حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، أَنَّهُ بَلَغَهُ أَنَّ مُعَاوِيَةَ بْنَ أَبِي سُفْيَانَ، كَتَبَ إِلَى زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ يَسْأَلُهُ عَنِ الْجَدِّ، فَكَتَبَ إِلَيْهِ زَيْدُ بْنُ ثَابِتٍ إِنَّكَ كَتَبْتَ إِلَىَّ تَسْأَلُنِي عَنِ الْجَدِّ، وَاللَّهُ، أَعْلَمُ وَذَلِكَ مِمَّا لَمْ يَكُنْ يَقْضِي فِيهِ إِلاَّ الأُمَرَاءُ - يَعْنِي الْخُلَفَاءَ - وَقَدْ حَضَرْتُ الْخَلِيفَتَيْنِ قَبْلَكَ يُعْطِيَانِهِ النِّصْفَ مَعَ الأَخِ الْوَاحِدِ وَالثُّلُثَ مَعَ الاِثْنَيْنِ فَإِنْ كَثُرَتِ الإِخْوَةُ لَمْ يُنَقِّصُوهُ مِنَ الثُّلُثِ .
Yahya b. Said'e rivayet edildiğine göre Ebu Süfyan oğlu Muaviye, Zeyd b. Sabit'e mektup yazarak dedenin mirastaki payını sordu. Zeyd b. Sabit de ona şöyle cevap yazdı: «Bana yazdığın mektupta benden dedenin mirasını soruyorsun. En doğrusunu Allah bilir. Bu, yalnız emirlerin, yani halifelerin hüküm verdiği meselelerdendir. Senden önce iki halifenin yanında bulundum. Onlar bir erkek kardeşle bulunursa dedeye terekenin yarısını, iki erkek kardeşle bulunursa üçte birini veriyorlardı. Kardeşler daha fazla olurlarsa, dedenin üçte bir hissesini azaltmıyorlardı.»
Muwatta Malik 1074
وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ قَبِيصَةَ بْنِ ذُؤَيْبٍ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، فَرَضَ لِلْجَدِّ الَّذِي يَفْرِضُ النَّاسُ لَهُ الْيَوْمَ .
Züeyb oğlu Kabîsa'dan şöyle rivayet edildi: Ömer b. el-Hattab, dedeye bugün Müslümanların vermekte olduğu hisseyi verirdi.
Muwatta Malik 1075
وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، أَنَّهُ بَلَغَهُ عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، أَنَّهُ قَالَ فَرَضَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ وَعُثْمَانُ بْنُ عَفَّانَ وَزَيْدُ بْنُ ثَابِتٍ لِلْجَدِّ مَعَ الإِخْوَةِ الثُّلُثَ . قَالَ مَالِكٌ وَالأَمْرُ الْمُجْتَمَعُ عَلَيْهِ عِنْدَنَا وَالَّذِي أَدْرَكْتُ عَلَيْهِ أَهْلَ الْعِلْمِ بِبَلَدِنَا أَنَّ الْجَدَّ أَبَا الأَبِ لاَ يَرِثُ مَعَ الأَبِ دِنْيَا شَيْئًا وَهُوَ يُفْرَضُ لَهُ مَعَ الْوَلَدِ الذَّكَرِ وَمَعَ ابْنِ الاِبْنِ الذَّكَرِ السُّدُسُ فَرِيضَةً وَهُوَ فِيمَا سِوَى ذَلِكَ مَا لَمْ يَتْرُكِ الْمُتَوَفَّى أَخًا أَوْ أُخْتًا لأَبِيهِ يُبَدَّأُ بِأَحَدٍ إِنْ شَرَّكَهُ بِفَرِيضَةٍ مُسَمَّاةٍ فَيُعْطَوْنَ فَرَائِضَهُمْ فَإِنْ فَضَلَ مِنَ الْمَالِ السُّدُسُ فَمَا فَوْقَهُ فُرِضَ لِلْجَدِّ السُّدُسُ فَرِيضَةً . قَالَ مَالِكٌ وَالْجَدُّ وَالإِخْوَةُ لِلأَبِ وَالأُمِّ إِذَا شَرَّكَهُمْ أَحَدٌ بِفَرِيضَةٍ مُسَمَّاةٍ يُبَدَّأُ بِمَنْ شَرَّكَهُمْ مِنْ أَهْلِ الْفَرَائِضِ فَيُعْطَوْنَ فَرَائِضَهُمْ فَمَا بَقِيَ بَعْدَ ذَلِكَ لِلْجَدِّ وَالإِخْوَةِ مِنْ شَىْءٍ فَإِنَّهُ يُنْظَرُ أَىُّ ذَلِكَ أَفْضَلُ لِحَظِّ الْجَدِّ أُعْطِيَهُ الثُّلُثُ مِمَّا بَقِيَ لَهُ وَلِلإِخْوَةِ أَوْ يَكُونُ بِمَنْزِلَةِ رَجُلٍ مِنَ الإِخْوَةِ فِيمَا يَحْصُلُ لَهُ وَلَهُمْ يُقَاسِمُهُمْ بِمِثْلِ حِصَّةِ أَحَدِهِمْ أَوِ السُّدُسُ مِنْ رَأْسِ الْمَالِ كُلِّهِ أَىُّ ذَلِكَ كَانَ أَفْضَلَ لِحَظِّ الْجَدِّ أُعْطِيَهُ الْجَدُّ وَكَانَ مَا بَقِيَ بَعْدَ ذَلِكَ لِلإِخْوَةِ لِلأَبِ وَالأُمِّ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الأُنْثَيَيْنِ إِلاَّ فِي فَرِيضَةٍ وَاحِدَةٍ تَكُونُ قِسْمَتُهُمْ فِيهَا عَلَى غَيْرِ ذَلِكَ وَتِلْكَ الْفَرِيضَةُ امْرَأَةٌ تُوُفِّيَتْ وَتَرَكَتْ زَوْجَهَا وَأُمَّهَا وَأُخْتَهَا لأُمِّهَا وَأَبِيهَا وَجَدَّهَا فَلِلزَّوْجِ النِّصْفُ وَلِلأُمِّ الثُّلُثُ وَلِلْجَدِّ السُّدُسُ وَلِلأُخْتِ لِلأُمِّ وَالأَبِ النِّصْفُ ثُمَّ يُجْمَعُ سُدُسُ الْجَدِّ وَنِصْفُ الأُخْتِ فَيُقْسَمُ أَثْلاَثًا لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الأُنْثَيَيْنِ فَيَكُونُ لِلْجَدِّ ثُلُثَاهُ وَلِلأُخْتِ ثُلُثُهُ . قَالَ مَالِكٌ وَمِيرَاثُ الإِخْوَةِ لِلأَبِ مَعَ الْجَدِّ إِذَا لَمْ يَكُنْ مَعَهُمْ إِخْوَةٌ لأَبٍ وَأُمٍّ كَمِيرَاثِ الإِخْوَةِ لِلأَبِ وَالأُمِّ سَوَاءٌ ذَكَرُهُمْ كَذَكَرِهِمْ وَأُنْثَاهُمْ كَأُنْثَاهُمْ فَإِذَا اجْتَمَعَ الإِخْوَةُ لِلأَبِ وَالأُمِّ وَالإِخْوَةُ لِلأَبِ فَإِنَّ الإِخْوَةَ لِلأَبِ وَالأُمِّ يُعَادُّونَ الْجَدَّ بِإِخْوَتِهِمْ لأَبِيهِمْ فَيَمْنَعُونَهُ بِهِمْ كَثْرَةَ الْمِيرَاثِ بِعَدَدِهِمْ وَلاَ يُعَادُّونَهُ بِالإِخْوَةِ لِلأُمِّ لأَنَّهُ لَوْ لَمْ يَكُنْ مَعَ الْجَدِّ غَيْرُهُمْ لَمْ يَرِثُوا مَعَهُ شَيْئًا وَكَانَ الْمَالُ كُلُّهُ لِلْجَدِّ فَمَا حَصَلَ لِلإِخْوَةِ مِنْ بَعْدِ حَظِّ الْجَدِّ فَإِنَّهُ يَكُونُ لِلإِخْوَةِ مِنَ الأَبِ وَالأُمِّ دُونَ الإِخْوَةِ لِلأَبِ وَلاَ يَكُونُ لِلإِخْوَةِ لِلأَبِ مَعَهُمْ شَىْءٌ إِلاَّ أَنْ يَكُونَ الإِخْوَةُ لِلأَبِ وَالأُمِّ امْرَأَةً وَاحِدَةً فَإِنْ كَانَتِ امْرَأَةً وَاحِدَةً فَإِنَّهَا تُعَادُّ الْجَدَّ بِإِخْوَتِهَا لأَبِيهَا مَا كَانُوا فَمَا حَصَلَ لَهُمْ وَلَهَا مِنْ شَىْءٍ كَانَ لَهَا دُونَهُمْ مَا بَيْنَهَا وَبَيْنَ أَنْ تَسْتَكْمِلَ فَرِيضَتَهَا وَفَرِيضَتُهَا النِّصْفُ مِنْ رَأْسِ الْمَالِ كُلِّهِ فَإِنْ كَانَ فِيمَا يُحَازُ لَهَا وَلإِخْوَتِهَا لأَبِيهَا فَضْلٌ عَنْ نِصْفِ رَأْسِ الْمَالِ كُلِّهِ فَهُوَ لإِخْوَتِهَا لأَبِيهَا لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الأُنْثَيَيْنِ فَإِنْ لَمْ يَفْضُلْ شَىْءٌ فَلاَ شَىْءَ لَهُمْ .
