HADİS KÜTÜPHANESİ

Sahih-i Buhârî

97 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

Sulh

21 hadis

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، حَدَّثَنَا أَبُو غَسَّانَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ ـ رضى الله عنه أَنَّ أُنَاسًا، مِنْ بَنِي عَمْرِو بْنِ عَوْفٍ كَانَ بَيْنَهُمْ شَىْءٌ، فَخَرَجَ إِلَيْهِمُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي أُنَاسٍ مِنْ أَصْحَابِهِ يُصْلِحُ بَيْنَهُمْ، فَحَضَرَتِ الصَّلاَةُ، وَلَمْ يَأْتِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم، فَجَاءَ بِلاَلٌ، فَأَذَّنَ بِلاَلٌ بِالصَّلاَةِ، وَلَمْ يَأْتِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَجَاءَ إِلَى أَبِي بَكْرٍ فَقَالَ إِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم حُبِسَ، وَقَدْ حَضَرَتِ الصَّلاَةُ فَهَلْ لَكَ أَنْ تَؤُمَّ النَّاسَ فَقَالَ نَعَمْ إِنْ شِئْتَ‏.‏ فَأَقَامَ الصَّلاَةَ فَتَقَدَّمَ أَبُو بَكْرٍ، ثُمَّ جَاءَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَمْشِي فِي الصُّفُوفِ، حَتَّى قَامَ فِي الصَّفِّ الأَوَّلِ، فَأَخَذَ النَّاسُ بِالتَّصْفِيحِ حَتَّى أَكْثَرُوا، وَكَانَ أَبُو بَكْرٍ لاَ يَكَادُ يَلْتَفِتُ فِي الصَّلاَةِ، فَالْتَفَتَ فَإِذَا هُوَ بِالنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَرَاءَهُ فَأَشَارَ إِلَيْهِ بِيَدِهِ، فَأَمَرَهُ يُصَلِّي كَمَا هُوَ، فَرَفَعَ أَبُو بَكْرٍ يَدَهُ، فَحَمِدَ اللَّهَ، ثُمَّ رَجَعَ الْقَهْقَرَى وَرَاءَهُ حَتَّى دَخَلَ فِي الصَّفِّ، وَتَقَدَّمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَصَلَّى بِالنَّاسِ، فَلَمَّا فَرَغَ أَقْبَلَ عَلَى النَّاسِ فَقَالَ ‏ "‏ يَا أَيُّهَا النَّاسُ مَا لَكُمْ إِذَا نَابَكُمْ شَىْءٌ فِي صَلاَتِكُمْ أَخَذْتُمْ بِالتَّصْفِيحِ، إِنَّمَا التَّصْفِيحُ لِلنِّسَاءِ، مَنْ نَابَهُ شَىْءٌ فِي صَلاَتِهِ فَلْيَقُلْ سُبْحَانَ اللَّهِ، فَإِنَّهُ لا يَسْمَعُهُ أَحَدٌ إِلاَّ الْتَفَتَ، يَا أَبَا بَكْرٍ مَا مَنَعَكَ حِينَ أَشَرْتُ إِلَيْكَ لَمْ تُصَلِّ بِالنَّاسِ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ مَا كَانَ يَنْبَغِي لاِبْنِ أَبِي قُحَافَةَ أَنْ يُصَلِّيَ بَيْنَ يَدَىِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏

Sehl bin Sad'dan nakledildiğine göre, Amr bin Avf oğullarından bazı kimseler arasında bir anlaşmazlık çıktı. Nebi, arkadaşlarından bazılarıyla onların arasını düzeltmek için gitti. Namaz vakti geldiği hâlde Nebi dönmemişti. Bilal gelip ezan okudu. Nebi yine gelmeyince Ebu Bekir'e, ‘Nebi alıkonuldu ve namaz vakti geldi. İnsanlara imamlık eder misin?’ dedi. Ebu Bekir, ‘İstersen ederim’ dedi. Bilal kamet getirdi ve Ebu Bekir öne geçti. Sonra Nebi safların arasından yürüyerek geldi ve ilk safta durdu. İnsanlar el çırpmaya başladılar ve bunu çoğalttılar. Namazda hemen hiç arkasına bakmayan Ebu Bekir dönünce Nebiyi arkasında gördü. Nebi eliyle ona olduğu yerde kalıp namazı kıldırmasını işaret etti. Ebu Bekir ellerini kaldırıp Allah'a hamdetti, sonra geri geri yürüyerek safa girdi. Nebi öne geçip insanlara namazı kıldırdı. Namazı bitirince insanlara yönelerek, ‘Ey insanlar! Namazınızda bir durumla karşılaştığınız zaman neden el çırpmaya başladınız? El çırpmak yalnız kadınlar içindir. Namazında bir durumla karşılaşan kimse “Sübhanallah” desin. Çünkü bunu duyan herkes dönüp bakar. Ey Ebu Bekir! Sana işaret ettiğim zaman insanlara namazı kıldırmana ne engel oldu?’ buyurdu. Ebu Bekir, ‘Ebu Kuhafe'nin oğlunun Nebinin önünde namaz kıldırması uygun olmazdı’ dedi.

Sahih al Bukhari 2690

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي أَنَّ أَنَسًا ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قِيلَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم لَوْ أَتَيْتَ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ أُبَىٍّ‏.‏ فَانْطَلَقَ إِلَيْهِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَرَكِبَ حِمَارًا، فَانْطَلَقَ الْمُسْلِمُونَ يَمْشُونَ مَعَهُ، وَهْىَ أَرْضٌ سَبِخَةٌ، فَلَمَّا أَتَاهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ إِلَيْكَ عَنِّي، وَاللَّهِ لَقَدْ آذَانِي نَتْنُ حِمَارِكَ‏.‏ فَقَالَ رَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ مِنْهُمْ وَاللَّهِ لَحِمَارُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَطْيَبُ رِيحًا مِنْكَ‏.‏ فَغَضِبَ لِعَبْدِ اللَّهِ رَجُلٌ مِنْ قَوْمِهِ فَشَتَمَا، فَغَضِبَ لِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا أَصْحَابُهُ، فَكَانَ بَيْنَهُمَا ضَرْبٌ بِالْجَرِيدِ وَالأَيْدِي وَالنِّعَالِ، فَبَلَغَنَا أَنَّهَا أُنْزِلَتْ ‏{‏وَإِنْ طَائِفَتَانِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ اقْتَتَلُوا فَأَصْلِحُوا بَيْنَهُمَا‏}‏‏.‏

