Muvatta Malik

600 numaralı hadis

حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ قَيْسٍ الْمَكِّيِّ، عَنْ طَاوُسٍ الْيَمَانِيِّ، أَنَّ مُعَاذَ بْنَ جَبَلٍ الأَنْصَارِيَّ، أَخَذَ مِنْ ثَلاَثِينَ بَقَرَةً تَبِيعًا وَمِنْ أَرْبَعِينَ بَقَرَةً مُسِنَّةً وَأُتِيَ بِمَا دُونَ ذَلِكَ فَأَبَى أَنْ يَأْخُذَ مِنْهُ شَيْئًا وَقَالَ لَمْ أَسْمَعْ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِيهِ شَيْئًا حَتَّى أَلْقَاهُ فَأَسْأَلَهُ ‏.‏ فَتُوُفِّيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَبْلَ أَنْ يَقْدُمَ مُعَاذُ بْنُ جَبَلٍ ‏.‏ قَالَ يَحْيَى قَالَ مَالِكٌ أَحْسَنُ مَا سَمِعْتُ فِيمَنْ كَانَتْ لَهُ غَنَمٌ عَلَى رَاعِيَيْنِ مُفْتَرِقَيْنِ أَوْ عَلَى رِعَاءٍ مُفْتَرِقِينَ فِي بُلْدَانٍ شَتَّى أَنَّ ذَلِكَ يُجْمَعُ كُلُّهُ عَلَى صَاحِبِهِ فَيُؤَدِّي مِنْهُ صَدَقَتَهُ وَمِثْلُ ذَلِكَ الرَّجُلُ يَكُونُ لَهُ الذَّهَبُ أَوِ الْوَرِقُ مُتَفَرِّقَةً فِي أَيْدِي نَاسٍ شَتَّى أَنَّهُ يَنْبَغِي لَهُ أَنْ يَجْمَعَهَا فَيُخْرِجَ مِنْهَا مَا وَجَبَ عَلَيْهِ فِي ذَلِكَ مِنْ زَكَاتِهَا ‏.‏ وَقَالَ يَحْيَى قَالَ مَالِكٌ فِي الرَّجُلِ يَكُونُ لَهُ الضَّأْنُ وَالْمَعْزُ أَنَّهَا تُجْمَعُ عَلَيْهِ فِي الصَّدَقَةِ فَإِنْ كَانَ فِيهَا مَا تَجِبُ فِيهِ الصَّدَقَةُ صُدِّقَتْ وَقَالَ إِنَّمَا هِيَ غَنَمٌ كُلُّهَا وَفِي كِتَابِ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ وَفِي سَائِمَةِ الْغَنَمِ إِذَا بَلَغَتْ أَرْبَعِينَ شَاةً شَاةٌ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ فَإِنْ كَانَتِ الضَّأْنُ هِيَ أَكْثَرَ مِنَ الْمَعْزِ وَلَمْ يَجِبْ عَلَى رَبِّهَا إِلاَّ شَاةٌ وَاحِدَةٌ أَخَذَ الْمُصَدِّقُ تِلْكَ الشَّاةَ الَّتِي وَجَبَتْ عَلَى رَبِّ الْمَالِ مِنَ الضَّأْنِ وَإِنْ كَانَتِ الْمَعْزُ أَكْثَرَ مِنَ الضَّأْنِ أُخِذَ مِنْهَا فَإِنِ اسْتَوَى الضَّأْنُ وَالْمَعْزُ أَخَذَ الشَّاةَ مِنْ أَيَّتِهِمَا شَاءَ ‏.‏ قَالَ يَحْيَى قَالَ مَالِكٌ وَكَذَلِكَ الإِبِلُ الْعِرَابُ وَالْبُخْتُ يُجْمَعَانِ عَلَى رَبِّهِمَا فِي الصَّدَقَةِ ‏.‏ وَقَالَ إِنَّمَا هِيَ إِبِلٌ كُلُّهَا فَإِنْ كَانَتِ الْعِرَابُ هِيَ أَكْثَرَ مِنَ الْبُخْتِ وَلَمْ يَجِبْ عَلَى رَبِّهَا إِلاَّ بَعِيرٌ وَاحِدٌ فَلْيَأْخُذْ مِنَ الْعِرَابِ صَدَقَتَهَا فَإِنْ كَانَتِ الْبُخْتُ أَكْثَرَ فَلْيَأْخُذْ مِنْهَا فَإِنِ اسْتَوَتْ فَلْيَأْخُذْ مِنْ أَيَّتِهِمَا شَاءَ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَكَذَلِكَ الْبَقَرُ وَالْجَوَامِيسُ تُجْمَعُ فِي الصَّدَقَةِ عَلَى رَبِّهَا ‏.‏ وَقَالَ إِنَّمَا هِيَ بَقَرٌ كُلُّهَا فَإِنْ كَانَتِ الْبَقَرُ هِيَ أَكْثَرَ مِنَ الْجَوَامِيسِ وَلاَ تَجِبُ عَلَى رَبِّهَا إِلاَّ بَقَرَةٌ وَاحِدَةٌ فَلْيَأْخُذْ مِنَ الْبَقَرِ صَدَقَتَهُمَا وَإِنْ كَانَتِ الْجَوَامِيسُ أَكْثَرَ فَلْيَأْخُذْ مِنْهَا فَإِنِ اسْتَوَتْ فَلْيَأْخُذْ مِنْ أَيَّتِهِمَا شَاءَ فَإِذَا وَجَبَتْ فِي ذَلِكَ الصَّدَقَةُ صُدِّقَ الصِّنْفَانِ جَمِيعًا ‏.