حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، عَنْ شَيْبَانَ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، قَالَ أَخْبَرَتْنِي عَائِشَةُ، وَابْنُ، عَبَّاسٍ رضى الله عنهم قَالاَ لَبِثَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِمَكَّةَ عَشْرَ سِنِينَ يُنْزَلُ عَلَيْهِ الْقُرْآنُ وَبِالْمَدِينَةِ عَشْرَ سِنِينَ
Hz. Aişe ve İbn Abbas'tan şöyle dedikleri rivayet edilmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, vahiy inmeye başladıktan sonra Mekke'de on yıl kaldı. Medine'de de on yıl kaldı
Sahih al Bukhari 4978
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، عَنْ شَيْبَانَ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، قَالَ أَخْبَرَتْنِي عَائِشَةُ، وَابْنُ عَبَّاسٍ رضى الله عنهم قَالاَ لَبِثَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِمَكَّةَ عَشْرَ سِنِينَ يُنْزَلُ عَلَيْهِ الْقُرْآنُ وَبِالْمَدِينَةِ عَشْرَ سِنِينَ
Hz. Aişe ve İbn Abbas'tan şöyle dedikleri rivayet edilmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, vahiy inmeye başladıktan sonra Mekke'de on yıl kaldı. Medine'de de on yıl kaldı."
Sahih al Bukhari 4979
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ، قَالَ أُنْبِئْتُ أَنَّ جِبْرِيلَ، أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَعِنْدَهُ أُمُّ سَلَمَةَ فَجَعَلَ يَتَحَدَّثُ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لأُمِّ سَلَمَةَ " مَنْ هَذَا ". أَوْ كَمَا قَالَ قَالَتْ هَذَا دِحْيَةُ. فَلَمَّا قَامَ قَالَتْ وَاللَّهِ مَا حَسِبْتُهُ إِلاَّ إِيَّاهُ حَتَّى سَمِعْتُ خُطْبَةَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يُخْبِرُ خَبَرَ جِبْرِيلَ أَوْ كَمَا قَالَ، قَالَ أَبِي قُلْتُ لأَبِي عُثْمَانَ مِمَّنْ سَمِعْتَ هَذَا. قَالَ مِنْ أُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ.
Ebu Osman'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Bana haber verildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ümmü Seleme'nin yanında iken Cebrail A.S. gelip onunla konuşmaya başladı. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ümmü Seleme'ye, 'Bu kimdir?' diye sordu veya buna benzer bir söz söyledi. O da, 'Bu Dihye'dir' diye karşılık verdi. Cebrail kalkınca Ümmü Seleme, 'Allah'a yemin olsun ki, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Cebrail'in haberini anlattığı hutbesini dinleyinceye kadar onun Dihye'den başkası olduğunu sanmamıştım' dedi veya buna benzer bir söz söyledi." Babam şöyle dedi: Ebu Osman'a, "Bunu kimden duydun?" diye sordum. O, "Üsame İbn Zeyd'den" dedi.
Sahih al Bukhari 4980
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ الْمَقْبُرِيُّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " مَا مِنَ الأَنْبِيَاءِ نَبِيٌّ إِلاَّ أُعْطِيَ مَا مِثْلُهُ آمَنَ عَلَيْهِ الْبَشَرُ، وَإِنَّمَا كَانَ الَّذِي أُوتِيتُ وَحْيًا أَوْحَاهُ اللَّهُ إِلَىَّ فَأَرْجُو أَنْ أَكُونَ أَكْثَرَهُمْ تَابِعًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ ".
Ebu Hureyre'den Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Bütün Nebilere, insanların onların benzerine iman ettiği birtakım mucizeler verilmiştir. Bana verilen mucize ise Allah'ın bana ilka ettiği vahiydir. Bu nedenle kıyamet günü Nebiler arasında kendisine uyanların en çok olduğu Nebi olmayı umuyorum."
Sahih al Bukhari 4981
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ صَالِحِ بْنِ كَيْسَانَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ اللَّهَ، تَعَالَى تَابَعَ عَلَى رَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم قَبْلَ وَفَاتِهِ حَتَّى تَوَفَّاهُ أَكْثَرَ مَا كَانَ الْوَحْىُ، ثُمَّ تُوُفِّيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعْدُ.
Enes İbn Malik'ten şöyle dediği nakledilmiştir: "Allah Teala, Resulüne vefatından önce, onu vefat ettirinceye kadar peş peşe vahiy indirdi. Vahyin en çok geldiği dönem bu dönemdi. Ardından Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat etti."
Sahih al Bukhari 4982
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَسْوَدِ بْنِ قَيْسٍ، قَالَ سَمِعْتُ جُنْدَبًا، يَقُولُ اشْتَكَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَلَمْ يَقُمْ لَيْلَةً أَوْ لَيْلَتَيْنِ فَأَتَتْهُ امْرَأَةٌ فَقَالَتْ يَا مُحَمَّدُ مَا أُرَى شَيْطَانَكَ إِلاَّ قَدْ تَرَكَكَ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ {وَالضُّحَى * وَاللَّيْلِ إِذَا سَجَى * مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلَى}
Cündeb'den şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem rahatsızlandı ve bir veya iki gece gece namazına kalkmadı. Bunun üzerine bir kadın ona gelip, 'Ey Muhammed! Görüyorum ki şeytanın seni terk etmiş!' dedi. Bunun üzerine Yüce Allah şu ayetleri indirdi: 'Kuşluk vaktine ve sakinleştiği zaman geceye yemin olsun ki Rabbin seni terk etmedi ve sana darılmadı.' (Duha 1-3)"
Sahih al Bukhari 4983
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، حَدَّثَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، وَأَخْبَرَنِي أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، قَالَ فَأَمَرَ عُثْمَانُ زَيْدَ بْنَ ثَابِتٍ وَسَعِيدَ بْنَ الْعَاصِ وَعَبْدَ اللَّهِ بْنَ الزُّبَيْرِ وَعَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ الْحَارِثِ بْنِ هِشَامٍ أَنْ يَنْسَخُوهَا، فِي الْمَصَاحِفِ وَقَالَ لَهُمْ إِذَا اخْتَلَفْتُمْ أَنْتُمْ وَزَيْدُ بْنُ ثَابِتٍ فِي عَرَبِيَّةٍ مِنْ عَرَبِيَّةِ الْقُرْآنِ فَاكْتُبُوهَا بِلِسَانِ قُرَيْشٍ، فَإِنَّ الْقُرْآنَ أُنْزِلَ بِلِسَانِهِمْ فَفَعَلُوا.
Enes İbn Malik'ten rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Hz. Osman, Zeyd İbn Sabit, Said İbnu'l-As, Abdullah İbnu'z-Zübeyr ve Abdurrahman İbnu'l-Haris İbn Hişam'a Kur'an nüshalarını çoğaltmalarını emretti. Onlara şöyle talimat verdi: Siz ve Zeyd İbn Sabit, Kur'an'ın Arapçası hususunda herhangi bir yerde ihtilafa düşerseniz, onu Kureyş lehçesiyle yazınız. Çünkü Kur'an onların lehçesiyle nazil oldu. Komisyon üyeleri bu talimata uydular."
Sahih al Bukhari 4984
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، حَدَّثَنَا عَطَاءٌ،. وَقَالَ مُسَدَّدٌ حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَطَاءٌ، قَالَ أَخْبَرَنِي صَفْوَانُ بْنُ يَعْلَى بْنِ أُمَيَّةَ، أَنَّ يَعْلَى، كَانَ يَقُولُ لَيْتَنِي أَرَى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ يُنْزَلُ عَلَيْهِ الْوَحْىُ، فَلَمَّا كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِالْجِعْرَانَةِ وَعَلَيْهِ ثَوْبٌ قَدْ أَظَلَّ عَلَيْهِ وَمَعَهُ نَاسٌ مِنْ أَصْحَابِهِ إِذْ جَاءَهُ رَجُلٌ مُتَضَمِّخٌ بِطِيبٍ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ كَيْفَ تَرَى فِي رَجُلٍ أَحْرَمَ فِي جُبَّةٍ بَعْدَ مَا تَضَمَّخَ بِطِيبٍ فَنَظَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم سَاعَةً فَجَاءَهُ الْوَحْىُ فَأَشَارَ عُمَرُ إِلَى يَعْلَى أَنْ تَعَالَ، فَجَاءَ يَعْلَى فَأَدْخَلَ رَأْسَهُ فَإِذَا هُوَ مُحْمَرُّ الْوَجْهِ يَغِطُّ كَذَلِكَ سَاعَةً ثُمَّ سُرِّيَ عَنْهُ فَقَالَ " أَيْنَ الَّذِي يَسْأَلُنِي عَنِ الْعُمْرَةِ آنِفًا ". فَالْتُمِسَ الرَّجُلُ فَجِيءَ بِهِ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " أَمَّا الطِّيبُ الَّذِي بِكَ فَاغْسِلْهُ ثَلاَثَ مَرَّاتٍ، وَأَمَّا الْجُبَّةُ فَانْزِعْهَا ثُمَّ اصْنَعْ فِي عُمْرَتِكَ كَمَا تَصْنَعُ فِي حَجِّكَ ".
Safvan İbn Ya'la İbn Ümeyye'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Ya'la, 'Keşke vahiy nazil olduğu zaman Rasulullah'ı görseydim' diye temennide bulundu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ci'rane'de iken üzerinde kendisini güneşten koruyan bir örtü vardı. Beraberinde ise ashabından bazı insanlar bulunuyordu. Derken koku sürünmüş bir adam gelip, 'Ey Allah'ın Resulü! Koku süründükten sonra bir cübbeyle ihrama giren adam hakkında ne buyurursunuz?' diye sordu. Allah Resulü bir müddet baktı. Sonra vahiy geldi. Hz. Ömer, Ya'la'ya 'Gel' diye işaret etti. Ya'la gelip başını soktu. Bir de ne görsün, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yüzü kıpkırmızı kesilmiş. Bir müddet de horlar gibi ses çıkardı. Vahiy tamamlanıp rahata kavuşunca, 'Biraz önce umre hakkında soru yönelten nerede?' diye sordu. Bunun üzerine adam arandı ve Allah Resulünün huzuruna çıkarıldı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona şöyle dedi: 'Üzerindeki kokuyu üç kez yıka! Cübbeni ise çıkart! Daha sonra hacda ne yapıyorsan, umre yaparken de onu yap!'"
Sahih al Bukhari 4985
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ سَعْدٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ بْنِ السَّبَّاقِ، أَنَّ زَيْدَ بْنَ ثَابِتٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَرْسَلَ إِلَىَّ أَبُو بَكْرٍ مَقْتَلَ أَهْلِ الْيَمَامَةِ فَإِذَا عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ عِنْدَهُ قَالَ أَبُو بَكْرٍ ـ رضى الله عنه ـ إِنَّ عُمَرَ أَتَانِي فَقَالَ إِنَّ الْقَتْلَ قَدِ اسْتَحَرَّ يَوْمَ الْيَمَامَةِ بِقُرَّاءِ الْقُرْآنِ وَإِنِّي أَخْشَى أَنْ يَسْتَحِرَّ الْقَتْلُ بِالْقُرَّاءِ بِالْمَوَاطِنِ، فَيَذْهَبَ كَثِيرٌ مِنَ الْقُرْآنِ وَإِنِّي أَرَى أَنْ تَأْمُرَ بِجَمْعِ الْقُرْآنِ. قُلْتُ لِعُمَرَ كَيْفَ تَفْعَلُ شَيْئًا لَمْ يَفْعَلْهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ عُمَرُ هَذَا وَاللَّهِ خَيْرٌ. فَلَمْ يَزَلْ عُمَرُ يُرَاجِعُنِي حَتَّى شَرَحَ اللَّهُ صَدْرِي لِذَلِكَ، وَرَأَيْتُ فِي ذَلِكَ الَّذِي رَأَى عُمَرُ. قَالَ زَيْدٌ قَالَ أَبُو بَكْرٍ إِنَّكَ رَجُلٌ شَابٌّ عَاقِلٌ لاَ نَتَّهِمُكَ، وَقَدْ كُنْتَ تَكْتُبُ الْوَحْىَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَتَتَبَّعِ الْقُرْآنَ فَاجْمَعْهُ فَوَاللَّهِ لَوْ كَلَّفُونِي نَقْلَ جَبَلٍ مِنَ الْجِبَالِ مَا كَانَ أَثْقَلَ عَلَىَّ مِمَّا أَمَرَنِي مِنْ جَمْعِ الْقُرْآنِ قُلْتُ كَيْفَ تَفْعَلُونَ شَيْئًا لَمْ يَفْعَلْهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ هُوَ وَاللَّهِ خَيْرٌ فَلَمْ يَزَلْ أَبُو بَكْرٍ يُرَاجِعُنِي حَتَّى شَرَحَ اللَّهُ صَدْرِي لِلَّذِي شَرَحَ لَهُ صَدْرَ أَبِي بَكْرٍ وَعُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ فَتَتَبَّعْتُ الْقُرْآنَ أَجْمَعُهُ مِنَ الْعُسُبِ وَاللِّخَافِ وَصُدُورِ الرِّجَالِ حَتَّى وَجَدْتُ آخِرَ سُورَةِ التَّوْبَةِ مَعَ أَبِي خُزَيْمَةَ الأَنْصَارِيِّ لَمْ أَجِدْهَا مَعَ أَحَدٍ غَيْرَهُ {لَقَدْ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ أَنْفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ} حَتَّى خَاتِمَةِ بَرَاءَةَ، فَكَانَتِ الصُّحُفُ عِنْدَ أَبِي بَكْرٍ حَتَّى تَوَفَّاهُ اللَّهُ ثُمَّ عِنْدَ عُمَرَ حَيَاتَهُ ثُمَّ عِنْدَ حَفْصَةَ بِنْتِ عُمَرَ ـ رضى الله عنه ـ.
Zeyd İbn Sabit'ten şöyle söylediği nakledilmiştir: "Hz. Ebu Bekir, Yemame'de kurra (Kur'an hafızları) öldürüldükten sonra haber yollayıp beni çağırttı. Yanına vardığım zaman Ömer'in orada bulunduğunu fark ettim. Ebu Bekir dedi ki: Ömer bana gelip, 'Yemame Savaşı'nda Kur'an hafızlarından önemli bir kısmı şehit oldu. Ben diğer savaşlarda da hafızların ağır zayiat vermesinden ve Kur'an'ın birçok kısmının kaybolmasından endişe ediyorum. Bu yüzden Kur'an'ın toplanmasını emretmen gerektiğini düşünüyorum' dedi. Ona, 'Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yapmadığı bir şeyi nasıl yaparız?' diye itiraz ettim. Ömer, 'Allah'a yemin ederim ki bu hayırlı bir iştir' dedi. Israrla benden böyle bir şey yapmamı istedi. Nihayet Allah Teala aklıma bu işi yatırdı. Ben de Ömer gibi düşünür oldum." Zeyd, olayı anlatmaya şöyle devam etti: "Ebu Bekir bana, 'Sen genç ve akıllı birisin. Bugüne kadar senin bir eksikliğini gören ve seni bir konuda itham eden olmadı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem için vahyi yazıyordun. O hâlde Kur'an'ı araştırıp topla!' dedi. Allah'a yemin ederim ki beni dağlardan birini taşımakla sorumlu tutsaydı bu, bana emrettiği Kur'an'ı toplama görevinden daha ağır olmazdı. Ebu Bekir'e, 'Allah Resulünün yapmadığı bir şeyi sizler nasıl yaparsınız?' diyerek itiraz ettim. O da, 'Allah'a ant olsun ki bu hayırlı bir iştir' dedi. Ebu Bekir beni ikna etmek için ısrarlarını sürdürdü. Nihayet Allah Teala, Ebu Bekir ve Ömer'in aklına yatanı benim de aklıma yatırdı. Sonunda Kur'an'ı bir araya getirmek için o güne kadar hurma dallarında, yassı taşlar üzerinde yazılı olanları ve hafızların hafızalarında bulunanları toplamaya başladım. 'Ant olsun, size kendinizden öyle bir Nebi gelmiştir ki sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir...' (Tevbe 128) ayetinden itibaren Tevbe suresinin sonuna kadar olan iki ayetlik kısmı sadece Ebu Huzeyme el-Ensari'nin yanında buldum. Onun dışında başka birinde bulamadım. Toplayıp yazdığım ve bir araya getirdiğim sahifeleri Halife Ebu Bekir'e teslim ettim. Bunlar, vefat edinceye kadar Ebu Bekir'in yanında kaldı. Sonra Ömer halife olunca onları teslim aldı ve hayatı boyunca onda kaldı. Daha sonra bu mushaf Ömer'in kızı Hafsa'ya geçti."