Mâlik'e ulaştığına göre Süleyman b. Yesâr şöyle demiştir: Ömer b. Hattâb, Osman b. Affân ve Zeyd b. Sâbit, dedeye kardeşlerle birlikte üçte bir pay verdiler. Mâlik şöyle dedi: Beldemizde ilim ehlini üzerinde bulduğum ve bizce üzerinde ittifak edilmiş hüküm şudur: Babanın babası olan dede, baba ile birlikte hiçbir şey miras alamaz. Erkek çocukla ve oğlun erkek çocuğuyla birlikte dedeye farz olarak altıda bir pay verilir. Bunun dışındaki durumlarda, ölen kimse baba bir bir erkek veya kız kardeş bırakmamışsa, belirli bir farz payla dedeye ortak olanlardan başlanır ve onlara farz payları verilir. Maldan altıda bir veya daha fazlası kalırsa dedeye farz olarak altıda bir verilir. Mâlik şöyle dedi: Dede ve ana-baba bir kardeşlere, belirli bir farz payı bulunan biri ortak olduğunda, önce kendilerine ortak olan farz sahiplerinden başlanır ve onlara farz payları verilir. Bundan sonra dedeye ve kardeşlere kalan kısımda, dedenin payı bakımından hangisinin daha elverişli olduğuna bakılır: Kalanın üçte birinin kendisine verilmesi ve geri kalanının kardeşlere kalması mı; kardeşlerden bir erkek gibi sayılarak onlardan biriyle eşit pay almak üzere kendileriyle paylaşması mı; yoksa malın tamamının altıda birini alması mı? Bunlardan hangisi dedenin payı bakımından daha elverişliyse dedeye o verilir. Bundan sonra kalan, erkeğe iki kadının payı kadar olmak üzere ana-baba bir kardeşlere verilir. Ancak bir meselede paylaşım bundan farklıdır. O mesele, bir kadının ölerek kocasını, annesini, ana-baba bir kız kardeşini ve dedesini bırakmasıdır. Kocaya yarım, anneye üçte bir, dedeye altıda bir ve ana-baba bir kız kardeşe yarım verilir. Sonra dedenin altıda biriyle kız kardeşin yarımı birleştirilip, erkeğe iki kadının payı kadar olmak üzere üç paya ayrılır. Böylece bunun üçte ikisi dedeye, üçte biri kız kardeşe düşer. Mâlik şöyle dedi: Yanlarında ana-baba bir kardeşler bulunmadığı zaman baba bir kardeşlerin dedeyle birlikte mirası, ana-baba bir kardeşlerin mirası gibidir. Baba bir kardeşlerin erkeği onların erkeği, kadını da onların kadını gibidir. Ana-baba bir kardeşlerle baba bir kardeşler bir arada bulunursa, ana-baba bir kardeşler dedeye karşı baba bir kardeşlerini de kendi sayılarına katarlar. Böylece sayılarının çokluğuyla dedenin mirastaki payının artmasına engel olurlar. Ana bir kardeşleri ise dedeye karşı sayılarına katmazlar. Çünkü dedeyle birlikte yalnız onlar bulunsaydı hiçbir şey miras alamazlar ve malın tamamı dedeye kalırdı. Dedenin payından sonra kardeşlere kalan kısım, baba bir kardeşlere değil, ana-baba bir kardeşlere verilir. Ana-baba bir kardeşlerin arasında tek bir kadın bulunması dışında, baba bir kardeşlere onlarla birlikte hiçbir şey verilmez. Ana-baba bir kardeş tek bir kadınsa, baba bir kardeşleri kaç kişi olurlarsa olsunlar dedeye karşı kendi sayısına katar. Kendisiyle onlara düşen kısımdan, malın tamamından olan farz payını tamamlayıncaya kadar gerekeni yalnız o alır. Onun farz payı malın tamamının yarısıdır. Kendisiyle baba bir kardeşlerine ayrılan kısım, malın tamamının yarısından fazla olursa, fazlalık erkeğe iki kadının payı kadar olmak üzere baba bir kardeşlerine verilir. Fazlalık kalmazsa onlara hiçbir şey verilmez.
Muwatta Malik 1076
حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُثْمَانَ بْنِ إِسْحَاقَ بْنِ خَرَشَةَ، عَنْ قَبِيصَةَ بْنِ ذُؤَيْبٍ، أَنَّهُ قَالَ جَاءَتِ الْجَدَّةُ إِلَى أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ تَسْأَلُهُ مِيرَاثَهَا فَقَالَ لَهَا أَبُو بَكْرٍ مَا لَكِ فِي كِتَابِ اللَّهِ شَىْءٌ وَمَا عَلِمْتُ لَكِ فِي سُنَّةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم شَيْئًا فَارْجِعِي حَتَّى أَسْأَلَ النَّاسَ فَسَأَلَ النَّاسَ . فَقَالَ الْمُغِيرَةُ بْنُ شُعْبَةَ حَضَرْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَعْطَاهَا السُّدُسَ . فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ هَلْ مَعَكَ غَيْرُكَ فَقَامَ مُحَمَّدُ بْنُ مَسْلَمَةَ الأَنْصَارِيُّ فَقَالَ مِثْلَ مَا قَالَ الْمُغِيرَةُ فَأَنْفَذَهُ لَهَا أَبُو بَكْرٍ الصِّدِّيقُ ثُمَّ جَاءَتِ الْجَدَّةُ الأُخْرَى إِلَى عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ تَسْأَلُهُ مِيرَاثَهَا فَقَالَ لَهَا مَا لَكِ فِي كِتَابِ اللَّهِ شَىْءٌ وَمَا كَانَ الْقَضَاءُ الَّذِي قُضِيَ بِهِ إِلاَّ لِغَيْرِكِ وَمَا أَنَا بِزَائِدٍ فِي الْفَرَائِضِ شَيْئًا وَلَكِنَّهُ ذَلِكَ السُّدُسُ فَإِنِ اجْتَمَعْتُمَا فَهُوَ بَيْنَكُمَا وَأَيَّتُكُمَا خَلَتْ بِهِ فَهُوَ لَهَا .
