وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ زِيَادِ بْنِ سَعْدٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّهُ قَالَ لاَ يُؤْخَذُ فِي صَدَقَةِ النَّخْلِ الْجُعْرُورُ وَلاَ مُصْرَانُ الْفَارَةِ وَلاَ عَذْقُ ابْنِ حُبَيْقٍ . قَالَ وَهُوَ يُعَدُّ عَلَى صَاحِبِ الْمَالِ وَلاَ يُؤْخَذُ مِنْهُ فِي الصَّدَقَةِ . قَالَ مَالِكٌ وَإِنَّمَا مِثْلُ ذَلِكَ الْغَنَمُ تُعَدُّ عَلَى صَاحِبِهَا بِسِخَالِهَا وَالسَّخْلُ لاَ يُؤْخَذُ مِنْهُ فِي الصَّدَقَةِ وَقَدْ يَكُونُ فِي الأَمْوَالِ ثِمَارٌ لاَ تُؤْخَذُ الصَّدَقَةُ مِنْهَا مِنْ ذَلِكَ الْبُرْدِيُّ وَمَا أَشْبَهَهُ لاَ يُؤْخَذُ مِنْ أَدْنَاهُ كَمَا لاَ يُؤْخَذُ مِنْ خِيَارِهِ . قَالَ وَإِنَّمَا تُؤْخَذُ الصَّدَقَةُ مِنْ أَوْسَاطِ الْمَالِ . قَالَ مَالِكٌ الأَمْرُ الْمُجْتَمَعُ عَلَيْهِ عِنْدَنَا أَنَّهُ لاَ يُخْرَصُ مِنَ الثِّمَارِ إِلاَّ النَّخِيلُ وَالأَعْنَابُ فَإِنَّ ذَلِكَ يُخْرَصُ حِينَ يَبْدُو صَلاَحُهُ وَيَحِلُّ بَيْعُهُ وَذَلِكَ أَنَّ ثَمَرَ النَّخِيلِ وَالأَعْنَابِ يُؤْكَلُ رُطَبًا وَعِنَبًا فَيُخْرَصُ عَلَى أَهْلِهِ لِلتَّوْسِعَةِ عَلَى النَّاسِ وَلِئَلاَّ يَكُونَ عَلَى أَحَدٍ فِي ذَلِكَ ضِيقٌ فَيُخْرَصُ ذَلِكَ عَلَيْهِمْ ثُمَّ يُخَلَّى بَيْنَهُمْ وَبَيْنَهُ يَأْكُلُونَهُ كَيْفَ شَاءُوا ثُمَّ يُؤَدُّونَ مِنْهُ الزَّكَاةَ عَلَى مَا خُرِصَ عَلَيْهِمْ . قَالَ مَالِكٌ فَأَمَّا مَا لاَ يُؤْكَلُ رَطْبًا وَإِنَّمَا يُؤْكَلُ بَعْدَ حَصَادِهِ مِنَ الْحُبُوبِ كُلِّهَا فَإِنَّهُ لاَ يُخْرَصُ وَإِنَّمَا عَلَى أَهْلِهَا فِيهَا إِذَا حَصَدُوهَا وَدَقُّوهَا وَطَيَّبُوهَا وَخَلُصَتْ حَبًّا فَإِنَّمَا عَلَى أَهْلِهَا فِيهَا الأَمَانَةُ يُؤَدُّونَ زَكَاتَهَا إِذَا بَلَغَ ذَلِكَ مَا تَجِبُ فِيهِ الزَّكَاةُ وَهَذَا الأَمْرُ الَّذِي لاَ اخْتِلاَفَ فِيهِ عِنْدَنَا . قَالَ مَالِكٌ الأَمْرُ الْمُجْتَمَعُ عَلَيْهِ عِنْدَنَا أَنَّ النَّخْلَ يُخْرَصُ عَلَى أَهْلِهَا وَثَمَرُهَا فِي رُءُوسِهَا إِذَا طَابَ وَحَلَّ بَيْعُهُ وَيُؤْخَذُ مِنْهُ صَدَقَتُهُ تَمْرًا عِنْدَ الْجِدَادِ فَإِنْ أَصَابَتِ الثَّمَرَةَ جَائِحَةٌ بَعْدَ أَنْ تُخْرَصَ عَلَى أَهْلِهَا وَقَبْلَ أَنْ تُجَذَّ فَأَحَاطَتِ الْجَائِحَةُ بِالثَّمَرِ كُلِّهِ فَلَيْسَ عَلَيْهِمْ صَدَقَةٌ فَإِنْ بَقِيَ مِنَ الثَّمَرِ شَىْءٌ يَبْلُغُ خَمْسَةَ أَوْسُقٍ فَصَاعِدًا بِصَاعِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أُخِذَ مِنْهُمْ زَكَاتُهُ وَلَيْسَ عَلَيْهِمْ فِيمَا أَصَابَتِ الْجَائِحَةُ زَكَاةٌ وَكَذَلِكَ الْعَمَلُ فِي الْكَرْمِ أَيْضًا وَإِذَا كَانَ لِرَجُلٍ قِطَعُ أَمْوَالٍ مُتَفَرِّقَةٌ أَوِ اشْتِرَاكٌ فِي أَمْوَالٍ مُتَفَرِّقَةٍ لاَ يَبْلُغُ مَالُ كُلِّ شَرِيكٍ أَوْ قِطَعُهُ مَا تَجِبُ فِيهِ الزَّكَاةُ وَكَانَتْ إِذَا جُمِعَ بَعْضُ ذَلِكَ إِلَى بَعْضٍ يَبْلُغَ مَا تَجِبُ فِيهِ الزَّكَاةُ فَإِنَّهُ يَجْمَعُهَا وَيُؤَدِّي زَكَاتَهَا .