Sahih al Bukhari 4986
حَدَّثَنَا مُوسَى، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ، حَدَّثَنَا ابْنُ شِهَابٍ، أَنَّ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، حَدَّثَهُ أَنَّ حُذَيْفَةَ بْنَ الْيَمَانِ قَدِمَ عَلَى عُثْمَانَ وَكَانَ يُغَازِي أَهْلَ الشَّأْمِ فِي فَتْحِ إِرْمِينِيَةَ وَأَذْرَبِيجَانَ مَعَ أَهْلِ الْعِرَاقِ فَأَفْزَعَ حُذَيْفَةَ اخْتِلاَفُهُمْ فِي الْقِرَاءَةِ فَقَالَ حُذَيْفَةُ لِعُثْمَانَ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ أَدْرِكْ هَذِهِ الأُمَّةَ قَبْلَ أَنْ يَخْتَلِفُوا فِي الْكِتَابِ اخْتِلاَفَ الْيَهُودِ وَالنَّصَارَى فَأَرْسَلَ عُثْمَانُ إِلَى حَفْصَةَ أَنْ أَرْسِلِي إِلَيْنَا بِالصُّحُفِ نَنْسَخُهَا فِي الْمَصَاحِفِ ثُمَّ نَرُدُّهَا إِلَيْكِ فَأَرْسَلَتْ بِهَا حَفْصَةُ إِلَى عُثْمَانَ فَأَمَرَ زَيْدَ بْنَ ثَابِتٍ وَعَبْدَ اللَّهِ بْنَ الزُّبَيْرِ وَسَعِيدَ بْنَ الْعَاصِ وَعَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ الْحَارِثِ بْنِ هِشَامٍ فَنَسَخُوهَا فِي الْمَصَاحِفِ وَقَالَ عُثْمَانُ لِلرَّهْطِ الْقُرَشِيِّينَ الثَّلاَثَةِ إِذَا اخْتَلَفْتُمْ أَنْتُمْ وَزَيْدُ بْنُ ثَابِتٍ فِي شَىْءٍ مِنَ الْقُرْآنِ فَاكْتُبُوهُ بِلِسَانِ قُرَيْشٍ فَإِنَّمَا نَزَلَ بِلِسَانِهِمْ فَفَعَلُوا حَتَّى إِذَا نَسَخُوا الصُّحُفَ فِي الْمَصَاحِفِ رَدَّ عُثْمَانُ الصُّحُفَ إِلَى حَفْصَةَ وَأَرْسَلَ إِلَى كُلِّ أُفُقٍ بِمُصْحَفٍ مِمَّا نَسَخُوا وَأَمَرَ بِمَا سِوَاهُ مِنَ الْقُرْآنِ فِي كُلِّ صَحِيفَةٍ أَوْ مُصْحَفٍ أَنْ يُحْرَقَ.
Enes İbn Malik'in rivayet ettiğine göre, Huzeyfe İbn Yeman Hz. Osman'ın huzuruna çıktı. Huzeyfe, Ermenistan ve Azerbaycan'ın fethi sırasında Iraklılarla birlikte Şamlılarla savaşıyordu. Şamlılarla Iraklıların kıraatler konusunda ihtilafa düşmesi Huzeyfe'yi endişelendirmişti. Bu yüzden Hz. Osman'a, 'Ey müminlerin Emiri! Yahudi ve Hıristiyanların ihtilafı gibi Kitap hakkında ihtilafa düşmeden önce bu ümmet için tedbir al!' dedi. Bunun üzerine Hz. Osman, Hafsa'ya haber gönderdi ve 'Sahifeleri bize gönder, onları mushaflar hâlinde çoğaltıp tekrar sana iade edelim' dedi. Hafsa, sahifeleri Hz. Osman'a gönderdi. O da Zeyd İbn Sabit, Abdullah İbnu'z-Zübeyr, Said İbnu'l-As ve Abdurrahman İbnu'l-Haris İbn Hişam'a Kur'an nüshalarının çoğaltılmasını emretti. Komisyonun üç Kureyşli üyesine şöyle tembih etti: 'Siz, Zeyd İbn Sabit ile Kur'an'dan herhangi bir şeyin yazımı konusunda ayrılığa düşerseniz onu Kureyş lehçesiyle yazın! Çünkü Kur'an onların diliyle indi.' Üyeler de bu talimatı yerine getirdi. Sonunda sahifeleri mushaflar hâlinde çoğalttılar. Hz. Osman da ana sahifeleri Hafsa'ya geri verdi. Daha sonra çoğalttıkları mushaflardan her tarafa birer tane gönderdi. Bunun dışında sahifelerde yazılı bulunan veya mushaf şeklinde yazılmış olan Kur'an metinlerinin yakılmasını emretti.
Sahih al Bukhari 4987
قَالَ ابْنُ شِهَابٍ وَأَخْبَرَنِي خَارِجَةُ بْنُ زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ، سَمِعَ زَيْدَ بْنَ ثَابِتٍ، قَالَ فَقَدْتُ آيَةً مِنَ الأَحْزَابِ حِينَ نَسَخْنَا الْمُصْحَفَ قَدْ كُنْتُ أَسْمَعُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقْرَأُ بِهَا فَالْتَمَسْنَاهَا فَوَجَدْنَاهَا مَعَ خُزَيْمَةَ بْنِ ثَابِتٍ الأَنْصَارِيِّ {مِنَ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللَّهَ عَلَيْهِ} فَأَلْحَقْنَاهَا فِي سُورَتِهَا فِي الْمُصْحَفِ.
İbn Şihab şöyle demiştir: Harice İbn Zeyd İbn Sabit, Zeyd İbn Sabit'i şöyle söylerken işittiğini bana haber verdi: "Mushafı çoğaltırken Ahzab suresinden bir ayeti bulamadım. Oysa Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in o ayeti okuduğunu işitmiştim. Bu yüzden onu aradık. Nihayet o ayeti Ensardan Huzeyme İbn Sabit'in yanında bulduk. Söz konusu ayet şuydu: 'Müminler içinde Allah'a verdikleri sözde duran nice erler var...' (Ahzab 23) Sonra bu ayeti, geçtiği surenin içine koyup Mushaf'a ilave ettik."
Sahih al Bukhari 4988
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّ ابْنَ السَّبَّاقِ، قَالَ إِنَّ زَيْدَ بْنَ ثَابِتٍ قَالَ أَرْسَلَ إِلَىَّ أَبُو بَكْرٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ إِنَّكَ كُنْتَ تَكْتُبُ الْوَحْىَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَاتَّبِعِ الْقُرْآنَ. فَتَتَبَّعْتُ حَتَّى وَجَدْتُ آخِرَ سُورَةِ التَّوْبَةِ آيَتَيْنِ مَعَ أَبِي خُزَيْمَةَ الأَنْصَارِيِّ لَمْ أَجِدْهُمَا مَعَ أَحَدٍ غَيْرَهُ {لَقَدْ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ أَنْفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ} إِلَى آخِرِهِ.
İbnu's-Sebbak'tan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Zeyd İbn Sabit şöyle dedi: Ebu Bekir haber gönderip beni çağırttı. Yanına varınca, 'Sen Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem için vahiy yazıyordun. O hâlde Kur'an'ı araştır,' dedi. Ben de Kur'an'ı araştırmaya koyuldum. Tevbe suresinin son iki ayetini Ebu Huzeyme el-Ensari'nin yanında buldum. Onun dışında başka birinin yanında bu ayetleri bulamadım. Söz konusu iki ayet şunlardı: 'Andolsun size, kendinizden öyle bir Nebi gelmiştir ki sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatli ve merhametlidir. Yüz çevirirlerse de ki: Allah bana yeter. O'ndan başka ilah yoktur. Ben sadece O'na güvenip dayanırım. O, yüce arşın sahibidir.' (Tevbe 128-129)"
Sahih al Bukhari 4989
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ، قَالَ لَمَّا نَزَلَتْ {لاَ يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ} قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " ادْعُ لِي زَيْدًا وَلْيَجِئْ بِاللَّوْحِ وَالدَّوَاةِ وَالْكَتِفِ ـ أَوِ الْكَتِفِ وَالدَّوَاةِ ـ ثُمَّ قَالَ " اكْتُبْ لاَ يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ " وَخَلْفَ ظَهْرِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم عَمْرُو بْنُ أُمِّ مَكْتُومٍ الأَعْمَى قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَمَا تَأْمُرُنِي فَإِنِّي رَجُلٌ ضَرِيرُ الْبَصَرِ فَنَزَلَتْ مَكَانَهَا {لاَ يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ} فِي سَبِيلِ اللَّهِ {غَيْرُ أُولِي الضَّرَرِ}"
Bera'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: "'Müminlerden oturanlarla Allah yolunda cihad edenler bir olmaz.' (Nisa 95) ayeti nazil olunca Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem, 'Bana Zeyd'i çağırın; levha, mürekkep ve kürek kemiği getirsin veya kürek kemiği ile mürekkep getirsin,' dedi. Sonra ona şöyle emretti: 'Yaz: Müminlerden oturanlar bir olmaz...' Bu esnada Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in arkasında âmâ Amr İbn Ümmi Mektum vardı. Ayeti duyunca, 'Ya Resulallah! Bana ne emredersiniz? Zira ben gözleri görmeyen bir adamım,' dedi. Bunun üzerine yukarıdaki ayet şu şekilde nazil oldu: 'Müminlerden özür sahibi olanlar dışında oturanlarla Allah yolunda cihad edenler bir olmaz.' (Nisa 95)"
Sahih al Bukhari 4990
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُفَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي عُقَيْلٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ حَدَّثَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ ابْنَ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ حَدَّثَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " أَقْرَأَنِي جِبْرِيلُ عَلَى حَرْفٍ فَرَاجَعْتُهُ، فَلَمْ أَزَلْ أَسْتَزِيدُهُ وَيَزِيدُنِي حَتَّى انْتَهَى إِلَى سَبْعَةِ أَحْرُفٍ ".
İbn Abbas r.a.'dan şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: 'Cebrail A.S. Kur'an'ı bana bir harf üzere okuttu. Ona dönüp bunu artırmasını istedim. Ben artırma isteğimi yenileyip durdum. O da artırdı. Nihayet yedi harfle tamamlandı.'"
Sahih al Bukhari 4991
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُفَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي عُقَيْلٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ حَدَّثَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّ الْمِسْوَرَ بْنَ مَخْرَمَةَ، وَعَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ عَبْدٍ الْقَارِيَّ، حَدَّثَاهُ أَنَّهُمَا، سَمِعَا عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، يَقُولُ سَمِعْتُ هِشَامَ بْنَ حَكِيمٍ، يَقْرَأُ سُورَةَ الْفُرْقَانِ فِي حَيَاةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَاسْتَمَعْتُ لِقِرَاءَتِهِ فَإِذَا هُوَ يَقْرَأُ عَلَى حُرُوفٍ كَثِيرَةٍ لَمْ يُقْرِئْنِيهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَكِدْتُ أُسَاوِرُهُ فِي الصَّلاَةِ فَتَصَبَّرْتُ حَتَّى سَلَّمَ فَلَبَّبْتُهُ بِرِدَائِهِ فَقُلْتُ مَنْ أَقْرَأَكَ هَذِهِ السُّورَةَ الَّتِي سَمِعْتُكَ تَقْرَأُ. قَالَ أَقْرَأَنِيهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم. فَقُلْتُ كَذَبْتَ فَإِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَدْ أَقْرَأَنِيهَا عَلَى غَيْرِ مَا قَرَأْتَ، فَانْطَلَقْتُ بِهِ أَقُودُهُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ إِنِّي سَمِعْتُ هَذَا يَقْرَأُ بِسُورَةِ الْفُرْقَانِ عَلَى حُرُوفٍ لَمْ تُقْرِئْنِيهَا. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَرْسِلْهُ اقْرَأْ يَا هِشَامُ ". فَقَرَأَ عَلَيْهِ الْقِرَاءَةَ الَّتِي سَمِعْتُهُ يَقْرَأُ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " كَذَلِكَ أُنْزِلَتْ ". ثُمَّ قَالَ " اقْرَأْ يَا عُمَرُ ". فَقَرَأْتُ الْقِرَاءَةَ الَّتِي أَقْرَأَنِي، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " كَذَلِكَ أُنْزِلَتْ، إِنَّ هَذَا الْقُرْآنَ أُنْزِلَ عَلَى سَبْعَةِ أَحْرُفٍ فَاقْرَءُوا مَا تَيَسَّرَ مِنْهُ ".
Ömer (bin el-Hattab)'den şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem henüz hayatta iken Hişam İbn Hakim'in Furkan suresini okuduğunu işittim. Bir müddet okuyuşuna kulak verdim. Birden onun, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bana okutmadığı birçok harf üzere Kur'an'ı okuduğunu fark ettim. Namazda iken yakasına yapışmaktan kendimi zor tuttum. Selam verinceye kadar güçlükle sabrettim. Sonra ridasından yakalayıp 'Senden dinlediğim bu sureyi sana kim öğretti?' diye sordum. 'Bana bunu Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem öğretti' diye cevap verdi. 'Yalan söylüyorsun! Zira Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu sureyi bana, senin okuduğundan farklı öğretti' dedim. Onu alıp Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e götürdüm. Ona: 'Bu adamı, Furkan suresini sizin bana öğretmediğiniz harfler üzere okurken işittim' diye şikayet ettim. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem: 'Onu bırak' dedi. Sonra ona 'Ey Hişam! Oku bakayım' dedi. O da kendisinden işittiğim şekilde okudu. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, 'Bu sure bu şekilde indi' buyurdu. Sonra bana 'Ey Ömer! Sen oku bakayım!' dedi. Ben de bana öğrettiği şekilde okudum. Yine Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, 'Bu sure bu şekilde nazil oldu' dedi ve şöyle ekledi: 'Bu Kur'an yedi harf üzerine nazil oldu. Hangisi kolayınıza geliyorsa onu okuyun!'"
Sahih al Bukhari 4992
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامُ بْنُ يُوسُفَ، أَنَّ ابْنَ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَهُمْ قَالَ وَأَخْبَرَنِي يُوسُفُ بْنُ مَاهَكَ، قَالَ إِنِّي عِنْدَ عَائِشَةَ أُمِّ الْمُؤْمِنِينَ ـ رضى الله عنها ـ إِذْ جَاءَهَا عِرَاقِيٌّ فَقَالَ أَىُّ الْكَفَنِ خَيْرٌ قَالَتْ وَيْحَكَ وَمَا يَضُرُّكَ قَالَ يَا أُمَّ الْمُؤْمِنِينَ أَرِينِي مُصْحَفَكِ. قَالَتْ لِمَ قَالَ لَعَلِّي أُوَلِّفُ الْقُرْآنَ عَلَيْهِ فَإِنَّهُ يُقْرَأُ غَيْرَ مُؤَلَّفٍ. قَالَتْ وَمَا يَضُرُّكَ أَيَّهُ قَرَأْتَ قَبْلُ، إِنَّمَا نَزَلَ أَوَّلَ مَا نَزَلَ مِنْهُ سُورَةٌ مِنَ الْمُفَصَّلِ فِيهَا ذِكْرُ الْجَنَّةِ وَالنَّارِ حَتَّى إِذَا ثَابَ النَّاسُ إِلَى الإِسْلاَمِ نَزَلَ الْحَلاَلُ وَالْحَرَامُ، وَلَوْ نَزَلَ أَوَّلَ شَىْءٍ لاَ تَشْرَبُوا الْخَمْرَ. لَقَالُوا لاَ نَدَعُ الْخَمْرَ أَبَدًا. وَلَوْ نَزَلَ. لاَ تَزْنُوا. لَقَالُوا لاَ نَدَعُ الزِّنَا أَبَدًا. لَقَدْ نَزَلَ بِمَكَّةَ عَلَى مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم وَإِنِّي لَجَارِيَةٌ أَلْعَبُ {بَلِ السَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَالسَّاعَةُ أَدْهَى وَأَمَرُّ} وَمَا نَزَلَتْ سُورَةُ الْبَقَرَةِ وَالنِّسَاءِ إِلاَّ وَأَنَا عِنْدَهُ. قَالَ فَأَخْرَجَتْ لَهُ الْمُصْحَفَ فَأَمْلَتْ عَلَيْهِ آىَ السُّوَرِ.