Enes'ten nakledildiğine göre, Nebiye, ‘Abdullah bin Übey'in yanına gitseniz’ denildi. Nebi bir merkebe binerek onun yanına gitti; Müslümanlar da yürüyerek kendisine eşlik ettiler. Orası çorak bir araziydi. Nebi yanına gelince Abdullah bin Übey, ‘Benden uzak dur. Vallahi, merkebinin kötü kokusu beni rahatsız etti’ dedi. Ensar'dan bir adam, ‘Vallahi, Allah'ın Resulünün merkebi senden daha güzel kokuyor’ dedi. Abdullah'ın kavminden bir adam buna öfkelenip ona sövdü. İkisinin de arkadaşları öfkelendi ve aralarında hurma dalları, eller ve ayakkabılarla dövüşme oldu. Bize, ‘Müminlerden iki grup birbiriyle savaşırsa aralarını düzeltin’ ayetinin bu olay hakkında indirildiği bildirildi.

Sahih al Bukhari 2691

حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّ حُمَيْدَ بْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَخْبَرَهُ أَنَّ أُمَّهُ أُمَّ كُلْثُومٍ بِنْتَ عُقْبَةَ أَخْبَرَتْهُ أَنَّهَا، سَمِعَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ لَيْسَ الْكَذَّابُ الَّذِي يُصْلِحُ بَيْنَ النَّاسِ، فَيَنْمِي خَيْرًا، أَوْ يَقُولُ خَيْرًا ‏"‏‏.‏

Humeyd bin Abdurrahman'dan nakledildiğine göre annesi Ümmü Gülsüm binti Ukbe, Allah'ın Resulünü şöyle buyururken işittiğini bildirmiştir: "İnsanların arasını düzelten, hayırlı söz ulaştıran veya hayırlı söz söyleyen kimse yalancı değildir."

Sahih al Bukhari 2692

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الأُوَيْسِيُّ، وَإِسْحَاقُ بْنُ مُحَمَّدٍ الْفَرْوِيُّ، قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ ـ رضى الله عنه أَنَّ أَهْلَ، قُبَاءٍ اقْتَتَلُوا حَتَّى تَرَامَوْا بِالْحِجَارَةِ، فَأُخْبِرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِذَلِكَ فَقَالَ ‏ "‏ اذْهَبُوا بِنَا نُصْلِحُ بَيْنَهُمْ ‏"‏‏.‏

Sehl bin Sad'dan nakledildiğine göre Kuba halkı, birbirlerine taş atacak kadar kavga etti. Bu durum Allah'ın Resulüne bildirildi. Bunun üzerine, "Haydi, aralarını düzeltmeye gidelim" buyurdu.

Sahih al Bukhari 2693

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها – ‏{‏وَإِنِ امْرَأَةٌ خَافَتْ مِنْ بَعْلِهَا نُشُوزًا أَوْ إِعْرَاضًا‏}‏ قَالَتْ هُوَ الرَّجُلُ يَرَى مِنِ امْرَأَتِهِ مَا لاَ يُعْجِبُهُ، كِبَرًا أَوْ غَيْرَهُ، فَيُرِيدُ فِرَاقَهَا فَتَقُولُ أَمْسِكْنِي، وَاقْسِمْ لِي مَا شِئْتَ‏.‏ قَالَتْ فَلاَ بَأْسَ إِذَا تَرَاضَيَا‏.‏

Aişe'den nakledildiğine göre, "Eğer bir kadın kocasının geçimsizliğinden yahut kendisinden yüz çevirmesinden endişe ederse..." ayeti hakkında şöyle dedi: "Bu, yaşlılık veya başka bir sebeple karısında hoşuna gitmeyen bir şey görüp ondan ayrılmak isteyen adamdır. Kadın ona, 'Beni nikâhında tut ve bana dilediğin kadar pay ayır' der. İkisi karşılıklı anlaşırsa bunda bir sakınca yoktur."

Sahih al Bukhari 2694

حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، حَدَّثَنَا الزُّهْرِيُّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، وَزَيْدِ بْنِ خَالِدٍ الْجُهَنِيِّ، رضى الله عنهما قَالاَ جَاءَ أَعْرَابِيٌّ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ اقْضِ بَيْنَنَا بِكِتَابِ اللَّهِ‏.‏ فَقَامَ خَصْمُهُ فَقَالَ صَدَقَ، اقْضِ بَيْنَنَا بِكِتَابِ اللَّهِ‏.‏ فَقَالَ الأَعْرَابِيُّ إِنَّ ابْنِي كَانَ عَسِيفًا عَلَى هَذَا، فَزَنَى بِامْرَأَتِهِ، فَقَالُوا لِي عَلَى ابْنِكَ الرَّجْمُ‏.‏ فَفَدَيْتُ ابْنِي مِنْهُ بِمِائَةٍ مِنَ الْغَنَمِ وَوَلِيدَةٍ، ثُمَّ سَأَلْتُ أَهْلَ الْعِلْمِ، فَقَالُوا إِنَّمَا عَلَى ابْنِكَ جَلْدُ مِائَةٍ وَتَغْرِيبُ عَامٍ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لأَقْضِيَنَّ بَيْنَكُمَا بِكِتَابِ اللَّهِ، أَمَّا الْوَلِيدَةُ وَالْغَنَمُ فَرَدٌّ عَلَيْكَ، وَعَلَى ابْنِكَ جَلْدُ مِائَةٍ وَتَغْرِيبُ عَامٍ، وَأَمَّا أَنْتَ يَا أُنَيْسُ ـ لِرَجُلٍ ـ فَاغْدُ عَلَى امْرَأَةِ هَذَا فَارْجُمْهَا ‏"‏‏.‏ فَغَدَا عَلَيْهَا أُنَيْسٌ فَرَجَمَهَا‏.‏

Ebu Hureyre ve Zeyd bin Halid el-Cüheni'den nakledildiğine göre bir bedevi gelerek, "Ey Allah'ın Resulü! Aramızda Allah'ın kitabıyla hükmet" dedi. Hasmı ayağa kalkarak, "Doğru söyledi; aramızda Allah'ın kitabıyla hükmet" dedi. Bedevi şöyle devam etti: "Oğlum bu adamın yanında işçiydi ve onun karısıyla zina etti. Bana oğlumun recmedileceği söylendi. Ben de onu kurtarmak için yüz koyun ile bir cariye verdim. Sonra ilim sahiplerine sordum; oğluma yüz değnek ve bir yıl sürgün gerektiğini söylediler." Nebi şöyle buyurdu: "Aranızda elbette Allah'ın kitabıyla hükmedeceğim. Cariye ve koyunlar sana geri verilecektir; oğluna yüz değnek ve bir yıl sürgün vardır. Ey Üneys! Sen de bu adamın karısına git ve onu recmet." Üneys kadına gitti ve onu recmetti.

