حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بَكْرِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرِو بْنِ حَزْمٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ فِي الْكِتَابِ الَّذِي، كَتَبَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِعَمْرِو بْنِ حَزْمٍ فِي الْعُقُولِ أَنَّ فِي النَّفْسِ مِائَةً مِنَ الإِبِلِ وَفِي الأَنْفِ إِذَا أُوعِيَ جَدْعًا مِائَةٌ مِنَ الإِبِلِ وَفِي الْمَأْمُومَةِ ثُلُثُ الدِّيَةِ وَفِي الْجَائِفَةِ مِثْلُهَا وَفِي الْعَيْنِ خَمْسُونَ وَفِي الْيَدِ خَمْسُونَ وَفِي الرِّجْلِ خَمْسُونَ وَفِي كُلِّ أُصْبُعٍ مِمَّا هُنَالِكَ عَشْرٌ مِنَ الإِبِلِ وَفِي السِّنِّ خَمْسٌ وَفِي الْمُوضِحَةِ خَمْسٌ .
Resûlullah'ın Amr b. Hazm'a diyetler hakkında yazdığı yazıda şu hükümler vardı: Can için yüz deve; burun bütünüyle kesildiğinde yüz deve; beynin zarına ulaşan baş yarası için diyetin üçte biri; karın boşluğuna ulaşan yara için de aynısı; göz için elli deve; el için elli deve; ayak için elli deve; bunların her bir parmağı için on deve; diş için beş deve; kemiği açığa çıkaran yara için beş deve vardır.
Muwatta Malik 1552
حَدَّثَنِي مَالِكٌ، أَنَّهُ بَلَغَهُ أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، قَوَّمَ الدِّيَةَ عَلَى أَهْلِ الْقُرَى فَجَعَلَهَا عَلَى أَهْلِ الذَّهَبِ أَلْفَ دِينَارٍ وَعَلَى أَهْلِ الْوَرِقِ اثْنَىْ عَشَرَ أَلْفَ دِرْهَمٍ . قَالَ مَالِكٌ فَأَهْلُ الذَّهَبِ أَهْلُ الشَّامِ وَأَهْلُ مِصْرَ وَأَهْلُ الْوَرِقِ أَهْلُ الْعِرَاقِ . وَحَدَّثَنِي يَحْيَى عَنْ مَالِكٍ أَنَّهُ سَمِعَ أَنَّ الدِّيَةَ تُقْطَعُ فِي ثَلاَثِ سِنِينَ أَوْ أَرْبَعِ سِنِينَ . قَالَ مَالِكٌ وَالثَّلاَثُ أَحَبُّ مَا سَمِعْتُ إِلَىَّ فِي ذَلِكَ . قَالَ مَالِكٌ الأَمْرُ الْمُجْتَمَعُ عَلَيْهِ عِنْدَنَا أَنَّهُ لاَ يُقْبَلُ مِنْ أَهْلِ الْقُرَى فِي الدِّيَةِ الإِبِلُ وَلاَ مِنْ أَهْلِ الْعَمُودِ الذَّهَبُ وَلاَ الْوَرِقُ وَلاَ مِنْ أَهْلِ الذَّهَبِ الْوَرِقُ وَلاَ مِنْ أَهْلِ الْوَرِقِ الذَّهَبُ .
Malik'e şöyle rivayet edildi: Ömer b. Hattab (r.a.) diyeti köylülerin durumuna göre takdir etti; altın sahibine bin dinar, gümüş sahibine ise on iki bin dirhem diyet vermeye hükmetti. İmam Malik der ki: Altın sahibi Şam ve Mısır halkı, gümüş sahibi ise Irak halkıdır. Diyet üç veya dört sene içerisinde taksit taksit ödenir. Üç sene içerisinde ödenmesi bana göre daha iyidir. Köy ve kasabalarda yaşayanlardan diyet olarak deve, göçebelerden de altın ve gümüş alınmaz. Yine böylece altın sahibinden gümüş, gümüş sahibinden de altın alınmaz.
Muwatta Malik 1553
حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، أَنَّ ابْنَ شِهَابٍ، كَانَ يَقُولُ فِي دِيَةِ الْعَمْدِ إِذَا قُبِلَتْ خَمْسٌ وَعِشْرُونَ بِنْتَ مَخَاضٍ وَخَمْسٌ وَعِشْرُونَ بِنْتَ لَبُونٍ وَخَمْسٌ وَعِشْرُونَ حِقَّةً وَخَمْسُ وَعِشْرُونَ جَذَعَةً .
