حَدَّثَنَا عَاصِمُ بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، عَنِ الْمَقْبُرِيِّ، {عَنْ أَبِيهِ،} عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يَا نِسَاءَ الْمُسْلِمَاتِ لاَ تَحْقِرَنَّ جَارَةٌ لِجَارَتِهَا، وَلَوْ فِرْسِنَ شَاةٍ ".
Ebu Hureyre'den nakledildiğine göre Nebi şöyle buyurdu: "Ey Müslüman kadınlar! Bir komşu kadın, koyunun tırnağı kadar küçük bir şey bile olsa komşusuna vereceği hediyeyi küçümsemesin."
Sahih al Bukhari 2566
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الأُوَيْسِيُّ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ رُومَانَ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّهَا قَالَتْ لِعُرْوَةَ ابْنَ أُخْتِي، إِنْ كُنَّا لَنَنْظُرُ إِلَى الْهِلاَلِ ثُمَّ الْهِلاَلِ، ثَلاَثَةَ أَهِلَّةٍ فِي شَهْرَيْنِ، وَمَا أُوقِدَتْ فِي أَبْيَاتِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَارٌ. فَقُلْتُ يَا خَالَةُ مَا كَانَ يُعِيشُكُمْ قَالَتِ الأَسْوَدَانِ التَّمْرُ وَالْمَاءُ، إِلاَّ أَنَّهُ قَدْ كَانَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم جِيرَانٌ مِنَ الأَنْصَارِ كَانَتْ لَهُمْ مَنَائِحُ، وَكَانُوا يَمْنَحُونَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ أَلْبَانِهِمْ، فَيَسْقِينَا.
Aişe'den nakledildiğine göre Urve'ye şöyle dedi: "Yeğenim! Biz hilali, ardından bir hilali daha gözlerdik. İki ayda üç hilal görürdük de Allah Resulü'nün evlerinde ateş yakılmazdı." Urve, "Teyzeciğim! Peki sizi ne yaşatırdı?" diye sordu. Aişe, "İki siyah şey: hurma ve su. Ayrıca Allah Resulü'nün ensardan sağmal hayvanları bulunan komşuları vardı. Bunlar sütlerinden Allah Resulü'ne verir, o da bize içirirdi." dedi.
Sahih al Bukhari 2567
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لَوْ دُعِيتُ إِلَى ذِرَاعٍ أَوْ كُرَاعٍ لأَجَبْتُ، وَلَوْ أُهْدِيَ إِلَىَّ ذِرَاعٌ أَوْ كُرَاعٌ لَقَبِلْتُ ".
Ebu Hureyre'den nakledildiğine göre Nebi şöyle buyurdu: "Bir kol veya paçaya davet edilsem icabet ederim; bana bir kol veya paça hediye edilse kabul ederim."
Sahih al Bukhari 2568
حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي مَرْيَمَ، حَدَّثَنَا أَبُو غَسَّانَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو حَازِمٍ، عَنْ سَهْلٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَرْسَلَ إِلَى امْرَأَةٍ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ، وَكَانَ لَهَا غُلاَمٌ نَجَّارٌ قَالَ لَهَا " مُرِي عَبْدَكِ فَلْيَعْمَلْ لَنَا أَعْوَادَ الْمِنْبَرِ ". فَأَمَرَتْ عَبْدَهَا، فَذَهَبَ فَقَطَعَ مِنَ الطَّرْفَاءِ، فَصَنَعَ لَهُ مِنْبَرًا، فَلَمَّا قَضَاهُ أَرْسَلَتْ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَدْ قَضَاهُ، قَالَ صلى الله عليه وسلم " أَرْسِلِي بِهِ إِلَىَّ ". فَجَاءُوا بِهِ فَاحْتَمَلَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَوَضَعَهُ حَيْثُ تَرَوْنَ.
Sehl'den nakledildiğine göre Nebi, muhacirlerden marangoz bir kölesi olan kadına haber göndererek, "Kölene emret de bizim için minberin tahtalarını yapsın." buyurdu. Kadın kölesine emretti; o da gidip ılgın ağacını kesti ve Nebi için bir minber yaptı. İşi bitirince kadın Nebi'ye minberin tamamlandığını bildirdi. Nebi, "Onu bana gönder." buyurdu. Minberi getirdiler; Nebi onu kaldırıp bugün gördüğünüz yere koydu.
Sahih al Bukhari 2569
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي قَتَادَةَ السَّلَمِيِّ، عَنْ أَبِيهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كُنْتُ يَوْمًا جَالِسًا مَعَ رِجَالٍ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي مَنْزِلٍ فِي طَرِيقِ مَكَّةَ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَازِلٌ أَمَامَنَا وَالْقَوْمُ مُحْرِمُونَ، وَأَنَا غَيْرُ مُحْرِمٍ، فَأَبْصَرُوا حِمَارًا وَحْشِيًّا، وَأَنَا مَشْغُولٌ أَخْصِفُ نَعْلِي، فَلَمْ يُؤْذِنُونِي بِهِ، وَأَحَبُّوا لَوْ أَنِّي أَبْصَرْتُهُ، وَالْتَفَتُّ فَأَبْصَرْتُهُ، فَقُمْتُ إِلَى الْفَرَسِ فَأَسْرَجْتُهُ ثُمَّ رَكِبْتُ وَنَسِيتُ السَّوْطَ وَالرُّمْحَ فَقُلْتُ لَهُمْ نَاوِلُونِي السَّوْطَ وَالرُّمْحَ. فَقَالُوا لاَ وَاللَّهِ، لاَ نُعِينُكَ عَلَيْهِ بِشَىْءٍ. فَغَضِبْتُ فَنَزَلْتُ فَأَخَذْتُهُمَا، ثُمَّ رَكِبْتُ، فَشَدَدْتُ عَلَى الْحِمَارِ فَعَقَرْتُهُ، ثُمَّ جِئْتُ بِهِ وَقَدْ مَاتَ، فَوَقَعُوا فِيهِ يَأْكُلُونَهُ، ثُمَّ إِنَّهُمْ شَكُّوا فِي أَكْلِهِمْ إِيَّاهُ، وَهُمْ حُرُمٌ، فَرُحْنَا وَخَبَأْتُ الْعَضُدَ مَعِي، فَأَدْرَكْنَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَأَلْنَاهُ عَنْ ذَلِكَ فَقَالَ " مَعَكُمْ مِنْهُ شَىْءٌ ". فَقُلْتُ نَعَمْ. فَنَاوَلْتُهُ الْعَضُدَ فَأَكَلَهَا، حَتَّى نَفَّدَهَا وَهْوَ مُحْرِمٌ. فَحَدَّثَنِي بِهِ زَيْدُ بْنُ أَسْلَمَ عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ عَنْ أَبِي قَتَادَةَ عَنْ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ.
Abdullah bin Ebu Katade es-Sülemi'den nakledildiğine göre babası Ebu Katade şöyle anlattı: Bir gün Mekke yolundaki bir konaklama yerinde Nebi'nin ashabından bir grupla oturuyordum. Allah Resulü biraz ilerimizde konaklamıştı. Orada bulunanların hepsi ihramlıydı, ben ise değildim. Bu sırada bir yaban eşeği gördüler. Ben ayakkabımı onarmakla meşguldüm. Bana onu gördüklerini sezdirmediler fakat onu görmemi arzuluyorlardı. O tarafa yönelince yaban eşeğini gördüm. Hemen atıma gidip onu eyerledim ve bindim; kırbacımı ve mızrağımı unutmuştum. Onlara, "Kırbacımı ve mızrağımı bana uzatın." dedim. "Hayır, vallahi bu işte sana hiçbir şekilde yardım etmeyiz." dediler. Öfkelendim, inip ikisini kendim aldım ve tekrar bindim. Sonra yaban eşeğine saldırıp onu avladım. Ölmüş hâlde getirdiğimde etinden yemeye başladılar. Ardından ihramlı oldukları hâlde onu yemiş olmaktan kuşkuya düştüler. Yola koyulduk; ben de hayvanın üst kolunu yanıma alıp sakladım. Allah Resulü'ne yetişince bunu kendisine sorduk. "Yanınızda ondan bir şey var mı?" buyurdu. "Evet." dedim ve üst kolu kendisine verdim. İhramlı olduğu hâlde onu bitirinceye kadar yedi.
Sahih al Bukhari 2570
حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ مَخْلَدٍ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ بِلاَلٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو طَوَالَةَ ـ اسْمُهُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ ـ قَالَ سَمِعْتُ أَنَسًا ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ أَتَانَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي دَارِنَا هَذِهِ، فَاسْتَسْقَى، فَحَلَبْنَا لَهُ شَاةً لَنَا، ثُمَّ شُبْتُهُ مِنْ مَاءِ بِئْرِنَا هَذِهِ، فَأَعْطَيْتُهُ وَأَبُو بَكْرٍ عَنْ يَسَارِهِ، وَعُمَرُ تُجَاهَهُ وَأَعْرَابِيٌّ عَنْ يَمِينِهِ فَلَمَّا فَرَغَ قَالَ عُمَرُ هَذَا أَبُو بَكْرٍ. فَأَعْطَى الأَعْرَابِيَّ، ثُمَّ قَالَ " الأَيْمَنُونَ، الأَيْمَنُونَ، أَلاَ فَيَمِّنُوا ". قَالَ أَنَسٌ فَهْىَ سُنَّةٌ فَهْىَ سُنَّةٌ. ثَلاَثَ مَرَّاتٍ.
Ebu Tuvale'nin, asıl adıyla Abdullah bin Abdurrahman'ın, Enes'ten işittiğine göre Enes şöyle anlattı: Allah Resulü bu evimize geldi ve içecek istedi. Bunun üzerine kendisi için bir koyunumuzu sağdık. Sonra sütü bu kuyumuzun suyuyla karıştırıp ona verdim. Solunda Ebu Bekir, karşısında Ömer, sağında ise bir bedevi vardı. Allah Resulü içmeyi bitirince Ömer, "İşte Ebu Bekir." dedi. Fakat Allah Resulü sütü bedeviye verdi, sonra da "Sağdakiler, sağdakiler! Dikkat edin, sağdan başlayın." buyurdu. Enes üç defa, "Bu sünnettir." dedi.
Sahih al Bukhari 2571
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ زَيْدِ بْنِ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَنْفَجْنَا أَرْنَبًا بِمَرِّ الظَّهْرَانِ، فَسَعَى الْقَوْمُ فَلَغَبُوا، فَأَدْرَكْتُهَا فَأَخَذْتُهَا، فَأَتَيْتُ بِهَا أَبَا طَلْحَةَ فَذَبَحَهَا، وَبَعَثَ بِهَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِوَرِكِهَا ـ أَوْ فَخِذَيْهَا قَالَ فَخِذَيْهَا لاَ شَكَّ فِيهِ ـ فَقَبِلَهُ. قُلْتُ وَأَكَلَ مِنْهُ قَالَ وَأَكَلَ مِنْهُ. ثُمَّ قَالَ بَعْدُ قَبِلَهُ.
Enes'ten nakledildiğine göre: Merrü'z-Zahran'da bir tavşanı ürkütüp kaçırdık. Topluluk peşinden koştu fakat yoruldu. Ben ona yetişip yakaladım ve Ebu Talha'ya getirdim. Ebu Talha onu kesti, iki budunu Allah Resulü'ne gönderdi; o da kabul etti. Enes'e, "Ondan yedi mi?" diye sordum. "Ondan yedi." dedi. Daha sonra ise yalnızca, "Onu kabul etti." dedi.
Sahih al Bukhari 2572
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ مَسْعُودٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ، عَنِ الصَّعْبِ بْنِ جَثَّامَةَ ـ رضى الله عنهم ـ أَنَّهُ أَهْدَى لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِمَارًا وَحْشِيًّا وَهْوَ بِالأَبْوَاءِ أَوْ بِوَدَّانَ فَرَدَّ عَلَيْهِ، فَلَمَّا رَأَى مَا فِي وَجْهِهِ قَالَ " أَمَا إِنَّا لَمْ نَرُدَّهُ عَلَيْكَ إِلاَّ أَنَّا حُرُمٌ ".
Abdullah bin Abbas'ın Sa'b bin Cessame'den naklettiğine göre Sa'b, Allah Resulü Ebva'da veya Veddan'da bulunduğu sırada ona bir yaban eşeği hediye etti. Nebi hediyeyi geri çevirdi. Sa'bın yüzündeki üzüntüyü görünce, "Şunu bil ki onu sana yalnızca ihramlı olduğumuz için geri çevirdik." buyurdu.
Sahih al Bukhari 2573
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا عَبْدَةُ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ النَّاسَ، كَانُوا يَتَحَرَّوْنَ بِهَدَايَاهُمْ يَوْمَ عَائِشَةَ، يَبْتَغُونَ بِهَا ـ أَوْ يَبْتَغُونَ بِذَلِكَ ـ مَرْضَاةَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم.