Sahih al Bukhari 2695, 2696

حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ أَحْدَثَ فِي أَمْرِنَا هَذَا مَا لَيْسَ فِيهِ فَهُوَ رَدٌّ ‏"‏‏.‏ رَوَاهُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ جَعْفَرٍ الْمَخْرَمِيُّ وَعَبْدُ الْوَاحِدِ بْنُ أَبِي عَوْنٍ عَنْ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ‏.‏

Aişe'den nakledildiğine göre Allah'ın Resulü şöyle buyurdu: "Her kim bizim bu işimizde ondan olmayan bir şey ortaya çıkarırsa o reddedilir."

Sahih al Bukhari 2697

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ بْنَ عَازِبٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ لَمَّا صَالَحَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَهْلَ الْحُدَيْبِيَةِ كَتَبَ عَلِيٌّ بَيْنَهُمْ كِتَابًا فَكَتَبَ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ فَقَالَ الْمُشْرِكُونَ لاَ تَكْتُبْ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ، لَوْ كُنْتَ رَسُولاً لَمْ نُقَاتِلْكَ‏.‏ فَقَالَ لِعَلِيٍّ ‏ "‏ امْحُهُ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ عَلِيٌّ مَا أَنَا بِالَّذِي أَمْحَاهُ‏.‏ فَمَحَاهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِيَدِهِ، وَصَالَحَهُمْ عَلَى أَنْ يَدْخُلَ هُوَ وَأَصْحَابُهُ ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ، وَلاَ يَدْخُلُوهَا إِلاَّ بِجُلُبَّانِ السِّلاَحِ، فَسَأَلُوهُ مَا جُلُبَّانُ السِّلاَحِ فَقَالَ الْقِرَابُ بِمَا فِيهِ‏.‏

Bera bin Azib'den nakledildiğine göre Allah'ın Resulü Hudeybiye halkıyla anlaşma yapınca Ali aralarında bir belge yazdı ve 'Allah'ın Resulü Muhammed' ifadesini yazdı. Müşrikler, 'Allah'ın Resulü Muhammed yazma. Sen Allah'ın resulü olsaydın seninle savaşmazdık' dediler. Bunun üzerine Allah'ın Resulü Ali'ye, 'Onu sil' buyurdu. Ali, 'Onu silecek değilim' dedi. Allah'ın Resulü de onu kendi eliyle sildi. Kendisi ve ashabının Mekke'ye üç günlüğüne girmeleri ve oraya silahları yalnız kınları içinde olduğu hâlde girmeleri şartıyla müşriklerle anlaştı. Kendisine 'Silahların kınları içinde olması nedir?' diye sorulunca, 'İçindekilerle birlikte kınlardır' dedi.

Sahih al Bukhari 2698

حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ اعْتَمَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي ذِي الْقَعْدَةِ، فَأَبَى أَهْلُ مَكَّةَ أَنْ يَدَعُوهُ يَدْخُلُ مَكَّةَ، حَتَّى قَاضَاهُمْ عَلَى أَنْ يُقِيمَ بِهَا ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ، فَلَمَّا كَتَبُوا الْكِتَابَ كَتَبُوا هَذَا مَا قَاضَى عَلَيْهِ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ فَقَالُوا لاَ نُقِرُّ بِهَا، فَلَوْ نَعْلَمُ أَنَّكَ رَسُولُ اللَّهِ مَا مَنَعْنَاكَ، لَكِنْ أَنْتَ مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَنَا رَسُولُ اللَّهِ وَأَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ قَالَ لِعَلِيٍّ ‏"‏ امْحُ رَسُولُ اللَّهِ ‏"‏‏.‏ قَالَ لاَ، وَاللَّهِ لاَ أَمْحُوكَ أَبَدًا، فَأَخَذَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْكِتَابَ، فَكَتَبَ هَذَا مَا قَاضَى عَلَيْهِ مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، لاَ يَدْخُلُ مَكَّةَ سِلاَحٌ إِلاَّ فِي الْقِرَابِ، وَأَنْ لاَ يَخْرُجَ مِنْ أَهْلِهَا بِأَحَدٍ، إِنْ أَرَادَ أَنْ يَتَّبِعَهُ، وَأَنْ لاَ يَمْنَعَ أَحَدًا مِنْ أَصْحَابِهِ أَرَادَ أَنْ يُقِيمَ بِهَا‏.‏ فَلَمَّا دَخَلَهَا، وَمَضَى الأَجَلُ أَتَوْا عَلِيًّا، فَقَالُوا قُلْ لِصَاحِبِكَ اخْرُجْ عَنَّا فَقَدْ مَضَى الأَجَلُ‏.‏ فَخَرَجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَتَبِعَتْهُمُ ابْنَةُ حَمْزَةَ يَا عَمِّ يَا عَمِّ‏.‏ فَتَنَاوَلَهَا عَلِيٌّ فَأَخَذَ بِيَدِهَا، وَقَالَ لِفَاطِمَةَ عَلَيْهَا السَّلاَمُ دُونَكِ ابْنَةَ عَمِّكِ، احْمِلِيهَا‏.‏ فَاخْتَصَمَ فِيهَا عَلِيٌّ وَزَيْدٌ وَجَعْفَرٌ، فَقَالَ عَلِيٌّ أَنَا أَحَقُّ بِهَا وَهْىَ ابْنَةُ عَمِّي‏.‏ وَقَالَ جَعْفَرٌ ابْنَةُ عَمِّي وَخَالَتُهَا تَحْتِي‏.‏ وَقَالَ زَيْدٌ ابْنَةُ أَخِي‏.‏ فَقَضَى بِهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لِخَالَتِهَا‏.‏ وَقَالَ ‏"‏ الْخَالَةُ بِمَنْزِلَةِ الأُمِّ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ لِعَلِيٍّ ‏"‏ أَنْتَ مِنِّي وَأَنَا مِنْكَ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ لِجَعْفَرٍ ‏"‏ أَشْبَهْتَ خَلْقِي وَخُلُقِي ‏"‏‏.‏ وَقَالَ لِزَيْدٍ ‏"‏ أَنْتَ أَخُونَا وَمَوْلاَنَا ‏"‏‏.‏

