حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَا حَقُّ امْرِئٍ مُسْلِمٍ لَهُ شَىْءٌ، يُوصِي فِيهِ يَبِيتُ لَيْلَتَيْنِ، إِلاَّ وَوَصِيَّتُهُ مَكْتُوبَةٌ عِنْدَهُ ". تَابَعَهُ مُحَمَّدُ بْنُ مُسْلِمٍ عَنْ عَمْرٍو عَنِ ابْنِ عُمَرَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Abdullah bin Ömer'den nakledildiğine göre Allah'ın Resulü, "Vasiyet edecek bir şeyi bulunan Müslümanın, vasiyeti yanında yazılı olmadan iki gece geçirmeye hakkı yoktur" buyurdu.
Sahih al Bukhari 2738
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْحَارِثِ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَبِي بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ مُعَاوِيَةَ الْجُعْفِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو إِسْحَاقَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ الْحَارِثِ، خَتَنِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَخِي جُوَيْرِيَةَ بِنْتِ الْحَارِثِ قَالَ مَا تَرَكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عِنْدَ مَوْتِهِ دِرْهَمًا وَلاَ دِينَارًا وَلاَ عَبْدًا وَلاَ أَمَةً وَلاَ شَيْئًا، إِلاَّ بَغْلَتَهُ الْبَيْضَاءَ وَسِلاَحَهُ وَأَرْضًا جَعَلَهَا صَدَقَةً.
Allah'ın Resulünün kayınbiraderi ve Haris'in kızı Cüveyriye'nin kardeşi Amr bin Haris'ten nakledildiğine göre Allah'ın Resulü vefat ettiğinde ne dirhem, ne dinar, ne köle, ne cariye ne de başka bir mal bıraktı. Yalnızca beyaz katırını, silahını ve sadaka kıldığı bir araziyi bıraktı.
Sahih al Bukhari 2739
حَدَّثَنَا خَلاَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، حَدَّثَنَا طَلْحَةُ بْنُ مُصَرِّفٍ، قَالَ سَأَلْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ أَبِي أَوْفَى ـ رضى الله عنهما ـ هَلْ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَوْصَى فَقَالَ لاَ. فَقُلْتُ كَيْفَ كُتِبَ عَلَى النَّاسِ الْوَصِيَّةُ أَوْ أُمِرُوا بِالْوَصِيَّةِ قَالَ أَوْصَى بِكِتَابِ اللَّهِ.
Talha bin Musarrif'ten nakledildiğine göre Abdullah bin Ebu Evfa'ya, "Nebi vasiyette bulundu mu?" diye sordum. "Hayır" dedi. Ben, "Öyleyse insanlara vasiyet nasıl yazıldı yahut vasiyet etmeleri nasıl emredildi?" diye sordum. "Allah'ın Kitabı'nı vasiyet etti" dedi.
Sahih al Bukhari 2740
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ زُرَارَةَ، أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ، عَنِ ابْنِ عَوْنٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، قَالَ ذَكَرُوا عِنْدَ عَائِشَةَ أَنَّ عَلِيًّا ـ رضى الله عنهما ـ كَانَ وَصِيًّا. فَقَالَتْ مَتَى أَوْصَى إِلَيْهِ وَقَدْ كُنْتُ مُسْنِدَتَهُ إِلَى صَدْرِي ـ أَوْ قَالَتْ حَجْرِي ـ فَدَعَا بِالطَّسْتِ، فَلَقَدِ انْخَنَثَ فِي حَجْرِي، فَمَا شَعَرْتُ أَنَّهُ قَدْ مَاتَ، فَمَتَى أَوْصَى إِلَيْهِ
Esved'den nakledildiğine göre Aişe'nin yanında Ali'nin Nebinin vasisi olduğu söylendi. Aişe, "Ali'ye ne zaman vasiyette bulundu? Ben onu göğsüme, yahut kucağıma, dayamıştım. Bir tas istedi, ardından kucağıma yığılıverdi. Öldüğünü bile fark etmedim. Ali'ye ne zaman vasiyette bulundu?" dedi.
Sahih al Bukhari 2741
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَامِرِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ سَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ جَاءَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَعُودُنِي وَأَنَا بِمَكَّةَ، وَهْوَ يَكْرَهُ أَنْ يَمُوتَ بِالأَرْضِ الَّتِي هَاجَرَ مِنْهَا قَالَ " يَرْحَمُ اللَّهُ ابْنَ عَفْرَاءَ ". قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ، أُوصِي بِمَالِي كُلِّهِ قَالَ " لاَ ". قُلْتُ فَالشَّطْرُ قَالَ " لاَ ". قُلْتُ الثُّلُثُ. قَالَ " فَالثُّلُثُ، وَالثُّلُثُ كَثِيرٌ، إِنَّكَ أَنْ تَدَعَ وَرَثَتَكَ أَغْنِيَاءَ خَيْرٌ مِنْ أَنْ تَدَعَهُمْ عَالَةً يَتَكَفَّفُونَ النَّاسَ فِي أَيْدِيهِمْ، وَإِنَّكَ مَهْمَا أَنْفَقْتَ مِنْ نَفَقَةٍ فَإِنَّهَا صَدَقَةٌ، حَتَّى اللُّقْمَةُ الَّتِي تَرْفَعُهَا إِلَى فِي امْرَأَتِكَ، وَعَسَى اللَّهُ أَنْ يَرْفَعَكَ فَيَنْتَفِعَ بِكَ نَاسٌ وَيُضَرَّ بِكَ آخَرُونَ ". وَلَمْ يَكُنْ لَهُ يَوْمَئِذٍ إِلاَّ ابْنَةٌ.
Sa'd bin Ebu Vakkas'tan nakledildiğine göre Nebi, Mekke'de hasta olduğum sırada beni ziyarete geldi. Sa'd, hicret ettiği topraklarda ölmekten hoşlanmıyordu. Nebi, "Allah İbn Afra'ya rahmet etsin" buyurdu. Ben, "Ey Allah'ın Resulü! Malımın tamamını vasiyet edeyim mi?" dedim. "Hayır" buyurdu. "Yarısını?" dedim. "Hayır" buyurdu. "Üçte birini?" dedim. "Üçte birini. Üçte bir de çoktur. Mirasçılarını zengin bırakman, onları insanlara el açan yoksullar olarak bırakmandan daha hayırlıdır. Yaptığın her harcama senin için sadakadır; hatta eşinin ağzına koyduğun lokma bile. Umulur ki Allah seni yükseltir de senden bazı insanlar yararlanır, bazıları da zarar görür" buyurdu. O gün Sa'd'ın yalnızca bir kızı vardı.
Sahih al Bukhari 2742
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ لَوْ غَضَّ النَّاسُ إِلَى الرُّبْعِ، لأَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الثُّلُثُ، وَالثُّلُثُ كَثِيرٌ أَوْ كَبِيرٌ ".
Abdullah bin Abbas'tan nakledildiğine göre o, "Keşke insanlar vasiyeti dörtte bire indirseler. Çünkü Allah'ın Resulü, 'Üçte bir; üçte bir de çoktur yahut büyüktür' buyurdu" dedi.
Sahih al Bukhari 2743
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحِيمِ، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّاءُ بْنُ عَدِيٍّ، حَدَّثَنَا مَرْوَانُ، عَنْ هَاشِمِ بْنِ هَاشِمٍ، عَنْ عَامِرِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ مَرِضْتُ فَعَادَنِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ ادْعُ اللَّهَ أَنْ لاَ يَرُدَّنِي عَلَى عَقِبِي. قَالَ " لَعَلَّ اللَّهَ يَرْفَعُكَ وَيَنْفَعُ بِكَ نَاسًا ". قُلْتُ أُرِيدُ أَنْ أُوصِيَ، وَإِنَّمَا لِي ابْنَةٌ ـ قُلْتُ ـ أُوصِي بِالنِّصْفِ قَالَ " النِّصْفُ كَثِيرٌ ". قُلْتُ فَالثُّلُثِ. قَالَ " الثُّلُثُ، وَالثُّلُثُ كَثِيرٌ أَوْ كَبِيرٌ ". قَالَ فَأَوْصَى النَّاسُ بِالثُّلُثِ، وَجَازَ ذَلِكَ لَهُمْ.