İbn Şihâb, kasten öldürmede diyet kabul edildiğinde bunun yirmi beş bint-i mehâz, yirmi beş bint-i lebûn, yirmi beş hıkka ve yirmi beş cezea olduğunu söylerdi.
Muwatta Malik 1554
وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، أَنَّ مَرْوَانَ بْنَ الْحَكَمِ، كَتَبَ إِلَى مُعَاوِيَةَ بْنِ أَبِي سُفْيَانَ أَنَّهُ أُتِيَ بِمَجْنُونٍ قَتَلَ رَجُلاً . فَكَتَبَ إِلَيْهِ مُعَاوِيَةُ أَنِ اعْقِلْهُ وَلاَ تُقِدْ مِنْهُ فَإِنَّهُ لَيْسَ عَلَى مَجْنُونٍ قَوَدٌ . قَالَ مَالِكٌ فِي الْكَبِيرِ وَالصَّغِيرِ إِذَا قَتَلاَ رَجُلاً جَمِيعًا عَمْدًا أَنَّ عَلَى الْكَبِيرِ أَنْ يُقْتَلَ وَعَلَى الصَّغِيرِ نِصْفُ الدِّيَةِ . قَالَ مَالِكٌ وَكَذَلِكَ الْحُرُّ وَالْعَبْدُ يَقْتُلاَنِ الْعَبْدَ فَيُقْتَلُ الْعَبْدُ وَيَكُونُ عَلَى الْحُرِّ نِصْفُ قِيمَتِهِ .
Yahya b. Said'den: Mervan b. Hakem, Muaviye b. Ebi Süfyan'a, kendisine bir adam öldüren deli getirildiğini yazdı. Muaviye de ona şöyle yazdı: "Diyetini öde; fakat ondan kısas alma. Çünkü deliye kısas uygulanmaz." Mâlik şöyle dedi: Bir yetişkin ile bir çocuk bir adamı birlikte ve kasten öldürürlerse yetişkin öldürülür; çocuğa yarım diyet düşer. Hür kimse ile bir köle bir köleyi öldürürse de köle öldürülür; hür kimseye öldürülen kölenin değerinin yarısı düşer.
Muwatta Malik 1555
حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عِرَاكِ بْنِ مَالِكٍ، وَسُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، أَنَّ رَجُلاً، مِنْ بَنِي سَعْدِ بْنِ لَيْثٍ أَجْرَى فَرَسًا فَوَطِئَ عَلَى إِصْبَعِ رَجُلٍ مِنْ جُهَيْنَةَ فَنُزِيَ مِنْهَا فَمَاتَ . فَقَالَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ لِلَّذِي ادُّعِيَ عَلَيْهِمْ أَتَحْلِفُونَ بِاللَّهِ خَمْسِينَ يَمِينًا مَا مَاتَ مِنْهَا فَأَبَوْا وَتَحَرَّجُوا وَقَالَ لِلآخَرِينَ أَتَحْلِفُونَ أَنْتُمْ فَأَبَوْا فَقَضَى عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ بِشَطْرِ الدِّيَةِ عَلَى السَّعْدِيِّينَ . قَالَ مَالِكٌ وَلَيْسَ الْعَمَلُ عَلَى هَذَا .
İbn Şihâb, Irâk b. Mâlik ve Süleyman b. Yesâr'dan: Sa'd b. Leys oğullarından bir adam atını koşturdu. At, Cüheyne kabilesinden bir adamın parmağına bastı; parmağından kan boşandı ve adam öldü. Bunun üzerine Ömer b. Hattâb, aleyhlerinde dava açılanlara: «Adamın bundan ölmediğine dair Allah'a elli defa yemin eder misiniz?» dedi. Onlar çekinip yemin etmekten kaçındılar. Diğerlerine: «Siz yemin eder misiniz?» dedi. Onlar da kaçındılar. Bunun üzerine Ömer b. Hattâb, Sa'dîlerin yarım diyet vermesine hükmetti. İmam Mâlik der ki: Tatbikat böyle değildir.
