّ بِهِ عُرْوَةَ جُوَالِقِهِ، فَلَمَّا نَزَلُوا عُقِلَتِ الإِبِلُ إِلاَّ بَعِيرًا وَاحِدًا، فَقَالَ الَّذِي اسْتَأْجَرَهُ مَا شَأْنُ هَذَا الْبَعِيرِ لَمْ يُعْقَلْ مِنْ بَيْنِ الإِبِلِ قَالَ لَيْسَ لَهُ عِقَالٌ‏.‏ قَالَ فَأَيْنَ عِقَالُهُ قَالَ فَحَذَفَهُ بِعَصًا كَانَ فِيهَا أَجَلُهُ، فَمَرَّ بِهِ رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ الْيَمَنِ، فَقَالَ أَتَشْهَدُ الْمَوْسِمَ قَالَ مَا أَشْهَدُ، وَرُبَّمَا شَهِدْتُهُ‏.‏ قَالَ هَلْ أَنْتَ مُبْلِغٌ عَنِّي رِسَالَةً مَرَّةً مِنَ الدَّهْرِ قَالَ نَعَمْ‏.‏ قَالَ فَكُنْتَ إِذَا أَنْتَ شَهِدْتَ الْمَوْسِمَ فَنَادِ يَا آلَ قُرَيْشٍ‏.‏ فَإِذَا أَجَابُوكَ، فَنَادِ يَا آلَ بَنِي هَاشِمٍ‏.‏ فَإِنْ أَجَابُوكَ فَسَلْ عَنْ أَبِي طَالِبٍ، فَأَخْبِرْهُ أَنَّ فُلاَنًا قَتَلَنِي فِي عِقَالٍ، وَمَاتَ الْمُسْتَأْجَرُ، فَلَمَّا قَدِمَ الَّذِي اسْتَأْجَرَهُ أَتَاهُ أَبُو طَالِبٍ فَقَالَ مَا فَعَلَ صَاحِبُنَا قَالَ مَرِضَ، فَأَحْسَنْتُ الْقِيَامَ عَلَيْهِ، فَوَلِيتُ دَفْنَهُ‏.‏ قَالَ قَدْ كَانَ أَهْلَ ذَاكَ مِنْكَ‏.‏ فَمَكُثَ حِينًا، ثُمَّ إِنَّ الرَّجُلَ الَّذِي أَوْصَى إِلَيْهِ أَنْ يُبْلِغَ عَنْهُ وَافَى الْمَوْسِمَ فَقَالَ يَا آلَ قُرَيْشٍ‏.‏ قَالُوا هَذِهِ قُرَيْشٌ‏.‏ قَالَ يَا آلَ بَنِي هَاشِمٍ‏.‏ قَالُوا هَذِهِ بَنُو هَاشِمٍ‏.‏ قَالَ أَيْنَ أَبُو طَالِبٍ قَالُوا هَذَا أَبُو طَالِبٍ‏.‏ قَالَ أَمَرَنِي فُلاَنٌ أَنْ أُبْلِغَكَ رِسَالَةً أَنَّ فُلاَنًا قَتَلَهُ فِي عِقَالٍ‏.‏ فَأَتَاهُ أَبُو طَالِبٍ فَقَالَ لَهُ اخْتَرْ مِنَّا إِحْدَى ثَلاَثٍ، إِنْ شِئْتَ أَنْ تُؤَدِّيَ مِائَةً مِنَ الإِبِلِ، فَإِنَّكَ قَتَلْتَ صَاحِبَنَا، وَإِنْ شِئْتَ حَلَفَ خَمْسُونَ مِنْ قَوْمِكَ أَنَّكَ لَمْ تَقْتُلْهُ، فَإِنْ أَبَيْتَ قَتَلْنَاكَ بِهِ فَأَتَى قَوْمَهُ، فَقَالُوا نَحْلِفُ‏.‏ فَأَتَتْهُ امْرَأَةٌ مِنْ بَنِي هَاشِمٍ كَانَتْ تَحْتَ رَجُلٍ مِنْهُمْ قَدْ وَلَدَتْ لَهُ‏.‏ فَقَالَتْ يَا أَبَا طَالِبٍ أُحِبُّ أَنْ تُجِيزَ ابْنِي هَذَا بِرَجُلٍ مِنَ الْخَمْسِينَ وَلاَ تَصْبُرْ يَمِينَهُ حَيْثُ تُصْبَرُ الأَيْمَانُ‏.‏ فَفَعَلَ فَأَتَاهُ رَجُلٌ مِنْهُمْ فَقَالَ يَا أَبَا طَالِبٍ، أَرَدْتَ خَمْسِينَ رَجُلاً أَنْ يَحْلِفُوا مَكَانَ مِائَةٍ مِنَ الإِبِلِ، يُصِيبُ كُلَّ رَجُلٍ بَعِيرَانِ، هَذَانِ بَعِيرَانِ فَاقْبَلْهُمَا عَنِّي وَلاَ تَصْبُرْ يَمِينِي حَيْثُ تُصْبِرُ الأَيْمَانُ‏.‏ فَقَبِلَهُمَا، وَجَاءَ ثَمَانِيةٌ وَأَرْبَعُونَ فَحَلَفُوا‏.‏ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ فَوَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ، مَا حَالَ الْحَوْلُ وَمِنَ الثَّمَانِيَةِ وَأَرْبَعِينَ عَيْنٌ تَطْرِفُ‏.‏

İbn Abbas r.a. dedi ki: "Şüphesiz cahiliye dönemindeki ilk kasame bizim aramızda, yani Haşim oğulları arasında görülmüştür. Haşim oğullarından bir adamı, Kureyş'in bir başka boyundan bir kişi ücretle tutmuştu. Adam, onunla ve develeriyle beraber yola koyuldu. Ücretle tutulan işçinin yanından, heybesinin bağı kopmuş Haşim oğullarından bir başka adam geçti. 'Heybemin bağını bağlayabileceğim bir ip vererek yardımıma koş ki develer ürküp kaçmasın,' dedi. Ona bir ip verdi, o da heybesinin bağını onunla bağladı. Bir yere inip konakladıklarında bir deve dışında bütün develer bağlandı. Onu ücretle tutan kişi, 'Bütün develer arasında şu bağlanmayan devenin durumu neden böyle?' diye sordu. İşçi, 'Onun ipi yok,' dedi. Adam, 'İpi nerede?' diye sordu. Ardından ecelinin gelmesine sebep olan bir sopa ile ona vurdu. Yemenlilerden bir adam yanından geçti. 'Hac mevsiminde bulunacak mısın?' diye sordu. Yemenli, 'Her zaman bulunmam ama bulunduğum da olur,' dedi. Adam, 'Peki, herhangi bir zamanda benden bir mesaj ulaştırabilir misin?' diye sordu. Yemenli, 'Olur,' dedi. Adam dedi ki: 'Sen hac mevsiminde bulunduğun takdirde, "Ey Kureyşliler!" diye seslen. Sana cevap verdikleri vakit sen de, "Ey Haşim oğulları!" diye seslen. Sana karşılık verirlerse Ebu Talib'i sor ve ona şunu haber ver: Filan kişi beni bir deve ipi dolayısıyla öldürdü.' Daha sonra ücretle tutulan kişi öldü. Onu ücretle tutan kişi Mekke'ye gelince Ebu Talib onun yanına giderek, 'Bizim arkadaşımıza ne oldu?' diye sordu. O kişi, 'Sizin adamınız hastalandı, ben de ona güzel bir şekilde baktım. Sonra da kendim onu defnettim,' dedi. Ebu Talib, 'Sana da böyle yapmak yakışırdı,' dedi. Bir süre böylece geçti. Daha sonra kendisine bu mesajı onun adına bildirmesini söylediği kişi hac mevsimine geldi. 'Ey Kureyşliler!' diye seslendi. 'Kureyşliler bizleriz,' dediler. 'Ey Haşim oğulları!' diye seslendi. 'Haşim oğulları bizleriz,' dediler. 'Ebu Talib nerede?' diye sordu. 'İşte bu Ebu Talib'dir,' dediler. Ona, 'Filan kişi, sana şu haberi bildirmemi emretti: Filan kişi onu bir deve ipi dolayısıyla öldürdü,' dedi. Ebu Talib o adamın yanına giderek ona, 'Bizden şu üç şeyden birisini seçip kabul et,' dedi. 'Dilersen yüz deve ödersin; çünkü bizim arkadaşımızı öldürdün. Dilersen senin kavminden elli kişi, onu öldürmediğine dair yemin etsin. Eğer bunları kabul etmeyecek olursan biz de adamımıza karşılık seni öldürürüz.' O kişi kavminin yanına gitti. Kavmi, 'Yemin ederiz,' dediler. Ebu Talib'in yanına, o kavimden bir adamın nikahı altında olup ondan da çocuğu doğmuş bulunan Haşim oğullarından bir kadın gelerek, 'Ey Ebu Talib! Benim bu oğlumu elli adamdan biri yerine kabul etmeni ve yeminlerin ettirildiği yerde ona yemin ettirmemeni diliyorum,' dedi. Ebu Talib onun istediğini yaptı. Onlardan bir adam gelerek, 'Ey Ebu Talib! Yüz deveye karşılık elli adamın yemin etmesini istedin. Buna göre her bir adama iki deve düşer. İşte sana iki deve. Benden bunları kabul et ve yeminlerin ettirildiği yerde bana yemin ettirme,' dedi. Ebu Talib bu iki deveyi kabul etti. Diğer kırk sekiz kişi gelip yemin ettiler." İbn Abbas dedi ki: "Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki bu olayın üzerinden bir yıl geçmeden o kırk sekiz kişiden gözünü kırpan tek kişi kalmamıştı."

Sahih al Bukhari 3845

حَدَّثَنِي عُبَيْدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ يَوْمُ بُعَاثٍ يَوْمًا قَدَّمَهُ اللَّهُ لِرَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم، فَقَدِمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَدِ افْتَرَقَ مَلَؤُهُمْ، وَقُتِّلَتْ سَرَوَاتُهُمْ وَجُرِّحُوا، قَدَّمَهُ اللَّهُ لِرَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم فِي دُخُولِهِمْ فِي الإِسْلاَمِ‏.‏

Aişe r.anha dedi ki: "Buas günü Allah'ın, Resulünün lehine önceden olmasını takdir ettiği bir gündür. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (Medine'ye) geldiğinde onların ileri gelenleri dağılmış bulunuyordu. Önder olanları ölmüş ve yaralanmış idiler. İşte bu, Allah'ın, Resulünün Sallallahu Aleyhi ve Sellem lehine onların İslama girmeleri için önceden meydana gelmesini takdir ettiği bir olaydır"

Sahih al Bukhari 3846

وَقَالَ ابْنُ وَهْبٍ أَخْبَرَنَا عَمْرٌو، عَنْ بُكَيْرِ بْنِ الأَشَجِّ، أَنَّ كُرَيْبًا، مَوْلَى ابْنِ عَبَّاسٍ حَدَّثَهُ أَنَّ ابْنَ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ لَيْسَ السَّعْىُ بِبَطْنِ الْوَادِي بَيْنَ الصَّفَا وَالْمَرْوَةِ سُنَّةً، إِنَّمَا كَانَ أَهْلُ الْجَاهِلِيَّةِ يَسْعَوْنَهَا وَيَقُولُونَ لاَ نُجِيزُ الْبَطْحَاءَ إِلاَّ شَدًّا

İbn Abbas r.a.'dan: "Safa ile Merve arasındaki vadinin iç tarafında sa'y etmek sünnet değildir. Cahiliye dönemi insanları burada sa'y ederler ve bizler Batha denilen yeri ancak hızlıca koşarak geçeriz, derlerdi."

Sahih al Bukhari 3847

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ الْجُعْفِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، أَخْبَرَنَا مُطَرِّفٌ، سَمِعْتُ أَبَا السَّفَرِ، يَقُولُ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ يَا أَيُّهَا النَّاسُ، اسْمَعُوا مِنِّي مَا أَقُولُ لَكُمْ، وَأَسْمِعُونِي مَا تَقُولُونَ، وَلاَ تَذْهَبُوا فَتَقُولُوا قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ، قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ مَنْ طَافَ بِالْبَيْتِ فَلْيَطُفْ مِنْ وَرَاءِ الْحِجْرِ، وَلاَ تَقُولُوا الْحَطِيمُ، فَإِنَّ الرَّجُلَ فِي الْجَاهِلِيَّةِ كَانَ يَحْلِفُ فَيُلْقِي سَوْطَهُ أَوْ نَعْلَهُ أَوْ قَوْسَهُ‏.‏

İbn Abbas r.a. dedi ki: "Ey insanlar! Söyleyeceklerime kulak veriniz. Sizler de ne diyecekseniz bana duyurunuz. (Böyle yapmadan) gidip de İbn Abbas şöyle dedi demeyiniz." İbn Abbas dedi ki: "Kim Beyt'i tavaf ederse Hicr'in arkasından tavaf etsin. Ona el-Hatim demeyiniz. Çünkü cahiliye döneminde bir kimse yemin eder, sonra da (oraya) kamçısını, ayakkabısını ya da yayını atardı."

Sahih al Bukhari 3848

حَدَّثَنَا نُعَيْمُ بْنُ حَمَّادٍ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، عَنْ حُصَيْنٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مَيْمُونٍ، قَالَ رَأَيْتُ فِي الْجَاهِلِيَّةِ قِرْدَةً اجْتَمَعَ عَلَيْهَا قِرَدَةٌ قَدْ زَنَتْ، فَرَجَمُوهَا فَرَجَمْتُهَا مَعَهُمْ‏.‏

Amr b. Meymun dedi ki: "Cahiliye döneminde zina etmiş bir maymunun etrafında toplanıp onu recmeden maymunlar görmüştüm. Ben de onlarla birlikte o maymunu recmettim."

Sahih al Bukhari 3849

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، سَمِعَ ابْنَ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ خِلاَلٌ مِنْ خِلاَلِ الْجَاهِلِيَّةِ الطَّعْنُ فِي الأَنْسَابِ وَالنِّيَاحَةُ، وَنَسِيَ الثَّالِثَةَ، قَالَ سُفْيَانُ وَيَقُولُونَ إِنَّهَا الاِسْتِسْقَاءُ بِالأَنْوَاءِ‏.‏

İbn Abbas r.a. dedi ki: "Bazı hasletler vardır ki cahiliye dönemi hasletlerindendir: Neseblere dil uzatmak ve ölüler için ağıt yakmak." Ubeydullah üçüncüsünü unuttu. Süfyan dedi ki: "Derler ki o, yıldızların konakları vasıtasıyla yağmur dilemektir."