Amir bin Sa'd'ın babasından naklettiğine göre o şöyle dedi: Hastalanmıştım. Nebi beni ziyarete geldi. "Ey Allah'ın Resulü! Allah'a dua et de beni gerisin geriye çevirmesin" dedim. "Umulur ki Allah seni yükseltir ve bazı insanlar senden yararlanır" buyurdu. "Vasiyet etmek istiyorum. Yalnızca bir kızım var. Malımın yarısını vasiyet edeyim mi?" dedim. "Yarısı çoktur" buyurdu. "Üçte birini?" dedim. "Üçte bir; üçte bir de çoktur yahut büyüktür" buyurdu. Bunun üzerine insanlar mallarının üçte birini vasiyet ettiler ve bu onlar için geçerli oldu.
Sahih al Bukhari 2744
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهَا قَالَتْ كَانَ عُتْبَةُ بْنُ أَبِي وَقَّاصٍ عَهِدَ إِلَى أَخِيهِ سَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ أَنَّ ابْنَ وَلِيدَةِ زَمْعَةَ مِنِّي، فَاقْبِضْهُ إِلَيْكَ. فَلَمَّا كَانَ عَامُ الْفَتْحِ أَخَذَهُ سَعْدٌ فَقَالَ ابْنُ أَخِي، قَدْ كَانَ عَهِدَ إِلَىَّ فِيهِ. فَقَامَ عَبْدُ بْنُ زَمْعَةَ فَقَالَ أَخِي، وَابْنُ أَمَةِ أَبِي، وُلِدَ عَلَى فِرَاشِهِ. فَتَسَاوَقَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم. فَقَالَ سَعْدٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ، ابْنُ أَخِي، كَانَ عَهِدَ إِلَىَّ فِيهِ. فَقَالَ عَبْدُ بْنُ زَمْعَةَ أَخِي وَابْنُ وَلِيدَةِ أَبِي. وَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " هُوَ لَكَ يَا عَبْدُ ابْنَ زَمْعَةَ، الْوَلَدُ لِلْفِرَاشِ، وَلِلْعَاهِرِ الْحَجَرُ ". ثُمَّ قَالَ لِسَوْدَةَ بِنْتِ زَمْعَةَ " احْتَجِبِي مِنْهُ ". لِمَا رَأَى مِنْ شَبَهِهِ بِعُتْبَةَ، فَمَا رَآهَا حَتَّى لَقِيَ اللَّهَ.
Aişe'den nakledildiğine göre Utbe bin Ebu Vakkas, kardeşi Sa'd bin Ebu Vakkas'a, "Zem'a'nın cariyesinin oğlu bendendir; onu yanına al" diye vasiyet etmişti. Fetih yılında Sa'd onu yanına aldı ve "Bu, kardeşimin oğludur; onu bana vasiyet etmişti" dedi. Bunun üzerine Abd bin Zem'a kalkıp, "Bu benim kardeşim ve babamın cariyesinin oğludur; onun yatağında doğdu" dedi. Ardından Allah'ın Resulüne gittiler. Sa'd, "Ey Allah'ın Resulü! Bu, kardeşimin oğludur; onu bana vasiyet etmişti" dedi. Abd bin Zem'a ise, "Bu benim kardeşim ve babamın cariyesinin oğludur" dedi. Allah'ın Resulü, "Ey Abd bin Zem'a! O senindir. Çocuk yatağın sahibine aittir; zina edene ise mahrumiyet vardır" buyurdu. Sonra çocuğun Utbe'ye benzediğini görünce Sevde bint Zem'a'ya, "Ondan örtün" buyurdu. Çocuk, Sevde Allah'a kavuşuncaya kadar onu görmedi.
Sahih al Bukhari 2745
حَدَّثَنَا حَسَّانُ بْنُ أَبِي عَبَّادٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ يَهُوِدِيًّا، رَضَّ رَأْسَ جَارِيَةٍ بَيْنَ حَجَرَيْنِ، فَقِيلَ لَهَا مَنْ فَعَلَ بِكِ، أَفُلاَنٌ أَوْ فُلاَنٌ حَتَّى سُمِّيَ الْيَهُودِيُّ، فَأَوْمَأَتْ بِرَأْسِهَا، فَجِيءَ بِهِ، فَلَمْ يَزَلْ حَتَّى اعْتَرَفَ، فَأَمَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَرُضَّ رَأْسُهُ بِالْحِجَارَةِ.
Enes'ten nakledildiğine göre bir Yahudi, bir cariyenin başını iki taş arasında ezmişti. Cariyeye, "Bunu sana kim yaptı? Falanca mı, falanca mı?" diye soruldu. Yahudinin adı söylenince başıyla işaret etti. Yahudi getirildi ve sonunda itiraf etti. Bunun üzerine Nebi emretti ve onun başı taşla ezildi.
Sahih al Bukhari 2746
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، عَنْ وَرْقَاءَ، عَنِ ابْنِ أَبِي نَجِيحٍ، عَنْ عَطَاءٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ الْمَالُ لِلْوَلَدِ، وَكَانَتِ الْوَصِيَّةُ لِلْوَالِدَيْنِ، فَنَسَخَ اللَّهُ مِنْ ذَلِكَ مَا أَحَبَّ، فَجَعَلَ لِلذَّكَرِ مِثْلَ حَظِّ الأُنْثَيَيْنِ، وَجَعَلَ لِلأَبَوَيْنِ لِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسَ، وَجَعَلَ لِلْمَرْأَةِ الثُّمُنَ وَالرُّبْعَ، وَلِلزَّوْجِ الشَّطْرَ وَالرُّبُعَ.
Abdullah bin Abbas'tan nakledildiğine göre mal çocuklara kalır, vasiyet ise anne babaya yapılırdı. Allah bundan dilediğini neshetti; erkeğe iki kadının payı kadar, anne ve babanın her birine altıda bir, kadına sekizde bir veya dörtte bir, kocaya ise yarım veya dörtte bir pay verdi.
Sahih al Bukhari 2747
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ عُمَارَةَ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَجُلٌ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَىُّ الصَّدَقَةِ أَفْضَلُ قَالَ " أَنْ تَصَدَّقَ وَأَنْتَ صَحِيحٌ حَرِيصٌ. تَأْمُلُ الْغِنَى، وَتَخْشَى الْفَقْرَ، وَلاَ تُمْهِلْ حَتَّى إِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَ قُلْتَ لِفُلاَنٍ كَذَا وَلِفُلاَنٍ كَذَا، وَقَدْ كَانَ لِفُلاَنٍ ".
Ebu Hureyre'den nakledildiğine göre bir adam Nebi'ye, "Ey Allah'ın Resulü! Hangi sadaka daha faziletlidir?" diye sordu. Nebi, "Sağlıklı ve mala düşkünken, zenginliği umup fakirlikten korkarken sadaka vermendir. Can boğaza dayanıncaya kadar geciktirip de 'Falancaya şu kadar, falancaya bu kadar' deme. Zaten o mal falancanın olmuştur" buyurdu.
Sahih al Bukhari 2748
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ دَاوُدَ أَبُو الرَّبِيعِ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا نَافِعُ بْنُ مَالِكِ بْنِ أَبِي عَامِرٍ أَبُو سُهَيْلٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " آيَةُ الْمُنَافِقِ ثَلاَثٌ، إِذَا حَدَّثَ كَذَبَ، وَإِذَا اؤْتُمِنَ خَانَ، وَإِذَا وَعَدَ أَخْلَفَ ".
Ebu Hureyre'den nakledildiğine göre Nebi şöyle buyurdu: "Münafığın alameti üçtür: Konuştuğunda yalan söyler, kendisine güvenildiğinde ihanet eder ve söz verdiğinde sözünde durmaz."
