وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، أَنَّهُ بَلَغَهُ عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، أَنَّهُ قَالَ فَرَضَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ وَعُثْمَانُ بْنُ عَفَّانَ وَزَيْدُ بْنُ ثَابِتٍ لِلْجَدِّ مَعَ الإِخْوَةِ الثُّلُثَ . قَالَ مَالِكٌ وَالأَمْرُ الْمُجْتَمَعُ عَلَيْهِ عِنْدَنَا وَالَّذِي أَدْرَكْتُ عَلَيْهِ أَهْلَ الْعِلْمِ بِبَلَدِنَا أَنَّ الْجَدَّ أَبَا الأَبِ لاَ يَرِثُ مَعَ الأَبِ دِنْيَا شَيْئًا وَهُوَ يُفْرَضُ لَهُ مَعَ الْوَلَدِ الذَّكَرِ وَمَعَ ابْنِ الاِبْنِ الذَّكَرِ السُّدُسُ فَرِيضَةً وَهُوَ فِيمَا سِوَى ذَلِكَ مَا لَمْ يَتْرُكِ الْمُتَوَفَّى أَخًا أَوْ أُخْتًا لأَبِيهِ يُبَدَّأُ بِأَحَدٍ إِنْ شَرَّكَهُ بِفَرِيضَةٍ مُسَمَّاةٍ فَيُعْطَوْنَ فَرَائِضَهُمْ فَإِنْ فَضَلَ مِنَ الْمَالِ السُّدُسُ فَمَا فَوْقَهُ فُرِضَ لِلْجَدِّ السُّدُسُ فَرِيضَةً . قَالَ مَالِكٌ وَالْجَدُّ وَالإِخْوَةُ لِلأَبِ وَالأُمِّ إِذَا شَرَّكَهُمْ أَحَدٌ بِفَرِيضَةٍ مُسَمَّاةٍ يُبَدَّأُ بِمَنْ شَرَّكَهُمْ مِنْ أَهْلِ الْفَرَائِضِ فَيُعْطَوْنَ فَرَائِضَهُمْ فَمَا بَقِيَ بَعْدَ ذَلِكَ لِلْجَدِّ وَالإِخْوَةِ مِنْ شَىْءٍ فَإِنَّهُ يُنْظَرُ أَىُّ ذَلِكَ أَفْضَلُ لِحَظِّ الْجَدِّ أُعْطِيَهُ الثُّلُثُ مِمَّا بَقِيَ لَهُ وَلِلإِخْوَةِ أَوْ يَكُونُ بِمَنْزِلَةِ رَجُلٍ مِنَ الإِخْوَةِ فِيمَا يَحْصُلُ لَهُ وَلَهُمْ يُقَاسِمُهُمْ بِمِثْلِ حِصَّةِ أَحَدِهِمْ أَوِ السُّدُسُ مِنْ رَأْسِ الْمَالِ كُلِّهِ أَىُّ ذَلِكَ كَانَ أَفْضَلَ لِحَظِّ الْجَدِّ أُعْطِيَهُ الْجَدُّ وَكَانَ مَا بَقِيَ بَعْدَ ذَلِكَ لِلإِخْوَةِ لِلأَبِ وَالأُمِّ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الأُنْثَيَيْنِ إِلاَّ فِي فَرِيضَةٍ وَاحِدَةٍ تَكُونُ قِسْمَتُهُمْ فِيهَا عَلَى غَيْرِ ذَلِكَ وَتِلْكَ الْفَرِيضَةُ امْرَأَةٌ تُوُفِّيَتْ وَتَرَكَتْ زَوْجَهَا وَأُمَّهَا وَأُخْتَهَا لأُمِّهَا وَأَبِيهَا وَجَدَّهَا فَلِلزَّوْجِ النِّصْفُ وَلِلأُمِّ الثُّلُثُ وَلِلْجَدِّ السُّدُسُ وَلِلأُخْتِ لِلأُمِّ وَالأَبِ النِّصْفُ ثُمَّ يُجْمَعُ سُدُسُ الْجَدِّ وَنِصْفُ الأُخْتِ فَيُقْسَمُ أَثْلاَثًا لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الأُنْثَيَيْنِ فَيَكُونُ لِلْجَدِّ ثُلُثَاهُ وَلِلأُخْتِ ثُلُثُهُ . قَالَ مَالِكٌ وَمِيرَاثُ الإِخْوَةِ لِلأَبِ مَعَ الْجَدِّ إِذَا لَمْ يَكُنْ مَعَهُمْ إِخْوَةٌ لأَبٍ وَأُمٍّ كَمِيرَاثِ الإِخْوَةِ لِلأَبِ وَالأُمِّ سَوَاءٌ ذَكَرُهُمْ كَذَكَرِهِمْ وَأُنْثَاهُمْ كَأُنْثَاهُمْ فَإِذَا اجْتَمَعَ الإِخْوَةُ لِلأَبِ وَالأُمِّ وَالإِخْوَةُ لِلأَبِ فَإِنَّ الإِخْوَةَ لِلأَبِ وَالأُمِّ يُعَادُّونَ الْجَدَّ بِإِخْوَتِهِمْ لأَبِيهِمْ فَيَمْنَعُونَهُ بِهِمْ كَثْرَةَ الْمِيرَاثِ بِعَدَدِهِمْ وَلاَ يُعَادُّونَهُ بِالإِخْوَةِ لِلأُمِّ لأَنَّهُ لَوْ لَمْ يَكُنْ مَعَ الْجَدِّ غَيْرُهُمْ لَمْ يَرِثُوا مَعَهُ شَيْئًا وَكَانَ الْمَالُ كُلُّهُ لِلْجَدِّ فَمَا حَصَلَ لِلإِخْوَةِ مِنْ بَعْدِ حَظِّ الْجَدِّ فَإِنَّهُ يَكُونُ لِلإِخْوَةِ مِنَ الأَبِ وَالأُمِّ دُونَ الإِخْوَةِ لِلأَبِ وَلاَ يَكُونُ لِلإِخْوَةِ لِلأَبِ مَعَهُمْ شَىْءٌ إِلاَّ أَنْ يَكُونَ الإِخْوَةُ لِلأَبِ وَالأُمِّ امْرَأَةً وَاحِدَةً فَإِنْ كَانَتِ امْرَأَةً وَاحِدَةً فَإِنَّهَا تُعَادُّ الْجَدَّ بِإِخْوَتِهَا لأَبِيهَا مَا كَانُوا فَمَا حَصَلَ لَهُمْ وَلَهَا مِنْ شَىْءٍ كَانَ لَهَا دُونَهُمْ مَا بَيْنَهَا وَبَيْنَ أَنْ تَسْتَكْمِلَ فَرِيضَتَهَا وَفَرِيضَتُهَا النِّصْفُ مِنْ رَأْسِ الْمَالِ كُلِّهِ فَإِنْ كَانَ فِيمَا يُحَازُ لَهَا وَلإِخْوَتِهَا لأَبِيهَا فَضْلٌ عَنْ نِصْفِ رَأْسِ الْمَالِ كُلِّهِ فَهُوَ لإِخْوَتِهَا لأَبِيهَا لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الأُنْثَيَيْنِ فَإِنْ لَمْ يَفْضُلْ شَىْءٌ فَلاَ شَىْءَ لَهُمْ .
