حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، أَنَّ أَبَا الدَّرْدَاءِ، كَتَبَ إِلَى سَلْمَانَ الْفَارِسِيِّ أَنْ هَلُمَّ إِلَى الأَرْضِ الْمُقَدَّسَةِ فَكَتَبَ إِلَيْهِ سَلْمَانُ إِنَّ الأَرْضَ لاَ تُقَدِّسُ أَحَدًا وَإِنَّمَا يُقَدِّسُ الإِنْسَانَ عَمَلُهُ وَقَدْ بَلَغَنِي أَنَّكَ جُعِلْتَ طَبِيبًا تُدَاوِي فَإِنْ كُنْتَ تُبْرِئُ فَنِعِمَّا لَكَ وَإِنْ كُنْتَ مُتَطَبِّبًا فَاحْذَرْ أَنْ تَقْتُلَ إِنْسَانًا فَتَدْخُلَ النَّارَ . فَكَانَ أَبُو الدَّرْدَاءِ إِذَا قَضَى بَيْنَ اثْنَيْنِ ثُمَّ أَدْبَرَا عَنْهُ نَظَرَ إِلَيْهِمَا وَقَالَ ارْجِعَا إِلَىَّ أَعِيدَا عَلَىَّ قِصَّتَكُمَا مُتَطَبِّبٌ وَاللَّهِ . قَالَ وَسَمِعْتُ مَالِكًا يَقُولُ مَنِ اسْتَعَانَ عَبْدًا بِغَيْرِ إِذْنِ سَيِّدِهِ فِي شَىْءٍ لَهُ بَالٌ وَلِمِثْلِهِ إِجَارَةٌ فَهُوَ ضَامِنٌ لِمَا أَصَابَ الْعَبْدَ إِنْ أُصِيبَ الْعَبْدُ بِشَىْءٍ وَإِنْ سَلِمَ الْعَبْدُ فَطَلَبَ سَيِّدُهُ إِجَارَتَهُ لِمَا عَمِلَ فَذَلِكَ لِسَيِّدِهِ وَهُوَ الأَمْرُ عِنْدَنَا . قَالَ وَسَمِعْتُ مَالِكًا يَقُولُ فِي الْعَبْدِ يَكُونُ بَعْضُهُ حُرًّا وَبَعْضُهُ مُسْتَرَقًّا إِنَّهُ يُوقَفُ مَالُهُ بِيَدِهِ وَلَيْسَ لَهُ أَنْ يُحْدِثَ فِيهِ شَيْئًا وَلَكِنَّهُ يَأْكُلُ فِيهِ وَيَكْتَسِي بِالْمَعْرُوفِ فَإِذَا هَلَكَ فَمَالُهُ لِلَّذِي بَقِيَ لَهُ فِيهِ الرِّقُّ . قَالَ وَسَمِعْتُ مَالِكًا يَقُولُ الأَمْرُ عِنْدَنَا أَنَّ الْوَالِدَ يُحَاسِبُ وَلَدَهُ بِمَا أَنْفَقَ عَلَيْهِ مِنْ يَوْمِ يَكُونُ لِلْوَلَدِ مَالٌ - نَاضًّا كَانَ أَوْ عَرْضًا - إِنْ أَرَادَ الْوَالِدُ ذَلِكَ .
Yahya b. Said'den rivayete göre, Ebû'd-Derdâ, Selman el-Fârisî'ye, "Mukaddes toprağa gel" diye yazdı. Selman da ona şöyle yazdı: "Toprak hiç kimseyi mukaddes kılmaz; insanı ancak ameli mukaddes kılar. Bana, tedavi eden bir tabip yapıldığın haberi ulaştı. Eğer hastaları iyileştirebiliyorsan bu senin için ne güzeldir! Fakat tabiplik taslayan biriysen, bir insanı öldürüp de cehenneme girmekten sakın." Ebû'd-Derdâ iki kişi arasında hüküm verdikten sonra onlar yanından ayrılırken kendilerine bakar ve şöyle derdi: "Bana geri dönün ve davanızı yeniden anlatın. Vallahi ben tabiplik taslayan biriyim." Yahya dedi ki: "Malik'i şöyle derken işittim: Bir kimse, efendisinin izni olmadan bir köleyi önemli ve emsaline ücret ödenen bir işte çalıştırırsa, kölenin başına gelen zarardan sorumludur. Kölenin başına bir şey gelmez ve efendisi yaptığı işin ücretini isterse bu ücret efendisine aittir. Bizde uygulama böyledir." Yine Malik'i şöyle derken işittim: "Bir kısmı hür, bir kısmı köle olan kölenin malı kendi elinde tutulur; fakat o mal üzerinde yeni bir tasarrufta bulunamaz. Ancak örfe uygun biçimde ondan yiyip giyinir. Öldüğünde ise malı, kendisindeki kölelik payı devam eden kimseye ait olur." Yine Malik'i şöyle derken işittim: "Bizde uygulama şöyledir: Baba isterse, çocuğunun nakit veya ticaret malı cinsinden bir mala sahip olduğu günden itibaren ona yaptığı harcamaları çocuğuna hesap edebilir."