Bera'dan nakledildiğine göre Nebi zilkade ayında umre yaptı. Mekkeliler onun Mekke'ye girmesine izin vermediler. Bunun üzerine şehirde üç gün kalması şartıyla onlarla anlaştı. Belgeyi yazdıklarında, 'Bu, Allah'ın Resulü Muhammed'in üzerinde anlaştığı hususlardır' diye yazdılar. Mekkeliler, 'Bunu kabul etmiyoruz. Senin Allah'ın resulü olduğunu bilseydik seni engellemezdik. Sen Abdullah'ın oğlu Muhammed'sin' dediler. Nebi, 'Ben Allah'ın resulüyüm ve Abdullah'ın oğlu Muhammed'im' buyurdu. Sonra Ali'ye, 'Allah'ın Resulü ifadesini sil' dedi. Ali, 'Hayır! Allah'a yemin ederim ki seni asla silmem' dedi. Bunun üzerine Allah'ın Resulü belgeyi aldı ve 'Bu, Abdullah'ın oğlu Muhammed'in üzerinde anlaştığı hususlardır: Mekke'ye silah ancak kınında girecek; Mekke halkından kendisine uymak isteyen hiç kimseyi dışarı çıkarmayacak ve ashabından Mekke'de kalmak isteyen hiç kimseye engel olmayacak' diye yazdı. Mekke'ye girip süre dolunca Mekkeliler Ali'ye gelerek, 'Arkadaşına söyle, yanımızdan çıksın; süre doldu' dediler. Nebi de çıktı. Hamza'nın kızı, 'Amca! Amca!' diyerek onların ardından geldi. Ali elinden tutup Fatıma'ya, 'Amcanın kızını al ve taşı' dedi. Ali, Zeyd ve Cafer onun hakkında anlaşmazlığa düştüler. Ali, 'O benim amcamın kızıdır' dedi. Cafer, 'O benim amcamın kızıdır ve teyzesi de eşimdir' dedi. Zeyd ise, 'O benim kardeşimin kızıdır' dedi. Nebi onun teyzesine verilmesine hükmetti ve 'Teyze anne konumundadır' buyurdu.

Sahih al Bukhari 2699

وَقَالَ مُوسَى بْنُ مَسْعُودٍ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ صَالَحَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الْمُشْرِكِينَ يَوْمَ الْحُدَيْبِيَةِ عَلَى ثَلاَثَةِ أَشْيَاءَ عَلَى أَنَّ مَنْ أَتَاهُ مِنَ الْمُشْرِكِينَ رَدَّهُ إِلَيْهِمْ، وَمَنْ أَتَاهُمْ مِنَ الْمُسْلِمِينَ لَمْ يَرُدُّوهُ، وَعَلَى أَنْ يَدْخُلَهَا مِنْ قَابِلٍ وَيُقِيمَ بِهَا ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ، وَلاَ يَدْخُلَهَا إِلاَّ بِجُلُبَّانِ السِّلاَحِ السَّيْفِ وَالْقَوْسِ وَنَحْوِهِ‏.‏ فَجَاءَ أَبُو جَنْدَلٍ يَحْجُلُ فِي قُيُودِهِ فَرَدَّهُ إِلَيْهِمْ‏.‏ قَالَ لَمْ يَذْكُرْ مُؤَمَّلٌ عَنْ سُفْيَانَ أَبَا جَنْدَلٍ وَقَالَ إِلاَّ بِجُلُبِّ السِّلاَحِ‏.‏

Bera bin Azib'den nakledildiğine göre Nebi Hudeybiye günü müşriklerle üç husus üzerinde anlaştı: Müşriklerden kendisine gelenleri onlara geri verecek, Müslümanlardan onlara gelenleri geri vermeyecek, ertesi yıl Mekke'ye girip orada üç gün kalacak ve Mekke'ye kılıç, yay ve benzeri silahları ancak kınları içinde olduğu hâlde girecekti. Ebu Cendel zincirleri içinde sekerek geldi; Nebi de onu müşriklere geri verdi. Ravi, Müemmel'in Süfyan'dan naklettiği rivayette Ebu Cendel'i anmadığını ve 'silahların kınları içinde' dediğini bildirdi.

Sahih al Bukhari 2700

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا سُرَيْجُ بْنُ النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا فُلَيْحٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، رضى الله عنهما أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَرَجَ مُعْتَمِرًا، فَحَالَ كُفَّارُ قُرَيْشٍ بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْبَيْتِ، فَنَحَرَ هَدْيَهُ، وَحَلَقَ رَأْسَهُ بِالْحُدَيْبِيَةِ، وَقَاضَاهُمْ عَلَى أَنْ يَعْتَمِرَ الْعَامَ الْمُقْبِلَ، وَلاَ يَحْمِلَ سِلاَحًا عَلَيْهِمْ إِلاَّ سُيُوفًا، وَلاَ يُقِيمَ بِهَا إِلاَّ مَا أَحَبُّوا، فَاعْتَمَرَ مِنَ الْعَامِ الْمُقْبِلِ فَدَخَلَهَا كَمَا كَانَ صَالَحَهُمْ، فَلَمَّا أَقَامَ بِهَا ثَلاَثًا أَمَرُوهُ أَنْ يَخْرُجَ فَخَرَجَ‏.‏

Abdullah bin Ömer'den nakledildiğine göre Allah'ın Resulü umre yapmak için yola çıktı. Kureyş kâfirleri onun Kâbe'ye ulaşmasına engel oldular. Bunun üzerine Hudeybiye'de kurbanını kesti, başını tıraş etti ve umreyi ertesi yıl yapmak, yanlarında kılıç dışında silah taşımamak ve Mekkelilerin istediği süreden daha uzun kalmamak üzere onlarla anlaştı. Ertesi yıl umre yaptı ve anlaşmalarına uygun biçimde Mekke'ye girdi. Orada üç gün kalınca çıkmasını istediler; o da çıktı.