Züeyb oğlu Kabîsa (r.a.) der ki: Bir nine, alacağı mirası sormak amacıyla Ebû Bekir es-Sıddîk'a (r.a.) geldi. Ebû Bekir (r.a.) ona şöyle cevap verdi: «Senin hakkında Allah'ın kitabında hiçbir hüküm bulunmamaktadır. Resûlullah'ın sünnetinde de senin için herhangi bir şey bulunduğunu bilmiyorum. Sen dön; ben bu meseleyi insanlara sorayım.» Ebû Bekir insanlara sorunca Muğîre b. Şu'be ona şöyle dedi: «Ben Resûlullah'ın (s.a.v.) yanında bulundum; nineye altıda bir verdi.» Ebû Bekir, «Seninle birlikte başka biri var mıydı?» diye sorunca Muhammed b. Mesleme el-Ensârî de kalkarak Muğîre'nin söylediğinin benzerini söyledi. Bunun üzerine Ebû Bekir es-Sıddîk da nineye bu payı verdi. Sonra öbür nine, mirasını sormak maksadıyla Ömer b. Hattâb'a geldi. Ömer (r.a.) ona şöyle dedi: «Senin hakkında Allah'ın kitabında bir hüküm bulunmamaktadır. Daha önce verilen hüküm ise senden başkası hakkındaydı. Ben farz paylara kendimden bir şey ilave edecek değilim. Ancak o altıda bir pay vardır. İkiniz birlikte bulunursanız bu pay aranızda bölüşülür; hanginiz tek başına bulunursa pay onun olur.»
Muwatta Malik 1077
وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ، أَنَّهُ قَالَ أَتَتِ الْجَدَّتَانِ إِلَى أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ فَأَرَادَ أَنْ يَجْعَلَ السُّدُسَ، لِلَّتِي مِنْ قِبَلِ الأُمِّ فَقَالَ لَهُ رَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ أَمَا إِنَّكَ تَتْرُكُ الَّتِي لَوْ مَاتَتْ وَهُوَ حَىٌّ كَانَ إِيَّاهَا يَرِثُ فَجَعَلَ أَبُو بَكْرٍ السُّدُسَ بَيْنَهُمَا .
Kasım b. Muhammed der ki: İki nine mirasları konusunda Ebû Bekir es-Sıddîk'a başvurduklarında, Ebû Bekir altıda bir hisseyi annenin annesine vermek isteyince ensardan bir zat ona şöyle dedi: «Dikkat et! Senin mirastan mahrum etmek istediğin nine ölmüş ve miras bırakan sağ kalmış olsaydı, ona mirasçı olacaktı.» Bu söz üzerine Ebû Bekir, altıda bir hisseyi iki nine arasında taksim etti.
Muwatta Malik 1078
وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ عَبْدِ رَبِّهِ بْنِ سَعِيدٍ، أَنَّ أَبَا بَكْرِ بْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْحَارِثِ بْنِ هِشَامٍ، كَانَ لاَ يَفْرِضُ إِلاَّ لِلْجَدَّتَيْنِ . قَالَ مَالِكٌ الأَمْرُ الْمُجْتَمَعُ عَلَيْهِ عِنْدَنَا الَّذِي لاَ اخْتِلاَفَ فِيهِ وَالَّذِي أَدْرَكْتُ عَلَيْهِ أَهْلَ الْعِلْمِ بِبَلَدِنَا أَنَّ الْجَدَّةَ أُمَّ الأُمِّ لاَ تَرِثُ مَعَ الأُمِّ دِنْيَا شَيْئًا وَهِيَ فِيمَا سِوَى ذَلِكَ يُفْرَضُ لَهَا السُّدُسُ فَرِيضَةً وَأَنَّ الْجَدَّةَ أُمَّ الأَبِ لاَ تَرِثُ مَعَ الأُمِّ وَلاَ مَعَ الأَبِ شَيْئًا وَهِيَ فِيمَا سِوَى ذَلِكَ يُفْرَضُ لَهَا السُّدُسُ فَرِيضَةً فَإِذَا اجْتَمَعَتِ الْجَدَّتَانِ أُمُّ الأَبِ وَأُمُّ الأُمِّ وَلَيْسَ لِلْمُتَوَفَّى دُونَهُمَا أَبٌ وَلاَ أُمٌّ . قَالَ مَالِكٌ فَإِنِّي سَمِعْتُ أَنَّ أُمَّ الأُمِّ إِنْ كَانَتْ أَقْعَدَهُمَا كَانَ لَهَا السَّدُسُ دُونَ أُمِّ الأَبِ وَإِنْ كَانَتْ أُمُّ الأَبِ أَقْعَدَهُمَا أَوْ كَانَتَا فِي الْقُعْدَدِ مِنَ الْمُتَوَفَّى بِمَنْزِلَةٍ سَوَاءً فَإِنَّ السُّدُسَ بَيْنَهُمَا نِصْفَانِ . قَالَ مَالِكٌ وَلاَ مِيرَاثَ لأَحَدٍ مِنَ الْجَدَّاتِ إِلاَّ لِلْجَدَّتَيْنِ لأَنَّهُ بَلَغَنِي أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَرَّثَ الْجَدَّةَ ثُمَّ سَأَلَ أَبُو بَكْرٍ عَنْ ذَلِكَ حَتَّى أَتَاهُ الثَّبَتُ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ وَرَّثَ الْجَدَّةَ فَأَنْفَذَهُ لَهَا ثُمَّ أَتَتِ الْجَدَّةُ الأُخْرَى إِلَى عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ فَقَالَ لَهَا مَا أَنَا بِزَائِدٍ فِي الْفَرَائِضِ شَيْئًا فَإِنِ اجْتَمَعْتُمَا فَهُوَ بَيْنَكُمَا وَأَيَّتُكُمَا خَلَتْ بِهِ فَهُوَ لَهَا . قَالَ مَالِكٌ ثُمَّ لَمْ نَعْلَمْ أَحَدًا وَرَّثَ غَيْرَ جَدَّتَيْنِ مُنْذُ كَانَ الإِسْلاَمُ إِلَى الْيَوْمِ .