Sahih al Bukhari 2749
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، وَعُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، أَنَّ حَكِيمَ بْنَ حِزَامٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَعْطَانِي، ثُمَّ سَأَلْتُهُ فَأَعْطَانِي ثُمَّ قَالَ لِي " يَا حَكِيمُ، إِنَّ هَذَا الْمَالَ خَضِرٌ حُلْوٌ، فَمَنْ أَخَذَهُ بِسَخَاوَةِ نَفْسٍ بُورِكَ لَهُ فِيهِ، وَمَنْ أَخَذَهُ بِإِشْرَافِ نَفْسٍ لَمْ يُبَارَكْ لَهُ فِيهِ، وَكَانَ كَالَّذِي يَأْكُلُ وَلاَ يَشْبَعُ، وَالْيَدُ الْعُلْيَا خَيْرٌ مِنَ الْيَدِ السُّفْلَى ". قَالَ حَكِيمٌ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ، وَالَّذِي بَعَثَكَ بِالْحَقِّ لاَ أَرْزَأُ أَحَدًا بَعْدَكَ شَيْئًا حَتَّى أُفَارِقَ الدُّنْيَا. فَكَانَ أَبُو بَكْرٍ يَدْعُو حَكِيمًا لِيُعْطِيَهُ الْعَطَاءَ فَيَأْبَى أَنْ يَقْبَلَ مِنْهُ شَيْئًا، ثُمَّ إِنَّ عُمَرَ دَعَاهُ لِيُعْطِيَهُ فَيَأْبَى أَنْ يَقْبَلَهُ فَقَالَ يَا مَعْشَرَ الْمُسْلِمِينَ، إِنِّي أَعْرِضُ عَلَيْهِ حَقَّهُ الَّذِي قَسَمَ اللَّهُ لَهُ مِنْ هَذَا الْفَىْءِ فَيَأْبَى أَنْ يَأْخُذَهُ. فَلَمْ يَرْزَأْ حَكِيمٌ أَحَدًا مِنَ النَّاسِ بَعْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حَتَّى تُوُفِّيَ رَحِمَهُ اللَّهُ.
Hakim bin Hizam'dan nakledildiğine göre Allah'ın Resulü'nden istedi, o da kendisine verdi. Tekrar istedi, yine verdi. Sonra ona şöyle buyurdu: "Ey Hakim! Bu mal yeşil ve tatlıdır. Kim onu gönül hoşluğuyla alırsa kendisi için bereketli olur. Kim de göz dikerek alırsa kendisi için bereketli olmaz; yiyip de doymayan kimse gibi olur. Üstteki el alttaki elden daha hayırlıdır." Bunun üzerine Hakim, "Ey Allah'ın Resulü! Seni hak ile gönderene yemin ederim ki dünyadan ayrılıncaya kadar senden sonra kimseden hiçbir şey almayacağım" dedi. Ebu Bekir kendisine payını vermek için Hakim'i çağırır, fakat o hiçbir şey kabul etmezdi. Sonra Ömer de kendisine vermek için onu çağırdı, fakat o yine kabul etmedi. Bunun üzerine Ömer, "Ey Müslümanlar topluluğu! Allah'ın bu feyden kendisine ayırdığı hakkını ona sunuyorum, fakat o almayı reddediyor" dedi. Hakim, Nebi'den sonra vefat edinceye kadar hiç kimseden bir şey almadı.
Sahih al Bukhari 2750
حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ مُحَمَّدٍ السَّخْتِيَانِيُّ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا يُونُسُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَالِمٌ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " كُلُّكُمْ رَاعٍ وَمَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ، وَالإِمَامُ رَاعٍ وَمَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ، وَالرَّجُلُ رَاعٍ فِي أَهْلِهِ وَمَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ، وَالْمَرْأَةُ فِي بَيْتِ زَوْجِهَا رَاعِيَةٌ وَمَسْئُولَةٌ عَنْ رَعِيَّتِهَا، وَالْخَادِمُ فِي مَالِ سَيِّدِهِ رَاعٍ وَمَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ ". قَالَ وَحَسِبْتُ أَنْ قَدْ قَالَ " وَالرَّجُلُ رَاعٍ فِي مَالِ أَبِيهِ ".
Abdullah bin Ömer'den nakledildiğine göre Allah'ın Resulü'nü şöyle buyururken işitti: "Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüğünüzden sorumlusunuz. Yönetici çobandır ve güttüğünden sorumludur. Erkek ailesinin çobanıdır ve güttüğünden sorumludur. Kadın kocasının evinin çobanıdır ve güttüğünden sorumludur. Hizmetçi efendisinin malının çobanıdır ve güttüğünden sorumludur." Abdullah bin Ömer, "Sanırım ayrıca, 'Kişi babasının malının çobanıdır' da buyurdu" dedi.
Sahih al Bukhari 2751
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسًا ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لأَبِي طَلْحَةَ " أَرَى أَنْ تَجْعَلَهَا فِي الأَقْرَبِينَ ". قَالَ أَبُو طَلْحَةَ أَفْعَلُ يَا رَسُولَ اللَّهِ. فَقَسَمَهَا أَبُو طَلْحَةَ فِي أَقَارِبِهِ وَبَنِي عَمِّهِ. وَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ لَمَّا نَزَلَتْ {وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الأَقْرَبِينَ} جَعَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُنَادِي " يَا بَنِي فِهْرٍ، يَا بَنِي عَدِيٍّ ". لِبُطُونِ قُرَيْشٍ. وَقَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ لَمَّا نَزَلَتْ {وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الأَقْرَبِينَ} قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " يَا مَعْشَرَ قُرَيْشٍ ".
Enes'ten nakledildiğine göre Nebi, Ebu Talha'ya, "Onu yakınlarına vermeni uygun görüyorum" buyurdu. Ebu Talha, "Öyle yaparım, ey Allah'ın Resulü!" dedi ve onu yakınları ile amcaoğulları arasında paylaştırdı. İbn Abbas, "Yakın akrabanı uyar" ayeti inince Nebi'nin Kureyş'in kollarına, "Ey Fihr oğulları! Ey Adiy oğulları!" diye seslenmeye başladığını söyledi. Ebu Hureyre de, "Yakın akrabanı uyar" ayeti inince Nebi'nin, "Ey Kureyş topluluğu!" diye seslendiğini söyledi.
Sahih al Bukhari 2752
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، وَأَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ أَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ {وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الأَقْرَبِينَ } قَالَ " يَا مَعْشَرَ قُرَيْشٍ ـ أَوْ كَلِمَةً نَحْوَهَا ـ اشْتَرُوا أَنْفُسَكُمْ، لاَ أُغْنِي عَنْكُمْ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا، يَا بَنِي عَبْدِ مَنَافٍ لاَ أُغْنِي عَنْكُمْ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا، يَا عَبَّاسُ بْنَ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ لاَ أُغْنِي عَنْكَ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا، وَيَا صَفِيَّةُ عَمَّةَ رَسُولِ اللَّهِ لاَ أُغْنِي عَنْكِ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا، وَيَا فَاطِمَةُ بِنْتَ مُحَمَّدٍ سَلِينِي مَا شِئْتِ مِنْ مَالِي لاَ أُغْنِي عَنْكِ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا ". تَابَعَهُ أَصْبَغُ عَنِ ابْنِ وَهْبٍ عَنْ يُونُسَ عَنِ ابْنِ شِهَابٍ.
Ebu Hureyre'den nakledildiğine göre Allah, "Yakın akrabanı uyar" [Şuara 214] ayetini indirince Allah'ın Resulü kalkıp şöyle buyurdu: "Ey Kureyş topluluğu! Kendinizi kurtarın; Allah'a karşı size hiçbir faydam dokunmaz. Ey Abdimenaf oğulları! Allah'a karşı size hiçbir faydam dokunmaz. Ey Abdülmuttalib'in oğlu Abbas! Allah'a karşı sana hiçbir faydam dokunmaz. Ey Allah'ın Resulü'nün halası Safiye! Allah'a karşı sana hiçbir faydam dokunmaz. Ey Muhammed'in kızı Fatıma! Malımdan dilediğini iste; Allah'a karşı sana hiçbir faydam dokunmaz."
Sahih al Bukhari 2753
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم رَأَى رَجُلاً يَسُوقُ بَدَنَةً، فَقَالَ لَهُ " ارْكَبْهَا ". فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّهَا بَدَنَةٌ. قَالَ فِي الثَّالِثَةِ أَوِ الرَّابِعَةِ " ارْكَبْهَا، وَيْلَكَ، أَوْ وَيْحَكَ ".
Enes'ten nakledildiğine göre Nebi, kurbanlık bir deve süren birini gördü ve ona, "Ona bin" buyurdu. Adam, "Ey Allah'ın Resulü! O kurbanlık bir devedir" dedi. Nebi üçüncü veya dördüncü defasında, "Yazık sana! Ona bin" buyurdu.
