HADİS KÜTÜPHANESİ

Sahih-i Buhârî

97 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

Giyim

188 hadis

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، وَزَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، يُخْبِرُونَهُ عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ يَنْظُرُ اللَّهُ إِلَى مَنْ جَرَّ ثَوْبَهُ خُيَلاَءَ ‏"‏‏.‏

İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Allah, büyüklenerek elbisesini yerde sürükleyen kimseye bakmaz" buyurmuştur.

Sahih al Bukhari 5783

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ عُقْبَةَ، عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِيهِ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ مَنْ جَرَّ ثَوْبَهُ خُيَلاَءَ لَمْ يَنْظُرِ اللَّهُ إِلَيْهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو بَكْرٍ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ أَحَدَ شِقَّىْ إِزَارِي يَسْتَرْخِي، إِلاَّ أَنْ أَتَعَاهَدَ ذَلِكَ مِنْهُ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لَسْتَ مِمَّنْ يَصْنَعُهُ خُيَلاَءَ ‏"‏‏.‏

Salim b. Abdullah'tan, o babası İbn Ömer r.a.'dan, o da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den şöyle dediğini nakletmektedir: "Her kim elbisesini büyüklenerek yerde sürükleyecek olursa, kıyamet gününde Allah ona bakmayacaktır." Bunun üzerine Ebu Bekir: "Ey Allah'ın Rasulü, eğer izarıma dikkat etmeyecek olursam iki ucundan birisi gevşiyor ve yerde sürünüyor" dedi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Sen bunu büyüklenmek için yapan kimselerden değilsin" buyurdu.

Sahih al Bukhari 5784

حَدَّثَنِي مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الأَعْلَى، عَنْ يُونُسَ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ أَبِي بَكْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ خَسَفَتِ الشَّمْسُ وَنَحْنُ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَامَ يَجُرُّ ثَوْبَهُ مُسْتَعْجِلاً، حَتَّى أَتَى الْمَسْجِدَ وَثَابَ النَّاسُ فَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ، فَجُلِّيَ عَنْهَا، ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَيْنَا وَقَالَ ‏ "‏ إِنَّ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ آيَتَانِ مِنْ آيَاتِ اللَّهِ، فَإِذَا رَأَيْتُمْ مِنْهَا شَيْئًا فَصَلُّوا وَادْعُوا اللَّهَ حَتَّى يَكْشِفَهَا ‏"‏‏.‏

Ebu Bekre r.a.'dan, dedi ki: "Bizler Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzurunda iken güneş tutuldu. Acele edip elbisesini sürükleyerek kalktı ve nihayet mescide geldi. İnsanlar da mescide döndüler. İki rekât namaz kıldı. Güneş tutulması da geçti. Sonra bize yönelerek şöyle buyurdu: Şüphesiz güneş ve ay, Allah'ın ayetlerinden iki ayettir. Onlarda bu kabilden bir şey görecek olursanız, Allah onu açıp giderinceye kadar namaz kılıp dua ediniz."

Sahih al Bukhari 5785

حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا ابْنُ شُمَيْلٍ، أَخْبَرَنَا عُمَرُ بْنُ أَبِي زَائِدَةَ، أَخْبَرَنَا عَوْنُ بْنُ أَبِي جُحَيْفَةَ، عَنْ أَبِيهِ أَبِي جُحَيْفَةَ، قَالَ فَرَأَيْتُ بِلاَلاً جَاءَ بِعَنَزَةٍ فَرَكَزَهَا، ثُمَّ أَقَامَ الصَّلاَةَ، فَرَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَرَجَ فِي حُلَّةٍ مُشَمِّرًا، فَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ إِلَى الْعَنَزَةِ، وَرَأَيْتُ النَّاسَ وَالدَّوَابَّ يَمُرُّونَ بَيْنَ يَدَيْهِ مِنْ وَرَاءِ الْعَنَزَةِ‏.‏

Ebu Cuhayfe'den, dedi ki: "Ben Bilal'i gördüm. Bir harbe getirip onu yere dikti. Sonra namaz için kamet getirdi. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bir elbise giyinmiş ve onu çemremiş olarak çıktığını gördüm. Harbe'ye doğru iki rekat namaz kıl(dır)dı. Bu arada insanların ve hayvanların Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in önünden, harbenin arkasından geçtiklerini gördüm."

Sahih al Bukhari 5786

حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيُّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَا أَسْفَلَ مِنَ الْكَعْبَيْنِ مِنَ الإِزَارِ فَفِي النَّارِ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "İzardan topuklardan aşağıya sarkanı ateştedir."

Sahih al Bukhari 5787

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ يَنْظُرُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِلَى مَنْ جَرَّ إِزَارَهُ بَطَرًا ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre'den rivayete göre Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Allah kıyamet gününde izarını azgınlık ile çeken kimseye bakmayacaktır." buyurdu.

Sahih al Bukhari 5788

حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ زِيَادٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ قَالَ النَّبِيُّ ـ أَوْ قَالَ أَبُو الْقَاسِمِ ـ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ بَيْنَمَا رَجُلٌ يَمْشِي فِي حُلَّةٍ، تُعْجِبُهُ نَفْسُهُ مُرَجِّلٌ جُمَّتَهُ، إِذْ خَسَفَ اللَّهُ بِهِ، فَهْوَ يَتَجَلَّلُ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem -yahut Ebu'l-Kasım Sallallahu Aleyhi ve Sellem- şöyle buyurdu: "Bir adam giyindiği bir elbise ile kendisini beğenerek, başının saçlarını da taramış olduğu halde yürürken Allah, onu yerin dibine geçirdi. Artık o kimse kıyamet gününe kadar yerin içine doğru gömülüp gidiyor."

Sahih al Bukhari 5789

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُفَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ خَالِدٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ أَبَاهُ، حَدَّثَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ بَيْنَا رَجُلٌ يَجُرُّ إِزَارَهُ، خُسِفَ بِهِ، فَهْوَ يَتَجَلَّلُ فِي الأَرْضِ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ ‏"‏‏.‏ تَابَعَهُ يُونُسُ عَنِ الزُّهْرِيِّ‏.‏ وَلَمْ يَرْفَعْهُ شُعَيْبٌ عَنِ الزُّهْرِيِّ‏.‏ حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا وَهْبُ بْنُ جَرِيرٍ، أَخْبَرَنَا أَبِي، عَنْ عَمِّهِ، جَرِيرِ بْنِ زَيْدٍ قَالَ كُنْتُ مَعَ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ عَلَى باب دَارِهِ فَقَالَ سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، سَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَهُ‏.‏

Salim b. Abdullah'tan rivayete göre babası kendisine Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu tahdis etmiştir: "Bir adam izarını yerde sürükleyip giderken ansızın yerin dibine geçirildi. İşte o, kıyamet gününe kadar yerin içine doğru gömülüp gidiyor."

Sahih al Bukhari 5790

حَدَّثَنَا مَطَرُ بْنُ الْفَضْلِ، حَدَّثَنَا شَبَابَةُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ لَقِيتُ مُحَارِبَ بْنَ دِثَارٍ عَلَى فَرَسٍ وَهْوَ يَأْتِي مَكَانَهُ الَّذِي يَقْضِي فِيهِ فَسَأَلْتُهُ عَنْ هَذَا الْحَدِيثِ فَحَدَّثَنِي فَقَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَنْ جَرَّ ثَوْبَهُ مَخِيلَةً، لَمْ يَنْظُرِ اللَّهُ إِلَيْهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏"‏‏.‏ فَقُلْتُ لِمُحَارِبٍ أَذَكَرَ إِزَارَهُ قَالَ مَا خَصَّ إِزَارًا وَلاَ قَمِيصًا‏.‏ تَابَعَهُ جَبَلَةُ بْنُ سُحَيْمٍ وَزَيْدُ بْنُ أَسْلَمَ وَزَيْدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ عَنِ ابْنِ عُمَرَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏ وَقَالَ اللَّيْثُ عَنْ نَافِعٍ عَنِ ابْنِ عُمَرَ مِثْلَهُ‏.‏ وَتَابَعَهُ مُوسَى بْنُ عُقْبَةَ وَعُمَرُ بْنُ مُحَمَّدٍ وَقُدَامَةُ بْنُ مُوسَى عَنْ سَالِمٍ عَنِ ابْنِ عُمَرَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَنْ جَرَّ ثَوْبَهُ ‏"‏‏.‏

Şu'be'den, dedi ki: Muharib b. Disar ile bir atın üzerinde olduğu halde karşılaştım. Hakimlik yaptığı yerine doğru gidiyordu. Ona bu hadisi sordum. Bana tahdis ederek dedi ki: Ben Abdullah b. Ömer radıyallahu anhı şöyle derken dinledim: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Kim büyüklenerek elbisesini yerde sürüklerse kıyamet gününde Allah ona bakmayacaktır." Ben Muharib'e: İzarını söz konusu etti mi, diye sordum. Muharib: Özel olarak ne izar ne de kamis söz konusu etti, dedi. Ayrıca Salim'den, o İbn Ömer'den, onun Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den: "Kim elbisesini sürüklerse..." dediği rivayet edilmiştir.

Sahih al Bukhari 5791

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ جَاءَتِ امْرَأَةُ رِفَاعَةَ الْقُرَظِيِّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَنَا جَالِسَةٌ وَعِنْدَهُ أَبُو بَكْرٍ فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي كُنْتُ تَحْتَ رِفَاعَةَ فَطَلَّقَنِي فَبَتَّ طَلاَقِي، فَتَزَوَّجْتُ بَعْدَهُ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ الزَّبِيرِ، وَإِنَّهُ وَاللَّهِ مَا مَعَهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِلاَّ مِثْلُ هَذِهِ الْهُدْبَةِ‏.‏ وَأَخَذَتْ هُدْبَةً مِنْ جِلْبَابِهَا، فَسَمِعَ خَالِدُ بْنُ سَعِيدٍ قَوْلَهَا وَهْوَ بِالْبَابِ لَمْ يُؤْذَنْ لَهُ، قَالَتْ فَقَالَ خَالِدٌ يَا أَبَا بَكْرٍ أَلاَ تَنْهَى هَذِهِ عَمَّا تَجْهَرُ بِهِ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلاَ وَاللَّهِ مَا يَزِيدُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى التَّبَسُّمِ، فَقَالَ لَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لَعَلَّكِ تُرِيدِينَ أَنْ تَرْجِعِي إِلَى رِفَاعَةَ، لاَ، حَتَّى يَذُوقَ عُسَيْلَتَكِ وَتَذُوقِي عُسَيْلَتَهُ ‏"‏‏.‏ فَصَارَ سُنَّةً بَعْدُ‏.‏

Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zevcesi Aişe r.anha'dan, şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Rifaa el-Kurazî'nin hanımı Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna geldi. O sırada ben de oturuyordum, yanımda Ebu Bekir de vardı. Rifaa'nın hanımı: Ey Allah'ın Rasulü, ben Rifaa'nın nikahı altında idim. Beni boşadı ve boşamamı kesinleştirmiş oldu. Ondan sonra Abdurrahman b. ez-Zubeyr ile evlendim. Allah'a yemin ederim ki ey Allah'ın Rasulü, onunla beraber olan ancak şu saçak gibidir. -Bu arada cilbabından bir saçak alıp gösterdi- dedi. Bu sırada kapıda bulunan ve içeri girmesi için kendisine henüz izin verilmemiş olan Halid b. Said onun söylediklerini işitti. (Aişe devamla) dedi ki: Bunun üzerine Halid: Ey Ebu Bekir, sen bu kadının Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzurunda bu şekilde açıkça konuşmasını yasaklamayacak mısın, dedi. Allah'a yemin ederim, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem gülümsemekten fazla bir şey yapmadı. Sonra Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kadına: Muhtemelen sen Rifaa'ya geri dönmek istiyorsun. Hayır, o senin balcağızını tadıncaya ve sen de onun balcağızını tadıncaya kadar olmaz, dedi. Bundan sonra onun bu söyledikleri (değişmez) bir sünnet oldu."

Sahih al Bukhari 5792

حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا يُونُسُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَنِي عَلِيُّ بْنُ حُسَيْنٍ، أَنَّ حُسَيْنَ بْنَ عَلِيٍّ، أَخْبَرَهُ أَنَّ عَلِيًّا ـ رضى الله عنه ـ قَالَ فَدَعَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِرِدَائِهِ، ثُمَّ انْطَلَقَ يَمْشِي، وَاتَّبَعْتُهُ أَنَا وَزَيْدُ بْنُ حَارِثَةَ، حَتَّى جَاءَ الْبَيْتَ الَّذِي فِيهِ حَمْزَةُ، فَاسْتَأْذَنَ فَأَذِنُوا لَهُمْ‏.‏

Ali r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ridasının getirilmesini istedi ve onu giyindi. Sonra da yürümeye koyuldu. Arkasından ben ve Zeyd b. Harise de gittik. Nihayet Hamza'nın içinde bulunduğu eve geldi. İçeri girmek için izin istedi. Onlara (Nebi ve beraberindekilere) izin verdiler."

Sahih al Bukhari 5793

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَجُلاً، قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا يَلْبَسُ الْمُحْرِمُ مِنَ الثِّيَابِ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ يَلْبَسُ الْمُحْرِمُ الْقَمِيصَ، وَلاَ السَّرَاوِيلَ، وَلاَ الْبُرْنُسَ، وَلاَ الْخُفَّيْنِ، إِلاَّ أَنْ لاَ يَجِدَ النَّعْلَيْنِ، فَلْيَلْبَسْ مَا هُوَ أَسْفَلُ مِنَ الْكَعْبَيْنِ ‏"‏‏.‏

İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre, "Bir adam: Ey Allah'ın Rasulü! İhramlı bir kimse hangi elbiseleri giyinebilir, diye sordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: İhramlı bir kimse gömlek, donlar, bornoz, mestler giyinemez. Ancak iki nalin bulamadığı takdirde (koncu) topuklardan daha aşağıda olanları giyinsin" diye buyurdu.

Sahih al Bukhari 5794

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَمْرٍو، سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ أَتَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَبْدَ اللَّهِ بْنَ أُبَىٍّ بَعْدَ مَا أُدْخِلَ قَبْرَهُ، فَأَمَرَ بِهِ فَأُخْرِجَ، وَوُضِعَ عَلَى رُكْبَتَيْهِ، وَنَفَثَ عَلَيْهِ مِنْ رِيقِهِ، وَأَلْبَسَهُ قَمِيصَهُ، وَاللَّهُ أَعْلَمُ‏.‏

Cabir b. Abdullah r.a.'dan, dedi ki: "Abdullah b. Ubey (b. Selul) kabrine indirildikten sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun yanına geldi. Emir verilerek kabrinden dışarıya çıkarıldı, Nebiin dizleri üzerine konuldu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendi tükürüğünden ona üfledi ve gömleğini ona giydirdi. Artık (niçin böyle yaptığını) Allah en iyi bilendir."

Sahih al Bukhari 5795

حَدَّثَنَا صَدَقَةُ، أَخْبَرَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، قَالَ أَخْبَرَنِي نَافِعٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ لَمَّا تُوُفِّيَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أُبَىٍّ جَاءَ ابْنُهُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَعْطِنِي قَمِيصَكَ أُكَفِّنْهُ فِيهِ، وَصَلِّ عَلَيْهِ، وَاسْتَغْفِرْ لَهُ، فَأَعْطَاهُ قَمِيصَهُ، وَقَالَ ‏"‏ إِذَا فَرَغْتَ فَآذِنَّا ‏"‏‏.‏ فَلَمَّا فَرَغَ آذَنَهُ، فَجَاءَ لِيُصَلِّيَ عَلَيْهِ، فَجَذَبَهُ عُمَرُ فَقَالَ أَلَيْسَ قَدْ نَهَاكَ اللَّهُ أَنْ تُصَلِّيَ عَلَى الْمُنَافِقِينَ فَقَالَ ‏{‏اسْتَغْفِرْ لَهُمْ أَوْ لاَ تَسْتَغْفِرْ لَهُمْ إِنْ تَسْتَغْفِرْ لَهُمْ سَبْعِينَ مَرَّةً فَلَنْ يَغْفِرَ اللَّهُ لَهُمْ‏}‏‏.‏ فَنَزَلَتْ ‏{‏وَلاَ تُصَلِّ عَلَى أَحَدٍ مِنْهُمْ مَاتَ أَبَدًا‏}‏ فَتَرَكَ الصَّلاَةَ عَلَيْهِمْ‏.‏

Abdullah b. Ömer'den, dedi ki: "Abdullah b. Ubey ölünce, oğlu Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek: Ey Allah'ın Rasulü, bana gömleğini ver de gömleğinle onu kefenleyeyim. Ayrıca sen de onun namazını kıl, onun için mağfiret dile, diye ricada bulundu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona kendi gömleğini verdi ve: Cenaze işlerini bitirdiğin vakit bize haber ver, dedi. Oğlu işlerini bitirince durumunu Nebi'e haber verdi. Allah Rasulü ona namaz kılmak için gelince, Ömer onu çekti ve: Allah sana münafıkların namazlarını kılmanı yasaklayarak: 'Onlar için ister mağfiret dile, ister mağfiret dileme. Onlar için yetmiş defa mağfiret dilesen de Allah yine onları kesinlikle bağışlamayacaktır.' (Tevbe, 80) diye buyurmadı mı? dedi. Bunun üzerine: 'Onlardan ölen hiçbir kimsenin namazını asla kılma! Kabrinin başında da durma!' (Tevbe, 84) buyruğu nazil oldu. Bundan sonra onların cenaze namazını kılmayı bıraktı."

Sahih al Bukhari 5796

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَامِرٍ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ نَافِعٍ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ ضَرَبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَثَلَ الْبَخِيلِ وَالْمُتَصَدِّقِ، كَمَثَلِ رَجُلَيْنِ عَلَيْهِمَا جُبَّتَانِ مِنْ حَدِيدٍ، قَدِ اضْطُرَّتْ أَيْدِيهِمَا إِلَى ثُدِيِّهِمَا وَتَرَاقِيهِمَا، فَجَعَلَ الْمُتَصَدِّقُ كُلَّمَا تَصَدَّقَ بِصَدَقَةٍ انْبَسَطَتْ عَنْهُ حَتَّى تَغْشَى أَنَامِلَهُ وَتَعْفُوَ أَثَرَهُ، وَجَعَلَ الْبَخِيلُ كُلَّمَا هَمَّ بِصَدَقَةٍ قَلَصَتْ، وَأَخَذَتْ كُلُّ حَلْقَةٍ بِمَكَانِهَا‏.‏ قَالَ أَبُ هُرَيْرَةَ فَأَنَا رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ بِإِصْبَعِهِ هَكَذَا فِي جَيْبِهِ، فَلَوْ رَأَيْتَهُ يُوَسِّعُهَا وَلاَ تَتَوَسَّعُ‏.‏ تَابَعَهُ ابْنُ طَاوُسٍ عَنْ أَبِيهِ وَأَبُو الزِّنَادِ عَنِ الأَعْرَجِ فِي الْجُبَّتَيْنِ‏.‏ وَقَالَ حَنْظَلَةُ سَمِعْتُ طَاوُسًا سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ يَقُولُ جُبَّتَانِ‏.‏ وَقَالَ جَعْفَرٌ عَنِ الأَعْرَجِ جُبَّتَانِ‏.‏

Ebu Hureyre'den, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem cimri kimse ile bol sadaka veren kimsenin misalini, üzerlerinde demirden iki cübbe bulunan ve üzerlerindeki cübbe, ellerinin göğüslerine ve köprücük kemiklerine doğru sıkışmasına sebep olan iki adama benzetti. Sadaka veren kimsenin bir sadaka verdikçe üzerindeki cübbesi genişler ve nihayet onu ayaklarının parmak uçlarına kadar örter ve izlerini siler. Cimri ise bir sadaka vermek istedi mi cübbe ona yapışır ve her bir halka yerine iyice oturur." Ebu Hureyre dedi ki: "Ben Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in parmağını bu şekilde yakasına koyduğunu gördüm. Keşke sen de onu, o yakasını genişletmek istedikçe genişleyemeyeceğini bu hâliyle anlatırken görmüş olsaydın."