Abdürabbih b. Saîd'den rivayet edildiğine göre Ebû Bekir b. Abdurrahman b. Hâris b. Hişâm, yalnız iki nineye belirli bir pay verirdi. Mâlik şöyle dedi: "Bizde üzerinde ittifak edilen, hakkında ihtilaf bulunmayan ve beldemizdeki ilim ehlini uygularken gördüğüm hüküm şudur: Anneanne, anneyle birlikte bulunduğunda hiçbir şey miras alamaz. Bunun dışındaki durumlarda ona farz olarak altıda bir verilir. Babaanne de anneyle veya babayla birlikte bulunduğunda hiçbir şey miras alamaz. Bunun dışındaki durumlarda ona farz olarak altıda bir verilir. Babaanne ile anneanne birlikte bulunur ve ölenin onlardan daha yakın bir babası veya annesi bulunmazsa, işittiğime göre anneanne ölene daha yakın olanıysa altıda bir yalnız ona verilir, babaanneye verilmez. Babaanne ölene daha yakınsa veya her ikisi ölene aynı derecede yakınsa altıda bir aralarında yarı yarıya bölüştürülür." Mâlik şöyle dedi: "Bu iki nineden başka hiçbir nineye miras yoktur. Çünkü bana ulaştığına göre Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem nineyi mirasçı kılmıştır. Sonra Ebû Bekir bu meseleyi sormuş, nihayet Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in nineyi mirasçı kıldığına dair güvenilir haber kendisine ulaşınca bu payı ona vermiştir. Daha sonra diğer nine Ömer b. el-Hattâb'a gelmiş, Ömer de ona şöyle demiştir: 'Ben belirlenmiş miras paylarına bir şey ekleyecek değilim. İkiniz birlikte bulunursanız bu pay aranızda bölüştürülür; hanginiz bu payla yalnız kalırsa pay onundur.'" Mâlik şöyle dedi: "İslam'ın başlangıcından bugüne kadar iki nineden başkasını mirasçı kılan bir kimse bilmiyoruz."
Muwatta Malik 1079
حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، سَأَلَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ الْكَلاَلَةِ فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَكْفِيكَ مِنْ ذَلِكَ الآيَةُ الَّتِي أُنْزِلَتْ فِي الصَّيْفِ آخِرَ سُورَةِ النِّسَاءِ " .
Zeyd b. Eslem der ki: Ömer b. el-Hattab, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e kelalenin (mirasçısız ölenin) mirasını sordu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de şöyle cevap verdi: «Sana bu konuda, yazın indirilen Nisa suresinin son ayeti yeterlidir.»
Muwatta Malik 1080
حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ أَبِي بَكْرِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرِو بْنِ حَزْمٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ حَنْظَلَةَ الزُّرَقِيِّ، أَنَّهُ أَخْبَرَهُ عَنْ مَوْلًى، لِقُرَيْشٍ كَانَ قَدِيمًا يُقَالُ لَهُ ابْنُ مِرْسَى أَنَّهُ قَالَ كُنْتُ جَالِسًا عِنْدَ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ فَلَمَّا صَلَّى الظُّهْرَ قَالَ يَا يَرْفَا هَلُمَّ ذَلِكَ الْكِتَابَ - لِكِتَابٍ كَتَبَهُ فِي شَأْنِ الْعَمَّةِ - فَنَسْأَلَ عَنْهَا وَنَسْتَخْبِرَ فِيهَا . فَأَتَاهُ بِهِ يَرْفَا فَدَعَا بِتَوْرٍ أَوْ قَدَحٍ فِيهِ مَاءٌ فَمَحَا ذَلِكَ الْكِتَابَ فِيهِ ثُمَّ قَالَ لَوْ رَضِيَكِ اللَّهُ وَارِثَةً أَقَرَّكِ لَوْ رَضِيَكِ اللَّهُ أَقَرَّكِ .
İbn Mirsâ (r.a.) der ki: Ben, Ömer b. el-Hattab (r.a.)'ın yanında oturuyordum. Öğle namazını kılınca şöyle dedi: «Ya Yerfa! Şu yazıyı getir.» Hz. Ömer, bu sözü hala hakkında yazmış olduğu yazı için söyledi. Biz de halanın mirası hakkında soru soruyor ve öğrenmek istiyorduk. Yerfa yazıyı Hz. Ömer'e getirince içinde su bulunan bir testi (veya bir bardak) istedi ve bu yazıyı bu suyla sildi, sonra şöyle dedi: «Senin varis olmana Allah razı olsaydı varis olduğunu belirtirdi. Evet, Allah senin varis olmana razı olsaydı, hiç kuşkusuz varis olduğunu belirtirdi.»