Sahih al Bukhari 2701

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا بِشْرٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ بُشَيْرِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ أَبِي حَثْمَةَ، قَالَ انْطَلَقَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَهْلٍ وَمُحَيِّصَةُ بْنُ مَسْعُودِ بْنِ زَيْدٍ إِلَى خَيْبَرَ، وَهْىَ يَوْمَئِذٍ صُلْحٌ‏.‏

Sehl bin Ebu Hasme'den nakledildiğine göre Abdullah bin Sehl ile Muhayyısa bin Mesud bin Zeyd, o sırada barış hâlinde bulunan Hayber'e gittiler.

Sahih al Bukhari 2702

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الأَنْصَارِيُّ، قَالَ حَدَّثَنِي حُمَيْدٌ، أَنَّ أَنَسًا، حَدَّثَهُمْ أَنَّ الرُّبَيِّعَ ـ وَهْىَ ابْنَةُ النَّضْرِ ـ كَسَرَتْ ثَنِيَّةَ جَارِيَةٍ، فَطَلَبُوا الأَرْشَ وَطَلَبُوا الْعَفْوَ، فَأَبَوْا فَأَتَوُا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَمَرَهُمْ بِالْقِصَاصِ‏.‏ فَقَالَ أَنَسُ بْنُ النَّضْرِ أَتُكْسَرُ ثَنِيَّةُ الرُّبَيِّعِ يَا رَسُولَ اللَّهِ لاَ وَالَّذِي بَعَثَكَ بِالْحَقِّ لاَ تُكْسَرُ ثَنِيَّتُهَا فَقَالَ ‏"‏ يَا أَنَسُ كِتَابُ اللَّهِ الْقِصَاصُ ‏"‏‏.‏ فَرَضِيَ الْقَوْمُ وَعَفَوْا فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّ مِنْ عِبَادِ اللَّهِ مَنْ لَوْ أَقْسَمَ عَلَى اللَّهِ لأَبَرَّهُ ‏"‏‏.‏ زَادَ الْفَزَارِيُّ عَنْ حُمَيْدٍ عَنْ أَنَسٍ فَرَضِيَ الْقَوْمُ وَقَبِلُوا الأَرْشَ‏.‏

Enes'ten nakledildiğine göre Nadr'ın kızı Rubeyyi, bir cariyenin ön dişini kırmıştı. Rubeyyi'nin ailesi diyet ödemeyi ve affedilmeyi istedi; fakat karşı taraf kabul etmeyerek Nebinin yanına gitti. Nebi kısas yapılmasını emretti. Bunun üzerine Enes bin Nadr, "Ey Allah'ın Resulü! Rubeyyi'nin ön dişi mi kırılacak? Hayır! Seni hak ile gönderene yemin ederim ki onun ön dişi kırılmayacaktır" dedi. Nebi, "Ey Enes! Allah'ın hükmü kısastır" buyurdu. Ardından karşı taraf razı olup affetti. Bunun üzerine Nebi, "Allah'ın öyle kulları vardır ki Allah adına yemin etseler Allah onların yeminini doğru çıkarır" buyurdu. Fezari, Humeyd kanalıyla Enes'in, "Karşı taraf razı oldu ve diyeti kabul etti" sözünü ilave olarak nakletti.

Sahih al Bukhari 2703

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ سَمِعْتُ الْحَسَنَ، يَقُولُ اسْتَقْبَلَ وَاللَّهِ الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ مُعَاوِيَةَ بِكَتَائِبَ أَمْثَالِ الْجِبَالِ فَقَالَ عَمْرُو بْنُ الْعَاصِ إِنِّي لأَرَى كَتَائِبَ لاَ تُوَلِّي حَتَّى تَقْتُلَ أَقْرَانَهَا‏.‏ فَقَالَ لَهُ مُعَاوِيَةُ ـ وَكَانَ وَاللَّهِ خَيْرَ الرَّجُلَيْنِ ـ أَىْ عَمْرُو إِنْ قَتَلَ هَؤُلاَءِ هَؤُلاَءِ وَهَؤُلاَءِ هَؤُلاَءِ مَنْ لِي بِأُمُورِ النَّاسِ مَنْ لِي بِنِسَائِهِمْ، مَنْ لِي بِضَيْعَتِهِمْ فَبَعَثَ إِلَيْهِ رَجُلَيْنِ مِنْ قُرَيْشٍ مِنْ بَنِي عَبْدِ شَمْسٍ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ سَمُرَةَ وَعَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَامِرِ بْنِ كُرَيْزٍ، فَقَالَ اذْهَبَا إِلَى هَذَا الرَّجُلِ فَاعْرِضَا عَلَيْهِ، وَقُولاَ لَهُ، وَاطْلُبَا إِلَيْهِ‏.‏ فَأَتَيَاهُ، فَدَخَلاَ عَلَيْهِ فَتَكَلَّمَا، وَقَالاَ لَهُ، فَطَلَبَا إِلَيْهِ، فَقَالَ لَهُمَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ إِنَّا بَنُو عَبْدِ الْمُطَّلِبِ، قَدْ أَصَبْنَا مِنْ هَذَا الْمَالِ، وَإِنَّ هَذِهِ الأُمَّةَ قَدْ عَاثَتْ فِي دِمَائِهَا‏.‏ قَالاَ فَإِنَّهُ يَعْرِضُ عَلَيْكَ كَذَا وَكَذَا وَيَطْلُبُ إِلَيْكَ وَيَسْأَلُكَ‏.‏ قَالَ فَمَنْ لِي بِهَذَا قَالاَ نَحْنُ لَكَ بِهِ‏.‏ فَمَا سَأَلَهُمَا شَيْئًا إِلاَّ قَالاَ نَحْنُ لَكَ بِهِ‏.‏ فَصَالَحَهُ، فَقَالَ الْحَسَنُ وَلَقَدْ سَمِعْتُ أَبَا بَكْرَةَ يَقُولُ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى الْمِنْبَرِ وَالْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ إِلَى جَنْبِهِ، وَهْوَ يُقْبِلُ عَلَى النَّاسِ مَرَّةً وَعَلَيْهِ أُخْرَى وَيَقُولُ ‏ "‏ إِنَّ ابْنِي هَذَا سَيِّدٌ، وَلَعَلَّ اللَّهَ أَنْ يُصْلِحَ بِهِ بَيْنَ فِئَتَيْنِ عَظِيمَتَيْنِ مِنَ الْمُسْلِمِينَ ‏"‏‏.‏ قَالَ لِي عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ إِنَّمَا ثَبَتَ لَنَا سَمَاعُ الْحَسَنِ مِنْ أَبِي بَكْرَةَ بِهَذَا الْحَدِيثِ‏.‏