Aişe'den nakledildiğine göre insanlar, Allah Resulü'nün hoşnutluğunu kazanmak amacıyla hediyelerini vermek için Aişe'nin gününü gözetirlerdi.
Sahih al Bukhari 2574
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا جَعْفَرُ بْنُ إِيَاسٍ، قَالَ سَمِعْتُ سَعِيدَ بْنَ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ أَهْدَتْ أُمُّ حُفَيْدٍ خَالَةُ ابْنِ عَبَّاسٍ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَقِطًا وَسَمْنًا وَأَضُبًّا، فَأَكَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مِنَ الأَقِطِ وَالسَّمْنِ، وَتَرَكَ الضَّبَّ تَقَذُّرًا. قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ فَأُكِلَ عَلَى مَائِدَةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، وَلَوْ كَانَ حَرَامًا مَا أُكِلَ عَلَى مَائِدَةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم.
İbn Abbas'tan nakledildiğine göre İbn Abbas'ın teyzesi Ümmü Hufeyd, Nebi'ye keş, tereyağı ve birkaç keler hediye etti. Nebi keş ile tereyağını yedi, kelerleri ise tiksindiği için bıraktı. İbn Abbas, "Kelerler Allah Resulü'nün sofrasında yenildi. Haram olsaydı onun sofrasında yenilmezdi." dedi.
Sahih al Bukhari 2575
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، حَدَّثَنَا مَعْنٌ، قَالَ حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ طَهْمَانَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ زِيَادٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم "إِذَا أُتِيَ بِطَعَامٍ سَأَلَ عَنْهُ أَهَدِيَّةٌ أَمْ صَدَقَةٌ فَإِنْ قِيلَ صَدَقَةٌ. قَالَ لأَصْحَابِهِ كُلُوا. وَلَمْ يَأْكُلْ، وَإِنْ قِيلَ هَدِيَّةٌ. ضَرَبَ بِيَدِهِ صلى الله عليه وسلم فَأَكَلَ مَعَهُمْ ".
Ebu Hureyre'den nakledildiğine göre Allah Resulü'ne bir yiyecek getirildiğinde onun hediye mi yoksa sadaka mı olduğunu sorardı. Sadaka olduğu söylenirse ashabına, "Yiyin." der, kendisi yemezdi. Hediye olduğu söylenirse elini yemeğe uzatır ve onlarla birlikte yerdi.
Sahih al Bukhari 2576
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أُتِيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِلَحْمٍ فَقِيلَ تُصُدِّقَ عَلَى بَرِيرَةَ قَالَ " هُوَ لَهَا صَدَقَةٌ، وَلَنَا هَدِيَّةٌ ".
Enes'ten nakledildiğine göre Nebi'ye et getirildi ve "Bu, Berire'ye sadaka olarak verildi." denildi. Nebi, "Bu, ona sadaka; bize ise hediyedir." buyurdu.
Sahih al Bukhari 2577
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْقَاسِمِ، قَالَ سَمِعْتُهُ مِنْهُ، عَنِ الْقَاسِمِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّهَا أَرَادَتْ أَنْ تَشْتَرِيَ بَرِيرَةَ، وَأَنَّهُمُ اشْتَرَطُوا وَلاَءَهَا، فَذُكِرَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " اشْتَرِيهَا فَأَعْتِقِيهَا، فَإِنَّمَا الْوَلاَءُ لِمَنْ أَعْتَقَ ". وَأُهْدِيَ لَهَا لَحْمٌ، فَقِيلَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم هَذَا تُصُدِّقَ عَلَى بَرِيرَةَ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " هُوَ لَهَا صَدَقَةٌ وَلَنَا هَدِيَّةٌ ". وَخُيِّرَتْ. قَالَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ زَوْجُهَا حُرٌّ أَوْ عَبْدٌ قَالَ شُعْبَةُ سَأَلْتُ عَبْدَ الرَّحْمَنِ عَنْ زَوْجِهَا. قَالَ لاَ أَدْرِي أَحُرٌّ أَمْ عَبْدٌ
Aişe'den nakledildiğine göre Aişe, Berire'yi satın almak istemişti. Fakat sahipleri vela hakkının kendilerinde kalmasını şart koştular. Durum Nebi'ye iletildi. Bunun üzerine, "Onu satın al ve azat et. Vela hakkı yalnızca azat edene aittir." buyurdu. Berire'ye et hediye edilmişti. Nebi'ye, "Bu, Berire'ye sadaka olarak verildi." denilince, "Bu, ona sadaka; bize ise hediyedir." buyurdu. Berire, evliliğini sürdürüp sürdürmeme konusunda muhayyer bırakıldı. Abdurrahman, "Kocası hür müydü, yoksa köle miydi?" dedi. Şu'be şöyle dedi: Abdurrahman'a Berire'nin kocasını sordum. O, "Hür müydü, köle miydi bilmiyorum." dedi.
Sahih al Bukhari 2578
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُقَاتِلٍ أَبُو الْحَسَنِ، أَخْبَرَنَا خَالِدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ خَالِدٍ الْحَذَّاءِ، عَنْ حَفْصَةَ بِنْتِ سِيرِينَ، عَنْ أُمِّ عَطِيَّةَ، قَالَتْ دَخَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَى عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ فَقَالَ " عِنْدَكُمْ شَىْءٌ ". قَالَتْ لاَ، إِلاَّ شَىْءٌ بَعَثَتْ بِهِ أُمُّ عَطِيَّةَ مِنَ الشَّاةِ الَّتِي بُعِثَ إِلَيْهَا مِنَ الصَّدَقَةِ. قَالَ " إِنَّهَا قَدْ بَلَغَتْ مَحِلَّهَا ".
Ümmü Atiyye'den nakledildiğine göre Nebi, Aişe'nin yanına girerek, "Yanınızda bir şey var mı?" diye sordu. Aişe, "Hayır, yalnızca Ümmü Atiyye'nin, kendisine sadaka olarak gönderilen koyundan bize yolladığı bir parça var." dedi. Nebi, "O artık yerine ulaşmıştır." buyurdu.
Sahih al Bukhari 2579
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ النَّاسُ يَتَحَرَّوْنَ بِهَدَايَاهُمُ يَوْمِي. وَقَالَتْ أُمُّ سَلَمَةَ إِنَّ صَوَاحِبِي اجْتَمَعْنَ. فَذَكَرَتْ لَهُ، فَأَعْرَضَ عَنْهَا.
Aişe'den nakledildiğine göre insanlar hediyelerini vermek için onun gününü gözetirlerdi. Ümmü Seleme de, "Arkadaşlarım bir araya geldiler." dedi ve onların isteğini Nebi'ye bildirdi; fakat Nebi ondan yüz çevirdi.
Sahih al Bukhari 2580
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي أَخِي، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ نِسَاءَ، رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كُنَّ حِزْبَيْنِ فَحِزْبٌ فِيهِ عَائِشَةُ وَحَفْصَةُ وَصَفِيَّةُ وَسَوْدَةُ، وَالْحِزْبُ الآخَرُ أُمُّ سَلَمَةَ وَسَائِرُ نِسَاءِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، وَكَانَ الْمُسْلِمُونَ قَدْ عَلِمُوا حُبَّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَائِشَةَ، فَإِذَا كَانَتْ عِنْدَ أَحَدِهِمْ هَدِيَّةٌ يُرِيدُ أَنْ يُهْدِيَهَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَخَّرَهَا، حَتَّى إِذَا كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي بَيْتِ عَائِشَةَ بَعَثَ صَاحِبُ الْهَدِيَّةِ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي بَيْتِ عَائِشَةَ، فَكَلَّمَ حِزْبُ أُمِّ سَلَمَةَ، فَقُلْنَ لَهَا كَلِّمِي رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُكَلِّمُ النَّاسَ، فَيَقُولُ مَنْ أَرَادَ أَنْ يُهْدِيَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم هَدِيَّةً فَلْيُهْدِهِ إِلَيْهِ حَيْثُ كَانَ مِنْ بُيُوتِ نِسَائِهِ، فَكَلَّمَتْهُ أُمُّ سَلَمَةَ بِمَا قُلْنَ، فَلَمْ يَقُلْ لَهَا شَيْئًا، فَسَأَلْنَهَا. فَقَالَتْ مَا قَالَ لِي شَيْئًا. فَقُلْنَ لَهَا فَكَلِّمِيهِ. قَالَتْ فَكَلَّمَتْهُ حِينَ دَارَ إِلَيْهَا أَيْضًا، فَلَمْ يَقُلْ لَهَا شَيْئًا، فَسَأَلْنَهَا. فَقَالَتْ مَا قَالَ لِي شَيْئًا. فَقُلْنَ لَهَا كَلِّمِيهِ حَتَّى يُكَلِّمَكِ. فَدَارَ إِلَيْهَا فَكَلَّمَتْهُ. فَقَالَ لَهَا " لاَ تُؤْذِينِي فِي عَائِشَةَ، فَإِنَّ الْوَحْىَ لَمْ يَأْتِنِي، وَأَنَا فِي ثَوْبِ امْرَأَةٍ إِلاَّ عَائِشَةَ ". قَالَتْ فَقَالَتْ أَتُوبُ إِلَى اللَّهِ مِنْ أَذَاكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ. ثُمَّ إِنَّهُنَّ دَعَوْنَ فَاطِمَةَ بِنْتَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَرْسَلْنَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم تَقُولُ إِنَّ نِسَاءَكَ يَنْشُدْنَكَ اللَّهَ الْعَدْلَ فِي بِنْتِ أَبِي بَكْرٍ. فَكَلَّمَتْهُ. فَقَالَ " يَا بُنَيَّةُ، أَلاَ تُحِبِّينَ مَا أُحِبُّ ". قَالَتْ بَلَى. فَرَجَعَتْ إِلَيْهِنَّ، فَأَخْبَرَتْهُنَّ. فَقُلْنَ ارْجِعِي إِلَيْهِ. فَأَبَتْ أَنْ تَرْجِعَ، فَأَرْسَلْنَ زَيْنَبَ بِنْتَ جَحْشٍ، فَأَتَتْهُ فَأَغْلَظَتْ، وَقَالَتْ إِنَّ نِسَاءَكَ يَنْشُدْنَكَ اللَّهَ الْعَدْلَ فِي بِنْتِ ابْنِ أَبِي قُحَافَةَ. فَرَفَعَتْ صَوْتَهَا، حَتَّى تَنَاوَلَتْ عَائِشَةَ. وَهْىَ قَاعِدَةٌ، فَسَبَّتْهَا حَتَّى إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَيَنْظُرُ إِلَى عَائِشَةَ هَلْ تَكَلَّمُ قَالَ فَتَكَلَّمَتْ عَائِشَةُ تَرُدُّ عَلَى زَيْنَبَ، حَتَّى أَسْكَتَتْهَا. قَالَتْ فَنَظَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِلَى عَائِشَةَ، وَقَالَ " إِنَّهَا بِنْتُ أَبِي بَكْرٍ ". قَالَ الْبُخَارِيُّ الْكَلاَمُ الأَخِيرُ قِصَّةُ فَاطِمَةَ يُذْكَرُ عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ عَنْ رَجُلٍ عَنِ الزُّهْرِيِّ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ. وَقَالَ أَبُو مَرْوَانَ عَنْ هِشَامٍ عَنْ عُرْوَةَ كَانَ النَّاسُ يَتَحَرَّوْنَ بِهَدَايَاهُمْ يَوْمَ عَائِشَةَ. وَعَنْ هِشَامٍ عَنْ رَجُلٍ مِنْ قُرَيْشٍ، وَرَجُلٍ مِنَ الْمَوَالِي، عَنِ الزُّهْرِيِّ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْحَارِثِ بْنِ هِشَامٍ قَالَتْ عَائِشَةُ كُنْتُ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَاسْتَأْذَنَتْ فَاطِمَةُ.