Muwatta Malik 1081
وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ أَبِي بَكْرِ بْنِ حَزْمٍ، أَنَّهُ سَمِعَ أَبَاهُ، كَثِيرًا يَقُولُ كَانَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ يَقُولُ عَجَبًا لِلْعَمَّةِ تُورَثُ وَلاَ تَرِثُ .
Ebu Bekir b. Hazm der ki: Ömer b. el-Hattab: «Halanın durumu hayrete değer. Zira varis olmadığı halde kendisine varis olunuyor.» derdi.
Muwatta Malik 1082
حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ حُسَيْنِ بْنِ عَلِيٍّ، عَنْ عُمَرَ بْنِ عُثْمَانَ بْنِ عَفَّانَ، عَنْ أُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ يَرِثُ الْمُسْلِمُ الْكَافِرَ " .
Usame b. Zeyd (r.a.) der ki: Resulullah (s.a.v.): «Müslüman kafire varis olamaz.» buyurdu.
Muwatta Malik 1083
وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ حُسَيْنِ بْنِ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ، أَنَّهُ أَخْبَرَهُ إِنَّمَا، وَرِثَ أَبَا طَالِبٍ عَقِيلٌ وَطَالِبٌ وَلَمْ يَرِثْهُ عَلِيٌّ - قَالَ - فَلِذَلِكَ تَرَكْنَا نَصِيبَنَا مِنَ الشِّعْبِ .
Ali b. Hüseyin b. Ali b. Ebî Talib, İbn Şihab'a şöyle haber verdi: Ebu Talib'e sadece Akîl ve Talib varis oldular. Ali ona varis olmadı. Şöyle dedi: «Bundan dolayı Şi'b'deki hissemizi bıraktık.»
Muwatta Malik 1084
وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، أَنَّ مُحَمَّدَ بْنَ الأَشْعَثِ، أَخْبَرَهُ أَنَّ عَمَّةً لَهُ يَهُودِيَّةً أَوْ نَصْرَانِيَّةً تُوُفِّيَتْ وَأَنَّ مُحَمَّدَ بْنَ الأَشْعَثِ ذَكَرَ ذَلِكَ لِعُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ وَقَالَ لَهُ مَنْ يَرِثُهَا فَقَالَ لَهُ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ يَرِثُهَا أَهْلُ دِينِهَا . ثُمَّ أَتَى عُثْمَانَ بْنَ عَفَّانَ فَسَأَلَهُ عَنْ ذَلِكَ فَقَالَ لَهُ عُثْمَانُ أَتَرَانِي نَسِيتُ مَا قَالَ لَكَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ يَرِثُهَا أَهْلُ دِينِهَا .
Süleyman b. Yesar'ın rivayet ettiğine göre Muhammed b. el-Eş'as ona, Yahudi veya Hıristiyan olan bir halasının öldüğünü haber verdi. Muhammed b. el-Eş'as bu durumu Ömer b. el-Hattab'a anlatarak ona, “Ona kim varis olacak?” diye sordu. Ömer b. el-Hattab, “Ona kendi dininden olanlar varis olur” diye cevap verdi. Sonra Osman b. Affan'a giderek konuyu ona da sorunca Osman ona, “Ömer b. el-Hattab'ın sana söylediğini unuttuğumu mu sanıyorsun? Ona kendi dininden olanlar varis olur” diye cevap verdi.
Muwatta Malik 1085
وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي حَكِيمٍ، أَنَّ نَصْرَانِيًّا، أَعْتَقَهُ عُمَرُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ هَلَكَ - قَالَ إِسْمَاعِيلُ - فَأَمَرَنِي عُمَرُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ أَنْ أَجْعَلَ مَالَهُ فِي بَيْتِ الْمَالِ .
İsmail b. Ebî Hakem der ki: Ömer b. Abdülaziz'in azat ettiği bir Hıristiyan öldü. Ömer b. Abdülaziz, malını hazineye koymamı bana emretti.
Muwatta Malik 1086
وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنِ الثِّقَةِ، عِنْدَهُ أَنَّهُ سَمِعَ سَعِيدَ بْنَ الْمُسَيَّبِ، يَقُولُ أَبَى عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ أَنْ يُوَرِّثَ، أَحَدًا مِنَ الأَعَاجِمِ إِلاَّ أَحَدًا وُلِدَ فِي الْعَرَبِ . قَالَ مَالِكٌ وَإِنْ جَاءَتِ امْرَأَةٌ حَامِلٌ مِنْ أَرْضِ الْعَدُوِّ فَوَضَعَتْهُ فِي أَرْضِ الْعَرَبِ فَهُوَ وَلَدُهَا يَرِثُهَا إِنْ مَاتَتْ وَتَرِثُهُ إِنْ مَاتَ مِيرَاثَهَا فِي كِتَابِ اللَّهِ . قَالَ مَالِكٌ الأَمْرُ الْمُجْتَمَعُ عَلَيْهِ عِنْدَنَا وَالسُّنَّةُ الَّتِي لاَ اخْتِلاَفَ فِيهَا وَالَّذِي أَدْرَكْتُ عَلَيْهِ أَهْلَ الْعِلْمِ بِبَلَدِنَا أَنَّهُ لاَ يَرِثُ الْمُسْلِمُ الْكَافِرَ بِقَرَابَةٍ وَلاَ وَلاَءٍ وَلاَ رَحِمٍ وَلاَ يَحْجُبُ أَحَدًا عَنْ مِيرَاثِهِ . قَالَ مَالِكٌ وَكَذَلِكَ كُلُّ مَنْ لاَ يَرِثُ إِذَا لَمْ يَكُنْ دُونَهُ وَارِثٌ فَإِنَّهُ لاَ يَحْجُبُ أَحَدًا عَنْ مِيرَاثِهِ .