Sahih al Bukhari 3850

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ أَبِي رَجَاءٍ، حَدَّثَنَا النَّضْرُ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ أُنْزِلَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ ابْنُ أَرْبَعِينَ، فَمَكَثَ ثَلاَثَ عَشْرَةَ سَنَةً، ثُمَّ أُمِرَ بِالْهِجْرَةِ، فَهَاجَرَ إِلَى الْمَدِينَةِ، فَمَكَثَ بِهَا عَشْرَ سِنِينَ، ثُمَّ تُوُفِّيَ صلى الله عليه وسلم‏.‏

İbn Abbas r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e o kırk yaşında iken vahiy indirildi. Mekke'de on üç yıl kaldı. Sonra ona hicret etmesi emri verildi. Medine'ye hicret etti. Orada da on yıl kaldıktan sonra vefat etti Sallallahu Aleyhi ve Sellem."

Sahih al Bukhari 3851

حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا بَيَانٌ، وَإِسْمَاعِيلُ، قَالاَ سَمِعْنَا قَيْسًا، يَقُولُ سَمِعْتُ خَبَّابًا، يَقُولُ أَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ مُتَوَسِّدٌ بُرْدَةً، وَهْوَ فِي ظِلِّ الْكَعْبَةِ، وَقَدْ لَقِينَا مِنَ الْمُشْرِكِينَ شِدَّةً فَقُلْتُ أَلاَ تَدْعُو اللَّهَ فَقَعَدَ وَهْوَ مُحْمَرٌّ وَجْهُهُ فَقَالَ ‏ "‏ لَقَدْ كَانَ مَنْ قَبْلَكُمْ لَيُمْشَطُ بِمِشَاطِ الْحَدِيدِ مَا دُونَ عِظَامِهِ مِنْ لَحْمٍ أَوْ عَصَبٍ مَا يَصْرِفُهُ ذَلِكَ عَنْ دِينِهِ، وَيُوضَعُ الْمِنْشَارُ عَلَى مَفْرِقِ رَأْسِهِ، فَيُشَقُّ بِاثْنَيْنِ، مَا يَصْرِفُهُ ذَلِكَ عَنْ دِينِهِ، وَلَيُتِمَّنَّ اللَّهُ هَذَا الأَمْرَ حَتَّى يَسِيرَ الرَّاكِبُ مِنْ صَنْعَاءَ إِلَى حَضْرَمَوْتَ مَا يَخَافُ إِلاَّ اللَّهَ ‏"‏‏.‏ زَادَ بَيَانٌ وَالذِّئْبَ عَلَى غَنَمِهِ‏.‏

Habbab dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ka'be'nin gölgesinde bulunuyorken bir burdeyi yastık edinip ona yaslanmışken yanına vardım. Müşriklerden şiddet görmüştük. Ey Allah'ın Resulü, dedim. Bizim için Allah'a dua etmez misin? Yüzü kızarmış olduğu halde oturdu ve dedi ki: Sizden öncekiler andolsun demir taraklarla taranarak eti ya da damarları kemiklerinden ayrılırdı da bu dahi onu dininden geri döndüremezdi. Testere başının ortasına konulur, ikiye ayrılırdı. Bu da onu dininden geri çevirmezdi. Andolsun Allah bu dini tamamlayacaktır. Öyle ki bir süvari San'a'dan Hadramevt'e kadar yol alacak da Allah'tan başkasından korkmayacaktır." (Ravilerden) Beyan, "Ve koyunları için kurttan başka" ibaresini eklemiştir.

Sahih al Bukhari 3852

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه قَالَ قَرَأَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم النَّجْمَ، فَسَجَدَ فَمَا بَقِيَ أَحَدٌ إِلاَّ سَجَدَ، إِلاَّ رَجُلٌ رَأَيْتُهُ أَخَذَ كَفًّا مِنْ حَصًا فَرَفَعَهُ فَسَجَدَ عَلَيْهِ وَقَالَ هَذَا يَكْفِينِي‏.‏ فَلَقَدْ رَأَيْتُهُ بَعْدُ قُتِلَ كَافِرًا بِاللَّهِ‏.‏

Abdullah r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Necm (suresin)i okudu ve secde etti. Bir adam dışında secde etmedik kimse kalmadı. Onun da bir avuç çakıl alarak (alnına doğru) kaldırdığını ve onun üzerine secde ettiğini gördüm. 'Bu kadarı bana yeter,' dedi. Andolsun, daha sonra onun Allah'ı inkâr eden bir kâfir olarak öldürüldüğünü gördüm."

Sahih al Bukhari 3853

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مَيْمُونٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ بَيْنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم سَاجِدٌ وَحَوْلَهُ نَاسٌ مِنْ قُرَيْشٍ جَاءَ عُقْبَةُ بْنُ أَبِي مُعَيْطٍ بِسَلَى جَزُورٍ، فَقَذَفَهُ عَلَى ظَهْرِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، فَلَمْ يَرْفَعْ رَأْسَهُ فَجَاءَتْ فَاطِمَةُ ـ عَلَيْهَا السَّلاَمُ ـ فَأَخَذَتْهُ مِنْ ظَهْرِهِ، وَدَعَتْ عَلَى مَنْ صَنَعَ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ اللَّهُمَّ عَلَيْكَ الْمَلأَ مِنْ قُرَيْشٍ أَبَا جَهْلِ بْنَ هِشَامٍ، وَعُتْبَةَ بْنَ رَبِيعَةَ، وَشَيْبَةَ بْنَ رَبِيعَةَ، وَأُمَيَّةَ بْنَ خَلَفٍ ـ أَوْ أُبَىَّ بْنَ خَلَفٍ ‏"‏‏.‏ شُعْبَةُ الشَّاكُّ ـ فَرَأَيْتُهُمْ قُتِلُوا يَوْمَ بَدْرٍ، فَأُلْقُوا فِي بِئْرٍ غَيْرَ أُمَيَّةَ أَوْ أُبَىٍّ تَقَطَّعَتْ أَوْصَالُهُ، فَلَمْ يُلْقَ فِي الْبِئْرِ‏.‏

Abdullah r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem etrafında Kureyş'ten birtakım kimseler bulunuyorken secde hâlindeydi. Ukbe b. Ebi Muayt, doğum yapmış bir devenin eşini getirerek onu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sırtına bıraktı. Allah Resulü başını kaldırmadı. Fatıma (aleyhesselam) gelip onu sırtından aldı ve bunu yapana beddua etti. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dedi: Allah'ım, Kureyş'in ileri gelenlerini, Ebu Cehil b. Hişam'ı, Utbe b. Rabia'yı, Şeybe b. Rabia'yı ve Umeyye b. Halef'i, yahut da Ubeyy b. Halef'i sana havale ediyorum." Şüphe eden ravi Şu'be'dir. "Bedir günü onların öldürülmüş olduğunu gördüm. Umeyye b. Halef yahut Ubeyy b. Halef dışında hepsi bir kuyuya atılmışlardı. Umeyye yahut Ubeyy ise organları dağılmış olduğundan dolayı kuyuya atılmadı."

Sahih al Bukhari 3854

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنِي سَعِيدُ بْنُ جُبَيْرٍ، أَوْ قَالَ حَدَّثَنِي الْحَكَمُ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، قَالَ أَمَرَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبْزَى قَالَ سَلِ ابْنَ عَبَّاسٍ عَنْ هَاتَيْنِ الآيَتَيْنِ، مَا أَمْرُهُمَا ‏{‏وَلاَ تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ ‏}‏ ‏{‏وَمَنْ يَقْتُلْ مُؤْمِنًا مُتَعَمِّدًا‏}‏ فَسَأَلْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ فَقَالَ لَمَّا أُنْزِلَتِ الَّتِي فِي الْفُرْقَانِ قَالَ مُشْرِكُو أَهْلِ مَكَّةَ فَقَدْ قَتَلْنَا النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ، وَدَعَوْنَا مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ، وَقَدْ أَتَيْنَا الْفَوَاحِشَ‏.‏ فَأَنْزَلَ اللَّهُ ‏{‏إِلاَّ مَنْ تَابَ وَآمَنَ‏}‏ الآيَةَ فَهَذِهِ لأُولَئِكَ وَأَمَّا الَّتِي فِي النِّسَاءِ الرَّجُلُ إِذَا عَرَفَ الإِسْلاَمَ وَشَرَائِعَهُ، ثُمَّ قَتَلَ فَجَزَاؤُهُ جَهَنَّمُ‏.‏ فَذَكَرْتُهُ لِمُجَاهِدٍ فَقَالَ إِلاَّ مَنْ نَدِمَ‏.‏

Said b. Cubeyr dedi ki: "Abdurrahman b. Ebza bana dedi ki: Abdullah b. Abbas'a şu iki ayetin durumunu bir sor: 'Allah'ın haram kıldığı canı öldürmeyin.' [En'am, 151; İsra, 33] ayeti ile 'Kim kasten bir mümini öldürürse...' [Nisa, 93] ayetini. Ben de İbn Abbas'a sordum. Dedi ki: Furkan suresindeki (68. ayet) nazil olunca Mekke müşrikleri, biz Allah'ın haram kıldığı canı öldürdük, Allah ile birlikte başka bir ilaha dua (ve ibadet) ettik, üstelik fuhşiyatı da işledik, dediler. Bunun üzerine yüce Allah: 'Tövbe eden ve iman eden müstesna...' [Furkan, 70] buyruğunu indirdi. İşte bu ayet onlar içindir. Nisa suresindeki (93.) ayet ise İslam'ı ve şer'i hükümlerini bildikten sonra öldüren kimse hakkındadır. İşte onun cezası cehennemdir. Ben bunu Mücahid'e naklettim de o: 'Pişman olan müstesna,' dedi."

Sahih al Bukhari 3855

حَدَّثَنَا عَيَّاشُ بْنُ الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنِي الأَوْزَاعِيُّ، حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، قَالَ سَأَلْتُ ابْنَ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ أَخْبِرْنِي بِأَشَدِّ، شَىْءٍ صَنَعَهُ الْمُشْرِكُونَ بِالنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ بَيْنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي فِي حِجْرِ الْكَعْبَةِ إِذْ أَقْبَلَ عُقْبَةُ بْنُ أَبِي مُعَيْطٍ، فَوَضَعَ ثَوْبَهُ فِي عُنُقِهِ فَخَنَقَهُ خَنْقًا شَدِيدًا، فَأَقْبَلَ أَبُو بَكْرٍ حَتَّى أَخَذَ بِمَنْكِبِهِ وَدَفَعَهُ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏{‏أَتَقْتُلُونَ رَجُلاً أَنْ يَقُولَ رَبِّيَ اللَّهُ‏}‏ الآيَةَ‏.‏ تَابَعَهُ ابْنُ إِسْحَاقَ حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ عُرْوَةَ عَنْ عُرْوَةَ، قُلْتُ لِعَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو‏.‏ وَقَالَ عَبْدَةُ عَنْ هِشَامٍ عَنْ أَبِيهِ قِيلَ لِعَمْرِو بْنِ الْعَاصِ‏.‏ وَقَالَ مُحَمَّدُ بْنُ عَمْرٍو عَنْ أَبِي سَلَمَةَ حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ الْعَاصِ‏.‏

Urve b. Zübeyr'den dedi ki: Ben Abdullah b. Amr b. el-As'a sordum: "Bana müşriklerin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yaptıkları en ağır işkencenin ne olduğunu haber ver," dedim. Dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kâbe'nin Hicr'inde namaz kılmakta iken Ukbe b. Ebi Muayt geldi ve elbisesini onun boynuna dolayıp boğazını alabildiğine sıktı. Ebu Bekir gelip onu omzundan tutarak Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in üzerinden geri itti ve: 'Sizler bir adamı Rabbim Allah'tır diye öldürür müsünüz?' [Mümin, 28] dedi."

Sahih al Bukhari 3856

حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ حَمَّادٍ الآمُلِيُّ، قَالَ حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ مَعِينٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ مُجَالِدٍ، عَنْ بَيَانٍ، عَنْ وَبَرَةَ، عَنْ هَمَّامِ بْنِ الْحَارِثِ، قَالَ قَالَ عَمَّارُ بْنُ يَاسِرٍ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَمَا مَعَهُ إِلاَّ خَمْسَةُ أَعْبُدٍ وَامْرَأَتَانِ، وَأَبُو بَكْرٍ‏.‏

Ammar b. Yasir dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i beraberinde beş köle, iki kadın ve Ebu Bekir'den başka kimse olmadığı halde görmüşümdür."

Sahih al Bukhari 3857

حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنَا هَاشِمٌ، قَالَ سَمِعْتُ سَعِيدَ بْنَ الْمُسَيَّبِ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا إِسْحَاقَ، سَعْدَ بْنَ أَبِي وَقَّاصٍ يَقُولُ مَا أَسْلَمَ أَحَدٌ إِلاَّ فِي الْيَوْمِ الَّذِي أَسْلَمْتُ فِيهِ، وَلَقَدْ مَكَثْتُ سَبْعَةَ أَيَّامٍ وَإِنِّي لَثُلُثُ الإِسْلاَمِ

Said b. el-Müseyyeb dedi ki: Ben Ebu İshak Sa'd b. Ebi Vakkas'ı şöyle derken dinledim: "İslama girdiğim günde hiç kimse Müslüman olmadı. Andolsun, yedi gün boyunca ben İslamın üçte biri olarak kaldım."

Sahih al Bukhari 3858

حَدَّثَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنَا مِسْعَرٌ، عَنْ مَعْنِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي قَالَ، سَأَلْتُ مَسْرُوقًا مَنْ آذَنَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بِالْجِنِّ لَيْلَةَ اسْتَمَعُوا الْقُرْآنَ‏.‏ فَقَالَ حَدَّثَنِي أَبُوكَ ـ يَعْنِي عَبْدَ اللَّهِ ـ أَنَّهُ آذَنَتْ بِهِمْ شَجَرَةٌ‏.‏

Ma'n b. Abdurrahman dedi ki: Babamı şöyle derken dinledim: "Ben Mesruk'a, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e Kur'an'ı dinledikleri gece cinleri kim haber verdi, diye sordum. O dedi ki: Bana senin babanın --yani Abdullah'ın-- anlattığına göre onların gelişini bir ağaç haber verdi."