Yusuf İbn Mahek'ten şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "Ben müminlerin annesi Aişe r.anha'nın yanındayken Iraklı birisi geldi. Ona 'Hangi kefen daha hayırlıdır?' diye sordu. Hz. Aişe: 'Zavallı adam, nasıl kefenlenirsen kefenlen, bunun sana bir zararı olur mu?' diye karşılık verdi. Adam bu defa 'Ey müminlerin annesi, bana mushafını göster' dedi. Hz. Aişe: 'Neden?' diye sorunca şöyle dedi: 'Bendeki Kur'an'ı ona göre telif etmeye çalışayım. Çünkü Kur'an, sureleri tertip edilmeden okunuyor.' Bunun üzerine Hz. Aişe: 'Hangisini önce okursan oku, sana bir zararı var mı?' diye karşılık verdi ve şöyle devam etti: 'İlk olarak Kur'an'dan Cennet ve Cehennemin işlendiği bir sure nazil oldu. Ne zaman ki insanlar İslam'a girmeye başladı, haram ve helale ilişkin ayetler indi. Eğer ilk olarak "Şarap içmeyin!" diye bir ayet inseydi, insanlar "Asla şarabı bırakmayız" diyerek karşı çıkarlardı. Eğer ilk olarak "Zina etmeyin!" diye bir ayet inseydi, "Asla zinayı bırakmayız" diyerek İslam'a yanaşmazlardı. Mekke'de ben daha oyun oynayan bir çocukken Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e "Bilakis kıyamet, onlara vaat edilen asıl saattir. Ve o saat, daha belalı ve daha acıdır" (Kamer 46) ayeti nazil oldu. Bakara ve Nisa sureleri ise ancak ben onun yanındayken indi.' Ravi der ki: 'Sonra Hz. Aişe, mushafını çıkardı ve surelerin ayetlerini adama imla ettirdi.'"
Sahih al Bukhari 4993
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ يَزِيدَ، سَمِعْتُ ابْنَ مَسْعُودٍ، يَقُولُ فِي بَنِي إِسْرَائِيلَ وَالْكَهْفِ وَمَرْيَمَ وَطَهَ وَالأَنْبِيَاءِ إِنَّهُنَّ مِنَ الْعِتَاقِ الأُوَلِ وَهُنَّ مِنْ تِلاَدِي.
İbn Mes'ud, İsra, Kehf, Meryem, Taha ve Enbiya sureleri için, "Bu sureler ilk inenlerdendir, ilk başta nazil olan Kur'an pasajlarıdır," demiştir.
Sahih al Bukhari 4994
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، أَنْبَأَنَا أَبُو إِسْحَاقَ، سَمِعَ الْبَرَاءَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ تَعَلَّمْتُ {سَبِّحِ اسْمَ رَبِّكَ} قَبْلَ أَنْ يَقْدَمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم.
Bera'dan şöyle dediği nakledilmiştir: "سَبِّحِ اسْمَ رَبِّكَ الْأَعْلَى (Sebbihisme rabbike'l-a'lâ, A'lâ suresini) Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medine'ye gelmeden önce öğrendim."
Sahih al Bukhari 4995
حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، عَنْ أَبِي حَمْزَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ شَقِيقٍ، قَالَ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ قَدْ عَلِمْتُ النَّظَائِرَ الَّتِي كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَقْرَؤُهُنَّ اثْنَيْنِ اثْنَيْنِ فِي كُلِّ رَكْعَةٍ. فَقَامَ عَبْدُ اللَّهِ وَدَخَلَ مَعَهُ عَلْقَمَةُ وَخَرَجَ عَلْقَمَةُ فَسَأَلْنَاهُ فَقَالَ عِشْرُونَ سُورَةً مِنْ أَوَّلِ الْمُفَصَّلِ عَلَى تَأْلِيفِ ابْنِ مَسْعُودٍ آخِرُهُنَّ الْحَوَامِيمُ حم الدُّخَانُ وَعَمَّ يَتَسَاءَلُونَ.
Şakik'ten rivayet edildiğine göre Abdullah İbn Mes'ud şöyle demiştir: "Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in her rekâtta ikişer ikişer okuduğu birbirine benzer sureleri öğrendim." Sonra Abdullah bulunduğu yerden kalkıp evine gitti. Beraberinde Alkame de vardı. Bir müddet sonra Alkame evden çıktı. Ona bu surelerin hangileri olduğunu sorduk. O da şöyle cevap verdi: "İbn Mes'ud'un mushafındaki tertibe göre, mufassal surelerin başından yirmi suredir. Bunların sonuncuları Hâ Mîm surelerinden Duhân ile Amme yetesâelûn'dur."
Sahih al Bukhari 4996
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ قَزَعَةَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَجْوَدَ النَّاسِ بِالْخَيْرِ، وَأَجْوَدُ مَا يَكُونُ فِي شَهْرِ رَمَضَانَ لأَنَّ جِبْرِيلَ كَانَ يَلْقَاهُ فِي كُلِّ لَيْلَةٍ فِي شَهْرِ رَمَضَانَ حَتَّى يَنْسَلِخَ يَعْرِضُ عَلَيْهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْقُرْآنَ، فَإِذَا لَقِيَهُ جِبْرِيلُ كَانَ أَجْوَدَ بِالْخَيْرِ مِنَ الرِّيحِ الْمُرْسَلَةِ.
İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem insanların en cömerti idi. En fazla da Ramazan ayında cömert olurdu. Çünkü Cebrail A.S. Ramazan ayında her gece ona gelir, Ramazan ayı çıkıncaya kadar onunla buluşurdu. Hz. Nebi ona Kur'an'ı arz ederdi. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem Cebrail A.S. ile karşılaştığı zaman esen yelden daha cömert olurdu."
Sahih al Bukhari 4997
حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ يَزِيدَ، حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرٍ، عَنْ أَبِي حَصِينٍ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ كَانَ يَعْرِضُ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم الْقُرْآنَ كُلَّ عَامٍ مَرَّةً، فَعَرَضَ عَلَيْهِ مَرَّتَيْنِ فِي الْعَامِ الَّذِي قُبِضَ، وَكَانَ يَعْتَكِفُ كُلَّ عَامٍ عَشْرًا فَاعْتَكَفَ عِشْرِينَ فِي الْعَامِ الَّذِي قُبِضَ {فِيهِ}
Ebu Hureyre r.a.'den şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "Melek Cebrail A.S. her sene bir defa Kur'an'ı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e arz ederdi. Vefat ettiği sene ise iki kez arz etti. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem her sene on gün itikafa girerdi. Vefat ettiği sene ise yirmi gün itikafa girmişti."
Sahih al Bukhari 4998
حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ مَسْرُوقٍ، ذَكَرَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَمْرٍو عَبْدَ اللَّهِ بْنَ مَسْعُودٍ فَقَالَ لاَ أَزَالُ أُحِبُّهُ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " خُذُوا الْقُرْآنَ مِنْ أَرْبَعَةٍ مِنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ وَسَالِمٍ وَمُعَاذٍ وَأُبَىِّ بْنِ كَعْبٍ ".
Mesruk'tan şöyle dediği nakledilmiştir: "Abdullah İbn Amr, Abdullah İbn Mes'ud'dan bahsetti. Sonra şöyle dedi: Hâlâ onu seviyorum. Çünkü Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle derken işittim: Kur'an'ı şu dört kişiden öğrenin: Abdullah İbn Mes'ud, Salim, Muaz ve Ubey İbn Ka'b."
Sahih al Bukhari 4999
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، حَدَّثَنَا شَقِيقُ بْنُ سَلَمَةَ، قَالَ خَطَبَنَا عَبْدُ اللَّهِ فَقَالَ وَاللَّهِ لَقَدْ أَخَذْتُ مِنْ فِي رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِضْعًا وَسَبْعِينَ سُورَةً، وَاللَّهِ لَقَدْ عَلِمَ أَصْحَابُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنِّي مِنْ أَعْلَمِهِمْ بِكِتَابِ اللَّهِ وَمَا أَنَا بِخَيْرِهِمْ. قَالَ شَقِيقٌ فَجَلَسْتُ فِي الْحِلَقِ أَسْمَعُ مَا يَقُولُونَ فَمَا سَمِعْتُ رَادًّا يَقُولُ غَيْرَ ذَلِكَ.
Şakik İbn Seleme'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Abdullah İbn Mes'ud bize hutbe okudu ve şöyle dedi: Allah'a ant olsun ki, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in mübarek dudaklarından yetmiş küsur sure öğrendim. Yine Allah'a yemin olsun ki, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabı, onların en hayırlısı olmamama rağmen içlerinde Allah'ın kitabını en iyi bilenin ben olduğumu bilirler." Şakik şöyle demiştir: "Halka halka oturan insanların arasına oturdum. Ne söylediklerine kulak verdim. Onun bu sözünü reddeden birini duymadım."
Sahih al Bukhari 5000
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، قَالَ كُنَّا بِحِمْصَ فَقَرَأَ ابْنُ مَسْعُودٍ سُورَةَ يُوسُفَ، فَقَالَ رَجُلٌ مَا هَكَذَا أُنْزِلَتْ قَالَ قَرَأْتُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ أَحْسَنْتَ. وَوَجَدَ مِنْهُ رِيحَ الْخَمْرِ فَقَالَ أَتَجْمَعُ أَنْ تُكَذِّبَ بِكِتَابِ اللَّهِ وَتَشْرَبَ الْخَمْرَ. فَضَرَبَهُ الْحَدَّ.
Alkame'den şöyle söylediği nakledilmiştir: "Biz Hıms'ta idik. İbn Mes'ud Yusuf suresini okudu. Adamın biri çıkıp, 'Bu sure bu şekilde nazil olmadı.' diye itiraz etti. İbn Mes'ud da şöyle cevap verdi: 'Ben bu sureyi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e okudum, bana "Aferin." dedi.' Bu esnada İbn Mes'ud adamdan şarap kokusu geldiğini fark etti. Bunun üzerine, 'Hem Allah'ın kitabını yalanla, hem de şarap iç, öyle mi!' diye tepki gösterdi. Sonra da adama had cezası uyguladı."
Sahih al Bukhari 5001
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، حَدَّثَنَا مُسْلِمٌ، عَنْ مَسْرُوقٍ، قَالَ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ وَاللَّهِ الَّذِي لاَ إِلَهَ غَيْرُهُ مَا أُنْزِلَتْ سُورَةٌ مِنْ كِتَابِ اللَّهِ إِلاَّ أَنَا أَعْلَمُ أَيْنَ أُنْزِلَتْ وَلاَ أُنْزِلَتْ آيَةٌ مِنْ كِتَابِ اللَّهِ إِلاَّ أَنَا أَعْلَمُ فِيمَ أُنْزِلَتْ، وَلَوْ أَعْلَمُ أَحَدًا أَعْلَمَ مِنِّي بِكِتَابِ اللَّهِ تُبَلِّغُهُ الإِبِلُ لَرَكِبْتُ إِلَيْهِ.
Mesruk'tan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Abdullah [İbn Mes'ud] şöyle dedi: Kendisinden başka ilah olmayan Allah'a yemin ederim ki, Allah'ın kitabından indirilen her surenin nerede indiğini bilirim. Allah'ın kitabından indirilen her ayetin ne hakkında indiğini de bilirim. Eğer Allah'ın kitabını benden daha iyi bilen ve develerin ulaşabileceği bir yerde bulunan birini bilseydim, kuşkusuz kalkar onun yanına giderdim."
Sahih al Bukhari 5002
حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، قَالَ سَأَلْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ مَنْ جَمَعَ الْقُرْآنَ عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ أَرْبَعَةٌ كُلُّهُمْ مِنَ الأَنْصَارِ أُبَىُّ بْنُ كَعْبٍ وَمُعَاذُ بْنُ جَبَلٍ، وَزَيْدُ بْنُ ثَابِتٍ، وَأَبُو زَيْدٍ. تَابَعَهُ الْفَضْلُ عَنْ حُسَيْنِ بْنِ وَاقِدٍ عَنْ ثُمَامَةَ عَنْ أَنَسٍ.
Katade'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Enes İbn Malik'e Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem döneminde kimlerin hafız olduğunu sordum. O da şöyle cevap verdi: Dört kişi Kur'an'ı ezberlemişti. Hepsi de ensardandı. Onlar, Ubey İbn Ka'b, Muaz İbn Cebel, Zeyd İbn Sabit ve Ebu Zeyd'dir."
Sahih al Bukhari 5003
حَدَّثَنَا مُعَلَّى بْنُ أَسَدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالَ حَدَّثَنِي ثَابِتٌ الْبُنَانِيُّ، وَثُمَامَةُ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ مَاتَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَلَمْ يَجْمَعِ الْقُرْآنَ غَيْرُ أَرْبَعَةٍ أَبُو الدَّرْدَاءِ وَمُعَاذُ بْنُ جَبَلٍ وَزَيْدُ بْنُ ثَابِتٍ وَأَبُو زَيْدٍ. قَالَ وَنَحْنُ وَرِثْنَاهُ.
Enes'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat ettiği zaman Kur'an'ı dört kişiden başkası ezberlememişti. Onlar Ebu'd-Derda, Muaz İbn Cebel, Zeyd İbn Sabit ve Ebu Zeyd'dir. Bizler, Kur'an'ı onlardan miras aldık."
Sahih al Bukhari 5004
حَدَّثَنَا صَدَقَةُ بْنُ الْفَضْلِ، أَخْبَرَنَا يَحْيَى، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ حَبِيبِ بْنِ أَبِي ثَابِتٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ عُمَرُ أُبَىٌّ أَقْرَؤُنَا وَإِنَّا لَنَدَعُ مِنْ لَحَنِ أُبَىٍّ، وَأُبَىٌّ يَقُولُ أَخَذْتُهُ مِنْ فِي رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلاَ أَتْرُكُهُ لِشَىْءٍ قَالَ اللَّهُ تَعَالَى {مَا نَنْسَخْ مِنْ آيَةٍ أَوْ نَنْسَأْهَا نَأْتِ بِخَيْرٍ مِنْهَا أَوْ مِثْلِهَا}
İbn Abbas'tan şöyle nakledilmiştir: "Hz. Ömer şöyle dedi: Ubey içimizde en iyi Kur'an okuyandır. Ancak onun lahnini bir kenara bırakırız. Buna karşın Ubey şöyle demiştir: Ömer'in lahn dediklerini ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den öğrendim. Hiçbir şey için bunları bırakmam. Allah Teala buyurdu ki: Biz, bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturursak mutlaka daha iyisini veya benzerini getiririz." (Bakara 106)
Sahih al Bukhari 5005
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنِي خُبَيْبُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ حَفْصِ بْنِ عَاصِمٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدِ بْنِ الْمُعَلَّى، قَالَ كُنْتُ أُصَلِّي فَدَعَانِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَلَمْ أُجِبْهُ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي كُنْتُ أُصَلِّي. قَالَ " أَلَمْ يَقُلِ اللَّهُ {اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ} ثُمَّ قَالَ أَلاَ أُعَلِّمُكَ أَعْظَمَ سُورَةٍ فِي الْقُرْآنِ قَبْلَ أَنْ تَخْرُجَ مِنَ الْمَسْجِدِ ". فَأَخَذَ بِيَدِي فَلَمَّا أَرَدْنَا أَنْ نَخْرُجَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّكَ قُلْتَ لأُعَلِّمَنَّكَ أَعْظَمَ سُورَةٍ مِنَ الْقُرْآنِ. قَالَ "{الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ} هِيَ السَّبْعُ الْمَثَانِي وَالْقُرْآنُ الْعَظِيمُ الَّذِي أُوتِيتُهُ ".
Ebu Said İbn el-Mualla'dan şöyle dediği nakledilmiştir: "Namaz kılıyordum. Derken Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem beni çağırdı. Ancak çağrısına icabet etmedim. Sonra yanına varıp 'Ey Allah'ın Elçisi! Namaz kılıyordum' dedim. Bunun üzerine, 'Allah Teala'nın, "Sizi çağırdığı zaman Allah ve Resulü'ne uyun!" (Enfal, 24) emrini duymadın mı?' dedi. Daha sonra, 'Mescid'den çıkmadan önce Kur'an'daki en büyük sureyi sana öğreteyim mi?' dedi. Sonra elimden tuttu. Mescid'den çıkmak istediğimiz zaman, 'Ey Allah'ın Elçisi! Hani bana Kur'an'daki en büyük sureyi öğretecektin' dedim. O da şöyle buyurdu: 'Bahsini ettiğim sure Elhamdu lillahi rabbi'l-alemin'dir. O, tekrarlanan yedi ve bana verilen yüce Kur'an'dır.'