Mâlik'e ulaştığına göre Süleyman b. Yesâr şöyle demiştir: Ömer b. Hattâb, Osman b. Affân ve Zeyd b. Sâbit, dedeye kardeşlerle birlikte üçte bir pay verdiler. Mâlik şöyle dedi: Beldemizde ilim ehlini üzerinde bulduğum ve bizce üzerinde ittifak edilmiş hüküm şudur: Babanın babası olan dede, baba ile birlikte hiçbir şey miras alamaz. Erkek çocukla ve oğlun erkek çocuğuyla birlikte dedeye farz olarak altıda bir pay verilir. Bunun dışındaki durumlarda, ölen kimse baba bir bir erkek veya kız kardeş bırakmamışsa, belirli bir farz payla dedeye ortak olanlardan başlanır ve onlara farz payları verilir. Maldan altıda bir veya daha fazlası kalırsa dedeye farz olarak altıda bir verilir. Mâlik şöyle dedi: Dede ve ana-baba bir kardeşlere, belirli bir farz payı bulunan biri ortak olduğunda, önce kendilerine ortak olan farz sahiplerinden başlanır ve onlara farz payları verilir. Bundan sonra dedeye ve kardeşlere kalan kısımda, dedenin payı bakımından hangisinin daha elverişli olduğuna bakılır: Kalanın üçte birinin kendisine verilmesi ve geri kalanının kardeşlere kalması mı; kardeşlerden bir erkek gibi sayılarak onlardan biriyle eşit pay almak üzere kendileriyle paylaşması mı; yoksa malın tamamının altıda birini alması mı? Bunlardan hangisi dedenin payı bakımından daha elverişliyse dedeye o verilir. Bundan sonra kalan, erkeğe iki kadının payı kadar olmak üzere ana-baba bir kardeşlere verilir. Ancak bir meselede paylaşım bundan farklıdır. O mesele, bir kadının ölerek kocasını, annesini, ana-baba bir kız kardeşini ve dedesini bırakmasıdır. Kocaya yarım, anneye üçte bir, dedeye altıda bir ve ana-baba bir kız kardeşe yarım verilir. Sonra dedenin altıda biriyle kız kardeşin yarımı birleştirilip, erkeğe iki kadının payı kadar olmak üzere üç paya ayrılır. Böylece bunun üçte ikisi dedeye, üçte biri kız kardeşe düşer. Mâlik şöyle dedi: Yanlarında ana-baba bir kardeşler bulunmadığı zaman baba bir kardeşlerin dedeyle birlikte mirası, ana-baba bir kardeşlerin mirası gibidir. Baba bir kardeşlerin erkeği onların erkeği, kadını da onların kadını gibidir. Ana-baba bir kardeşlerle baba bir kardeşler bir arada bulunursa, ana-baba bir kardeşler dedeye karşı baba bir kardeşlerini de kendi sayılarına katarlar. Böylece sayılarının çokluğuyla dedenin mirastaki payının artmasına engel olurlar. Ana bir kardeşleri ise dedeye karşı sayılarına katmazlar. Çünkü dedeyle birlikte yalnız onlar bulunsaydı hiçbir şey miras alamazlar ve malın tamamı dedeye kalırdı. Dedenin payından sonra kardeşlere kalan kısım, baba bir kardeşlere değil, ana-baba bir kardeşlere verilir. Ana-baba bir kardeşlerin arasında tek bir kadın bulunması dışında, baba bir kardeşlere onlarla birlikte hiçbir şey verilmez. Ana-baba bir kardeş tek bir kadınsa, baba bir kardeşleri kaç kişi olurlarsa olsunlar dedeye karşı kendi sayısına katar. Kendisiyle onlara düşen kısımdan, malın tamamından olan farz payını tamamlayıncaya kadar gerekeni yalnız o alır. Onun farz payı malın tamamının yarısıdır. Kendisiyle baba bir kardeşlerine ayrılan kısım, malın tamamının yarısından fazla olursa, fazlalık erkeğe iki kadının payı kadar olmak üzere baba bir kardeşlerine verilir. Fazlalık kalmazsa onlara hiçbir şey verilmez.