İbn Şihâb şöyle dedi: «Hurma zekâtı olarak cu‘rûr, mısrânü'l-fâre ve izku İbn Hubeyk alınmaz.» İbn Şihâb devamla şöyle dedi: «Bunlar mal sahibinin mahsulü hesaplanırken sayılır, fakat zekât olarak bunlardan alınmaz.» Mâlik şöyle dedi: «Bunun benzeri koyunlardır. Kuzularıyla birlikte mal sahibinin hesabına sayılırlar, fakat zekât olarak kuzu alınmaz. Mallar arasında zekât olarak alınmayan meyveler de bulunabilir. Bürdî ve benzeri hurmalar böyledir. Malın en iyisinden alınmadığı gibi en kötüsünden de alınmaz. Zekât ancak malın orta kalitelisinden alınır.» Mâlik şöyle dedi: «Bizde üzerinde ittifak edilen hükme göre meyvelerden yalnız hurma ve üzüm için tahmin yapılır. Bunların olgunluğu belirmeye ve satılmaları helal olmaya başladığında miktarları tahmin edilir. Çünkü hurma ve üzümün meyveleri yaş hurma ve taze üzüm olarak yenir. İnsanlara kolaylık sağlamak ve bu hususta hiç kimseyi sıkıntıya düşürmemek için sahiplerinin üzerindeki miktar tahmin edilir. Sonra kendileriyle mahsulleri baş başa bırakılır; onu diledikleri gibi yerler ve daha sonra kendileri için tahmin edilen miktara göre zekâtını verirler.» Mâlik şöyle dedi: «Yaş olarak yenmeyip ancak hasat edildikten sonra yenen bütün hububat için tahmin yapılmaz. Sahipleri bunları biçip dövdükten, temizleyip saf tane hâline getirdikten sonra güvenilir kabul edilirler. Miktar, zekâtın farz olduğu nisaba ulaşırsa zekâtını verirler. Bizde hakkında ihtilaf bulunmayan hüküm budur.» Mâlik şöyle dedi: «Bizde üzerinde ittifak edilen hükme göre hurma ağaçlarının meyvesi, ağaçların başındayken olgunlaşıp satılması helal olduğunda sahiplerinin üzerine tahmin edilir. Zekâtı, hasat zamanında kuru hurma olarak alınır. Meyve, sahiplerine tahmin edildikten sonra fakat henüz toplanmadan önce bir afete uğrar ve afet bütün meyveyi yok ederse üzerlerine zekât düşmez. Meyveden, Resûlullah'ın Sallallahu Aleyhi ve Sellem sâ‘ı ile beş vesk veya daha fazla miktar kalırsa zekâtı alınır. Afetin yok ettiği kısım için zekât gerekmez. Üzüm bağlarında da uygulama böyledir. Bir kimsenin farklı yerlerde ayrı ayrı malları veya farklı mallarda ortaklık payları bulunur, ortaklardan her birinin malı yahut kişinin ayrı ayrı parçaları zekât gerektiren miktara ulaşmaz, fakat bunlar bir araya getirildiğinde zekât gerektiren miktara ulaşırsa hepsini birleştirir ve zekâtını verir.»