Sahih al Bukhari 5006
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا وَهْبٌ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ مُحَمَّدٍ، عَنْ مَعْبَدٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ كُنَّا فِي مَسِيرٍ لَنَا فَنَزَلْنَا فَجَاءَتْ جَارِيَةٌ فَقَالَتْ إِنَّ سَيِّدَ الْحَىِّ سَلِيمٌ، وَإِنَّ نَفَرَنَا غُيَّبٌ فَهَلْ مِنْكُمْ رَاقٍ فَقَامَ مَعَهَا رَجُلٌ مَا كُنَّا نَأْبُنُهُ بِرُقْيَةٍ فَرَقَاهُ فَبَرَأَ فَأَمَرَ لَهُ بِثَلاَثِينَ شَاةً وَسَقَانَا لَبَنًا فَلَمَّا رَجَعَ قُلْنَا لَهُ أَكُنْتَ تُحْسِنُ رُقْيَةً أَوْ كُنْتَ تَرْقِي قَالَ لاَ مَا رَقَيْتُ إِلاَّ بِأُمِّ الْكِتَابِ. قُلْنَا لاَ تُحْدِثُوا شَيْئًا حَتَّى نَأْتِيَ ـ أَوْ نَسْأَلَ ـ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَلَمَّا قَدِمْنَا الْمَدِينَةَ ذَكَرْنَاهُ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " وَمَا كَانَ يُدْرِيهِ أَنَّهَا رُقْيَةٌ اقْسِمُوا وَاضْرِبُوا لِي بِسَهْمٍ ". وَقَالَ أَبُو مَعْمَرٍ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ حَدَّثَنَا هِشَامٌ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سِيرِينَ حَدَّثَنِي مَعْبَدُ بْنُ سِيرِينَ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ بِهَذَا
Ebu Said el-Hudrî'den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: "Bir yolculuk sırasında mola vermiştik. Bu esnada bir cariye yanımıza gelip, 'Kabilenin reisini akrep soktu. Adamlarımız da burada yok. Sizden rukye yapacak kimse var mı?' diye sordu. Onunla birlikte, daha önce rukye yaptığını bilmediğimiz biri kalkıp gitti. Kabile reisine rukye yaptı, o da iyileşti. Adam, ona otuz koyun verilmesini emretti ve bize süt ikram etti. Geri döndüğü zaman onu iyileştiren arkadaşımıza, 'Sen rukyeyi iyi yapar mıydın veya rukye bilir miydin?' diye sorduk. O da, 'Hayır, ona sadece Ümmü'l-Kitab'ı okuyarak rukye yaptım' dedi. Biz de, 'Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e varana veya ona bu durumu sorana kadar hiçbir şey yapmayın!' dedik. Medine'ye gelince olayı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e anlattık. O da şöyle buyurdu: 'Onun rukye olduğunu nereden bilmiş? Koyunları pay edin ve bana da bir pay ayırın!'"
Sahih al Bukhari 5007
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي مَسْعُودٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ مَنْ قَرَأَ بِالآيَتَيْنِ. .. .
Ebu Mes'ud, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Her kim iki ayeti okursa..."
Sahih al Bukhari 5008
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ أَبِي مَسْعُودٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " مَنْ قَرَأَ بِالآيَتَيْنِ مِنْ آخِرِ سُورَةِ الْبَقَرَةِ فِي لَيْلَةٍ كَفَتَاهُ".
Ebu Mes'ud, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Her kim bir gecede Bakara suresinin sonundaki iki ayeti okursa, bu iki ayet ona yeter."
Sahih al Bukhari 5009
وَقَالَ عُثْمَانُ بْنُ الْهَيْثَمِ حَدَّثَنَا عَوْفٌ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ وَكَّلَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِحِفْظِ زَكَاةِ رَمَضَانَ فَأَتَانِي آتٍ فَجَعَلَ يَحْثُو مِنَ الطَّعَامِ فَأَخَذْتُهُ فَقُلْتُ لأَرْفَعَنَّكَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَصَّ الْحَدِيثَ فَقَالَ إِذَا أَوَيْتَ إِلَى فِرَاشِكَ فَاقْرَأْ آيَةَ الْكُرْسِيِّ لَنْ يَزَالَ مَعَكَ مِنَ اللَّهِ حَافِظٌ وَلاَ يَقْرَبُكَ شَيْطَانٌ حَتَّى تُصْبِحَ. وَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " صَدَقَكَ وَهْوَ كَذُوبٌ ذَاكَ شَيْطَانٌ ".
Ebu Hureyre r.a.'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem beni Ramazan'da toplanan zekât mallarına bekçi kıldı. Birisi gelip yiyecekten avuçlamaya başladı. Hemen onu yakaladım. Ona, 'Seni Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna çıkaracağım,' dedim." Sonra Ebu Hureyre olayın devamını anlattı. Ebu Hureyre şöyle dedi: "O bana şunu dedi: 'Yatağına girdiğin vakit Ayete'l-Kürsi'yi oku. Bu durumda Allah tarafından gönderilen bir bekçi sürekli seninle olur. Şeytan da sabaha kadar sana yaklaşamaz.'" Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "O, yalancı olduğu hâlde sana doğru söylemiş. O şeytandır."
Sahih al Bukhari 5010
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا أَبُو إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ، قَالَ كَانَ رَجُلٌ يَقْرَأُ سُورَةَ الْكَهْفِ وَإِلَى جَانِبِهِ حِصَانٌ مَرْبُوطٌ بِشَطَنَيْنِ فَتَغَشَّتْهُ سَحَابَةٌ فَجَعَلَتْ تَدْنُو وَتَدْنُو وَجَعَلَ فَرَسُهُ يَنْفِرُ فَلَمَّا أَصْبَحَ أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ ذَلِكَ لَهُ فَقَالَ " تِلْكَ السَّكِينَةُ تَنَزَّلَتْ بِالْقُرْآنِ ".
Bera'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Adamın biri Kehf suresini okuyormuş. Yan tarafında da iki iple bağlı bir at varmış. Derken onu bir bulut kaplamış. Bulut yaklaştıkça yaklaşmış. Bu esnada atı ürkmeye başlamış. Sabah olunca adam, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelip bu durumu haber vermiş. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuş: 'O, Kur'an ile birlikte inen sekinettir.'"
Sahih al Bukhari 5011
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَسِيرُ فِي بَعْضِ أَسْفَارِهِ وَعُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ يَسِيرُ مَعَهُ لَيْلاً فَسَأَلَهُ عُمَرُ عَنْ شَىْءٍ فَلَمْ يُجِبْهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ سَأَلَهُ فَلَمْ يُجِبْهُ ثُمَّ سَأَلَهُ فَلَمْ يُجِبْهُ، فَقَالَ عُمَرُ ثَكِلَتْكَ أُمُّكَ نَزَرْتَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثَلاَثَ مَرَّاتٍ كُلَّ ذَلِكَ لاَ يُجِيبُكَ، قَالَ عُمَرُ فَحَرَّكْتُ بَعِيرِي حَتَّى كُنْتُ أَمَامَ النَّاسِ وَخَشِيتُ أَنْ يَنْزِلَ فِيَّ قُرْآنٌ فَمَا نَشِبْتُ أَنْ سَمِعْتُ صَارِخًا يَصْرُخُ ـ قَالَ ـ فَقُلْتُ لَقَدْ خَشِيتُ أَنْ يَكُونَ نَزَلَ فِيَّ قُرْآنٌ ـ قَالَ ـ فَجِئْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ فَقَالَ " لَقَدْ أُنْزِلَتْ عَلَىَّ اللَّيْلَةَ سُورَةٌ لَهِيَ أَحَبُّ إِلَىَّ مِمَّا طَلَعَتْ عَلَيْهِ الشَّمْسُ ". ثُمَّ قَرَأَ {إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُبِينًا}
Zeyd İbn Eslem, babasından onun şöyle söylediğini rivayet etmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem seferlerinin birinde gece vakti yürüyordu. Hz. Ömer de ona eşlik ediyordu. Derken Hz. Ömer ona bir şey sordu. Fakat Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem cevap vermedi. Sonra tekrar sordu. Yine cevap vermedi. Bir kez daha sordu. Hz. Nebi yine cevap vermedi. Sonunda Hz. Ömer şöyle dedi: Anan seni kaybetsin, sana ağıtlar yaksın Ömer! Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e üç defa ısrarla soru sordun. Üçünde de sana cevap vermedi. Hz. Ömer olayı anlatmaya şöyle devam etti: Devemi hızlandırdım ve ordudaki herkesin önüne geçtim. Hakkımda bir Kur'an ayetinin inmesinden endişe ediyordum. Çok geçmeden bir adamın beni çağırdığını duydum. Kendi kendime, 'Korktuğum başıma geldi, hakkımda ayet nazil oldu galiba' dedim. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna gelip ona selam verdim. O da şöyle buyurdu: Bu gece bana bir sure indirildi. Kuşkusuz bu sure, benim için güneşin üzerine doğduğu her şeyden daha sevimlidir. Sonra إنا فتحنا لك فتحا مبينا 'İnnâ fetahnâ leke fethan mübînâ' diye başlayan Fetih suresini okudu."
Sahih al Bukhari 5012
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي صَعْصَعَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، أَنَّ رَجُلاً، سَمِعَ رَجُلاً، يَقْرَأُ {قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ} يُرَدِّدُهَا فَلَمَّا أَصْبَحَ جَاءَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ ذَلِكَ لَهُ وَكَأَنَّ الرَّجُلَ يَتَقَالُّهَا فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ إِنَّهَا لَتَعْدِلُ ثُلُثَ الْقُرْآنِ ".
Ebu Said el-Hudrî'den rivayet edildiğine göre bir adam, başka birinin İhlas suresini tekrarlayıp durduğunu işitmiş. Sabah olunca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelip biraz da adamın yaptığını hafife alarak bu durumu haber vermiş. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuş: "Canım elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki bu sure Kur'an'ın üçte birine denktir."
Sahih al Bukhari 5013
وَزَادَ أَبُو مَعْمَرٍ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ مَالِكِ بْنِ أَنَسٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي صَعْصَعَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، أَخْبَرَنِي أَخِي، قَتَادَةُ بْنُ النُّعْمَانِ أَنَّ رَجُلاً، قَامَ فِي زَمَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَقْرَأُ مِنَ السَّحَرِ {قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ} لاَ يَزِيدُ عَلَيْهَا، فَلَمَّا أَصْبَحْنَا أَتَى رَجُلٌ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَهُ.
Ebu Said el-Hudrî'den şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "Kardeşim Katade İbn Nu'man şöyle haber verdi: Bir adam seher vakti kalkıp İhlas suresini okumuş. Başka da bir sure okumamış. Sabah olunca bir adam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e geldi." Hadisin devamı önceki hadise benzer.
Sahih al Bukhari 5014
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ، وَالضَّحَّاكُ الْمَشْرِقِيُّ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، رضى الله عنه قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لأَصْحَابِهِ " أَيَعْجِزُ أَحَدُكُمْ أَنْ يَقْرَأَ ثُلُثَ الْقُرْآنِ فِي لَيْلَةٍ ". فَشَقَّ ذَلِكَ عَلَيْهِمْ وَقَالُوا أَيُّنَا يُطِيقُ ذَلِكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَقَالَ " اللَّهُ الْوَاحِدُ الصَّمَدُ ثُلُثُ الْقُرْآنِ ". قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ عَنْ إِبْرَاهِيمَ مُرْسَلٌ وَعَنِ الضَّحَّاكِ الْمَشْرِقِيِّ مُسْنَدٌ.
Ebu Said el-Hudri'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ashabına: "İçinizden biri bir gecede Kur'an'ın üçte birini okuyabilir mi?" diye sordu. Bu onlara zor geldi ve: "Ey Allah'ın Resulü! Hangimiz buna güç yetirebilir?" dediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Allah tektir, Samed'dir. İhlas suresi Kur'an'ın üçte biridir."
Sahih al Bukhari 5015
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، رضى الله عنها أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا اشْتَكَى يَقْرَأُ عَلَى نَفْسِهِ بِالْمُعَوِّذَاتِ وَيَنْفُثُ، فَلَمَّا اشْتَدَّ وَجَعُهُ كُنْتُ أَقْرَأُ عَلَيْهِ وَأَمْسَحُ بِيَدِهِ رَجَاءَ بَرَكَتِهَا.
Aişe r.anha'dan rivayet edildiğine göre, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem rahatsızlandığı vakit kendisine Muavvizat surelerini okur ve üflerdi. Rahatsızlığı ilerleyince ona ben okumaya ve elinin bereketini umarak eliyle onu mesh etmeye başladım.
Sahih al Bukhari 5016
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا الْمُفَضَّلُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا أَوَى إِلَى فِرَاشِهِ كُلَّ لَيْلَةٍ جَمَعَ كَفَّيْهِ ثُمَّ نَفَثَ فِيهِمَا فَقَرَأَ فِيهِمَا {قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ} وَ{قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ} وَ{قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ} ثُمَّ يَمْسَحُ بِهِمَا مَا اسْتَطَاعَ مِنْ جَسَدِهِ يَبْدَأُ بِهِمَا عَلَى رَأْسِهِ وَوَجْهِهِ وَمَا أَقْبَلَ مِنْ جَسَدِهِ يَفْعَلُ ذَلِكَ ثَلاَثَ مَرَّاتٍ.
Aişe r.anha'dan şöyle nakledilmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem her gece yatağına girdiği zaman iki avucunu birleştirir, sonra onlara üflerdi. Avuçlarına Kul hüvallahu ehad'ı (İhlas suresini), Kul eûzü bi-Rabbi'l-felak'ı (Felak suresini) ve Kul eûzü bi-Rabbi'n-nâs'ı (Nas suresini) okurdu. Sonra yapabildiği kadar ellerini vücudunda gezdirirdi. Önce başına, yüzüne ve vücudunun ön tarafına sürerdi. Bunu üç kez tekrar ederdi."
Sahih al Bukhari 5017
وَقَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي يَزِيدُ بْنُ الْهَادِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أُسَيْدِ بْنِ حُضَيْرٍ، قَالَ بَيْنَمَا هُوَ يَقْرَأُ مِنَ اللَّيْلِ سُورَةَ الْبَقَرَةِ وَفَرَسُهُ مَرْبُوطٌ عِنْدَهُ إِذْ جَالَتِ الْفَرَسُ فَسَكَتَ فَسَكَتَتْ فَقَرَأَ فَجَالَتِ الْفَرَسُ، فَسَكَتَ وَسَكَتَتِ الْفَرَسُ ثُمَّ قَرَأَ فَجَالَتِ الْفَرَسُ، فَانْصَرَفَ وَكَانَ ابْنُهُ يَحْيَى قَرِيبًا مِنْهَا فَأَشْفَقَ أَنْ تُصِيبَهُ فَلَمَّا اجْتَرَّهُ رَفَعَ رَأْسَهُ إِلَى السَّمَاءِ حَتَّى مَا يَرَاهَا فَلَمَّا أَصْبَحَ حَدَّثَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " اقْرَأْ يَا ابْنَ حُضَيْرٍ اقْرَأْ يَا ابْنَ حُضَيْرٍ ". قَالَ فَأَشْفَقْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَنْ تَطَأَ يَحْيَى وَكَانَ مِنْهَا قَرِيبًا فَرَفَعْتُ رَأْسِي فَانْصَرَفْتُ إِلَيْهِ فَرَفَعْتُ رَأْسِي إِلَى السَّمَاءِ فَإِذَا مِثْلُ الظُّلَّةِ فِيهَا أَمْثَالُ الْمَصَابِيحِ فَخَرَجَتْ حَتَّى لاَ أَرَاهَا. قَالَ " وَتَدْرِي مَا ذَاكَ ". قَالَ لاَ. قَالَ " تِلْكَ الْمَلاَئِكَةُ دَنَتْ لِصَوْتِكَ وَلَوْ قَرَأْتَ لأَصْبَحَتْ يَنْظُرُ النَّاسُ إِلَيْهَا لاَ تَتَوَارَى مِنْهُمْ ". قَالَ ابْنُ الْهَادِ وَحَدَّثَنِي هَذَا الْحَدِيثَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ خَبَّابٍ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ عَنْ أُسَيْدِ بْنِ حُضَيْرٍ.