Sahih al Bukhari 5797

حَدَّثَنَا قَيْسُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو الضُّحَى، قَالَ حَدَّثَنِي مَسْرُوقٌ، قَالَ حَدَّثَنِي الْمُغِيرَةُ بْنُ شُعْبَةَ، قَالَ انْطَلَقَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لِحَاجَتِهِ ثُمَّ أَقْبَلَ، فَتَلَقَّيْتُهُ بِمَاءٍ، فَتَوَضَّأَ وَعَلَيْهِ جُبَّةٌ شَأْمِيَّةٌ، فَمَضْمَضَ وَاسْتَنْشَقَ وَغَسَلَ وَجْهَهُ، فَذَهَبَ يُخْرِجُ يَدَيْهِ مِنْ كُمَّيْهِ فَكَانَا ضَيِّقَيْنِ، فَأَخْرَجَ يَدَيْهِ مِنْ تَحْتِ الْجُبَّةِ، فَغَسَلَهُمَا وَمَسَحَ بِرَأْسِهِ وَعَلَى خُفَّيْهِ‏.‏

Muğire b. Şu'be'den, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ihtiyacını karşılamak için gitti, sonra geri döndü. Ben onu su götürerek karşıladım. O da abdest aldı. Üzerinde Şam malı bir cübbe vardı. Ağzına su aldı, burnuna su çekti, yüzünü de yıkadı. Ellerini elbisesinin yenlerinden çıkarmak istedi. Ama yenleri dar olduğundan dolayı ellerini cübbesinin aşağısından çıkardı ve yıkadı. Başını ve mestlerini de meshetti."

Sahih al Bukhari 5798

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّاءُ، عَنْ عَامِرٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الْمُغِيرَةِ، عَنْ أَبِيهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كُنْتُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ذَاتَ لَيْلَةٍ فِي سَفَرٍ فَقَالَ ‏"‏ أَمَعَكَ مَاءٌ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ نَعَمْ‏.‏ فَنَزَلَ عَنْ رَاحِلَتِهِ، فَمَشَى حَتَّى تَوَارَى عَنِّي فِي سَوَادِ اللَّيْلِ، ثُمَّ جَاءَ فَأَفْرَغْتُ عَلَيْهِ الإِدَاوَةَ، فَغَسَلَ وَجْهَهُ وَيَدَيْهِ، وَعَلَيْهِ جُبَّةٌ مِنْ صُوفٍ، فَلَمْ يَسْتَطِعْ أَنْ يُخْرِجَ ذِرَاعَيْهِ مِنْهَا حَتَّى أَخْرَجَهُمَا مِنْ أَسْفَلِ الْجُبَّةِ، فَغَسَلَ ذِرَاعَيْهِ، ثُمَّ مَسَحَ بِرَأْسِهِ، ثُمَّ أَهْوَيْتُ لأَنْزِعَ خُفَّيْهِ فَقَالَ ‏"‏ دَعْهُمَا، فَإِنِّي أَدْخَلْتُهُمَا طَاهِرَتَيْنِ، فَمَسَحَ عَلَيْهِمَا ‏"‏‏.‏

Urve b. Muğire'den, o babasından r.a., dedi ki: "Bir seferde iken bir gece Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte idim. Bana: 'Beraberinde su var mı?' diye sordu. Ben: 'Evet,' deyince bineğinden indi ve gece karanlığında onu göremeyeceğim bir yere ulaşıncaya kadar yürüdü. Sonra geldi, ben de onun üzerine mataradan su döktüm. Yüzünü ve ellerini yıkadı. Üzerinde yün bir cübbe vardı. Kollarını ondan (yenlerinden) dışarıya çıkartamadı. Nihayet kollarını cübbenin alt tarafından çıkardı ve kollarını yıkadı. Sonra başına mesh etti. Daha sonra ben onun mestlerini çıkarmak için eğildim. Ama o: 'Onlara ilişme! Çünkü ben ayaklarım temiz (abdestli) iken o mestleri giymiştim,' dedi ve mestleri üzerine meshetti."

Sahih al Bukhari 5799

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنِ الْمِسْوَرِ بْنِ مَخْرَمَةَ، قَالَ قَسَمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَقْبِيَةً، وَلَمْ يُعْطِ مَخْرَمَةَ شَيْئًا فَقَالَ مَخْرَمَةُ يَا بُنَىَّ انْطَلِقْ بِنَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَانْطَلَقْتُ مَعَهُ فَقَالَ ادْخُلْ فَادْعُهُ لِي‏.‏ قَالَ فَدَعَوْتُهُ لَهُ، فَخَرَجَ إِلَيْهِ وَعَلَيْهِ قَبَاءٌ مِنْهَا فَقَالَ ‏ "‏ خَبَأْتُ هَذَا لَكَ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَنَظَرَ إِلَيْهِ فَقَالَ رَضِيَ مَخْرَمَةُ‏.‏

Misver b. Mahreme'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (ganimet olarak gelmiş) bazı kaftanları paylaştırdı. (Babam) Mahreme'ye ise bir şey vermedi. Bunun üzerine Mahreme: 'Oğlum, haydi seninle Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gidelim,' dedi. Onunla beraber gittim. Babam bana: 'İçeri gir de onu yanıma çağır,' dedi. Ben de içeri girip onu babamın yanına çağırdım. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, üzerinde bu kaftanlardan birisi olduğu halde babamın yanına çıkıp geldi. Ona: 'Bunu senin için sakladım,' buyurdu. Mahreme kaftana baktı ve: 'Mahreme razı oldu,' dedi."

Sahih al Bukhari 5800

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي حَبِيبٍ، عَنْ أَبِي الْخَيْرِ، عَنْ عُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ قَالَ أُهْدِيَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَرُّوجُ حَرِيرٍ، فَلَبِسَهُ، ثُمَّ صَلَّى فِيهِ، ثُمَّ انْصَرَفَ فَنَزَعَهُ نَزْعًا شَدِيدًا كَالْكَارِهِ لَهُ ثُمَّ قَالَ ‏ "‏ لاَ يَنْبَغِي هَذَا لِلْمُتَّقِينَ ‏"‏‏.‏ تَابَعَهُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ عَنِ اللَّيْثِ، وَقَالَ غَيْرُهُ فَرُّوجٌ حَرِيرٌ‏.‏

Ukbe b. Amir r.a.'dan, dedi ki: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ipek bir ferruc (kaftan) hediye edildi, o da onu giyindi. Sonra onunla namaz kıldı. Daha sonra namazı bitirince, ondan hoşlanmamışçasına hızlı bir şekilde onu üzerinden çıkardı, sonra da: 'Bu, takva sahiplerine yakışmaz.' buyurdu."

Sahih al Bukhari 5801

وَقَالَ لِي مُسَدَّدٌ حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، سَمِعْتُ أَبِي قَالَ، رَأَيْتُ عَلَى أَنَسٍ بُرْنُسًا أَصْفَرَ مِنْ خَزٍّ‏.‏

Mu'temir'den, dedi ki: "Ben babamı şöyle derken dinledim: Enes'in üzerinde kalın ipekten sarı renkli bir bornoz gördüm."

Sahih al Bukhari 5802

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَجُلاً، قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا يَلْبَسُ الْمُحْرِمُ مِنَ الثِّيَابِ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ تَلْبَسُوا الْقُمُصَ، وَلاَ الْعَمَائِمَ، وَلاَ السَّرَاوِيلاَتِ، وَلاَ الْبَرَانِسَ، وَلاَ الْخِفَافَ، إِلاَّ أَحَدٌ لاَ يَجِدُ النَّعْلَيْنِ، فَلْيَلْبَسْ خُفَّيْنِ، وَلْيَقْطَعْهُمَا أَسْفَلَ مِنَ الْكَعْبَيْنِ، وَلاَ تَلْبَسُوا مِنَ الثِّيَابِ شَيْئًا مَسَّهُ زَعْفَرَانٌ وَلاَ الْوَرْسُ ‏"‏‏.‏

Abdullah b. Ömer'den rivayete göre bir adam: "Ey Allah'ın Rasulü, ihramlı olan bir kimse hangi elbiseleri giyinebilir?" diye sordu. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de şöyle buyurdu: "Gömlekleri, sarıkları, donları, bornozları ve ayakkabıları giymeyiniz. Ancak herhangi bir kimse nalın bulamazsa o takdirde ayakkabı giysin ve onları topuklarının altından kessin. Diğer taraftan zaferan ve alaçehre değmiş (boyanmış) herhangi bir elbise de giymeyiniz."

Sahih al Bukhari 5803

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ جَابِرِ بْنِ زَيْدٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ لَمْ يَجِدْ إِزَارًا فَلْيَلْبَسْ سَرَاوِيلَ، وَمَنْ لَمْ يَجِدْ نَعْلَيْنِ فَلْيَلْبَسْ خُفَّيْنِ ‏"‏‏.‏

İbn Abbas r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Bir izar bulamayan kimse sirval giyinsin. Nalın bulamayan kimse de ayakkabı giyinsin."

Sahih al Bukhari 5804

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا جُوَيْرِيَةُ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَامَ رَجُلٌ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا تَأْمُرُنَا أَنْ نَلْبَسَ إِذَا أَحْرَمْنَا‏.‏ قَالَ ‏ "‏ لاَ تَلْبَسُوا الْقَمِيصَ، وَالسَّرَاوِيلَ، وَالْعَمَائِمَ وَالْبَرَانِسَ، وَالْخِفَافَ، إِلاَّ أَنْ يَكُونَ رَجُلٌ لَيْسَ لَهُ نَعْلاَنِ، فَلْيَلْبَسِ الْخُفَّيْنِ أَسْفَلَ مِنَ الْكَعْبَيْنِ، وَلاَ تَلْبَسُوا شَيْئًا مِنَ الثِّيَابِ مَسَّهُ زَعْفَرَانٌ وَلاَ وَرْسٌ ‏"‏‏.‏

Abdullah'tan, dedi ki: "Bir adam ayağa kalkarak: Ey Allah'ın Rasulü, ihrama girdiğimiz takdirde ne giymemizi emredersin, diye sordu. Allah Rasulü: Gömlek, sirvaller, sarıklar, bornozlar ve ayakkabılar giymeyiniz. Ancak bir adamın iki nalını yoksa, o takdirde konçları topuklardan daha aşağıda olan ayakkabıları giyinsin. Diğer taraftan zaferan ve alaçehre değmiş, bunlarla boyanmış hiçbir elbise giymeyin."

Sahih al Bukhari 5805

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ سَمِعْتُ الزُّهْرِيَّ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَالِمٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ يَلْبَسُ الْمُحْرِمُ الْقَمِيصَ، وَلاَ الْعِمَامَةَ، وَلاَ السَّرَاوِيلَ، وَلاَ الْبُرْنُسَ، وَلاَ ثَوْبًا مَسَّهُ زَعْفَرَانٌ، وَلاَ وَرْسٌ، وَلاَ الْخُفَّيْنِ، إِلاَّ لِمَنْ لَمْ يَجِدِ النَّعْلَيْنِ، فَإِنْ لَمْ يَجِدْهُمَا فَلْيَقْطَعْهُمَا أَسْفَلَ مِنَ الْكَعْبَيْنِ ‏"‏‏.‏

Salim'den, o da babasından, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "İhramlı bir kimse gömlek, sarık, sirval ve bornoz ile zaferan ve vers değmiş, bunlarla boyanmış bir elbise ve ayakkabı giyinemez. Ancak nalın bulamayan kimse müstesna. Eğer nalın bulamayacak olursa, ayakkabıları topuklarının altından kessin."

Sahih al Bukhari 5806

حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ هَاجَرَ إِلَى الْحَبَشَةِ نَاسٌ مِنَ الْمُسْلِمِينَ، وَتَجَهَّزَ أَبُو بَكْرٍ مُهَاجِرًا، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ عَلَى رِسْلِكَ، فَإِنِّي أَرْجُو أَنْ يُؤْذَنَ لِي ‏"‏‏.‏ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ أَوَ تَرْجُوهُ بِأَبِي أَنْتَ قَالَ ‏"‏ نَعَمْ ‏"‏‏.‏ فَحَبَسَ أَبُو بَكْرٍ نَفْسَهُ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم لِصُحْبَتِهِ، وَعَلَفَ رَاحِلَتَيْنِ كَانَتَا عِنْدَهُ وَرَقَ السَّمُرِ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ‏.‏ قَالَ عُرْوَةُ قَالَتْ عَائِشَةُ فَبَيْنَا نَحْنُ يَوْمًا جُلُوسٌ فِي بَيْتِنَا فِي نَحْرِ الظَّهِيرَةِ فَقَالَ قَائِلٌ لأَبِي بَكْرٍ هَذَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مُقْبِلاً مُتَقَنِّعًا، فِي سَاعَةٍ لَمْ يَكُنْ يَأْتِينَا فِيهَا‏.‏ قَالَ أَبُو بَكْرٍ فِدًا لَهُ بِأَبِي وَأُمِّي، وَاللَّهِ إِنْ جَاءَ بِهِ فِي هَذِهِ السَّاعَةِ إِلاَّ لأَمْرٍ‏.‏ فَجَاءَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَاسْتَأْذَنَ، فَأَذِنَ لَهُ فَدَخَلَ، فَقَالَ حِينَ دَخَلَ لأَبِي بَكْرٍ ‏"‏ أَخْرِجْ مَنْ عِنْدَكَ ‏"‏‏.‏ قَالَ إِنَّمَا هُمْ أَهْلُكَ بِأَبِي أَنْتَ يَا رَسُولَ اللَّهِ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَإِنِّي قَدْ أُذِنَ لِي فِي الْخُرُوجِ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَالصُّحْبَةُ بِأَبِي أَنْتَ يَا رَسُولَ اللَّهِ‏.‏ قَالَ ‏"‏ نَعَمْ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَخُذْ بِأَبِي أَنْتَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِحْدَى رَاحِلَتَىَّ هَاتَيْنِ‏.‏ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ بِالثَّمَنِ ‏"‏‏.‏ قَالَتْ فَجَهَّزْنَاهُمَا أَحَثَّ الْجِهَازِ، وَضَعْنَا لَهُمَا سُفْرَةً فِي جِرَابٍ، فَقَطَعَتْ أَسْمَاءُ بِنْتُ أَبِي بَكْرٍ قِطْعَةً مِنْ نِطَاقِهَا، فَأَوْكَتْ بِهِ الْجِرَابَ، وَلِذَلِكَ كَانَتْ تُسَمَّى ذَاتَ النِّطَاقِ، ثُمَّ لَحِقَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَأَبُو بَكْرٍ بِغَارٍ فِي جَبَلٍ يُقَالُ لَهُ ثَوْرٌ، فَمَكُثَ فِيهِ ثَلاَثَ لَيَالٍ يَبِيتُ عِنْدَهُمَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي بَكْرٍ، وَهْوَ غُلاَمٌ شَابٌّ لَقِنٌ ثَقِفٌ، فَيَرْحَلُ مِنْ عِنْدِهِمَا سَحَرًا، فَيُصْبِحُ مَعَ قُرَيْشٍ بِمَكَّةَ كَبَائِتٍ، فَلاَ يَسْمَعُ أَمْرًا يُكَادَانِ بِهِ إِلاَّ وَعَاهُ، حَتَّى يَأْتِيَهُمَا بِخَبَرِ ذَلِكَ حِينَ يَخْتَلِطُ الظَّلاَمُ، وَيَرْعَى عَلَيْهِمَا عَامِرُ بْنُ فُهَيْرَةَ مَوْلَى أَبِي بَكْرٍ مِنْحَةً مِنْ غَنَمٍ، فَيُرِيحُهَا عَلَيْهِمَا حِينَ تَذْهَبُ سَاعَةٌ مِنَ الْعِشَاءِ، فَيَبِيتَانِ فِي رِسْلِهَا حَتَّى يَنْعِقَ بِهَا عَامِرُ بْنُ فُهَيْرَةَ بِغَلَسٍ، يَفْعَلُ ذَلِكَ كُلَّ لَيْلَةٍ مِنْ تِلْكَ اللَّيَالِي الثَّلاَثِ‏.‏

Aişe r.anha'dan, dedi ki: "Habeşistan'a Müslümanlardan birtakım erkekler hicret etti. Ebu Bekir de hicret etmek üzere hazırlandı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona: Acele etme! Çünkü ben bana da (hicret etmek için) izin verileceğini ümit ediyorum, dedi. Bu sefer Ebu Bekir: Onu ben de ümit edebilir miyim, babam sana feda olsun, dedi. Allah Rasulü: Evet, dedi. Bunun üzerine Ebu Bekir de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile arkadaşlık etmek üzere hicret etmekten vazgeçti. Yanında bulunan iki bineğe de dört ay boyunca semura ağacı yapraklarını yem olarak verdi." Urve dedi ki: Aişe dedi ki: "Bir gün biz öğle sıcağında evimizde oturuyor iken birisi Ebu Bekir'e: İşte Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem başını ve yüzünün büyük bir bölümünü örtmüş olarak geliyor, dedi. Rasulullah'ın o saatte bize gelmek adeti yoktu. Bunun üzerine Ebu Bekir: Babam anam sana feda olsun, Allah'a yemin ederim o bu saatte ancak önemli bir iş için gelmiş olabilir, dedi. Nihayet Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem gelip izin istedi, Ebu Bekir de ona izin verdi. Nebi içeri girdi, içeri girince Ebu Bekir'e: Yanında kim varsa dışarı çıkar, dedi. O: Burada bulunanlar senin ailendir, babam sana feda olsun ey Allah'ın Rasulü, dedi. Allah Rasulü: Hicret etmek üzere çıkmama izin verildi, dedi. Ebu Bekir: Babam sana feda olsun ey Allah'ın Rasulü, seninle yol arkadaşlığı yapacak mıyım, dedi. Allah Rasulü: Evet, dedi. Ebu Bekir: Babam sana feda olsun, ey Allah'ın Rasulü, bu iki binek devemden birisini al, dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ancak bedeli karşılığında (alırım), buyurdu." Aişe devamla dedi ki: "Onları en hızlı bir şekilde yola hazırladık. Azıklarını bir sofra ile bir dağarcık içine koyduk. Ebu Bekir'in kızı Esma, belindeki kuşağından bir parça koparıp dağarcığın ağzını kapattı. Bundan dolayı o Zatu'n-Nitakayn diye adlandırılmıştır. Sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile Ebu Bekir Sevr adındaki bir dağda bulunan bir mağaraya gittiler. O mağarada üç gün kaldılar. Abdullah b. Ebi Bekr -ki o genç, anlayışlı ve kavrayışlı birisi idi- geceleyin yanlarında kalıyor, seher vakti yanlarından ayrılıyor, geceyi Mekke'de geçirmiş gibi Kureyş'le birlikte sabahlıyordu. Kureyşlilerin o ikisi hakkında düşündüklerini, duyduğu her bir kötü planı mutlaka beller ve nihayet karanlık bastırınca bunu haber olarak onlara ulaştırırdı. Ebu Bekir'in kölesi Amir b. Fuheyre de onların yakınlarında sağmal bazı koyunlar otlatır ve gece bir süre ilerledikten sonra koyunları yanlarına götürürdü. Böylelikle her ikisi de sabah aydınlığına doğru Amir b. Fuheyre kendilerine sesleninceye kadar rahat bir şekilde geceyi geçirirlerdi. Mağarada bulundukları o üç gecenin üçünde de hep bunu yaptı."

