HADİS KÜTÜPHANESİ

Muvatta Malik

61 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

Vasiyetler

9 hadis

حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَا حَقُّ امْرِئٍ مُسْلِمٍ لَهُ شَىْءٌ يُوصَى فِيهِ يَبِيتُ لَيْلَتَيْنِ إِلاَّ وَوَصِيَّتُهُ عِنْدَهُ مَكْتُوبَةٌ ‏"‏ ‏.‏

Abdullah b. Ömer (r.a)'den rivayete göre, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Vasiyet edilebilecek bir mala sahip olan Müslüman kişinin yanında vasiyeti yazılı olmadan iki gece geçirmesi doğru değildir."

Muwatta Malik 1455

حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بَكْرِ بْنِ حَزْمٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ عَمْرَو بْنَ سُلَيْمٍ الزُّرَقِيَّ، أَخْبَرَهُ أَنَّهُ، قِيلَ لِعُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ إِنَّ هَا هُنَا غُلاَمًا يَفَاعًا لَمْ يَحْتَلِمْ مِنْ غَسَّانَ وَوَارِثُهُ بِالشَّامِ وَهُوَ ذُو مَالٍ وَلَيْسَ لَهُ هَا هُنَا إِلاَّ ابْنَةُ عَمٍّ لَهُ ‏.‏ قَالَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ فَلْيُوصِ لَهَا ‏.‏ قَالَ فَأَوْصَى لَهَا بِمَالٍ يُقَالُ لَهُ بِئْرُ جُشَمٍ قَالَ عَمْرُو بْنُ سُلَيْمٍ فَبِيعَ ذَلِكَ الْمَالُ بِثَلاَثِينَ أَلْفَ دِرْهَمٍ وَابْنَةُ عَمِّهِ الَّتِي أَوْصَى لَهَا هِيَ أُمُّ عَمْرِو بْنِ سُلَيْمٍ الزُّرَقِيِّ ‏.‏

Amr b. Süleym ez-Züraki (r.a)'ın haber verdiğine göre, Ömer b. Hattab'a şöyle denildi: "Burada akıl baliğ olmamış Gassanlı zengin bir çocuk var. Varisi ise Şam'dadır. Burada yalnız bir amca kızı var, ne yapılması gerekir?" Ömer b. Hattab şöyle dedi: "Amcasının kızına vasiyette bulunsun." Bu çocuk da amca kızına Bi'r-i Cüşem denilen yeri vasiyet etti. Amr b. Süleym dedi ki: "Bu mal otuz bin dirheme satıldı. Vasiyet ettiği amca kızı ise Ümmü Amr b. Süleym ez-Züraki'dir."

Muwatta Malik 1456

وَحَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي بَكْرِ بْنِ حَزْمٍ، أَنَّ غُلاَمًا، مِنْ غَسَّانَ حَضَرَتْهُ الْوَفَاةُ بِالْمَدِينَةِ وَوَارِثُهُ بِالشَّامِ فَذُكِرَ ذَلِكَ لِعُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ فَقِيلَ لَهُ إِنَّ فُلاَنًا يَمُوتُ أَفَيُوصِي قَالَ فَلْيُوصِ ‏.‏ قَالَ يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ قَالَ أَبُو بَكْرٍ وَكَانَ الْغُلاَمُ ابْنَ عَشْرِ سِنِينَ أَوِ اثْنَتَىْ عَشْرَةَ سَنَةً ‏.‏ قَالَ فَأَوْصَى بِبِئْرِ جُشَمٍ فَبَاعَهَا أَهْلُهَا بِثَلاَثِينَ أَلْفَ دِرْهَمٍ ‏.‏ قَالَ يَحْيَى سَمِعْتُ مَالِكًا يَقُولُ الأَمْرُ الْمُجْتَمَعُ عَلَيْهِ عِنْدَنَا أَنَّ الضَّعِيفَ فِي عَقْلِهِ وَالسَّفِيهَ وَالْمُصَابَ الَّذِي يُفِيقُ أَحْيَانًا تَجُوزُ وَصَايَاهُمْ إِذَا كَانَ مَعَهُمْ مِنْ عُقُولِهِمْ مَا يَعْرِفُونَ مَا يُوصُونَ بِهِ فَأَمَّا مَنْ لَيْسَ مَعَهُ مِنْ عَقْلِهِ مَا يَعْرِفُ بِذَلِكَ مَا يُوصِي بِهِ وَكَانَ مَغْلُوبًا عَلَى عَقْلِهِ فَلاَ وَصِيَّةَ لَهُ ‏.‏