Useyd İbn Hudayr, bir gece Bakara suresini okuyormuş. Atı da yanında bağlı imiş. Derken at huysuzlanmış. Useyd susunca at sakinleşmiş. Tekrar okumaya başlayınca at da huysuzlanmaya başlamış. Tekrar susmuş, at da sakinleşmiş. Sonra yeniden okumaya başlamış. At yine huysuzlanmış. Useyd de okumayı bırakmış. Çünkü oğlu Yahya atın yakınındaymış. Hayvanın ona zarar vermesinden korkmuş. Oğlunu oradan uzaklaştırınca başını kaldırıp semaya bakmış, fakat artık onu görememiş. Sabah olunca Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gidip durumunu anlatmış. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona: "Oku, ey Hudayr'ın oğlu! Oku, ey Hudayr'ın oğlu!" demiş. O da şöyle demiş: "Ey Allah'ın Elçisi! Atın oğlum Yahya'yı tepmesinden korktum. Çünkü ona yakın bir yerde idi. Başımı kaldırıp onun yanına gittim. Bu esnada başımı göğe çevirdim. Orada buluta benzer bir şey vardı. İçinde lambaları andıran parıltılar gördüm. Sonra gözden kaybolup gitti." Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona: "Onun ne olduğunu biliyor musun?" diye sormuş, o da "Hayır" cevabını verince şöyle buyurmuştur: "Onlar meleklerdi. Senin sesini duymak için yaklaşmışlardı. Eğer okumaya devam etseydin, sabaha kadar orada kalırlardı. İnsanlar da onlara bakarlardı; onlar insanlardan gizlenmezlerdi." İbnü'l-Hâd şöyle dedi: "Bu hadisi bana Abdullah İbn Habbab da Ebu Said el-Hudrî'den, o da Useyd İbn Hudayr'dan rivayet etti."
Sahih al Bukhari 5018
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ رُفَيْعٍ، قَالَ دَخَلْتُ أَنَا وَشَدَّادُ بْنُ مَعْقِلٍ، عَلَى ابْنِ عَبَّاسٍ رضى الله عنهما فَقَالَ لَهُ شَدَّادُ بْنُ مَعْقِلٍ أَتَرَكَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مِنْ شَىْءٍ قَالَ مَا تَرَكَ إِلاَّ مَا بَيْنَ الدَّفَّتَيْنِ. قَالَ وَدَخَلْنَا عَلَى مُحَمَّدِ ابْنِ الْحَنَفِيَّةِ فَسَأَلْنَاهُ فَقَالَ مَا تَرَكَ إِلاَّ مَا بَيْنَ الدَّفَّتَيْنِ.
Abdülaziz İbn Rufey'den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: "Şeddad İbn Ma'kıl ile birlikte İbn Abbas'ın yanına gittim. Şeddad ona, 'Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir şey bıraktı mı?' diye sordu. O da şöyle cevap verdi: 'Mushaf'ın iki kapağı arasındakilerden başka bir şey bırakmadı.'" İbn Rufey şöyle dedi: "Muhammed İbnü'l-Hanefiyye'nin yanına gittik ve aynı soruyu ona da sorduk. O da şu cevabı verdi: 'Mushaf'ın iki kapağı arasındakilerden başka bir şey bırakmadı.'"
Sahih al Bukhari 5019
حَدَّثَنَا هُدْبَةُ بْنُ خَالِدٍ أَبُو خَالِدٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، حَدَّثَنَا أَنَسٌ، عَنْ أَبِي مُوسَى، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَثَلُ الَّذِي يَقْرَأُ الْقُرْآنَ كَالأُتْرُجَّةِ طَعْمُهَا طَيِّبٌ وَرِيحُهَا طَيِّبٌ وَالَّذِي لاَ يَقْرَأُ الْقُرْآنَ كَالتَّمْرَةِ طَعْمُهَا طَيِّبٌ وَلاَ رِيحَ لَهَا، وَمَثَلُ الْفَاجِرِ الَّذِي يَقْرَأُ الْقُرْآنَ كَمَثَلِ الرَّيْحَانَةِ رِيحُهَا طَيِّبٌ وَطَعْمُهَا مُرٌّ، وَمَثَلُ الْفَاجِرِ الَّذِي لاَ يَقْرَأُ الْقُرْآنَ كَمَثَلِ الْحَنْظَلَةِ طَعْمُهَا مُرٌّ وَلاَ رِيحَ لَهَا ".
Ebu Musa el-Eş'arî'den Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Kur'an okuyan kimse, turunç gibidir. Hem tadı güzeldir hem de kokusu güzeldir. Kur'an okumayan mümin hurma gibidir. Tadı güzeldir ama kokusu yoktur. Kur'an okuyan facir kimse, reyhan gibidir. Kokusu güzel, tadı acıdır. Kur'an okumayan facir kimse ise Ebu Cehil karpuzuna benzer. Tadı acıdır ve kokusu yoktur."
Sahih al Bukhari 5020
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ سُفْيَانَ، حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دِينَارٍ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّمَا أَجَلُكُمْ فِي أَجَلِ مَنْ خَلاَ مِنَ الأُمَمِ كَمَا بَيْنَ صَلاَةِ الْعَصْرِ وَمَغْرِبِ الشَّمْسِ، وَمَثَلُكُمْ وَمَثَلُ الْيَهُودِ وَالنَّصَارَى كَمَثَلِ رَجُلٍ اسْتَعْمَلَ عُمَّالاً، فَقَالَ مَنْ يَعْمَلُ لِي إِلَى نِصْفِ النَّهَارِ عَلَى قِيرَاطٍ فَعَمِلَتِ الْيَهُودُ فَقَالَ مَنْ يَعْمَلُ لِي مِنْ نِصْفِ النَّهَارِ إِلَى الْعَصْرِ فَعَمِلَتِ النَّصَارَى، ثُمَّ أَنْتُمْ تَعْمَلُونَ مِنَ الْعَصْرِ إِلَى الْمَغْرِبِ بِقِيرَاطَيْنِ قِيرَاطَيْنِ، قَالُوا نَحْنُ أَكْثَرُ عَمَلاً وَأَقَلُّ عَطَاءً، قَالَ هَلْ ظَلَمْتُكُمْ مِنْ حَقِّكُمْ قَالُوا لاَ قَالَ فَذَاكَ فَضْلِي أُوتِيهِ مَنْ شِئْتُ ".
Abdullah İbn Dinar, İbn Ömer'i Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu derken işittim demiştir: "Önceki ümmetlere göre sizin ümmetin yaşayacağı süre, ikindi namazı ile akşam namazı arasındaki süre kadardır. Sizin bu durumunuz, Yahudi ve Hıristiyanların haline benzer. Şöyle ki, bir adam, iş görmeleri için bir takım işçiler tutar. Onlara 'kim benim için öğleye kadar bir kırat karşılığı çalışır?' diye teklifte bulunur. Bu teklif karşısında Yahudiler çalışır. Adam 'kim benim için gündüzün ortasından ikindi vaktine kadar çalışır?' diye iş teklifinde bulunur. Bu defa Hıristiyanlar çalışır. Sonra siz, ikindiden akşama kadar iki kırat karşılığı çalışırsınız. Kıyamet günü onlar 'biz daha çok çalıştık. Ama az ücret aldık' diye itiraz edecekler. Allah Teala: 'Ben sizin hakkınızı yedim mi?' diyecek. Onlar da 'hayır' diyecekler. Bu defa Rahman şöyle buyuracak: 'İşte bu benim lütfumdur. Dilediğime onu veririm.'"
Sahih al Bukhari 5021
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ مِغْوَلٍ، حَدَّثَنَا طَلْحَةُ، قَالَ سَأَلْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ أَبِي أَوْفَى أَوْصَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ لاَ. فَقُلْتُ كَيْفَ كُتِبَ عَلَى النَّاسِ الْوَصِيَّةُ، أُمِرُوا بِهَا وَلَمْ يُوصِ قَالَ أَوْصَى بِكِتَابِ اللَّهِ.
Talha'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Abdullah İbn Ebi Evfa'ya Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in herhangi bir vasiyette bulunup bulunmadığını sordum. O da: 'Hayır' diye cevap verdi. Bunun üzerine, 'Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem vasiyette bulunmadıysa nasıl vasiyet etmek insanlara farz kılındı, neden vasiyette bulunmaları emredildi?' diye sordum. O da şöyle cevap verdi: 'Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Allah'ın kitabını vasiyet etti.'"
Sahih al Bukhari 5022
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ كَانَ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لَمْ يَأْذَنِ اللَّهُ لِشَىْءٍ مَا أَذِنَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَتَغَنَّى بِالْقُرْآنِ ". وَقَالَ صَاحِبٌ لَهُ يُرِيدُ يَجْهَرُ بِهِ.
Ebu Hureyre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Allah Teala, Nebi'nin Kur'an'ı yüksek sesle güzel okuması konusunda izin verdiği gibi başka hiçbir konuda böyle teğanni ile okumaya müsaade etmemiştir." [İbn Şihab dedi ki: Ravi Ebu Seleme'nin] bir arkadaşı, Kur'an'ı güzel okumaktan maksadın, onu yüksek sesle okumak olduğunu söylemiştir.
Sahih al Bukhari 5023
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَا أَذِنَ اللَّهُ لِشَىْءٍ مَا أَذِنَ لِلنَّبِيِّ أَنْ يَتَغَنَّى بِالْقُرْآنِ ". قَالَ سُفْيَانُ تَفْسِيرُهُ يَسْتَغْنِي بِهِ.
Ebu Hureyre r.a.'den rivayet edildiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Allah Teala, Nebi'nin Kur'an'ı yüksek sesle güzel okumasına izin verdiği gibi başka hiçbir şeye izin vermemiştir." Süfyan, "Bunun tefsiri, Kur'an ile yetinmesidir" demiştir.
Sahih al Bukhari 5024
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لاَ حَسَدَ إِلاَّ عَلَى اثْنَتَيْنِ، رَجُلٌ آتَاهُ اللَّهُ الْكِتَابَ وَقَامَ بِهِ آنَاءَ اللَّيْلِ، وَرَجُلٌ أَعْطَاهُ اللَّهُ مَالاً فَهْوَ يَتَصَدَّقُ بِهِ آنَاءَ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ ".
Abdullah İbn Ömer, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Şu iki kişi dışında başkasına gıpta edilmez: İlki, Allah'ın Kitab'ı lütfettiği kişidir. Bu kimse gecenin vakitlerinde onunla kıyam eder. Diğeri ise Allah'ın servet bahşettiği kimsedir. Bu da malını gece gündüz tasadduk eder."
Sahih al Bukhari 5025
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا رَوْحٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سُلَيْمَانَ، سَمِعْتُ ذَكْوَانَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ حَسَدَ إِلاَّ فِي اثْنَتَيْنِ رَجُلٌ عَلَّمَهُ اللَّهُ الْقُرْآنَ فَهُوَ يَتْلُوهُ آنَاءَ اللَّيْلِ وَآنَاءَ النَّهَارِ فَسَمِعَهُ جَارٌ لَهُ فَقَالَ لَيْتَنِي أُوتِيتُ مِثْلَ مَا أُوتِيَ فُلاَنٌ فَعَمِلْتُ مِثْلَ مَا يَعْمَلُ، وَرَجُلٌ آتَاهُ اللَّهُ مَالاً فَهْوَ يُهْلِكُهُ فِي الْحَقِّ فَقَالَ رَجُلٌ لَيْتَنِي أُوتِيتُ مِثْلَ مَا أُوتِيَ فُلاَنٌ فَعَمِلْتُ مِثْلَ مَا يَعْمَلُ ".
Ebu Hureyre'den, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Ancak şu iki kişiye gıpta edilir: Biri, Allah'ın Kur'an öğrettiği kimsedir. Bu kişi gece ve gündüzün belirli vakitlerinde Kur'an okur. Komşusu onun okuyuşunu duyunca, 'Keşke falancaya lütfedilen bu özellik bana da bahşedilseydi de ben de onun gibi amel etseydim' diye temennide bulunur. Diğeri ise Allah'ın servet verdiği adamdır. Bu kişi hak yolunda malını harcar. Onu gören biri, 'Keşke falancaya verilen bana da verilseydi de ben de onun gibi amel etseydim' diye temennide bulunur."
Sahih al Bukhari 5026
حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مِنْهَالٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَلْقَمَةُ بْنُ مَرْثَدٍ، سَمِعْتُ سَعْدَ بْنَ عُبَيْدَةَ، عَنْ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ السُّلَمِيِّ، عَنْ عُثْمَانَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " خَيْرُكُمْ مَنْ تَعَلَّمَ الْقُرْآنَ وَعَلَّمَهُ ". قَالَ وَأَقْرَأَ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ فِي إِمْرَةِ عُثْمَانَ حَتَّى كَانَ الْحَجَّاجُ، قَالَ وَذَاكَ الَّذِي أَقْعَدَنِي مَقْعَدِي هَذَا.
Osman radiyallahu anh'dan Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Sizin en hayırlınız Kur'an'ı öğrenen ve öğretendir." Ebu Abdurrahman, Hz. Osman döneminde Müslümanlara Kur'an öğretti. Haccac dönemine kadar da bu faaliyetini sürdürdü. Bu konuda şöyle demiştir: "Kur'an'ın faziletine ilişkin nakledilen hadis, benim buraya oturup Kur'an öğretmeme vesile oldu."
Sahih al Bukhari 5027
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَلْقَمَةَ بْنِ مَرْثَدٍ، عَنْ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ السُّلَمِيِّ، عَنْ عُثْمَانَ بْنِ عَفَّانَ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ أَفْضَلَكُمْ مَنْ تَعَلَّمَ الْقُرْآنَ وَعَلَّمَهُ ".
Osman bin Affan (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre, o Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu demiştir: "Sizin en faziletliniz Kur'an'ı öğrenen ve öğretendir."
Sahih al Bukhari 5028
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَوْنٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ، قَالَ أَتَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم امْرَأَةٌ فَقَالَتْ إِنَّهَا قَدْ وَهَبَتْ نَفْسَهَا لِلَّهِ وَلِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " مَا لِي فِي النِّسَاءِ مِنْ حَاجَةٍ ". فَقَالَ رَجُلٌ زَوِّجْنِيهَا. قَالَ " أَعْطِهَا ثَوْبًا ". قَالَ لاَ أَجِدُ. قَالَ " أَعْطِهَا وَلَوْ خَاتَمًا مِنْ حَدِيدٍ ". فَاعْتَلَّ لَهُ. فَقَالَ " مَا مَعَكَ مِنَ الْقُرْآنِ ". قَالَ كَذَا وَكَذَا. قَالَ " فَقَدْ زَوَّجْتُكَهَا بِمَا مَعَكَ مِنَ الْقُرْآنِ ".
Sehl İbn Sa'd'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bir hanım geldi. Ona kendisini Allah'a ve Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e hediye ettiğini söyledi. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem: 'Benim kadınlara ihtiyacım yok' buyurdu. Hemen oradan biri, '(Ey Allah'ın Resulü!) Onu benimle evlendir' dedi. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem, 'Ona (mehir olarak) bir elbise ver' deyince adam, 'Hayır, bulamıyorum' diye karşılık verdi. Bu defa Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem, 'Demirden bir yüzük dahi olsa ona bir şey ver' dedi. Adam yine mazeret bildirdi. Son olarak Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona, 'Kur'an'dan ne biliyorsun?' diye sordu. O da, 'Şunu, şunu biliyorum' diyerek bildiği Kur'an bölümlerini saydı. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem, 'Bildiğin bu Kur'an karşılığında onu seninle evlendirdim' buyurdu."
Sahih al Bukhari 5029
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ، أَنَّ امْرَأَةً، جَاءَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ جِئْتُ لأَهَبَ لَكَ نَفْسِي فَنَظَرَ إِلَيْهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَصَعَّدَ النَّظَرَ إِلَيْهَا وَصَوَّبَهُ ثُمَّ طَأْطَأَ رَأْسَهُ، فَلَمَّا رَأَتِ الْمَرْأَةُ أَنَّهُ لَمْ يَقْضِ فِيهَا شَيْئًا جَلَسَتْ، فَقَامَ رَجُلٌ مِنْ أَصْحَابِهِ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنْ لَمْ يَكُنْ لَكَ بِهَا حَاجَةٌ فَزَوِّجْنِيهَا. فَقَالَ " هَلْ عِنْدَكَ مِنْ شَىْءٍ ". فَقَالَ لاَ وَاللَّهِ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " اذْهَبْ إِلَى أَهْلِكَ فَانْظُرْ هَلْ تَجِدُ شَيْئًا ". فَذَهَبَ ثُمَّ رَجَعَ فَقَالَ لاَ وَاللَّهِ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا وَجَدْتُ شَيْئًا. قَالَ " انْظُرْ وَلَوْ خَاتَمًا مِنْ حَدِيدٍ ". فَذَهَبَ ثُمَّ رَجَعَ فَقَالَ لاَ وَاللَّهِ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَلاَ خَاتَمًا مِنْ حَدِيدٍ وَلَكِنْ هَذَا إِزَارِي ـ قَالَ سَهْلٌ مَا لَهُ رِدَاءٌ ـ فَلَهَا نِصْفُهُ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا تَصْنَعُ بِإِزَارِكَ إِنْ لَبِسْتَهُ لَمْ يَكُنْ عَلَيْهَا مِنْهُ شَىْءٌ وَإِنْ لَبِسَتْهُ لَمْ يَكُنْ عَلَيْكَ شَىْءٌ ". فَجَلَسَ الرَّجُلُ حَتَّى طَالَ مَجْلِسُهُ ثُمَّ قَامَ فَرَآهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مُوَلِّيًا فَأَمَرَ بِهِ فَدُعِيَ فَلَمَّا جَاءَ قَالَ " مَاذَا مَعَكَ مِنَ الْقُرْآنِ ". قَالَ مَعِي سُورَةُ كَذَا وَسُورَةُ كَذَا وَسُورَةُ كَذَا عَدَّهَا قَالَ " أَتَقْرَؤُهُنَّ عَنْ ظَهْرِ قَلْبِكَ ". قَالَ نَعَمْ. قَالَ " اذْهَبْ فَقَدْ مَلَّكْتُكَهَا بِمَا مَعَكَ مِنَ الْقُرْآنِ ".