Sahih al Bukhari 5807

حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم دَخَلَ مَكَّةَ عَامَ الْفَتْحِ وَعَلَى رَأْسِهِ الْمِغْفَرُ‏.‏

Enes r.a.'dan rivayete göre, "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem fetih yılı, başında miğfer bulunduğu halde Mekke'ye girmiştir."

Sahih al Bukhari 5808

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ كُنْتُ أَمْشِي مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَعَلَيْهِ بُرْدٌ نَجْرَانِيٌّ غَلِيظُ الْحَاشِيَةِ، فَأَدْرَكَهُ أَعْرَابِيٌّ فَجَبَذَهُ بِرِدَائِهِ جَبْذَةً شَدِيدَةً، حَتَّى نَظَرْتُ إِلَى صَفْحَةِ عَاتِقِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَدْ أَثَّرَتْ بِهَا حَاشِيَةُ الْبُرْدِ مِنْ شِدَّةِ جَبْذَتِهِ، ثُمَّ قَالَ يَا مُحَمَّدُ مُرْ لِي مِنْ مَالِ اللَّهِ الَّذِي عِنْدَكَ‏.‏ فَالْتَفَتَ إِلَيْهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ ضَحِكَ ثُمَّ أَمَرَ لَهُ بِعَطَاءٍ‏.‏

Enes b. Malik'ten, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte yürüyordum. Üzerinde kenarları kalın ve saçaklı bir Necran burdu vardı. Bedevi bir Arap ona yetişerek ridasından oldukça şiddetli bir şekilde çekiştirdi. Hatta ben Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in boynu ile omuzları arasına baktım da burdun kenarının boynunda iz bıraktığını gördüm. Daha sonra bedevi: Ey Muhammed, yanında bulunan Allah'ın malından bana bir şeyler verilmesi için emir ver, dedi. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona baktı, sonra güldü, sonra da ona bir bağışta bulunulmasını emir buyurdu."

Sahih al Bukhari 5809

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ، قَالَ جَاءَتِ امْرَأَةٌ بِبُرْدَةٍ ـ قَالَ سَهْلٌ هَلْ تَدْرِي مَا الْبُرْدَةُ قَالَ نَعَمْ هِيَ الشَّمْلَةُ، مَنْسُوجٌ فِي حَاشِيَتِهَا ـ قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي نَسَجْتُ هَذِهِ بِيَدِي أَكْسُوكَهَا‏.‏ فَأَخَذَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مُحْتَاجًا إِلَيْهَا، فَخَرَجَ إِلَيْنَا وَإِنَّهَا لإِزَارُهُ، فَجَسَّهَا رَجُلٌ مِنَ الْقَوْمِ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ اكْسُنِيهَا‏.‏ قَالَ ‏ "‏ نَعَمْ ‏"‏‏.‏ فَجَلَسَ مَا شَاءَ اللَّهُ فِي الْمَجْلِسِ، ثُمَّ رَجَعَ، فَطَوَاهَا ثُمَّ أَرْسَلَ بِهَا إِلَيْهِ‏.‏ فَقَالَ لَهُ الْقَوْمُ مَا أَحْسَنْتَ، سَأَلْتَهَا إِيَّاهُ وَقَدْ عَرَفْتَ أَنَّهُ لاَ يَرُدُّ سَائِلاً‏.‏ فَقَالَ الرَّجُلُ وَاللَّهِ مَا سَأَلْتُهَا إِلاَّ لِتَكُونَ كَفَنِي يَوْمَ أَمُوتُ‏.‏ قَالَ سَهْلٌ فَكَانَتْ كَفَنَهُ‏.‏

Sehl b. Sa'd'dan, dedi ki: "Bir kadın bir burde getirip geldi. -Sehl dedi ki: Siz burdenin ne olduğunu biliyor musunuz? (Hadisi Sehl'den rivayet eden kişi): Evet, burde, kenarında dokuma bulunan şemleye denilir, dedi.- Kadın: Ey Allah'ın Rasulü, ben bunu kendi ellerimle dokudum. Onu senin giymeni arzu ediyorum, dedi. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona ihtiyacı olduğu için o burdeyi aldı, yanımıza çıktı, o burde onun izarı olmuştu. Hazır bulunanlardan birisi eliyle onu yoklayarak: Ey Allah'ın Rasulü, onu bana ver, giyineyim, dedi. Allah Rasulü: Olur, deyip Allah'ın dilediği kadar bir süre mecliste kaldı. Sonra dönüp onu katladı, sonra da o burdeyi isteyen adama gönderdi. Orada bulunanlar adama: Hiç iyi bir şey yapmadın. Sen onun, isteyeni asla boş çevirmediğini bildiğin halde o burdeyi ondan istedin, dediler. Adam: Allah'a yemin ederim, onu isteyişimin tek sebebi, öleceğim gün kefenim olması içindir, dedi." Sehl: "Sonra da o burde o adamın kefeni oldu," dedi.

Sahih al Bukhari 5810

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ مِنْ أُمَّتِي زُمْرَةٌ هِيَ سَبْعُونَ أَلْفًا، تُضِيءُ وُجُوهُهُمْ إِضَاءَةَ الْقَمَرِ ‏"‏‏.‏ فَقَامَ عُكَاشَةُ بْنُ مِحْصَنٍ الأَسَدِيُّ يَرْفَعُ نَمِرَةً عَلَيْهِ قَالَ ادْعُ اللَّهَ لِي يَا رَسُولَ اللَّهِ أَنْ يَجْعَلَنِي مِنْهُمْ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ اللَّهُمَّ اجْعَلْهُ مِنْهُمْ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ قَامَ رَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ ادْعُ اللَّهَ أَنْ يَجْعَلَنِي مِنْهُمْ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ‏"‏ سَبَقَكَ عُكَاشَةُ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Ümmetimden bir zümre -ki yetmiş bin kişidir- cennete girecektir. Yüzleri ayın ışık saçıp aydınlattığı gibi ışık saçacaktır. Ukaşe b. Mihsan el-Esedî, üzerinde çizgili bir nemire olduğu halde kalkarak: Ey Allah'ın Rasulü! Allah'ın beni onlardan kılması için bana dua et, dedi. Allah Rasulü: Allah'ım, onu onlardan kıl, diye dua etti. Daha sonra ensardan bir adam ayağa kalkarak: Ey Allah'ın Rasulü, Allah'a beni onlardan kılması için dua et, deyince Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ukaşe senden önce davrandı, buyurdu."

Sahih al Bukhari 5811

حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَاصِمٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ قُلْتُ لَهُ أَىُّ الثِّيَابِ كَانَ أَحَبَّ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ الْحِبَرَةُ‏.‏

Katade'den rivayete göre ben Enes'e: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in en çok sevdiği elbise (türü) hangisi idi, diye sordum. O: Hibera denilen elbise, dedi."

Sahih al Bukhari 5812

حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي الأَسْوَدِ، حَدَّثَنَا مُعَاذٌ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، رضى الله عنه ـ قَالَ كَانَ أَحَبُّ الثِّيَابِ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَلْبَسَهَا الْحِبَرَةَ‏.‏

Enes b. Malik r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in giymeyi en çok sevdiği elbise hibera idi."

Sahih al Bukhari 5813

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ، أَنَّ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَخْبَرَتْهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ تُوُفِّيَ سُجِّيَ بِبُرْدٍ حِبَرَةٍ‏.‏

Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zevcesi Aişe r.anha'dan rivayete göre, "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat ettiğinde üzeri hibera burdu ile örtülmüştü."

Sahih al Bukhari 5814

حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، أَنَّ عَائِشَةَ، وَعَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَبَّاسٍ، رضى الله عنهم قَالاَ لَمَّا نَزَلَ بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم طَفِقَ يَطْرَحُ خَمِيصَةً لَهُ عَلَى وَجْهِهِ، فَإِذَا اغْتَمَّ كَشَفَهَا عَنْ وَجْهِهِ، فَقَالَ وَهْوَ كَذَلِكَ ‏ "‏ لَعْنَةُ اللَّهِ عَلَى الْيَهُودِ وَالنَّصَارَى اتَّخَذُوا قُبُورَ أَنْبِيَائِهِمْ مَسَاجِدَ ‏"‏‏.‏ يُحَذِّرُ مَا صَنَعُوا‏.‏

Aişe ve Abdullah b. Abbas (r.anhuma)'dan, dediler ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (hastalığının şiddetinden ötürü) ona ait olan bir hamisayı yüzüne örtüp bürüyordu. Sıkıldığı zaman da onu yüzünün üzerinden açardı. O bu halde iken: Allah'ın Ianeti Yahudiler ve Hristiyanıarın üzerine olsun. Çünkü onlar Nebilerinin kabirlerini mescidler edindiler, buyurdu. Böylece (ümmetini) onların yaptıklarını yapmaktan sakındırıyordu

Sahih al Bukhari 5815

حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، أَنَّ عَائِشَةَ، وَعَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَبَّاسٍ، رضى الله عنهم قَالاَ لَمَّا نَزَلَ بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم طَفِقَ يَطْرَحُ خَمِيصَةً لَهُ عَلَى وَجْهِهِ، فَإِذَا اغْتَمَّ كَشَفَهَا عَنْ وَجْهِهِ، فَقَالَ وَهْوَ كَذَلِكَ ‏ "‏ لَعْنَةُ اللَّهِ عَلَى الْيَهُودِ وَالنَّصَارَى اتَّخَذُوا قُبُورَ أَنْبِيَائِهِمْ مَسَاجِدَ ‏"‏‏.‏ يُحَذِّرُ مَا صَنَعُوا‏.‏

Aişe ve Abdullah b. Abbas (r.anhuma)'dan, dediler ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (hastalığının şiddetinden ötürü) ona ait olan bir hamisayı yüzüne örtüp bürüyordu. Sıkıldığı zaman da onu yüzünün üzerinden açardı. O bu halde iken: 'Allah'ın laneti Yahudiler ve Hristiyanların üzerine olsun. Çünkü onlar Nebilerinin kabirlerini mescidler edindiler,' buyurdu." Böylece (ümmetini) onların yaptıklarını yapmaktan sakındırıyordu.

Sahih al Bukhari 5816

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ صَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي خَمِيصَةٍ لَهُ لَهَا أَعْلاَمٌ، فَنَظَرَ إِلَى أَعْلاَمِهَا نَظْرَةً، فَلَمَّا سَلَّمَ قَالَ ‏ "‏ اذْهَبُوا بِخَمِيصَتِي هَذِهِ إِلَى أَبِي جَهْمٍ، فَإِنَّهَا أَلْهَتْنِي آنِفًا عَنْ صَلاَتِي، وَائْتُونِي بِأَنْبِجَانِيَّةِ أَبِي جَهْمِ بْنِ حُذَيْفَةَ بْنِ غَانِمٍ مِنْ بَنِي عَدِيِّ بْنِ كَعْبٍ ‏"‏‏.‏

Aişe'den, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem üstünde birtakım alametler bulunan bir hamisayı giyinmiş olduğu halde namaz kıldı. Üzerindeki bu alametlere bir defa baktı, namazı bitirip selam verince: Benim bu hamisamı alıp Ebu Cehm'e götürünüz. Çünkü bu az önce beni namazımdan başka şeyle oyalamış oldu. Bana Adiy b. Ka'b oğullarından Ebu Cehm b. Huzeyfe b. Ganim'in enbicaniyesini getirin, buyurdu."

Sahih al Bukhari 5817

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ هِلاَلٍ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، قَالَ أَخْرَجَتْ إِلَيْنَا عَائِشَةُ كِسَاءً وَإِزَارًا غَلِيظًا فَقَالَتْ قُبِضَ رُوحُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي هَذَيْنِ‏.‏

Ebu Burde'den, dedi ki: "Aişe bize bir kisa ile kalın bir izar çıkardı ve: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunları giyinmiş olduğu halde ruhu kabzedildi, dedi."

Sahih al Bukhari 5818

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، عَنْ خُبَيْبٍ، عَنْ حَفْصِ بْنِ عَاصِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ نَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنِ الْمُلاَمَسَةِ، وَالْمُنَابَذَةِ، وَعَنْ صَلاَتَيْنِ بَعْدَ الْفَجْرِ حَتَّى تَرْتَفِعَ الشَّمْسُ، وَبَعْدَ الْعَصْرِ حَتَّى تَغِيبَ، وَأَنْ يَحْتَبِيَ بِالثَّوْبِ الْوَاحِدِ، لَيْسَ عَلَى فَرْجِهِ مِنْهُ شَىْءٌ بَيْنَهُ وَبَيْنَ السَّمَاءِ، وَأَنْ يَشْتَمِلَ الصَّمَّاءَ‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem mülamese (denilen el dokundurmak) ile münabeze adındaki (birbirine atmak suretiyle yapılan) alışverişi; biri güneş yükselinceye kadar sabah namazından sonra, diğeri de güneş batıncaya kadar ikindi namazından sonra kılınan iki namazı; kişinin tek bir elbise ile, ferci üzerinde elbiseden bir şey olmaksızın, kendisi ile sema arasında bir şey bulunmayacak şekilde ihtiba etmesini ve iştimâlu's-sammâ denilen giyinişi yasaklamıştır."

Sahih al Bukhari 5819

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَامِرُ بْنُ سَعْدٍ، أَنَّ أَبَا سَعِيدٍ الْخُدْرِيَّ، قَالَ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ لِبْسَتَيْنِ وَعَنْ بَيْعَتَيْنِ، نَهَى عَنِ الْمُلاَمَسَةِ وَالْمُنَابَذَةِ فِي الْبَيْعِ، وَالْمُلاَمَسَةُ لَمْسُ الرَّجُلِ ثَوْبَ الآخَرِ بِيَدِهِ بِاللَّيْلِ أَوْ بِالنَّهَارِ، وَلاَ يُقَلِّبُهُ إِلاَّ بِذَلِكَ، وَالْمُنَابَذَةُ أَنْ يَنْبِذَ الرَّجُلُ إِلَى الرَّجُلِ بِثَوْبِهِ، وَيَنْبِذَ الآخَرُ ثَوْبَهُ، وَيَكُونَ ذَلِكَ بَيْعَهُمَا، عَنْ غَيْرِ نَظَرٍ وَلاَ تَرَاضٍ، وَاللِّبْسَتَيْنِ اشْتِمَالُ الصَّمَّاءِ، وَالصَّمَّاءُ أَنْ يَجْعَلَ ثَوْبَهُ عَلَى أَحَدِ عَاتِقَيْهِ، فَيَبْدُو أَحَدُ شِقَّيْهِ لَيْسَ عَلَيْهِ ثَوْبٌ، وَاللِّبْسَةُ الأُخْرَى احْتِبَاؤُهُ بِثَوْبِهِ وَهْوَ جَالِسٌ، لَيْسَ عَلَى فَرْجِهِ مِنْهُ شَىْءٌ‏.‏

Ebu Said el-Hudri'den, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem iki çeşit giyinişi ve iki tür alışverişi yasakladı. O, alışverişte mülamese ve münabezeyi yasakladı. Mülamese, adamın geceleyin yahut gündüzün eliyle diğerinin kumaşına dokunması ve onu ancak bu el dokundurması dışında evirip çevirmemesi suretiyle yapılan alışveriştir. Münabeze ise adamın diğer adama kumaşını atması, diğerinin de kumaşını ona atmasıdır. Bu da onların bakmadan ve karşılıklı rıza olmadan satışları oluyordu. Yasakladığı iki giyiniş ise biri iştimalu's-samma denilendir. Es-Samma, elbisesini omuzlarından birisi üzerine koyup iki yanından birisinin üzerinde elbisesinden (ihramından) bir parça bulunmaksızın giyilmesidir. Diğer giyiniş ise elbisesi ile ihtiba etmesidir. O da otururken, ferci üzerinde o elbisesinden (ihramından) hiçbir şey bulunmaması şeklindeki giyiniştir."

Sahih al Bukhari 5820

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ لِبْسَتَيْنِ أَنْ يَحْتَبِيَ الرَّجُلُ فِي الثَّوْبِ الْوَاحِدِ لَيْسَ عَلَى فَرْجِهِ مِنْهُ شَىْءٌ، وَأَنْ يَشْتَمِلَ بِالثَّوْبِ الْوَاحِدِ، لَيْسَ عَلَى أَحَدِ شِقَّيْهِ، وَعَنِ الْمُلاَمَسَةِ وَالْمُنَابَذَةِ‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'dan, dedi ki: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, biri kişinin örtüsünden ferci üzerinde bir şey bulunmaksızın tek bir örtüye sarınıp bürünmesi şeklindeki, diğeri de tek bir örtüyü yanlarından herhangi birisi üzerinde bir şey bulunmaksızın bürünmesi şeklindeki iki giyinişi ve mülamese ve münabeze denilen alışveriş çeşitlerini nehyetti."

Sahih al Bukhari 5821

حَدَّثَنِي مُحَمَّدٌ، قَالَ أَخْبَرَنِي مَخْلَدٌ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي ابْنُ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنِ اشْتِمَالِ الصَّمَّاءِ، وَأَنْ يَحْتَبِيَ الرَّجُلُ فِي ثَوْبٍ وَاحِدٍ، لَيْسَ عَلَى فَرْجِهِ مِنْهُ شَىْءٌ‏.‏

Ebu Said el-Hudri r.a.'dan rivayete göre: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem iştimalu's-samma denilen giyinişi ve kişinin bir tek örtüsüne, ondan ferci üzerinde bir şey bulunmaksızın bürünmesini nehyetti."

Sahih al Bukhari 5822

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِيهِ، سَعِيدِ بْنِ فُلاَنٍ ـ هُوَ عَمْرُو بْنُ سَعِيدِ بْنِ الْعَاصِ ـ عَنْ أُمِّ خَالِدٍ بِنْتِ خَالِدٍ، أُتِيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِثِيَابٍ فِيهَا خَمِيصَةٌ سَوْدَاءُ صَغِيرَةٌ فَقَالَ ‏"‏ مَنْ تَرَوْنَ نَكْسُو هَذِهِ ‏"‏‏.‏ فَسَكَتَ الْقَوْمُ قَالَ ‏"‏ ائْتُونِي بِأُمِّ خَالِدٍ ‏"‏‏.‏ فَأُتِيَ بِهَا تُحْمَلُ فَأَخَذَ الْخَمِيصَةَ بِيَدِهِ فَأَلْبَسَهَا وَقَالَ ‏"‏ أَبْلِي وَأَخْلِقِي ‏"‏‏.‏ وَكَانَ فِيهَا عَلَمٌ أَخْضَرُ أَوْ أَصْفَرُ فَقَالَ ‏"‏ يَا أُمَّ خَالِدٍ هَذَا سَنَاهْ ‏"‏‏.‏ وَسَنَاهْ بِالْحَبَشِيَّةِ حَسَنٌ‏.‏

Halid'in kızı Ümmü Halid'den, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e aralarında küçük, siyah bir hamisanın da bulunduğu bazı kumaşlar getirildi. Bunun üzerine: Bu kumaşı kime giydirmemizi uygun görürsünüz, dedi. Orada bulunanlar sustular. Allah Rasulü: Bana Ümmü Halid'i getirin, buyurdu. Ümmü Halid taşınarak getirildi. Hamisayı eliyle alıp onu Ümmü Halid'e giydirdi ve: Sen bunu afiyetle eskit ve parala, buyurdu. Hamisada yeşil ya da sarı bir alamet vardı. Nebi: Ey Ümmü Halid, bu senadır, buyurdu. Sena Habeşçede güzel demektir."