Gassânlı bir çocuk Medine'de ölüm döşeğine düştü; mirasçısı Şam'daydı. Durum Ömer b. Hattâb'a anlatılıp, "Falan ölüyor; vasiyet etsin mi?" denildi. Ömer, "Vasiyet etsin" dedi. Yahyâ b. Saîd'in aktardığına göre Ebû Bekir, çocuğun on veya on iki yaşında olduğunu söyledi. Çocuk Cüşem Kuyusu'nu vasiyet etti; ailesi onu otuz bin dirheme sattı. Yahyâ şöyle dedi: Mâlik'i şöyle derken işittim: Bizce üzerinde ittifak edilen hüküm, aklı zayıf olan, sefih olan ve zaman zaman kendine gelen akıl hastasının, vasiyet ettiği şeyi anlayabilecek kadar aklı bulunduğunda vasiyetinin geçerli olmasıdır. Aklı tamamen baskı altında olup neyi vasiyet ettiğini anlayamayan kimsenin ise vasiyeti yoktur.

Muwatta Malik 1457

حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَامِرِ بْنِ سَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ قَالَ جَاءَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَعُودُنِي عَامَ حَجَّةِ الْوَدَاعِ مِنْ وَجَعٍ اشْتَدَّ بِي فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَدْ بَلَغَ بِي مِنَ الْوَجَعِ مَا تَرَى وَأَنَا ذُو مَالٍ وَلاَ يَرِثُنِي إِلاَّ ابْنَةٌ لِي أَفَأَتَصَدَّقُ بِثُلُثَىْ مَالِي قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لاَ ‏"‏ ‏.‏ فَقُلْتُ فَالشَّطْرُ قَالَ ‏"‏ لاَ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ الثُّلُثُ وَالثُّلُثُ كَثِيرٌ إِنَّكَ أَنْ تَذَرَ وَرَثَتَكَ أَغْنِيَاءَ خَيْرٌ مِنْ أَنْ تَذَرَهُمْ عَالَةً يَتَكَفَّفُونَ النَّاسَ وَإِنَّكَ لَنْ تُنْفِقَ نَفَقَةً تَبْتَغِي بِهَا وَجْهَ اللَّهِ إِلاَّ أُجِرْتَ حَتَّى مَا تَجْعَلُ فِي فِي امْرَأَتِكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَأُخَلَّفُ بَعْدَ أَصْحَابِي فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّكَ لَنْ تُخَلَّفَ فَتَعْمَلَ عَمَلاً صَالِحًا إِلاَّ ازْدَدْتَ بِهِ دَرَجَةً وَرِفْعَةً وَلَعَلَّكَ أَنْ تُخَلَّفَ حَتَّى يَنْتَفِعَ بِكَ أَقْوَامٌ وَيُضَرَّ بِكَ آخَرُونَ اللَّهُمَّ أَمْضِ لأَصْحَابِي هِجْرَتَهُمْ وَلاَ تَرُدَّهُمْ عَلَى أَعْقَابِهِمْ لَكِنِ الْبَائِسُ سَعْدُ ابْنُ خَوْلَةَ يَرْثِي لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ مَاتَ بِمَكَّةَ ‏"‏ ‏.‏

Âmir b. Sa'd b. Ebî Vakkas'ın babasından rivayetle şöyle demiştir: "Veda haccı senesi hastalığımın artması üzerine Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem beni ziyarete gelmişti. Ona: 'Ey Allah'ın Resûlü! Gördüğün gibi hastalığım çok şiddetlendi. Ben mal mülk sahibi biriyim. Kızımdan başka da vârisim yok. Malımın üçte ikisini sadaka olarak verebilir miyim?' dedim. Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, 'Hayır' dedi. Ben de, 'Peki yarısını verebilir miyim?' dedim. Yine, 'Hayır' buyurdu. Sonra Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, 'Üçte birini verebilirsin; üçte bir de çoktur. Vârislerini zengin bırakman, onları insanlara el açacak durumda bırakmandan hayırlıdır. Allah'ın rızasını kazanmak için yapacağın her harcamadan dolayı ecir alırsın. Hatta hanımının ağzına koyduğun lokmadan bile' buyurdu. Sa'd dedi ki: 'Ey Allah'ın Resûlü! Arkadaşlarımın ardından burada mı bırakılacağım?' dedim. Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: 'Sen burada bırakılıp da salih bir amel işlersen, onunla derecen ve merteben mutlaka artar. Umulur ki sen daha uzun süre yaşarsın da bazı topluluklar senden faydalanır, bazıları da senden zarar görür. Allah'ım! Ashabımın hicretini tamamla ve onları gerisin geriye çevirme. Fakat zavallı Sa'd b. Havle'dir.' Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun Mekke'de ölmüş olmasına üzülürdü.