Sahih al Bukhari 3859

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي جَدِّي، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، رضى الله عنه أَنَّهُ كَانَ يَحْمِلُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِدَاوَةً لِوَضُوئِهِ وَحَاجَتِهِ، فَبَيْنَمَا هُوَ يَتْبَعُهُ بِهَا فَقَالَ ‏"‏ مَنْ هَذَا ‏"‏‏.‏ فَقَالَ أَنَا أَبُو هُرَيْرَةَ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ ابْغِنِي أَحْجَارًا أَسْتَنْفِضْ بِهَا، وَلاَ تَأْتِنِي بِعَظْمٍ وَلاَ بِرَوْثَةٍ ‏"‏‏.‏ فَأَتَيْتُهُ بِأَحْجَارٍ أَحْمِلُهَا فِي طَرَفِ ثَوْبِي حَتَّى وَضَعْتُ إِلَى جَنْبِهِ ثُمَّ انْصَرَفْتُ، حَتَّى إِذَا فَرَغَ مَشَيْتُ، فَقُلْتُ مَا بَالُ الْعَظْمِ وَالرَّوْثَةِ قَالَ ‏"‏ هُمَا مِنْ طَعَامِ الْجِنِّ، وَإِنَّهُ أَتَانِي وَفْدُ جِنِّ نَصِيبِينَ وَنِعْمَ الْجِنُّ، فَسَأَلُونِي الزَّادَ، فَدَعَوْتُ اللَّهَ لَهُمْ أَنْ لاَ يَمُرُّوا بِعَظْمٍ وَلاَ بِرَوْثَةٍ إِلاَّ وَجَدُوا عَلَيْهَا طَعَامًا ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre: "O, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte iken, abdesti ve ihtiyacını karşılamak için bir su matarası taşıyordu. Bir seferinde beraberinde bu matara ile onun arkasından giderken, 'Bu kimdir?' diye sordu. 'Ben Ebu Hureyre'yim,' dedi. 'Bana kendileri ile temizlenmek üzere birkaç taş bul, fakat bana kemik ve hayvan pisliği getirme,' buyurdu. Ona elbisemin ucuna koyarak taşıdığım birkaç taş götürüp yanına bıraktım. Sonra uzaklaştım. Nihayet işini bitirince onunla beraber yürüdüm. 'Acaba kemiğin ve hayvan pisliğinin durumu nedir?' diye sordum. Şöyle buyurdu: 'Bu ikisi cinlerin yiyeceklerindendir. Bana Nasibin cinlerinden --ki onlar ne iyi cinlerdir-- bir heyet geldi ve benden azık istediler. Bunun üzerine ben de onlar için Allah'a, nerede bir kemik ve bir pislik bulurlarsa mutlaka üzerinde yiyecek bir şeyler bulmaları için dua ettim.'"

Sahih al Bukhari 3860

حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ عَبَّاسٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، حَدَّثَنَا الْمُثَنَّى، عَنْ أَبِي جَمْرَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ لَمَّا بَلَغَ أَبَا ذَرٍّ مَبْعَثُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ لأَخِيهِ ارْكَبْ إِلَى هَذَا الْوَادِي، فَاعْلَمْ لِي عِلْمَ هَذَا الرَّجُلِ الَّذِي يَزْعُمُ أَنَّهُ نَبِيٌّ، يَأْتِيهِ الْخَبَرُ مِنَ السَّمَاءِ، وَاسْمَعْ مِنْ قَوْلِهِ، ثُمَّ ائْتِنِي‏.‏ فَانْطَلَقَ الأَخُ حَتَّى قَدِمَهُ وَسَمِعَ مِنْ قَوْلِهِ، ثُمَّ رَجَعَ إِلَى أَبِي ذَرٍّ، فَقَالَ لَهُ رَأَيْتُهُ يَأْمُرُ بِمَكَارِمِ الأَخْلاَقِ، وَكَلاَمًا مَا هُوَ بِالشِّعْرِ‏.‏ فَقَالَ مَا شَفَيْتَنِي مِمَّا أَرَدْتُ، فَتَزَوَّدَ وَحَمَلَ شَنَّةً لَهُ فِيهَا مَاءٌ حَتَّى قَدِمَ مَكَّةَ، فَأَتَى الْمَسْجِدَ، فَالْتَمَسَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَلاَ يَعْرِفُهُ، وَكَرِهَ أَنْ يَسْأَلَ عَنْهُ حَتَّى أَدْرَكَهُ بَعْضُ اللَّيْلِ، فَرَآهُ عَلِيٌّ فَعَرَفَ أَنَّهُ غَرِيبٌ‏.‏ فَلَمَّا رَآهُ تَبِعَهُ، فَلَمْ يَسْأَلْ وَاحِدٌ مِنْهُمَا صَاحِبَهُ عَنْ شَىْءٍ حَتَّى أَصْبَحَ، ثُمَّ احْتَمَلَ قِرْبَتَهُ وَزَادَهُ إِلَى الْمَسْجِدِ، وَظَلَّ ذَلِكَ الْيَوْمَ وَلاَ يَرَاهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم حَتَّى أَمْسَى، فَعَادَ إِلَى مَضْجَعِهِ، فَمَرَّ بِهِ عَلِيٌّ فَقَالَ أَمَا نَالَ لِلرَّجُلِ أَنْ يَعْلَمَ مَنْزِلَهُ فَأَقَامَهُ، فَذَهَبَ بِهِ مَعَهُ لاَ يَسْأَلُ وَاحِدٌ مِنْهُمَا صَاحِبَهُ عَنْ شَىْءٍ، حَتَّى إِذَا كَانَ يَوْمَ الثَّالِثِ، فَعَادَ عَلِيٌّ مِثْلَ ذَلِكَ، فَأَقَامَ مَعَهُ ثُمَّ قَالَ أَلاَ تُحَدِّثُنِي مَا الَّذِي أَقْدَمَكَ قَالَ إِنْ أَعْطَيْتَنِي عَهْدًا وَمِيثَاقًا لَتُرْشِدَنَّنِي فَعَلْتُ فَفَعَلَ فَأَخْبَرَهُ‏.‏ قَالَ فَإِنَّهُ حَقٌّ وَهُوَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَإِذَا أَصْبَحْتَ فَاتْبَعْنِي، فَإِنِّي إِنْ رَأَيْتُ شَيْئًا أَخَافُ عَلَيْكَ قُمْتُ كَأَنِّي أُرِيقُ الْمَاءَ، فَإِنْ مَضَيْتُ فَاتْبَعْنِي حَتَّى تَدْخُلَ مَدْخَلِي‏.‏ فَفَعَلَ، فَانْطَلَقَ يَقْفُوهُ حَتَّى دَخَلَ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَدَخَلَ مَعَهُ، فَسَمِعَ مِنْ قَوْلِهِ، وَأَسْلَمَ مَكَانَهُ فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ ارْجِعْ إِلَى قَوْمِكَ، فَأَخْبِرْهُمْ حَتَّى يَأْتِيَكَ أَمْرِي ‏"‏‏.‏ قَالَ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لأَصْرُخَنَّ بِهَا بَيْنَ ظَهْرَانَيْهِمْ، فَخَرَجَ حَتَّى أَتَى الْمَسْجِدَ فَنَادَى بِأَعْلَى صَوْتِهِ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ‏.‏ ثُمَّ قَامَ الْقَوْمُ فَضَرَبُوهُ حَتَّى أَضْجَعُوهُ، وَأَتَى الْعَبَّاسُ فَأَكَبَّ عَلَيْهِ قَالَ وَيْلَكُمْ أَلَسْتُمْ تَعْلَمُونَ أَنَّهُ مِنْ غِفَارٍ وَأَنَّ طَرِيقَ تِجَارِكُمْ إِلَى الشَّأْمِ فَأَنْقَذَهُ مِنْهُمْ، ثُمَّ عَادَ مِنَ الْغَدِ لِمِثْلِهَا، فَضَرَبُوهُ وَثَارُوا إِلَيْهِ، فَأَكَبَّ الْعَبَّاسُ عَلَيْهِ‏.‏

İbn Abbas r.a. dedi ki: "Ebu Zerr, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e Nebilik verildiği haberini alınca kardeşine: (Devene) bin de şu vadiye git. Kendisinin bir Nebi olduğunu, semadan kendisine haber geldiğini iddia eden bu adam ile ilgili bana bilgi topla ve onun sözünü bizzat işit, sonra yanıma gel, dedi. Kardeşi gitti, onun yanına vardı, onun sözlerini dinledi. Sonra da Ebu Zerr'in yanına dönerek ona dedi ki: Ben onun ahlakın üstün değerlerini emrettiğini, şiir olmayan bir söz söylediğini gördüm. Ebu Zerr, bana istediğim bilgiyi beni rahatlatacak şekilde getiremedin, dedi. Bunun üzerine kendisi azığını hazırladı, içinde su bulunan kırbasını yüklendi. Nihayet Mekke'ye geldi. Mescide gitti. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i aradı ama onu tanımıyordu. Ona dair kimseye bir şey sormaktan da hoşlanmadı. Sonunda gece oldu. Ali onu görünce bir yabancı olduğunu anladı. Ebu Zerr onu görünce onun arkasından gitti. Onlardan biri arkadaşına sabah oluncaya kadar hiçbir şey sormadı. Daha sonra kırbasını ve azığını taşıyarak mescide gitti. O gün geçip gitti ve akşam oluncaya kadar Nebi onu görmedi. Nihayet akşam olunca yatacağı yere geri döndü. Yine Ali yanından geçerek, bu adamın kalacağı yeri bilme zamanı gelmedi mi, dedi. Sonra onu kaldırdı ve onunla birlikte gitti, ama biri arkadaşına bir şey sormuyordu. Nihayet üçüncü gün oldu, Ali tekrar aynı şeyi yaptı. Yine onunla birlikte kalktı, gitti. Sonra, bana senin buraya neden geldiğini anlatmayacak mısın, dedi. Ebu Zerr, eğer bana mutlaka doğruyu göstereceğine dair bir söz ve bir ant verecek olursan anlatırım, dedi. O da istediğini verdi. Ebu Zerr de ona durumu bildirdi. Ali dedi ki: O haktır, o Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'dir. Sabah olunca benim arkamdan gel. Ben senin için korkulacak bir şey görürsem su döker gibi duracağım. Yoluma devam ettiğim takdirde benim gireceğim yere sen de girene kadar arkamdan gel. O da bunu yaptı. Arkasından onu takip etmeye koyuldu. Nihayet Ali, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna girdi. O da onunla birlikte girdi, bazı sözlerini dinledi ve hemen o yerde Müslüman oldu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona dedi ki: Sen kavminin yanına geri dön ve onlara bildir. Benim emrim sana gelinceye kadar öylece kal. Ebu Zerr dedi ki: Nefsim elinde olana yemin ederim ki onların, Kureyş'in arasında bunu yüksek sesle bağırıp söyleyeceğim. Dışarı çıktı ve mescide gitti. En yüksek sesiyle bağırdı: Şahadet ederim ki Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur ve şüphesiz Muhammed Allah'ın Resulüdür. Hemen akabinde orada bulunanlar ayağa kalkıp canını acıtacak şekilde onu dövdüler. Abbas geldi, üzerine abanarak: Yazık size! Siz bunun Gıfar kabilesinden olduğunu bilmiyor musunuz? Sizin Şam'a giden ticaret yolunuzun üzerinde olduklarını bilmiyor musunuz, diyerek onu ellerinden kurtardı. Ertesi gün aynı şeyi yaptı, yine onu dövdüler, üzerine yürüdüler. el-Abbas da üzerine abandı ve onu korudu."

Sahih al Bukhari 3861

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ قَيْسٍ، قَالَ سَمِعْتُ سَعِيدَ بْنَ زَيْدِ بْنِ عَمْرِو بْنِ نُفَيْلٍ، فِي مَسْجِدِ الْكُوفَةِ يَقُولُ وَاللَّهِ لَقَدْ رَأَيْتُنِي وَإِنَّ عُمَرَ لَمُوثِقِي عَلَى الإِسْلاَمِ قَبْلَ أَنْ يُسْلِمَ عُمَرُ، وَلَوْ أَنَّ أُحُدًا ارْفَضَّ لِلَّذِي صَنَعْتُمْ بِعُثْمَانَ لَكَانَ مَحْقُوقًا أَنْ يَرْفَضَّ‏.‏

Kays dedi ki: "Ben Said b. Zeyd b. Amr b. Nufeyl'i Kufe mescidinde şöyle derken dinledim: Allah'a yemin ederim, ben kendimi şu halde gördüm: Ömer kendisi daha Müslüman olmadan önce beni Müslüman oldum diye bağlamıştı ve eğer Uhud dağı sizin Osman'a yaptıklarınız dolayısıyla yerinden kopsa, hiç şüphesiz bu gerçekleşmesi uygun olan bir şey olurdu."

Sahih al Bukhari 3862

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي خَالِدٍ، عَنْ قَيْسِ بْنِ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ مَا زِلْنَا أَعِزَّةً مُنْذُ أَسْلَمَ عُمَرُ‏.‏

Abdullah b. Mes'ud r.a. dedi ki: "Ömer İslam'a girdikten sonra hep aziz (güçlü) olageldik."