Aişe'den nakledildiğine göre Allah Resulü'nün hanımları iki gruptu. Aişe, Hafsa, Safiye ve Sevde bir grupta; Ümmü Seleme ile diğer hanımları öteki gruptaydı. Müslümanlar Allah Resulü'nün Aişe'yi sevdiğini bildikleri için hediyelerini, onun Aişe'nin evinde bulunduğu güne kadar bekletip oraya gönderirlerdi. Ümmü Seleme'nin grubu ona, Allah Resulü'nden insanlara hediyelerini hangi eşinin evinde bulunursa orada vermelerini söylemesini istemesini söyledi. Ümmü Seleme bu isteği birkaç kez iletti; Allah Resulü önce cevap vermedi, sonra, "Aişe konusunda beni incitme. Çünkü Aişe dışında hiçbir kadının örtüsü altındayken bana vahiy gelmedi." buyurdu. Ümmü Seleme, "Ey Allah'ın Resulü, seni incittiğim için Allah'a tövbe ediyorum." dedi. Hanımları daha sonra Fatıma'yı göndererek Ebu Bekir'in kızı konusunda adalet istediler. Allah Resulü Fatıma'ya, "Kızım, benim sevdiğimi sen de sevmez misin?" buyurdu. Fatıma, "Elbette severim." dedi ve geri dönüp konuşmayı aktardı; yeniden gitmeyi ise kabul etmedi. Ardından Zeyneb binti Cahş'ı gönderdiler. Zeyneb sesini yükseltip Aişe'ye ağır sözler söyledi. Allah Resulü, cevap verip vermeyeceğine bakmak için Aişe'ye baktı. Aişe karşılık vererek Zeyneb'i susturdu. Bunun üzerine Nebi Aişe'ye bakıp, "O, Ebu Bekir'in kızıdır." buyurdu.
Sahih al Bukhari 2581
حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا عَزْرَةُ بْنُ ثَابِتٍ الأَنْصَارِيُّ، قَالَ حَدَّثَنِي ثُمَامَةُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ دَخَلْتُ عَلَيْهِ فَنَاوَلَنِي طِيبًا، قَالَ كَانَ أَنَسٌ ـ رضى الله عنه ـ لاَ يَرُدُّ الطِّيبَ. قَالَ وَزَعَمَ أَنَسٌ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ لاَ يَرُدُّ الطِّيبَ.
Sümame bin Abdullah'tan nakledildiğine göre Enes'in yanına girdi. Enes ona güzel koku uzattı. Enes güzel kokuyu geri çevirmezdi ve Nebi'nin de güzel kokuyu geri çevirmediğini söylerdi.
Sahih al Bukhari 2582
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي عُقَيْلٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ ذَكَرَ عُرْوَةُ أَنَّ الْمِسْوَرَ بْنَ مَخْرَمَةَ، رضى الله عنهما وَمَرْوَانَ أَخْبَرَاهُ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم حِينَ جَاءَهُ وَفْدُ هَوَازِنَ قَامَ فِي النَّاسِ، فَأَثْنَى عَلَى اللَّهِ بِمَا هُوَ أَهْلُهُ، ثُمَّ قَالَ " أَمَّا بَعْدُ، فَإِنَّ إِخْوَانَكُمْ جَاءُونَا تَائِبِينَ، وَإِنِّي رَأَيْتُ أَنْ أَرُدَّ إِلَيْهِمْ سَبْيَهُمْ، فَمَنْ أَحَبَّ مِنْكُمْ أَنْ يُطَيِّبَ ذَلِكَ فَلْيَفْعَلْ، وَمَنْ أَحَبَّ أَنْ يَكُونَ عَلَى حَظِّهِ حَتَّى نُعْطِيَهُ إِيَّاهُ مِنْ أَوَّلِ مَا يُفِيءُ اللَّهُ عَلَيْنَا ". فَقَالَ النَّاسُ طَيَّبْنَا لَكَ.
Urve'den nakledildiğine göre Misver bin Mahrame ile Mervan ona şunu haber verdiler: Hevazin heyeti Nebi'ye geldiğinde Nebi insanların arasında ayağa kalktı, Allah'a layık olduğu şekilde hamdetti ve ardından şöyle buyurdu: "Konuya gelelim. Kardeşleriniz tövbe ederek bize geldiler. Ben esirlerini kendilerine geri vermeyi uygun görüyorum. Sizden kim gönül hoşluğuyla hakkından vazgeçmek isterse bunu yapsın. Kim de payını korumak isterse Allah'ın bize vereceği ilk ganimetten onun hakkını verinceye kadar beklesin." İnsanlar, "Senin için gönül hoşluğuyla vazgeçtik." dediler.
Sahih al Bukhari 2583
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي عُقَيْلٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ ذَكَرَ عُرْوَةُ أَنَّ الْمِسْوَرَ بْنَ مَخْرَمَةَ، رضى الله عنهما وَمَرْوَانَ أَخْبَرَاهُ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم حِينَ جَاءَهُ وَفْدُ هَوَازِنَ قَامَ فِي النَّاسِ، فَأَثْنَى عَلَى اللَّهِ بِمَا هُوَ أَهْلُهُ، ثُمَّ قَالَ " أَمَّا بَعْدُ، فَإِنَّ إِخْوَانَكُمْ جَاءُونَا تَائِبِينَ، وَإِنِّي رَأَيْتُ أَنْ أَرُدَّ إِلَيْهِمْ سَبْيَهُمْ، فَمَنْ أَحَبَّ مِنْكُمْ أَنْ يُطَيِّبَ ذَلِكَ فَلْيَفْعَلْ، وَمَنْ أَحَبَّ أَنْ يَكُونَ عَلَى حَظِّهِ حَتَّى نُعْطِيَهُ إِيَّاهُ مِنْ أَوَّلِ مَا يُفِيءُ اللَّهُ عَلَيْنَا ". فَقَالَ النَّاسُ طَيَّبْنَا لَكَ.
Urve'den nakledildiğine göre Misver bin Mahrame ile Mervan ona şunu haber verdiler: Hevazin heyeti Nebi'ye geldiğinde Nebi insanların arasında ayağa kalktı, Allah'a layık olduğu şekilde hamdetti ve ardından şöyle buyurdu: "Konuya gelelim. Kardeşleriniz tövbe ederek bize geldiler. Ben esirlerini kendilerine geri vermeyi uygun görüyorum. Sizden kim gönül hoşluğuyla hakkından vazgeçmek isterse bunu yapsın. Kim de payını korumak isterse Allah'ın bize vereceği ilk ganimetten onun hakkını verinceye kadar beklesin." İnsanlar, "Senin için gönül hoşluğuyla vazgeçtik." dediler.
Sahih al Bukhari 2584
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقْبَلُ الْهَدِيَّةَ وَيُثِيبُ عَلَيْهَا. لَمْ يَذْكُرْ وَكِيعٌ وَمُحَاضِرٌ عَنْ هِشَامٍ عَنْ أَبِيهِ عَنْ عَائِشَةَ.
Aişe'den nakledildiğine göre Nebi hediyeyi kabul eder ve ona karşılık verirdi.
Sahih al Bukhari 2585
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، وَمُحَمَّدِ بْنِ النُّعْمَانِ بْنِ بَشِيرٍ، أَنَّهُمَا حَدَّثَاهُ عَنِ النُّعْمَانِ بْنِ بَشِيرٍ، أَنَّ أَبَاهُ، أَتَى بِهِ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ إِنِّي نَحَلْتُ ابْنِي هَذَا غُلاَمًا. فَقَالَ " أَكُلَّ وَلَدِكَ نَحَلْتَ مِثْلَهُ ". قَالَ لاَ. قَالَ " فَارْجِعْهُ ".
Numan bin Beşir'den nakledildiğine göre babası onu Allah Resulü'ne getirerek, "Ben bu oğluma bir köle bağışladım." dedi. Nebi, "Bütün çocuklarına bunun benzerini bağışladın mı?" diye sordu. Babası, "Hayır." dedi. Bunun üzerine Nebi, "Öyleyse onu geri al." buyurdu.
Sahih al Bukhari 2586
حَدَّثَنَا حَامِدُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ حُصَيْنٍ، عَنْ عَامِرٍ، قَالَ سَمِعْتُ النُّعْمَانَ بْنَ بَشِيرٍ ـ رضى الله عنهما ـ وَهُوَ عَلَى الْمِنْبَرِ يَقُولُ أَعْطَانِي أَبِي عَطِيَّةً، فَقَالَتْ عَمْرَةُ بِنْتُ رَوَاحَةَ لاَ أَرْضَى حَتَّى تُشْهِدَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم. فَأَتَى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ إِنِّي أَعْطَيْتُ ابْنِي مِنْ عَمْرَةَ بِنْتِ رَوَاحَةَ عَطِيَّةً، فَأَمَرَتْنِي أَنْ أُشْهِدَكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " أَعْطَيْتَ سَائِرَ وَلَدِكَ مِثْلَ هَذَا ". قَالَ لاَ. قَالَ " فَاتَّقُوا اللَّهَ، وَاعْدِلُوا بَيْنَ أَوْلاَدِكُمْ ". قَالَ فَرَجَعَ فَرَدَّ عَطِيَّتَهُ.
Amir'den nakledildiğine göre Numan bin Beşir'i minberde şöyle derken işitti: Babam bana bir bağışta bulunmuştu. Amra binti Revaha, "Allah Resulü'nü şahit tutmadığın sürece razı olmam." dedi. Bunun üzerine babam Allah Resulü'ne giderek, "Ey Allah'ın Resulü! Amra binti Revaha'dan olan oğluma bir bağışta bulundum. O, seni buna şahit tutmamı istedi." dedi. Nebi, "Diğer çocuklarına da bunun benzerini verdin mi?" diye sordu. Babam, "Hayır." dedi. Bunun üzerine Nebi, "Allah'tan korkun ve çocuklarınız arasında adaletli olun." buyurdu. Babam geri dönüp bağışını geri aldı.
Sahih al Bukhari 2587
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَتْ عَائِشَةُ ـ رضى الله عنها ـ لَمَّا ثَقُلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَاشْتَدَّ وَجَعُهُ اسْتَأْذَنَ أَزْوَاجَهُ أَنْ يُمَرَّضَ فِي بَيْتِي، فَأَذِنَّ لَهُ، فَخَرَجَ بَيْنَ رَجُلَيْنِ، تَخُطُّ رِجْلاَهُ الأَرْضَ، وَكَانَ بَيْنَ الْعَبَّاسِ، وَبَيْنَ رَجُلٍ آخَرَ. فَقَالَ عُبَيْدُ اللَّهِ فَذَكَرْتُ لاِبْنِ عَبَّاسٍ مَا قَالَتْ عَائِشَةُ، فَقَالَ لِي وَهَلْ تَدْرِي مَنِ الرَّجُلُ الَّذِي لَمْ تُسَمِّ عَائِشَةُ قُلْتُ لاَ. قَالَ هُوَ عَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ.
Ubeydullah bin Abdullah'tan nakledildiğine göre Aişe şöyle dedi: Nebi'nin hastalığı ağırlaşıp ağrıları artınca eşlerinden bakımının benim odamda yapılması için izin istedi. Onlar da izin verdiler. İki kişinin arasında, ayakları yerde sürünerek çıktı. Abbas ile başka bir kişinin arasındaydı. Ubeydullah şöyle dedi: Aişe'nin bu sözünü İbn Abbas'a anlattım. Bana, "Aişe'nin adını vermediği kişinin kim olduğunu biliyor musun?" diye sordu. Ben, "Hayır." dedim. İbn Abbas, "O, Ali bin Ebu Talib'di." dedi.
Sahih al Bukhari 2588
حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، حَدَّثَنَا ابْنُ طَاوُسٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " الْعَائِدُ فِي هِبَتِهِ كَالْكَلْبِ يَقِيءُ، ثُمَّ يَعُودُ فِي قَيْئِهِ ".
Abdullah bin Abbas'tan nakledildiğine göre Nebi, "Bağışından dönen kişi, kusup sonra kusmuğuna dönen köpek gibidir." buyurdu.
Sahih al Bukhari 2589
حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ عَبَّادِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَسْمَاءَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا لِي مَالٌ إِلاَّ مَا أَدْخَلَ عَلَىَّ الزُّبَيْرُ فَأَتَصَدَّقُ. قَالَ " تَصَدَّقِي، وَلاَ تُوعِي فَيُوعَى عَلَيْكِ ".
Esma'dan nakledildiğine göre, "Ey Allah'ın Resulü! Benim, Zübeyr'in bana verdiğinden başka malım yok. Ondan sadaka vereyim mi?" diye sordu. Nebi, "Sadaka ver; biriktirip tutma ki sana karşı da tutulmasın." buyurdu.
Sahih al Bukhari 2590
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، عَنْ فَاطِمَةَ، عَنْ أَسْمَاءَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " أَنْفِقِي وَلاَ تُحْصِي فَيُحْصِيَ اللَّهُ عَلَيْكِ، وَلاَ تُوعِي فَيُوعِيَ اللَّهُ عَلَيْكِ ".
Esma'dan nakledildiğine göre Allah Resulü, "İnfak et, sayıp durma ki Allah da sana karşı saymasın; biriktirip tutma ki Allah da senden tutsun." buyurdu.