Sahih al Bukhari 5823

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنِ ابْنِ عَوْنٍ، عَنْ مُحَمَّدٍ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَمَّا وَلَدَتْ أُمُّ سُلَيْمٍ قَالَتْ لِي يَا أَنَسُ انْظُرْ هَذَا الْغُلاَمَ فَلاَ يُصِيبَنَّ شَيْئًا حَتَّى تَغْدُوَ بِهِ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يُحَنِّكُهُ‏.‏ فَغَدَوْتُ بِهِ، فَإِذَا هُوَ فِي حَائِطٍ وَعَلَيْهِ خَمِيصَةٌ حُرَيْثِيَّةٌ، وَهْوَ يَسِمُ الظَّهْرَ الَّذِي قَدِمَ عَلَيْهِ فِي الْفَتْحِ‏.‏

Enes r.a.'dan, dedi ki: "Ümmü Süleym doğum yapınca bana: Ey Enes, bu çocuğa dikkat et. Onu sabah Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e damağına tatlı bir şey çalmak, yani tahnik etmek için götürünceye kadar sakın ağzına bir şey girmesin, dedi. Sabah çocuğu alıp yanına götürdüm. O bir bahçede idi ve üzerinde Hureysî bir hamisa vardı. O sırada da fetih sırasında üzerinde geldiği binek devesini damgalıyordu."

Sahih al Bukhari 5824

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، أَخْبَرَنَا أَيُّوبُ، عَنْ عِكْرِمَةَ، أَنَّ رِفَاعَةَ، طَلَّقَ امْرَأَتَهُ، فَتَزَوَّجَهَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ الزَبِيرِ الْقُرَظِيُّ، قَالَتْ عَائِشَةُ وَعَلَيْهَا خِمَارٌ أَخْضَرُ‏.‏ فَشَكَتْ إِلَيْهَا، وَأَرَتْهَا خُضْرَةً بِجِلْدِهَا، فَلَمَّا جَاءَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَالنِّسَاءُ يَنْصُرُ بَعْضُهُنَّ بَعْضًا قَالَتْ عَائِشَةُ مَا رَأَيْتُ مِثْلَ مَا يَلْقَى الْمُؤْمِنَاتُ، لَجِلْدُهَا أَشَدُّ خُضْرَةً مِنْ ثَوْبِهَا‏.‏ قَالَ وَسَمِعَ أَنَّهَا قَدْ أَتَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَجَاءَ وَمَعَهُ ابْنَانِ لَهُ مِنْ غَيْرِهَا‏.‏ قَالَتْ وَاللَّهِ مَا لِي إِلَيْهِ مِنْ ذَنْبٍ، إِلاَّ أَنَّ مَا مَعَهُ لَيْسَ بِأَغْنَى عَنِّي مِنْ هَذِهِ‏.‏ وَأَخَذَتْ هُدْبَةً مِنْ ثَوْبِهَا، فَقَالَ كَذَبَتْ وَاللَّهِ يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنِّي لأَنْفُضُهَا نَفْضَ الأَدِيمِ، وَلَكِنَّهَا نَاشِزٌ تُرِيدُ رِفَاعَةَ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ فَإِنْ كَانَ ذَلِكَ لَمْ تَحِلِّي لَهُ ـ أَوْ لَمْ تَصْلُحِي لَهُ ـ حَتَّى يَذُوقَ مِنْ عُسَيْلَتِكِ ‏"‏‏.‏ قَالَ وَأَبْصَرَ مَعَهُ ابْنَيْنِ فَقَالَ ‏"‏ بَنُوكَ هَؤُلاَءِ ‏"‏‏.‏ قَالَ نَعَمْ‏.‏ قَالَ ‏"‏ هَذَا الَّذِي تَزْعُمِينَ مَا تَزْعُمِينَ، فَوَاللَّهِ لَهُمْ أَشْبَهُ بِهِ مِنَ الْغُرَابِ بِالْغُرَابِ ‏"‏‏.‏

İkrime'den rivayete göre: "Rifaa hanımını boşamıştı. Abdurrahman b. ez-Zübeyr el-Kurazî onunla evlendi. Aişe dedi ki: Üzerinde yeşil bir başörtüsü vardı. Aişe'ye şikâyette bulunarak derisi üzerindeki bir morarmayı da göstermişti. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem geldiğinde, kadınlar da birbirlerine destek oluyorlardı. Aişe dedi ki: Ben mümin kadınların çektikleri gibisini görmedim. Ant olsun ki kadının derisi elbisesinden daha yeşildi. İkrime dedi ki: Kocası, karısının Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gittiğini işitti. Bunun üzerine başka bir kadından olma iki oğlunu da beraberinde getirerek geldi. Kadın: Allah'a yemin ederim, benim ona karşı bir günahım yoktur. Ancak onunla beraber olan şey, benim ihtiyacımı bundan daha fazla giderebilecek durumda değildir, dedi ve bu arada üzerindeki örtünün bir saçağını tutup gösterdi. Kocası bunun üzerine: Ey Allah'ın Rasulü, Allah'a yemin ederim ki yalan söyledi. Ben onu deri silkeler gibi silkeliyorum. Fakat o bana karşı koyuyor ve Rifaa'yı istiyor, dedi. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Eğer böyleyse, şimdiki kocan senin balcağızını tatmadıkça sen ona helal olmazsın ya da ona varman uygun olmaz, buyurdu. İkrime dedi ki: Rasulullah, Abdurrahman ile beraber iki oğlunu görünce: Bunlar senin oğulların mıdır, dedi. O: Evet, dedi. Allah Rasulü: Sen bu adam hakkında o iddialarda mı bulunuyorsun? Allah'a yemin ederim ki bu çocukların ona benzemesi, karganın kargaya benzemesinden daha fazladır, buyurdu."

Sahih al Bukhari 5825

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الْحَنْظَلِيُّ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بِشْرٍ، حَدَّثَنَا مِسْعَرٌ، عَنْ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ سَعْدٍ، قَالَ رَأَيْتُ بِشِمَالِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَبِيَمِينِهِ رَجُلَيْنِ عَلَيْهِمَا ثِيَابٌ بِيضٌ يَوْمَ أُحُدٍ، مَا رَأَيْتُهُمَا قَبْلُ وَلاَ بَعْدُ‏.‏

Sa'd'dan, dedi ki: "Uhud günü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in solunda ve sağında, üzerlerinde beyaz elbiseler bulunan iki adam gördüm. O ikisini de ne daha önce görmüştüm, ne de sonra gördüm."

Sahih al Bukhari 5826

حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، عَنِ الْحُسَيْنِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بُرَيْدَةَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ يَعْمَرَ، حَدَّثَهُ أَنَّ أَبَا الأَسْوَدِ الدِّيلِيَّ حَدَّثَهُ أَنَّ أَبَا ذَرٍّ ـ رضى الله عنه ـ حَدَّثَهُ قَالَ أَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَعَلَيْهِ ثَوْبٌ أَبْيَضُ وَهْوَ نَائِمٌ، ثُمَّ أَتَيْتُهُ وَقَدِ اسْتَيْقَظَ فَقَالَ ‏"‏ مَا مِنْ عَبْدٍ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ‏.‏ ثُمَّ مَاتَ عَلَى ذَلِكَ، إِلاَّ دَخَلَ الْجَنَّةَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ وَإِنْ زَنَى وَإِنْ سَرَقَ قَالَ ‏"‏ وَإِنْ زَنَى وَإِنْ سَرَقَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ وَإِنْ زَنَى وَإِنْ سَرَقَ قَالَ ‏"‏ وَإِنْ زَنَى وَإِنْ سَرَقَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ وَإِنْ زَنَى وَإِنْ سَرَقَ قَالَ ‏"‏ وَإِنْ زَنَى وَإِنْ سَرَقَ عَلَى رَغْمِ أَنْفِ أَبِي ذَرٍّ ‏"‏‏.‏ وَكَانَ أَبُو ذَرٍّ إِذَا حَدَّثَ بِهَذَا قَالَ وَإِنْ رَغِمَ أَنْفُ أَبِي ذَرٍّ‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ هَذَا عِنْدَ الْمَوْتِ أَوْ قَبْلَهُ، إِذَا تَابَ وَنَدِمَ وَقَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ‏.‏ غُفِرَ لَهُ‏.‏

Ebu Zerr r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem uyurken, üzerinde beyaz bir elbise bulunduğu halde yanına gittim. Daha sonra yanına gittiğimde uyanmıştı. Dedi ki: La ilahe illallah deyip de daha sonra bu hâl üzere ölen bir kul, muhakkak cennete girer. Ben: Zina etse ve hırsızlık yapsa dahi mi, dedim. O: Zina etse ve hırsızlık yapsa dahi, dedi. Ben yine: Zina etse ve hırsızlık yapsa dahi mi, dedim. O: Zina etse ve hırsızlık yapsa dahi, buyurdu. Ben tekrar: Zina etse ve hırsızlık yapsa dahi mi, dedim. O yine: Ebu Zerr'in burnu yere sürtünse dahi zina etse ve hırsızlık yapsa bile, buyurdu." Ebu Zerr bu hadisi naklettiği zaman: "Ebu Zerr'in burnu yere sürtünse dahi" derdi. Ebu Abdullah (el-Buhari) dedi ki: "Bu, ölüm esnasında ya da daha önce tevbe edip pişman olması ve la ilahe illallah demesi halinde böyledir. O takdirde ona mağfiret olunur."

Sahih al Bukhari 5827

حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا عُثْمَانَ النَّهْدِيَّ، أَتَانَا كِتَابُ عُمَرَ وَنَحْنُ مَعَ عُتْبَةَ بْنِ فَرْقَدٍ بِأَذْرَبِيجَانَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنِ الْحَرِيرِ، إِلاَّ هَكَذَا، وَأَشَارَ بِإِصْبَعَيْهِ اللَّتَيْنِ تَلِيَانِ الإِبْهَامَ قَالَ فِيمَا عَلِمْنَا أَنَّهُ يَعْنِي الأَعْلاَمَ‏.‏

Ebu Osman en-Nehdî'den, dedi ki: "Bizler Utbe b. Ferkad ile birlikte Azerbaycan'da iken Ömer'in mektubu bize ulaştı. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şunun gibi olanı dışında ipeği nehyettiğini belirtiyordu. Bu arada baş parmağına bitişik olan iki parmağı ile işaret etti." Ebu Osman en-Nehdî dedi ki: "Bildiğimize göre o, bu miktar ile elbiseye konulacak alametleri kastetmiştir."

Sahih al Bukhari 5828

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا عَاصِمٌ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ، قَالَ كَتَبَ إِلَيْنَا عُمَرُ وَنَحْنُ بِأَذْرَبِيجَانَ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنْ لُبْسِ الْحَرِيرِ إِلاَّ هَكَذَا، وَصَفَّ لَنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِصْبَعَيْهِ‏.‏ وَرَفَعَ زُهَيْرٌ الْوُسْطَى وَالسَّبَّابَةَ‏.‏

Ebu Osman'dan, dedi ki: "Bizler Azerbaycan'da iken Ömer bize şöyle bir mektup yazdı: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, şöyle olması dışında ipek giyinmeyi nehyetmiştir." Bu arada Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize iki parmağını bir hizada tutarak gösterdi. Zuheyr de orta ve şehadet parmağını kaldırarak gösterdi.

Sahih al Bukhari 5829

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنِ التَّيْمِيِّ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ، قَالَ كُنَّا مَعَ عُتْبَةَ فَكَتَبَ إِلَيْهِ عُمَرُ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ يُلْبَسُ الْحَرِيرُ فِي الدُّنْيَا، إِلاَّ لَمْ يُلْبَسْ فِي الآخِرَةِ مِنْهُ ‏"‏‏.‏ حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا أَبُو عُثْمَانَ، وَأَشَارَ أَبُو عُثْمَانَ، بِإِصْبَعَيْهِ الْمُسَبِّحَةِ وَالْوُسْطَى‏.‏

Ebu Osman'dan, dedi ki: "Biz Utbe ile birlikte idik. Ömer r.a. ona şu mektubu yazdı: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Dünyada ipeği ancak ahirette ondan hiçbir şey giyinmeyecek olan kimse giyer." Ebu Osman, şehadet ve orta parmağıyla işaret etti.

Sahih al Bukhari 5830

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْحَكَمِ، عَنِ ابْنِ أَبِي لَيْلَى، قَالَ كَانَ حُذَيْفَةُ بِالْمَدَايِنِ فَاسْتَسْقَى، فَأَتَاهُ دِهْقَانٌ بِمَاءٍ فِي إِنَاءٍ مِنْ فِضَّةٍ فَرَمَاهُ بِهِ وَقَالَ إِنِّي لَمْ أَرْمِهِ إِلاَّ أَنِّي نَهَيْتُهُ فَلَمْ يَنْتَهِ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ الذَّهَبُ وَالْفِضَّةُ وَالْحَرِيرُ وَالدِّيبَاجُ هِيَ لَهُمْ فِي الدُّنْيَا، وَلَكُمْ فِي الآخِرَةِ ‏"‏‏.‏

İbn Ebi Leyla'dan, dedi ki: "Huzeyfe Medain'de bulunuyordu. Kendisine su getirilmesini istedi. Bir dihkan ona gümüş bir kap içerisinde su getirdi. Huzeyfe o kabı ona doğru attı ve: Benim bu kabı atışımın tek sebebi, ona bunu yapmamasını söylediğim halde bu işten vazgeçmeyişidir. Oysa Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Altın, gümüş, ipek ve atlas dünyada onlara aittir, ahirette sizindir, diye buyurmuştur, dedi."

Sahih al Bukhari 5831

حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ صُهَيْبٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ قَالَ شُعْبَةُ فَقُلْتُ أَعَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ شَدِيدًا عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ـ فَقَالَ ‏ "‏ مَنْ لَبِسَ الْحَرِيرَ فِي الدُّنْيَا فَلَنْ يَلْبَسَهُ فِي الآخِرَةِ ‏"‏‏.‏

Enes b. Malik'ten -Şu'be dedi ki: Ben ona (Abdulaziz b. Suhayb'e): Enes bunu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den diye mi rivayet etti, dedim. Bunun üzerine Abdulaziz şiddetli bir şekilde: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den, dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Kim dünyada ipek giyinirse, ahirette onu giyinmeyecektir."

Sahih al Bukhari 5832

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ ثَابِتٍ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ الزُّبَيْرِ، يَخْطُبُ يَقُولُ قَالَ مُحَمَّدٌ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ لَبِسَ الْحَرِيرَ فِي الدُّنْيَا لَمْ يَلْبَسْهُ فِي الآخِرَةِ ‏"‏‏.‏

İbnu'z-Zubeyr'den, hutbe verirken şöyle dedi: Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Kim ipeği dünyada giyinirse, ahirette onu asla giyinemeyecektir" buyurdu

Sahih al Bukhari 5833

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ الْجَعْدِ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي ذُبْيَانَ، خَلِيفَةَ بْنِ كَعْبٍ قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ الزُّبَيْرِ، يَقُولُ سَمِعْتُ عُمَرَ، يَقُولُ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ لَبِسَ الْحَرِيرَ فِي الدُّنْيَا لَمْ يَلْبَسْهُ فِي الآخِرَةِ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ لَنَا أَبُو مَعْمَرٍ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، عَنْ يَزِيدَ، قَالَتْ مُعَاذَةُ أَخْبَرَتْنِي أُمُّ عَمْرٍو بِنْتُ عَبْدِ اللَّهِ، سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ الزُّبَيْرِ، سَمِعَ عُمَرَ، سَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم‏ نَحْوَهُ

Ömer'den, şöyle dedi: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Kim ipeği dünyada giyinirse, ahirette onu asla giyinemeyecektir" buyurdu

Sahih al Bukhari 5834

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حِطَّانَ، قَالَ سَأَلْتُ عَائِشَةَ عَنِ الْحَرِيرِ، فَقَالَتِ ائْتِ ابْنَ عَبَّاسٍ فَسَلْهُ‏.‏ قَالَ فَسَأَلْتُهُ فَقَالَ سَلِ ابْنَ عُمَرَ‏.‏ قَالَ فَسَأَلْتُ ابْنَ عُمَرَ فَقَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو حَفْصٍ ـ يَعْنِي عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِنَّمَا يَلْبَسُ الْحَرِيرَ فِي الدُّنْيَا مَنْ لاَ خَلاَقَ لَهُ فِي الآخِرَةِ ‏"‏‏.‏ فَقُلْتُ صَدَقَ وَمَا كَذَبَ أَبُو حَفْصٍ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ وَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ رَجَاءٍ حَدَّثَنَا حَرْبٌ عَنْ يَحْيَى حَدَّثَنِي عِمْرَانُ‏.‏ وَقَصَّ الْحَدِيثَ‏.‏

İmran b. Hıttan şöyle dedi: Aişe'ye ipek hakkında sordum. Bana, "İbn Abbas'a git ve ona sor" dedi. İbn Abbas'a sordum. O da, "İbn Ömer'e sor" dedi. İbn Ömer'e sordum. Şöyle dedi: Ebu Hafs, yani Ömer b. el-Hattab, bana Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu haber verdi: "İpeği dünyada ancak ahirette hiçbir payı olmayan kimse giyer." Ben de, "Ebu Hafs doğru söylemiştir; Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hakkında yalan söylememiştir" dedim. Abdullah b. Reca da şöyle dedi: Bize Harb, Yahya'dan rivayet etti. Yahya, "Bana İmran rivayet etti" dedi ve hadisi anlattı.

Sahih al Bukhari 5835

حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أُهْدِيَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ثَوْبُ حَرِيرٍ، فَجَعَلْنَا نَلْمُسُهُ، وَنَتَعَجَّبُ مِنْهُ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَتَعْجَبُونَ مِنْ هَذَا ‏"‏‏.‏ قُلْنَا نَعَمْ‏.‏ قَالَ ‏"‏ مَنَادِيلُ سَعْدِ بْنِ مُعَاذٍ فِي الْجَنَّةِ خَيْرٌ مِنْ هَذَا ‏"‏‏.‏

Bera r.a.'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ipekten bir elbise hediye edildi. Biz de ona dokunmaya ve ondan dolayı hayrete düşmeye başladık. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, 'Siz buna şaşıyor musunuz?' buyurdu. Biz, 'Evet' deyince o, 'Sa'd b. Muaz'ın cennetteki mendilleri bundan daha hayırlıdır' buyurdu."

Sahih al Bukhari 5836

حَدَّثَنَا عَلِيٌّ، حَدَّثَنَا وَهْبُ بْنُ جَرِيرٍ، حَدَّثَنَا أَبِي قَالَ، سَمِعْتُ ابْنَ أَبِي نَجِيحٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي لَيْلَى، عَنْ حُذَيْفَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ نَهَانَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ نَشْرَبَ فِي آنِيَةِ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ، وَأَنْ نَأْكُلَ فِيهَا، وَعَنْ لُبْسِ الْحَرِيرِ وَالدِّيبَاجِ، وَأَنْ نَجْلِسَ عَلَيْهِ‏.‏

Huzeyfe r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bize altın ve gümüş kaplardan içmeyi, onlarda yemek yemeyi, ayrıca ipek ve atlas giymeyi ve bunların üzerine oturmayı yasakladı."

Sahih al Bukhari 5837

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُقَاتِلٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَشْعَثَ بْنِ أَبِي الشَّعْثَاءِ، حَدَّثَنَا مُعَاوِيَةُ بْنُ سُوَيْدِ بْنِ مُقَرِّنٍ، عَنِ ابْنِ عَازِبٍ، قَالَ نَهَانَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنِ الْمَيَاثِرِ الْحُمْرِ وَالْقَسِّيِّ‏.‏

İbn Azib'den, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizlere kırmızı mıseraları ve el-Kassı denilen elbiseleri yasakladı."