Malik'in güvendiği bir kimsenin Said b. el-Müseyyeb'den işittiğine göre Said şöyle demiştir: “Ömer b. el-Hattab, Araplar arasında doğmuş olanlar dışında Acemlerden hiç kimseyi mirasçı kılmayı kabul etmezdi.” Malik der ki: “Düşman ülkesinden hamile bir kadın gelip çocuğunu Arap ülkesinde doğurursa o, kadının çocuğudur. Kadın ölürse çocuk ona, çocuk ölürse kadın ona Allah'ın kitabında belirlenen payı üzere mirasçı olur.” Malik der ki: “Bizde üzerinde ittifak edilen hüküm, hakkında ihtilaf bulunmayan sünnet ve beldemizdeki ilim ehlini uygularken gördüğüm şey şudur: Müslüman, kâfire ne akrabalık, ne velâ ne de rahim bağı sebebiyle mirasçı olur; hiç kimseyi de mirasından mahrum bırakmaz.” Malik der ki: “Aynı şekilde, mirasçı olamayan herkes, kendisinden başka bir mirasçı bulunmasa bile hiç kimseyi mirasından mahrum bırakmaz.”
Muwatta Malik 1087
حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ رَبِيعَةَ بْنِ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ غَيْرِ، وَاحِدٍ، مِنْ عُلَمَائِهِمْ . أَنَّهُ لَمْ يَتَوَارَثْ مَنْ قُتِلَ يَوْمَ الْجَمَلِ وَيَوْمَ صِفِّينَ وَيَوْمَ الْحَرَّةِ ثُمَّ كَانَ يَوْمَ قُدَيْدٍ فَلَمْ يُوَرَّثْ أَحَدٌ مِنْهُمْ مِنْ صَاحِبِهِ شَيْئًا إِلاَّ مَنْ عُلِمَ أَنَّهُ قُتِلَ قَبْلَ صَاحِبِهِ . قَالَ مَالِكٌ وَذَلِكَ الأَمْرُ الَّذِي لاَ اخْتِلاَفَ فِيهِ وَلاَ شَكَّ عِنْدَ أَحَدٍ مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ بِبَلَدِنَا وَكَذَلِكَ الْعَمَلُ فِي كُلِّ مُتَوَارِثَيْنِ هَلَكَا بِغَرَقٍ أَوْ قَتْلٍ أَوْ غَيْرِ ذَلِكَ مِنَ الْمَوْتِ إِذَا لَمْ يُعْلَمْ أَيُّهُمَا مَاتَ قَبْلَ صَاحِبِهِ لَمْ يَرِثْ أَحَدٌ مِنْهُمَا مِنْ صَاحِبِهِ شَيْئًا وَكَانَ مِيرَاثُهُمَا لِمَنْ بَقِيَ مِنْ وَرَثَتِهِمَا يَرِثُ كُلَّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا وَرَثَتُهُ مِنَ الأَحْيَاءِ . وَقَالَ مَالِكٌ لاَ يَنْبَغِي أَنْ يَرِثَ أَحَدٌ أَحَدًا بِالشَّكِّ وَلاَ يَرِثُ أَحَدٌ أَحَدًا إِلاَّ بِالْيَقِينِ مِنَ الْعِلْمِ وَالشُّهَدَاءِ وَذَلِكَ أَنَّ الرَّجُلَ يَهْلِكُ هُوَ وَمَوْلاَهُ الَّذِي أَعْتَقَهُ أَبُوهُ فَيَقُولُ بَنُو الرَّجُلِ الْعَرَبِيِّ قَدْ وَرِثَهُ أَبُونَا فَلَيْسَ ذَلِكَ لَهُمْ أَنْ يَرِثُوهُ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلاَ شَهَادَةٍ إِنَّهُ مَاتَ قَبْلَهُ وَإِنَّمَا يَرِثُهُ أَوْلَى النَّاسِ بِهِ مِنَ الأَحْيَاءِ . قَالَ مَالِكٌ وَمِنْ ذَلِكَ أَيْضًا الأَخَوَانِ لِلأَبِ وَالأُمِّ يَمُوتَانِ وَلأَحَدِهِمَا وَلَدٌ وَالآخَرُ لاَ وَلَدَ لَهُ وَلَهُمَا أَخٌ لأَبِيهِمَا فَلاَ يُعْلَمُ أَيُّهُمَا مَاتَ قَبْلَ صَاحِبِهِ فَمِيرَاثُ الَّذِي لاَ وَلَدَ لَهُ لأَخِيهِ لأَبِيهِ وَلَيْسَ لِبَنِي أَخِيهِ لأَبِيهِ وَأُمِّهِ شَىْءٌ . قَالَ مَالِكٌ وَمِنْ ذَلِكَ أَيْضًا أَنْ تَهْلَكَ الْعَمَّةُ وَابْنُ أَخِيهَا أَوِ ابْنَةُ الأَخِ وَعَمُّهَا فَلاَ يُعْلَمُ أَيُّهُمَا مَاتَ قَبْلُ فَإِنْ لَمْ يُعْلَمْ أَيُّهُمَا مَاتَ قَبْلُ لَمْ يَرِثِ الْعَمُّ مِنِ ابْنَةِ أَخِيهِ شَيْئًا وَلاَ يَرِثُ ابْنُ الأَخِ مِنْ عَمَّتِهِ شَيْئًا .