Muwatta Malik 1458

حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ مُخَنَّثًا، كَانَ عِنْدَ أُمِّ سَلَمَةَ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ فَقَالَ لِعَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي أُمَيَّةَ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَسْمَعُ يَا عَبْدَ اللَّهِ إِنْ فَتَحَ اللَّهُ عَلَيْكُمُ الطَّائِفَ غَدًا فَأَنَا أَدُلُّكَ عَلَى ابْنَةِ غَيْلاَنَ فَإِنَّهَا تُقْبِلُ بِأَرْبَعٍ وَتُدْبِرُ بِثَمَانٍ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ يَدْخُلَنَّ هَؤُلاَءِ عَلَيْكُمْ ‏"‏ ‏.‏

Hişam b. Urve'nin babasından rivayete göre, kadınlaşmış ve erkekliği kalmamış bir kişi Nebî Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hanımı Ümmü Seleme'nin yanında iken, Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem o kimsenin Abdullah b. Ebî Ümeyye'ye şöyle dediğini duydu: "Ey Abdullah! Allah yarın size Tâif şehrini fethetmeyi nasip ederse sana Gaylân'ın kızını göstereyim. O, önden dört, arkadan sekiz kıvrımla görünür." Bunun üzerine Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, "Artık bunlar sizin yanınıza girmesinler" buyurdu.

Muwatta Malik 1459

وَحَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، أَنَّهُ قَالَ سَمِعْتُ الْقَاسِمَ بْنَ مُحَمَّدٍ، يَقُولُ كَانَتْ عِنْدَ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ امْرَأَةٌ مِنَ الأَنْصَارِ فَوَلَدَتْ لَهُ عَاصِمَ بْنَ عُمَرَ ثُمَّ إِنَّهُ فَارَقَهَا فَجَاءَ عُمَرُ قُبَاءً فَوَجَدَ ابْنَهُ عَاصِمًا يَلْعَبُ بِفِنَاءِ الْمَسْجِدِ فَأَخَذَ بِعَضُدِهِ فَوَضَعَهُ بَيْنَ يَدَيْهِ عَلَى الدَّابَّةِ فَأَدْرَكَتْهُ جَدَّةُ الْغُلاَمِ فَنَازَعَتْهُ إِيَّاهُ حَتَّى أَتَيَا أَبَا بَكْرٍ الصِّدِّيقَ فَقَالَ عُمَرُ ابْنِي ‏.‏ وَقَالَتِ الْمَرْأَةُ ابْنِي ‏.‏ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ خَلِّ بَيْنَهَا وَبَيْنَهُ ‏.‏ قَالَ فَمَا رَاجَعَهُ عُمَرُ الْكَلاَمَ ‏.‏ قَالَ وَسَمِعْتُ مَالِكًا يَقُولُ وَهَذَا الأَمْرُ الَّذِي آخُذُ بِهِ فِي ذَلِكَ ‏.‏

Yahya b. Said'den rivayete göre, şöyle demiştir: "Kasım b. Muhammed'i şöyle derken işittim: Ömer b. Hattab'ın nikâhı altında ensardan bir kadın vardı. Bu kadın ona Asım b. Ömer'i doğurdu. Sonra Ömer ondan ayrıldı. Ömer Kuba'ya geldiğinde oğlu Asım'ı mescidin avlusunda oynarken buldu. Onu kolundan tutup bineğinin üzerinde önüne oturttu. Derken çocuğun ninesi yetişip çocuğu almak için onunla çekişti. Nihayet ikisi Ebû Bekir es-Sıddık'a geldiler. Ömer, 'O benim oğlumdur' dedi. Kadın da 'O benim oğlumdur' dedi. Ebû Bekir, 'Kadınla çocuğun arasından çekil' dedi. Bunun üzerine Ömer ona karşılık vermedi." Yahya dedi ki: "Malik'i, 'Bu konuda benim benimsediğim uygulama da budur' derken işittim."