Sahih al Bukhari 5838

حَدَّثَنِي مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا وَكِيعٌ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ رَخَّصَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لِلزُّبَيْرِ وَعَبْدِ الرَّحْمَنِ فِي لُبْسِ الْحَرِيرِ لِحِكَّةٍ بِهِمَا‏.‏

Katade'den, o Enes'ten, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Zübeyr ile Abdurrahman'a vücutlarındaki kaşıntı dolayısıyla ipek giymeleri ruhsatını verdi."

Sahih al Bukhari 5839

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، ح وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ مَيْسَرَةَ، عَنْ زَيْدِ بْنِ وَهْبٍ، عَنْ عَلِيٍّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَسَانِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم حُلَّةً سِيَرَاءَ، فَخَرَجْتُ فِيهَا، فَرَأَيْتُ الْغَضَبَ فِي وَجْهِهِ، فَشَقَّقْتُهَا بَيْنَ نِسَائِي‏.‏

Ali b. Ebi Talib r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana yollu olarak dokunmuş, siyera denilen bir kumaştan bir elbiseyi hediye olarak verdi. Ben de onu giyinip dışarı çıktım. Yüzünden kızdığını anladım, ben de bu sebeple onu etrafımdaki hanımlara parçalayıp böldüm."

Sahih al Bukhari 5840

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، قَالَ حَدَّثَنِي جُوَيْرِيَةُ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ عُمَرَ ـ رضى الله عنه ـ رَأَى حُلَّةً سِيَرَاءَ تُبَاعُ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ لَوِ ابْتَعْتَهَا، تَلْبَسُهَا لِلْوَفْدِ إِذَا أَتَوْكَ وَالْجُمُعَةِ‏.‏ قَالَ ‏"‏ إِنَّمَا يَلْبَسُ هَذِهِ مَنْ لاَ خَلاَقَ لَهُ ‏"‏‏.‏ وَأَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ بَعْدَ ذَلِكَ إِلَى عُمَرَ حُلَّةَ سِيَرَاءَ حَرِيرٍ، كَسَاهَا إِيَّاهُ فَقَالَ عُمَرُ كَسَوْتَنِيهَا وَقَدْ سَمِعْتُكَ تَقُولُ فِيهَا مَا قُلْتَ فَقَالَ ‏"‏ إِنَّمَا بَعَثْتُ إِلَيْكَ لِتَبِيعَهَا أَوْ تَكْسُوَهَا ‏"‏‏.‏

Abdullah b. Ömer'den rivayete göre: "Ömer r.a. satışa arz edilen yollu ipek bir elbise gördü. Ey Allah'ın Rasulü, onu satın alırsan, sana gelen heyetlere karşı ve Cuma günü giyersin, dedi. Allah Rasulü: Böyle bir elbiseyi (ahirette) bir payı olmayan kimseler giyinir, dedi. Bundan sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Ömer'e ipek yollu bir elbiseyi (hulletu siyera) hediye olarak gönderdi. Ömer bunun üzerine: Onu bana giyilsin diye mi verdin? Oysa ben senin o elbise hakkında neler söylediğini de işitmiş bulunuyorum, deyince Allah Rasulü: Ben onu sana satasın yahut başkasına giyinmesi için veresin diye gönderdim, buyurdu."

Sahih al Bukhari 5841

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، أَنَّهُ رَأَى عَلَى أُمِّ كُلْثُومٍ ـ عَلَيْهَا السَّلاَمُ ـ بِنْتِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بُرْدَ حَرِيرٍ سِيَرَاءَ‏.‏

Enes b. Malik'ten rivayete göre: "O, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kızı Ümmü Külsum aleyhesselam üzerinde ipek siyera (çizgili) bir burd görmüştür."

Sahih al Bukhari 5842

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ عُبَيْدِ بْنِ حُنَيْنٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ لَبِثْتُ سَنَةً وَأَنَا أُرِيدُ أَنْ أَسْأَلَ عُمَرَ عَنِ الْمَرْأَتَيْنِ اللَّتَيْنِ تَظَاهَرَتَا عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَجَعَلْتُ أَهَابُهُ، فَنَزَلَ يَوْمًا مَنْزِلاً فَدَخَلَ الأَرَاكَ، فَلَمَّا خَرَجَ سَأَلْتُهُ فَقَالَ عَائِشَةُ وَحَفْصَةُ ـ ثُمَّ قَالَ ـ كُنَّا فِي الْجَاهِلِيَّةِ لاَ نَعُدُّ النِّسَاءَ شَيْئًا، فَلَمَّا جَاءَ الإِسْلاَمُ وَذَكَرَهُنَّ اللَّهُ، رَأَيْنَا لَهُنَّ بِذَلِكَ عَلَيْنَا حَقًّا، مِنْ غَيْرِ أَنْ نُدْخِلَهُنَّ فِي شَىْءٍ مِنْ أُمُورِنَا، وَكَانَ بَيْنِي وَبَيْنَ امْرَأَتِي كَلاَمٌ فَأَغْلَظَتْ لِي فَقُلْتُ لَهَا وَإِنَّكِ لَهُنَاكِ‏.‏ قَالَتْ تَقُولُ هَذَا لِي وَابْنَتُكَ تُؤْذِي النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَتَيْتُ حَفْصَةَ فَقُلْتُ لَهَا إِنِّي أُحَذِّرُكِ أَنْ تَعْصِي اللَّهَ وَرَسُولَهُ‏.‏ وَتَقَدَّمْتُ إِلَيْهَا فِي أَذَاهُ، فَأَتَيْتُ أُمَّ سَلَمَةَ فَقُلْتُ لَهَا‏.‏ فَقَالَتْ أَعْجَبُ مِنْكَ يَا عُمَرُ قَدْ دَخَلْتَ فِي أُمُورِنَا، فَلَمْ يَبْقَ إِلاَّ أَنْ تَدْخُلَ بَيْنَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَزْوَاجِهِ، فَرَدَّدَتْ، وَكَانَ رَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ إِذَا غَابَ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَشَهِدْتُهُ أَتَيْتُهُ بِمَا يَكُونُ، وَإِذَا غِبْتُ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَشَهِدَ أَتَانِي بِمَا يَكُونُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَكَانَ مَنْ حَوْلَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَدِ اسْتَقَامَ لَهُ، فَلَمْ يَبْقَ إِلاَّ مَلِكُ غَسَّانَ بِالشَّأْمِ، كُنَّا نَخَافُ أَنْ يَأْتِيَنَا، فَمَا شَعَرْتُ إِلاَّ بِالأَنْصَارِيِّ وَهْوَ يَقُولُ إِنَّهُ قَدْ حَدَثَ أَمْرٌ‏.‏ قُلْتُ لَهُ وَمَا هُوَ أَجَاءَ الْغَسَّانِيُّ قَالَ أَعْظَمُ مِنْ ذَاكَ، طَلَّقَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نِسَاءَهُ‏.‏ فَجِئْتُ فَإِذَا الْبُكَاءُ مِنْ حُجَرِهَا كُلِّهَا، وَإِذَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَدْ صَعِدَ فِي مَشْرُبَةٍ لَهُ، وَعَلَى باب الْمَشْرُبَةِ وَصِيفٌ فَأَتَيْتُهُ فَقُلْتُ اسْتَأْذِنْ لِي‏.‏ فَدَخَلْتُ فَإِذَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَى حَصِيرٍ قَدْ أَثَّرَ فِي جَنْبِهِ، وَتَحْتَ رَأْسِهِ مِرْفَقَةٌ مِنْ أَدَمٍ، حَشْوُهَا لِيفٌ، وَإِذَا أُهُبٌ مُعَلَّقَةٌ وَقَرَظٌ، فَذَكَرْتُ الَّذِي قُلْتُ لِحَفْصَةَ وَأُمِّ سَلَمَةَ، وَالَّذِي رَدَّتْ عَلَىَّ أُمُّ سَلَمَةَ، فَضَحِكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلَبِثَ تِسْعًا وَعِشْرِينَ لَيْلَةً، ثُمَّ نَزَلَ‏.‏

İbn Abbas r.a.'dan, dedi ki: "Ben Ömer'e, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e karşı birbirine yardım eden iki kadının kim olduğunu sormak isteği ile bir sene fırsat kollayıp durdum. Ama ondan çekindiğim için soramadım. Bir gün, bir konaklama yerinde indi ve (ihtiyacını karşılamak üzere) erak ağaçlarının arasına girdi. Ağaçların arasından çıkınca ona sordum. O: Aişe ve Hafsa'dırlar, dedi. Daha sonra şunları anlattı: Bizler cahiliye döneminde kadınları önemsemezdik. Ama İslam gelip de Allah onları söz konusu edince, bu sebeple onların üzerimizde bir haklarının bulunduğunu gördük. Ama bununla birlikte yine onları herhangi bir işimize de karıştırmıyorduk. Benimle hanımım arasında bir söz alışverişi olmuştu. O bana ağır sözler söyledi. Ben de ona: Sen işi buraya kadar mı vardırdın, diye çıkıştım. Bana: Bunu bana mı söylüyorsun? Oysa senin kızın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e eziyet ediyor, dedi. Bu sefer Hafsa'nın yanına gittim ve ona: Seni Allah'a ve Rasulüne karşı gelmekten sakındırıyorum, dedim. Nebi'ye eziyet verip onu rahatsız etmemek konusunda söyleyeceklerimi ilk olarak ona söyledim. Daha sonra Ümmü Seleme'nin yanına gittim ve ona da bunları söyledim. Bu sefer Ümmü Seleme: Sana şaşıyorum ey Ömer, sen bizim işlerimize de müdahale ettin. Kala kala Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile onun zevceleri arasına girmen mi kaldı, dedi ve bu sözlerini tekrarladı. Ensardan bir adam vardı. O Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzurunda bulunmayıp ben bulunacak olursam ona gider, olanları anlatırdım. Ben Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzurunda bulunmayıp o bulunmuş ise o yanıma gelir ve Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yaptıklarını bana anlatırdı. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in etrafında bulunanlar (hükümdar ve idareciler) hep ona karşı doğrulmuşlardı (ona boyun eğmişlerdi). Geriye sadece Şam'daki Gassan kralı kalmıştı. Onun bize hücum edeceğinden korkardık. Bir gün ansızın Ensardan olan o arkadaşımın gelip: Bir iş oldu, dediğini duyuverdim. Ben ona: Olan ne, Gassanlı mı geldi yoksa, diye sordum. O: Bundan daha da büyük. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hanımlarını boşadı, dedi. Hemen onun evine gittim. Hepsinin hücrelerinden ağlama sesleri geliyordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de birkaç basamakla çıkılan yüksekçe odasına çıkmıştı. Odanın kapısında da onun hizmetçisi vardı. Hizmetçisine gidip: Huzura girmem için bana izin iste, dedim. Bana izin verdi, ben de içeri girdim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bir hasır üzerinde olduğunu ve hasırın böğründe iz bıraktığını gördüm. Başı altında içi lifle dolu deriden bir yastık vardı. İçeride tabaklanmamış birkaç hayvan postu asılıydı ve tabaklamakta kullanılan bir miktar karaz (mazı ağacı yaprağı) vardı. Hafsa'ya ve Ümmü Seleme'ye söylediklerimi ona naklettim. Ümmü Seleme'nin de bana ne şekilde cevap verdiğini anlattım. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunun üzerine güldü ve yirmi dokuz gün kalıp sonra indi."

Sahih al Bukhari 5843

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَتْنِي هِنْدُ بِنْتُ الْحَارِثِ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، قَالَتِ اسْتَيْقَظَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مِنَ اللَّيْلِ وَهْوَ يَقُولُ ‏ "‏ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، مَاذَا أُنْزِلَ اللَّيْلَةَ مِنَ الْفِتْنَةِ، مَاذَا أُنْزِلَ مِنَ الْخَزَائِنِ، مَنْ يُوقِظُ صَوَاحِبَ الْحُجُرَاتِ، كَمْ مِنْ كَاسِيَةٍ فِي الدُّنْيَا عَارِيَةٍ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏"‏‏.‏ قَالَ الزُّهْرِيُّ وَكَانَتْ هِنْدٌ لَهَا أَزْرَارٌ فِي كُمَّيْهَا بَيْنَ أَصَابِعِهَا‏.‏

Zühri'den, dedi ki: Bana Haris kızı Hind, Ümmü Seleme r.a.'dan şöyle dediğini haber vermiştir: "Nebi geceleyin: Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. Allah bu gece fitnelerden neler neler, hazinelerden neler neler indirdi! Bu hücrelerindeki kadınları kim uyandıracak? Dünyada nice giyimli kadın vardır ki kıyamet gününde çıplak kalacaktır, diyerek uyandı." Zühri dedi ki: "Hind'in elbisesinin iki yeninde, parmakları arasında düğmeleri vardı."

Sahih al Bukhari 5844

حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ سَعِيدِ بْنِ عَمْرِو بْنِ سَعِيدِ بْنِ الْعَاصِ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي قَالَ، حَدَّثَتْنِي أُمُّ خَالِدٍ بِنْتُ خَالِدٍ، قَالَتْ أُتِيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِثِيَابٍ فِيهَا خَمِيصَةٌ سَوْدَاءُ قَالَ ‏"‏ مَنْ تَرَوْنَ نَكْسُوهَا هَذِهِ الْخَمِيصَةَ ‏"‏‏.‏ فَأُسْكِتَ الْقَوْمُ‏.‏ قَالَ ‏"‏ ائْتُونِي بِأُمِّ خَالِدٍ ‏"‏‏.‏ فَأُتِيَ بِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَأَلْبَسَهَا بِيَدِهِ وَقَالَ ‏"‏ أَبْلِي وَأَخْلِقِي ‏"‏‏.‏ مَرَّتَيْنِ فَجَعَلَ يَنْظُرُ إِلَى عَلَمِ الْخَمِيصَةِ، وَيُشِيرُ بِيَدِهِ إِلَىَّ وَيَقُولُ ‏"‏ يَا أُمَّ خَالِدٍ هَذَا سَنَا ‏"‏‏.‏ وَالسَّنَا بِلِسَانِ الْحَبَشِيَّةِ الْحَسَنُ‏.‏ قَالَ إِسْحَاقُ حَدَّثَتْنِي امْرَأَةٌ مِنْ أَهْلِي أَنَّهَا رَأَتْهُ عَلَى أُمِّ خَالِدٍ‏.‏

Halid'in kızı Ümmü Halid'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e aralarında siyah bir hamisanın bulunduğu elbiseler getirildi. O: Bu hamisayı kime giydirelim dersiniz, diye sordu. Huzurunda bulunanlar sustular. O: Bana Ümmü Halid'i getiriniz, dedi. Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna götürüldüm. Eliyle o hamisayı bana giydirdi ve: Bunu paralayasın, eskitesin, diye iki defa dua etti. Hamisada bulunan bir alamete baktı, eliyle ona işaret edip: Ey Ümmü Halid, bu senadır, dedi. Sena Habeşçede güzel demektir." İshak dedi ki: "Bana aile halkımdan bir kadının tahdis ettiğine göre o, o hamisayı Ümmü Halid'in üzerinde görmüştür."

Sahih al Bukhari 5845

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ نَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَتَزَعْفَرَ الرَّجُلُ‏.‏

Enes'ten: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem erkeğin zaferan kullanmasını nehyetmiştir," dediği rivayet edilmiştir.

Sahih al Bukhari 5846

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ نَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَلْبَسَ الْمُحْرِمُ ثَوْبًا مَصْبُوغًا بِوَرْسٍ أَوْ بِزَعْفَرَانٍ‏.‏

İbn Ömer r.a.'dan, dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ihramlı bir kimsenin vers (alaçehre) yahut za'feran ile boyanmış bir elbise giyinmesini nehyetmiştir.

Sahih al Bukhari 5847

حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، سَمِعَ الْبَرَاءَ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مَرْبُوعًا، وَقَدْ رَأَيْتُهُ فِي حُلَّةٍ حَمْرَاءَ مَا رَأَيْتُ شَيْئًا أَحْسَنَ مِنْهُ‏.‏

Bera r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem orta boylu idi. Ben onu kırmızı bir elbise giyinmişken gördüm. Ondan daha güzelini asla görmedim."

Sahih al Bukhari 5848

حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَشْعَثَ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ سُوَيْدِ بْنِ مُقَرِّنٍ، عَنِ الْبَرَاءِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَمَرَنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِسَبْعٍ عِيَادَةِ الْمَرِيضِ، وَاتِّبَاعِ الْجَنَائِزِ، وَتَشْمِيتِ الْعَاطِسِ، وَنَهَانَا عَنْ لُبْسِ الْحَرِيرِ، وَالدِّيبَاجِ، وَالْقَسِّيِّ، وَالإِسْتَبْرَقِ، وَمَيَاثِرِ الْحُمْرِ‏.‏

Bera r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize şu yedi şeyi emretti: Hastayı ziyaret etmeyi, cenazelerin arkasından gitmeyi, aksırıp elhamdulillah diyene yerhamükellah demeyi. Bize ayrıca harir, dibac, kassı ve istebrak denilen ipek türlerini giymeyi, kırmızı mıseraları (altlık ve üstlük örtülerini) kullanmayı nehyetmiştir."

Sahih al Bukhari 5849

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ سَعِيدٍ أَبِي مَسْلَمَةَ، قَالَ سَأَلْتُ أَنَسًا أَكَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي فِي نَعْلَيْهِ قَالَ نَعَمْ‏.‏

Ebu Mesleme (künyeli) Said'den, dedi ki: "Ben Enes'e: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ayakkabıları ile namaz kılar mıydı, diye sordum. O, Evet dedi."

Sahih al Bukhari 5850

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ بْنِ جُرَيْجٍ، أَنَّهُ قَالَ لِعَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ رَأَيْتُكَ تَصْنَعُ أَرْبَعًا لَمْ أَرَ أَحَدًا مِنْ أَصْحَابِكَ يَصْنَعُهَا‏.‏ قَالَ مَا هِيَ يَا ابْنَ جُرَيْجٍ قَالَ رَأَيْتُكَ لاَ تَمَسُّ مِنَ الأَرْكَانِ إِلاَّ الْيَمَانِيَيْنِ، وَرَأَيْتُكَ تَلْبَسُ النِّعَالَ السِّبْتِيَّةَ، وَرَأَيْتُكَ تَصْبُغُ بِالصُّفْرَةِ، وَرَأَيْتُكَ إِذَا كُنْتَ بِمَكَّةَ أَهَلَّ النَّاسُ إِذَا رَأَوُا الْهِلاَلَ، وَلَمْ تُهِلَّ أَنْتَ حَتَّى كَانَ يَوْمَ التَّرْوِيَةِ‏.‏ فَقَالَ لَهُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ أَمَّا الأَرْكَانُ فَإِنِّي لَمْ أَرَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَمَسُّ إِلاَّ الْيَمَانِيَيْنِ، وَأَمَّا النِّعَالُ السِّبْتِيَّةُ فَإِنِّي رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَلْبَسُ النِّعَالَ الَّتِي لَيْسَ فِيهَا شَعَرٌ وَيَتَوَضَّأُ فِيهَا فَأَنَا أُحِبُّ أَنْ أَلْبَسَهَا، وَأَمَّا الصُّفْرَةُ فَإِنِّي رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَصْبُغُ بِهَا، فَأَنَا أُحِبُّ أَنْ أَصْبُغَ بِهَا وَأَمَّا الإِهْلاَلُ فَإِنِّي لَمْ أَرَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُهِلُّ حَتَّى تَنْبَعِثَ بِهِ رَاحِلَتُهُ‏.‏

Ubeyd b. Cureyc'den rivayete göre, "O, Abdullah b. Ömer r.a.'a şöyle demiştir: Ben senin dört şey yaptığını gördüm, ama arkadaşlarından kimsenin onları yaptığını görmedim. Abdullah b. Ömer: Bunlar nelerdir ey İbn Cüreyc, dedi. Ben: Senin iki Yemani rüknün dışında Ka'be'nin rükünlerine el değdirmediğini gördüm. Senin sebtiye (denilen) tabaklanmış deriden yapılmış ayakkabılar giydiğini gördüm. Sarıya boyadığını gördüm. Eğer Mekke'de isen insanlar hilali gördükleri takdirde yüksek sesle telbiye getirdikleri halde, senin terviye günü gelinceye kadar yüksek sesle telbiye getirmediğini gördüm, dedi. Bunun üzerine Abdullah b. Ömer ona şu cevabı verdi: Rükünler ile ilgili hususu açıklayayım: Ben Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in iki Yemani rüknün dışında herhangi birisine elini değdirdiğini görmedim. Tabaklanmış deriden yapılmış ayakkabılara gelince, ben Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in, üzerinde herhangi bir kıl bulunmayan ayakkabılar giyindiğini ve ayaklarından çıkarmadan abdest aldığını gördüm. Bu sebeple ben de onları giyinmeyi seviyorum. Sarıyla boyamaya gelince, ben Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sarı ile boyadığını gördüm. Bu sebeple ben de onunla boyamayı seviyorum. Telbiye getirmeye gelince, ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in (Arafat'a gitmek üzere) bineği harekete geçmedikçe telbiye getirdiğini görmedim."