Sahih al Bukhari 2754
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَأَى رَجُلاً يَسُوقُ بَدَنَةً، فَقَالَ " ارْكَبْهَا ". قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّهَا بَدَنَةٌ. قَالَ " ارْكَبْهَا، وَيْلَكَ ". فِي الثَّانِيَةِ أَوْ فِي الثَّالِثَةِ.
Ebu Hureyre'den nakledildiğine göre Allah'ın Resulü, kurbanlık bir deve süren birini gördü ve ona, "Ona bin" buyurdu. Adam, "Ey Allah'ın Resulü! O kurbanlık bir devedir" dedi. İkinci veya üçüncü defasında, "Yazık sana! Ona bin" buyurdu.
Sahih al Bukhari 2755
حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا مَخْلَدُ بْنُ يَزِيدَ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي يَعْلَى، أَنَّهُ سَمِعَ عِكْرِمَةَ، يَقُولُ أَنْبَأَنَا ابْنُ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ سَعْدَ بْنَ عُبَادَةَ ـ رضى الله عنه ـ تُوُفِّيَتْ أُمُّهُ وَهْوَ غَائِبٌ عَنْهَا، فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ أُمِّي تُوُفِّيَتْ وَأَنَا غَائِبٌ عَنْهَا، أَيَنْفَعُهَا شَىْءٌ إِنْ تَصَدَّقْتُ بِهِ عَنْهَا قَالَ " نَعَمْ ". قَالَ فَإِنِّي أُشْهِدُكَ أَنَّ حَائِطِي الْمِخْرَافَ صَدَقَةٌ عَلَيْهَا.
İbn Abbas'tan nakledildiğine göre Sa'd bin Ubade'nin annesi, kendisi yanında değilken vefat etmişti. Sa'd, "Ey Allah'ın Resulü! Annem, ben yanında değilken vefat etti. Onun adına bir şey sadaka etsem ona yararı olur mu?" diye sordu. Nebi, "Evet" buyurdu. Bunun üzerine Sa'd, "O hâlde seni şahit tutarım ki Mihraf adlı bahçem onun adına sadakadır" dedi.
Sahih al Bukhari 2756
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ كَعْبٍ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ كَعْبٍ، قَالَ سَمِعْتُ كَعْبَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه. قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنَّ مِنْ تَوْبَتِي أَنْ أَنْخَلِعَ مِنْ مَالِي صَدَقَةً إِلَى اللَّهِ وَإِلَى رَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم. قَالَ " أَمْسِكْ عَلَيْكَ بَعْضَ مَالِكَ فَهُوَ خَيْرٌ لَكَ ". قُلْتُ فَإِنِّي أُمْسِكُ سَهْمِي الَّذِي بِخَيْبَرَ.
Ka'b bin Malik'ten nakledildiğine göre şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resulü! Tövbemin bir gereği olarak malımdan vazgeçip onu Allah ve Resulü için sadaka vermek istiyorum." Nebi, "Malının bir kısmını elinde tut; bu senin için daha hayırlıdır" buyurdu. Bunun üzerine Ka'b, "Öyleyse Hayber'deki payımı elimde tutuyorum" dedi.
Sahih al Bukhari 2757
وَقَالَ إِسْمَاعِيلُ أَخْبَرَنِي عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ،، لاَ أَعْلَمُهُ إِلاَّ عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَمَّا نَزَلَتْ {لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتَّى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَ} جَاءَ أَبُو طَلْحَةَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ يَقُولُ اللَّهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى فِي كِتَابِهِ {لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتَّى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَ} وَإِنَّ أَحَبَّ أَمْوَالِي إِلَىَّ بِيرُحَاءَ ـ قَالَ وَكَانَتْ حَدِيقَةً كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَدْخُلُهَا وَيَسْتَظِلُّ بِهَا وَيَشْرَبُ مِنْ مَائِهَا ـ فَهِيَ إِلَى اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ وَإِلَى رَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم أَرْجُو بِرَّهُ وَذُخْرَهُ، فَضَعْهَا أَىْ رَسُولَ اللَّهِ حَيْثُ أَرَاكَ اللَّهُ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " بَخْ يَا أَبَا طَلْحَةَ، ذَلِكَ مَالٌ رَابِحٌ، قَبِلْنَاهُ مِنْكَ وَرَدَدْنَاهُ عَلَيْكَ، فَاجْعَلْهُ فِي الأَقْرَبِينَ ". فَتَصَدَّقَ بِهِ أَبُو طَلْحَةَ عَلَى ذَوِي رَحِمِهِ، قَالَ وَكَانَ مِنْهُمْ أُبَىٌّ وَحَسَّانُ، قَالَ وَبَاعَ حَسَّانُ حِصَّتَهُ مِنْهُ مِنْ مُعَاوِيَةَ، فَقِيلَ لَهُ تَبِيعُ صَدَقَةَ أَبِي طَلْحَةَ فَقَالَ أَلاَ أَبِيعُ صَاعًا مِنْ تَمْرٍ بِصَاعٍ مِنْ دَرَاهِمَ قَالَ وَكَانَتْ تِلْكَ الْحَدِيقَةُ فِي مَوْضِعِ قَصْرِ بَنِي حُدَيْلَةَ الَّذِي بَنَاهُ مُعَاوِيَةُ.
Enes'ten nakledildiğine göre: "Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe iyiliğe erişemezsiniz" [Al-i İmran 92] ayeti inince Ebu Talha, Allah'ın Resulü'ne gelerek şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resulü! Yüce Allah kitabında, 'Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe iyiliğe erişemezsiniz' buyuruyor. Benim en sevdiğim malım Beyruha'dır. Burası Allah'ın Resulü'nün girip gölgelendiği ve suyundan içtiği bir bahçeydi. Onu Allah ve Resulü için veriyorum; bunun iyiliğini ve ahirette azık olmasını umuyorum. Ey Allah'ın Resulü! Onu Allah'ın sana göstereceği yere tahsis et." Allah'ın Resulü, "Ne güzel, ey Ebu Talha! Bu kazançlı bir maldır. Onu senden kabul edip sana geri verdik; onu yakınlarına tahsis et" buyurdu. Bunun üzerine Ebu Talha bahçeyi akrabalarına sadaka verdi. Ubey ve Hassan da bunlar arasındaydı. Hassan oradaki payını Muaviye'ye sattı. Ona, "Ebu Talha'nın sadakasını mı satıyorsun?" denilince, "Bir ölçek hurmayı bir ölçek dirheme satmayayım mı?" dedi. Enes, "O bahçe, Muaviye'nin yaptırdığı Beni Hudeyle Köşkü'nün bulunduğu yerdeydi" dedi.
Sahih al Bukhari 2758
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْفَضْلِ أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ إِنَّ نَاسًا يَزْعُمُونَ أَنَّ هَذِهِ الآيَةَ نُسِخَتْ، وَلاَ وَاللَّهِ مَا نُسِخَتْ، وَلَكِنَّهَا مِمَّا تَهَاوَنَ النَّاسُ، هُمَا وَالِيَانِ وَالٍ يَرِثُ، وَذَاكَ الَّذِي يَرْزُقُ، وَوَالٍ لاَ يَرِثُ، فَذَاكَ الَّذِي يَقُولُ بِالْمَعْرُوفِ، يَقُولُ لاَ أَمْلِكُ لَكَ أَنْ أُعْطِيَكَ.
İbn Abbas'ın şöyle dediği nakledildi: "Bazı insanlar bu ayetin neshedildiğini ileri sürüyorlar. Hayır, Allah'a yemin olsun ki neshedilmedi; fakat insanlar onun gereğini yerine getirmekte gevşek davrandılar. İki tür veli vardır: Mirasçı olan veliye pay verilir. Mirasçı olmayan veliye ise uygun bir söz söylenir ve 'Sana verebileceğim bir şey yok' denir."
Sahih al Bukhari 2759
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، رضى الله عنها أَنَّ رَجُلاً، قَالَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِنَّ أُمِّي افْتُلِتَتْ نَفْسَهَا، وَأُرَاهَا لَوْ تَكَلَّمَتْ تَصَدَّقَتْ، أَفَأَتَصَدَّقُ عَنْهَا قَالَ " نَعَمْ، تَصَدَّقْ عَنْهَا ".