Sahih al Bukhari 3863

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ حَدَّثَنِي عُمَرُ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ فَأَخْبَرَنِي جَدِّي، زَيْدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ عَنْ أَبِيهِ، قَالَ بَيْنَمَا هُوَ فِي الدَّارِ خَائِفًا، إِذْ جَاءَهُ الْعَاصِ بْنُ وَائِلٍ السَّهْمِيُّ أَبُو عَمْرٍو، عَلَيْهِ حُلَّةُ حِبَرَةٍ، وَقَمِيصٌ مَكْفُوفٌ بِحَرِيرٍ، وَهُوَ مِنْ بَنِي سَهْمٍ، وَهُمْ حُلَفَاؤُنَا فِي الْجَاهِلِيَّةِ فَقَالَ لَهُ مَا بَالُكَ قَالَ زَعَمَ قَوْمُكَ أَنَّهُمْ سَيَقْتُلُونِي إِنْ أَسْلَمْتُ‏.‏ قَالَ لاَ سَبِيلَ إِلَيْكَ‏.‏ بَعْدَ أَنْ قَالَهَا أَمِنْتُ، فَخَرَجَ الْعَاصِ، فَلَقِيَ النَّاسَ قَدْ سَالَ بِهِمُ الْوَادِي فَقَالَ أَيْنَ تُرِيدُونَ فَقَالُوا نُرِيدُ هَذَا ابْنَ الْخَطَّابِ الَّذِي صَبَا‏.‏ قَالَ لاَ سَبِيلَ إِلَيْهِ‏.‏ فَكَرَّ النَّاسُ‏.‏

Abdullah b. Ömer, babasının şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Kendisi evde korku ile duruyorken yanına el-As b. Vail es-Sehmi Ebu Amr, üzerinde çizgili bir cübbe ve ipek şeritler konulmuş bir gömlek bulunduğu halde, ki o Sehm oğullarından olup cahiliye döneminde bizimle antlaşmalı olanlardan idi, geldi ve dedi ki: Bu halin nedir? Ömer cevap verdi: Senin kavmin İslam'a girdiğim takdirde beni öldüreceklerini ileri sürüyorlar. el-As b. Vail: Onlar sana bir zarar veremezler, dedi. O bana bu sözü söyledikten sonra ben de kendimi güvende hissettim. el-As dışarı çıktı. İnsanların vadiyi bir sel gibi doldurmuş olduklarını gördü ve: Nereye gitmek istiyorsunuz? diye sordu. Onlar: Şu dininden dönen Hattab'ın oğlunun yanına gidiyoruz, deyince el-As: Hayır, buna imkân yok, dedi ve bunun üzerine insanlar geri döndü."

Sahih al Bukhari 3864

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ سَمِعْتُهُ قَالَ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ لَمَّا أَسْلَمَ عُمَرُ اجْتَمَعَ النَّاسُ عِنْدَ دَارِهِ وَقَالُوا صَبَا عُمَرُ‏.‏ وَأَنَا غُلاَمٌ فَوْقَ ظَهْرِ بَيْتِي، فَجَاءَ رَجُلٌ عَلَيْهِ قَبَاءٌ مِنْ دِيبَاجٍ فَقَالَ قَدْ صَبَا عُمَرُ‏.‏ فَمَا ذَاكَ فَأَنَا لَهُ جَارٌ‏.‏ قَالَ فَرَأَيْتُ النَّاسَ تَصَدَّعُوا عَنْهُ فَقُلْتُ مَنْ هَذَا قَالُوا الْعَاصِ بْنُ وَائِلٍ‏.‏

Amr b. Dinar, Abdullah b. Ömer'den rivayetle dedi ki: "Ömer Müslüman olunca insanlar onun evinin yanında toplandılar ve: Ömer dininden döndü, dediler. Bu sırada ben küçük bir çocuktum ve evimin damında idim. Üzerinde ipekten bir kaftan bulunan bir adam geldi. Ömer dininden döndü, bu da ne oluyor? İşte ben onu himayeme alıyorum, dedi. İbn Ömer dedi ki: İnsanların yanından bölük bölük ayrılıp gittiklerini gördüm. Bu adam kim? diye sordum. Bu el-As b. Vail'dir, dediler."

Sahih al Bukhari 3865

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ حَدَّثَنِي عُمَرُ، أَنَّ سَالِمًا، حَدَّثَهُ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، قَالَ مَا سَمِعْتُ عُمَرَ، لِشَىْءٍ قَطُّ يَقُولُ إِنِّي لأَظُنُّهُ كَذَا‏.‏ إِلاَّ كَانَ كَمَا يَظُنُّ، بَيْنَمَا عُمَرُ جَالِسٌ إِذْ مَرَّ بِهِ رَجُلٌ جَمِيلٌ فَقَالَ لَقَدْ أَخْطَأَ ظَنِّي، أَوْ إِنَّ هَذَا عَلَى دِينِهِ فِي الْجَاهِلِيَّةِ، أَوْ لَقَدْ كَانَ كَاهِنَهُمْ، عَلَىَّ الرَّجُلَ، فَدُعِيَ لَهُ، فَقَالَ لَهُ ذَلِكَ، فَقَالَ مَا رَأَيْتُ كَالْيَوْمِ اسْتُقْبِلَ بِهِ رَجُلٌ مُسْلِمٌ، قَالَ فَإِنِّي أَعْزِمُ عَلَيْكَ إِلاَّ مَا أَخْبَرْتَنِي‏.‏ قَالَ كُنْتُ كَاهِنَهُمْ فِي الْجَاهِلِيَّةِ‏.‏ قَالَ فَمَا أَعْجَبُ مَا جَاءَتْكَ بِهِ جِنِّيَّتُكَ قَالَ بَيْنَمَا أَنَا يَوْمًا فِي السُّوقِ جَاءَتْنِي أَعْرِفُ فِيهَا الْفَزَعَ، فَقَالَتْ أَلَمْ تَرَ الْجِنَّ وَإِبْلاَسَهَا وَيَأْسَهَا مِنْ بَعْدِ إِنْكَاسِهَا وَلُحُوقَهَا بِالْقِلاَصِ وَأَحْلاَسِهَا قَالَ عُمَرُ صَدَقَ، بَيْنَمَا أَنَا عِنْدَ آلِهَتِهِمْ إِذْ جَاءَ رَجُلٌ بِعِجْلٍ فَذَبَحَهُ، فَصَرَخَ بِهِ صَارِخٌ، لَمْ أَسْمَعْ صَارِخًا قَطُّ أَشَدَّ صَوْتًا مِنْهُ يَقُولُ يَا جَلِيحْ، أَمْرٌ نَجِيحْ رَجُلٌ فَصِيحْ يَقُولُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ‏.‏ فَوَثَبَ الْقَوْمُ قُلْتُ لاَ أَبْرَحُ حَتَّى أَعْلَمَ مَا وَرَاءَ هَذَا ثُمَّ نَادَى يَا جَلِيحْ، أَمْرٌ نَجِيحْ، رَجُلٌ فَصِيحْ، يَقُولُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ‏.‏ فَقُمْتُ فَمَا نَشِبْنَا أَنْ قِيلَ هَذَا نَبِيٌّ‏.‏

Abdullah b. Ömer dedi ki: "Ömer'in bir şey için, ben onun böyle olduğunu zannediyorum, dediğini ne kadar işittimse mutlaka o şeyin onun zannettiği gibi olduğunu gördüm. Ömer oturuyorken yanından güzel bir adam geçti. Bunun üzerine Ömer: Andolsun, bunun hakkındaki zannım doğru çıkmadı; yahut bu, cahiliye dönemindeki dini üzere devam etmektedir ya da cahiliye döneminde onların kâhini idi. O adamı yanıma getirin, dedi. Adam yanına çağrılınca ona bunları söyledi. O adam dedi ki: Ben bugün gördüğüm şekilde bir Müslüman adamın karşılanmış olduğunu görmedim. Ömer dedi ki: Sana ant vererek söylüyorum ki mutlaka bana haber vermelisin. Adam: Evet, ben cahiliye döneminde onların kâhini idim, dedi. Ömer: Peki, sana haber getiren kadın cinnin sana getirdiği en şaşırtıcı şey neydi? diye sordu. Adam dedi ki: Bir gün ben çarşıda iken, hâlinden korkuya kapılmış olduğunu anladığım bir vaziyette bana geldi ve: Cinlerin ne kadar ümitsiz olduğunu, baş aşağı geri çevrildikten sonra ne kadar ümitlerini kestiklerini, develerin ve onların eğerleri altında konulanların peşine düştüklerini görmüyor musun? dedi. Ömer dedi ki: Doğru söylüyor. Ben bir gün onların putlarının yanında iken bir adam bir buzağı ile geldi ve onu boğazlayıverdi. Ona birisi yüksek sesle bağırdı. Asla ondan daha yüksek sesle bağıran bir kimseyi işitmiş değilim. Şöyle diyordu: Ey açıkça düşmanlık eden kişi! Başarılı bir iş ortaya çıktı. Fasih bir adam, senden başka hiçbir ilah yok, diyor. Bunun üzerine herkes ileri atıldı. Ben de: Bunun ötesinde ne olduğunu öğrenmeden buradan ayrılmayacağım, dedim. Sonra bir daha seslendi: Ey açıkça düşmanlık eden kişi! Başarılı bir iş ortaya çıktı. Fasih bir adam, lâ ilâhe illallah, diyor. Ben de kalktım. Aradan fazla zaman geçmemişti ki bize: Bu bir nebidir, denildi."

Sahih al Bukhari 3866

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنَا قَيْسٌ، قَالَ سَمِعْتُ سَعِيدَ بْنَ زَيْدٍ، يَقُولُ لِلْقَوْمِ لَوْ رَأَيْتُنِي مُوثِقِي عُمَرُ عَلَى الإِسْلاَمِ أَنَا وَأُخْتُهُ وَمَا أَسْلَمَ، وَلَوْ أَنَّ أُحُدًا انْقَضَّ لِمَا صَنَعْتُمْ، بِعُثْمَانَ لَكَانَ مَحْقُوقًا أَنْ يَنْقَضَّ‏.‏

Kays dedi ki: "Ben Said b. Zeyd'i etrafındakilere şöyle derken dinledim: Ömer'in henüz daha Müslüman olmadan önce, beni ve kendi kız kardeşini Müslüman olmuşuz diye nasıl bağlamış olduğunu bir görseydiniz. Eğer Osman'a da yaptıklarınızdan dolayı Uhud çöküp yerinden gitse, gerçekten bu (yaptığınız işin büyüklüğüne göre) hak ve uygun bir şey olur."

Sahih al Bukhari 3867

حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ الْمُفَضَّلِ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي عَرُوبَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه أَنَّ أَهْلَ مَكَّةَ سَأَلُوا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يُرِيَهُمْ آيَةً، فَأَرَاهُمُ الْقَمَرَ شِقَّتَيْنِ، حَتَّى رَأَوْا حِرَاءً بَيْنَهُمَا‏.‏

Enes b. Malik r.a.'dan rivayete göre: "Mekkeliler Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den kendilerine bir ayet (belge) göstermesini istediler. O da kendilerine ayın iki parçaya bölündüğünü gösterdi. Öyle ki Hira dağını o iki parça arasında gördüler."

Sahih al Bukhari 3868

حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، عَنْ أَبِي حَمْزَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِي مَعْمَرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ انْشَقَّ الْقَمَرُ وَنَحْنُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِمِنًى فَقَالَ ‏ "‏ اشْهَدُوا ‏"‏‏.‏ وَذَهَبَتْ فِرْقَةٌ نَحْوَ الْجَبَلِ وَقَالَ أَبُو الضُّحَى عَنْ مَسْرُوقٍ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ انْشَقَّ بِمَكَّةَ‏.‏ وَتَابَعَهُ مُحَمَّدُ بْنُ مُسْلِمٍ عَنِ ابْنِ أَبِي نَجِيحٍ عَنْ مُجَاهِدٍ عَنْ أَبِي مَعْمَرٍ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ‏.‏

Abdullah r.a. dedi ki: "Biz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Mina'da bulunuyorken ay yarıldı. 'Şahit olunuz,' dedi. Ay'dan bir parça da dağ tarafına gitti." Ebu'd-Duha, Mesruk yoluyla Abdullah'tan: "Mekke'de ay yarıldı" diye rivayet etmiştir. Muhammed b. Müslim de İbn Ebi Necih'den, o Mücahid'den, o Ebu Ma'mer'den, o Abdullah'tan diye ona mutabaatta bulunmuştur.

Sahih al Bukhari 3869

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا بَكْرُ بْنُ مُضَرَ، قَالَ حَدَّثَنِي جَعْفَرُ بْنُ رَبِيعَةَ، عَنْ عِرَاكِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ مَسْعُودٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما أَنَّ الْقَمَرَ، انْشَقَّ عَلَى زَمَانِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏

Abdullah b. Abbas r.a.: "Ay, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem zamanında yarıldı."

Sahih al Bukhari 3870

حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ، عَنْ أَبِي مَعْمَرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ انْشَقَّ الْقَمَرُ‏.‏

Abdullah r.a. dedi ki: "Ay yarıldı."