Ebu Musa'dan nakledildiğine göre Hasan-ı Basri'yi şöyle derken işitti: Allah'a yemin olsun ki Hasan bin Ali, dağlar gibi birliklerle Muaviye'nin karşısına çıktı. Amr bin As, Muaviye'ye, "Öyle birlikler görüyorum ki karşılarındaki dengi birlikleri öldürmeden geri dönmezler" dedi. Bunun üzerine Muaviye, ki Allah'a yemin olsun ikisinden daha hayırlı olanıydı, "Ey Amr! Bunlar onları, onlar da bunları öldürürse insanların işleriyle kim ilgilenecek? Kadınlarına ve geçimlerinden sorumlu oldukları kimselere kim bakacak?" dedi. Ardından Kureyş'in Abdüşems oğullarından Abdurrahman bin Semura ile Abdullah bin Amir bin Küreyz'i Hasan'a göndererek, "Bu adama gidin, kendisine teklifimi sunun, onunla konuşun ve isteğini sorun" dedi. İkisi Hasan'ın yanına gelip onunla konuştu, teklifi sundu ve talebini sordu. Hasan bin Ali, "Biz Abdülmuttalib oğullarıyız; bu maldan payımıza düşeni aldık. Bu ümmet ise birbirinin kanını döktü" dedi. Onlar, "Muaviye sana şunları teklif ediyor, senden şunları istiyor ve talebini soruyor" dediler. Hasan, "Bunları benim için kim garanti eder?" diye sordu. Onlar, "Biz garanti ederiz" dediler. Hasan onlardan ne istediyse, "Biz onu sana garanti ederiz" dediler ve böylece Muaviye ile barıştı. Hasan-ı Basri, Ebu Bekre'yi şöyle derken işittiğini söyledi: Allah'ın Resulünü minberde, Hasan bin Ali de yanında iken gördüm. Nebi bir insanlara, bir Hasan'a bakarak, "Bu oğlum efendidir. Allah onun sayesinde Müslümanlardan iki büyük topluluğun arasını düzeltecektir" buyuruyordu. Ebu Abdullah el-Buhari, Ali bin Abdullah'ın, Hasan-ı Basri'nin bu sözü Ebu Bekre'den işittiğinin sabit olduğunu söylediğini nakletti.

Sahih al Bukhari 2704

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ أَبِي أُوَيْسٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَخِي، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي الرِّجَالِ، مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ أَنَّ أُمَّهُ، عَمْرَةَ بِنْتَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ قَالَتْ سَمِعْتُ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ تَقُولُ سَمِعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صَوْتَ خُصُومٍ بِالْبَابِ عَالِيَةٍ أَصْوَاتُهُمَا، وَإِذَا أَحَدُهُمَا يَسْتَوْضِعُ الآخَرَ، وَيَسْتَرْفِقُهُ فِي شَىْءٍ وَهْوَ يَقُولُ وَاللَّهِ لاَ أَفْعَلُ‏.‏ فَخَرَجَ عَلَيْهِمَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ أَيْنَ الْمُتَأَلِّي عَلَى اللَّهِ لاَ يَفْعَلُ الْمَعْرُوفَ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ أَنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ، وَلَهُ أَىُّ ذَلِكَ أَحَبَّ‏.‏

Aişe'den nakledildiğine göre Allah'ın Resulü, kapıda tartışan ve sesleri yükselen iki kişiyi duydu. Onlardan biri diğerinden borcunun bir kısmını indirmesini ve kendisine kolaylık göstermesini istiyor, öteki ise, "Allah'a yemin ederim ki bunu yapmayacağım" diyordu. Allah'ın Resulü yanlarına çıkarak, "İyilik yapmayacağına Allah adına yemin eden nerede?" buyurdu. Alacaklı, "Benim, ey Allah'ın Resulü! Borçlu bunlardan hangisini isterse kabul ediyorum" dedi.

Sahih al Bukhari 2705

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ جَعْفَرِ بْنِ رَبِيعَةَ، عَنِ الأَعْرَجِ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّهُ كَانَ لَهُ عَلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي حَدْرَدٍ الأَسْلَمِيِّ مَالٌ، فَلَقِيَهُ فَلَزِمَهُ حَتَّى ارْتَفَعَتْ أَصْوَاتُهُمَا، فَمَرَّ بِهِمَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ يَا كَعْبُ ‏"‏‏.‏ فَأَشَارَ بِيَدِهِ كَأَنَّهُ يَقُولُ النِّصْفَ‏.‏ فَأَخَذَ نِصْفَ مَا عَلَيْهِ وَتَرَكَ نِصْفًا‏.‏

Ka'b bin Malik'ten nakledildiğine göre Abdullah bin Ebu Hadred el-Eslemi'den bir alacağı vardı. Onunla karşılaşınca borcunu istemekte ısrar etti ve sesleri yükseldi. Nebi yanlarından geçerken, "Ey Ka'b!" buyurdu ve eliyle borcun yarısını kasteden bir işaret yaptı. Ka'b alacağının yarısını aldı, yarısından vazgeçti.

Sahih al Bukhari 2706

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ هَمَّامٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ كُلُّ سُلاَمَى مِنَ النَّاسِ عَلَيْهِ صَدَقَةٌ، كُلَّ يَوْمٍ تَطْلُعُ فِيهِ الشَّمْسُ يَعْدِلُ بَيْنَ النَّاسِ صَدَقَةٌ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre'den nakledildiğine göre Allah'ın Resulü şöyle buyurdu: "Güneşin doğduğu her gün, insanın her bir eklemi için sadaka gerekir. İnsanlar arasında adaletle hükmetmek sadakadır."