Aişe'den nakledildiğine göre bir adam Nebi'ye, "Annem ansızın öldü. Sanırım konuşabilseydi sadaka verirdi. Onun adına sadaka verebilir miyim?" diye sordu. Nebi, "Evet, onun adına sadaka ver" buyurdu.
Sahih al Bukhari 2760
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ سَعْدَ بْنَ عُبَادَةَ ـ رضى الله عنه ـ اسْتَفْتَى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ إِنَّ أُمِّي مَاتَتْ وَعَلَيْهَا نَذْرٌ. فَقَالَ " اقْضِهِ عَنْهَا ".
İbn Abbas'tan nakledildiğine göre Sa'd bin Ubade, Allah'ın Resulü'ne, "Annem, üzerinde bir adak borcu olduğu hâlde öldü" diyerek danıştı. Allah'ın Resulü, "Onun adına adağını yerine getir" buyurdu.
Sahih al Bukhari 2761
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامُ بْنُ يُوسُفَ، أَنَّ ابْنَ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَهُمْ قَالَ أَخْبَرَنِي يَعْلَى، أَنَّهُ سَمِعَ عِكْرِمَةَ، مَوْلَى ابْنِ عَبَّاسٍ يَقُولُ أَنْبَأَنَا ابْنُ عَبَّاسٍ، أَنَّ سَعْدَ بْنَ عُبَادَةَ ـ رضى الله عنهم ـ أَخَا بَنِي سَاعِدَةَ تُوُفِّيَتْ أُمُّهُ وَهْوَ غَائِبٌ، فَأَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ أُمِّي تُوُفِّيَتْ وَأَنَا غَائِبٌ عَنْهَا، فَهَلْ يَنْفَعُهَا شَىْءٌ إِنْ تَصَدَّقْتُ بِهِ عَنْهَا قَالَ " نَعَمْ ". قَالَ فَإِنِّي أُشْهِدُكَ أَنَّ حَائِطِي الْمِخْرَافَ صَدَقَةٌ عَلَيْهَا.
İbn Abbas'tan nakledildiğine göre Saideoğullarından Sa'd bin Ubade'nin annesi, kendisi yanında değilken vefat etti. Sa'd, Nebi'ye gelerek, "Ey Allah'ın Resulü! Annem ben yanında değilken vefat etti. Onun adına sadaka versem bunun kendisine yararı olur mu?" diye sordu. Nebi, "Evet" buyurdu. Bunun üzerine Sa'd, "Seni şahit tutuyorum ki Mihraf adlı bahçem onun adına sadakadır" dedi.
Sahih al Bukhari 2762
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ كَانَ عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ يُحَدِّثُ أَنَّهُ سَأَلَ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها – {وَإِنْ خِفْتُمْ أَنْ لاَ تُقْسِطُوا فِي الْيَتَامَى فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَاءِ} قَالَتْ هِيَ الْيَتِيمَةُ فِي حَجْرِ وَلِيِّهَا، فَيَرْغَبُ فِي جَمَالِهَا وَمَالِهَا، وَيُرِيدُ أَنْ يَتَزَوَّجَهَا بِأَدْنَى مِنْ سُنَّةِ نِسَائِهَا، فَنُهُوا عَنْ نِكَاحِهِنَّ، إِلاَّ أَنْ يُقْسِطُوا لَهُنَّ فِي إِكْمَالِ الصَّدَاقِ، وَأُمِرُوا بِنِكَاحِ مَنْ سِوَاهُنَّ مِنَ النِّسَاءِ قَالَتْ عَائِشَةُ ثُمَّ اسْتَفْتَى النَّاسُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعْدُ فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ {وَيَسْتَفْتُونَكَ فِي النِّسَاءِ قُلِ اللَّهُ يُفْتِيكُمْ فِيهِنَّ} قَالَتْ فَبَيَّنَ اللَّهُ فِي هَذِهِ أَنَّ الْيَتِيمَةَ إِذَا كَانَتْ ذَاتَ جَمَالٍ وَمَالٍ رَغِبُوا فِي نِكَاحِهَا، وَلَمْ يُلْحِقُوهَا بِسُنَّتِهَا بِإِكْمَالِ الصَّدَاقِ، فَإِذَا كَانَتْ مَرْغُوبَةً عَنْهَا فِي قِلَّةِ الْمَالِ وَالْجَمَالِ تَرَكُوهَا وَالْتَمَسُوا غَيْرَهَا مِنَ النِّسَاءِ، قَالَ فَكَمَا يَتْرُكُونَهَا حِينَ يَرْغَبُونَ عَنْهَا فَلَيْسَ لَهُمْ أَنْ يَنْكِحُوهَا إِذَا رَغِبُوا فِيهَا إِلاَّ أَنْ يُقْسِطُوا لَهَا الأَوْفَى مِنَ الصَّدَاقِ وَيُعْطُوهَا حَقَّهَا.
Zühri'den nakledildiğine göre Urve bin Zübeyr, Aişe'ye "Yetimler hakkında adil olamamaktan korkarsanız beğendiğiniz kadınlarla evlenin" ayetini sordu. Aişe şöyle dedi: "Bu, velisinin himayesinde bulunan yetim kızdır. Velisi onun güzelliğine ve malına rağbet eder, fakat ona emsali kadınların mehrinden daha azını vererek evlenmek ister. Bu sebeple, mehirlerini tam verip kendilerine adaletli davranmadıkça bu kızlarla evlenmeleri yasaklandı ve başka kadınlarla evlenmeleri emredildi." Aişe devamla şöyle dedi: "Daha sonra insanlar Allah'ın Resulü'nden kadınlar hakkında fetva istediler. Bunun üzerine Allah, 'Senden kadınlar hakkında fetva istiyorlar. De ki: Onlar hakkında fetvayı size Allah veriyor...' [Nisa 127] ayetini indirdi. Allah bu ayette, yetim kız güzel ve mal sahibi olduğunda onunla evlenmeye rağbet ettiklerini, fakat mehrini tam vererek emsallerine denk tutmadıklarını açıkladı. Malı ve güzelliği az olduğunda ise onu bırakıp başka kadınlar arıyorlardı. Ona rağbet etmediklerinde kendisini bıraktıkları gibi, rağbet ettiklerinde de mehrini tam vermedikçe ve hakkını teslim etmedikçe onunla evlenemezler."
Sahih al Bukhari 2763
حَدَّثَنَا هَارُونُ، حَدَّثَنَا أَبُو سَعِيدٍ، مَوْلَى بَنِي هَاشِمٍ حَدَّثَنَا صَخْرُ بْنُ جُوَيْرِيَةَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ عُمَرَ، تَصَدَّقَ بِمَالٍ لَهُ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَكَانَ يُقَالُ لَهُ ثَمْغٌ، وَكَانَ نَخْلاً، فَقَالَ عُمَرُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي اسْتَفَدْتُ مَالاً وَهُوَ عِنْدِي نَفِيسٌ فَأَرَدْتُ أَنْ أَتَصَدَّقَ بِهِ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " تَصَدَّقْ بِأَصْلِهِ، لاَ يُبَاعُ وَلاَ يُوهَبُ وَلاَ يُورَثُ، وَلَكِنْ يُنْفَقُ ثَمَرُهُ ". فَتَصَدَّقَ بِهِ عُمَرُ، فَصَدَقَتُهُ ذَلِكَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَفِي الرِّقَابِ وَالْمَسَاكِينِ وَالضَّيْفِ وَابْنِ السَّبِيلِ وَلِذِي الْقُرْبَى، وَلاَ جُنَاحَ عَلَى مَنْ وَلِيَهُ أَنْ يَأْكُلَ مِنْهُ بِالْمَعْرُوفِ، أَوْ يُوكِلَ صَدِيقَهُ غَيْرَ مُتَمَوِّلٍ بِهِ.
İbn Ömer'den nakledildiğine göre Ömer, Allah'ın Resulü döneminde Semğ denilen hurmalığını sadaka etmek istedi. Ömer, "Ey Allah'ın Resulü! Çok değer verdiğim bir mal elde ettim ve onu sadaka etmek istiyorum" dedi. Nebi, "Aslını sadaka et; satılmasın, bağışlanmasın ve miras bırakılmasın. Yalnızca ürünü infak edilsin" buyurdu. Bunun üzerine Ömer orayı; Allah yolunda, kölelerin özgürleştirilmesinde, yoksullara, misafirlere, yolculara ve yakınlara harcanmak üzere sadaka etti. Orayı yöneten kişinin örfe uygun biçimde yemesinde ve mal edinmeksizin arkadaşına yedirmesinde sakınca yoktur.