Sahih al Bukhari 5851

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَلْبَسَ الْمُحْرِمُ ثَوْبًا مَصْبُوغًا بِزَعْفَرَانٍ أَوْ وَرْسٍ، وَقَالَ ‏ "‏ مَنْ لَمْ يَجِدْ نَعْلَيْنِ فَلْيَلْبَسْ خُفَّيْنِ، وَلْيَقْطَعْهُمَا أَسْفَلَ مِنَ الْكَعْبَيْنِ ‏"‏‏.‏

Abdullah b. Ömer r.a.'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ihramlı bir kimsenin zaferan yahut alaçehre ile boyanmış bir elbise giyinmesini nehyetti ve: İki nalın bulamayan bir kimse iki ayakkabı giyinsin. Ama topuktan aşağısından olmak üzere konçlarını kessin, buyurdu."

Sahih al Bukhari 5852

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ زَيْدٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ لَمْ يَكُنْ لَهُ إِزَارٌ فَلْيَلْبَسِ السَّرَاوِيلَ، وَمَنْ لَمْ يَكُنْ لَهُ نَعْلاَنِ فَلْيَلْبَسْ خُفَّيْنِ ‏"‏‏.‏

İbn Abbas r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, her kimin izarı yoksa sirval giysin; iki nalını olmayan da iki mest giysin, buyurdu."

Sahih al Bukhari 5853

حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مِنْهَالٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَشْعَثُ بْنُ سُلَيْمٍ، سَمِعْتُ أَبِي يُحَدِّثُ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُحِبُّ التَّيَمُّنَ فِي طُهُورِهِ وَتَرَجُّلِهِ وَتَنَعُّلِهِ‏.‏

Aişe r.anha'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem abdest alışında, saçlarını tarayışında ve ayakkabısını giyinişinde sağdan başlamayı severdi."

Sahih al Bukhari 5854

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِذَا انْتَعَلَ أَحَدُكُمْ فَلْيَبْدَأْ بِالْيَمِينِ وَإِذَا نَزَعَ فَلْيَبْدَأْ بِالشِّمَالِ، لِتَكُنِ الْيُمْنَى أَوَّلَهُمَا تُنْعَلُ وَآخِرَهُمَا تُنْزَعُ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Sizden herhangi bir kimse ayakkabısını giyecek olursa sağdan başlasın. Ayakkabısını çıkardığı takdirde de soldan başlasın. Sağ ayak ilk giydirilen ve son çıkarılan olsun."

Sahih al Bukhari 5855

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ يَمْشِي أَحَدُكُمْ فِي نَعْلٍ وَاحِدَةٍ لِيُحْفِهِمَا جَمِيعًا، أَوْ لِيَنْعَلْهُمَا جَمِيعًا ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre'den rivayete göre Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Sizden herhangi biriniz ayakkabı teki ile yürümesin; ya iki ayağı da çıplak yürüsün yahut her ikisine de ayakkabı giyinsin." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ayakkabı teki giyinmiş olarak yürümez." Bu başlıkta Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği hadisi zikretmiş bulunmaktadır. el-Hattabı dedi ki: Bu yasağın hikmeti şudur: Ayakkabı giyinmenin meşru oluşu ayağı yerde bulunan diken yahut buna benzer şeylere karşı korumaktır. İki ayaktan birisine ayakkabı giyilecek olursa yürüyen kişi iki ayağından birisine göstermediği bir dikkati diğerine gösterip korunmaya çalışır. Böylelikle bilinen yürüyüş tarzının dışına çıkar. Bu halde de tökezleyip düşmekten yana emin olamaz. Bunun, azaları arasında adalet yapmamış olacağından ötürü olduğu da söylenmiştir. Bazı hallerde böyle bir iş yapan, dengesinin bozulması ya da zayıflaması ile de nitelendirilebilir. Beyhaki dedi ki: Bundaki mekruhluk, gösteriş için olmasından dolayıdır. Bu halde olduğu görülen kimseye herkes dönüp bakar. Oysa giyimde başkasının dikkatini çekecek halde hareket etmeye dair nehiy varid olmuştur. Dolayısıyla kişiyi gösteriş noktasına götüren her bir şeyin hakkı, ondan uzak kalınmasıdır. Müslim de, Ebu Rezin yoluyla Ebu Hureyre'den şu lafızla bir hadis rivayet etmiştir: "Sizden birinizin ayakkabısının başparmağı tarafındaki bağı koptuğu takdirde onu tamir edinceye kadar tek bir ayakkabı ile yürümesin." Yine Müslim'den Cabir yoluyla gelen rivayette: "Ayakkabısını tamir edinceye kadar" şeklindedir. Müslim ve Ahmed'in, Hemmam yoluyla Ebu Hureyre'den rivayet ettiği şu hadis de vardır: "Sizden herhangi birinizin ayakkabısının başparmağı tarafındaki bağı yahut üstündeki bağı koptuğu takdirde, sakın o ayaklarından birisi ayakkabılı, diğeri çıplak olarak yürümesin, ya her ikisi ile de ayakkabısız yürüsün ya da her ikisine de ayakkabı giyinmiş olarak yürüsün." İşte bu, Tirmizi'nin Aişe'den rivayet etmiş olduğu şu hadisin zayıflığına delildir: Aişe dedi ki: "Bazen Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ayakkabısının başparmağı tarafındaki bağın koptuğu olurdu. O takdirde onu tamir edinceye kadar tek bir ayakkabı ile yürürdü." Buhari ve daha başkaları bu hadisin Aişe'ye mevkuf olduğunu tercih etmektedir. İbn Abdilberr der ki: İlim ehli bu hususta Aişe'nin görüşünü benimsememiştir. Ali ve İbn Ömer'den de onların böyle yaptıklarına dair rivayet varid olmuştur. O takdirde ya bu husustaki nehiy her ikisine ulaştığı halde onlar bunu tenzihe yorumlamışlardır yahut onların bu işi yaptıkları süre, sakınılandan yana emin olunacak kadar kısa bir süredir ya da bu husustaki nehiy onlara büsbütün ulaşmamış olmalıdır. Bu hususlara İbn Abdilberr işaret etmiş bulunmaktadır. Şis', ("ayakkabının başparmağı tarafındaki bağ" diye tercüme edildi) ayakkabının başparmağının içine sokulduğu bağcığa denilir.

Sahih al Bukhari 5856

حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مِنْهَالٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، حَدَّثَنَا أَنَسٌ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ نَعْلَ، النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم كَانَ لَهَا قِبَالاَنِ‏.‏

Enes r.a.'dan rivayete göre: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ayakkabısının her tekinin ikişer tasması vardı."

Sahih al Bukhari 5857

حَدَّثَنِي مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا عِيسَى بْنُ طَهْمَانَ، قَالَ خَرَجَ إِلَيْنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ بِنَعْلَيْنِ لَهُمَا قِبَالاَنِ، فَقَالَ ثَابِتٌ الْبُنَانِيُّ هَذِهِ نَعْلُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏

İsa b. Tahman'dan, dedi ki: "Enes b. Malik bize iki tasması bulunan bir çift ayakkabı çıkardı. Sabit el-Bünanı de: Bunlar Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ayakkabılarıdır, dedi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bir ayakkabıda", yani her bir tekinde "iki tasma bulunması ve geniş tek bir tasmayı uygun görenler." Yani bunun caiz olduğunu kabul edenler. (Hadiste) el-Kibal lafzı, tasma demektir. Burada da kastedilen, ayakkabıya parmaklar arasında bulunan bağcığı bağlayan bağdır.

Sahih al Bukhari 5858

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَرْعَرَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي عُمَرُ بْنُ أَبِي زَائِدَةَ، عَنْ عَوْنِ بْنِ أَبِي جُحَيْفَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ أَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ فِي قُبَّةٍ حَمْرَاءَ مِنْ أَدَمٍ، وَرَأَيْتُ بِلاَلاً أَخَذَ وَضُوءَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَالنَّاسُ يَبْتَدِرُونَ الْوَضُوءَ، فَمَنْ أَصَابَ مِنْهُ شَيْئًا تَمَسَّحَ بِهِ، وَمَنْ لَمْ يُصِبْ مِنْهُ شَيْئًا أَخَذَ مِنْ بَلَلِ يَدِ صَاحِبِهِ‏.‏

Avn b. Ebi Cuhayfe'den, o babasından dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem deriden kırmızı bir çadır içerisinde bulunuyor iken huzuruna gittim. Bilal'in, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in abdest suyunu da alıp getirdiğini gördüm. İnsanlar da o abdest suyunu almak için adeta birbirleriyle yarışıyorlardı. Ondan bir miktar ele geçiren onu vücuduna sürünüyordu. Ondan hiçbir şey ele geçiremeyen ise arkadaşının elinin ıslaklığından alıyordu."

Sahih al Bukhari 5859

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَنِي أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، ح وَقَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَرْسَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِلَى الأَنْصَارِ، وَجَمَعَهُمْ فِي قُبَّةٍ مِنْ أَدَمٍ‏.‏

Enes b. Malik r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ensara haber gönderdi ve onları deriden bir çadır içinde topladı."

Sahih al Bukhari 5860

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي بَكْرٍ، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَحْتَجِرُ حَصِيرًا بِاللَّيْلِ فَيُصَلِّي، وَيَبْسُطُهُ بِالنَّهَارِ فَيَجْلِسُ عَلَيْهِ، فَجَعَلَ النَّاسُ يَثُوبُونَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَيُصَلُّونَ بِصَلاَتِهِ حَتَّى كَثُرُوا فَأَقْبَلَ فَقَالَ ‏ "‏ يَا أَيُّهَا النَّاسُ خُذُوا مِنَ الأَعْمَالِ مَا تُطِيقُونَ، فَإِنَّ اللَّهَ لاَ يَمَلُّ حَتَّى تَمَلُّوا، وَإِنَّ أَحَبَّ الأَعْمَالِ إِلَى اللَّهِ مَا دَامَ وَإِنْ قَلَّ ‏"‏‏.‏

Aişe r.anha'dan rivayete göre: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem geceleyin bir hasırı hücre edinir, namaz kılardı. Gündüzün de onu yayar, üzerine otururdu. Bu sefer insanlar da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gitmeye ve ona uyarak namaz kılmaya başladılar. Nihayet sayıları çoğaldı. Bunun üzerine onlara dönerek şöyle buyurdu: Ey insanlar, amellerden güç yetirebileceğiniz kadarını alın. Şüphesiz Allah sizler usanmadığınız sürece (size sevap yazmaktan) vazgeçmez. Hiç şüphesiz Allah'ın ameller arasında en sevdiği, az dahi olsa devamlı olanıdır."

Sahih al Bukhari 5861

وَقَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي ابْنُ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنِ الْمِسْوَرِ بْنِ مَخْرَمَةَ، أَنَّ أَبَاهُ، مَخْرَمَةَ قَالَ لَهُ يَا بُنَىَّ إِنَّهُ بَلَغَنِي أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَدِمَتْ عَلَيْهِ أَقْبِيَةٌ فَهْوَ يَقْسِمُهَا، فَاذْهَبْ بِنَا إِلَيْهِ، فَذَهَبْنَا فَوَجَدْنَا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فِي مَنْزِلِهِ، فَقَالَ لِي يَا بُنَىَّ ادْعُ لِي النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَعْظَمْتُ ذَلِكَ‏.‏ فَقُلْتُ أَدْعُو لَكَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا بُنَىَّ إِنَّهُ لَيْسَ بِجَبَّارٍ‏.‏ فَدَعَوْتُهُ فَخَرَجَ وَعَلَيْهِ قَبَاءٌ مِنْ دِيبَاجٍ مُزَرَّرٌ بِالذَّهَبِ، فَقَالَ ‏ "‏ يَا مَخْرَمَةُ هَذَا خَبَأْنَاهُ لَكَ ‏"‏‏.‏ فَأَعْطَاهُ إِيَّاهُ‏.‏

Misver b. Mahreme'den rivayete göre, "Babası Mahreme kendisine şöyle demiştir: Oğulcuğum, bana Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e birtakım kaftanların geldiği ve onun da bunları paylaştırmakta olduğu haberini aldım. Haydi gel, beraber ona gidelim. Biz de kalkıp gittik. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i evinde bulduk. Bana: Oğulcuğum, git bana Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i çağır, dedi. Ben böyle bir iş yapmayı ağır buldum. Bunun üzerine: Sana Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i mi çağırayım, dedim. O: Oğulcuğum, evet çağır. Çünkü o zorba birisi değildir, dedi. Ben de gittim, onu çağırdım. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, üzerinde altın düğmeler ile kapatılmış kalın ipekten bir kaftan olduğu halde dışarı çıktı ve: Ey Mahreme, işte biz bunu sana sakladık, deyip o kaftanı ona verdi."

Sahih al Bukhari 5862

حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا أَشْعَثُ بْنُ سُلَيْمٍ، قَالَ سَمِعْتُ مُعَاوِيَةَ بْنَ سُوَيْدِ بْنِ مُقَرِّنٍ، قَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ بْنَ عَازِبٍ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ نَهَانَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنْ سَبْعٍ نَهَى عَنْ خَاتَمِ الذَّهَبِ ـ أَوْ قَالَ حَلْقَةِ الذَّهَبِ ـ وَعَنِ الْحَرِيرِ، وَالإِسْتَبْرَقِ، وَالدِّيبَاجِ، وَالْمِيثَرَةِ الْحَمْرَاءِ، وَالْقَسِّيِّ، وَآنِيَةِ الْفِضَّةِ، وَأَمَرَنَا بِسَبْعٍ بِعِيَادَةِ الْمَرِيضِ، وَاتِّبَاعِ الْجَنَائِزِ، وَتَشْمِيتِ الْعَاطِسِ، وَرَدِّ السَّلاَمِ، وَإِجَابَةِ الدَّاعِي، وَإِبْرَارِ الْمُقْسِمِ، وَنَصْرِ الْمَظْلُومِ‏.‏

Bera b. Azib r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize yedi şeyi yasakladı: Altın yüzüğü, ravi: Yahut altın halkayı, dedi, harir, istebrak ve dibac denilen ipek çeşitlerini, kırmızı renkli ipek altlık kullanmayı, kassı denilen ipekli kumaşı ve gümüş kapları kullanmayı. Bize şu yedi şeyi de emretti: Hastayı ziyaret etmeyi, cenazelerin arkasından gitmeyi, aksıran kimseye elhamdülillah dediğinde yerhamükellah diyerek dua etmeyi, selamı almayı, davet edenin davetini kabul etmeyi, yemin eden kimsenin yeminini yerine getirmeyi ve mazluma yardımcı olmayı."

Sahih al Bukhari 5863

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنِ النَّضْرِ بْنِ أَنَسٍ، عَنْ بَشِيرِ بْنِ نَهِيكٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ نَهَى عَنْ خَاتَمِ الذَّهَبِ‏.‏ وَقَالَ عَمْرٌو أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ عَنْ قَتَادَةَ سَمِعَ النَّضْرَ سَمِعَ بَشِيرًا مِثْلَهُ‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre, "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem altın yüzük kullanmayı nehyetmiştir."

Sahih al Bukhari 5864

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي نَافِعٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم اتَّخَذَ خَاتَمًا مِنْ ذَهَبٍ، وَجَعَلَ فَصَّهُ مِمَّا يَلِي كَفَّهُ، فَاتَّخَذَهُ النَّاسُ، فَرَمَى بِهِ، وَاتَّخَذَ خَاتَمًا مِنْ وَرِقٍ أَوْ فِضَّةٍ‏.‏

Abdullah b. Ömer r.a.'dan rivayete göre: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem altından bir yüzük edindi ve onun kaşını avucunun iç tarafına getirdi. İnsanlar da yüzük edinmeye başladı. Bunun üzerine o yüzüğü attı ve gümüşten bir yüzük edindi."

Sahih al Bukhari 5865

حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم اتَّخَذَ خَاتَمًا مِنْ ذَهَبٍ أَوْ فِضَّةٍ، وَجَعَلَ فَصَّهُ مِمَّا يَلِي كَفَّهُ، وَنَقَشَ فِيهِ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ‏.‏ فَاتَّخَذَ النَّاسُ مِثْلَهُ، فَلَمَّا رَآهُمْ قَدِ اتَّخَذُوهَا رَمَى بِهِ، وَقَالَ ‏ "‏ لاَ أَلْبَسُهُ أَبَدًا ‏"‏‏.‏ ثُمَّ اتَّخَذَ خَاتَمًا مِنْ فِضَّةٍ، فَاتَّخَذَ النَّاسُ خَوَاتِيمَ الْفِضَّةِ‏.‏ قَالَ ابْنُ عُمَرَ فَلَبِسَ الْخَاتَمَ بَعْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَبُو بَكْرٍ ثُمَّ عُمَرُ ثُمَّ عُثْمَانُ، حَتَّى وَقَعَ مِنْ عُثْمَانَ فِي بِئْرِ أَرِيسَ‏.‏

İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem altından yahut gümüşten bir yüzük edindi. Yüzüğün kaşını avucunun iç tarafına getirerek takındı. Yüzüğüne nakış olarak 'Muhammedü'r-Resulullah' ibaresini nakşetti. Başkaları da onun gibi yüzük edindi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onların yüzük edindiklerini görünce yüzüğünü attı ve: 'Bunu ebediyen kullanmayacağım,' buyurdu. Daha sonra gümüşten bir yüzük edindi. İnsanlar da gümüş yüzükler edindiler." İbn Ömer dedi ki: "O yüzüğü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den sonra Ebu Bekir, sonra Ömer, sonra da Osman taktı. Sonunda yüzük Osman'dan Eris Kuyusu'na düştü."

Sahih al Bukhari 5866

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَلْبَسُ خَاتَمًا مِنْ ذَهَبٍ فَنَبَذَهُ فَقَالَ ‏ "‏ لاَ أَلْبَسُهُ أَبَدًا ‏"‏‏.‏ فَنَبَذَ النَّاسُ خَوَاتِيمَهُمْ‏.‏

Abdullah b. Ömer r.a.'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem altından bir yüzük takınıyordu. Sonra onu attı ve: 'Ebediyen onu takmayacağım,' buyurdu. Bunun üzerine insanlar da yüzüklerini attılar."