Sahih al Bukhari 3871

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ الْجُعْفِيُّ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، حَدَّثَنَا عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّ عُبَيْدَ اللَّهِ بْنَ عَدِيِّ بْنِ الْخِيَارِ، أَخْبَرَهُ أَنَّ الْمِسْوَرَ بْنَ مَخْرَمَةَ وَعَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ الأَسْوَدِ بْنِ عَبْدِ يَغُوثَ قَالاَ لَهُ مَا يَمْنَعُكَ أَنْ تُكَلِّمَ خَالَكَ عُثْمَانَ فِي أَخِيهِ الْوَلِيدِ بْنِ عُقْبَةَ وَكَانَ أَكْثَرَ النَّاسُ فِيمَا فَعَلَ بِهِ‏.‏ قَالَ عُبَيْدُ اللَّهِ فَانْتَصَبْتُ لِعُثْمَانَ حِينَ خَرَجَ إِلَى الصَّلاَةِ فَقُلْتُ لَهُ إِنَّ لِي إِلَيْكَ حَاجَةً وَهْىَ نَصِيحَةٌ‏.‏ فَقَالَ أَيُّهَا الْمَرْءُ، أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنْكَ، فَانْصَرَفْتُ، فَلَمَّا قَضَيْتُ الصَّلاَةَ جَلَسْتُ إِلَى الْمِسْوَرِ وَإِلَى ابْنِ عَبْدِ يَغُوثَ، فَحَدَّثْتُهُمَا بِالَّذِي قُلْتُ لِعُثْمَانَ وَقَالَ لِي‏.‏ فَقَالاَ قَدْ قَضَيْتَ الَّذِي كَانَ عَلَيْكَ‏.‏ فَبَيْنَمَا أَنَا جَالِسٌ مَعَهُمَا، إِذْ جَاءَنِي رَسُولُ عُثْمَانَ، فَقَالاَ لِي قَدِ ابْتَلاَكَ اللَّهُ‏.‏ فَانْطَلَقْتُ حَتَّى دَخَلْتُ عَلَيْهِ، فَقَالَ مَا نَصِيحَتُكَ الَّتِي ذَكَرْتَ آنِفًا قَالَ فَتَشَهَّدْتُ ثُمَّ قُلْتُ إِنَّ اللَّهَ بَعَثَ مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم وَأَنْزَلَ عَلَيْهِ الْكِتَابَ، وَكُنْتَ مِمَّنِ اسْتَجَابَ لِلَّهِ وَرَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم وَآمَنْتَ بِهِ، وَهَاجَرْتَ الْهِجْرَتَيْنِ الأُولَيَيْنِ، وَصَحِبْتَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَرَأَيْتَ هَدْيَهُ، وَقَدْ أَكْثَرَ النَّاسُ فِي شَأْنِ الْوَلِيدِ بْنِ عُقْبَةَ، فَحَقٌّ عَلَيْكَ أَنْ تُقِيمَ عَلَيْهِ الْحَدَّ‏.‏ فَقَالَ لِي يَا ابْنَ أَخِي أَدْرَكْتَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ قُلْتُ لاَ، وَلَكِنْ قَدْ خَلَصَ إِلَىَّ مِنْ عِلْمِهِ مَا خَلَصَ إِلَى الْعَذْرَاءِ فِي سِتْرِهَا‏.‏ قَالَ فَتَشَهَّدَ عُثْمَانُ فَقَالَ إِنَّ اللَّهَ قَدْ بَعَثَ مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم بِالْحَقِّ وَأَنْزَلَ عَلَيْهِ الْكِتَابَ، وَكُنْتُ مِمَّنِ اسْتَجَابَ لِلَّهِ وَرَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم وَآمَنْتُ بِمَا بُعِثَ بِهِ مُحَمَّدٌ صلى الله عليه وسلم‏.‏ وَهَاجَرْتُ الْهِجْرَتَيْنِ الأُولَيَيْنِ كَمَا قُلْتَ، وَصَحِبْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَبَايَعْتُهُ، وَاللَّهِ مَا عَصَيْتُهُ وَلاَ غَشَشْتُهُ حَتَّى تَوَفَّاهُ اللَّهُ، ثُمَّ اسْتَخْلَفَ اللَّهُ أَبَا بَكْرٍ فَوَاللَّهِ مَا عَصَيْتُهُ وَلاَ غَشَشْتُهُ، ثُمَّ اسْتُخْلِفَ عُمَرُ، فَوَاللَّهِ مَا عَصَيْتُهُ وَلاَ غَشَشْتُهُ، ثُمَّ اسْتُخْلِفْتُ، أَفَلَيْسَ لِي عَلَيْكُمْ مِثْلُ الَّذِي كَانَ لَهُمْ عَلَىَّ قَالَ بَلَى‏.‏ قَالَ فَمَا هَذِهِ الأَحَادِيثُ الَّتِي تَبْلُغُنِي عَنْكُمْ فَأَمَّا مَا ذَكَرْتَ مِنْ شَأْنِ الْوَلِيدِ بْنِ عُقْبَةَ، فَسَنَأْخُذُ فِيهِ إِنْ شَاءَ اللَّهُ بِالْحَقِّ قَالَ فَجَلَدَ الْوَلِيدَ أَرْبَعِينَ جَلْدَةً، وَأَمَرَ عَلِيًّا أَنْ يَجْلِدَهُ، وَكَانَ هُوَ يَجْلِدُهُ‏.‏ وَقَالَ يُونُسُ وَابْنُ أَخِي الزُّهْرِيِّ عَنِ الزُّهْرِيِّ أَفَلَيْسَ لِي عَلَيْكُمْ مِنَ الْحَقِّ مِثْلُ الَّذِي كَانَ لَهُمْ‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْد اللَّهِ بَلَاءٌ مِنْ رَبِّكُمْ مَا ابْتُلِيتُمْ بِهِ مِنْ شِدَّةٍ وَفِي مَوْضِعٍ الْبَلَاءُ الِابْتِلَاءُ وَالتَّمْحِيصُ مَنْ بَلَوْتُهُ وَمَحَّصْتُهُ أَيْ اسْتَخْرَجْتُ مَا عِنْدَهُ يَبْلُو يَخْتَبِرُ مُبْتَلِيكُمْ مُخْتَبِرُكُمْ وَأَمَّا قَوْلُهُ بَلَاءٌ عَظِيمٌ النِّعَمُ وَهِيَ مِنْ أَبْلَيْتُهُ وَتِلْكَ مِنْ ابْتَلَيْتُهُ

Urve b. Zubeyr'den rivayete göre; Ubeydullah b. Adiy b. el-Hıyar'ın kendisine Misver b. Mahreme ile Abdurrahman b. el-Esved b. Abdi Yeğus'un şöyle dediklerini haber vermektedir: "Dayın Osman ile (onun anne bir) kardeşi Velid b. Ukbe hakkında konuşmaktan seni alıkoyan nedir?" Çünkü herkes Osman'ın ona yaptıkları dolayısıyla çok konuşmaya başlamıştı. Ubeydullah dedi ki: Bunun üzerine ben de Osman namaza çıkıp giderken önüne çıktım ve, "Seninle görülecek bir işim var. Bu iş bir nasihattir," dedim. "Ey adam, senden Allah'a sığınırım," dedi. Bunun üzerine ben de ayrılıp gittim. Namazı bitirdikten sonra el-Misver ile İbn Abdi Yeğus'un yanına oturdum. Ben de onlara Osman'a söylediğimi, onun da bana verdiği cevabı aktardım. Her ikisi de bana, "Sen üzerine düşeni yaptın," dediler. Ben onlarla birlikte oturuyorken Osman'ın elçisi yanıma geldi. Bana, "Allah seni sınıyor," dediler. Gittim ve Osman'ın yanına girdim. Bana, "Az önce sözünü ettiğin nasihatin neydi?" dedi. Ubeydullah dedi ki: Önce kelime-i şahadet getirdim, sonra şunları söyledim: "Şüphesiz Allah Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i Nebi olarak gönderdi. Üzerine Kitabı indirdi. Sen de Allah'ın ve Resulünün davetini kabul edip ona iman edenlerden oldun. İlk iki hicrette bulundun. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sahabilik ettin, onun hareket ve tutumlarını gördün. İnsanlar ise Velid b. Ukbe hakkında çokça konuşur oldular. Dolayısıyla ona had uygulaman senin üzerinde bir hak oldu." Bana dedi ki: "Kardeşimin oğlu, sen Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yetiştin mi?" Ben, "Hayır," dedim, "fakat örtüsünün arkasındaki bakire kıza kadar ulaşan ilmi bana da ulaştı." Ubeydullah dedi ki: Osman da kelime-i şahadet getirdikten sonra dedi ki: "Şüphesiz Allah Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i hak ile gönderdi. Üzerine Kitabı indirdi, ben de Allah ve Resulünün davetini kabul edenlerden oldum. Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile gönderilenlere iman ettim. Senin de dediğin gibi ilk iki hicrette bulundum. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sahabelik ettim, ona bey'at ettim. Allah'a yemin ederim, Allah onun ruhunu kabzedinceye kadar ona itaatsizlik etmedim, onu aldatmadım. Daha sonra yüce Allah Ebu Bekir'e halifelik verdi. Allah'a yemin ederim, ona da karşı gelmedim ve onu da aldatmadım. Sonra Ömer halife oldu. Allah'a yemin ederim, ona da karşı gelmedim, onu da aldatmadım. Arkasından ben halifelik makamına getirildim. Onların benim üzerimdeki hakları ne idiyse, benim de sizin üzerinizde öyle hakkım yok mudur?" Ubeydullah, "Evet," dedi. Osman dedi ki: "O halde sizden bana ulaşan bu sözler (dedikodular) ne oluyor? Velid b. Ukbe'nin durumu ile ilgili olarak söylediklerine gelince, inşallah bu hususta biz hak olan ne ise onu yapacağız." Ubeydullah dedi ki: Velid'e kırk celde vurdu. Ali'ye celdeyi vurması için emir verdi, ona celde vuran o oldu. Yunus ile Zühri'nin kardeşinin oğlu, Zühri'den şöyle dediğini nakletmektedirler: "Osman dedi ki: Onların hakkı gibi benim de sizin üzerinizde hakkım yok mu?"

Sahih al Bukhari 3872

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ هِشَامٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ أُمَّ حَبِيبَةَ وَأُمَّ سَلَمَةَ ذَكَرَتَا كَنِيسَةً رَأَيْنَهَا بِالْحَبَشَةِ، فِيهَا تَصَاوِيرُ، فَذَكَرَتَا لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏"‏ إِنَّ أُولَئِكَ إِذَا كَانَ فِيهِمُ الرَّجُلُ الصَّالِحُ فَمَاتَ بَنَوْا عَلَى قَبْرِهِ مَسْجِدًا، وَصَوَّرُوا فِيهِ تِيكَ الصُّوَرَ، أُولَئِكَ شِرَارُ الْخَلْقِ عِنْدَ اللَّهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏"‏‏.‏

Aişe r.anha'dan rivayete göre: "Ümmü Habibe ile Ümmü Seleme Habeşistan'da iken gördükleri ve içinde suretler bulunan bir kiliseyi söz konusu ettiler. Onu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e anlattılar, o şöyle buyurdu: Onlar, aralarında salih bir insan öldüğü takdirde kabri üzerine bir mescit bina eder ve o mescidin içinde o suretleri yaparlardı. Bunlar kıyamet gününde Allah nezdinde insanların en şerlileridir."

Sahih al Bukhari 3873

حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ سَعِيدٍ السَّعِيدِيُّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أُمِّ خَالِدٍ بِنْتِ خَالِدٍ، قَالَتْ قَدِمْتُ مِنْ أَرْضِ الْحَبَشَةِ وَأَنَا جُوَيْرِيَةٌ، فَكَسَانِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَمِيصَةً لَهَا أَعْلاَمٌ، فَجَعَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَمْسَحُ الأَعْلاَمَ بِيَدِهِ وَيَقُولُ ‏"‏ سَنَاهْ، سَنَاهْ ‏"‏‏.‏ قَالَ الْحُمَيْدِيُّ يَعْنِي حَسَنٌ حَسَنٌ‏.‏

Halid kızı Ümmü Halid dedi ki: "Ben küçük bir kız iken Habeşistan'dan geri geldim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana üzerinde çizgiler bulunan bir elbise giydirdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem eliyle o çizgilerin üzerini siliyor ve senah senah diyordu." Humeydî dedi ki: "Senah senah, güzel güzel demektir."

Sahih al Bukhari 3874

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَمَّادٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كُنَّا نُسَلِّمُ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ يُصَلِّي فَيَرُدُّ عَلَيْنَا، فَلَمَّا رَجَعْنَا مِنْ عِنْدِ النَّجَاشِيِّ سَلَّمْنَا عَلَيْهِ فَلَمْ يَرُدَّ عَلَيْنَا، فَقُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّا كُنَّا نُسَلِّمُ عَلَيْكَ فَتَرُدُّ عَلَيْنَا قَالَ ‏"‏ إِنَّ فِي الصَّلاَةِ شُغْلاً ‏"‏‏.‏ فَقُلْتُ لإِبْرَاهِيمَ كَيْفَ تَصْنَعُ أَنْتَ قَالَ أَرُدُّ فِي نَفْسِي‏.‏

Abdullah r.a. dedi ki: "Daha önce Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e namazda olduğu halde selam veriyor, o da selamımızı alıyordu. Fakat Necaşi'nin yanından döndükten sonra ona selam verdik ama selamımızı almadı. Ey Allah'ın Resulü, dedik, daha önce biz sana selam veriyorduk, sen de selamımızı alıyordun. Şöyle buyurdu: Şüphesiz namazda belli bir meşguliyet vardır." Senedde yer alan ravilerden Süleyman dedi ki: "Ben İbrahim'e: Sen nasıl yapıyorsun, diye sordum. O da: İçimden selamı alıyorum, dedi."

Sahih al Bukhari 3875

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنَا بُرَيْدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى ـ رضى الله عنه ـ بَلَغَنَا مَخْرَجُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَنَحْنُ بِالْيَمَنِ فَرَكِبْنَا سَفِينَةً فَأَلْقَتْنَا سَفِينَتُنَا إِلَى النَّجَاشِيِّ بِالْحَبَشَةِ، فَوَافَقْنَا جَعْفَرَ بْنَ أَبِي طَالِبٍ، فَأَقَمْنَا مَعَهُ حَتَّى قَدِمْنَا، فَوَافَقْنَا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم حِينَ افْتَتَحَ خَيْبَرَ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لَكُمْ أَنْتُمْ يَا أَهْلَ السَّفِينَةِ هِجْرَتَانِ ‏"‏‏.‏

Ebu Musa r.a.'dan rivayete göre: "Biz Yemen'de bulunduğumuz sırada Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yola çıktığı haberi bize ulaştı. Bunun üzerine bir gemiye bindik. Gemimiz bizi Habeşistan'daki Necaşi'ye götürdü. Orada Ca'fer b. Ebi Talib'e rastladık ve Medine'ye gelinceye kadar onunla birlikte kaldık. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hayber'i fethettiği sırada onunla karşılaştık. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: 'Ey gemi yolcuları! Sizin için iki hicret vardır.'"

Sahih al Bukhari 3876

حَدَّثَنَا أَبُو الرَّبِيعِ، حَدَّثَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنْ عَطَاءٍ، عَنْ جَابِرٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم حِينَ مَاتَ النَّجَاشِيُّ ‏ "‏ مَاتَ الْيَوْمَ رَجُلٌ صَالِحٌ، فَقُومُوا فَصَلُّوا عَلَى أَخِيكُمْ أَصْحَمَةَ ‏"‏‏.‏

Cabir r.a.'dan: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Necaşi öldüğünde şöyle buyurdu: 'Bugün salih bir insan öldü. Kalkın, kardeşiniz Ashama'nın cenaze namazını kılın.'"

Sahih al Bukhari 3877

حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى بْنُ حَمَّادٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، أَنَّ عَطَاءً، حَدَّثَهُمْ عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الأَنْصَارِيِّ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ نَبِيَّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صَلَّى عَلَى النَّجَاشِيِّ فَصَفَّنَا وَرَاءَهُ فَكُنْتُ فِي الصَّفِّ الثَّانِي أَوِ الثَّالِثِ‏.‏

Cabir b. Abdullah el-Ensari r.a.'dan rivayete göre: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Necaşi'nin cenaze namazını kıldırdı. Bizi arkasında saf hâlinde dizdi. Ben ikinci ya da üçüncü safta idim."