Sehl İbn Sa'd'dan şöyle rivayet edilmiştir: "Bir kadın Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelip 'Ey Allah'ın Elçisi! Kendimi size hediye etmek için geldim' dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona baktı ve onu baştan aşağı süzdü. Sonra başını öne eğdi. Kadın, onun kendisi hakkında bir karara varmadığını görünce oturdu. Derken ashabın içinden biri çıkıp 'Ey Allah'ın Elçisi! Eğer ona ihtiyacın yoksa, onu benimle evlendir' dedi. Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'Ona mehir olarak vereceğin bir şeyin var mı?' diye sordu. Adam, 'Hayır, vallahi ey Allah'ın Elçisi!' diye cevap verdi. Bu defa Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'Ailene git, bak bakalım bir şey bulabilecek misin?' dedi. Adam ailesinin yanına gitti. Bir müddet sonra döndü ve 'Hayır, vallahi ey Allah'ın Elçisi! Bir şey bulamadım' dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'Bak bakalım, demirden bir yüzük de olsa yeter' dedi. Adam yine gitti. Bir müddet sonra çıkageldi ve 'Hayır, vallahi ey Allah'ın Elçisi! Demirden bir yüzük bile bulamadım. Ancak şu izarım var' dedi. Sehl dedi ki: Adamın ridası yoktu. Adam, 'Kadına bunun yarısı olsun' dedi. Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'İzarını ne yapacaksın? Eğer izarını sen giyersen onun üzerinde bundan hiçbir şey olmaz; o giyerse senin üzerinde hiçbir şey kalmaz' dedi. Adamcağız çöktü kaldı. Uzun süre yerinden kımıldamadı. Sonra kalktı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun arkasını dönüp gittiğini fark etti. Emredip onu çağırttı. Adam gelince 'Kur'an'dan ne biliyorsun?' diye sordu. Adam 'Şu, şu sureleri' deyip bildiği sureleri saydı. Bu defa Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'Onları ezbere biliyor musun?' diye sordu. Adam 'Evet' dedi. Son olarak Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: 'Hadi git! Kur'an'dan bildiklerin karşılığında onu sana verdim.'"
Sahih al Bukhari 5030
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّمَا مَثَلُ صَاحِبِ الْقُرْآنِ كَمَثَلِ صَاحِبِ الإِبِلِ الْمُعَقَّلَةِ إِنْ عَاهَدَ عَلَيْهَا أَمْسَكَهَا وَإِنْ أَطْلَقَهَا ذَهَبَتْ ".
İbn Ömer radiyallahu anh'den Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Kur'an'ı ezbere bilen kimsenin durumu, bağlı develeri olan kimseye benzer. Eğer o kimse develerini bağlı tutarsa, onları kontrol eder; yok eğer serbest bırakırsa onlar dağılır."
Sahih al Bukhari 5031
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَرْعَرَةَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " بِئْسَ مَا لأَحَدِهِمْ أَنْ يَقُولَ نَسِيتُ آيَةَ كَيْتَ وَكَيْتَ بَلْ نُسِّيَ، وَاسْتَذْكِرُوا الْقُرْآنَ فَإِنَّهُ أَشَدُّ تَفَصِّيًا مِنْ صُدُورِ الرِّجَالِ مِنَ النَّعَمِ ".
Abdullah'tan rivayet edildiğine göre, Peygamber ﷺ şöyle buyurmuştur: "Sizden birinin, 'Şu şu ayeti unuttum' demesi ne kötüdür! Bilakis ona unutturulmuştur. Kur'an'ı sürekli hatırınızda tutun; çünkü o, erkeklerin göğüslerinden develerin kaçışından daha süratli çıkar."
Sahih al Bukhari 5032
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، مِثْلَهُ. تَابَعَهُ بِشْرٌ عَنِ ابْنِ الْمُبَارَكِ، عَنْ شُعْبَةَ،. وَتَابَعَهُ ابْنُ جُرَيْجٍ عَنْ عَبْدَةَ، عَنْ شَقِيقٍ، سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ، سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم.
Abdullah (İbn-i Mes'ud)'dan rivayet edildiğine göre, o Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu demiştir: "Sizden birinin şu şu ayeti unuttum demesi ne kadar da kötü! Bilakis o, unutturulmuştur. Kur'an'ı hatırlamaya çalışın! Çünkü Kur'an, insanların hafızalarından, develerin otlakta dağılmasından daha çabuk dağılır."
Sahih al Bukhari 5032.2
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ بُرَيْدٍ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " تَعَاهَدُوا الْقُرْآنَ فَوَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَهُوَ أَشَدُّ تَفَصِّيًا مِنَ الإِبِلِ فِي عُقُلِهَا ".
Ebu Musa Eş'ari, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "[Ezberleyerek ve tekrar ederek] Kur'an'ı muhafaza edin! Hayatım elinde bulunan Allah'a ant olsun ki Kur'an'ın hafızadan çıkması, bağlı bulunan develerin boşalıp kaçmasından daha hızlıdır."
Sahih al Bukhari 5033
حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مِنْهَالٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو إِيَاسٍ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ مُغَفَّلٍ، قَالَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ فَتْحِ مَكَّةَ وَهْوَ يَقْرَأُ عَلَى رَاحِلَتِهِ سُورَةَ الْفَتْحِ.
Abdullah İbn Muğaffel'in şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Mekke'nin fethedildiği gün Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i gördüm. Devesinin üstünde Fetih suresini okuyordu."
Sahih al Bukhari 5034
حَدَّثَنِي مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، قَالَ إِنَّ الَّذِي تَدْعُونَهُ الْمُفَصَّلَ هُوَ الْمُحْكَمُ، قَالَ وَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ تُوُفِّيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَنَا ابْنُ عَشْرِ سِنِينَ وَقَدْ قَرَأْتُ الْمُحْكَمَ.
Said İbn Cübeyr'den şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "Sizin mufassal dediğiniz sureler elbette muhkemdir." İbn Abbas şöyle demiştir: "Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat ettiği zaman ben on yaşında idim. O vakit muhkem sureleri okumuştum."
Sahih al Bukhari 5035
حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، أَخْبَرَنَا أَبُو بِشْرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ جَمَعْتُ الْمُحْكَمَ فِي عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ لَهُ وَمَا الْمُحْكَمُ قَالَ الْمُفَصَّلُ.
İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem döneminde muhkem sureleri ezberlemiştim." Ravi Said İbn Cübeyr şöyle demiştir: "Ona, 'Muhkem sureler hangileridir?' diye sordum. O da, 'Mufassal surelerdir.' diye cevap verdi."
Sahih al Bukhari 5036
حَدَّثَنَا رَبِيعُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا زَائِدَةُ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ سَمِعَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم رَجُلاً يَقْرَأُ فِي الْمَسْجِدِ فَقَالَ " يَرْحَمُهُ اللَّهُ لَقَدْ أَذْكَرَنِي كَذَا وَكَذَا آيَةً مِنْ سُورَةِ كَذَا ".
Aişe r.anha'dan şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mescid'de bir adamı Kur'an okurken dinledi. Sonra şöyle dedi: 'Allah ona merhametiyle muamele etsin! Zira falanca surenin şu şu ayetini bana hatırlattı.'"
Sahih al Bukhari 5037
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدِ بْنِ مَيْمُونٍ، حَدَّثَنَا عِيسَى، عَنْ هِشَامٍ، وَقَالَ، أَسْقَطْتُهُنَّ مِنْ سُورَةِ كَذَا. تَابَعَهُ عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ وَعَبْدَةُ عَنْ هِشَامٍ.
Âişe'den rivayet edildiğine göre, Peygamber ﷺ mescitte Kur'an okuyan bir adamı işitti ve, "Allah ona merhamet etsin; bana falan surenin falan ayetlerini hatırlattı" buyurdu.
Sahih al Bukhari 5037.2
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ أَبِي رَجَاءٍ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ سَمِعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَجُلاً يَقْرَأُ فِي سُورَةٍ بِاللَّيْلِ فَقَالَ " يَرْحَمُهُ اللَّهُ لَقَدْ أَذْكَرَنِي كَذَا وَكَذَا آيَةً كُنْتُ أُنْسِيتُهَا مِنْ سُورَةِ كَذَا وَكَذَا ".
Aişe r.anha'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gece bir adamın Kur'an okuduğunu işitti. Sonra şöyle buyurdu: 'Allah ona merhametiyle muamele etsin! Zira bana, falanca surelerden unutturulan şu şu ayetleri hatırlattı.'"
Sahih al Bukhari 5038
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " مَا لأَحَدِهِمْ يَقُولُ نَسِيتُ آيَةَ كَيْتَ وَكَيْتَ. بَلْ هُوَ نُسِّيَ ".
Abdullah (İbn-i Mes'ud r.a.)'dan rivayet edildiğine göre, o, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu demiştir: "Birinin 'şu, şu ayeti unuttum' demesi ne kadar da kötü! Aslında o, unutturulmuştur."
Sahih al Bukhari 5039
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، قَالَ حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ، عَنْ عَلْقَمَةَ، وَعَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ أَبِي مَسْعُودٍ الأَنْصَارِيِّ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " الآيَتَانِ مِنْ آخِرِ سُورَةِ الْبَقَرَةِ مَنْ قَرَأَ بِهِمَا فِي لَيْلَةٍ كَفَتَاهُ ".
Ebu Mes'ud el-Ensari, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu söylemiştir: "Her kim Bakara Suresi'nin sonunda bulunan iki ayeti bir gecede okursa, bu ayetler ona yeter."
Sahih al Bukhari 5040
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ، عَنْ حَدِيثِ الْمِسْوَرِ بْنِ مَخْرَمَةَ، وَعَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَبْدٍ الْقَارِيِّ، أَنَّهُمَا سَمِعَا عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، يَقُولُ سَمِعْتُ هِشَامَ بْنَ حَكِيمِ بْنِ حِزَامٍ، يَقْرَأُ سُورَةَ الْفُرْقَانِ فِي حَيَاةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَاسْتَمَعْتُ لِقِرَاءَتِهِ فَإِذَا هُوَ يَقْرَؤُهَا عَلَى حُرُوفٍ كَثِيرَةٍ لَمْ يُقْرِئْنِيهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَكِدْتُ أُسَاوِرُهُ فِي الصَّلاَةِ فَانْتَظَرْتُهُ حَتَّى سَلَّمَ فَلَبَبْتُهُ فَقُلْتُ مَنْ أَقْرَأَكَ هَذِهِ السُّورَةَ الَّتِي سَمِعْتُكَ تَقْرَأُ قَالَ أَقْرَأَنِيهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم. فَقُلْتُ لَهُ كَذَبْتَ فَوَاللَّهِ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَهُوَ أَقْرَأَنِي هَذِهِ السُّورَةَ الَّتِي سَمِعْتُكَ، فَانْطَلَقْتُ بِهِ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَقُودُهُ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي سَمِعْتُ هَذَا يَقْرَأُ سُورَةَ الْفُرْقَانِ عَلَى حُرُوفٍ لَمْ تُقْرِئْنِيهَا وَإِنَّكَ أَقْرَأْتَنِي سُورَةَ الْفُرْقَانِ. فَقَالَ " يَا هِشَامُ اقْرَأْهَا ". فَقَرَأَهَا الْقِرَاءَةَ الَّتِي سَمِعْتُهُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " هَكَذَا أُنْزِلَتْ ". ثُمَّ قَالَ " اقْرَأْ يَا عُمَرُ ". فَقَرَأْتُهَا الَّتِي أَقْرَأَنِيهَا، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " هَكَذَا أُنْزِلَتْ ". ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ الْقُرْآنَ أُنْزِلَ عَلَى سَبْعَةِ أَحْرُفٍ فَاقْرَءُوا مَا تَيَسَّرَ مِنْهُ ".
Misver İbn Mahrame ve Abdurrahman İbn Abdulkariyy, Ömer (b. el-Hattab)'ı şöyle derken işittiklerini nakletmişlerdir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem hayatta iken Hişam İbn Hakim İbn Hizam'ı Furkan suresini okurken işittim. Bir müddet okuyuşuna kulak verdim. Birden onun, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bana öğretmediği birçok harf ile Kur'an okuduğunu fark ettim. Neredeyse namazda iken yakasına yapışacaktım. Selam verinceye kadar bekledim. Sonra hemen elbisesini boynuna dolayarak onu yakaladım. Ona, 'Biraz önce okuduğun ve benim de senden işittiğim sureyi sana kim öğretti?' diye sordum. 'Bana bunu Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem öğretti' diye cevap verdi. Bunun üzerine, 'Yalan söylüyorsun! Allah'a ant olsun ki Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, senden dinlediğim bu sureyi bana da öğretti' dedim. Sonra onu alıp Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e götürdüm ve: 'Ey Allah'ın Elçisi! Bu adamın Furkan suresini bana öğretmediğin harflerle okuduğunu işittim. Bu sureyi bana sen öğretmiştin' diye şikâyette bulundum. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, 'Ey Hişam! Oku!' dedi. O da kendisinden işittiğim şekilde okudu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, 'Bu sure bu şekilde nazil oldu' buyurdu. Sonra bana, 'Ey Ömer! Sen de oku!' dedi. Ben de bana öğrettiği şekilde okudum. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yine, 'Bu sure bu şekilde nazil oldu' buyurdu. Sonra şöyle dedi: 'Bu Kur'an yedi harf üzere nazil oldu. Bundan kolayınıza geleni okuyun.'"
Sahih al Bukhari 5041
حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ آدَمَ، أَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ سَمِعَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَارِئًا يَقْرَأُ مِنَ اللَّيْلِ فِي الْمَسْجِدِ فَقَالَ " يَرْحَمُهُ اللَّهُ لَقَدْ أَذْكَرَنِي كَذَا وَكَذَا آيَةً، أَسْقَطْتُهَا مِنْ سُورَةِ كَذَا وَكَذَا ".
Aişe r.anha'dan şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mescid'de bir gece Kur'an okuyan birini dinledi. Sonra şöyle buyurdu: Allah ona merhametiyle muamele etsin! Zira falanca sureden unuttuğum şu şu ayeti bana hatırlattı." Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari bu başlık ile sureleri isimleriyle birlikte zikretmeyi iyi karşılamayanlara cevap vermek istemiştir. Bunu iyi karşılamayanlar falanca sure ifadesi yerine, şu şu konuların zikredildiği sure demeyi uygun görmüşlerdir. Hac Bölümü'nde şöyle bir rivayet geçmişti: "A'meş, Haccac İbn Yusuf'un minberde 'şu, şu konuların zikredildiği sure' dediğini işitmiş ve Ebu Mes'ud hadisi ile ona karşı çıkmıştı." Kadı İyaz şöyle demiştir: "Ebu Mes'ud'dan nakledilen hadis, Bakara suresi örneğinde olduğu gibi, sureleri isimleri ile birlikte söyleyenler için delil teşkil eder. Alimler bu konuda farklı yorumlar yapmışlardır. Bazıları bunu caiz görürken, diğer bazıları ise mekruh kabul etmiştir. Bunun yerine şu, şu konuların zikredildiği sure denmesini uygun görmüşlerdir." Hac Bölümü'nde remy/şeytan taşlama ile ilgili konularda İbrahim en-Nehaî'nin, Haccac'ın "Bakara suresi demeyin!" sözünü reddettiği ve ona itirazda bulunduğu nakledilmişti. Müslim'in rivayetinde ise, böyle demenin sünnet olduğu geçmektedir. Ayrıca o Ebu Mes'ud hadisine de yer vermiştir. Delil bakımından bundan daha güçlü olanı, İmam Buhari'nin bizzat Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den naklettiği ifadelerdir. Nitekim bu konuda birçok sahih hadis nakledilmiştir. İmam Nevevî "el-Ezkar" adlı kitabında şöyle demiştir: "Bakara suresi demek caizdir." Bu şekilde Ankebut suresine kadar sure isimlerini sıraladıktan sonra "Diğer sureler hakkında da aynı şey geçerlidir. Bu şekilde bir ifade kesinlikle mekruh değildir. Selef alimlerinden bazıları bunun mekruh olduğunu söylemiştir. Ancak doğrusu bunun mekruh olmadığıdır. Nitekim çoğunluk da bu kanaattedir."