Sahih al Bukhari 5867

حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ رَأَى فِي يَدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَاتَمًا مِنْ وَرِقٍ يَوْمًا وَاحِدًا، ثُمَّ إِنَّ النَّاسَ اصْطَنَعُوا الْخَوَاتِيمَ مِنْ وَرِقٍ وَلَبِسُوهَا، فَطَرَحَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَاتَمَهُ، فَطَرَحَ النَّاسُ خَوَاتِيمَهُمْ‏.‏ تَابَعَهُ إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ وَزِيَادٌ وَشُعَيْبٌ عَنِ الزُّهْرِيِّ‏.‏ وَقَالَ ابْنُ مُسَافِرٍ عَنِ الزُّهْرِيِّ أَرَى خَاتَمًا مِنْ وَرِقٍ‏.‏

Enes b. Malik r.a.'dan rivayete göre: "Bir gün Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in elinde gümüşten yapılmış bir yüzük gördüm. Daha sonra diğer insanlar da gümüşten yüzükler yaptırıp onları takmaya başladılar. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yüzüğünü attı, bunun üzerine insanlar da yüzüklerini attılar."

Sahih al Bukhari 5868

حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، أَخْبَرَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، أَخْبَرَنَا حُمَيْدٌ، قَالَ سُئِلَ أَنَسٌ هَلِ اتَّخَذَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم خَاتَمًا قَالَ أَخَّرَ لَيْلَةً صَلاَةَ الْعِشَاءِ إِلَى شَطْرِ اللَّيْلِ، ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَيْنَا بِوَجْهِهِ، فَكَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَى وَبِيصِ خَاتَمِهِ‏.‏ قَالَ ‏ "‏ إِنَّ النَّاسَ قَدْ صَلَّوْا وَنَامُوا، وَإِنَّكُمْ لَمْ تَزَالُوا فِي صَلاَةٍ مَا انْتَظَرْتُمُوهَا ‏"‏‏.‏

Humeyd'den, dedi ki: "Enes'e: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem hiç (mühür) yüzük edindi mi, diye soruldu. Enes şu cevabı verdi: Bir gece yatsı namazını kıldırmayı gecenin yarısına kadar geciktirdi. Sonra yüzünü bize doğru çevirdi. Hâlâ onun yüzüğünün parıltısını görür gibiyim. Şöyle buyurdu: 'Şüphesiz insanlar namaz kılıp uyudular, sizler ise onu beklemeye devam ettiğiniz sürece namazda kalmaya devam ediyorsunuz.'"

Sahih al Bukhari 5869

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا مُعْتَمِرٌ، قَالَ سَمِعْتُ حُمَيْدًا، يُحَدِّثُ عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ خَاتَمُهُ مِنْ فِضَّةٍ وَكَانَ فَصُّهُ مِنْهُ‏.‏ وَقَالَ يَحْيَى بْنُ أَيُّوبَ حَدَّثَنِي حُمَيْدٌ سَمِعَ أَنَسًا عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏

Enes r.a.'dan rivayete göre: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in (mühür) yüzüğü gümüşten idi. Onun kaşı da kendindendi."

Sahih al Bukhari 5870

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ سَمِعَ سَهْلاً، يَقُولُ جَاءَتِ امْرَأَةٌ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ جِئْتُ أَهَبُ نَفْسِي‏.‏ فَقَامَتْ طَوِيلاً فَنَظَرَ وَصَوَّبَ، فَلَمَّا طَالَ مُقَامُهَا فَقَالَ رَجُلٌ زَوِّجْنِيهَا، إِنْ لَمْ تَكُنْ لَكَ بِهَا حَاجَةٌ‏.‏ قَالَ ‏"‏ عِنْدَكَ شَىْءٌ تُصْدِقُهَا ‏"‏‏.‏ قَالَ لاَ‏.‏ قَالَ ‏"‏ انْظُرْ ‏"‏‏.‏ فَذَهَبَ ثُمَّ رَجَعَ فَقَالَ وَاللَّهِ إِنْ وَجَدْتُ شَيْئًا‏.‏ قَالَ ‏"‏ اذْهَبْ فَالْتَمِسْ وَلَوْ خَاتَمًا مِنْ حَدِيدٍ ‏"‏‏.‏ فَذَهَبَ ثُمَّ رَجَعَ قَالَ لاَ وَاللَّهِ وَلاَ خَاتَمًا مِنْ حَدِيدٍ‏.‏ وَعَلَيْهِ إِزَارٌ مَا عَلَيْهِ رِدَاءٌ‏.‏ فَقَالَ أُصْدِقُهَا إِزَارِي فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِزَارُكَ إِنْ لَبِسَتْهُ لَمْ يَكُنْ عَلَيْكَ مِنْهُ شَىْءٌ، وَإِنْ لَبِسْتَهُ لَمَ يَكُنْ عَلَيْهَا مِنْهُ شَىْءٌ ‏"‏‏.‏ فَتَنَحَّى الرَّجُلُ فَجَلَسَ فَرَآهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مُوَلِّيًا فَأَمَرَ بِهِ فَدُعِيَ فَقَالَ ‏"‏ مَا مَعَكَ مِنَ الْقُرْآنِ ‏"‏‏.‏ قَالَ سُورَةُ كَذَا وَكَذَا لِسُوَرٍ عَدَّدَهَا‏.‏ قَالَ ‏"‏ قَدْ مَلَّكْتُكَهَا بِمَا مَعَكَ مِنَ الْقُرْآنِ ‏"‏‏.‏

Sehl'den, dedi ki: "Bir kadın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna gelerek: Kendi nefsimi bağışlamaya geldim, dedi ve uzun bir süre ayakta durdu. Nebi ona baktı ve başını çevirdi. Ayakta durması uzayıp gidince bir adam: Eğer senin ona bir ihtiyacın yoksa onu benimle evlendir, dedi. Allah Rasulü: Sende ona mehir olarak vereceğin bir şeyler var mı, diye sordu. Adam: Hayır, dedi. Allah Rasulü: Bir bak, buyurdu. Adam gitti, sonra geri dönüp: Allah'a yemin ederim, hiçbir şey bulamadım, dedi. Allah Rasulü: Git ve araştır; demirden bir yüzük dahi olsa bul, getir, dedi. Adam yine gitti, sonra geri dönerek: Hayır, Allah'a yemin ederim, demirden bir yüzük dahi olsa bulamadım, dedi. Adamın üzerinde (belden aşağısını örten) izar vardı. Ama (belden yukarısını örten) ridası yoktu. Bundan dolayı: O zaman ben ona şu izarımı mehir olarak vereyim, dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Senin bu izarını eğer kadın giyinecek olursa, ondan senin üzerine giyeceğin bir şeyin kalmaz. Sen onu giyinecek olursan, o izardan bu kadının üzerinde giyeceği bir şey kalmaz, buyurdu. Bunun üzerine adam geri çekilip oturdu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun geri dönüp gittiğini görünce, emir vererek çağırdı. Allah Rasulü: Kur'an'dan bildiğin ne var, diye sordu. Adam: -İsmen saydığı bazı sureleri söyleyerek- şu sure, şu sure dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ezbere bildiğin Kur'an karşılığında onu sana mülk verdim (nikahladım), buyurdu"

Sahih al Bukhari 5871

حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ نَبِيَّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَرَادَ أَنْ يَكْتُبَ إِلَى رَهْطٍ أَوْ أُنَاسٍ مِنَ الأَعَاجِمِ، فَقِيلَ لَهُ إِنَّهُمْ لاَ يَقْبَلُونَ كِتَابًا إِلاَّ عَلَيْهِ خَاتَمٌ، فَاتَّخَذَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم خَاتَمًا مِنْ فِضَّةٍ نَقْشُهُ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ فَكَأَنِّي بِوَبِيصِ أَوْ بِبَصِيصِ الْخَاتَمِ فِي إِصْبَعِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَوْ فِي كَفِّهِ‏.‏

Enes b. Malik r.a.'dan rivayete göre, "Allah'ın Nebii Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Arap olmayanlardan bir topluluğa -yahut: bazı insanlara- mektup yazmak istedi. Ona: Onlar, üzerinde mühür bulunmayan bir mektubu kabul etmezler denilince, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, üzerindeki nakış "Muhammedun Rasulullah"tan ibaret olan gümüşten bir mühür yüzük edindi. Sanki ben o yüzüğün Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in parmağında -yahut elinde- parlaklığını görüyor gibiyim"

Sahih al Bukhari 5872

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ سَلاَمٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ نُمَيْرٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ اتَّخَذَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَاتَمًا مِنْ وَرِقٍ، وَكَانَ فِي يَدِهِ، ثُمَّ كَانَ بَعْدُ فِي يَدِ أَبِي بَكْرٍ، ثُمَّ كَانَ بَعْدُ فِي يَدِ عُمَرَ، ثُمَّ كَانَ بَعْدُ فِي يَدِ عُثْمَانَ، حَتَّى وَقَعَ بَعْدُ فِي بِئْرِ أَرِيسَ، نَقْشُهُ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ‏.‏

İbn Ömer r.a.'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem gümüşten bir mühür yüzük edindi. Bu yüzük elinde idi. Daha sonra bu Ebu Bekir'in elinde yerini aldı, ondan sonra da Ömer'in elinde yerini aldı. Bundan sonra da Osman'ın elinde yerini aldı. Nihayet daha sonra Erîs kuyusuna düştü. Yüzüğün nakşı: "Muhammedun Rasulullah" idi"

Sahih al Bukhari 5873

حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ صُهَيْبٍ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ صَنَعَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم خَاتَمًا قَالَ ‏ "‏ إِنَّا اتَّخَذْنَا خَاتَمًا، وَنَقَشْنَا فِيهِ نَقْشًا، فَلاَ يَنْقُشْ عَلَيْهِ أَحَدٌ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَإِنِّي لأَرَى بَرِيقَهُ فِي خِنْصَرِهِ‏.‏

Enes r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir yüzük yaptırdı ve şöyle buyurdu: Biz bir mühür yüzük edindik ve ona bir nakış nakşettirdik. Hiç kimse yüzüğüne o şekilde nakış yapmasın." Enes dedi ki: "Ben o yüzüğün serçe parmağındaki parlaklığını hâlâ görüyorum."

Sahih al Bukhari 5874

حَدَّثَنَا آدَمُ بْنُ أَبِي إِيَاسٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَمَّا أَرَادَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَكْتُبَ إِلَى الرُّومِ قِيلَ لَهُ إِنَّهُمْ لَنْ يَقْرَءُوا كِتَابَكَ إِذَا لَمْ يَكُنْ مَخْتُومًا‏.‏ فَاتَّخَذَ خَاتَمًا مِنْ فِضَّةٍ، وَنَقْشُهُ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ‏.‏ فَكَأَنَّمَا أَنْظُرُ إِلَى بَيَاضِهِ فِي يَدِهِ‏.‏

Enes b. Malik r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Bizanslılara mektup yazmak isteyince ona: 'Eğer yazdığın mektup mühürlü olmazsa onlar senin mektubunu okumayacaklardır,' denildi. Bunun üzerine gümüşten bir mühür yüzük edindi. Onun nakşı 'Muhammedu'r-Rasulullah' idi. Onun elinde o mührün beyazlığını hâlâ görüyor gibiyim."

Sahih al Bukhari 5875

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا جُوَيْرِيَةُ، عَنْ نَافِعٍ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ، حَدَّثَهُ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم اصْطَنَعَ خَاتَمًا مِنْ ذَهَبٍ، جَعَلَ فَصَّهُ فِي بَطْنِ كَفِّهِ إِذَا لَبِسَهُ، فَاصْطَنَعَ النَّاسُ خَوَاتِيمَ مِنْ ذَهَبٍ، فَرَقِيَ الْمِنْبَرَ، فَحَمِدَ اللَّهَ وَأَثْنَى عَلَيْهِ فَقَالَ ‏ "‏ إِنِّي كُنْتُ اصْطَنَعْتُهُ، وَإِنِّي لاَ أَلْبَسُهُ ‏"‏‏.‏ فَنَبَذَهُ فَنَبَذَ النَّاسُ‏.‏ قَالَ جُوَيْرِيَةُ وَلاَ أَحْسِبُهُ إِلاَّ قَالَ فِي يَدِهِ الْيُمْنَى‏.‏

Cuveyriye'den, onun Nafi'den rivayetine göre, Abdullah, Nafi'e şu hadisi nakletmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem altından bir yüzük yaptırdı ve o yüzüğü giydiği vakit kaşını avucunun iç tarafına getiriyordu. Diğer insanlar da altından yüzükler yaptırdılar. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem minbere çıkıp Allah'a hamd ve senada bulunduktan sonra: 'Ben onu yaptırmıştım; fakat artık onu takmayacağım,' dedi. Ardından yüzüğü attı, insanlar da yüzüklerini attılar." Cuveyriye dedi ki: "Onun yalnızca 'sağ elindeydi' dediğini sanıyorum."

Sahih al Bukhari 5876

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ صُهَيْبٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم اتَّخَذَ خَاتَمًا مِنْ فِضَّةٍ، وَنَقَشَ فِيهِ، مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ‏.‏ وَقَالَ ‏ "‏ إِنِّي اتَّخَذْتُ خَاتَمًا مِنْ وَرِقٍ، وَنَقَشْتُ فِيهِ، مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ‏.‏ فَلاَ يَنْقُشَنَّ أَحَدٌ عَلَى نَقْشِهِ ‏"‏‏.‏

Enes b. Malik r.a.'dan rivayete göre, "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem gümüşten bir yüzük edindi, üzerine: 'Muhammedun Rasulullah' diye nakşettirdi ve: 'Ben gümüşten bir mühür yüzük edinip ona Muhammedun Rasulullah'ı nakşettirdim. Hiç kimse onun nakşı gibi nakış yaptırmasın,' buyurdu."

Sahih al Bukhari 5877

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الأَنْصَارِيُّ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ ثُمَامَةَ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ أَبَا بَكْرٍ ـ رضى الله عنه ـ لَمَّا اسْتُخْلِفَ كَتَبَ لَهُ، وَكَانَ نَقْشُ الْخَاتَمِ ثَلاَثَةَ أَسْطُرٍ‏.‏ مُحَمَّدٌ سَطْرٌ، وَرَسُولُ سَطْرٌ، وَاللَّهِ سَطْرٌ‏.‏

Enes'ten rivayete göre, "Ebu Bekir r.a., halife seçilince kendisine bir mektup yazdı. Mührün nakşı üç satır halinde idi: 'Muhammed' bir satır, 'Rasul' bir satır ve 'Allah' bir satır idi."

Sahih al Bukhari 5878

وَزَادَنِي أَحْمَدُ حَدَّثَنَا الأَنْصَارِيُّ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ ثُمَامَةَ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ كَانَ خَاتَمُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي يَدِهِ، وَفِي يَدِ أَبِي بَكْرٍ بَعْدَهُ، وَفِي يَدِ عُمَرَ بَعْدَ أَبِي بَكْرٍ، فَلَمَّا كَانَ عُثْمَانُ جَلَسَ عَلَى بِئْرِ أَرِيسَ ـ قَالَ ـ فَأَخْرَجَ الْخَاتَمَ، فَجَعَلَ يَعْبَثُ بِهِ فَسَقَطَ قَالَ فَاخْتَلَفْنَا ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ مَعَ عُثْمَانَ فَنَنْزَحُ الْبِئْرَ فَلَمْ نَجِدْهُ‏.‏

Enes r.a.'den, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in mühür yüzüğü kendi elinde idi. Ondan sonra Ebu Bekir'in elinde, Ebu Bekir'den sonra Ömer'in elinde idi. Osman halifeliğe getirildikten sonra bir sefer Eris kuyusunun başında oturdu. (Enes) dedi ki: Osman mühür yüzüğü çıkartıp onunla oynamaya koyuldu ve yüzük düştü. (Enes) dedi ki: Üç gün Osman ile birlikte gittik ve kuyunun suyunu çektik. Ama yüzüğü bulamadık."

Sahih al Bukhari 5879

حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنَا الْحَسَنُ بْنُ مُسْلِمٍ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ شَهِدْتُ الْعِيدَ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَصَلَّى قَبْلَ الْخُطْبَةِ‏.‏ وَزَادَ ابْنُ وَهْبٍ عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ فَأَتَى النِّسَاءَ فَجَعَلْنَ يُلْقِينَ الْفَتَخَ وَالْخَوَاتِيمَ فِي ثَوْبِ بِلاَلٍ‏.‏

İbn Abbas r.a.'dan rivayete göre, o şöyle demiştir: "Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte bayram namazında bulundum. Hutbeden önce namazı kıldırdı." İbn Vehb, İbn Cüreyc'den şu fazlalığı eklemektedir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kadınların bulunduğu tarafa gitti. Onlar da büyükçe halkaları ve yüzükleri Bilal'in elbisesine atmaya koyuldular."

Sahih al Bukhari 5880

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَرْعَرَةَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ ثَابِتٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ خَرَجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ عِيدٍ فَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ، لَمْ يُصَلِّ قَبْلُ وَلاَ بَعْدُ، ثُمَّ أَتَى النِّسَاءَ فَأَمَرَهُنَّ بِالصَّدَقَةِ، فَجَعَلَتِ الْمَرْأَةُ تَصَدَّقُ بِخُرْصِهَا وَسِخَابِهَا‏.‏

İbn Abbas r.a.'dan rivayete göre, o şöyle dedi: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir bayram günü çıktı ve iki rekât namaz kıldırdı. Ondan önce de sonra da ayrıca namaz kılmadı. Sonra kadınların bulunduğu tarafa gitti ve onlara sadaka vermelerini emretti. Bunun üzerine kadınlar küpelerini ve sihab denilen gerdanlıklarını sadaka olarak bağışlamaya koyuldular."

Sahih al Bukhari 5881

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا عَبْدَةُ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ هَلَكَتْ قِلاَدَةٌ لأَسْمَاءَ، فَبَعَثَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي طَلَبِهَا رِجَالاً، فَحَضَرَتِ الصَّلاَةُ وَلَيْسُوا عَلَى وُضُوءٍ وَلَمْ يَجِدُوا مَاءً، فَصَلَّوْا وَهُمْ عَلَى غَيْرِ وُضُوءٍ، فَذَكَرُوا ذَلِكَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَنْزَلَ اللَّهُ آيَةَ التَّيَمُّمِ‏.‏ زَادَ ابْنُ نُمَيْرٍ عَنْ هِشَامٍ عَنْ أَبِيهِ عَنْ عَائِشَةَ اسْتَعَارَتْ مِنْ أَسْمَاءَ‏.‏

Aişe r.a.'dan rivayete göre, o şöyle dedi: "Bir seferde Esma'ya ait bir gerdanlık kaybolmuştu. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu aramak üzere bazı adamlar gönderdi. Namaz vakti geldiği hâlde abdestli değillerdi ve su da bulamamışlardı. Bu sebeple abdestsiz oldukları hâlde namaz kıldılar. Bunu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e söyleyince Allah teyemmüm ayetini indirdi." İbn Nümeyr, Hişam'dan, o da babasından, o da Aişe'den şu fazlalığı nakletmiştir: "Aişe o gerdanlığı Esma'dan ödünç almıştı."