Sahih al Bukhari 2707

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّ الزُّبَيْرَ، كَانَ يُحَدِّثُ أَنَّهُ خَاصَمَ رَجُلاً مِنَ الأَنْصَارِ قَدْ شَهِدَ بَدْرًا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي شِرَاجٍ مِنَ الْحَرَّةِ كَانَا يَسْقِيَانِ بِهِ كِلاَهُمَا فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِلزُّبَيْرِ ‏"‏ اسْقِ يَا زُبَيْرُ ثُمَّ أَرْسِلْ إِلَى جَارِكَ ‏"‏‏.‏ فَغَضِبَ الأَنْصَارِيُّ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ آنْ كَانَ ابْنَ عَمَّتِكَ فَتَلَوَّنَ وَجْهُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ قَالَ ‏"‏ اسْقِ ثُمَّ احْبِسْ حَتَّى يَبْلُغَ الْجَدْرَ ‏"‏‏.‏ فَاسْتَوْعَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَئِذٍ حَقَّهُ لِلزُّبَيْرِ، وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَبْلَ ذَلِكَ أَشَارَ عَلَى الزُّبَيْرِ بِرَأْىٍ سَعَةٍ لَهُ وَلِلأَنْصَارِيِّ، فَلَمَّا أَحْفَظَ الأَنْصَارِيُّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم اسْتَوْعَى لِلزُّبَيْرِ حَقَّهُ فِي صَرِيحِ الْحُكْمِ‏.‏ قَالَ عُرْوَةُ قَالَ الزُّبَيْرُ وَاللَّهِ مَا أَحْسِبُ هَذِهِ الآيَةَ نَزَلَتْ إِلاَّ فِي ذَلِكَ ‏{‏فَلاَ وَرَبِّكَ لاَ يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ‏}‏ الآيَةَ‏.‏

Urve bin Zübeyr'den nakledildiğine göre Zübeyr, Bedir Savaşı'na katılmış Ensar'dan bir adamla, Harre'deki her ikisinin de tarlalarını suladıkları bir su kanalı hakkında anlaşmazlığa düştü ve meseleyi Allah'ın Resulüne götürdüler. Allah'ın Resulü Zübeyr'e, "Ey Zübeyr! Önce sen sula, sonra suyu komşuna bırak" buyurdu. Ensarlı öfkelenerek, "Ey Allah'ın Resulü! Halanın oğlu olduğu için mi?" dedi. Bunun üzerine Allah'ın Resulünün yüzünün rengi değişti ve, "Önce sen sula, sonra su duvarlara ulaşıncaya kadar onu tut" buyurdu. Böylece Allah'ın Resulü Zübeyr'e açık hükümle hakkının tamamını verdi. Daha önce hem Zübeyr hem de Ensarlı için kolaylık sağlayan geniş bir çözüm önermişti. Ensarlı Allah'ın Resulünü öfkelendirince Zübeyr'in hakkını eksiksiz verdi. Urve'nin bildirdiğine göre Zübeyr, "Allah'a yemin ederim ki, 'Hayır! Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem kılmadıkça iman etmiş olmazlar...' [Nisa 65] ayetinin ancak bu olay hakkında indiğini sanıyorum" dedi.

Sahih al Bukhari 2708

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، عَنْ وَهْبِ بْنِ كَيْسَانَ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ تُوُفِّيَ أَبِي وَعَلَيْهِ دَيْنٌ، فَعَرَضْتُ عَلَى غُرَمَائِهِ أَنْ يَأْخُذُوا التَّمْرَ بِمَا عَلَيْهِ، فَأَبَوْا وَلَمْ يَرَوْا أَنَّ فِيهِ وَفَاءً، فَأَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لَهُ، فَقَالَ ‏"‏ إِذَا جَدَدْتَهُ فَوَضَعْتَهُ فِي الْمِرْبَدِ آذَنْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏‏.‏ فَجَاءَ وَمَعَهُ أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ فَجَلَسَ عَلَيْهِ، وَدَعَا بِالْبَرَكَةِ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ ادْعُ غُرَمَاءَكَ، فَأَوْفِهِمْ ‏"‏‏.‏ فَمَا تَرَكْتُ أَحَدًا لَهُ عَلَى أَبِي دَيْنٌ إِلاَّ قَضَيْتُهُ، وَفَضَلَ ثَلاَثَةَ عَشَرَ وَسْقًا سَبْعَةٌ عَجْوَةٌ، وَسِتَّةٌ لَوْنٌ أَوْ سِتَّةٌ عَجْوَةٌ وَسَبْعَةٌ لَوْنٌ، فَوَافَيْتُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْمَغْرِبَ فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لَهُ فَضَحِكَ فَقَالَ ‏"‏ ائْتِ أَبَا بَكْرٍ وَعُمَرَ فَأَخْبِرْهُمَا ‏"‏‏.‏ فَقَالاَ لَقَدْ عَلِمْنَا إِذْ صَنَعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا صَنَعَ أَنْ سَيَكُونُ ذَلِكَ‏.‏ وَقَالَ هِشَامٌ عَنْ وَهْبٍ عَنْ جَابِرٍ صَلاَةَ الْعَصْرِ‏.‏ وَلَمْ يَذْكُرْ أَبَا بَكْرٍ وَلاَ ضَحِكَ، وَقَالَ وَتَرَكَ أَبِي عَلَيْهِ ثَلاَثِينَ وَسْقًا دَيْنًا‏.‏ وَقَالَ ابْنُ إِسْحَاقَ عَنْ وَهْبٍ عَنْ جَابِرٍ صَلاَةَ الظُّهْرِ‏.‏

Cabir bin Abdullah'tan nakledildiğine göre şöyle dedi: Babam borçlu olarak vefat etti. Alacaklılarına, borcuna karşılık hurmaları almalarını teklif ettim; fakat hurmaların borcu karşılamayacağını düşünerek kabul etmediler. Nebiye gidip durumu anlattım. Nebi, "Hurmaları kesip kurutma yerine yığdığında bana haber ver" buyurdu. Ebu Bekir ve Ömer ile birlikte geldi, hurmaların üzerine oturup bereket duası etti. Sonra, "Alacaklılarını çağır ve borçlarını eksiksiz öde" buyurdu. Babamdan alacağı bulunan herkesin borcunu ödedim ve on üç vesk hurma arttı: yedi vesk acve ve altı vesk levn yahut altı vesk acve ve yedi vesk levn. Akşam namazında Allah'ın Resulüyle buluşup bunu kendisine anlattım. Güldü ve, "Ebu Bekir ile Ömer'e gidip bunu haber ver" buyurdu. Onlar, "Allah'ın Resulü yaptığını yapınca bunun gerçekleşeceğini anlamıştık" dediler. Hişam'ın Vehb aracılığıyla Cabir'den naklettiği rivayette akşam namazı yerine ikindi namazı denilmiş, Ebu Bekir ile Nebinin gülmesi zikredilmemiş ve, "Babam otuz vesk borç bıraktı" ifadesi yer almıştır. İbn İshak'ın Vehb aracılığıyla Cabir'den rivayetinde ise öğle namazı denilmiştir.