Sahih al Bukhari 2764
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها – {وَمَنْ كَانَ غَنِيًّا فَلْيَسْتَعْفِفْ وَمَنْ كَانَ فَقِيرًا فَلْيَأْكُلْ بِالْمَعْرُوفِ}. قَالَتْ أُنْزِلَتْ فِي وَالِي الْيَتِيمِ أَنْ يُصِيبَ مِنْ مَالِهِ إِذَا كَانَ مُحْتَاجًا بِقَدْرِ مَالِهِ بِالْمَعْرُوفِ.
Aişe'den nakledildiğine göre, "Zengin olan sakınsın, fakir olan ise örfe uygun biçimde yesin" ayeti yetimin velisi hakkında indirilmiştir. Veli ihtiyaç içindeyse yetimin malından örfe uygun ölçüde yiyebilir.
Sahih al Bukhari 2765
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي سُلَيْمَانُ بْنُ بِلاَلٍ، عَنْ ثَوْرِ بْنِ زَيْدٍ الْمَدَنِيِّ، عَنْ أَبِي الْغَيْثِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " اجْتَنِبُوا السَّبْعَ الْمُوبِقَاتِ ". قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ، وَمَا هُنَّ قَالَ " الشِّرْكُ بِاللَّهِ، وَالسِّحْرُ، وَقَتْلُ النَّفْسِ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إِلاَّ بِالْحَقِّ، وَأَكْلُ الرِّبَا، وَأَكْلُ مَالِ الْيَتِيمِ، وَالتَّوَلِّي يَوْمَ الزَّحْفِ، وَقَذْفُ الْمُحْصَنَاتِ الْمُؤْمِنَاتِ الْغَافِلاَتِ ".
Ebu Hureyre'den nakledildiğine göre Nebi, "Helak edici yedi şeyden sakının" buyurdu. "Ey Allah'ın Resulü! Bunlar nelerdir?" diye sordular. Nebi şöyle buyurdu: "Allah'a ortak koşmak, büyü yapmak, Allah'ın haram kıldığı canı haksız yere öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, savaş günü cepheden kaçmak ve hiçbir şeyden habersiz iffetli mümin kadınlara zina iftirası atmaktır."
Sahih al Bukhari 2766
وَقَالَ لَنَا سُلَيْمَانُ حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ نَافِعٍ، قَالَ مَا رَدَّ ابْنُ عُمَرَ عَلَى أَحَدٍ وَصِيَّةً. وَكَانَ ابْنُ سِيرِينَ أَحَبَّ الأَشْيَاءِ إِلَيْهِ فِي مَالِ الْيَتِيمِ أَنْ يَجْتَمِعَ إِلَيْهِ نُصَحَاؤُهُ وَأَوْلِيَاؤُهُ فَيَنْظُرُوا الَّذِي هُوَ خَيْرٌ لَهُ. وَكَانَ طَاوُسٌ إِذَا سُئِلَ عَنْ شَىْءٍ مِنْ أَمْرِ الْيَتَامَى قَرَأَ {وَاللَّهُ يَعْلَمُ الْمُفْسِدَ مِنَ الْمُصْلِحِ}. وَقَالَ عَطَاءٌ فِي يَتَامَى الصَّغِيرُ وَالْكَبِيرُ يُنْفِقُ الْوَلِيُّ عَلَى كُلِّ إِنْسَانٍ بِقَدْرِهِ مِنْ حِصَّتِهِ.
Nafi'den nakledildiğine göre İbn Ömer, hiç kimsenin vasiyetini geri çevirmedi. İbn Sirin'in yetim malı konusunda en uygun bulduğu uygulama, yetimin iyiliğini isteyenlerin ve velilerinin bir araya gelerek onun için en hayırlı olanı değerlendirmeleriydi. Tavus'a yetimlerle ilgili bir mesele sorulduğunda, "Allah bozgunculuk yapanı ıslah edenden ayırır" ayetini okurdu. Ata, küçük veya büyük yetimler hakkında, "Veli, her birine kendi payından durumuna uygun miktarda harcar" derdi.
Sahih al Bukhari 2767
حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ كَثِيرٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ عُلَيَّةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَدِمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْمَدِينَةَ لَيْسَ لَهُ خَادِمٌ، فَأَخَذَ أَبُو طَلْحَةَ بِيَدِي، فَانْطَلَقَ بِي إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ أَنَسًا غُلاَمٌ كَيِّسٌ، فَلْيَخْدُمْكَ. قَالَ فَخَدَمْتُهُ فِي السَّفَرِ وَالْحَضَرِ، مَا قَالَ لِي لِشَىْءٍ صَنَعْتُهُ لِمَ صَنَعْتَ هَذَا هَكَذَا وَلاَ لِشَىْءٍ لَمْ أَصْنَعْهُ لِمَ لَمْ تَصْنَعْ هَذَا هَكَذَا
Enes'ten nakledildiğine göre Allah'ın Resulü Medine'ye geldiğinde hizmetçisi yoktu. Ebu Talha beni elimden tutup Allah'ın Resulü'ne götürdü ve "Ey Allah'ın Resulü! Enes akıllı bir çocuktur, sana hizmet etsin" dedi. Enes şöyle devam etti: "Ben yolculukta ve yolculuk dışında ona hizmet ettim. Yaptığım hiçbir şey için bana, 'Bunu niçin böyle yaptın?' demedi; yapmadığım hiçbir şey için de, 'Bunu niçin böyle yapmadın?' demedi."
Sahih al Bukhari 2768
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ كَانَ أَبُو طَلْحَةَ أَكْثَرَ أَنْصَارِيٍّ بِالْمَدِينَةِ مَالاً مِنْ نَخْلٍ، وَكَانَ أَحَبُّ مَالِهِ إِلَيْهِ بَيْرَحَاءَ مُسْتَقْبِلَةَ الْمَسْجِدِ، وَكَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَدْخُلُهَا وَيَشْرَبُ مِنْ مَاءٍ فِيهَا طَيِّبٍ. قَالَ أَنَسٌ فَلَمَّا نَزَلَتْ {لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتَّى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَ} قَامَ أَبُو طَلْحَةَ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَقُولُ {لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتَّى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَ} وَإِنَّ أَحَبَّ أَمْوَالِي إِلَىَّ بِيرُحَاءَ، وَإِنَّهَا صَدَقَةٌ لِلَّهِ أَرْجُو بِرَّهَا وَذُخْرَهَا عِنْدَ اللَّهِ، فَضَعْهَا حَيْثُ أَرَاكَ اللَّهُ. فَقَالَ " بَخْ، ذَلِكَ مَالٌ رَابِحٌ ـ أَوْ رَايِحٌ ـ شَكَّ ابْنُ مَسْلَمَةَ وَقَدْ سَمِعْتُ مَا قُلْتَ، وَإِنِّي أَرَى أَنْ تَجْعَلَهَا فِي الأَقْرَبِينَ ". قَالَ أَبُو طَلْحَةَ أَفْعَلُ ذَلِكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ. فَقَسَمَهَا أَبُو طَلْحَةَ فِي أَقَارِبِهِ وَفِي بَنِي عَمِّهِ. وَقَالَ إِسْمَاعِيلُ وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ وَيَحْيَى بْنُ يَحْيَى عَنْ مَالِكٍ " رَايِحٌ ".
Enes bin Malik'ten nakledildiğine göre Ebu Talha, Medineli Ensar içinde en çok hurmalığı bulunan kişiydi. Malları içinde en sevdiği, mescidin karşısındaki Beyruha bahçesiydi. Nebi oraya girer ve içindeki güzel sudan içerdi. Enes şöyle dedi: "Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe erişemezsiniz" ayeti inince Ebu Talha kalkıp, "Ey Allah'ın Resulü! Allah, 'Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe erişemezsiniz' buyuruyor. Mallarımın bana en sevimlisi Beyruha'dır. Onu Allah için sadaka veriyorum; onun iyiliğini ve Allah katındaki karşılığını umuyorum. Onu Allah'ın sana gösterdiği yere tahsis et" dedi. Bunun üzerine Nebi, "Ne güzel! Bu kazançlı bir maldır. Söylediklerini işittim. Ben onu yakınlarına vermeni uygun görüyorum" buyurdu. Ebu Talha, "Bunu yaparım, ey Allah'ın Resulü" dedi ve bahçeyi yakınları ile amcaoğulları arasında paylaştırdı.
