وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، أَنَّهُ بَلَغَهُ أَنَّ عُمَرَ بْنَ عَبْدِ الْعَزِيزِ، كَتَبَ إِلَى عُمَّالِهِ أَنْ يَضَعُوا الْجِزْيَةَ عَمَّنْ أَسْلَمَ مِنْ أَهْلِ الْجِزْيَةِ حِينَ يُسْلِمُونَ . قَالَ مَالِكٌ مَضَتِ السُّنَّةُ أَنْ لاَ جِزْيَةَ عَلَى نِسَاءِ أَهْلِ الْكِتَابِ وَلاَ عَلَى صِبْيَانِهِمْ وَأَنَّ الْجِزْيَةَ لاَ تُؤْخَذُ إِلاَّ مِنَ الرِّجَالِ الَّذِينَ قَدْ بَلَغُوا الْحُلُمَ وَلَيْسَ عَلَى أَهْلِ الذِّمَّةِ وَلاَ عَلَى الْمَجُوسِ فِي نَخِيلِهِمْ وَلاَ كُرُومِهِمْ وَلاَ زُرُوعِهِمْ وَلاَ مَوَاشِيهِمْ صَدَقَةٌ لأَنَّ الصَّدَقَةَ إِنَّمَا وُضِعَتْ عَلَى الْمُسْلِمِينَ تَطْهِيرًا لَهُمْ وَرَدًّا عَلَى فُقَرَائِهِمْ وَوُضِعَتِ الْجِزْيَةُ عَلَى أَهْلِ الْكِتَابِ صَغَارًا لَهُمْ فَهُمْ مَا كَانُوا بِبَلَدِهِمُ الَّذِينَ صَالَحُوا عَلَيْهِ لَيْسَ عَلَيْهِمْ شَىْءٌ سِوَى الْجِزْيَةِ فِي شَىْءٍ مِنْ أَمْوَالِهِمْ إِلاَّ أَنْ يَتَّجِرُوا فِي بِلاَدِ الْمُسْلِمِينَ وَيَخْتَلِفُوا فِيهَا فَيُؤْخَذُ مِنْهُمُ الْعُشْرُ فِيمَا يُدِيرُونَ مِنَ التِّجَارَاتِ وَذَلِكَ أَنَّهُمْ إِنَّمَا وُضِعَتْ عَلَيْهِمُ الْجِزْيَةُ وَصَالَحُوا عَلَيْهَا عَلَى أَنْ يُقَرُّوا بِبِلاَدِهِمْ وَيُقَاتَلَ عَنْهُمْ عَدُوُّهُمْ فَمَنْ خَرَجَ مِنْهُمْ مِنْ بِلاَدِهِ إِلَى غَيْرِهَا يَتْجُرُ إِلَيْهَا فَعَلَيْهِ الْعُشْرُ مَنْ تَجَرَ مِنْهُمْ مِنْ أَهْلِ مِصْرَ إِلَى الشَّامِ وَمِنْ أَهْلِ الشَّامِ إِلَى الْعِرَاقِ وَمِنْ أَهْلِ الْعِرَاقِ إِلَى الْمَدِينَةِ أَوِ الْيَمَنِ أَوْ مَا أَشْبَهَ هَذَا مِنَ الْبِلاَدِ فَعَلَيْهِ الْعُشْرُ وَلاَ صَدَقَةَ عَلَى أَهْلِ الْكِتَابِ وَلاَ الْمَجُوسِ فِي شَىْءٍ مِنْ أَمْوَالِهِمْ وَلاَ مِنْ مَوَاشِيهِمْ وَلاَ ثِمَارِهِمْ وَلاَ زُرُوعِهِمْ مَضَتْ بِذَلِكَ السُّنَّةُ وَيُقَرُّونَ عَلَى دِينِهِمْ وَيَكُونُونَ عَلَى مَا كَانُوا عَلَيْهِ وَإِنِ اخْتَلَفُوا فِي الْعَامِ الْوَاحِدِ مِرَارًا فِي بِلاَدِ الْمُسْلِمِينَ فَعَلَيْهِمْ كُلَّمَا اخْتَلَفُوا الْعُشْرُ لأَنَّ ذَلِكَ لَيْسَ مِمَّا صَالَحُوا عَلَيْهِ وَلاَ مِمَّا شُرِطَ لَهُمْ وَهَذَا الَّذِي أَدْرَكْتُ عَلَيْهِ أَهْلَ الْعِلْمِ بِبَلَدِنَا .
Mâlik'e ulaştığına göre Ömer b. Abdülaziz, görevlilerine, cizye ehlinden Müslüman olanların Müslüman oldukları anda cizyelerini kaldırmalarını yazdı. Mâlik şöyle dedi: "Sünnet, Ehl-i kitabın kadınlarından ve çocuklarından cizye alınmaması; cizyenin yalnız ergenlik çağına ulaşmış erkeklerden alınması şeklinde uygulanagelmiştir. Zimmîlerin ve Mecûsîlerin hurmalıklarından, bağlarından, ekinlerinden ve hayvanlarından zekât alınmaz. Çünkü zekât, Müslümanları arındırmak ve onların fakirlerine geri verilmek üzere Müslümanlara farz kılınmıştır. Cizye ise Ehl-i kitaba, onları küçültmek için konulmuştur. Antlaşma yaptıkları ülkelerinde kaldıkları sürece mallarının hiçbirinden cizye dışında bir şey alınmaz. Ancak Müslümanların ülkelerinde ticaret yapar ve oralara gidip gelirlerse, ticaret için dolaşıma soktukları mallardan onda bir alınır. Bunun sebebi, cizyenin kendilerine, ülkelerinde bırakılmaları ve düşmanlarına karşı savunulmaları karşılığında konulmuş ve antlaşmanın bu esas üzerine yapılmış olmasıdır. Onlardan kendi ülkesinden çıkıp başka bir ülkeye ticaret için giden kimseden onda bir alınır. Mısır halkından Şam'a, Şam halkından Irak'a, Irak halkından Medine'ye, Yemen'e veya bunlara benzer ülkelere ticaret için gidenlerden onda bir alınır. Ehl-i kitabın ve Mecûsîlerin mallarından, hayvanlarından, meyvelerinden ve ekinlerinden zekât alınmaz. Sünnet bu şekilde uygulanagelmiştir. Onlar dinleri üzere bırakılır ve önceki hâlleri üzere kalırlar. Aynı yıl içinde Müslümanların ülkelerine birçok kez gidip gelirlerse, her gidişlerinde kendilerinden onda bir alınır. Çünkü bu, üzerinde antlaşma yaptıkları ve kendilerine şart koşulan hususlardan değildir. Ülkemizde ilim ehlini uygulaya gelirken bulduğum hüküm budur."