Sahih al Bukhari 2591
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، عَنِ اللَّيْثِ، عَنْ يَزِيدَ، عَنْ بُكَيْرٍ، عَنْ كُرَيْبٍ، مَوْلَى ابْنِ عَبَّاسٍ أَنَّ مَيْمُونَةَ بِنْتَ الْحَارِثِ ـ رضى الله عنها ـ أَخْبَرَتْهُ أَنَّهَا، أَعْتَقَتْ وَلِيدَةً وَلَمْ تَسْتَأْذِنِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم، فَلَمَّا كَانَ يَوْمُهَا الَّذِي يَدُورُ عَلَيْهَا فِيهِ قَالَتْ أَشَعَرْتَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَنِّي أَعْتَقْتُ وَلِيدَتِي قَالَ " أَوَفَعَلْتِ ". قَالَتْ نَعَمْ. قَالَ " أَمَا إِنَّكِ لَوْ أَعْطَيْتِيهَا أَخْوَالَكِ كَانَ أَعْظَمَ لأَجْرِكِ ". وَقَالَ بَكْرُ بْنُ مُضَرَ عَنْ عَمْرٍو عَنْ بُكَيْرٍ عَنْ كُرَيْبٍ إِنَّ مَيْمُونَةَ أَعْتَقَتْ
İbn Abbas'ın azatlısı Kureyb'den nakledildiğine göre Meymune bintü'l-Haris ona şunu haber verdi: Nebi'den izin almadan cariyemi azat etmiştim. Nebi'nin benim yanımda kalacağı gün gelince, "Ey Allah'ın Resulü! Cariyemi azat ettiğimi biliyor musun?" dedim. "Bunu yaptın mı?" buyurdu. "Evet" dedim. "Onu dayılarına verseydin sevabın daha büyük olurdu." buyurdu.
Sahih al Bukhari 2592
حَدَّثَنَا حِبَّانُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا يُونُسُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا أَرَادَ سَفَرًا أَقْرَعَ بَيْنَ نِسَائِهِ، فَأَيَّتُهُنَّ خَرَجَ سَهْمُهَا خَرَجَ بِهَا مَعَهُ، وَكَانَ يَقْسِمُ لِكُلِّ امْرَأَةٍ مِنْهُنَّ يَوْمَهَا وَلَيْلَتَهَا، غَيْرَ أَنَّ سَوْدَةَ بِنْتَ زَمْعَةَ وَهَبَتْ يَوْمَهَا وَلَيْلَتَهَا، لِعَائِشَةَ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم تَبْتَغِي بِذَلِكَ رِضَا رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم.
Aişe'den nakledildiğine göre Allah Resulü yolculuğa çıkmak istediğinde eşleri arasında kura çeker, kura kime çıkarsa onu beraberinde götürürdü. Her bir eşine gününü ve gecesini ayırırdı. Ancak Sevde binti Zem'a, Allah Resulü'nün rızasını kazanmak amacıyla gününü ve gecesini Nebi'nin eşi Aişe'ye bağışlamıştı.
Sahih al Bukhari 2593
وَقَالَ بَكْرٌ عَنْ عَمْرٍو، عَنْ بُكَيْرٍ، عَنْ كُرَيْبٍ، مَوْلَى ابْنِ عَبَّاسٍ إِنَّ مَيْمُونَةَ زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَعْتَقَتْ وَلِيدَةً لَهَا فَقَالَ لَهَا " وَلَوْ وَصَلْتِ بَعْضَ أَخْوَالِكِ كَانَ أَعْظَمَ لأَجْرِكِ ".
Abdullah bin Abbas'ın azatlısı Kureyb'den nakledildiğine göre Nebi'nin eşi Meymune bir cariyesini azat etmişti. Nebi ona, "Onu dayılarından birine verseydin sevabın daha büyük olurdu." buyurdu.
Sahih al Bukhari 2594
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي عِمْرَانَ الْجَوْنِيِّ، عَنْ طَلْحَةَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رَجُلٍ مِنْ بَنِي تَيْمِ بْنِ مُرَّةَ ـ عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنَّ لِي جَارَيْنِ فَإِلَى أَيِّهِمَا أُهْدِي قَالَ " إِلَى أَقْرَبِهِمَا مِنْكِ بَابًا ".
Aişe'den nakledildiğine göre, "Ey Allah'ın Resulü! Benim iki komşum var. Hangisine hediye vereyim?" diye sordum. "Kapısı sana daha yakın olana." buyurdu.
Sahih al Bukhari 2595
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَخْبَرَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ الصَّعْبَ بْنَ جَثَّامَةَ اللَّيْثِيَّ،، وَكَانَ، مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يُخْبِرُ أَنَّهُ أَهْدَى لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِمَارَ وَحْشٍ وَهْوَ بِالأَبْوَاءِ ـ أَوْ بِوَدَّانَ ـ وَهْوَ مُحْرِمٌ فَرَدَّهُ، قَالَ صَعْبٌ فَلَمَّا عَرَفَ فِي وَجْهِي رَدَّهُ هَدِيَّتِي قَالَ " لَيْسَ بِنَا رَدٌّ عَلَيْكَ، وَلَكِنَّا حُرُمٌ ".
Ubeydullah bin Abdullah bin Utbe'den nakledildiğine göre Abdullah bin Abbas ona, Nebi'nin ashabından Sa'b bin Cessame el-Leysi'yi şöyle anlatırken işittiğini haber verdi: Sa'b, Ebva'da veya Veddan'da ihramlı bulunan Allah Resulü'ne bir yaban eşeği hediye etmiş, fakat Allah Resulü onu geri çevirmişti. Sa'b şöyle dedi: Hediyemi geri çevirmesinin yüzümde oluşturduğu üzüntüyü görünce, "Sana karşı bir tavrımız olduğundan geri çevirmedik, fakat biz ihramlıyız." buyurdu.
Sahih al Bukhari 2596
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ أَبِي حُمَيْدٍ السَّاعِدِيِّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ اسْتَعْمَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم رَجُلاً مِنَ الأَزْدِ يُقَالُ لَهُ ابْنُ اللُّتْبِيَّةِ عَلَى الصَّدَقَةِ، فَلَمَّا قَدِمَ قَالَ هَذَا لَكُمْ، وَهَذَا أُهْدِيَ لِي. قَالَ " فَهَلاَّ جَلَسَ فِي بَيْتِ أَبِيهِ أَوْ بَيْتِ أُمِّهِ، فَيَنْظُرَ يُهْدَى لَهُ أَمْ لاَ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لاَ يَأْخُذُ أَحَدٌ مِنْهُ شَيْئًا إِلاَّ جَاءَ بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يَحْمِلُهُ عَلَى رَقَبَتِهِ، إِنْ كَانَ بَعِيرًا لَهُ رُغَاءٌ أَوْ بَقَرَةً لَهَا خُوَارٌ أَوْ شَاةً تَيْعَرُ ـ ثُمَّ رَفَعَ بِيَدِهِ، حَتَّى رَأَيْنَا عُفْرَةَ إِبْطَيْهِ ـ اللَّهُمَّ هَلْ بَلَّغْتُ اللَّهُمَّ هَلْ بَلَّغْتُ ثَلاَثًا ".
Ebu Humeyd es-Sa'idi'den nakledildiğine göre Nebi, Ezd kabilesinden İbnü'l-Lütbiyye diye anılan birini zekât memuru olarak görevlendirmişti. Zekâtları toplayıp gelince, "Bu size ait, bu da bana hediye edildi" dedi. Bunun üzerine Nebi şöyle buyurdu: "Babasının veya annesinin evinde otursaydı kendisine hediye verilip verilmeyeceğini görseydi ya! Canım elinde olan Allah'a yemin ederim ki biriniz bu maldan bir şey alırsa kıyamet günü onu boynunda taşıyarak gelir. Aldığı şey böğüren bir deve, böğüren bir inek veya meleyen bir koyun olabilir." Sonra ellerini koltuk altlarının beyazlığı görününceye kadar kaldırıp üç defa, "Allah'ım, tebliğ ettim mi?" buyurdu.
Sahih al Bukhari 2597
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا ابْنُ الْمُنْكَدِرِ، سَمِعْتُ جَابِرًا ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ لِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لَوْ جَاءَ مَالُ الْبَحْرَيْنِ أَعْطَيْتُكَ هَكَذَا ثَلاَثًا ". فَلَمْ يَقْدَمْ حَتَّى تُوُفِّيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم، فَأَمَرَ أَبُو بَكْرٍ مُنَادِيًا فَنَادَى مَنْ كَانَ لَهُ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم عِدَةٌ أَوْ دَيْنٌ فَلْيَأْتِنَا. فَأَتَيْتُهُ فَقُلْتُ إِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَعَدَنِي. فَحَثَى لِي ثَلاَثًا.
Cabir bin Abdullah'tan nakledildiğine göre Nebi ona, iki avucuyla üç defa işaret ederek, "Bahreyn malı gelirse sana şu kadar vereceğim" buyurdu. Nebi vefat edinceye kadar Bahreyn malı gelmedi. Mal gelince Ebu Bekir bir tellala, "Nebi'nin kendisine vaadi veya borcu bulunan bize gelsin" diye duyuru yaptırdı. Ebu Bekir'in yanına gidip, "Nebi bana söz vermişti" dedim. Bunun üzerine bana üç avuç dolusu mal verdi.
Sahih al Bukhari 2598
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنِ الْمِسْوَرِ بْنِ مَخْرَمَةَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَسَمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَقْبِيَةً، وَلَمْ يُعْطِ مَخْرَمَةَ مِنْهَا شَيْئًا، فَقَالَ مَخْرَمَةُ يَا بُنَىَّ انْطَلِقْ بِنَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم. فَانْطَلَقْتُ مَعَهُ، فَقَالَ ادْخُلْ فَادْعُهُ لِي. قَالَ فَدَعَوْتُهُ لَهُ فَخَرَجَ إِلَيْهِ، وَعَلَيْهِ قَبَاءٌ مِنْهَا، فَقَالَ " خَبَأْنَا هَذَا لَكَ ". قَالَ فَنَظَرَ إِلَيْهِ، فَقَالَ رَضِيَ مَخْرَمَةُ.
Misver bin Mahreme'den nakledildiğine göre Allah Resulü birkaç kaftan dağıtmış, fakat Mahreme'ye bunlardan bir şey vermemişti. Mahreme, "Oğlum, haydi Allah Resulü'nün yanına gidelim" dedi. Birlikte gittik. Bana, "İçeri gir ve onu benim için çağır" dedi. Ben de Nebi'yi çağırdım. Nebi, üzerinde o kaftanlardan biriyle dışarı çıktı ve, "Bunu senin için sakladık" buyurdu. Mahreme kaftana baktı ve memnun oldu.
Sahih al Bukhari 2599
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَحْبُوبٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ هَلَكْتُ. فَقَالَ " وَمَا ذَاكَ ". قَالَ وَقَعْتُ بِأَهْلِي فِي رَمَضَانَ. قَالَ " تَجِدُ رَقَبَةً ". قَالَ لاَ. قَالَ " فَهَلْ تَسْتَطِيعُ أَنْ تَصُومَ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِ ". قَالَ لاَ. قَالَ " فَتَسْتَطِيعُ أَنْ تُطْعِمَ سِتِّينَ مِسْكِينًا ". قَالَ لاَ. قَالَ فَجَاءَ رَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ بِعَرَقٍ ـ وَالْعَرَقُ الْمِكْتَلُ ـ فِيهِ تَمْرٌ فَقَالَ " اذْهَبْ بِهَذَا فَتَصَدَّقْ بِهِ ". قَالَ عَلَى أَحْوَجَ مِنَّا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَالَّذِي بَعَثَكَ بِالْحَقِّ مَا بَيْنَ لاَبَتَيْهَا أَهْلُ بَيْتٍ أَحْوَجُ مِنَّا. قَالَ " اذْهَبْ فَأَطْعِمْهُ أَهْلَكَ ".
Ebu Hureyre'den nakledildiğine göre bir adam Allah Resulü'ne gelip, "Mahvoldum" dedi. Nebi, "Seni mahveden nedir?" diye sordu. Adam, "Ramazan ayında eşimle cinsel ilişkiye girdim" dedi. Nebi, "Azat edebileceğin bir köle bulabilir misin?" diye sordu. Adam, "Hayır" dedi. Nebi, "Peş peşe iki ay oruç tutabilir misin?" diye sordu. Adam, "Hayır" dedi. Nebi, "Altmış yoksulu doyurabilir misin?" diye sordu. Adam, "Hayır" dedi. Bu sırada ensardan biri içinde hurma bulunan bir sepet getirdi. Nebi, "Bunu götür ve sadaka olarak ver" buyurdu. Adam, "Bizden daha muhtaç birine mi, ey Allah'ın Resulü? Seni hak ile gönderene yemin ederim ki Medine'nin iki kara taşlığı arasında bizden daha muhtaç bir aile yoktur" dedi. Nebi, "Öyleyse götür, ailene yedir" buyurdu.
