Muvatta Malik

584 numaralı hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّهُ قَالَ ‏:‏ أَوَّلُ مَنْ أَخَذَ مِنَ الأَعْطِيَةِ الزَّكَاةَ مُعَاوِيَةُ بْنُ أَبِي سُفْيَانَ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ ‏:‏ السُّنَّةُ الَّتِي لاَ اخْتِلاَفَ فِيهَا عِنْدَنَا أَنَّ الزَّكَاةَ تَجِبُ فِي عِشْرِينَ دِينَارًا عَيْنًا كَمَا تَجِبُ فِي مِائَتَىْ دِرْهَمٍ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ ‏:‏ لَيْسَ فِي عِشْرِينَ دِينَارًا نَاقِصَةً بَيِّنَةَ النُّقْصَانِ زَكَاةٌ، فَإِنْ زَادَتْ حَتَّى تَبْلُغَ بِزِيَادَتِهَا عِشْرِينَ دِينَارًا وَازِنَةً فَفِيهَا الزَّكَاةُ، وَلَيْسَ فِيمَا دُونَ عِشْرِينَ دِينَارًا عَيْنًا الزَّكَاةُ، وَلَيْسَ فِي مِائَتَىْ دِرْهَمٍ نَاقِصَةً بَيِّنَةَ النُّقْصَانِ زَكَاةٌ، فَإِنْ زَادَتْ حَتَّى تَبْلُغَ بِزِيَادَتِهَا مِائَتَىْ دِرْهَمٍ وَافِيةً فَفِيهَا الزَّكَاةُ، فَإِنْ كَانَتْ تَجُوزُ بِجَوَازِ الْوَازِنَةِ رَأَيْتُ فِيهَا الزَّكَاةَ دَنَانِيرَ كَانَتْ أَوْ دَرَاهِمَ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ فِي رَجُلٍ كَانَتْ عِنْدَهُ سِتُّونَ وَمِائَةُ دِرْهَمٍ وَازِنَةً وَصَرْفُ الدَّرَاهِمِ بِبَلَدِهِ ثَمَانِيَةُ دَرَاهِمَ بِدِينَارٍ ‏:‏ أَنَّهَا لاَ تَجِبُ فِيهَا الزَّكَاةُ، وَإِنَّمَا تَجِبُ الزَّكَاةُ فِي عِشْرِينَ دِينَارًا عَيْنًا أَوْ مِائَتَىْ دِرْهَمٍ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ فِي رَجُلٍ كَانَتْ لَهُ خَمْسَةُ دَنَانِيرَ مِنْ فَائِدَةٍ أَوْ غَيْرِهَا، فَتَجَرَ فِيهَا فَلَمْ يَأْتِ الْحَوْلُ حَتَّى بَلَغَتْ مَا تَجِبُ فِيهِ الزَّكَاةُ ‏:‏ أَنَّهُ يُزَكِّيهَا وَإِنْ لَمْ تَتِمَّ إِلاَّ قَبْلَ أَنْ يَحُولَ عَلَيْهَا الْحَوْلُ بِيَوْمٍ وَاحِدٍ، أَوْ بَعْدَ مَا يَحُولُ عَلَيْهَا الْحَوْلُ بِيَوْمٍ وَاحِدٍ، ثُمَّ لاَ زَكَاةَ فِيهَا حَتَّى يَحُولَ عَلَيْهَا الْحَوْلُ مِنْ يَوْمَ زُكِّيَتْ ‏.‏ وَقَالَ مَالِكٌ فِي رَجُلٍ كَانَتْ لَهُ عَشَرَةُ دَنَانِيرَ فَتَجَرَ فِيهَا فَحَالَ عَلَيْهَا الْحَوْلُ وَقَدْ بَلَغَتْ عِشْرِينَ دِينَارًا ‏:‏ أَنَّهُ يُزَكِّيهَا مَكَانَهَا وَلاَ يَنْتَظِرُ بِهَا أَنْ يَحُولَ عَلَيْهَا الْحَوْلُ مِنْ يَوْمَ بَلَغَتْ مَا تَجِبُ فِيهِ الزَّكَاةُ لِأَنَّ الْحَوْلَ قَدْ حَالَ عَلَيْهَا وَهِيَ عِنْدَهُ عِشْرُونَ ثُمَّ لَا زَكَاةَ فِيهَا حَتَّى يَحُولَ عَلَيْهَا الْحَوْلُ مِنْ يَوْمَ زُكِّيَتْ قَالَ مَالِك الْأَمْرُ الْمُجْتَمَعُ عَلَيْهِ عِنْدَنَا فِي إِجَارَةِ الْعَبِيدِ وَخَرَاجِهِمْ وَكِرَاءِ الْمَسَاكِينِ وَكِتَابَةِ الْمُكَاتَبِ أَنَّهُ لَا تَجِبُ فِي شَيْءٍ مِنْ ذَلِكَ الزَّكَاةُ قَلَّ ذَلِكَ أَوْ كَثُرَ حَتَّى يَحُولَ عَلَيْهِ الْحَوْلُ مِنْ يَوْمِ يَقْبِضُهُ صَاحِبُهُ. وَقَالَ مَالِك فِي الذَّهَبِ وَالْوَرِقِ يَكُونُ بَيْنَ الشُّرَكَاءِ إِنَّ مَنْ بَلَغَتْ حِصَّتُهُ مِنْهُمْ عِشْرِينَ دِينَارًا عَيْنًا أَوْ مِائَتَيْ دِرْهَمٍ فَعَلَيْهِ فِيهَا الزَّكَاةُ وَمَنْ نَقَصَتْ حِصَّتُهُ عَمَّا تَجِبُ فِيهِ الزَّكَاةُ فَلَا زَكَاةَ عَلَيْهِ وَإِنْ بَلَغَتْ حِصَصُهُمْ جَمِيعًا مَا تَجِبُ فِيهِ الزَّكَاةُ وَكَانَ بَعْضُهُمْ فِي ذَلِكَ أَفْضَلَ نَصِيبًا مِنْ بَعْضٍ أُخِذَ مِنْ كُلِّ إِنْسَانٍ مِنْهُمْ بِقَدْرِ حِصَّتِهِ إِذَا كَانَ فِي حِصَّةِ كُلِّ إِنْسَانٍ مِنْهُمْ مَا تَجِبُ فِيهِ الزَّكَاةُ وَذَلِكَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ لَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسِ أَوَاقٍ مِنْ الْوَرِقِ صَدَقَةٌ قَالَ مَالِك وَهَذَا أَحَبُّ مَا سَمِعْتُ إِلَيَّ فِي ذَلِكَ قَالَ مَالِك وَإِذَا كَانَتْ لِرَجُلٍ ذَهَبٌ أَوْ وَرِقٌ مُتَفَرِّقَةٌ بِأَيْدِي أُنَاسٍ شَتَّى فَإِنَّهُ يَنْبَغِي لَهُ أَنْ يُحْصِيَهَا جَمِيعًا ثُمَّ يُخْرِجَ مَا وَجَبَ عَلَيْهِ مِنْ زَكَاتِهَا كُلِّهَا قَالَ مَالِك وَمَنْ أَفَادَ ذَهَبًا أَوْ وَرِقًا إِنَّهُ لَا زَكَاةَ عَلَيْهِ فِيهَا حَتَّى يَحُولَ عَلَيْهَا الْحَوْلُ مِنْ يَوْمَ أَفَادَهَا