Sahih al Bukhari 3878

حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ، عَنْ سَلِيمِ بْنِ حَيَّانَ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مِينَاءَ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم صَلَّى عَلَى أَصْحَمَةَ النَّجَاشِيِّ، فَكَبَّرَ عَلَيْهِ أَرْبَعًا‏.‏ تَابَعَهُ عَبْدُ الصَّمَدِ‏.‏

Cabir b. Abdullah r.a.'dan rivayete göre, "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Necaşi Ashama üzerine cenaze namazı kıldırdı. Üzerine dört tekbir aldı." Abdussamed de ona mutabaatta bulunmuştur.

Sahih al Bukhari 3879

حَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، وَابْنُ الْمُسَيَّبِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَخْبَرَهُمَا أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَعَى لَهُمُ النَّجَاشِيَّ صَاحِبَ الْحَبَشَةِ فِي الْيَوْمِ الَّذِي مَاتَ فِيهِ، وَقَالَ ‏ "‏ اسْتَغْفِرُوا لأَخِيكُمْ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre; "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendilerine, vefat ettiği aynı günde Habeşistan sahibi (hükümdarı) Necaşi'nin vefat ettiğini haber verdi ve: Kardeşiniz için mağfiret dileyiniz, dedi."

Sahih al Bukhari 3880

وَعَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ حَدَّثَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَخْبَرَهُمْ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صَفَّ بِهِمْ فِي الْمُصَلَّى، فَصَلَّى عَلَيْهِ وَكَبَّرَ أَرْبَعًا‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre; "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, musallada onları saf halinde dizdi ve üzerine namaz kıldırdı ve dört tekbir aldı."

Sahih al Bukhari 3881

حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ أَرَادَ حُنَيْنًا ‏ "‏ مَنْزِلُنَا غَدًا إِنْ شَاءَ اللَّهُ بِخَيْفِ بَنِي كِنَانَةَ، حَيْثُ تَقَاسَمُوا عَلَى الْكُفْرِ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Huneyn üzerine yürümek isteyince şöyle buyurdu: İnşallah yarın konaklayacağımız yer, onların küfür üzere yeminleştikleri yer olan Kinane oğulları Hayfı olacaktır."

Sahih al Bukhari 3882

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ سُفْيَانَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْحَارِثِ، حَدَّثَنَا الْعَبَّاسُ بْنُ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مَا أَغْنَيْتَ عَنْ عَمِّكَ فَإِنَّهُ كَانَ يَحُوطُكَ وَيَغْضَبُ لَكَ‏.‏ قَالَ ‏ "‏ هُوَ فِي ضَحْضَاحٍ مِنْ نَارٍ، وَلَوْلاَ أَنَا لَكَانَ فِي الدَّرَكِ الأَسْفَلِ مِنَ النَّارِ ‏"‏‏.‏

Abbas b. Abdulmuttalib r.a., Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e dedi ki: "Senin amcana faydan ne oldu? O seni himaye ediyor, senin için kızıp öfkeleniyordu." Allah Resulü şöyle buyurdu: "O, topuklarına kadar varan bir ateştedir. Ben olmasaydım şüphesiz ateşin en aşağı basamağında olacaktı."

Sahih al Bukhari 3883

حَدَّثَنَا مَحْمُودٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنِ ابْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ أَبَا طَالِبٍ، لَمَّا حَضَرَتْهُ الْوَفَاةُ دَخَلَ عَلَيْهِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَعِنْدَهُ أَبُو جَهْلٍ فَقَالَ ‏"‏ أَىْ عَمِّ، قُلْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ‏.‏ كَلِمَةً أُحَاجُّ لَكَ بِهَا عِنْدَ اللَّهِ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ أَبُو جَهْلٍ وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي أُمَيَّةَ يَا أَبَا طَالِبٍ، تَرْغَبُ عَنْ مِلَّةِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ فَلَمْ يَزَالاَ يُكَلِّمَانِهِ حَتَّى قَالَ آخِرَ شَىْءٍ كَلَّمَهُمْ بِهِ عَلَى مِلَّةِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لأَسْتَغْفِرَنَّ لَكَ مَا لَمْ أُنْهَ عَنْهُ ‏"‏‏.‏ فَنَزَلَتْ ‏{‏مَا كَانَ لِلنَّبِيِّ وَالَّذِينَ آمَنُوا أَنْ يَسْتَغْفِرُوا لِلْمُشْرِكِينَ وَلَوْ كَانُوا أُولِي قُرْبَى مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُمْ أَصْحَابُ الْجَحِيمِ‏}‏ وَنَزَلَتْ ‏{‏إِنَّكَ لاَ تَهْدِي مَنْ أَحْبَبْتَ‏}‏

İbn el-Müseyyeb, babasından rivayete göre: "Ebu Talib'in vefatı yaklaşınca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Ebu Cehil de yanında bulunuyorken onun yanına girdi. 'Ey amcam! Allah'ın huzurunda kendisini senin lehine delil gösterebileceğim bir söz olan lâ ilâhe illallah de' dedi. Bunun üzerine Ebu Cehil ve Abdullah b. Ebi Umeyye: 'Ey Ebu Talib! Abdulmuttalib'in dininden yüz mü çeviriyorsun?' dediler. Onlar onunla konuşup durdular. Nihayet onlara söylediği son sözler: 'Abdulmuttalib'in dini üzereyim' demek oldu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de: 'Bana yasaklanmadığı sürece andolsun senin için mağfiret dileyeceğim' dedi. Bunun üzerine de: 'O çılgın ateşlikler oldukları açıkça ortaya çıktıktan sonra, akrabaları dahi olsalar müşriklere Nebi'nin de, müminlerin de mağfiret dilemeleri olur şey değil.' [Tevbe, 113] ayeti ile 'Şüphesiz sen sevdiklerini hidayete iletemezsin.' [Kasas, 56] ayetleri nazil oldu."

Sahih al Bukhari 3884

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، حَدَّثَنَا ابْنُ الْهَادِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ خَبَّابٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ سَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَذُكِرَ عِنْدَهُ عَمُّهُ فَقَالَ ‏ "‏ لَعَلَّهُ تَنْفَعُهُ شَفَاعَتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ، فَيُجْعَلُ فِي ضَحْضَاحٍ مِنَ النَّارِ، يَبْلُغُ كَعْبَيْهِ، يَغْلِي مِنْهُ دِمَاغُهُ ‏"‏‏.‏ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ حَمْزَةَ حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي حَازِمٍ وَالدَّرَاوَرْدِيُّ عَنْ يَزِيدَ بِهَذَا، وَقَالَ تَغْلِي مِنْهُ أُمُّ دِمَاغِهِ‏.‏

Ebu Said el-Hudri r.a.'dan rivayete göre o, Ebu Talib hakkında huzurunda konuşulunca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinlemiştir: "Belki kıyamet gününde şefaatimin ona faydası olur da topuklarına kadar ulaşacak ve bundan dolayı beyni kaynayacak olan hafif bir ateşe konulur."

Sahih al Bukhari 3885

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، حَدَّثَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ لَمَّا كَذَّبَنِي قُرَيْشٌ قُمْتُ فِي الْحِجْرِ، فَجَلاَ اللَّهُ لِي بَيْتَ الْمَقْدِسِ، فَطَفِقْتُ أُخْبِرُهُمْ عَنْ آيَاتِهِ وَأَنَا أَنْظُرُ إِلَيْهِ ‏"‏‏.‏

Cabir b. Abdullah r.a.'dan rivayete göre o, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinlemiştir: "Kureyş beni yalanlayınca ben de Hicr'de ayakta durdum. Allah bana Beytu'l-Makdis'i ayan beyan gösterdi. Ben de ona bakarak onun alametlerini onlara bildirmeye başladım."