Sahih al Bukhari 2600
حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا يُونُسُ،. وَقَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ أَخْبَرَهُ أَنَّ أَبَاهُ قُتِلَ يَوْمَ أُحُدٍ شَهِيدًا، فَاشْتَدَّ الْغُرَمَاءُ فِي حُقُوقِهِمْ، فَأَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَكَلَّمْتُهُ، فَسَأَلَهُمْ أَنْ يَقْبَلُوا ثَمَرَ حَائِطِي، وَيُحَلِّلُوا أَبِي، فَأَبَوْا، فَلَمْ يُعْطِهِمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَائِطِي، وَلَمْ يَكْسِرْهُ لَهُمْ، وَلَكِنْ قَالَ " سَأَغْدُو عَلَيْكَ ". فَغَدَا عَلَيْنَا حَتَّى أَصْبَحَ، فَطَافَ فِي النَّخْلِ، وَدَعَا فِي ثَمَرِهِ بِالْبَرَكَةِ، فَجَدَدْتُهَا، فَقَضَيْتُهُمْ حُقُوقَهُمْ، وَبَقِيَ لَنَا مِنْ ثَمَرِهَا بَقِيَّةٌ، ثُمَّ جِئْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ جَالِسٌ، فَأَخْبَرْتُهُ بِذَلِكَ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِعُمَرَ " اسْمَعْ ـ وَهْوَ جَالِسٌ ـ يَا عُمَرُ ". فَقَالَ أَلاَّ يَكُونُ قَدْ عَلِمْنَا أَنَّكَ رَسُولُ اللَّهِ، وَاللَّهِ إِنَّكَ لَرَسُولُ اللَّهِ.
Cabir bin Abdullah'tan nakledildiğine göre babası Uhud günü şehit olmuştu. Alacaklılar haklarını istemekte ısrar edince Allah Resulü'ne gidip durumu anlattı. Allah Resulü onlardan bahçesinin ürününü kabul ederek babasını borçtan ibra etmelerini istedi, fakat kabul etmediler. Allah Resulü bahçeyi onlara vermedi ve ürünü de onlar için devşirmedi; Cabir'e, "Sabah sana geleceğim" buyurdu. Sabah erkenden gelip hurmalıkta dolaştı ve ürününe bereket duası etti. Cabir ürünü devşirdi, alacaklıların haklarını ödedi ve kendilerine de bir miktar ürün kaldı. Sonra oturmakta olan Allah Resulü'ne gidip bunu bildirdi. Allah Resulü, "Ey Ömer, dinle!" buyurdu. Ömer, "Senin Allah'ın Resulü olduğunu zaten bilmiyor muyduk? Allah'a yemin ederim ki sen Allah'ın Resulüsün" dedi.
Sahih al Bukhari 2601
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ قَزَعَةَ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أُتِيَ بِشَرَابٍ فَشَرِبَ، وَعَنْ يَمِينِهِ غُلاَمٌ وَعَنْ يَسَارِهِ الأَشْيَاخُ فَقَالَ لِلْغُلاَمِ " إِنْ أَذِنْتَ لِي أَعْطَيْتُ هَؤُلاَءِ ". فَقَالَ مَا كُنْتُ لأُوثِرَ بِنَصِيبِي مِنْكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَحَدًا. فَتَلَّهُ فِي يَدِهِ.
Sehl bin Sa'd'dan nakledildiğine göre Nebi'ye bir içecek getirildi. Nebi içti. Sağında bir genç, solunda ise yaşlılar vardı. Gence: "İzin verirsen bunlara vereyim." dedi. Genç, "Ey Allah'ın Resulü! Senden gelen nasibime kimseyi tercih etmem." deyince Nebi içeceği onun eline verdi.
Sahih al Bukhari 2602
حَدَّثَنَا ثَابِتٌ حَدَّثَنَا مِسْعَرٌ عَنْ مُحَارِبٍ عَنْ جَابِرٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ أَتَيْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي الْمَسْجِدِ فَقَضَانِي وَزَادَنِي
Cabir'den nakledildiğine göre: "Mescitte Nebi'nin yanına geldim. Bana borcunu ödedi ve fazlasını verdi."
Sahih al Bukhari 2603
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مُحَارِبٍ، سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ بِعْتُ مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بَعِيرًا فِي سَفَرٍ، فَلَمَّا أَتَيْنَا الْمَدِينَةَ قَالَ " ائْتِ الْمَسْجِدَ فَصَلِّ رَكْعَتَيْنِ ". فَوَزَنَ ـ قَالَ شُعْبَةُ أُرَاهُ فَوَزَنَ لِي فَأَرْجَحَ، فَمَا زَالَ مِنْهَا شَىْءٌ حَتَّى أَصَابَهَا أَهْلُ الشَّأْمِ يَوْمَ الْحَرَّةِ.
Cabir bin Abdullah'tan nakledildiğine göre: "Bir yolculukta Nebi'ye bir deve sattım. Medine'ye vardığımızda bana, 'Mescide git ve iki rekât namaz kıl.' dedi. Ardından benim için tarttı ve tartıyı ağır bastırdı." Şu'be, "Sanırım, 'Benim için tarttı ve tartıyı ağır bastırdı.' dedi. O paralardan bir kısmı, Harre günü Şamlılar onları alıncaya kadar yanımda kaldı." dedi.
Sahih al Bukhari 2604
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أُتِيَ بِشَرَابٍ، وَعَنْ يَمِينِهِ غُلاَمٌ وَعَنْ يَسَارِهِ أَشْيَاخٌ، فَقَالَ لِلْغُلاَمِ " أَتَأْذَنُ لِي أَنْ أُعْطِيَ هَؤُلاَءِ ". فَقَالَ الْغُلاَمُ لاَ، وَاللَّهِ لاَ أُوثِرُ بِنَصِيبِي مِنْكَ أَحَدًا. فَتَلَّهُ فِي يَدِهِ.
Sehl bin Sa'd'dan nakledildiğine göre Allah Resulü'ne bir içecek getirildi. Sağında bir genç, solunda ise yaşlılar vardı. Gence: "Bunlara vermeme izin verir misin?" dedi. Genç, "Hayır, vallahi! Senden gelen nasibime kimseyi tercih etmem." deyince içeceği onun eline verdi.
Sahih al Bukhari 2605
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُثْمَانَ بْنِ جَبَلَةَ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبِي، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ سَلَمَةَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَانَ لِرَجُلٍ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم دَيْنٌ فَهَمَّ بِهِ أَصْحَابُهُ، فَقَالَ " دَعُوهُ فَإِنَّ لِصَاحِبِ الْحَقِّ مَقَالاً. وَقَالَ اشْتَرُوا لَهُ سِنًّا فَأَعْطُوهَا إِيَّاهُ ". فَقَالُوا إِنَّا لاَ نَجِدُ سِنًّا إِلاَّ سِنًّا هِيَ أَفْضَلُ مِنْ سِنِّهِ. قَالَ " فَاشْتَرُوهَا فَأَعْطُوهَا إِيَّاهُ، فَإِنَّ مِنْ خَيْرِكُمْ أَحْسَنَكُمْ قَضَاءً ".
Ebu Hureyre'den nakledildiğine göre bir adamın Allah Resulü'nden alacağı vardı. Sahabiler ona yöneldiler. Allah Resulü, "Onu bırakın; hak sahibinin söz söyleme hakkı vardır. Onun devesiyle aynı yaşta bir deve satın alıp kendisine verin." dedi. Sahabiler, "Onun devesinden daha iyi yaşta bir deveden başkasını bulamıyoruz." dediler. Allah Resulü, "Onu satın alıp kendisine verin. Çünkü en hayırlılarınız, borcunu en güzel şekilde ödeyenlerinizdir." dedi.
Sahih al Bukhari 2606
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، أَنَّ مَرْوَانَ بْنَ الْحَكَمِ، وَالْمِسْوَرَ بْنَ مَخْرَمَةَ، أَخْبَرَاهُ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ حِينَ جَاءَهُ وَفْدُ هَوَازِنَ مُسْلِمِينَ، فَسَأَلُوهُ أَنْ يَرُدَّ إِلَيْهِمْ أَمْوَالَهُمْ وَسَبْيَهُمْ فَقَالَ لَهُمْ " مَعِي مَنْ تَرَوْنَ، وَأَحَبُّ الْحَدِيثِ إِلَىَّ أَصْدَقُهُ، فَاخْتَارُوا إِحْدَى الطَّائِفَتَيْنِ إِمَّا السَّبْىَ وَإِمَّا الْمَالَ، وَقَدْ كُنْتُ اسْتَأْنَيْتُ ". وَكَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم انْتَظَرَهُمْ بِضْعَ عَشْرَةَ لَيْلَةً حِينَ قَفَلَ مِنَ الطَّائِفِ، فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم غَيْرُ رَادٍّ إِلَيْهِمْ إِلاَّ إِحْدَى الطَّائِفَتَيْنِ قَالُوا فَإِنَّا نَخْتَارُ سَبْيَنَا. فَقَامَ فِي الْمُسْلِمِينَ فَأَثْنَى عَلَى اللَّهِ بِمَا هُوَ أَهْلُهُ ثُمَّ قَالَ " أَمَّا بَعْدُ فَإِنَّ إِخْوَانَكُمْ هَؤُلاَءِ جَاءُونَا تَائِبِينَ، وَإِنِّي رَأَيْتُ أَنْ أَرُدَّ إِلَيْهِمْ سَبْيَهُمْ، فَمَنْ أَحَبَّ مِنْكُمْ أَنْ يُطَيِّبَ ذَلِكَ فَلْيَفْعَلْ، وَمَنْ أَحَبَّ أَنْ يَكُونَ عَلَى حَظِّهِ حَتَّى نُعْطِيَهُ إِيَّاهُ مِنْ أَوَّلِ مَا يُفِيءُ اللَّهُ عَلَيْنَا فَلْيَفْعَلْ ". فَقَالَ النَّاسُ طَيَّبْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ لَهُمْ. فَقَالَ لَهُمْ " إِنَّا لاَ نَدْرِي مَنْ أَذِنَ مِنْكُمْ فِيهِ مِمَّنْ لَمْ يَأْذَنْ، فَارْجِعُوا حَتَّى يَرْفَعَ إِلَيْنَا عُرَفَاؤُكُمْ أَمْرَكُمْ ". فَرَجَعَ النَّاسُ فَكَلَّمَهُمْ عُرَفَاؤُهُمْ، ثُمَّ رَجَعُوا إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرُوهُ أَنَّهُمْ طَيَّبُوا وَأَذِنُوا. وَهَذَا الَّذِي بَلَغَنَا مِنْ سَبْىِ هَوَازِنَ هَذَا آخِرُ قَوْلِ الزُّهْرِيِّ، يَعْنِي فَهَذَا الَّذِي بَلَغَنَا.
Urve'den nakledildiğine göre Mervan bin Hakem ile Misver bin Mahreme ona şöyle haber verdiler: Hevazin heyeti Müslüman olarak Nebi'ye gelip mallarının ve esirlerinin kendilerine geri verilmesini istediler. Nebi onlara, "Yanımda gördüğünüz kimseler var. Bana göre sözün en güzeli en doğru olanıdır. Şu iki gruptan birini seçin: ya esirleri ya da malları. Ben sizi beklemiştim" dedi. Nebi, Taif'ten döndüğünde onları on küsur gece beklemişti. Kendilerine iki gruptan yalnız birinin geri verileceğini anlayınca, "Biz esirlerimizi seçiyoruz" dediler. Bunun üzerine Nebi Müslümanların arasında ayağa kalktı, Allah'a layık olduğu şekilde hamdetti ve ardından şöyle dedi: "Bu kardeşleriniz tövbe ederek bize geldiler. Ben esirlerini kendilerine geri vermeyi uygun gördüm. Sizden kim bunu gönül hoşluğuyla yapmak isterse yapsın. Kim de payını korumak isterse Allah'ın bize vereceği ilk ganimetten onun karşılığını kendisine verelim." İnsanlar, "Ey Allah'ın Resulü, bunu onlar için gönül hoşluğuyla kabul ettik" dediler. Nebi, "İçinizden kimin izin verdiğini, kimin vermediğini bilemiyoruz. Dönün de temsilcileriniz kararınızı bize bildirsin" dedi. İnsanlar geri döndüler; temsilcileri kendileriyle konuştuktan sonra Nebi'ye gelip onların gönül hoşluğuyla izin verdiklerini bildirdiler. Hevazin esirleri hakkında bize ulaşan bilgi budur. Bu son cümle Zühri'nin sözüdür.