İbn Şihâb şöyle dedi: Verilen atıyyelerden ilk defa zekât alan Muâviye b. Ebî Süfyân'dır. Mâlik der ki: Bizce üzerinde ihtilâf bulunmayan sünnet şudur: İki yüz dirheme zekât düştüğü gibi, ayn olarak yirmi dinara da zekât düşer. Mâlik der ki: Eksikliği açıkça belli olan yirmi dinara zekât düşmez. Eğer fazlalığıyla tam tartılı yirmi dinara ulaşırsa zekâtı verilir. Ayn olarak yirmi dinardan az olana zekât düşmez. Eksikliği açıkça belli olan iki yüz dirheme de zekât düşmez. Eğer fazlalığıyla tam iki yüz dirheme ulaşırsa zekâtı verilir. Eksik para, tam tartılı para gibi tedavül ediyorsa ister dinar ister dirhem olsun, onda zekât verilmesi gerektiği görüşündeyim. Mâlik, yanında tam tartılı yüz altmış dirhem bulunan ve memleketinde sekiz dirhem bir dinara karşılık gelen kimse hakkında şöyle dedi: Buna zekât düşmez. Zekât ancak ayn olarak yirmi dinara veya iki yüz dirheme düşer. Mâlik, kazanç veya başka bir yolla beş dinar elde edip onunla ticaret yapan ve üzerinden bir yıl geçmeden malı zekât gerektirecek miktara ulaşan kimse hakkında şöyle dedi: Zekâtını verir. Bu miktara, üzerinden bir yıl geçmesine yalnızca bir gün kala veya bir yıl geçtikten bir gün sonra ulaşmış olsa da böyledir. Sonra zekâtını verdiği günden itibaren üzerinden bir yıl geçmedikçe tekrar zekât düşmez. Mâlik, on dinarı bulunan, onunla ticaret yapan ve üzerinden bir yıl geçtiğinde para yirmi dinara ulaşmış olan kimse hakkında şöyle dedi: Zekâtını hemen verir; zekât gerektiren miktara ulaştığı günden itibaren bir yıl geçmesini beklemez. Çünkü mal, yanında yirmi dinar olarak bulunduğu hâlde üzerinden bir yıl geçmiştir. Sonra zekâtını verdiği günden itibaren üzerinden bir yıl geçmedikçe tekrar zekât düşmez. Mâlik der ki: Kölelerin kiraya verilmesinden ve kazançlarından, meskenlerin kiralarından ve mükâteb kölenin kitâbet bedelinden elde edilen şeylerin azına da çoğuna da, sahibinin onu teslim aldığı günden itibaren üzerinden bir yıl geçmedikçe zekât düşmeyeceği hususunda bizde ittifak vardır. Mâlik, ortaklar arasında bulunan altın ve gümüş hakkında şöyle dedi: Ortaklardan hangisinin hissesi ayn olarak yirmi dinara veya iki yüz dirheme ulaşırsa ona zekât düşer. Hissesi zekât gerektiren miktardan az olan kimseye ise, hisselerin toplamı zekât gerektiren miktara ulaşsa bile zekât düşmez. Hisseler farklı miktarlarda olsa da her birinin hissesi zekât gerektiren miktara ulaşıyorsa herkesten hissesi oranında zekât alınır. Çünkü Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, «Beş ukiyyeden az gümüşte sadaka yoktur» buyurmuştur. Mâlik der ki: Bu konuda duyduklarım içinde en çok hoşuma giden görüş budur. Mâlik der ki: Bir kimsenin altın veya gümüşü ayrı ayrı çeşitli kişilerin elinde bulunuyorsa hepsini hesaplamalı, sonra tamamı için üzerine düşen zekâtı vermelidir. Mâlik der ki: Altın veya gümüş elde eden kimseye, onu elde ettiği günden itibaren üzerinden bir yıl geçmedikçe zekât düşmez.

Muwatta Malik 584