Sahih al Bukhari 3886

حَدَّثَنَا هُدْبَةُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ مَالِكِ بْنِ صَعْصَعَةَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ نَبِيَّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَدَّثَهُمْ عَنْ لَيْلَةَ أُسْرِيَ بِهِ ‏"‏ بَيْنَمَا أَنَا فِي الْحَطِيمِ ـ وَرُبَّمَا قَالَ فِي الْحِجْرِ ـ مُضْطَجِعًا، إِذْ أَتَانِي آتٍ فَقَدَّ ـ قَالَ وَسَمِعْتُهُ يَقُولُ فَشَقَّ ـ مَا بَيْنَ هَذِهِ إِلَى هَذِهِ ـ فَقُلْتُ لِلْجَارُودِ وَهْوَ إِلَى جَنْبِي مَا يَعْنِي بِهِ قَالَ مِنْ ثُغْرَةِ نَحْرِهِ إِلَى شِعْرَتِهِ، وَسَمِعْتُهُ يَقُولُ مِنْ قَصِّهِ إِلَى شِعْرَتِهِ ـ فَاسْتَخْرَجَ قَلْبِي، ثُمَّ أُتِيتُ بِطَسْتٍ مِنْ ذَهَبٍ مَمْلُوءَةٍ إِيمَانًا، فَغُسِلَ قَلْبِي ثُمَّ حُشِيَ، ثُمَّ أُوتِيتُ بِدَابَّةٍ دُونَ الْبَغْلِ وَفَوْقَ الْحِمَارِ أَبْيَضَ ‏"‏‏.‏ ـ فَقَالَ لَهُ الْجَارُودُ هُوَ الْبُرَاقُ يَا أَبَا حَمْزَةَ قَالَ أَنَسٌ نَعَمْ، يَضَعُ خَطْوَهُ عِنْدَ أَقْصَى طَرْفِهِ ـ ‏"‏ فَحُمِلْتُ عَلَيْهِ، فَانْطَلَقَ بِي جِبْرِيلُ حَتَّى أَتَى السَّمَاءَ الدُّنْيَا فَاسْتَفْتَحَ، فَقِيلَ مَنْ هَذَا قَالَ جِبْرِيلُ‏.‏ قِيلَ وَمَنْ مَعَكَ قَالَ مُحَمَّدٌ‏.‏ قِيلَ وَقَدْ أُرْسِلَ إِلَيْهِ قَالَ نَعَمْ‏.‏ قِيلَ مَرْحَبًا بِهِ، فَنِعْمَ الْمَجِيءُ جَاءَ فَفَتَحَ، فَلَمَّا خَلَصْتُ، فَإِذَا فِيهَا آدَمُ، فَقَالَ هَذَا أَبُوكَ آدَمُ فَسَلِّمْ عَلَيْهِ‏.‏ فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ فَرَدَّ السَّلاَمَ ثُمَّ قَالَ مَرْحَبًا بِالاِبْنِ الصَّالِحِ وَالنَّبِيِّ الصَّالِحِ‏.‏ ثُمَّ صَعِدَ حَتَّى أَتَى السَّمَاءَ الثَّانِيَةَ فَاسْتَفْتَحَ، قِيلَ مَنْ هَذَا قَالَ جِبْرِيلُ‏.‏ قِيلَ وَمَنْ مَعَكَ قَالَ مُحَمَّدٌ‏.‏ قِيلَ وَقَدْ أُرْسِلَ إِلَيْهِ قَالَ نَعَمْ‏.‏ قِيلَ مَرْحَبًا بِهِ فَنِعْمَ الْمَجِيءُ جَاءَ‏.‏ فَفَتَحَ، فَلَمَّا خَلَصْتُ، إِذَا يَحْيَى وَعِيسَى، وَهُمَا ابْنَا الْخَالَةِ قَالَ هَذَا يَحْيَى وَعِيسَى فَسَلِّمْ عَلَيْهِمَا‏.‏ فَسَلَّمْتُ فَرَدَّا، ثُمَّ قَالاَ مَرْحَبًا بِالأَخِ الصَّالِحِ وَالنَّبِيِّ الصَّالِحِ‏.‏ ثُمَّ صَعِدَ بِي إِلَى السَّمَاءِ الثَّالِثَةِ، فَاسْتَفْتَحَ قِيلَ مَنْ هَذَا قَالَ جِبْرِيلُ‏.‏ قِيلَ وَمَنْ مَعَكَ قَالَ مُحَمَّدٌ‏.‏ قِيلَ وَقَدْ أُرْسِلَ إِلَيْهِ قَالَ نَعَمْ‏.‏ قِيلَ مَرْحَبًا بِهِ، فَنِعْمَ الْمَجِيءُ جَاءَ‏.‏ فَفُتِحَ، فَلَمَّا خَلَصْتُ إِذَا يُوسُفُ‏.‏ قَالَ هَذَا يُوسُفُ فَسَلِّمْ عَلَيْهِ‏.‏ فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ فَرَدَّ، ثُمَّ قَالَ مَرْحَبًا بِالأَخِ الصَّالِحِ وَالنَّبِيِّ الصَّالِحِ، ثُمَّ صَعِدَ بِي حَتَّى أَتَى السَّمَاءَ الرَّابِعَةَ، فَاسْتَفْتَحَ، قِيلَ مَنْ هَذَا قَالَ جِبْرِيلُ‏.‏ قِيلَ وَمَنْ مَعَكَ قَالَ مُحَمَّدٌ‏.‏ قِيلَ أَوَقَدْ أُرْسِلَ إِلَيْهِ قَالَ نَعَمْ‏.‏ قِيلَ مَرْحَبًا بِهِ، فَنِعْمَ الْمَجِيءُ جَاءَ‏.‏ فَفُتِحَ، فَلَمَّا خَلَصْتُ إِلَى إِدْرِيسَ قَالَ هَذَا إِدْرِيسُ فَسَلِّمْ عَلَيْهِ‏.‏ فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ فَرَدَّ ثُمَّ قَالَ مَرْحَبًا بِالأَخِ الصَّالِحِ وَالنَّبِيِّ الصَّالِحِ‏.‏ ثُمَّ صَعِدَ بِي حَتَّى أَتَى السَّمَاءَ الْخَامِسَةَ، فَاسْتَفْتَحَ، قِيلَ مَنْ هَذَا قَالَ جِبْرِيلُ‏.‏ قِيلَ وَمَنْ مَعَكَ قَالَ مُحَمَّدٌ صلى الله عليه وسلم‏.‏ قِيلَ وَقَدْ أُرْسِلَ إِلَيْهِ قَالَ نَعَمْ‏.‏ قِيلَ مَرْحَبًا بِهِ، فَنِعْمَ الْمَجِيءُ جَاءَ‏.‏ فَلَمَّا خَلَصْتُ فَإِذَا هَارُونُ قَالَ هَذَا هَارُونُ فَسَلِّمْ عَلَيْهِ‏.‏ فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ فَرَدَّ ثُمَّ قَالَ مَرْحَبًا بِالأَخِ الصَّالِحِ وَالنَّبِيِّ الصَّالِحِ‏.‏ ثُمَّ صَعِدَ بِي حَتَّى أَتَى السَّمَاءَ السَّادِسَةَ، فَاسْتَفْتَحَ، قِيلَ مَنْ هَذَا قَالَ جِبْرِيلُ‏.‏ قِيلَ مَنْ مَعَكَ قَالَ مُحَمَّدٌ‏.‏ قِيلَ وَقَدْ أُرْسِلَ إِلَيْهِ قَالَ نَعَمْ‏.‏ قَالَ مَرْحَبًا بِهِ، فَنِعْمَ الْمَجِيءُ جَاءَ، فَلَمَّا خَلَصْتُ، فَإِذَا مُوسَى قَالَ هَذَا مُوسَى فَسَلِّمْ عَلَيْهِ، فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ فَرَدَّ ثُمَّ قَالَ مَرْحَبًا بِالأَخِ الصَّالِحِ وَالنَّبِيِّ الصَّالِحِ‏.‏ فَلَمَّا تَجَاوَزْتُ بَكَى، قِيلَ لَهُ مَا يُبْكِيكَ قَالَ أَبْكِي لأَنَّ غُلاَمًا بُعِثَ بَعْدِي، يَدْخُلُ الْجَنَّةَ مِنْ أُمَّتِهِ أَكْثَرُ مَنْ يَدْخُلُهَا مِنْ أُمَّتِي‏.‏ ثُمَّ صَعِدَ بِي إِلَى السَّمَاءِ السَّابِعَةِ، فَاسْتَفْتَحَ جِبْرِيلُ، قِيلَ مَنْ هَذَا قَالَ جِبْرِيلُ‏.‏ قِيلَ وَمَنْ مَعَكَ قَالَ مُحَمَّدٌ‏.‏ قِيلَ وَقَدْ بُعِثَ إِلَيْهِ‏.‏ قَالَ نَعَمْ‏.‏ قَالَ مَرْحَبًا بِهِ، فَنِعْمَ الْمَجِيءُ جَاءَ فَلَمَّا خَلَصْتُ، فَإِذَا إِبْرَاهِيمُ قَالَ هَذَا أَبُوكَ فَسَلِّمْ عَلَيْهِ‏.‏ قَالَ فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ، فَرَدَّ السَّلاَمَ قَالَ مَرْحَبًا بِالاِبْنِ الصَّالِحِ وَالنَّبِيِّ الصَّالِحِ‏.‏ ثُمَّ رُفِعَتْ لِي سِدْرَةُ الْمُنْتَهَى، فَإِذَا نَبِقُهَا مِثْلُ قِلاَلِ هَجَرَ، وَإِذَا وَرَقُهَا مِثْلُ آذَانِ الْفِيَلَةِ قَالَ هَذِهِ سِدْرَةُ الْمُنْتَهَى، وَإِذَا أَرْبَعَةُ أَنْهَارٍ نَهْرَانِ بَاطِنَانِ، وَنَهْرَانِ ظَاهِرَانِ‏.‏ فَقُلْتُ مَا هَذَانِ يَا جِبْرِيلُ قَالَ أَمَّا الْبَاطِنَانِ، فَنَهَرَانِ فِي الْجَنَّةِ، وَأَمَّا الظَّاهِرَانِ فَالنِّيلُ وَالْفُرَاتُ‏.‏ ثُمَّ رُفِعَ لِي الْبَيْتُ الْمَعْمُورُ، ثُمَّ أُتِيتُ بِإِنَاءٍ مِنْ خَمْرٍ، وَإِنَاءٍ مِنْ لَبَنٍ وَإِنَاءٍ مِنْ عَسَلٍ، فَأَخَذْتُ اللَّبَنَ، فَقَالَ هِيَ الْفِطْرَةُ أَنْتَ عَلَيْهَا وَأُمَّتُكَ‏.‏ ثُمَّ فُرِضَتْ عَلَىَّ الصَّلَوَاتُ خَمْسِينَ صَلاَةً كُلَّ يَوْمٍ‏.‏ فَرَجَعْتُ فَمَرَرْتُ عَلَى مُوسَى، فَقَالَ بِمَا أُمِرْتَ قَالَ أُمِرْتُ بِخَمْسِينَ صَلاَةً كُلَّ يَوْمٍ‏.‏ قَالَ إِنَّ أُمَّتَكَ لاَ تَسْتَطِيعُ خَمْسِينَ صَلاَةً كُلَّ يَوْمٍ، وَإِنِّي وَاللَّهِ قَدْ جَرَّبْتُ النَّاسَ قَبْلَكَ، وَعَالَجْتُ بَنِي إِسْرَائِيلَ أَشَدَّ الْمُعَالَجَةِ، فَارْجِعْ إِلَى رَبِّكَ فَاسْأَلْهُ التَّخْفِيفَ لأُمَّتِكَ‏.‏ فَرَجَعْتُ، فَوَضَعَ عَنِّي عَشْرًا، فَرَجَعْتُ إِلَى مُوسَى فَقَالَ مِثْلَهُ، فَرَجَعْتُ فَوَضَعَ عَنِّي عَشْرًا، فَرَجَعْتُ إِلَى مُوسَى فَقَالَ مِثْلَهُ، فَرَجَعْتُ فَوَضَعَ عَنِّي عَشْرًا، فَرَجَعْتُ إِلَى مُوسَى فَقَالَ مِثْلَهُ، فَرَجَعْتُ فَأُمِرْتُ بِعَشْرِ صَلَوَاتٍ كُلَّ يَوْمٍ، فَرَجَعْتُ فَقَالَ مِثْلَهُ، فَرَجَعْتُ فَأُمِرْتُ بِخَمْسِ صَلَوَاتٍ كُلَّ يَوْمٍ، فَرَجَعْتُ إِلَى مُوسَى، فَقَالَ بِمَا أُمِرْتَ قُلْتُ أُمِرْتُ بِخَمْسِ صَلَوَاتٍ كُلَّ يَوْمٍ‏.‏ قَالَ إِنَّ أُمَّتَكَ لاَ تَسْتَطِيعُ خَمْسَ صَلَوَاتٍ كُلَّ يَوْمٍ، وَإِنِّي قَدْ جَرَّبْتُ النَّاسَ قَبْلَكَ، وَعَالَجْتُ بَنِي إِسْرَائِيلَ أَشَدَّ الْمُعَالَجَةِ، فَارْجِعْ إِلَى رَبِّكَ فَاسْأَلْهُ التَّخْفِيفَ لأُمَّتِكَ‏.‏ قَالَ سَأَلْتُ رَبِّي حَتَّى اسْتَحْيَيْتُ، وَلَكِنْ أَرْضَى وَأُسَلِّمُ ـ قَالَ ـ فَلَمَّا جَاوَزْتُ نَادَى مُنَادٍ أَمْضَيْتُ فَرِيضَتِي وَخَفَّفْتُ عَنْ عِبَادِي ‏"‏‏.‏

Enes b. Malik'in Malik b. Sa'saa r.a.'dan rivayetine göre Allah'ın Nebii Sallallahu Aleyhi ve Sellem, İsra'ya götürüldüğü geceyi onlara anlatarak şöyle buyurmuştur: "Ben el-Hatim'de, ravi belki de el-Hicr'de demiştir, yatıyordum. Aniden bana birisi geldi. Şuradan şuraya kesti. Katade dedi ki: Onu, 'yardı' derken de dinlemişimdir. Ben yanımda bulunan el-Carud'a, 'Bununla neyi kastediyor?' dedim. O, 'Boğazının üst kısmından eteğine kadar' dedi. Yine onu, 'Göğsünün üst tarafından eteğine kadar' derken de dinlemişimdir. Kalbimi çıkardı. Daha sonra yanıma iman ile dolu altından bir leğen getirildi. Kalbim yıkandı, sonra içi dolduruldu. Ardından bana beyaz renkli, katırdan alçak, eşekten yüksek bir binek getirildi. El-Carud ona, 'Ey Ebu Hamza, o binek Burak mıdır?' dedi. Enes, 'Evet, o adımını gözünün gördüğü en son noktaya koyar' dedi. O bineğe bindirildim. Cibril beni alıp götürdü. Nihayet dünya semasına geldi ve açılmasını istedi. 'O kim?' diye soruldu. 'Cibril' dedi. 'Beraberinde kim var?' diye soruldu. 'Muhammed' dedi. 'Ona risalet verildi mi?' diye soruldu. 'Evet' dedi. 'Ona merhaba, onun gelişi ne güzeldir' denildi ve kapı açıldı. İçeri girdiğimde orada Adem ile karşılaştım. 'Bu senin baban Adem'dir, ona selam ver' dedi. Ben de ona selam verdim. Selamımı aldıktan sonra, 'Salih oğluma ve salih nebiye merhaba' dedi. Sonra beni alıp ikinci semaya çıkardı ve açılmasını istedi. 'O kim?' diye soruldu. 'Cibril' dedi. 'Beraberinde kim var?' diye soruldu. 'Muhammed' dedi. 'Ona risalet verildi mi?' diye soruldu. 'Evet' dedi. 'Ona merhaba, onun gelişi ne güzeldir' denildi. Kapı açıldı. İçeri girince teyze çocukları olan Yahya ve İsa'yı gördüm. 'Bu Yahya, bu da İsa'dır; onlara selam ver' dedi. Ben de selam verdim. Selamımı aldıktan sonra, 'Salih kardeşimize ve salih nebiye merhaba' dediler. Sonra beni alıp üçüncü semaya çıkardı ve açılmasını istedi. 'O kim?' denildi. 'Cibril' dedi. 'Beraberinde kim var?' diye soruldu. 'Muhammed' dedi. 'Ona risalet verildi mi?' diye soruldu. 'Evet' dedi. 'Ona merhaba, bu geliş ne güzel geliştir' denildi ve kapı açıldı. İçeri girdiğimde Yusuf ile karşılaştım. 'Bu Yusuf'tur, ona selam ver' dedi. Ben de ona selam verdim. Selamımı aldıktan sonra, 'Salih kardeşime ve salih nebiye merhaba' dedi. Sonra beni alıp dördüncü semaya çıkardı ve açılmasını istedi. 'O kim?' denildi. 'Cibril' dedi. 'Beraberinde kim var?' diye soruldu. 'Muhammed' dedi. 'Ona risalet verildi mi?' diye soruldu. 'Evet' dedi. 'Ona merhaba, onun gelişi ne güzeldir' denildi. Kapı açıldı. İçeri girdiğimde İdris'i gördüm. 'Bu İdris'tir, ona selam ver' dedi. Ben de ona selam verdim. Selamımı aldıktan sonra, 'Salih kardeşime ve salih nebiye merhaba' dedi. Daha sonra beni beşinci semaya çıkardı ve açılmasını istedi. 'O kim?' diye soruldu. 'Cibril' dedi. 'Beraberinde kim var?' diye soruldu. 'Muhammed' dedi. 'Ona risalet verildi mi?' diye soruldu. 'Evet' dedi. 'Ona merhaba, onun bu gelişi ne güzel bir geliştir' denildi. İçeri girince Harun ile karşılaştım. 'Bu Harun'dur, ona selam ver' dedi. Ben de ona selam verdim. Selamımı aldıktan sonra, 'Salih kardeşe ve salih nebiye merhaba' dedi. Sonra beni alıp altıncı semaya çıkardı ve açılmasını istedi. 'O kim?' diye soruldu. 'Cibril' dedi. 'Beraberinde kim var?' diye soruldu. 'Muhammed' dedi. 'Ona risalet verildi mi?' diye soruldu. 'Evet' dedi. 'Ona merhaba, onun bu gelişi ne güzeldir' denildi. İçeri girdiğimde Musa ile karşılaştım. 'Bu Musa'dır, ona selam ver' dedi. Ben de ona selam verdim. O da selamımı aldıktan sonra, 'Salih kardeşime ve salih nebiye merhaba' dedi. Yanından ayrılıp gidince ağlamaya başladı. Ona, 'Niçin ağlıyorsun?' diye soruldu. Şöyle dedi: 'Ağlayışımın sebebi, benden sonra nebi olarak gönderilen bir delikanlının ümmetinden cennete gireceklerin sayısının benim ümmetimden cennete gireceklerin sayısından daha fazla olmasıdır.' Sonra beni yedinci semaya çıkardı. Cibril kapının açılmasını istedi. 'O kim?' denildi. 'Cibril' dedi. 'Beraberinde kim var?' diye soruldu. 'Muhammed' dedi. 'Ona bi'set verildi mi?' diye soruldu. 'Evet' dedi. 'Ona merhaba, onun gelişi ne güzeldir' denildi. Girince İbrahim ile karşılaştım. 'Bu senin babandır, ona selam ver' dedi. Ben de ona selam verdim. Selamımı aldıktan sonra, 'Salih oğluma ve salih nebiye merhaba' dedi. Daha sonra Sidretu'l-Münteha bana yaklaştırıldı. Onun meyvesinin Hecer testilerini, yapraklarının fil kulaklarını andırdığını gördüm. 'Bu Sidretu'l-Münteha'dır' dedi. Orada dört nehir gördüm; ikisi gizli, ikisi açıktı. 'Bu nehirler nedir ey Cibril?' diye sordum. Dedi ki: 'Gizli olan ikisi cennetteki iki ırmaktır, açıktan akan ikisi ise Nil ile Fırat'tır.' Daha sonra bana el-Beytu'l-Ma'mur yaklaştırıldı. Sonra birinin içinde şarap, birinin içinde süt, birinin içinde bal bulunan kaplar getirildi. Ben süt bulunan kabı aldım. 'İşte bu, senin ve ümmetinin üzerinde olduğu fıtrattır' dedi. Sonra bana her gün elli namaz farz kılındı. Geri döndüğümde Musa'nın yanından geçtim. 'Sana ne emrolundu?' diye sordu. Ben, 'Her gün elli vakit namaz ile emrolundum' dedim. 'Senin ümmetinin her gün elli vakit namaz kılmaya gücü yetmez. Allah'a yemin ederim ki senden önce ben insanları denedim ve İsrailoğulları ile çok uğraştım. Rabbine dön de ondan ümmetinin yükünü hafifletmesini dile' dedi. Ben de döndüm, üzerimden onunu kaldırdı. Musa'nın yanına döndüm. Yine önceki gibi söyledi. Geri döndüm, üzerimden bir onunu daha kaldırdı. Musa'nın yanına geri geldim, bana aynısını söyledi. Tekrar geri döndüm, benden onunu daha kaldırdı. Yine Musa'nın yanına döndüğümde bana aynısını tekrar söyledi. Bir daha geri döndüm, her gün on vakit namaz kılmakla emrolundum. Geri döndüm, yine Musa aynısını söyledi. Tekrar geri döndüm. Her gün beş vakit namaz kılmakla emrolundum. Musa'nın yanına geri döndüğümde, 'Sana ne emrolundu?' diye sordu. Ben, 'Her gün beş vakit namaz kılmakla emrolundum' dedim. Bana, 'Senin ümmetin her gün beş vakit namaz kılamaz. Çünkü ben senden önce insanları denedim ve İsrailoğullarıyla alabildiğine uğraştım. Rabbine geri dön, ondan ümmetinin yükünü hafifletmesini dile' dedi. Allah Resulü buyurdu ki: 'Rabbimden çok istedim, artık utanıyorum; fakat onun emrine rıza gösteriyor ve teslim oluyorum.' Ayrılıp gidince bir münadi şöyle seslendi: 'Ben farz kıldığımı gerçekleştirdim ve kullarımın yükünü hafiflettim.'