Sahih al Bukhari 5882

حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مِنْهَالٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَدِيٌّ، قَالَ سَمِعْتُ سَعِيدًا، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم صَلَّى يَوْمَ الْعِيدِ رَكْعَتَيْنِ، لَمْ يُصَلِّ قَبْلَهَا وَلاَ بَعْدَهَا ثُمَّ أَتَى النِّسَاءَ وَمَعَهُ بِلاَلٌ فَأَمَرَهُنَّ بِالصَّدَقَةِ، فَجَعَلَتِ الْمَرْأَةُ تُلْقِي قُرْطَهَا‏.‏

İbn Abbas r.a.'dan rivayete göre: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bayram günü iki rekât bayram namazı kıl(dır)dı. Ne ondan önce ne de ondan sonra ayrıca namaz kılmadı. Daha sonra, beraberinde Bilal olduğu hâlde kadınların bulunduğu tarafa gitti. Onlara sadaka vermelerini emretti. Kadınlar kulaklarındaki küpeleri bırakmaya koyuldular."

Sahih al Bukhari 5883

حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الْحَنْظَلِيُّ، أَخْبَرَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، حَدَّثَنَا وَرْقَاءُ بْنُ عُمَرَ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي يَزِيدَ، عَنْ نَافِعِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كُنْتُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي سُوقٍ مِنْ أَسْوَاقِ الْمَدِينَةِ فَانْصَرَفَ فَانْصَرَفْتُ فَقَالَ ‏"‏ أَيْنَ لُكَعُ ـ ثَلاَثًا ـ ادْعُ الْحَسَنَ بْنَ عَلِيٍّ ‏"‏‏.‏ فَقَامَ الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ يَمْشِي وَفِي عُنُقِهِ السِّخَابُ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِيَدِهِ هَكَذَا، فَقَالَ الْحَسَنُ بِيَدِهِ، هَكَذَا فَالْتَزَمَهُ فَقَالَ ‏"‏ اللَّهُمَّ إِنِّي أُحِبُّهُ، فَأَحِبَّهُ، وَأَحِبَّ مَنْ يُحِبُّهُ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ فَمَا كَانَ أَحَدٌ أَحَبَّ إِلَىَّ مِنَ الْحَسَنِ بْنِ عَلِيٍّ بَعْدَ مَا قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا قَالَ‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'dan, dedi ki: "Medine pazarlarından birinde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikteydim. O döndü, ben de döndüm. Daha sonra üç kere: 'Ufaklık nerede?' dedi. Ardından: 'Ali'nin oğlu el-Hasen'i çağır,' buyurdu. Ali'nin oğlu el-Hasen, boynunda sihab denilen boncuk gerdanlık olduğu hâlde kalkıp yürüdü. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem eliyle şöyle yaptı, el-Hasen de eliyle şöyle yaptı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu kucakladı ve: 'Allah'ım, ben onu seviyorum; sen de onu sev ve onu seveni de sev,' buyurdu." Ebu Hureyre dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu sözleri söyledikten sonra hiç kimse bana Ali'nin oğlu el-Hasen'den daha sevgili olmadı."

Sahih al Bukhari 5884

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ لَعَنَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْمُتَشَبِّهِينَ مِنَ الرِّجَالِ بِالنِّسَاءِ، وَالْمُتَشَبِّهَاتِ مِنَ النِّسَاءِ بِالرِّجَالِ‏.‏ تَابَعَهُ عَمْرٌو أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ‏.‏

İbn Abbas r.a.'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendilerini kadınlara benzeten erkeklere ve kendilerini erkeklere benzeten kadınlara lanet etmiştir."

Sahih al Bukhari 5885

حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ فَضَالَةَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ لَعَنَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الْمُخَنَّثِينَ مِنَ الرِّجَالِ، وَالْمُتَرَجِّلاَتِ مِنَ النِّسَاءِ وَقَالَ ‏ "‏ أَخْرِجُوهُمْ مِنْ بُيُوتِكُمْ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَأَخْرَجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فُلاَنًا، وَأَخْرَجَ عُمَرُ فُلاَنًا‏.‏

İbn Abbas'tan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kadınlara benzemeye çalışan erkeklere ve erkeklere benzemeye çalışan kadınlara lanet etmiş ve: Onları evlerinizden çıkartınız, buyurmuştur." İbn Abbas dedi ki: Bu sebeple Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem filan kişiyi dışarı çıkarmış, Ömer de filan kişiyi dışarıya çıkartmıştır.

Sahih al Bukhari 5886

حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، أَنَّ عُرْوَةَ، أَخْبَرَهُ أَنَّ زَيْنَبَ ابْنَةَ أَبِي سَلَمَةَ أَخْبَرَتْهُ أَنَّ أُمَّ سَلَمَةَ أَخْبَرَتْهَا أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ عِنْدَهَا وَفِي الْبَيْتِ مُخَنَّثٌ، فَقَالَ لِعَبْدِ اللَّهِ أَخِي أُمِّ سَلَمَةَ يَا عَبْدَ اللَّهِ إِنْ فُتِحَ لَكُمْ غَدًا الطَّائِفُ، فَإِنِّي أَدُلُّكَ عَلَى بِنْتِ غَيْلاَنَ، فَإِنَّهَا تُقْبِلُ بِأَرْبَعٍ وَتُدْبِرُ بِثَمَانٍ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ يَدْخُلَنَّ هَؤُلاَءِ عَلَيْكُنَّ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ تُقْبِلُ بِأَرْبَعٍ وَتُدْبِرُ بِثَمَانٍ يَعْنِي أَرْبَعَ عُكَنِ بَطْنِهَا، فَهْىَ تُقْبِلُ بِهِنَّ، وَقَوْلُهُ وَتُدْبِرُ بِثَمَانٍ‏.‏ يَعْنِي أَطْرَافَ هَذِهِ الْعُكَنِ الأَرْبَعِ، لأَنَّهَا مُحِيطَةٌ بِالْجَنْبَيْنِ حَتَّى لَحِقَتْ وَإِنَّمَا قَالَ بِثَمَانٍ‏.‏ وَلَمْ يَقُلْ بِثَمَانِيَةٍ‏.‏ وَوَاحِدُ الأَطْرَافِ وَهْوَ ذَكَرٌ، لأَنَّهُ لَمْ يَقُلْ ثَمَانِيَةَ أَطْرَافٍ‏.‏

Ebu Seleme'nin kızı Zeyneb'den, dedi ki: "Ümmü Seleme'nin kendisine haber verdiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanında bulunuyorken evde de muhannes bir kişi bulunuyordu. Bu kişi Ümmü Seleme'nin kardeşi Abdullah'a: Ey Abdullah, eğer yarın Allah size Taif'i fethetmeyi nasip ederse, ben sana Gaylan'ın kızını tavsiye ederim. Çünkü o dört büklüm ile gelir, sekiz büklüm ile geri döner, dedi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Bu gibi kimseler sizin bulunduğunuz yere girmesinler, buyurdu." Ebu Abdullah (Buhari) dedi ki: "Dört büklüm ile gelir ve sekiz büklüm ile geri döner" ifadesi ile karnındaki dört büklümü kastetmektedir. Gelirken o dört büklümü görünerek gelir. "Sekiz ile geri döner" ile kastettiği de bu dört büklümün uçlarıdır. Çünkü bunlar iki yanı kuşatıp birbirine ulaşmıştır. Burada "sekiz" anlamında "semânin" deyip "semâniyeten" dememiştir. Zira "etraf" kelimesinin tekili müzekkerdir ve "sekiz taraf" dememiştir.

Sahih al Bukhari 5887

حَدَّثَنَا الْمَكِّيُّ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ حَنْظَلَةَ، عَنْ نَافِعٍ، قَالَ أَصْحَابُنَا عَنِ الْمَكِّيِّ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مِنَ الْفِطْرَةِ قَصُّ الشَّارِبِ ‏"‏‏.‏

İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Bıyığı kesmek fıtrattandır" buyurmuştur.

Sahih al Bukhari 5888

حَدَّثَنَا عَلِيٌّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ الزُّهْرِيُّ حَدَّثَنَا عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، رِوَايَةً ‏ "‏ الْفِطْرَةُ خَمْسٌ ـ أَوْ خَمْسٌ مِنَ الْفِطْرَةِ ـ الْخِتَانُ، وَالاِسْتِحْدَادُ، وَنَتْفُ الإِبْطِ، وَتَقْلِيمُ الأَظْفَارِ، وَقَصُّ الشَّارِبِ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Fıtrat beştir (yahut beş şey fıtrattandır): Sünnet olmak, etek tıraşı yapmak, koltuk altlarını yolmak, tırnakları kesmek ve bıyıkları kesmek."

Sahih al Bukhari 5889

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ أَبِي رَجَاءٍ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ سَمِعْتُ حَنْظَلَةَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مِنَ الْفِطْرَةِ حَلْقُ الْعَانَةِ، وَتَقْلِيمُ الأَظْفَارِ، وَقَصُّ الشَّارِبِ ‏"‏‏.‏

İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Etek tıraşı yapmak, tırnakları kesmek ve bıyığı kesmek fıtrattandır." buyurmuştur.

Sahih al Bukhari 5890

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ الْفِطْرَةُ خَمْسٌ الْخِتَانُ، وَالاِسْتِحْدَادُ، وَقَصُّ الشَّارِبِ، وَتَقْلِيمُ الأَظْفَارِ، وَنَتْفُ الآبَاطِ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre'den rivayete göre o şöyle demiştir: "Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Fıtrat beştir: Sünnet olmak, etek tıraşı yapmak, bıyığı kesmek, tırnakları kesmek ve koltuk altlarını yolmak."

Sahih al Bukhari 5891

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مِنْهَالٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ خَالِفُوا الْمُشْرِكِينَ، وَفِّرُوا اللِّحَى، وَأَحْفُوا الشَّوَارِبَ ‏"‏‏.‏ وَكَانَ ابْنُ عُمَرَ إِذَا حَجَّ أَوِ اعْتَمَرَ قَبَضَ عَلَى لِحْيَتِهِ، فَمَا فَضَلَ أَخَذَهُ‏.‏

İbn Ömer'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Müşriklere muhalefet ediniz. Sakalları uzatınız, bıyıkları kesiniz." İbn Ömer hac ya da umre yaptığı takdirde sakalını avucunun içerisine alır, artanı keserdi.

Sahih al Bukhari 5892

حَدَّثَنِي مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا عَبْدَةُ، أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ انْهَكُوا الشَّوَارِبَ، وَأَعْفُوا اللِّحَى ‏"‏‏.‏

İbn Ömer r.a.'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Bıyıkları iyice kesiniz, sakalları da koyveriniz, buyurdu."

Sahih al Bukhari 5893

حَدَّثَنَا مُعَلَّى بْنُ أَسَدٍ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ، قَالَ سَأَلْتُ أَنَسًا أَخَضَبَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَالَ لَمْ يَبْلُغِ الشَّيْبَ إِلاَّ قَلِيلاً‏.‏

Muhammed b. Sirin'den, dedi ki: "Ben Enes'e: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem saçlarını kınaladı mı, diye sordum. O: Çok az bir şey dışında onun saçı sakalı ağarmamıştı ki, dedi."

Sahih al Bukhari 5894

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ ثَابِتٍ، قَالَ سُئِلَ أَنَسٌ عَنْ خِضَابِ النَّبِيِّ، صلى الله عليه وسلم فَقَالَ إِنَّهُ لَمْ يَبْلُغْ مَا يَخْضِبُ، لَوْ شِئْتُ أَنْ أَعُدَّ شَمَطَاتِهِ فِي لِحْيَتِهِ‏.‏

Sabit'ten, dedi ki: "Enes'e Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in saçını, sakalını kına (ve benzeri şeyler ile) boyamasına dair soru soruldu da, o: Saçlarını kına (ve benzeri şeylerle) boyayacak kadar saçları ağarmamıştı. Sakalında ağaran saç tanelerini saymak isteseydim (sayabilirdim)" dedi

Sahih al Bukhari 5895

حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ عُثْمَانَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَوْهَبٍ، قَالَ أَرْسَلَنِي أَهْلِي إِلَى أُمِّ سَلَمَةَ بِقَدَحٍ مِنْ مَاءٍ ـ وَقَبَضَ إِسْرَائِيلُ ثَلاَثَ أَصَابِعَ ـ مِنْ فِضَّةٍ فِيهِ شَعَرٌ مِنْ شَعَرِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَكَانَ إِذَا أَصَابَ الإِنْسَانَ عَيْنٌ أَوْ شَىْءٌ بَعَثَ إِلَيْهَا مِخْضَبَهُ، فَاطَّلَعْتُ فِي الْجُلْجُلِ فَرَأَيْتُ شَعَرَاتٍ حُمْرًا‏.‏

İsrail'den, o Osman b. Abdullah b. Mevheb'den, dedi ki: "Ailem beni Ümmü Seleme'ye içinde su bulunan büyükçe bir kase ile gönderdi. -Bu arada İsrail üç parmağını yumdu.- O kasenin içinde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in saçlarından birkaç saç teli vardı. Bir kimseye bir nazar ya da herhangi bir şey değdiği takdirde Ümmü Seleme'ye kendi kabını gönderirdi. İşte ailem beni gönderdiğinde ben (Ümmü Seleme'nin yanında) o küçük kabı gördüm, içinde birtakım kırmızı saçlar olduğunu da gördüm."

Sahih al Bukhari 5896

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا سَلاَّمٌ، عَنْ عُثْمَانَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَوْهَبٍ، قَالَ دَخَلْتُ عَلَى أُمِّ سَلَمَةَ فَأَخْرَجَتْ إِلَيْنَا شَعَرًا مِنْ شَعَرِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مَخْضُوبًا‏.‏

Osman b. Abdullah b. Mevheb'den, dedi ki: "Ümmü Seleme'nin yanına girdim, o da bize Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in saçından kına (ve benzeri şeylerle) boyanmış birkaç saç telini çıkarıp gösterdi."

Sahih al Bukhari 5897

وَقَالَ لَنَا أَبُو نُعَيْمٍ حَدَّثَنَا نُصَيْرُ بْنُ أَبِي الأَشْعَثِ، عَنِ ابْنِ مَوْهَبٍ، أَنَّ أُمَّ سَلَمَةَ، أَرَتْهُ شَعَرَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَحْمَرَ‏.‏

İbn Mevheb'den rivayete göre Ümmü Seleme, kendisine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kırmızı renkte saçını göstermiştir.

Sahih al Bukhari 5898

حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا الزُّهْرِيُّ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، وَسُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى لاَ يَصْبُغُونَ فَخَالِفُوهُمْ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz Yahudiler ve Hristiyanlar saçlarını boyamazlar. Siz onlara muhalefet ediniz."

Sahih al Bukhari 5899

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، عَنْ رَبِيعَةَ بْنِ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ سَمِعَهُ يَقُولُ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَيْسَ بِالطَّوِيلِ الْبَائِنِ، وَلاَ بِالْقَصِيرِ، وَلَيْسَ بِالأَبْيَضِ الأَمْهَقِ، وَلَيْسَ بِالآدَمِ، وَلَيْسَ بِالْجَعْدِ الْقَطَطِ، وَلاَ بِالسَّبْطِ، بَعَثَهُ اللَّهُ عَلَى رَأْسِ أَرْبَعِينَ سَنَةً، فَأَقَامَ بِمَكَّةَ عَشْرَ سِنِينَ، وَبِالْمَدِينَةِ عَشْرَ سِنِينَ، وَتَوَفَّاهُ اللَّهُ عَلَى رَأْسِ سِتِّينَ سَنَةً، وَلَيْسَ فِي رَأْسِهِ وَلِحْيَتِهِ عِشْرُونَ شَعَرَةً بَيْضَاءَ‏.‏

Enes b. Malik r.a.'dan rivayete göre Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem çok uzun boylu da değildi, kısa da değildi. Rengi aşırı beyaz da değildi, esmer de değildi. Saçları kıvırcık ve kısa olmadığı gibi düz ve uzun da değildi. Allah onu kırkıncı yaşının başında Nebi olarak gönderdi. Mekke'de on yıl kaldı. Medine'de de on yıl kaldı. Allah onun ruhunu altmışlı yaşının başlarında kabzettiğinde saçında ve sakalında yirmi tane beyaz kıl yoktu.

Sahih al Bukhari 5900

حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، سَمِعْتُ الْبَرَاءَ، يَقُولُ مَا رَأَيْتُ أَحَدًا أَحْسَنَ فِي حُلَّةٍ حَمْرَاءَ مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏ قَالَ بَعْضُ أَصْحَابِي عَنْ مَالِكٍ إِنَّ جُمَّتَهُ لَتَضْرِبُ قَرِيبًا مِنْ مَنْكِبَيْهِ‏.‏ قَالَ أَبُو إِسْحَاقَ سَمِعْتُهُ يُحَدِّثُهُ غَيْرَ مَرَّةٍ، مَا حَدَّثَ بِهِ قَطُّ إِلاَّ ضَحِكَ‏.‏ تَابَعَهُ شُعْبَةُ شَعَرُهُ يَبْلُغُ شَحْمَةَ أُذُنَيْهِ‏.‏

Bera şöyle demiştir: "Ben kırmızı bir hulle (bir takım elbise) giyinmiş olduğu halde Nebi'den daha güzel görünen kimseyi görmedim." (Buhari) dedi ki: Arkadaşlarımın bazısının (hocamın) Malik'ten naklettiğine göre, Nebi'nin başındaki saçları omuzlarına yakın, onlara değecek kadar uzuyordu. Ebu İshak da: Ben onu (el-Bera'yı) birden çok defa bunu tahdis ederken dinlemişimdir. Bu hadisi tahdis ettiği her seferinde mutlaka gülerdi. Şu'be, "Nebi'nin saçları kulak memelerine kadar ulaşırdı" diyerek ona (Ebu İshak'a) mutabaat etmiştir.

Sahih al Bukhari 5901

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ أُرَانِي اللَّيْلَةَ عِنْدَ الْكَعْبَةِ، فَرَأَيْتُ رَجُلاً آدَمَ كَأَحْسَنِ مَا أَنْتَ رَاءٍ مِنْ أُدْمِ الرِّجَالِ، لَهُ لِمَّةٌ كَأَحْسَنِ مَا أَنْتَ رَاءٍ مِنَ اللِّمَمِ، قَدْ رَجَّلَهَا، فَهْىَ تَقْطُرُ مَاءً مُتَّكِئًا عَلَى رَجُلَيْنِ، أَوْ عَلَى عَوَاتِقِ رَجُلَيْنِ، يَطُوفُ بِالْبَيْتِ فَسَأَلْتُ مَنْ هَذَا فَقِيلَ الْمَسِيحُ ابْنُ مَرْيَمَ‏.‏ وَإِذَا أَنَا بِرَجُلٍ جَعْدٍ، قَطَطٍ، أَعْوَرِ الْعَيْنِ الْيُمْنَى كَأَنَّهَا عِنَبَةٌ طَافِيَةٌ، فَسَأَلْتُ مَنْ هَذَا فَقِيلَ الْمَسِيحُ الدَّجَّالُ ‏"‏‏.‏

Abdullah b. Ömer r.a.'dan rivayete göre Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Bu gece rüyamda kendimi Ka'be'nin yanında gördüm. Senin esmer erkekler arasında görebileceğin en güzeli gibi esmer bir adam gördüm. Bu adamın, saçlarını taramış ve saçı bol adamlardan görebildiklerinin en güzelinden bol saçı vardı. Yeni taramış olduğu saçlarından henüz su damlıyordu. İki adama yahut iki adamın omuzlarına dayanarak Ka'be'yi tavaf ediyordu. Ben: Bu kim, diye sordum. Bu Meryem oğlu el-Mesih'tir, denildi. Bir de saçı oldukça kıvırcık, sağ gözü patlak bir üzüm tanesi gibi fırlamış, kör olan birisini de gördüm. Bu kim, diye sordum. Bana: Mesih Deccal'dir, diye cevap verildi."

Sahih al Bukhari 5902