Sahih al Bukhari 5042
حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا مَهْدِيُّ بْنُ مَيْمُونٍ، حَدَّثَنَا وَاصِلٌ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ غَدَوْنَا عَلَى عَبْدِ اللَّهِ فَقَالَ رَجُلٌ قَرَأْتُ الْمُفَصَّلَ الْبَارِحَةَ. فَقَالَ هَذًّا كَهَذِّ الشِّعْرِ، إِنَّا قَدْ سَمِعْنَا الْقِرَاءَةَ وَإِنِّي لأَحْفَظُ الْقُرَنَاءَ الَّتِي كَانَ يَقْرَأُ بِهِنَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ثَمَانِيَ عَشْرَةَ سُورَةً مِنَ الْمُفَصَّلِ وَسُورَتَيْنِ مِنْ آلِ حم.
Ebu Vail, Abdullah [İbn Mes'ud]'dan şöyle rivayet etmiştir: "(Ebu Vail der ki) Bir sabah Abdullah İbn Mes'ud'un yanına gittik. Adamın biri 'dün gece Mufassal sureleri okudum' dedi. Bunun üzerine İbn Mes'ud şöyle dedi: Hızlıca şiir okur gibi mi?! Biz kıraatı dinleyerek öğrendik. Ben uzunluk ve kısalık bakımından birbirine yakın sureleri Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem okurken ezberledim. Bu surelerin on sekizi Mufassal surelerden, ikisi ise Hâmîm diye başlayan surelerdendi."
Sahih al Bukhari 5043
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مُوسَى بْنِ أَبِي عَائِشَةَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ فِي قَوْلِهِ {لاَ تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِ} قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا نَزَلَ جِبْرِيلُ بِالْوَحْىِ وَكَانَ مِمَّا يُحَرِّكُ بِهِ لِسَانَهُ وَشَفَتَيْهِ فَيَشْتَدُّ عَلَيْهِ وَكَانَ يُعْرَفُ مِنْهُ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ الآيَةَ الَّتِي فِي {لاَ أُقْسِمُ بِيَوْمِ الْقِيَامَةِ} {لاَ تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِ * إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُ وَقُرْآنَهُ * فَإِذَا قَرَأْنَاهُ فَاتَّبِعْ قُرْآنَهُ} فَإِذَا أَنْزَلْنَاهُ فَاسْتَمِعْ {ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُ} قَالَ إِنَّ عَلَيْنَا أَنْ نُبَيِّنَهُ بِلِسَانِكَ. قَالَ وَكَانَ إِذَا أَتَاهُ جِبْرِيلُ أَطْرَقَ، فَإِذَا ذَهَبَ قَرَأَهُ كَمَا وَعَدَهُ اللَّهُ.
İbn Abbas "(Resulüm!) Vahyi çabucak okumak için dilini kımıldatma!" (Kıyame 16) ayeti hakkında şöyle demiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Cebrail A.S. kendisine vahiy getirdiği zaman, vahiyle birlikte dilini ve dudaklarını hareket ettirirdi. Bu durum onun için son derece zordu. Onun bu hali herkes tarafından bilinmekte idi. Derken Allah Teala, "Kıyamet gününe yemin ederim" (Kıyame 1) diye başlayan suredeki, "(Resulüm!) Vahyi çabucak okumak için dilini kımıldatma! Şüphesiz onu toplamak ve okutmak bize aittir" ayetlerini indirdi. (Kıyame 16-17) Yani bu Kur'an'ı hafızanda toplamak ve okutmak bize aittir. "O halde, biz onu okuduğumuz zaman, sen onun okunuşunu takip et!" (Kıyame 18) Yani biz onu indirdiğimiz zaman, onu dinle! "Sonra şüphen olmasın ki, onu açıklamak da bize aittir." (Kıyame 19) Yani onu senin dilinle açıklamak bize aittir. Bundan böyle Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Cebrail aleyhisselam ona geldiği zaman bakışlarını indirip sustu. Cebrail aleyhisselam gittiği zaman ise tıpkı Allah'ın vaat ettiği gibi okudu." Fethu'l-Bari Açıklaması: Öyle anlaşılıyor ki, İmam Buhari, bu başlık ile, tertil ile ilgili ayetin seleften nakledilen tefsirlerine işaret etmiştir. Mesela; İmam Taberi sahih bir senetle Mücahid'den "Kur'an'ı tane tane, tertil ile oku!" ayetinin tefsiri hakkında şunu nakletmiştir: "Yavaş yavaş, bir kısmını diğerinin peşinden getir." Katade'den de "tam olarak açıkla!" yorumunu nakletmiştir. Kur'an'ın tane tane okunması emri her ne kadar farz olmasa da, müstehap bir ameldir. "Kur'an'ı hızlıca şiir okur gibi okumak mekruhtur." Öyle anlaşılıyor ki, İmam Buhari, bu ifade ile tane tane Kur'an okumanın müstehap olmasının hızlı okumanın mekruh olduğu anlamına gelmeyeceğine işaret etmiştir. Çünkü bazı harflerin yutulması veya mahreçlerine uygun telaffuz edilmemesi şeklinde zuhur eden okuma mekruhtur. "İbn Abbas, 'feraknahu' ifadesini 'fessalnahu' şeklinde tefsir etmiştir." Ebu Ubeyd, Mücahid kanalıyla şu rivayeti nakletmiştir: Adamın biri İbn Abbas'a, aynı sürede kıyam, rükû ve secdede kalan iki adamdan birinin sadece Bakara suresini, diğerinin ise hem Bakara hem de Âl-i İmran suresini okuduğunu bildirip bunlardan hangisinin faziletli olduğunu sordu. İbn Abbas, 'sadece Bakara suresini okuyan daha faziletlidir' diye cevap verdikten sonra "Biz onu, Kur'an olarak, insanlara dura dura okuyasın diye (ayet ayet, sure sure) ayırdık" (İsra 106) ayetini okudu." Ebu Hamza kanalıyla da şu rivayeti nakletmiştir: "İbn Abbas'a 'Ben hızlı okuyan biriyim. Üç günde Kur'an'ı hatmederim' dedim. Bunun üzerine şöyle dedi: Bakara suresini tane tane ve manalarını düşünerek okumam, senin söylediğin gibi okumamdan daha hayırlıdır." İbn Ebi Davud başka bir senetle Ebu Hamza'dan şunu nakletmiştir: "İbn Abbas'a 'Ben hızlı okuyan biriyim. Kur'an'ı bir gecede hatmederim' dedim. Bunun üzerine o, şöyle dedi: [Bir gecede] bir sure okumak benim için daha sevimlidir. İlle de çok Kur'an okuyacaksan, kulaklarının işitip kalbinin de manalarını idrak edeceği tarzda oku!" İşin özü, hızlı ve yavaş okumanın her birinin kendisine özgü fazileti vardır. Ancak, hızlı okuyanın, mutlaka gerekli olan harf, hareke ve sükûnlara riayet etmesi gerekir. Bu okuyuşlardan birinin diğerine üstün veya eşit olması mümteni değildir. Zira yavaş yavaş okuyan kimse, eşsiz bir mücevheri tasadduk etmiş birine benzer. Hızlı okuyan ise, birçok mücevheri tasadduk edene benzer. Ancak onun tasadduk ettiği mücevherlerin kıymeti, bir eşsiz mücevherin kıymeti kadardır. Bazen de, bir mücevher birçok mücevherden çok daha kıymetli olur. Bazen de bunun tam tersi olur.
Sahih al Bukhari 5044
حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا جَرِيرُ بْنُ حَازِمٍ الأَزْدِيُّ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، قَالَ سَأَلْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ عَنْ قِرَاءَةِ النَّبِيِّ، صلى الله عليه وسلم فَقَالَ كَانَ يَمُدُّ مَدًّا.
Katade'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Enes İbn Malik'e Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in nasıl Kur'an okuduğunu sordum. 'İyice uzatarak okurdu' diye cevap verdi."
Sahih al Bukhari 5045
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَاصِمٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، قَالَ سُئِلَ أَنَسٌ كَيْفَ كَانَتْ قِرَاءَةُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم. فَقَالَ كَانَتْ مَدًّا. ثُمَّ قَرَأَ بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ، يَمُدُّ بِبِسْمِ اللَّهِ، وَيَمُدُّ بِالرَّحْمَنِ، وَيَمُدُّ بِالرَّحِيمِ.
Katade'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Enes'e 'Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem nasıl Kur'an okurdu?' diye sordular. O da 'Uzatılması gereken yerleri uzatarak okurdu' şeklinde cevap verdikten sonra besmeleyi okudu. Bismillâh, er-Rahmân ve er-Rahîm kelimelerini uzattı."
Sahih al Bukhari 5046
حَدَّثَنَا آدَمُ بْنُ أَبِي إِيَاسٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا أَبُو إِيَاسٍ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ مُغَفَّلٍ، قَالَ رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقْرَأُ وَهْوَ عَلَى نَاقَتِهِ ـ أَوْ جَمَلِهِ ـ وَهْىَ تَسِيرُ بِهِ وَهْوَ يَقْرَأُ سُورَةَ الْفَتْحِ أَوْ مِنْ سُورَةِ الْفَتْحِ قِرَاءَةً لَيِّنَةً يَقْرَأُ وَهْوَ يُرَجِّعُ.
Abdullah İbn Muğaffel'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in, devesi üzerinde yolda giderken Kur'an okuduğunu gördüm. Devesiyle ilerlerken Fetih suresini veya Fetih suresinden bazı ayetleri yumuşak yumuşak okuyordu. Bu arada terci' yapıyordu."
Sahih al Bukhari 5047
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ خَلَفٍ أَبُو بَكْرٍ، حَدَّثَنَا أَبُو يَحْيَى الْحِمَّانِيُّ، حَدَّثَنَا بُرَيْدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ جَدِّهِ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ لَهُ " يَا أَبَا مُوسَى لَقَدْ أُوتِيتَ مِزْمَارًا مِنْ مَزَامِيرِ آلِ دَاوُدَ ".
Ebu Musa el-Eş'ari r.a.'den nakledildiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona şöyle demiştir: "Ey Ebu Musa! Sana Davud Nebi'nin mizmarlarından (namelerinden) bir mizmar (name) verilmiştir."
Sahih al Bukhari 5048
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصِ بْنِ غِيَاثٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنِ الأَعْمَشِ، قَالَ حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ، عَنْ عَبِيدَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، رضى الله عنه قَالَ قَالَ لِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " اقْرَأْ عَلَىَّ الْقُرْآنَ ". قُلْتُ آقْرَأُ عَلَيْكَ وَعَلَيْكَ أُنْزِلَ قَالَ " إِنِّي أُحِبُّ أَنْ أَسْمَعَهُ مِنْ غَيْرِي ".
Abdullah [İbn Mes'ud]'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'Bana Kur'an oku!' dedi. Ben hayretle, 'Kur'an sana inmişken ben mi sana Kur'an okuyacağım!' dedim. Bunun üzerine şöyle buyurdu: 'Kur'an'ı başkalarından duymak hoşuma gidiyor.'"
Sahih al Bukhari 5049
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَبِيدَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ قَالَ لِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " اقْرَأْ عَلَىَّ ". قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ آقْرَأُ عَلَيْكَ وَعَلَيْكَ أُنْزِلَ قَالَ " نَعَمْ ". فَقَرَأْتُ سُورَةَ النِّسَاءِ حَتَّى أَتَيْتُ إِلَى هَذِهِ الآيَةِ {فَكَيْفَ إِذَا جِئْنَا مِنْ كُلِّ أُمَّةٍ بِشَهِيدٍ وَجِئْنَا بِكَ عَلَى هَؤُلاَءِ شَهِيدًا} قَالَ " حَسْبُكَ الآنَ ". فَالْتَفَتُّ إِلَيْهِ فَإِذَا عَيْنَاهُ تَذْرِفَانِ.
Abdullah İbn Mes'ud şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Bana Kur'an oku!" dedi. Ben hayretle, "Kur'an sana inmişken ben mi sana Kur'an okuyacağım!" dedim. O da, "Evet" dedi. Nihayet en-Nisâ suresini okumaya başladım. Derken "Her bir ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onlara şahit olarak gösterdiğimiz zaman halleri nice olacak!" (Nisâ 41) ayetine geldim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Şimdilik yeter" buyurdu. Ona döndüğüm zaman birden gözyaşlarının boşandığını fark ettim.
Sahih al Bukhari 5050
حَدَّثَنَا عَلِيٌّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ لِي ابْنُ شُبْرُمَةَ نَظَرْتُ كَمْ يَكْفِي الرَّجُلَ مِنَ الْقُرْآنِ فَلَمْ أَجِدْ سُورَةً أَقَلَّ مِنْ ثَلاَثِ آيَاتٍ، فَقُلْتُ لاَ يَنْبَغِي لأَحَدٍ أَنْ يَقْرَأَ أَقَلَّ مِنْ ثَلاَثِ آيَاتٍ. قَالَ عَلِيٌّ، قَالَ سُفْيَانُ، أَخْبَرَنَا مَنْصُورٌ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَزِيدَ، أَخْبَرَهُ عَلْقَمَةُ، عَنْ أَبِي مَسْعُودٍ، وَلَقِيتُهُ وَهُوَ يَطُوفُ بِالْبَيْتِ، فَذَكَرَ قَوْلَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم " أَنَّ مَنْ قَرَأَ بِالآيَتَيْنِ مِنْ آخِرِ سُورَةِ الْبَقَرَةِ فِي لَيْلَةٍ كَفَتَاهُ ".
Süfyan şöyle demiştir: "İbn Şübrüme bana şöyle dedi: Bir kişiye ne kadar Kur'an okumanın yeteceği konusunda Kur'an'a baktım, üç ayetten daha az bir sure bulamadım. Ben de: 'Birinin üç ayetten daha az okuması uygun değildir,' dedim." Alkame'den şöyle nakledilmiştir: "Ka'be'yi tavaf ettiği bir sırada Ebu Mesud'la karşılaştım. O, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in 'Her kim Bakara suresinin sonunda bulunan iki ayeti bir gecede okursa, bu ayetler ona yeter' buyurduğunu zikretti."
Sahih al Bukhari 5051
قَالَ عَلِيٌّ قَالَ سُفْيَانُ أَخْبَرَنَا مَنْصُورٌ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَزِيدَ، أَخْبَرَهُ عَلْقَمَةُ، عَنْ أَبِي مَسْعُودٍ، وَلَقِيتُهُ، وَهْوَ يَطُوفُ بِالْبَيْتِ فَذَكَرَ قَوْلَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم " أَنَّ مَنْ قَرَأَ بِالآيَتَيْنِ مِنْ آخِرِ سُورَةِ الْبَقَرَةِ فِي لَيْلَةٍ كَفَتَاهُ ".
Ebû Mes'ûd'dan rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Kim Bakara suresinin sonundaki iki ayeti geceleyin okursa, bu ikisi ona yeter."