Sahih al Bukhari 3887

حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا عَمْرٌو، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ فِي قَوْلِهِ تَعَالَى ‏{‏وَمَا جَعَلْنَا الرُّؤْيَا الَّتِي أَرَيْنَاكَ إِلاَّ فِتْنَةً لِلنَّاسِ‏}‏ قَالَ هِيَ رُؤْيَا عَيْنٍ، أُرِيَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَيْلَةَ أُسْرِيَ بِهِ إِلَى بَيْتِ الْمَقْدِسِ‏.‏ قَالَ وَالشَّجَرَةَ الْمَلْعُونَةَ فِي الْقُرْآنِ قَالَ هِيَ شَجَرَةُ الزَّقُّومِ‏.‏

İbn Abbas r.a. yüce Allah'ın: "Sana gösterdiğimiz o rüyayı biz ancak insanlara bir fitne kıldık." [İsra, 60] buyruğu hakkında dedi ki: "Bu, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Beytü'l-Makdis'e İsra olunduğu gece gözleriyle gördüğü bir rüyadır." İbn Abbas dedi ki: "Kur'an-ı Kerim'de lanet olunmuş ağaç ise Zakkum ağacıdır."

Sahih al Bukhari 3888

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا عَنْبَسَةُ، حَدَّثَنَا يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ كَعْبٍ ـ وَكَانَ قَائِدَ كَعْبٍ حِينَ عَمِيَ ـ قَالَ سَمِعْتُ كَعْبَ بْنَ مَالِكٍ يُحَدِّثُ حِينَ تَخَلَّفَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي غَزْوَةِ تَبُوكَ‏.‏ بِطُولِهِ، قَالَ ابْنُ بُكَيْرٍ فِي حَدِيثِهِ وَلَقَدْ شَهِدْتُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم لَيْلَةَ الْعَقَبَةِ حِينَ تَوَاثَقْنَا عَلَى الإِسْلاَمِ، وَمَا أُحِبُّ أَنَّ لِي بِهَا مَشْهَدَ بَدْرٍ وَإِنْ كَانَتْ بَدْرٌ، أَذْكَرَ فِي النَّاسِ مِنْهَا‏.‏

Bize Yahya b. Bukeyr anlattı; bize Leys, Ukayl'den, o da İbn Şihab'dan rivayetle anlattı. Yine bize Ahmed b. Salih anlattı; bize Anbese anlattı; bize Yunus, İbn Şihab'dan rivayetle anlattı. İbn Şihab dedi ki: Bana Abdurrahman b. Abdullah b. Ka'b b. Malik'in haber verdiğine göre Abdullah b. Ka'b, ki Ka'b âmâ olduktan sonra ona rehberlik ederdi, dedi ki: Ka'b b. Malik'i, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den Tebuk gazvesinde geri kalışını anlattığı uzunca hadisinde şöyle derken dinledim: İbn Bukeyr hadisin rivayetinde dedi ki: "Andolsun, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte İslam üzere ahitleştiğimiz Akabe gecesinde bulunmuştum. Ona karşılık Bedir'de bulunmuş olmayı, her ne kadar Bedir insanlar arasında ondan daha çok biliniyor ise de, sevmem."

Sahih al Bukhari 3889

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ كَانَ عَمْرٌو يَقُولُ سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ شَهِدَ بِي خَالَايَ الْعَقَبَةَ‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ قَالَ ابْنُ عُيَيْنَةَ أَحَدُهُمَا الْبَرَاءُ بْنُ مَعْرُورٍ‏.‏

Cabir b. Abdullah r.a. dedi ki: "İki dayım beni Akabe'ye götürdü." Ebu Abdullah el-Buhari dedi ki: İbn Uyeyne, "Onlardan biri Bera b. Ma'rur idi." dedi.

Sahih al Bukhari 3890

حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، أَنَّ ابْنَ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَهُمْ قَالَ عَطَاءٌ قَالَ جَابِرٌ أَنَا وَأَبِي، وَخَالِي، مِنْ أَصْحَابِ الْعَقَبَةِ‏.‏

Cabir dedi ki: "Ben, babam ve dayım Akabe'de bulunanlardanız."

Sahih al Bukhari 3891

حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، أَخْبَرَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَخِي ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَمِّهِ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو إِدْرِيسَ، عَائِذُ اللَّهِ أَنَّ عُبَادَةَ بْنَ الصَّامِتِ ـ مِنَ الَّذِينَ شَهِدُوا بَدْرًا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ـ وَمِنْ أَصْحَابِهِ لَيْلَةَ الْعَقَبَةِ ـ أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ وَحَوْلَهُ عِصَابَةٌ مِنْ أَصْحَابِهِ ‏ "‏ تَعَالَوْا بَايِعُونِي عَلَى أَنْ لاَ تُشْرِكُوا بِاللَّهِ شَيْئًا، وَلاَ تَسْرِقُوا، وَلاَ تَزْنُوا، وَلاَ تَقْتُلُوا أَوْلاَدَكُمْ، وَلاَ تَأْتُونَ بِبُهْتَانٍ تَفْتَرُونَهُ بَيْنَ أَيْدِيكُمْ وَأَرْجُلِكُمْ، وَلاَ تَعْصُونِي فِي مَعْرُوفٍ، فَمَنْ وَفَى مِنْكُمْ فَأَجْرُهُ عَلَى اللَّهِ، وَمَنْ أَصَابَ مِنْ ذَلِكَ شَيْئًا فَعُوقِبَ بِهِ فِي الدُّنْيَا فَهْوَ لَهُ كَفَّارَةٌ، وَمَنْ أَصَابَ مِنْ ذَلِكَ شَيْئًا فَسَتَرَهُ اللَّهُ فَأَمْرُهُ إِلَى اللَّهِ، إِنْ شَاءَ عَاقَبَهُ، وَإِنْ شَاءَ عَفَا عَنْهُ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَبَايَعْتُهُ عَلَى ذَلِكَ‏.‏

Ebu İdris Aizullah dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Bedir'de bulunanlardan ve Akabe gecesindeki ashabından olan Ubade b. es-Samit kendisine haber verdiğine göre, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, etrafında ashabından bir topluluk bulunduğu halde şöyle buyurdu: 'Geliniz, bana Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayacağınıza, hırsızlık yapmayacağınıza, zina etmeyeceğinize, çocuklarınızı öldürmeyeceğinize, elleriniz ve ayaklarınız arasında uyduracağınız bir iftirada bulunmayacağınıza ve maruf olan hiçbir hususta bana karşı gelmeyeceğinize dair bey'at ediniz. Aranızdan bunu eksiksiz yerine getirenin ecrini vermek Allah'a aittir. Kim bunlardan herhangi birini yapar da dünyada bundan dolayı cezalandırılırsa bu ceza onun için bir kefaret olur. Kim de bunlardan bir şey işleyip Allah onu örterse işi Allah'a kalır. Dilerse onu cezalandırır, dilerse onu affeder.' Ubade dedi ki: Ben de bunlar üzere onunla bey'atleştim."

Sahih al Bukhari 3892

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي حَبِيبٍ، عَنْ أَبِي الْخَيْرِ، عَنِ الصُّنَابِحِيِّ، عَنْ عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ قَالَ إِنِّي مِنَ النُّقَبَاءِ الَّذِينَ بَايَعُوا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ وَقَالَ بَايَعْنَاهُ عَلَى أَنْ لاَ نُشْرِكَ بِاللَّهِ شَيْئًا، وَلاَ نَسْرِقَ، وَلاَ نَزْنِيَ، وَلاَ نَقْتُلَ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ، وَلاَ نَنْتَهِبَ، وَلاَ نَعْصِيَ بِالْجَنَّةِ إِنْ فَعَلْنَا ذَلِكَ، فَإِنْ غَشِينَا مِنْ ذَلِكَ شَيْئًا كَانَ قَضَاءُ ذَلِكَ إِلَى اللَّهِ‏.‏

Ubade b. es-Samit r.a. şöyle dedi: "Ben, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile bey'atleşen nakiblerden biriyim. Biz onunla Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, Allah'ın haram kıldığı canı öldürmemek, yağmacılık yapmamak ve isyan etmemek üzere bey'atleştik. Bunları yerine getirirsek karşılığımız cennettir. Eğer bunlardan birini işlersek bunun hakkındaki hüküm Allah'a aittir."

Sahih al Bukhari 3893

حَدَّثَنِي فَرْوَةُ بْنُ أَبِي الْمَغْرَاءِ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ تَزَوَّجَنِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَأَنَا بِنْتُ سِتِّ سِنِينَ، فَقَدِمْنَا الْمَدِينَةَ فَنَزَلْنَا فِي بَنِي الْحَارِثِ بْنِ خَزْرَجٍ، فَوُعِكْتُ فَتَمَرَّقَ شَعَرِي فَوَفَى جُمَيْمَةً، فَأَتَتْنِي أُمِّي أُمُّ رُومَانَ وَإِنِّي لَفِي أُرْجُوحَةٍ وَمَعِي صَوَاحِبُ لِي، فَصَرَخَتْ بِي فَأَتَيْتُهَا لاَ أَدْرِي مَا تُرِيدُ بِي فَأَخَذَتْ بِيَدِي حَتَّى أَوْقَفَتْنِي عَلَى بَابِ الدَّارِ، وَإِنِّي لأَنْهَجُ، حَتَّى سَكَنَ بَعْضُ نَفَسِي، ثُمَّ أَخَذَتْ شَيْئًا مِنْ مَاءٍ فَمَسَحَتْ بِهِ وَجْهِي وَرَأْسِي ثُمَّ أَدْخَلَتْنِي الدَّارَ فَإِذَا نِسْوَةٌ مِنَ الأَنْصَارِ فِي الْبَيْتِ فَقُلْنَ عَلَى الْخَيْرِ وَالْبَرَكَةِ، وَعَلَى خَيْرِ طَائِرٍ‏.‏ فَأَسْلَمَتْنِي إِلَيْهِنَّ فَأَصْلَحْنَ مِنْ شَأْنِي، فَلَمْ يَرُعْنِي إِلاَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ضُحًى، فَأَسْلَمَتْنِي إِلَيْهِ، وَأَنَا يَوْمَئِذٍ بِنْتُ تِسْعِ سِنِينَ‏.‏

Aişe r.anha dedi ki: "Ben altı yaşında iken Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem benimle nikahlandı. Medine'ye geldiğimizde Haris b. Hazrec oğulları arasında konakladık. Ateşli bir hastalığa yakalandığımdan dolayı saçlarım kırılıp döküldü. (İyileştikten sonra) saçlarım artarak perçemim uzadı. Annem Ümmü Ruman, ben diğer kız arkadaşlarımla birlikte bir salıncakta iken gelip beni çağırdı. Ben de yanına gittim. Benden ne istediğini bilmiyordum. Elimden tuttu, evin kapısında durduruncaya kadar götürdü. Ben de hızlıca soluk alıp duruyordum. Nihayet nefesim biraz yavaşladı. Bundan sonra biraz su alarak onunla yüzümü ve başımı sildi. Sonra da beni evin içine soktu. Evin içinde Ensardan bazı kadınlar olduğunu gördüm. Hayırlı ve mübarek olsun, kısmetin hayırlı olsun, dediler. Beni o kadınlara teslim etti, onlar da benim üstümü başımı düzelttiler. Kuşluk vakti Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanıma girinceye kadar beni korkutacak bir şeyle karşılaşmadım. Kadınlar beni ona teslim ettiler. O gün dokuz yaşında idim."

Sahih al Bukhari 3894

حَدَّثَنَا مُعَلًّى، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ لَهَا ‏ "‏ أُرِيتُكِ فِي الْمَنَامِ مَرَّتَيْنِ، أَرَى أَنَّكِ فِي سَرَقَةٍ مِنْ حَرِيرٍ وَيَقُولُ هَذِهِ امْرَأَتُكَ فَاكْشِفْ عَنْهَا فَإِذَا هِيَ أَنْتِ فَأَقُولُ إِنْ يَكُ هَذَا مِنْ عِنْدِ اللَّهِ يُمْضِهِ ‏"‏‏.‏

Aişe r.anha'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisine: "Sen bana rüyada iki defa gösterildin. Seni ipek bir parça üzerinde görüyordum ve 'Bu, senin zevcendir' deniliyordu. Ben de açınca onun sen olduğunu görüyordum. Eğer bu Allah'tan ise Allah onu gerçekleştirecektir, diyordum" buyurdu.

Sahih al Bukhari 3895