Sahih al Bukhari 2769
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحِيمِ، أَخْبَرَنَا رَوْحُ بْنُ عُبَادَةَ، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّاءُ بْنُ إِسْحَاقَ، قَالَ حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما أَنَّ رَجُلاً، قَالَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِنَّ أُمَّهُ تُوُفِّيَتْ أَيَنْفَعُهَا إِنْ تَصَدَّقْتُ عَنْهَا قَالَ " نَعَمْ ". قَالَ فَإِنَّ لِي مِخْرَافًا وَأُشْهِدُكَ أَنِّي قَدْ تَصَدَّقْتُ عَنْهَا.
İbn Abbas'tan nakledildiğine göre bir adam Allah'ın Resulü'ne, "Annem vefat etti. Onun adına sadaka verirsem bu ona yarar sağlar mı?" diye sordu. Allah'ın Resulü, "Evet" buyurdu. Adam, "Benim Mihraf adlı bir bahçem var. Seni şahit tutuyorum ki onu annem adına sadaka verdim" dedi.
Sahih al Bukhari 2770
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، عَنْ أَبِي التَّيَّاحِ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَمَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِبِنَاءِ الْمَسْجِدِ فَقَالَ " يَا بَنِي النَّجَّارِ ثَامِنُونِي بِحَائِطِكُمْ هَذَا ". قَالُوا لاَ. وَاللَّهِ لاَ نَطْلُبُ ثَمَنَهُ إِلاَّ إِلَى اللَّهِ.
Enes'ten nakledildiğine göre Nebi mescidin yapılmasını emretti ve "Ey Neccaroğulları! Bu bahçenizin bedeli konusunda benimle anlaşın" buyurdu. Onlar, "Hayır! Allah'a yemin ederiz ki onun bedelini yalnız Allah'tan bekleriz" dediler.
Sahih al Bukhari 2771
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ عَوْنٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ أَصَابَ عُمَرُ بِخَيْبَرَ أَرْضًا فَأَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ أَصَبْتُ أَرْضًا لَمْ أُصِبْ مَالاً قَطُّ أَنْفَسَ مِنْهُ، فَكَيْفَ تَأْمُرُنِي بِهِ قَالَ " إِنْ شِئْتَ حَبَّسْتَ أَصْلَهَا، وَتَصَدَّقْتَ بِهَا ". فَتَصَدَّقَ عُمَرُ أَنَّهُ لاَ يُبَاعُ أَصْلُهَا وَلاَ يُوهَبُ وَلاَ يُورَثُ، فِي الْفُقَرَاءِ وَالْقُرْبَى وَالرِّقَابِ وَفِي سَبِيلِ اللَّهِ وَالضَّيْفِ وَابْنِ السَّبِيلِ، وَلاَ جُنَاحَ عَلَى مَنْ وَلِيَهَا أَنْ يَأْكُلَ مِنْهَا بِالْمَعْرُوفِ، أَوْ يُطْعِمَ صَدِيقًا غَيْرَ مُتَمَوِّلٍ فِيهِ.
Abdullah bin Ömer'den nakledildiğine göre Ömer, Hayber'de bir arazi edindi. Nebi'ye gelerek, "Öyle bir arazi edindim ki şimdiye kadar bundan daha değerli bir mal edinmedim. Bu konuda bana ne emredersin?" diye sordu. Nebi, "Dilersen aslını alıkoyar, gelirini sadaka verirsin" buyurdu. Bunun üzerine Ömer, aslı satılmamak, bağışlanmamak ve miras bırakılmamak üzere araziyi fakirlere, yakınlara, kölelerin özgürlüğüne kavuşturulmasına, Allah yolunda olanlara, misafirlere ve yolda kalmışlara sadaka verdi. Onun idaresini üstlenen kişinin örfe uygun biçimde ondan yemesinde veya mal edinmeksizin bir arkadaşına yedirmesinde sakınca yoktur.
Sahih al Bukhari 2772
حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ عَوْنٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ عُمَرَ، رضى الله عنه وَجَدَ مَالاً بِخَيْبَرَ، فَأَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرَهُ، قَالَ " إِنْ شِئْتَ تَصَدَّقْتَ بِهَا ". فَتَصَدَّقَ بِهَا فِي الْفُقَرَاءِ وَالْمَسَاكِينِ وَذِي الْقُرْبَى وَالضَّيْفِ.
İbn Ömer'den nakledildiğine göre Ömer, Hayber'de bir mala sahip olmuştu. Nebi'ye gelip durumu bildirdi. Nebi, "Dilersen onu sadaka edebilirsin" buyurdu. Bunun üzerine Ömer onu fakirlere, miskinlere, yakınlara ve misafirlere sadaka olarak verdi.
Sahih al Bukhari 2773
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي، حَدَّثَنَا أَبُو التَّيَّاحِ، قَالَ حَدَّثَنِي أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ لَمَّا قَدِمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْمَدِينَةَ أَمَرَ بِالْمَسْجِدِ وَقَالَ " يَا بَنِي النَّجَّارِ ثَامِنُونِي بِحَائِطِكُمْ هَذَا ". قَالُوا لاَ وَاللَّهِ لاَ نَطْلُبُ ثَمَنَهُ إِلاَّ إِلَى اللَّهِ.
Enes bin Malik'ten nakledildiğine göre Nebi Medine'ye gelince mescidin yapılmasını emretti ve "Ey Neccaroğulları! Bu bahçenizin bedeli konusunda benimle anlaşın" buyurdu. Onlar, "Hayır! Allah'a yemin ederiz ki onun bedelini yalnız Allah'tan isteriz" dediler.
Sahih al Bukhari 2774
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي نَافِعٌ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ عُمَرَ، حَمَلَ عَلَى فَرَسٍ لَهُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَعْطَاهَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِيَحْمِلَ عَلَيْهَا رَجُلاً، فَأُخْبِرَ عُمَرُ أَنَّهُ قَدْ وَقَفَهَا يَبِيعُهَا، فَسَأَلَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَبْتَاعَهَا فَقَالَ " لاَ تَبْتَعْهَا، وَلاَ تَرْجِعَنَّ فِي صَدَقَتِكَ ".
İbn Ömer'den nakledildiğine göre Ömer, Allah yolunda kullanılmak üzere bir at vermiş, Allah'ın Resulü de bu ata bir adamı bindirmişti. Daha sonra Ömer'e adamın atı satışa çıkardığı haber verildi. Bunun üzerine atı satın alma konusunda Allah'ın Resulü'ne danıştı. Nebi, "Onu satın alma ve sadakandan kesinlikle dönme" buyurdu.
Sahih al Bukhari 2775
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ يَقْتَسِمْ وَرَثَتِي دِينَارًا، مَا تَرَكْتُ بَعْدَ نَفَقَةِ نِسَائِي وَمَئُونَةِ عَامِلِي فَهْوَ صَدَقَةٌ ".
Ebu Hureyre'den nakledildiğine göre Allah'ın Resulü, "Mirasçılarım dinar paylaşmazlar. Eşlerimin nafakasından ve görevlimin giderinden sonra bıraktığım her şey sadakadır" buyurdu.
Sahih al Bukhari 2776
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ عُمَرَ، اشْتَرَطَ فِي وَقْفِهِ أَنْ يَأْكُلَ مَنْ وَلِيَهُ وَيُوكِلَ صَدِيقَهُ غَيْرَ مُتَمَوِّلٍ مَالاً.
İbn Ömer'den nakledildiğine göre Ömer, vakfında mütevellinin ondan yemesini ve mal edinmeksizin arkadaşına yedirmesini şart koşmuştu.