Muwatta Malik 1460

حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، أَنَّ أَبَا الدَّرْدَاءِ، كَتَبَ إِلَى سَلْمَانَ الْفَارِسِيِّ أَنْ هَلُمَّ إِلَى الأَرْضِ الْمُقَدَّسَةِ فَكَتَبَ إِلَيْهِ سَلْمَانُ إِنَّ الأَرْضَ لاَ تُقَدِّسُ أَحَدًا وَإِنَّمَا يُقَدِّسُ الإِنْسَانَ عَمَلُهُ وَقَدْ بَلَغَنِي أَنَّكَ جُعِلْتَ طَبِيبًا تُدَاوِي فَإِنْ كُنْتَ تُبْرِئُ فَنِعِمَّا لَكَ وَإِنْ كُنْتَ مُتَطَبِّبًا فَاحْذَرْ أَنْ تَقْتُلَ إِنْسَانًا فَتَدْخُلَ النَّارَ ‏.‏ فَكَانَ أَبُو الدَّرْدَاءِ إِذَا قَضَى بَيْنَ اثْنَيْنِ ثُمَّ أَدْبَرَا عَنْهُ نَظَرَ إِلَيْهِمَا وَقَالَ ارْجِعَا إِلَىَّ أَعِيدَا عَلَىَّ قِصَّتَكُمَا مُتَطَبِّبٌ وَاللَّهِ ‏.‏ قَالَ وَسَمِعْتُ مَالِكًا يَقُولُ مَنِ اسْتَعَانَ عَبْدًا بِغَيْرِ إِذْنِ سَيِّدِهِ فِي شَىْءٍ لَهُ بَالٌ وَلِمِثْلِهِ إِجَارَةٌ فَهُوَ ضَامِنٌ لِمَا أَصَابَ الْعَبْدَ إِنْ أُصِيبَ الْعَبْدُ بِشَىْءٍ وَإِنْ سَلِمَ الْعَبْدُ فَطَلَبَ سَيِّدُهُ إِجَارَتَهُ لِمَا عَمِلَ فَذَلِكَ لِسَيِّدِهِ وَهُوَ الأَمْرُ عِنْدَنَا ‏.‏ قَالَ وَسَمِعْتُ مَالِكًا يَقُولُ فِي الْعَبْدِ يَكُونُ بَعْضُهُ حُرًّا وَبَعْضُهُ مُسْتَرَقًّا إِنَّهُ يُوقَفُ مَالُهُ بِيَدِهِ وَلَيْسَ لَهُ أَنْ يُحْدِثَ فِيهِ شَيْئًا وَلَكِنَّهُ يَأْكُلُ فِيهِ وَيَكْتَسِي بِالْمَعْرُوفِ فَإِذَا هَلَكَ فَمَالُهُ لِلَّذِي بَقِيَ لَهُ فِيهِ الرِّقُّ ‏.‏ قَالَ وَسَمِعْتُ مَالِكًا يَقُولُ الأَمْرُ عِنْدَنَا أَنَّ الْوَالِدَ يُحَاسِبُ وَلَدَهُ بِمَا أَنْفَقَ عَلَيْهِ مِنْ يَوْمِ يَكُونُ لِلْوَلَدِ مَالٌ - نَاضًّا كَانَ أَوْ عَرْضًا - إِنْ أَرَادَ الْوَالِدُ ذَلِكَ ‏.‏

Yahya b. Said'den rivayete göre, Ebû'd-Derdâ, Selman el-Fârisî'ye, "Mukaddes toprağa gel" diye yazdı. Selman da ona şöyle yazdı: "Toprak hiç kimseyi mukaddes kılmaz; insanı ancak ameli mukaddes kılar. Bana, tedavi eden bir tabip yapıldığın haberi ulaştı. Eğer hastaları iyileştirebiliyorsan bu senin için ne güzeldir! Fakat tabiplik taslayan biriysen, bir insanı öldürüp de cehenneme girmekten sakın." Ebû'd-Derdâ iki kişi arasında hüküm verdikten sonra onlar yanından ayrılırken kendilerine bakar ve şöyle derdi: "Bana geri dönün ve davanızı yeniden anlatın. Vallahi ben tabiplik taslayan biriyim." Yahya dedi ki: "Malik'i şöyle derken işittim: Bir kimse, efendisinin izni olmadan bir köleyi önemli ve emsaline ücret ödenen bir işte çalıştırırsa, kölenin başına gelen zarardan sorumludur. Kölenin başına bir şey gelmez ve efendisi yaptığı işin ücretini isterse bu ücret efendisine aittir. Bizde uygulama böyledir." Yine Malik'i şöyle derken işittim: "Bir kısmı hür, bir kısmı köle olan kölenin malı kendi elinde tutulur; fakat o mal üzerinde yeni bir tasarrufta bulunamaz. Ancak örfe uygun biçimde ondan yiyip giyinir. Öldüğünde ise malı, kendisindeki kölelik payı devam eden kimseye ait olur." Yine Malik'i şöyle derken işittim: "Bizde uygulama şöyledir: Baba isterse, çocuğunun nakit veya ticaret malı cinsinden bir mala sahip olduğu günden itibaren ona yaptığı harcamaları çocuğuna hesap edebilir."