Sahih al Bukhari 2709

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ عُمَرَ، أَخْبَرَنَا يُونُسُ،‏.‏ وَقَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ كَعْبٍ، أَنَّ كَعْبَ بْنَ مَالِكٍ، أَخْبَرَهُ أَنَّهُ، تَقَاضَى ابْنَ أَبِي حَدْرَدٍ دَيْنًا كَانَ لَهُ عَلَيْهِ فِي عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْمَسْجِدِ، فَارْتَفَعَتْ أَصْوَاتُهُمَا حَتَّى سَمِعَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ فِي بَيْتٍ، فَخَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَيْهِمَا حَتَّى كَشَفَ سِجْفَ حُجْرَتِهِ، فَنَادَى كَعْبَ بْنَ مَالِكٍ فَقَالَ ‏"‏ يَا كَعْبُ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ لَبَّيْكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ‏.‏ فَأَشَارَ بِيَدِهِ أَنْ ضَعِ الشَّطْرَ‏.‏ فَقَالَ كَعْبٌ قَدْ فَعَلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ قُمْ فَاقْضِهِ ‏"‏‏.‏

Abdullah bin Ka'b'dan nakledildiğine göre Ka'b bin Malik ona şunu anlattı: Allah'ın Resulü zamanında mescitte İbn Ebu Hadred'den alacağını istedi. Sesleri yükselince Allah'ın Resulü evinden onları duydu ve odasının perdesini aralayarak yanlarına çıktı. "Ey Ka'b!" diye seslendi. Ka'b, "Buyur, ey Allah'ın Resulü!" dedi. Allah'ın Resulü eliyle yarısını kastederek borcun bir kısmını bağışlamasını işaret etti. Ka'b, "Tamam, ey Allah'ın Resulü!" dedi. Bunun üzerine Allah'ın Resulü borçluya, "Kalk ve borcunu öde" buyurdu.

Sahih al Bukhari 2710

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّهُ سَمِعَ مَرْوَانَ، وَالْمِسْوَرَ بْنَ مَخْرَمَةَ، رضى الله عنهما يُخْبِرَانِ عَنْ أَصْحَابِ، رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ لَمَّا كَاتَبَ سُهَيْلُ بْنُ عَمْرٍو يَوْمَئِذٍ كَانَ فِيمَا اشْتَرَطَ سُهَيْلُ بْنُ عَمْرٍو عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ لاَ يَأْتِيكَ مِنَّا أَحَدٌ وَإِنْ كَانَ عَلَى دِينِكَ إِلاَّ رَدَدْتَهُ إِلَيْنَا، وَخَلَّيْتَ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُ‏.‏ فَكَرِهَ الْمُؤْمِنُونَ ذَلِكَ، وَامْتَعَضُوا مِنْهُ، وَأَبَى سُهَيْلٌ إِلاَّ ذَلِكَ، فَكَاتَبَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَى ذَلِكَ، فَرَدَّ يَوْمَئِذٍ أَبَا جَنْدَلٍ عَلَى أَبِيهِ سُهَيْلِ بْنِ عَمْرٍو، وَلَمْ يَأْتِهِ أَحَدٌ مِنَ الرِّجَالِ إِلاَّ رَدَّهُ فِي تِلْكَ الْمُدَّةِ، وَإِنْ كَانَ مُسْلِمًا، وَجَاءَ الْمُؤْمِنَاتُ مُهَاجِرَاتٍ، وَكَانَتْ أُمُّ كُلْثُومٍ بِنْتُ عُقْبَةَ بْنِ أَبِي مُعَيْطٍ مِمَّنْ خَرَجَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَئِذٍ وَهْىَ عَاتِقٌ، فَجَاءَ أَهْلُهَا يَسْأَلُونَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَرْجِعَهَا إِلَيْهِمْ، فَلَمْ يَرْجِعْهَا إِلَيْهِمْ لِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ فِيهِنَّ ‏{‏إِذَا جَاءَكُمُ الْمُؤْمِنَاتُ مُهَاجِرَاتٍ فَامْتَحِنُوهُنَّ اللَّهُ أَعْلَمُ بِإِيمَانِهِنَّ‏}‏ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏وَلاَ هُمْ يَحِلُّونَ لَهُنَّ‏}‏‏.‏

Allah'ın Resulünün ashabından nakledildiğine göre Süheyl bin Amr, Hudeybiye günü anlaşmayı yazdırırken Nebiye şu şartı koştu: "Bizden biri, senin dininde olsa bile sana gelirse onu bize geri verecek ve onunla aramıza girmeyeceksin." Müminler bu şarttan hoşlanmadılar ve öfkelendiler; fakat Süheyl bunda ısrar etti. Nebi anlaşmayı bu şartla yaptı ve o gün Ebu Cendel'i babası Süheyl bin Amr'a geri verdi. Anlaşma süresince yanına gelen erkekleri, Müslüman olsalar bile geri gönderdi. Mümin kadınlar ise hicret ederek geldiler. Ukbe bin Ebu Muayt'ın kızı Ümmü Gülsüm de o gün Allah'ın Resulüne gelenlerdendi ve genç bir kadındı. Ailesi Nebiden onu kendilerine geri vermesini istedi; fakat Allah kadınlar hakkında, 'Mümin kadınlar hicret ederek size geldiklerinde onları imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir...' ayetinden 'Onlar bunlara helal değildir, bunlar da onlara helal olmazlar' [Mümtehine 10] ifadesine kadar olan kısmı indirince Nebi onu geri vermedi.

Sahih al Bukhari 2711