Sahih al Bukhari 2777
وَقَالَ عَبْدَانُ أَخْبَرَنِي أَبِي، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ عُثْمَانَ ـ رضى الله عنه ـ حَيْثُ حُوصِرَ أَشْرَفَ عَلَيْهِمْ وَقَالَ أَنْشُدُكُمْ وَلاَ أَنْشُدُ إِلاَّ أَصْحَابَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، أَلَسْتُمْ تَعْلَمُونَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنْ حَفَرَ رُومَةَ فَلَهُ الْجَنَّةُ ". فَحَفَرْتُهَا، أَلَسْتُمْ تَعْلَمُونَ أَنَّهُ قَالَ " مَنْ جَهَّزَ جَيْشَ الْعُسْرَةِ فَلَهُ الْجَنَّةُ ". فَجَهَّزْتُهُمْ. قَالَ فَصَدَّقُوهُ بِمَا قَالَ. وَقَالَ عُمَرُ فِي وَقْفِهِ لاَ جُنَاحَ عَلَى مَنْ وَلِيَهُ أَنْ يَأْكُلَ. وَقَدْ يَلِيهِ الْوَاقِفُ وَغَيْرُهُ فَهْوَ وَاسِعٌ لِكُلٍّ.
Ebu Abdurrahman'dan nakledildiğine göre Osman kuşatılınca kuşatanlara yukarıdan göründü ve şöyle dedi: "Allah aşkına söyleyin! Ben yalnız Nebi'nin ashabına soruyorum. Allah'ın Resulü'nün, 'Rûme Kuyusu'nu kim kazarsa ona cennet vardır' dediğini ve onu benim kazdığımı bilmiyor musunuz? Yine onun, 'Zorluk ordusunu kim donatırsa ona cennet vardır' dediğini ve o orduyu benim donattığımı bilmiyor musunuz?" Oradakiler onun söylediklerini doğruladılar. Ömer vakfında, "Onun yöneticisinin ondan yemesinde sakınca yoktur" demişti. Vakfı, vakfeden kişi de başkası da yönetebilir; bu izin herkes için geçerlidir.
Sahih al Bukhari 2778
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، عَنْ أَبِي التَّيَّاحِ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " يَا بَنِي النَّجَّارِ ثَامِنُونِي بِحَائِطِكُمْ ". قَالُوا لاَ نَطْلُبُ ثَمَنَهُ إِلاَّ إِلَى اللَّهِ.
Enes'ten nakledildiğine göre Nebi, "Ey Neccaroğulları! Bu bahçenizin bedeli konusunda benimle anlaşın" buyurdu. Onlar, "Onun bedelini yalnız Allah'tan isteriz" dediler.
Sahih al Bukhari 2779
وَقَالَ لِي عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي زَائِدَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ أَبِي الْقَاسِمِ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ خَرَجَ رَجُلٌ مِنْ بَنِي سَهْمٍ مَعَ تَمِيمٍ الدَّارِيِّ وَعَدِيِّ بْنِ بَدَّاءٍ فَمَاتَ السَّهْمِيُّ بِأَرْضٍ لَيْسَ بِهَا مُسْلِمٌ، فَلَمَّا قَدِمَا بِتَرِكَتِهِ فَقَدُوا جَامًا مِنْ فِضَّةٍ مُخَوَّصًا مِنْ ذَهَبٍ، فَأَحْلَفَهُمَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، ثُمَّ وُجِدَ الْجَامُ بِمَكَّةَ فَقَالُوا ابْتَعْنَاهُ مِنْ تَمِيمٍ وَعَدِيٍّ. فَقَامَ رَجُلاَنِ مِنْ أَوْلِيَائِهِ، فَحَلَفَا لَشَهَادَتُنَا أَحَقُّ مِنْ شَهَادَتِهِمَا، وَإِنَّ الْجَامَ لِصَاحِبِهِمْ. قَالَ وَفِيهِمْ نَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا شَهَادَةُ بَيْنِكُمْ إِذَا حَضَرَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ}
İbn Abbas'tan nakledildiğine göre Sehm oğullarından bir adam, Temim ed-Dari ve Adiy bin Bedda ile yolculuğa çıktı. Sehmli adam, hiçbir Müslümanın bulunmadığı bir yerde öldü. Temim ile Adiy onun terekesini getirdiklerinde, altın işlemeli gümüş bir kabın eksik olduğu görüldü. Allah'ın Resulü bu iki kişiye yemin ettirdi. Daha sonra kap Mekke'de bulundu. Onu ellerinde bulunduranlar, "Biz bunu Temim ile Adiy'den satın aldık" dediler. Ölen adamın velilerinden iki kişi kalkıp, "Bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden daha doğrudur ve bu kap bizim adamımıza aittir" diye yemin ettiler. Bunun üzerine, "Ey iman edenler! Birinize ölüm geldiği zaman aranızdaki şahitlik..." ayeti indi.
Sahih al Bukhari 2780
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَابِقٍ، أَوِ الْفَضْلُ بْنُ يَعْقُوبَ عَنْهُ حَدَّثَنَا شَيْبَانُ أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنْ فِرَاسٍ، قَالَ قَالَ الشَّعْبِيُّ حَدَّثَنِي جَابِرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الأَنْصَارِيُّ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ أَبَاهُ اسْتُشْهِدَ يَوْمَ أُحُدٍ، وَتَرَكَ سِتَّ بَنَاتٍ، وَتَرَكَ عَلَيْهِ دَيْنًا، فَلَمَّا حَضَرَ جِدَادُ النَّخْلِ أَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَدْ عَلِمْتَ أَنَّ وَالِدِي اسْتُشْهِدَ يَوْمَ أُحُدٍ وَتَرَكَ عَلَيْهِ دَيْنًا كَثِيرًا، وَإِنِّي أُحِبُّ أَنْ يَرَاكَ الْغُرَمَاءُ قَالَ " اذْهَبْ فَبَيْدِرْ كُلَّ تَمْرٍ عَلَى نَاحِيَتِهِ ". فَفَعَلْتُ ثُمَّ دَعَوْتُهُ، فَلَمَّا نَظَرُوا إِلَيْهِ أُغْرُوا بِي تِلْكَ السَّاعَةَ، فَلَمَّا رَأَى مَا يَصْنَعُونَ أَطَافَ حَوْلَ أَعْظَمِهَا بَيْدَرًا ثَلاَثَ مَرَّاتٍ ثُمَّ جَلَسَ عَلَيْهِ ثُمَّ قَالَ " ادْعُ أَصْحَابَكَ ". فَمَا زَالَ يَكِيلُ لَهُمْ حَتَّى أَدَّى اللَّهُ أَمَانَةَ وَالِدِي، وَأَنَا وَاللَّهِ رَاضٍ أَنْ يُؤَدِّيَ اللَّهُ أَمَانَةَ وَالِدِي وَلاَ أَرْجِعَ إِلَى أَخَوَاتِي بِتَمْرَةٍ، فَسَلِمَ وَاللَّهِ الْبَيَادِرُ كُلُّهَا حَتَّى أَنِّي أَنْظُرُ إِلَى الْبَيْدَرِ الَّذِي عَلَيْهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَأَنَّهُ لَمْ يَنْقُصْ تَمْرَةً وَاحِدَةً. قَالَ أَبُو عَبْد اللَّهِ أُغْرُوا بِي يَعْنِي هِيجُوا بِي فَأَغْرَيْنَا بَيْنَهُمْ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاءَ
Cabir bin Abdullah el-Ensari'den nakledildiğine göre babası Uhud günü şehit olmuş, geride altı kız ve borç bırakmıştı. Cabir şöyle anlattı: Hurma hasadı zamanı gelince Allah'ın Resulü'ne gidip, "Ey Allah'ın Resulü! Babamın Uhud günü şehit olduğunu ve yüklü miktarda borç bıraktığını biliyorsun. Alacaklıların seni görmesini istiyorum" dedim. Bana, "Git, her hurma çeşidini ayrı bir yığın yap" buyurdu. Ben de öyle yaptım ve sonra onu çağırdım. Alacaklılar onu görünce o anda üzerime daha da yüklendiler. Onların yaptığını görünce en büyük hurma yığınının çevresinde üç kez dolaştı, sonra üzerine oturup, "Alacaklılarını çağır" buyurdu. Babamın borcu tamamen ödeninceye kadar onlara ölçüp vermeyi sürdürdü. Allah'a yemin ederim ki babamın borcu ödendiği takdirde kız kardeşlerime tek bir hurmayla dönmemeye razıydım. Buna rağmen bütün yığınlar olduğu gibi kaldı. Allah'ın Resulü'nün üzerinde oturduğu yığına bakıyordum; sanki ondan tek bir hurma bile eksilmemişti.
Sahih al Bukhari 2781