Sahih al Bukhari 5051.2
حَدَّثَنَا مُوسَى، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ مُغِيرَةَ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ أَنْكَحَنِي أَبِي امْرَأَةً ذَاتَ حَسَبٍ فَكَانَ يَتَعَاهَدُ كَنَّتَهُ فَيَسْأَلُهَا عَنْ بَعْلِهَا فَتَقُولُ نِعْمَ الرَّجُلُ مِنْ رَجُلٍ لَمْ يَطَأْ لَنَا فِرَاشًا وَلَمْ يُفَتِّشْ لَنَا كَنَفًا مُذْ أَتَيْنَاهُ فَلَمَّا طَالَ ذَلِكَ عَلَيْهِ ذَكَرَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " الْقَنِي بِهِ ". فَلَقِيتُهُ بَعْدُ فَقَالَ " كَيْفَ تَصُومُ ". قَالَ كُلَّ يَوْمٍ. قَالَ " وَكَيْفَ تَخْتِمُ ". قَالَ كُلَّ لَيْلَةً. قَالَ " صُمْ فِي كُلِّ شَهْرٍ ثَلاَثَةً وَاقْرَإِ الْقُرْآنَ فِي كُلِّ شَهْرٍ ". قَالَ قُلْتُ أُطِيقُ أَكْثَرَ مِنْ ذَلِكَ. قَالَ " صُمْ ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ فِي الْجُمُعَةِ ". قُلْتُ أُطِيقُ أَكْثَرَ مِنْ ذَلِكَ. قَالَ " أَفْطِرْ يَوْمَيْنِ وَصُمْ يَوْمًا ". قَالَ قُلْتُ أُطِيقُ أَكْثَرَ مِنْ ذَلِكَ. قَالَ " صُمْ أَفْضَلَ الصَّوْمِ صَوْمِ دَاوُدَ صِيَامَ يَوْمٍ وَإِفْطَارَ يَوْمٍ وَاقْرَأْ فِي كُلِّ سَبْعِ لَيَالٍ مَرَّةً ". فَلَيْتَنِي قَبِلْتُ رُخْصَةَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَذَاكَ أَنِّي كَبِرْتُ وَضَعُفْتُ فَكَانَ يَقْرَأُ عَلَى بَعْضِ أَهْلِهِ السُّبْعَ مِنَ الْقُرْآنِ بِالنَّهَارِ وَالَّذِي يَقْرَؤُهُ يَعْرِضُهُ مِنَ النَّهَارِ لِيَكُونَ أَخَفَّ عَلَيْهِ بِاللَّيْلِ وَإِذَا أَرَادَ أَنْ يَتَقَوَّى أَفْطَرَ أَيَّامًا وَأَحْصَى وَصَامَ مِثْلَهُنَّ كَرَاهِيةَ أَنْ يَتْرُكَ شَيْئًا فَارَقَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَلَيْهِ. قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ وَقَالَ بَعْضُهُمْ فِي ثَلاَثٍ وَفِي خَمْسٍ وَأَكْثَرُهُمْ عَلَى سَبْعٍ.
Abdullah İbn Amr r.a.'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Babam beni, asil bir aileye mensup bir kadınla evlendirdi. Daima gelinine kocasından memnun olup olmadığını sorardı. O da şöyle derdi: Abdullah erkekler arasında bulunmaz bir adam. Evlendik evleneli yatağımıza hiç basmadı, bir örtüyü de kaldırmış değil. Bu durum bu şekilde uzayınca babam Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gidip bu konuyu anlatmış. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem, 'Onu benim yanıma getir!' demiş. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gittim. Bana, 'Nasıl oruç tutuyorsun?' diye sordu. 'Her gün oruç tutuyorum,' şeklinde cevap verdim. Bu defa, 'Ne kadar zamanda Kur'an'ı hatmediyorsun?' diye sordu. Ben de, 'Her gece,' diyerek cevap verdim. Buna karşın, 'Her ay üç gün oruç tut ve Kur'an'ı bir ayda hatmet!' buyurdu. Bunun üzerine, 'Ben bundan daha fazlasını yapabilirim,' dedim. 'O zaman haftada üç gün oruç tut!' buyurdu. 'Ben bundan da fazlasını yapabilirim,' deyince, 'Bir gün oruç tut, iki gün tutma!' buyurdu. 'Ben bundan da fazlasını yapabilirim,' dedim. Bu defa Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: 'O hâlde en faziletli oruç olan Dâvûd Nebi'nin orucunu tut. Bir gün ye, bir gün oruç tut! Kur'an'ı da bir haftada hatmet!' Abdullah İbn Amr şöyle demiştir: Keşke Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bana verdiği ruhsatı kabul etseydim. Çünkü artık yaşlandım, takatim kalmadı. Abdullah İbn Amr gündüz ailesinden birine Kur'an'ın yedide birini okurdu. Gece okumak istediği kısmı gündüzün hazırlardı. Böylece gece yükünü hafifletmek isterdi. Oruç için güçlü olmak istediği zaman ise peş peşe günlerce oruç tutmazdı. Tutmadığı günleri de sayardı. Daha sonra bu günlerin sayısı kadar oruç tutardı. Çünkü o, Hz. Nebi'nin vefatından sonra onun zamanında yaptığı amelleri bırakmaktan hoşlanmazdı." Ebu Abdillah (İmam Buhari) şöyle demiştir: "Bazıları üç günde, bazıları beş günde demiştir; çoğunluğu ise yedi gün görüşündedir."
Sahih al Bukhari 5052
حَدَّثَنَا سَعْدُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ لِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " فِي كَمْ تَقْرَأُ الْقُرْآنَ ".
Abdullah İbn Amr'dan şöyle nakledilmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana, 'Kaç günde Kur'an'ı hatmediyorsun?' diye sordu."
Sahih al Bukhari 5053
حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، عَنْ شَيْبَانَ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، مَوْلَى بَنِي زُهْرَةَ عَنْ أَبِي سَلَمَةَ ـ قَالَ وَأَحْسِبُنِي قَالَ ـ سَمِعْتُ أَنَا مِنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " اقْرَإِ الْقُرْآنَ فِي شَهْرٍ ". قُلْتُ إِنِّي أَجِدُ قُوَّةً حَتَّى قَالَ " فَاقْرَأْهُ فِي سَبْعٍ وَلاَ تَزِدْ عَلَى ذَلِكَ ".
Abdullah İbn Amr'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana, 'Kur'an'ı bir ayda hatmet!' dedi. Ben, 'Bundan daha fazlasını yapacak güce sahibim' diye karşılık verdim. Nihayet Allah Resulü şöyle buyurdu: 'Kur'an'ı yedi günde hatmet! Bundan daha ileri gitme!'"
Sahih al Bukhari 5054
حَدَّثَنَا صَدَقَةُ، أَخْبَرَنَا يَحْيَى، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَبِيدَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ يَحْيَى بَعْضُ الْحَدِيثِ عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ، قَالَ لِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم. ـ حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ عَنْ يَحْيَى عَنْ سُفْيَانَ عَنِ الأَعْمَشِ عَنْ إِبْرَاهِيمَ عَنْ عَبِيدَةَ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ قَالَ الأَعْمَشُ وَبَعْضُ الْحَدِيثِ حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ مُرَّةَ عَنْ إِبْرَاهِيمَ وَعَنْ أَبِيهِ عَنْ أَبِي الضُّحَى عَنْ عَبْدِ اللَّهِ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " اقْرَأْ عَلَىَّ ". قَالَ قُلْتُ أَقْرَأُ عَلَيْكَ وَعَلَيْكَ أُنْزِلَ قَالَ " إِنِّي أَشْتَهِي أَنْ أَسْمَعَهُ مِنْ غَيْرِي ". قَالَ فَقَرَأْتُ النِّسَاءَ حَتَّى إِذَا بَلَغْتُ {فَكَيْفَ إِذَا جِئْنَا مِنْ كُلِّ أُمَّةٍ بِشَهِيدٍ وَجِئْنَا بِكَ عَلَى هَؤُلاَءِ شَهِيدًا}. قَالَ لِي " كُفَّ ـ أَوْ أَمْسِكْ ـ ". فَرَأَيْتُ عَيْنَيْهِ تَذْرِفَانِ.
Abdullah'tan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, 'Bana Kur'an oku!' dedi. Ben hayretle, 'Kur'an sana indirildiği halde ben sana Kur'an mı okuyayım?' diye sordum. Buna karşılık şöyle buyurdu: 'Ben onu başkasından duymayı arzu ediyorum.' Bunun üzerine Nisa suresini okumaya başladım. 'Her bir ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onlara şahit olarak gösterdiğimiz zaman halleri nice olacak!' (Nisa 41) ayetine gelince, 'Yeter' veya 'Dur' dedi. Ona baktığım zaman mübarek gözlerinden yaşların aktığını gördüm."
Sahih al Bukhari 5055
حَدَّثَنَا قَيْسُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَبِيدَةَ السَّلْمَانِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ لِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " اقْرَأْ عَلَىَّ ". قُلْتُ أَقْرَأُ عَلَيْكَ وَعَلَيْكَ أُنْزِلَ قَالَ " إِنِّي أُحِبُّ أَنْ أَسْمَعَهُ مِنْ غَيْرِي ".
Abdullah İbn Mes'ud'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana, 'Bana Kur'an oku!' dedi. 'Kur'an sana indirildiği halde ben sana Kur'an mı okuyayım?' diye hayretimi ifade ettim. Bunun üzerine şöyle buyurdu: 'Ben onu başkalarından işitmeyi seviyorum.'"
Sahih al Bukhari 5056
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ خَيْثَمَةَ، عَنْ سُوَيْدِ بْنِ غَفَلَةَ، قَالَ عَلِيٌّ رضى الله عنه سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " يَأْتِي فِي آخِرِ الزَّمَانِ قَوْمٌ حُدَثَاءُ الأَسْنَانِ، سُفَهَاءُ الأَحْلاَمِ، يَقُولُونَ مِنْ خَيْرِ قَوْلِ الْبَرِيَّةِ، يَمْرُقُونَ مِنَ الإِسْلاَمِ كَمَا يَمْرُقُ السَّهْمُ مِنَ الرَّمِيَّةِ، لاَ يُجَاوِزُ إِيمَانُهُمْ حَنَاجِرَهُمْ، فَأَيْنَمَا لَقِيتُمُوهُمْ فَاقْتُلُوهُمْ، فَإِنَّ قَتْلَهُمْ أَجْرٌ لِمَنْ قَتَلَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ".
Ali r.a., Allah Resulü şöyle buyururken işittim demiştir: "Ahir zamanda ömürleri kısa, akılları kıt bir nesil türeyecek. Mahlukata gönderilmiş sözlerin en hayırlısı hakkında ileri geri konuşacaklar. Okun hedefi delip geçtiği gibi İslam'a girip çıkacaklar. İman onların boğazlarından aşağı inmez. Bu kimselerle nerede karşılaşırsanız onları öldürün! Onların öldürülmesi, kıyamet günü öldürenler için bir ecir olarak karşılarına çıkar."
Sahih al Bukhari 5057
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ بْنِ الْحَارِثِ التَّيْمِيِّ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " يَخْرُجُ فِيكُمْ قَوْمٌ تَحْقِرُونَ صَلاَتَكُمْ مَعَ صَلاَتِهِمْ، وَصِيَامَكُمْ مَعَ صِيَامِهِمْ، وَعَمَلَكُمْ مَعَ عَمَلِهِمْ، وَيَقْرَءُونَ الْقُرْآنَ لاَ يُجَاوِزُ حَنَاجِرَهُمْ، يَمْرُقُونَ مِنَ الدِّينَ كَمَا يَمْرُقُ السَّهْمُ مِنَ الرَّمِيَّةِ، يَنْظُرُ فِي النَّصْلِ فَلاَ يَرَى شَيْئًا، وَيَنْظُرُ فِي الْقِدْحِ فَلاَ يَرَى شَيْئًا، وَيَنْظُرُ فِي الرِّيشِ فَلاَ يَرَى شَيْئًا، وَيَتَمَارَى فِي الْفُوقِ ".
Ebu Said el-Hudri Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "İçinizden öyle bir topluluk türeyecek ki, onların namazlarına bakınca namazlarınızı, oruçlarına bakınca oruçlarınızı ve diğer amellerine bakınca da amellerinizi küçük göreceksiniz. Onlar Kur'an da okurlar. Ama Kur'an kalplerine inmez. Böyleleri okun hedefi delip geçtiği gibi İslam'a girip çıkarlar. Bu şekilde bir ok atan kimse okun temrenine bakar, ama kan namına bir şey göremez. Sapına bakar, onda da bir şey göremez. Bir de yelesine bakar, onda da bir emare göremez. Son olarak, acaba ava dokunmadı mı şüphesiyle fûk denen veter medhaline bakar, ancak orada da kan izini göremez."
Sahih al Bukhari 5058
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي مُوسَى، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الْمُؤْمِنُ الَّذِي يَقْرَأُ الْقُرْآنَ وَيَعْمَلُ بِهِ كَالأُتْرُجَّةِ، طَعْمُهَا طَيِّبٌ وَرِيحُهَا طَيِّبٌ، وَالْمُؤْمِنُ الَّذِي لاَ يَقْرَأُ الْقُرْآنَ وَيَعْمَلُ بِهِ كَالتَّمْرَةِ، طَعْمُهَا طَيِّبٌ وَلاَ رِيحَ لَهَا، وَمَثَلُ الْمُنَافِقِ الَّذِي يَقْرَأُ الْقُرْآنَ كَالرَّيْحَانَةِ، رِيحُهَا طَيِّبٌ وَطَعْمُهَا مُرٌّ، وَمَثَلُ الْمُنَافِقِ الَّذِي لاَ يَقْرَأُ الْقُرْآنَ كَالْحَنْظَلَةِ، طَعْمُهَا مُرٌّ ـ أَوْ خَبِيثٌ ـ وَرِيحُهَا مُرٌّ ".
Ebu Musa el-Eş'arî'den Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Kur'an okuyup onunla amel eden mümin kimse, tadı ve kokusu güzel turunç gibidir. Kur'an okumayıp fakat onunla amel eden mümin, kokusu olmayan fakat tadı güzel hurmaya benzer. Kur'an okuyan münafık ise, kokusu güzel, tadı acı reyhan (fesleğen) otu gibidir. Kur'an okumayan münafık ise, tadı acı ve kötü, kokusu iğrenç Ebu Cehil karpuzuna benzer."
Sahih al Bukhari 5059
حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ أَبِي عِمْرَانَ الْجَوْنِيِّ، عَنْ جُنْدَبِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " اقْرَءُوا الْقُرْآنَ مَا ائْتَلَفَتْ قُلُوبُكُمْ، فَإِذَا اخْتَلَفْتُمْ فَقُومُوا عَنْهُ ".
Cündeb İbn Abdullah'tan Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Kalpleriniz birleştiği sürece Kur'an okuyun! İhtilafa düştüğünüz zaman Kur'an okumaktan uzaklaşın!"
Sahih al Bukhari 5060
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، حَدَّثَنَا سَلاَّمُ بْنُ أَبِي مُطِيعٍ، عَنْ أَبِي عِمْرَانَ الْجَوْنِيِّ، عَنْ جُنْدَبٍ، قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " اقْرَءُوا الْقُرْآنَ مَا ائْتَلَفَتْ عَلَيْهِ قُلُوبُكُمْ فَإِذَا اخْتَلَفْتُمْ فَقُومُوا عَنْهُ ". تَابَعَهُ الْحَارِثُ بْنُ عُبَيْدٍ وَسَعِيدُ بْنُ زَيْدٍ عَنْ أَبِي عِمْرَانَ وَلَمْ يَرْفَعْهُ حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ وَأَبَانُ. وَقَالَ غُنْدَرٌ عَنْ شُعْبَةَ عَنْ أَبِي عِمْرَانَ سَمِعْتُ جُنْدَبًا قَوْلَهُ. وَقَالَ ابْنُ عَوْنٍ عَنْ أَبِي عِمْرَانَ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الصَّامِتِ عَنْ عُمَرَ قَوْلَهُ، وَجُنْدَبٌ أَصَحُّ وَأَكْثَرُ.
Cündeb'den Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Kalpleriniz onun hakkında birleştiği sürece Kur'an okuyun! İhtilafa düşünce onu okumaktan uzak durun!"
Sahih al Bukhari 5061
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ مَيْسَرَةَ، عَنِ النَّزَّالِ بْنِ سَبْرَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّهُ سَمِعَ رَجُلاً، يَقْرَأُ آيَةً، سَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم خِلاَفَهَا، فَأَخَذْتُ بِيَدِهِ فَانْطَلَقْتُ بِهِ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " كِلاَكُمَا مُحْسِنٌ فَاقْرَآ ـ أَكْبَرُ عِلْمِي قَالَ ـ فَإِنَّ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمُ اخْتَلَفُوا فَأَهْلَكَهُمْ ".
Abdullah'tan rivayet edildiğine göre o, bir adamı bir ayeti okurken işitmiş. Ama Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den o ayetin farklı şekilde okunduğunu öğrenmişti. Abdullah anlatmaya devam ediyor: Adamın elinden tuttum ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e götürdüm. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "İkinizin de okuyuşu güzel. Böyle okuyun!" Bildiğim kadarıyla şöyle buyurdu: "Zira sizden önceki toplumları ihtilafa düşmeleri helak etmiştir."
Sahih al Bukhari 5062