‏ قَالَ يَحْيَى قَالَ مَالِكٌ مَنْ أَفَادَ مَاشِيَةً مِنْ إِبِلٍ أَوْ بَقَرٍ أَوْ غَنَمٍ فَلاَ صَدَقَةَ عَلَيْهِ فِيهَا حَتَّى يَحُولَ عَلَيْهَا الْحَوْلُ مِنْ يَوْمَ أَفَادَهَا إِلاَّ أَنْ يَكُونَ لَهُ قَبْلَهَا نِصَابُ مَاشِيَةٍ وَالنِّصَابُ مَا تَجِبُ فِيهِ الصَّدَقَةُ إِمَّا خَمْسُ ذَوْدٍ مِنَ الإِبِلِ وَإِمَّا ثَلاَثُونَ بَقَرَةً وَإِمَّا أَرْبَعُونَ شَاةً فَإِذَا كَانَ لِلرَّجُلِ خَمْسُ ذَوْدٍ مِنَ الإِبِلِ أَوْ ثَلاَثُونَ بَقَرَةً أَوْ أَرْبَعُونَ شَاةً ثُمَّ أَفَادَ إِلَيْهَا إِبِلاً أَوْ بَقَرًا أَوْ غَنَمًا بِاشْتِرَاءٍ أَوْ هِبَةٍ أَوْ مِيرَاثٍ فَإِنَّهُ يُصَدِّقُهَا مَعَ مَاشِيَتِهِ حِينَ يُصَدِّقُهَا وَإِنْ لَمْ يَحُلْ عَلَى الْفَائِدَةِ الْحَوْلُ وَإِنْ كَانَ مَا أَفَادَ مِنَ الْمَاشِيَةِ إِلَى مَاشِيَتِهِ قَدْ صُدِّقَتْ قَبْلَ أَنْ يَشْتَرِيَهَا بِيَوْمٍ وَاحِدٍ أَوْ قَبْلَ أَنْ يَرِثَهَا بِيَوْمٍ وَاحِدٍ فَإِنَّهُ يُصَدِّقُهَا مَعَ مَاشِيَتِهِ حِينَ يُصَدِّقُ مَاشِيَتَهُ ‏.‏ قَالَ يَحْيَى قَالَ مَالِكٌ وَإِنَّمَا مَثَلُ ذَلِكَ مَثَلُ الْوَرِقِ يُزَكِّيهَا الرَّجُلُ ثُمَّ يَشْتَرِي بِهَا مِنْ رَجُلٍ آخَرَ عَرْضًا وَقَدْ وَجَبَتْ عَلَيْهِ فِي عَرْضِهِ ذَلِكَ إِذَا بَاعَهُ الصَّدَقَةُ فَيُخْرِجُ الرَّجُلُ الآخَرُ صَدَقَتَهَا هَذَا الْيَوْمَ وَيَكُونُ الآخَرُ قَدْ صَدَّقَهَا مِنَ الْغَدِ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ فِي رَجُلٍ كَانَتْ لَهُ غَنَمٌ لاَ تَجِبُ فِيهَا الصَّدَقَةُ فَاشْتَرَى إِلَيْهَا غَنَمًا كَثِيرَةً تَجِبُ فِي دُونِهَا الصَّدَقَةُ أَوْ وَرِثَهَا أَنَّهُ لاَ تَجِبُ عَلَيْهِ فِي الْغَنَمِ كُلِّهَا الصَّدَقَةُ حَتَّى يَحُولَ عَلَيْهَا الْحَوْلُ مِنْ يَوْمَ أَفَادَهَا بِاشْتِرَاءٍ أَوْ مِيرَاثٍ وَذَلِكَ أَنَّ كُلَّ مَا كَانَ عِنْدَ الرَّجُلِ مِنْ مَاشِيَةٍ لاَ تَجِبُ فِيهَا الصَّدَقَةُ مِنْ إِبِلٍ أَوْ بَقَرٍ أَوْ غَنَمٍ فَلَيْسَ يُعَدُّ ذَلِكَ نِصَابَ مَالٍ حَتَّى يَكُونَ فِي كُلِّ صِنْفٍ مِنْهَا مَا تَجِبُ فِيهِ الصَّدَقَةُ فَذَلِكَ النِّصَابُ الَّذِي يُصَدِّقُ مَعَهُ مَا أَفَادَ إِلَيْهِ صَاحِبُهُ مِنْ قَلِيلٍ أَوْ كَثِيرٍ مِنَ الْمَاشِيَةِ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَلَوْ كَانَتْ لِرَجُلٍ إِبِلٌ أَوْ بَقَرٌ أَوْ غَنَمٌ تَجِبُ فِي كُلِّ صِنْفٍ مِنْهَا الصَّدَقَةُ ثُمَّ أَفَادَ إِلَيْهَا بَعِيرًا أَوْ بَقَرَةً أَوْ شَاةً صَدَّقَهَا مَعَ مَاشِيَتِهِ حِينَ يُصَدِّقُهَا ‏.‏ قَالَ يَحْيَى قَالَ مَالِكٌ وَهَذَا أَحَبُّ مَا سَمِعْتُ إِلَىَّ فِي هَذَا ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ فِي الْفَرِيضَةِ تَجِبُ عَلَى الرَّجُلِ فَلاَ تُوجَدُ عِنْدَهُ أَنَّهَا إِنْ كَانَتِ ابْنَةَ مَخَاضٍ فَلَمْ تُوجَدْ أُخِذَ مَكَانَهَا ابْنُ لَبُونٍ ذَكَرٌ وَإِنْ كَانَتْ بِنْتَ لَبُونٍ أَوْ حِقَّةً أَوْ جَذَعَةً وَلَمْ يَكُنْ عِنْدَهُ كَانَ عَلَى رَبِّ الإِبِلِ أَنْ يَبْتَاعَهَا لَهُ حَتَّى يَأْتِيَهُ بِهَا وَلاَ أُحِبُّ أَنْ يُعْطِيَهُ قِيمَتَهَا ‏.‏ وَقَالَ مَالِكٌ فِي الإِبِلِ النَّوَاضِحِ وَالْبَقَرِ السَّوَانِي وَبَقَرِ الْحَرْثِ إِنِّي أَرَى أَنْ يُؤْخَذَ مِنْ ذَلِكَ كُلِّهِ إِذَا وَجَبَتْ فِيهِ الصَّدَقَةُ ‏.‏