Muwatta Malik 1461

وَحَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ عُمَرَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ دَلاَفٍ الْمُزَنِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَجُلاً، مِنْ جُهَيْنَةَ كَانَ يَسْبِقُ الْحَاجَّ فَيَشْتَرِي الرَّوَاحِلَ فَيُغْلِي بِهَا ثُمَّ يُسْرِعُ السَّيْرَ فَيَسْبِقُ الْحَاجَّ فَأَفْلَسَ فَرُفِعَ أَمْرُهُ إِلَى عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ فَقَالَ أَمَّا بَعْدُ أَيُّهَا النَّاسُ فَإِنَّ الأُسَيْفِعَ أُسَيْفِعَ جُهَيْنَةَ رَضِيَ مِنْ دِينِهِ وَأَمَانَتِهِ بِأَنْ يُقَالَ سَبَقَ الْحَاجَّ أَلاَ وَإِنَّهُ قَدْ دَانَ مُعْرِضًا فَأَصْبَحَ قَدْ رِينَ بِهِ فَمَنْ كَانَ لَهُ عَلَيْهِ دَيْنٌ فَلْيَأْتِنَا بِالْغَدَاةِ نَقْسِمُ مَالَهُ بَيْنَهُمْ وَإِيَّاكُمْ وَالدَّيْنَ فَإِنَّ أَوَّلَهُ هَمٌّ وَآخِرَهُ حَرْبٌ ‏.‏

Ömer b. Abdurrahman b. Delaf el-Müzenî, babasından rivayet ettiğine göre Cüheyne kabilesinden bir adam hacılardan önce davranır, binek develeri satın alıp fiyatlarını yükseltir, sonra süratle yol alarak hacıları geçerdi. Nihayet iflas etti ve durumu Ömer b. Hattab'a arz edildi. Ömer şöyle dedi: "İmdi, ey insanlar! Cüheyne'nin Üseyfi'i, dini ve güvenilirliği bakımından kendisi hakkında yalnızca 'Hacıları geçti' denilmesine razı oldu. Dikkat edin! O, yüz çevirerek borçlandı ve şimdi borçları kendisini kuşatmış bulunuyor. Kimin onda alacağı varsa yarın sabah bize gelsin; onun malını alacaklıları arasında paylaştıralım. Borçtan sakının! Çünkü onun başlangıcı kaygı, sonu ise savaştır."

Muwatta Malik 1462

حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، أَنَّ عُثْمَانَ بْنَ عَفَّانَ، قَالَ مَنْ نَحَلَ وَلَدًا لَهُ صَغِيرًا لَمْ يَبْلُغْ أَنْ يَحُوزَ نُحْلَهُ فَأَعْلَنَ ذَلِكَ لَهُ وَأَشْهَدَ عَلَيْهَا فَهِيَ جَائِزَةٌ وَإِنْ وَلِيَهَا أَبُوهُ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ الأَمْرُ عِنْدَنَا أَنَّ مَنْ نَحَلَ ابْنًا لَهُ صَغِيرًا ذَهَبًا أَوْ وَرِقًا ثُمَّ هَلَكَ وَهُوَ يَلِيهِ إِنَّهُ لاَ شَىْءَ لِلاِبْنِ مِنْ ذَلِكَ إِلاَّ أَنْ يَكُونَ الأَبُ عَزَلَهَا بِعَيْنِهَا أَوْ دَفَعَهَا إِلَى رَجُلٍ وَضَعَهَا لاِبْنِهِ عِنْدَ ذَلِكَ الرَّجُلِ فَإِنْ فَعَلَ ذَلِكَ فَهُوَ جَائِزٌ لِلاِبْنِ ‏.‏

İbn Şihâb'dan, Saîd b. Müseyyeb'in şöyle dediği rivayet edildi: Osman b. Affân şöyle dedi: Bir kimse, henüz bağışlanan şeyi teslim alabilecek yaşa ulaşmamış küçük çocuğuna bir bağışta bulunur, bunu ona açıklar ve bağışına şahit tutarsa, babası onun veliliğini üstlenmiş olsa bile bu bağış geçerlidir. Mâlik der ki: Bizdeki uygulamaya göre bir kimse küçük oğluna altın veya gümüş bağışlar, sonra bunlar hâlâ kendi idaresindeyken ölürse, babanın onları bizzat ayırmış olması veya bir adama teslim ederek oğlunun adına o adamın yanına bırakmış bulunması dışında, oğlunun bunlarda hiçbir hakkı yoktur. Bunu yapmışsa bağış oğlu için geçerlidir.

Muwatta Malik 1463