Sahih al Bukhari 2607
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، أَنَّ مَرْوَانَ بْنَ الْحَكَمِ، وَالْمِسْوَرَ بْنَ مَخْرَمَةَ، أَخْبَرَاهُ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ حِينَ جَاءَهُ وَفْدُ هَوَازِنَ مُسْلِمِينَ، فَسَأَلُوهُ أَنْ يَرُدَّ إِلَيْهِمْ أَمْوَالَهُمْ وَسَبْيَهُمْ فَقَالَ لَهُمْ " مَعِي مَنْ تَرَوْنَ، وَأَحَبُّ الْحَدِيثِ إِلَىَّ أَصْدَقُهُ، فَاخْتَارُوا إِحْدَى الطَّائِفَتَيْنِ إِمَّا السَّبْىَ وَإِمَّا الْمَالَ، وَقَدْ كُنْتُ اسْتَأْنَيْتُ ". وَكَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم انْتَظَرَهُمْ بِضْعَ عَشْرَةَ لَيْلَةً حِينَ قَفَلَ مِنَ الطَّائِفِ، فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم غَيْرُ رَادٍّ إِلَيْهِمْ إِلاَّ إِحْدَى الطَّائِفَتَيْنِ قَالُوا فَإِنَّا نَخْتَارُ سَبْيَنَا. فَقَامَ فِي الْمُسْلِمِينَ فَأَثْنَى عَلَى اللَّهِ بِمَا هُوَ أَهْلُهُ ثُمَّ قَالَ " أَمَّا بَعْدُ فَإِنَّ إِخْوَانَكُمْ هَؤُلاَءِ جَاءُونَا تَائِبِينَ، وَإِنِّي رَأَيْتُ أَنْ أَرُدَّ إِلَيْهِمْ سَبْيَهُمْ، فَمَنْ أَحَبَّ مِنْكُمْ أَنْ يُطَيِّبَ ذَلِكَ فَلْيَفْعَلْ، وَمَنْ أَحَبَّ أَنْ يَكُونَ عَلَى حَظِّهِ حَتَّى نُعْطِيَهُ إِيَّاهُ مِنْ أَوَّلِ مَا يُفِيءُ اللَّهُ عَلَيْنَا فَلْيَفْعَلْ ". فَقَالَ النَّاسُ طَيَّبْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ لَهُمْ. فَقَالَ لَهُمْ " إِنَّا لاَ نَدْرِي مَنْ أَذِنَ مِنْكُمْ فِيهِ مِمَّنْ لَمْ يَأْذَنْ، فَارْجِعُوا حَتَّى يَرْفَعَ إِلَيْنَا عُرَفَاؤُكُمْ أَمْرَكُمْ ". فَرَجَعَ النَّاسُ فَكَلَّمَهُمْ عُرَفَاؤُهُمْ، ثُمَّ رَجَعُوا إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرُوهُ أَنَّهُمْ طَيَّبُوا وَأَذِنُوا. وَهَذَا الَّذِي بَلَغَنَا مِنْ سَبْىِ هَوَازِنَ هَذَا آخِرُ قَوْلِ الزُّهْرِيِّ، يَعْنِي فَهَذَا الَّذِي بَلَغَنَا.
Urve'den nakledildiğine göre Mervan bin Hakem ile Misver bin Mahreme ona şöyle haber verdiler: Hevazin heyeti Müslüman olarak Nebi'ye gelip mallarının ve esirlerinin kendilerine geri verilmesini istediler. Nebi onlara, "Yanımda gördüğünüz kimseler var. Bana göre sözün en güzeli en doğru olanıdır. Şu iki gruptan birini seçin: ya esirleri ya da malları. Ben sizi beklemiştim" dedi. Nebi, Taif'ten döndüğünde onları on küsur gece beklemişti. Kendilerine iki gruptan yalnız birinin geri verileceğini anlayınca, "Biz esirlerimizi seçiyoruz" dediler. Bunun üzerine Nebi Müslümanların arasında ayağa kalktı, Allah'a layık olduğu şekilde hamdetti ve ardından şöyle dedi: "Bu kardeşleriniz tövbe ederek bize geldiler. Ben esirlerini kendilerine geri vermeyi uygun gördüm. Sizden kim bunu gönül hoşluğuyla yapmak isterse yapsın. Kim de payını korumak isterse Allah'ın bize vereceği ilk ganimetten onun karşılığını kendisine verelim." İnsanlar, "Ey Allah'ın Resulü, bunu onlar için gönül hoşluğuyla kabul ettik" dediler. Nebi, "İçinizden kimin izin verdiğini, kimin vermediğini bilemiyoruz. Dönün de temsilcileriniz kararınızı bize bildirsin" dedi. İnsanlar geri döndüler; temsilcileri kendileriyle konuştuktan sonra Nebi'ye gelip onların gönül hoşluğuyla izin verdiklerini bildirdiler. Hevazin esirleri hakkında bize ulaşan bilgi budur. Bu son cümle Zühri'nin sözüdür.
Sahih al Bukhari 2608
حَدَّثَنَا ابْنُ مُقَاتِلٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سَلَمَةَ بْنِ كُهَيْلٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ أَخَذَ سِنًّا فَجَاءَ صَاحِبُهُ يَتَقَاضَاهُ فَقَالَ " إِنَّ لِصَاحِبِ الْحَقِّ مَقَالاً ". ثُمَّ قَضَاهُ أَفْضَلَ مِنْ سِنِّهِ وَقَالَ " أَفْضَلُكُمْ أَحْسَنُكُمْ قَضَاءً ".
Ebu Hureyre'den nakledildiğine göre Nebi belirli yaşta bir deveyi borç olarak almıştı. Devenin sahibi alacağını istemeye geldi. Nebi, "Hak sahibinin söz söyleme hakkı vardır" dedi. Ardından ona kendi devesinden daha iyi yaşta bir deve verdi ve, "En hayırlınız, borcunu en güzel şekilde ödeyeninizdir" dedi.
Sahih al Bukhari 2609
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَمْرٍو، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّهُ كَانَ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي سَفَرٍ فَكَانَ عَلَى بَكْرٍ لِعُمَرَ صَعْبٍ، فَكَانَ يَتَقَدَّمُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَيَقُولُ أَبُوهُ يَا عَبْدَ اللَّهِ لاَ يَتَقَدَّمِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَحَدٌ. فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " بِعْنِيهِ ". فَقَالَ عُمَرُ هُوَ لَكَ. فَاشْتَرَاهُ ثُمَّ قَالَ " هُوَ لَكَ يَا عَبْدَ اللَّهِ، فَاصْنَعْ بِهِ مَا شِئْتَ ".
Abdullah bin Ömer'den nakledildiğine göre bir yolculukta Nebi ile birlikteydi ve Ömer'e ait genç, serkeş bir deveye binmişti. Deve Nebi'nin önüne geçiyor, babası da, "Ey Abdullah, hiç kimse Nebi'nin önüne geçmesin" diyordu. Nebi Ömer'e, "Onu bana sat" dedi. Ömer, "O senindir" dedi. Nebi deveyi satın aldıktan sonra, "Ey Abdullah, o senindir; onunla dilediğini yap" dedi.
Sahih al Bukhari 2610
وَقَالَ الْحُمَيْدِيُّ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا عَمْرٌو، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي سَفَرٍ، وَكُنْتُ عَلَى بَكْرٍ صَعْبٍ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لِعُمَرَ " بِعْنِيهِ ". فَابْتَاعَهُ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " هُوَ لَكَ يَا عَبْدَ اللَّهِ ".
Abdullah bin Ömer'den nakledildiğine göre şöyle dedi: Bir yolculukta Nebi ile birlikteydik. Ben genç, serkeş bir deveye binmiştim. Nebi Ömer'e, "Onu bana sat" dedi ve deveyi satın aldı. Ardından, "Ey Abdullah, o senindir" dedi.
Sahih al Bukhari 2611
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ رَأَى عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ حُلَّةً سِيَرَاءَ عِنْدَ باب الْمَسْجِدِ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ لَوِ اشْتَرَيْتَهَا فَلَبِسْتَهَا يَوْمَ الْجُمُعَةِ وَلِلْوَفْدِ قَالَ " إِنَّمَا يَلْبَسُهَا مَنْ لاَ خَلاَقَ لَهُ فِي الآخِرَةِ ". ثُمَّ جَاءَتْ حُلَلٌ فَأَعْطَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عُمَرَ مِنْهَا حُلَّةً، وَقَالَ أَكَسَوْتَنِيهَا وَقُلْتَ فِي حُلَّةِ عُطَارِدٍ مَا قُلْتَ. فَقَالَ " إِنِّي لَمْ أَكْسُكَهَا لِتَلْبَسَهَا ". فَكَسَا عُمَرُ أَخًا لَهُ بِمَكَّةَ مُشْرِكًا.
Abdullah bin Ömer'den nakledildiğine göre Ömer bin Hattab, mescidin kapısında çizgili ipek bir elbise gördü ve ‘Ey Allah'ın Resulü! Bunu satın alsan da cuma günlerinde ve gelen heyetleri karşılarken giysen’ dedi. Nebi, ‘Bunu ancak ahirette nasibi olmayanlar giyer’ dedi. Daha sonra birkaç elbise getirildi ve Nebi bunlardan birini Ömer'e verdi. Ömer, ‘Utarid'in elbisesi hakkında söylediğin sözden sonra bunu bana mı giydiriyorsun?’ dedi. Nebi, ‘Ben onu sana giyesin diye vermedim’ dedi. Bunun üzerine Ömer, elbiseyi Mekke'deki müşrik bir kardeşine giydirdi.
Sahih al Bukhari 2612
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ أَبُو جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ فُضَيْلٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ أَتَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَيْتَ فَاطِمَةَ فَلَمْ يَدْخُلْ عَلَيْهَا، وَجَاءَ عَلِيٌّ فَذَكَرَتْ لَهُ ذَلِكَ فَذَكَرَهُ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنِّي رَأَيْتُ عَلَى بَابِهَا سِتْرًا مَوْشِيًّا ". فَقَالَ " مَا لِي وَلِلدُّنْيَا ". فَأَتَاهَا عَلِيٌّ فَذَكَرَ ذَلِكَ لَهَا فَقَالَتْ لِيَأْمُرْنِي فِيهِ بِمَا شَاءَ. قَالَ تُرْسِلُ بِهِ إِلَى فُلاَنٍ. أَهْلِ بَيْتٍ بِهِمْ حَاجَةٌ.
Abdullah bin Ömer'den nakledildiğine göre Nebi, Fatıma'nın evine geldi fakat içeri girmedi. Ali gelince Fatıma bunu ona anlattı; Ali de durumu Nebi'ye bildirdi. Nebi, ‘Onun kapısında süslü bir örtü gördüm. Benim dünya ile ne işim var?’ dedi. Ali, Fatıma'nın yanına gidip bunu ona anlattı. Fatıma, ‘Bu örtü hakkında bana dilediğini emretsin’ dedi. Nebi de ‘Onu ihtiyaç sahibi falan aileye gönder’ dedi.
Sahih al Bukhari 2613
حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مِنْهَالٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ مَيْسَرَةَ، قَالَ سَمِعْتُ زَيْدَ بْنَ وَهْبٍ، عَنْ عَلِيٍّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَهْدَى إِلَىَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم حُلَّةً سِيَرَاءَ فَلَبِسْتُهَا، فَرَأَيْتُ الْغَضَبَ فِي وَجْهِهِ، فَشَقَقْتُهَا بَيْنَ نِسَائِي.
Ali'den nakledildiğine göre şöyle dedi: Nebi bana çizgili ipek bir elbise hediye etti. Onu giydim; fakat yüzündeki kızgınlığı görünce elbiseyi yırtıp kadınlarım arasında paylaştırdım.
Sahih al Bukhari 2614
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا يُونُسُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنْ قَتَادَةَ، حَدَّثَنَا أَنَسٌ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أُهْدِيَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم جُبَّةُ سُنْدُسٍ، وَكَانَ يَنْهَى عَنِ الْحَرِيرِ، فَعَجِبَ النَّاسُ مِنْهَا فَقَالَ " وَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ لَمَنَادِيلُ سَعْدِ بْنِ مُعَاذٍ فِي الْجَنَّةِ أَحْسَنُ مِنْ هَذَا ". وَقَالَ سَعِيدٌ عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، إِنَّ أُكَيْدِرَ دُومَةَ أَهْدَى إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Enes'ten nakledildiğine göre Nebi'ye saf ipekten bir cübbe hediye edilmişti. Nebi ipek giymeyi yasaklardı. İnsanlar cübbeyi beğenince, ‘Muhammed'in canı elinde olana yemin ederim ki Sa'd bin Muaz'ın cennetteki mendilleri bundan daha güzeldir’ dedi.