Yahya, Mâlik'ten; o, Humeyd b. Kays el-Mekkî'den; o da Tâvus el-Yemânî'den rivayet etti: Ensardan Muâz b. Cebel, otuz sığırdan ikinci yaşına girmiş bir dana, kırk sığırdan ise daha büyük bir sığır aldı. Bundan daha az sayıda sığır getirildiğinde onlardan bir şey almayı reddederek, “Bu hususta Resûlullah'tan işitmiş olduğum bir şey yoktur. Onunla karşılaşınca kendisine soracağım” dedi. Fakat Muâz b. Cebel dönmeden önce Resûlullah vefat etti. Yahya, Mâlik'in şöyle dediğini nakletti: Ayrı iki çobanın yanında veya farklı beldelerdeki ayrı çobanların yanında koyunları bulunan kimse hakkında işittiğim en güzel hüküm, bunların tamamının sahibi adına bir araya getirilmesi ve zekâtının buna göre verilmesidir. Çeşitli kimselerin ellerinde dağınık hâlde altını veya gümüşü bulunan kişinin durumu da böyledir. Bunları bir araya getirip toplamı üzerinden vermesi gereken zekâtı çıkarmalıdır. Yahya, Mâlik'in şöyle dediğini nakletti: Hem koyunları hem de keçileri bulunan kimsenin hayvanları zekât hesabında bir araya getirilir. Toplamları zekât gerektiren miktara ulaşırsa zekâtları verilir. Bunların hepsi davardır. Ömer b. Hattâb'ın yazısında, “Otlayan davarlar kırk başa ulaştığında bir koyun verilir” denilmektedir. Mâlik dedi ki: Koyunlar keçilerden fazla ve sahibine yalnız bir hayvan vermek düşüyorsa zekât memuru gerekli hayvanı koyunlardan alır. Keçiler koyunlardan fazlaysa keçilerden alır. Koyunlarla keçiler eşitse dilediği cinsten bir hayvan alır. Yahya, Mâlik'in şöyle dediğini nakletti: Arap develeriyle Horasan develeri de sahiplerinin zekâtı hesaplanırken bir araya getirilir. Çünkü bunların hepsi devedir. Arap develeri daha fazla ve sahibine yalnız bir deve vermek düşüyorsa zekât memuru onu Arap develerinden alır. Horasan develeri daha fazlaysa onlardan alır. Sayıları eşitse dilediği cinsten alır. Mâlik dedi ki: Sığırlar ile mandalar da sahiplerinin zekâtı hesaplanırken bir araya getirilir. Çünkü bunların hepsi sığırdır. Sığırlar mandalardan fazla ve sahibine yalnız bir sığır vermek düşüyorsa zekât memuru ikisinin zekâtını sığırlardan alır. Mandalar daha fazlaysa onlardan alır. Sayıları eşitse dilediği cinsten alır. Zekât gerekli olduğunda iki cinsin tamamı birlikte değerlendirilir. Yahya, Mâlik'in şöyle dediğini nakletti: Deve, sığır veya davar edinen kimseye, bunları edindiği günden itibaren bir yıl geçmedikçe zekât gerekmez. Ancak