Yahya, Malik'ten; o da Rebîa b. Ebî Abdurrahman'dan, o dönemin âlimlerinden birden fazlasından nakletti: Cemel, Sıffîn ve Harre günlerinde, ardından Kudeyd gününde öldürülenler birbirlerine mirasçı yapılmadılar. Arkadaşından önce öldürüldüğü bilinen kimse dışında hiçbiri diğerinden bir şey miras almadı. Malik şöyle dedi: Bu, beldemizdeki ilim ehlinin hiçbirinin ihtilaf ve şüphe etmediği hükümdür. Birbirlerine mirasçı olan iki kişi boğulma, öldürülme veya başka bir ölüm sebebiyle öldüklerinde, hangisinin diğerinden önce öldüğü bilinmezse uygulanacak hüküm de böyledir. Hiçbiri diğerinden bir şey miras alamaz. Her birinin mirası, hayatta kalan kendi mirasçılarına ait olur. Malik şöyle dedi: Hiç kimsenin şüpheyle bir başkasına mirasçı olması uygun değildir. Bir kimse, ancak kesin bilgi ve şahitlerle diğerine mirasçı olur. Şöyle ki bir adam, babasının azat ettiği mevlâsıyla birlikte ölürse Arap olan adamın oğulları, “Babamız ona mirasçı oldu” derler. Ancak mevlânın adamdan önce öldüğüne dair bilgi ve şahitlik bulunmadıkça ona mirasçı olamazlar. Ona ancak hayatta bulunan en yakınları mirasçı olur. Malik şöyle dedi: Bunun bir örneği de ana baba bir iki kardeşin ölmesidir. Bunlardan birinin çocuğu var, diğerinin çocuğu yoksa ve ayrıca baba bir kardeşleri bulunuyorsa, hangisinin önce öldüğü bilinmediğinde çocuğu olmayanın mirası baba bir kardeşine ait olur. Ana baba bir kardeşinin çocuklarına hiçbir şey düşmez. Malik şöyle dedi: Bunun bir örneği de bir hala ile erkek kardeşinin oğlunun yahut bir kız kardeşin kızı ile dayısının ölmeleridir. Hangisinin önce öldüğü bilinmezse dayı, kız kardeşinin kızından hiçbir şey miras alamaz; erkek kardeşin oğlu da halasından hiçbir şey miras alamaz.
Muwatta Malik 1088
حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، أَنَّهُ بَلَغَهُ أَنَّ عُرْوَةَ بْنَ الزُّبَيْرِ، كَانَ يَقُولُ فِي وَلَدِ الْمُلاَعَنَةِ وَوَلَدِ الزِّنَا إِنَّهُ إِذَا مَاتَ وَرِثَتْهُ أُمُّهُ حَقَّهَا فِي كِتَابِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ وَإِخْوَتُهُ لأُمِّهِ حُقُوقَهُمْ وَيَرِثُ الْبَقِيَّةَ مَوَالِي أُمِّهِ إِنْ كَانَتْ مَوْلاَةً وَإِنْ كَانَتْ عَرَبِيَّةً وَرِثَتْ حَقَّهَا وَوَرِثَ إِخْوَتُهُ لأُمِّهِ حُقُوقَهُمْ وَكَانَ مَا بَقِيَ لِلْمُسْلِمِينَ . قَالَ مَالِكٌ وَبَلَغَنِي عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، مِثْلُ ذَلِكَ . قَالَ مَالِكٌ وَعَلَى ذَلِكَ أَدْرَكْتُ أَهْلَ الْعِلْمِ بِبَلَدِنَا
İmam Malik'e şöyle rivayet edildi: Urve b. Zübeyr, mülâane çocuğu ile zinadan doğan çocuğun mirası hakkında şöyle derdi: Bu çocuk öldüğünde annesi, Yüce Allah'ın kitabında belirlenen hakkını; ana bir kardeşleri de kendi haklarını miras alırlar. Annesi azatlı bir cariye ise geri kalan mala annesinin mevlâları mirasçı olur. Annesi hür bir Arap kadın ise annesi hakkını, ana bir kardeşleri de kendi haklarını alırlar; geri kalan mal Müslümanların olur. Malik şöyle dedi: Süleyman b. Yesâr'dan da bunun benzeri bana ulaştı. Malik şöyle dedi: Beldemizdeki ilim ehlini bu uygulama üzere buldum.
Muwatta Malik 1089