Sahih al Bukhari 2615
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا يُونُسُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنْ قَتَادَةَ، حَدَّثَنَا أَنَسٌ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أُهْدِيَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم جُبَّةُ سُنْدُسٍ، وَكَانَ يَنْهَى عَنِ الْحَرِيرِ، فَعَجِبَ النَّاسُ مِنْهَا فَقَالَ " وَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ لَمَنَادِيلُ سَعْدِ بْنِ مُعَاذٍ فِي الْجَنَّةِ أَحْسَنُ مِنْ هَذَا ". وَقَالَ سَعِيدٌ عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، إِنَّ أُكَيْدِرَ دُومَةَ أَهْدَى إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Enes'ten nakledildiğine göre Nebi'ye saf ipekten bir cübbe hediye edilmişti. Nebi ipek giymeyi yasaklardı. İnsanlar cübbeyi beğenince, ‘Muhammed'in canı elinde olana yemin ederim ki Sa'd bin Muaz'ın cennetteki mendilleri bundan daha güzeldir’ dedi.
Sahih al Bukhari 2616
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ الْحَارِثِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ يَهُودِيَّةً، أَتَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بِشَاةٍ مَسْمُومَةٍ، فَأَكَلَ مِنْهَا فَجِيءَ بِهَا فَقِيلَ أَلاَ نَقْتُلُهَا. قَالَ " لاَ ". فَمَا زِلْتُ أَعْرِفُهَا فِي لَهَوَاتِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم.
Enes bin Malik'ten nakledildiğine göre, Yahudi bir kadın Nebi'ye zehirli bir koyun getirdi; Nebi de ondan yedi. Kadın getirildiğinde, "Onu öldürelim mi?" denildi. Nebi, "Hayır" dedi. Enes, "O zehrin etkisini Allah Resulü'nün küçük dilinde hâlâ fark ederdim" dedi.
Sahih al Bukhari 2617
حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا الْمُعْتَمِرُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي بَكْرٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ثَلاَثِينَ وَمِائَةً فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " هَلْ مَعَ أَحَدٍ مِنْكُمْ طَعَامٌ ". فَإِذَا مَعَ رَجُلٍ صَاعٌ مِنْ طَعَامٍ أَوْ نَحْوُهُ، فَعُجِنَ ثُمَّ جَاءَ رَجُلٌ مُشْرِكٌ مُشْعَانٌّ طَوِيلٌ بِغَنَمٍ يَسُوقُهَا، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " بَيْعًا أَمْ عَطِيَّةً ـ أَوْ قَالَ ـ أَمْ هِبَةً ". قَالَ لاَ، بَلْ بَيْعٌ. فَاشْتَرَى مِنْهُ شَاةً، فَصُنِعَتْ وَأَمَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِسَوَادِ الْبَطْنِ أَنْ يُشْوَى، وَايْمُ اللَّهِ مَا فِي الثَّلاَثِينَ وَالْمِائَةِ إِلاَّ قَدْ حَزَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لَهُ حُزَّةً مِنْ سَوَادِ بَطْنِهَا، إِنْ كَانَ شَاهِدًا أَعْطَاهَا إِيَّاهُ، وَإِنْ كَانَ غَائِبًا خَبَأَ لَهُ، فَجَعَلَ مِنْهَا قَصْعَتَيْنِ، فَأَكَلُوا أَجْمَعُونَ، وَشَبِعْنَا، فَفَضَلَتِ الْقَصْعَتَانِ، فَحَمَلْنَاهُ عَلَى الْبَعِيرِ. أَوْ كَمَا قَالَ.
Abdurrahman bin Ebu Bekir'den nakledildiğine göre şöyle dedi: Yüz otuz kişi Nebi ile birlikteydik. Nebi, "Yanınızda yiyecek olan var mı?" dedi. Bir adamın yanında bir sa' kadar yiyecek vardı; o da yoğruldu. Sonra uzun boylu, saçı başı dağınık müşrik bir adam önüne kattığı koyunlarla geldi. Nebi, "Satılık mı, bağış mı?" diye sordu. Adam, "Hayır, satılıktır" dedi. Nebi ondan bir koyun satın aldı; koyun hazırlandı ve Nebi karaciğerinin kızartılmasını emretti. Allah'a yemin ederim ki yüz otuz kişiden Nebi'nin karaciğerden bir parça ayırmadığı kimse kalmadı; orada bulunana verdi, bulunmayanın payını sakladı. Ardından eti iki kaba koydu. Hepimiz yedik ve doyduk; iki kap da arttı. Artanı deveye yükledik.
Sahih al Bukhari 2618
حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ مَخْلَدٍ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ بِلاَلٍ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ رَأَى عُمَرُ حُلَّةً عَلَى رَجُلٍ تُبَاعُ فَقَالَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ابْتَعْ هَذِهِ الْحُلَّةَ تَلْبَسْهَا يَوْمَ الْجُمُعَةِ وَإِذَا جَاءَكَ الْوَفْدُ. فَقَالَ " إِنَّمَا يَلْبَسُ هَذَا مَنْ لاَ خَلاَقَ لَهُ فِي الآخِرَةِ ". فَأُتِيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْهَا بِحُلَلٍ فَأَرْسَلَ إِلَى عُمَرَ مِنْهَا بِحُلَّةٍ. فَقَالَ عُمَرُ كَيْفَ أَلْبَسُهَا وَقَدْ قُلْتَ فِيهَا مَا قُلْتَ قَالَ " إِنِّي لَمْ أَكْسُكَهَا لِتَلْبَسَهَا، تَبِيعُهَا أَوْ تَكْسُوهَا ". فَأَرْسَلَ بِهَا عُمَرُ إِلَى أَخٍ لَهُ مِنْ أَهْلِ مَكَّةَ قَبْلَ أَنْ يُسْلِمَ.
Abdullah bin Ömer'den nakledildiğine göre, Ömer bir adamın üzerinde satılık bir elbise gördü ve Nebi'ye, "Bu elbiseyi satın alıp cuma günü ve heyetler sana geldiğinde giysen" dedi. Nebi, "Bunu ancak ahirette nasibi olmayan kimse giyer" dedi. Daha sonra Allah Resulü'ne bu elbiselerden getirildi; o da Ömer'e bir tane gönderdi. Ömer, "Onun hakkında söylediğini söylediğin hâlde bunu nasıl giyerim?" dedi. Nebi, "Onu sana giyesin diye vermedim; satarsın veya birine giydirirsin" dedi. Ömer de elbiseyi Mekke halkından, henüz Müslüman olmamış bir kardeşine gönderdi.
Sahih al Bukhari 2619
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَسْمَاءَ بِنْتِ أَبِي بَكْرٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَتْ قَدِمَتْ عَلَىَّ أُمِّي وَهْىَ مُشْرِكَةٌ، فِي عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَاسْتَفْتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قُلْتُ {إِنَّ أُمِّي قَدِمَتْ} وَهْىَ رَاغِبَةٌ، أَفَأَصِلُ أُمِّي قَالَ " نَعَمْ صِلِي أُمَّكِ ".
Esma binti Ebu Bekir'den nakledildiğine göre şöyle dedi: Allah Resulü döneminde annem müşrik olduğu hâlde yanıma geldi. Allah Resulü'ne danışarak, "Annem yanıma geldi ve benden ilgi bekliyor; annemle ilgileneyim mi?" dedim. Nebi, "Evet, annenle ilgilen" dedi.
Sahih al Bukhari 2620
حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، وَشُعْبَةُ، قَالاَ حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " الْعَائِدُ فِي هِبَتِهِ كَالْعَائِدِ فِي قَيْئِهِ ".
Abdullah bin Abbas'tan nakledildiğine göre Nebi, "Bağışından dönen kimse, kusmuğuna dönen kimse gibidir" dedi.
Sahih al Bukhari 2621
حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ الْمُبَارَكِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لَيْسَ لَنَا مَثَلُ السَّوْءِ، الَّذِي يَعُودُ فِي هِبَتِهِ كَالْكَلْبِ يَرْجِعُ فِي قَيْئِهِ ".
Abdullah bin Abbas'tan nakledildiğine göre Nebi şöyle buyurdu: "Kötü örnek bize yaraşmaz. Bağışından dönen kimse, kusmuğuna dönen köpek gibidir."
Sahih al Bukhari 2622
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ قَزَعَةَ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ أَبِيهِ، سَمِعْتُ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ حَمَلْتُ عَلَى فَرَسٍ فِي سَبِيلِ اللَّهِ، فَأَضَاعَهُ الَّذِي كَانَ عِنْدَهُ، فَأَرَدْتُ أَنْ أَشْتَرِيَهُ مِنْهُ، وَظَنَنْتُ أَنَّهُ بَائِعُهُ بِرُخْصٍ، فَسَأَلْتُ عَنْ ذَلِكَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " لاَ تَشْتَرِهِ، وَإِنْ أَعْطَاكَهُ بِدِرْهَمٍ وَاحِدٍ، فَإِنَّ الْعَائِدَ فِي صَدَقَتِهِ كَالْكَلْبِ يَعُودُ فِي قَيْئِهِ ".
Zeyd bin Eslem'den nakledildiğine göre babası, Ömer bin Hattab'ı şöyle derken işitti: Bir kimseye Allah yolunda kullanması için bir at vermiştim. Fakat o kimse ata iyi bakmadı. Bana ucuza satacağını düşünerek atı ondan satın almak istedim ve bunu Nebi'ye sordum. Nebi, "Sana bir dirheme verse bile onu satın alma. Çünkü sadakasından dönen kimse, kusmuğuna dönen köpek gibidir" buyurdu.
Sahih al Bukhari 2623
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامُ بْنُ يُوسُفَ، أَنَّ ابْنَ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَهُمْ قَالَ أَخْبَرَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، أَنَّ بَنِي صُهَيْبٍ، مَوْلَى ابْنِ جُدْعَانَ ادَّعَوْا بَيْتَيْنِ وَحُجْرَةً، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَعْطَى ذَلِكَ صُهَيْبًا، فَقَالَ مَرْوَانُ مَنْ يَشْهَدُ لَكُمَا عَلَى ذَلِكَ قَالُوا ابْنُ عُمَرَ. فَدَعَاهُ فَشَهِدَ لأَعْطَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صُهَيْبًا بَيْتَيْنِ وَحُجْرَةً. فَقَضَى مَرْوَانُ بِشَهَادَتِهِ لَهُمْ.
Abdullah bin Ubeydullah bin Ebu Müleyke'den nakledildiğine göre İbn Cud'an'ın azatlısı Suheyb'in oğulları, Allah Resulü'nün iki evi ve bir odayı Suheyb'e verdiğini iddia ettiler. Mervan, "Bu konuda sizin lehinize kim şahitlik eder?" diye sordu. Onlar, "İbn Ömer" dediler. Bunun üzerine Mervan, İbn Ömer'i çağırttı. İbn Ömer de Allah Resulü'nün iki evi ve bir odayı Suheyb'e verdiğine şahitlik etti. Mervan, onun şahitliği doğrultusunda onlar lehine hüküm verdi.
Sahih al Bukhari 2624
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ جَابِرٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَضَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِالْعُمْرَى أَنَّهَا لِمَنْ وُهِبَتْ لَهُ.
Cabir'den nakledildiğine göre Nebi, umranın kendisine bağışlanan kişiye ait olduğuna hükmetti.
Sahih al Bukhari 2625
حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، قَالَ حَدَّثَنِي النَّضْرُ بْنُ أَنَسٍ، عَنْ بَشِيرِ بْنِ نَهِيكٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الْعُمْرَى جَائِزَةٌ ". وَقَالَ عَطَاءٌ حَدَّثَنِي جَابِرٌ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَهُ.
Ebu Hureyre'den nakledildiğine göre Nebi, "Umra geçerlidir" buyurdu. Ata da Cabir'in kendisine Nebi'den buna benzer bir rivayet naklettiğini söyledi.
Sahih al Bukhari 2626
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسًا، يَقُولُ كَانَ فَزَعٌ بِالْمَدِينَةِ فَاسْتَعَارَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَرَسًا مِنْ أَبِي طَلْحَةَ يُقَالُ لَهُ الْمَنْدُوبُ، فَرَكِبَ فَلَمَّا رَجَعَ قَالَ " مَا رَأَيْنَا مِنْ شَىْءٍ، وَإِنْ وَجَدْنَاهُ لَبَحْرًا ".
Katade'den nakledildiğine göre, Enes bin Malik'i şöyle derken işitti: Medine'de bir korku meydana gelmişti. Nebi, Ebu Talha'nın Mendub adlı atını ödünç alıp ona bindi. Döndüğünde, "Bir şey görmedik; gerçekten onu deniz gibi bulduk" buyurdu.
Sahih al Bukhari 2627
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ بْنُ أَيْمَنَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي قَالَ، دَخَلْتُ عَلَى عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ وَعَلَيْهَا دِرْعُ قِطْرٍ ثَمَنُ خَمْسَةِ دَرَاهِمَ، فَقَالَتِ ارْفَعْ بَصَرَكَ إِلَى جَارِيَتِي، انْظُرْ إِلَيْهَا فَإِنَّهَا تُزْهَى أَنْ تَلْبَسَهُ فِي الْبَيْتِ، وَقَدْ كَانَ لِي مِنْهُنَّ دِرْعٌ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَمَا كَانَتِ امْرَأَةٌ تُقَيَّنُ بِالْمَدِينَةِ إِلاَّ أَرْسَلَتْ إِلَىَّ تَسْتَعِيرُهُ.
