حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مُحَارِبٍ، سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ بِعْتُ مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بَعِيرًا فِي سَفَرٍ، فَلَمَّا أَتَيْنَا الْمَدِينَةَ قَالَ " ائْتِ الْمَسْجِدَ فَصَلِّ رَكْعَتَيْنِ ". فَوَزَنَ ـ قَالَ شُعْبَةُ أُرَاهُ فَوَزَنَ لِي فَأَرْجَحَ، فَمَا زَالَ مِنْهَا شَىْءٌ حَتَّى أَصَابَهَا أَهْلُ الشَّأْمِ يَوْمَ الْحَرَّةِ.
Cabir bin Abdullah'tan nakledildiğine göre: "Bir yolculukta Nebi'ye bir deve sattım. Medine'ye vardığımızda bana, 'Mescide git ve iki rekât namaz kıl.' dedi. Ardından benim için tarttı ve tartıyı ağır bastırdı." Şu'be, "Sanırım, 'Benim için tarttı ve tartıyı ağır bastırdı.' dedi. O paralardan bir kısmı, Harre günü Şamlılar onları alıncaya kadar yanımda kaldı." dedi.