daha önceden zekâta ulaşmış miktarda hayvanı varsa hüküm başkadır. Nisap, zekâtı gerektiren miktardır: Develerde beş, sığırlarda otuz, davarlarda kırk baştır. Bir kimsenin beş devesi, otuz sığırı veya kırk davarı bulunur da bunlara satın alma, bağış ya da miras yoluyla deve, sığır veya davar eklenirse, sonradan edindiklerinin üzerinden bir yıl geçmemiş olsa bile mevcut hayvanlarının zekâtını verirken onları da birlikte zekâta tabi tutar. Sonradan edindiği hayvanların, satın almasından veya miras yoluyla edinmesinden bir gün önce zekâtları verilmiş olsa bile kendi hayvanlarının zekâtını verirken onları da birlikte zekâta tabi tutar. Yahya, Mâlik'in şöyle dediğini nakletti: Bunun benzeri, bir adamın zekâtını verdiği gümüşle başka bir adamdan ticaret malı satın almasıdır. Satıcıya, o malı sattığında zekât vermek gerekli hâle gelmiş olabilir. Böylece alıcı bugün o gümüşün zekâtını verirken satıcı ertesi gün aynı gümüşün zekâtını vermiş olabilir. Mâlik, zekât gerektirmeyecek sayıda davarı bulunan, sonra bunlara tek başına zekâtı gerektirecek miktarda çok sayıda davar satın alan veya miras yoluyla edinen kimse hakkında şöyle dedi: Satın alma veya miras yoluyla edindiği günden itibaren bir yıl geçmedikçe hayvanlarının tamamı için zekât gerekmez. Çünkü bir kimsenin elinde bulunan ve sayıları zekâtı gerektirmeyen deve, sığır veya davar, her cins kendi başına zekât gerektiren miktara ulaşmadıkça nisap sayılmaz. İşte nisap, sahibinin sonradan edindiği az veya çok sayıdaki hayvanı kendisiyle birlikte zekâta tabi tuttuğu miktardır. Mâlik dedi ki: Bir kimsenin deve, sığır veya davarından her biri kendi cinsi içinde zekâtı gerektiren miktarda bulunur da daha sonra bunlara bir deve, bir sığır veya bir davar eklenirse, mevcut hayvanlarının zekâtını verirken sonradan edindiğini de onlarla birlikte zekâta tabi tutar. Yahya, Mâlik'in, “Bu konuda işittiklerim içinde en çok beğendiğim hüküm budur” dediğini nakletti. Mâlik, bir kimseye zekât olarak vermesi gereken belirli hayvan gerekli olduğu hâlde o hayvanın yanında bulunmaması hakkında şöyle dedi: Gereken hayvan iki yaşına girmiş bir dişi deve ise ve bulunamazsa onun yerine üç yaşına girmiş bir erkek deve alınır. Gereken hayvan üç yaşına girmiş dişi deve, dört yaşında dişi deve veya beş yaşında dişi deve olup yanında bulunmazsa deve sahibinin onu satın alarak zekât memuruna getirmesi gerekir. Onun bedelinin verilmesini uygun görmem. Mâlik, su taşımakta kullanılan develer, su çekmekte kullanılan sığırlar ve çift sığırları hakkında da, “Zekâtı gerektiren miktara ulaştıklarında bunların hepsinden zekât alınacağı görüşündeyim” dedi.

Muwatta Malik 600