Abdulvahid bin Eymen'den nakledildiğine göre, babası şöyle anlattı: Aişe'nin yanına girdim. Üzerinde beş dirhem değerinde bir gömlek vardı. Bana, "Başını kaldırıp cariyeme bak. Evde bunu giymeye tenezzül etmiyor. Allah Resulü zamanında benim de bunlardan bir gömleğim vardı. Medine'de süslenecek her kadın haber gönderip onu benden ödünç isterdi" dedi.
Sahih al Bukhari 2628
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " نِعْمَ الْمَنِيحَةُ اللِّقْحَةُ الصَّفِيُّ مِنْحَةً، وَالشَّاةُ الصَّفِيُّ تَغْدُو بِإِنَاءٍ وَتَرُوحُ بِإِنَاءٍ ". حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ وَإِسْمَاعِيلُ عَنْ مَالِكٍ قَالَ نِعْمَ الصَّدَقَةُ.
Ebu Hureyre'den nakledildiğine göre, Allah Resulü şöyle buyurdu: "Bol sütlü bir deveyi veya koyunu sütünden faydalanılması için vermek ne güzel bir bağıştır! Sabah bir kap, akşam bir kap süt verir." Abdullah bin Yusuf ile İsmail'in Malik'ten naklettiği rivayette, "Ne güzel bir sadakadır!" denilmiştir.
Sahih al Bukhari 2629
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، حَدَّثَنَا يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَمَّا قَدِمَ الْمُهَاجِرُونَ الْمَدِينَةَ مِنْ مَكَّةَ وَلَيْسَ بِأَيْدِيهِمْ ـ يَعْنِي شَيْئًا ـ وَكَانَتِ الأَنْصَارُ أَهْلَ الأَرْضِ وَالْعَقَارِ، فَقَاسَمَهُمُ الأَنْصَارُ عَلَى أَنْ يُعْطُوهُمْ ثِمَارَ أَمْوَالِهِمْ كُلَّ عَامٍ وَيَكْفُوهُمُ الْعَمَلَ وَالْمَئُونَةَ، وَكَانَتْ أُمُّهُ أُمُّ أَنَسٍ أُمُّ سُلَيْمٍ كَانَتْ أُمَّ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، فَكَانَتْ أَعْطَتْ أُمُّ أَنَسٍ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عِذَاقًا فَأَعْطَاهُنَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أُمَّ أَيْمَنَ مَوْلاَتَهُ أُمَّ أُسَامَةَ بْنِ زَيْدِ. قَالَ ابْنُ شِهَابٍ فَأَخْبَرَنِي أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم لَمَّا فَرَغَ مِنْ قَتْلِ أَهْلِ خَيْبَرَ فَانْصَرَفَ إِلَى الْمَدِينَةِ، رَدَّ الْمُهَاجِرُونَ إِلَى الأَنْصَارِ مَنَائِحَهُمُ الَّتِي كَانُوا مَنَحُوهُمْ مِنْ ثِمَارِهِمْ فَرَدَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِلَى أُمِّهِ عِذَاقَهَا، وَأَعْطَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أُمَّ أَيْمَنَ مَكَانَهُنَّ مِنْ حَائِطِهِ. وَقَالَ أَحْمَدُ بْنُ شَبِيبٍ أَخْبَرَنَا أَبِي عَنْ يُونُسَ بِهَذَا، وَقَالَ مَكَانَهُنَّ مِنْ خَالِصِهِ.
Enes bin Malik'ten nakledildiğine göre, muhacirler Mekke'den Medine'ye geldiklerinde ellerinde hiçbir şey yoktu. Ensar ise arazi ve taşınmaz sahibiydi. Ensar, her yıl mallarının ürünlerinden muhacirlere vermek ve onların işlerini ve masraflarını üstlenmek üzere mallarını onlarla paylaştı. Enes'in annesi Ümmü Süleym, Abdullah bin Ebu Talha'nın da annesiydi. Enes'in annesi Allah Resulü'ne birkaç hurma ağacı vermiş, Nebi de bunları azatlısı ve Üsame bin Zeyd'in annesi Ümmü Eymen'e vermişti. İbn Şihab, Enes bin Malik'in kendisine şöyle anlattığını söyledi: Nebi, Hayber halkıyla savaşmayı tamamlayıp Medine'ye dönünce muhacirler, ensarın kendilerine ürünlerinden faydalanmaları için verdiklerini geri verdiler. Nebi de hurma ağaçlarını Enes'in annesine geri verdi ve bunların yerine Ümmü Eymen'e kendi bahçesinden bir bölüm verdi. Ahmed bin Şebib'in Yunus'tan naklettiği rivayette, "bunların yerine kendi özel malından" denilmiştir.
Sahih al Bukhari 2630
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، عَنْ حَسَّانَ بْنِ عَطِيَّةَ، عَنْ أَبِي كَبْشَةَ السَّلُولِيِّ، سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَمْرٍو ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَرْبَعُونَ خَصْلَةً أَعْلاَهُنَّ مَنِيحَةُ الْعَنْزِ، مَا مِنْ عَامِلٍ يَعْمَلُ بِخَصْلَةٍ مِنْهَا رَجَاءَ ثَوَابِهَا وَتَصْدِيقَ مَوْعُودِهَا إِلاَّ أَدْخَلَهُ اللَّهُ بِهَا الْجَنَّةَ ". قَالَ حَسَّانُ فَعَدَدْنَا مَا دُونَ مَنِيحَةِ الْعَنْزِ مِنْ رَدِّ السَّلاَمِ، وَتَشْمِيتِ الْعَاطِسِ، وَإِمَاطَةِ الأَذَى عَنِ الطَّرِيقِ وَنَحْوِهِ، فَمَا اسْتَطَعْنَا أَنْ نَبْلُغَ خَمْسَ عَشْرَةَ خَصْلَةً.
Ebu Kebşe es-Seluli'den nakledildiğine göre, Abdullah bin Amr'ı şöyle derken işitti: Allah Resulü şöyle buyurdu: "Kırk iyilik vardır; bunların en üstünü, sütünden faydalanılması için bir keçi vermektir. Kim sevabını umarak ve Allah'ın vaadine inanarak bunlardan birini yaparsa Allah onu bu iyilik sayesinde cennete sokar." Hassan şöyle dedi: Sütünden faydalanılması için keçi vermenin altındaki iyiliklerden selamı almak, aksırana dua etmek, yoldaki eziyet verici şeyi kaldırmak ve benzerlerini saydık; fakat on beş iyiliğe ulaşamadık.
Sahih al Bukhari 2631
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، قَالَ حَدَّثَنِي عَطَاءٌ، عَنْ جَابِرٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَانَتْ لِرِجَالٍ مِنَّا فُضُولُ أَرَضِينَ فَقَالُوا نُؤَاجِرُهَا بِالثُّلُثِ وَالرُّبُعِ وَالنِّصْفِ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " مَنْ كَانَتْ لَهُ أَرْضٌ فَلْيَزْرَعْهَا أَوْ لِيَمْنَحْهَا أَخَاهُ، فَإِنْ أَبَى فَلْيُمْسِكْ أَرْضَهُ ".
Cabir'den nakledildiğine göre, içimizden bazı kimselerin ihtiyaçlarından fazla arazileri vardı. "Bunları üçte bir, dörtte bir veya yarı ürün karşılığında kiraya verelim" dediler. Bunun üzerine Nebi, "Kimin arazisi varsa onu eksin yahut kardeşine bağışlasın. Bunu yapmazsa arazisini elinde tutsun" buyurdu.
Sahih al Bukhari 2632
وَقَالَ مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، حَدَّثَنِي الزُّهْرِيُّ، حَدَّثَنِي عَطَاءُ بْنُ يَزِيدَ، حَدَّثَنِي أَبُو سَعِيدٍ، قَالَ جَاءَ أَعْرَابِيٌّ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَسَأَلَهُ عَنِ الْهِجْرَةِ، فَقَالَ " وَيْحَكَ إِنَّ الْهِجْرَةَ شَأْنُهَا شَدِيدٌ فَهَلْ لَكَ مِنْ إِبِلٍ " قَالَ نَعَمْ. قَالَ " فَتُعْطِي صَدَقَتَهَا ". قَالَ نَعَمْ. قَالَ " فَهَلْ تَمْنَحُ مِنْهَا شَيْئًا ". قَالَ نَعَمْ. قَالَ " فَتَحْلُبُهَا يَوْمَ وِرْدِهَا ". قَالَ نَعَمْ. قَالَ " فَاعْمَلْ مِنْ وَرَاءِ الْبِحَارِ، فَإِنَّ اللَّهَ لَنْ يَتِرَكَ مِنْ عَمَلِكَ شَيْئًا ".
Ebu Said'den nakledildiğine göre, bir bedevi Nebi'ye gelerek hicreti sordu. Nebi, "Yazık sana! Hicretin işi zordur. Develerin var mı?" diye sordu. Bedevi, "Evet" dedi. Nebi, "Onların zekâtını veriyor musun?" diye sordu. Bedevi, "Evet" dedi. Nebi, "Onlardan bir kısmını sütünden faydalanılması için veriyor musun?" diye sordu. Bedevi, "Evet" dedi. Nebi, "Suya geldikleri gün onları sağıyor musun?" diye sordu. Bedevi, "Evet" dedi. Bunun üzerine Nebi, "Denizlerin ötesinde de olsa amel et; Allah amelinden hiçbir şeyi eksiltmeyecektir" buyurdu.
Sahih al Bukhari 2633
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ طَاوُسٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَعْلَمُهُمْ، بِذَاكَ ـ يَعْنِي ابْنَ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم خَرَجَ إِلَى أَرْضٍ تَهْتَزُّ زَرْعًا فَقَالَ " لِمَنْ هَذِهِ ". فَقَالُوا اكْتَرَاهَا فُلاَنٌ. فَقَالَ " أَمَا إِنَّهُ لَوْ مَنَحَهَا إِيَّاهُ كَانَ خَيْرًا لَهُ مِنْ أَنْ يَأْخُذَ عَلَيْهَا أَجْرًا مَعْلُومًا ".
Abdullah bin Abbas'tan nakledildiğine göre, Nebi ekinleri dalgalanan bir araziye çıktı ve "Bu kimin?" diye sordu. "Falanca burayı kiraladı" dediler. Bunun üzerine Nebi, "Dikkat edin! Arazi sahibi burayı ona karşılıksız verseydi, belirli bir ücret almasından kendisi için daha hayırlı olurdu" buyurdu.
Sahih al Bukhari 2634
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " هَاجَرَ إِبْرَاهِيمُ بِسَارَةَ، فَأَعْطَوْهَا آجَرَ، فَرَجَعَتْ فَقَالَتْ أَشَعَرْتَ أَنَّ اللَّهَ كَبَتَ الْكَافِرَ وَأَخْدَمَ وَلِيدَةً ". وَقَالَ ابْنُ سِيرِينَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم " فَأَخْدَمَهَا هَاجَرَ ".
Ebu Hureyre'den nakledildiğine göre, Allah Resulü şöyle buyurdu: "İbrahim, Sare ile hicret etti. Sare'ye Hacer'i verdiler. Sare geri dönünce, 'Allah'ın kâfiri zelil ettiğini ve bir cariyeyi hizmetine verdiğini biliyor musun?' dedi." İbn Sirin'in Ebu Hureyre'den, onun da Nebi'den naklettiği rivayette, "Hacer'i onun hizmetine verdi" denilmiştir. (Buhari burada hadisi özet olarak zikretmiştir. Tam metin 2217 numaralı hadistir.)
Sahih al Bukhari 2635
حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، قَالَ سَمِعْتُ مَالِكًا، يَسْأَلُ زَيْدَ بْنَ أَسْلَمَ قَالَ سَمِعْتُ أَبِي يَقُولُ، قَالَ عُمَرُ ـ رضى الله عنه ـ حَمَلْتُ عَلَى فَرَسٍ فِي سَبِيلِ اللَّهِ، فَرَأَيْتُهُ يُبَاعُ، فَسَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " لاَ تَشْتَرِ، وَلاَ تَعُدْ فِي صَدَقَتِكَ ".
Zeyd bin Eslem'den nakledildiğine göre, babasının şöyle dediğini işitti: Ömer, "Allah yolunda kullanılması için birine bir at vermiştim. Atın satıldığını görünce Allah Resulü'ne onu satın alıp alamayacağımı sordum. O, 'Onu satın alma ve sadakandan dönme' buyurdu" dedi.
Sahih al Bukhari 2636