حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ تَحِلُّ الصَّدَقَةُ لِغَنِيٍّ إِلاَّ لِخَمْسَةٍ لِغَازٍ فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَوْ لِعَامِلٍ عَلَيْهَا أَوْ لِغَارِمٍ أَوْ لِرَجُلٍ اشْتَرَاهَا بِمَالِهِ أَوْ لِرَجُلٍ لَهُ جَارٌ مِسْكِينٌ فَتُصُدِّقَ عَلَى الْمِسْكِينِ فَأَهْدَى الْمِسْكِينُ لِلْغَنِيِّ " . قَالَ مَالِكٌ الأَمْرُ عِنْدَنَا فِي قَسْمِ الصَّدَقَاتِ أَنَّ ذَلِكَ لاَ يَكُونُ إِلاَّ عَلَى وَجْهِ الاِجْتِهَادِ مِنَ الْوَالِي فَأَىُّ الأَصْنَافِ كَانَتْ فِيهِ الْحَاجَةُ وَالْعَدَدُ أُوثِرَ ذَلِكَ الصِّنْفُ بِقَدْرِ مَا يَرَى الْوَالِي وَعَسَى أَنْ يَنْتَقِلَ ذَلِكَ إِلَى الصِّنْفِ الآخَرِ بَعْدَ عَامٍ أَوْ عَامَيْنِ أَوْ أَعْوَامٍ فَيُؤْثَرُ أَهْلُ الْحَاجَةِ وَالْعَدَدِ حَيْثُمَا كَانَ ذَلِكَ وَعَلَى هَذَا أَدْرَكْتُ مَنْ أَرْضَى مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ . قَالَ مَالِكٌ وَلَيْسَ لِلْعَامِلِ عَلَى الصَّدَقَاتِ فَرِيضَةٌ مُسَمَّاةٌ إِلاَّ عَلَى قَدْرِ مَا يَرَى الإِمَامُ .
Atâ b. Yesâr'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah ﷺ şöyle buyurdu: «Zekât, şu beş kişi dışında zengin bir kimseye helâl olmaz: Allah yolunda savaşan kimseye, zekât işinde çalışan görevliye, borçluya, zekât malını kendi parasıyla satın alan kimseye ve yoksul bir komşusu bulunan kimseye; yoksula zekât verilir, o da bundan zengin komşusuna hediye eder.» Mâlik şöyle dedi: Bizde zekâtların paylaştırılması hususundaki uygulama, bunun ancak yöneticinin içtihadıyla yapılmasıdır. Hangi sınıfın ihtiyacı ve sayısı fazlaysa yönetici, uygun gördüğü ölçüde o sınıfı tercih eder. Bir, iki veya birkaç yıl sonra ihtiyaç başka bir sınıfa geçebilir; bu durumda ihtiyaç ve sayıca üstünlük nerede bulunuyorsa o sınıf tercih edilir. Hoşnut olduğum ilim ehlini bu uygulama üzerinde buldum. Mâlik ayrıca şöyle dedi: Zekât görevlisi için belirlenmiş sabit bir pay yoktur; kendisine imamın uygun gördüğü ölçüde pay verilir.