Muwatta Malik 1556
وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، أَنَّ ابْنَ شِهَابٍ، وَسُلَيْمَانَ بْنَ يَسَارٍ، وَرَبِيعَةَ بْنَ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ، كَانُوا يَقُولُونَ دِيَةُ الْخَطَإِ عِشْرُونَ بِنْتَ مَخَاضٍ وَعِشْرُونَ بِنْتَ لَبُونٍ وَعِشْرُونَ ابْنَ لَبُونٍ ذَكَرًا وَعِشْرُونَ حِقَّةً وَعِشْرُونَ جَذَعَةً . قَالَ مَالِكٌ الأَمْرُ الْمُجْتَمَعُ عَلَيْهِ عِنْدَنَا أَنَّهُ لاَ قَوَدَ بَيْنَ الصِّبْيَانِ وَإِنَّ عَمْدَهُمْ خَطَأٌ مَا لَمْ تَجِبْ عَلَيْهِمُ الْحُدُودُ وَيَبْلُغُوا الْحُلُمَ وَإِنَّ قَتْلَ الصَّبِيِّ لاَ يَكُونُ إِلاَّ خَطَأً وَذَلِكَ لَوْ أَنَّ صَبِيًّا وَكَبِيرًا قَتَلاَ رَجُلاً حُرًّا خَطَأً كَانَ عَلَى عَاقِلَةِ كُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا نِصْفُ الدِّيَةِ . قَالَ مَالِكٌ وَمَنْ قَتَلَ خَطَأً فَإِنَّمَا عَقْلُهُ مَالٌ لاَ قَوَدَ فِيهِ وَإِنَّمَا هُوَ كَغَيْرِهِ مِنْ مَالِهِ يُقْضَى بِهِ دَيْنُهُ وَيُجَوَّزُ فِيهِ وَصِيَّتُهُ فَإِنْ كَانَ لَهُ مَالٌ تَكُونُ الدِّيَةُ قَدْرَ ثُلُثِهِ ثُمَّ عُفِيَ عَنْ دِيَتِهِ فَذَلِكَ جَائِزٌ لَهُ وَإِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُ مَالٌ غَيْرُ دِيَتِهِ جَازَ لَهُ مِنْ ذَلِكَ الثُّلُثُ إِذَا عُفِيَ عَنْهُ وَأَوْصَى بِهِ .
İbn Şihâb, Süleyman b. Yesâr ve Rebîa b. Ebû Abdurrahman şöyle derlerdi: Hata ile öldürmenin diyeti yirmi bint-i mehâz, yirmi bint-i lebûn, yirmi erkek ibn-i lebûn, yirmi hıkka ve yirmi cezeadır. Mâlik şöyle dedi: Bizce üzerinde ittifak edilen hüküm, çocuklar arasında kısas bulunmamasıdır; hadler kendilerine gerekli hale gelip bulûğa erinceye kadar onların kasıtlı fiilleri hata hükmündedir. Çocuğun öldürmesi ancak hata ile öldürme sayılır. Bir çocuk ile bir yetişkin, hür bir adamı hata ile birlikte öldürseler, her birinin âkılesine diyetin yarısı düşer. Hata ile öldürülen kimsenin diyeti, kısas bulunmayan bir mal hakkıdır; diğer malları gibi borcunun ödenmesinde kullanılır ve onun hakkında vasiyet geçerli olur. Diyet miktarı diğer malının üçte biri kadar ise ve diyetinden vazgeçilirse, bu kendisi için geçerlidir. Diyetinden başka malı yoksa, affedilip onu vasiyet ettiğinde diyetin üçte biri hakkında vasiyeti geçerli olur.
Muwatta Malik 1557
وَحَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، أَنَّهُ كَانَ يَقُولُ تُعَاقِلُ الْمَرْأَةُ الرَّجُلَ إِلَى ثُلُثِ الدِّيَةِ إِصْبَعُهَا كَإِصْبَعِهِ وَسِنُّهَا كَسِنِّهِ وَمُوضِحَتُهَا كَمُوضِحَتِهِ وَمُنَقِّلَتُهَا كَمُنَقَّلَتِهِ .
Saîd b. Müseyyeb'den şöyle rivayet edildi: Diyetin üçte biri miktarına ulaşıncaya kadar kadının uzuvlarının diyeti erkeğinki gibidir. Kadının parmağı erkeğin parmağı, dişi erkeğin dişi, baş ve yüzde kemiğe kadar işleyen yarası erkeğin aynı tür yarası ve kemiği yerinden oynatan yarası da erkeğin aynı tür yarası gibidir.
Muwatta Malik 1558
وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، وَبَلَغَهُ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، أَنَّهُمَا كَانَا يَقُولاَنِ مِثْلَ قَوْلِ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ فِي الْمَرْأَةِ أَنَّهَا تُعَاقِلُ الرَّجُلَ إِلَى ثُلُثِ دِيَةِ الرَّجُلِ فَإِذَا بَلَغَتْ ثُلُثَ دِيَةِ الرَّجُلِ كَانَتْ إِلَى النِّصْفِ مِنْ دِيَةِ الرَّجُلِ . قَالَ مَالِكٌ وَتَفْسِيرُ ذَلِكَ أَنَّهَا تُعَاقِلُهُ فِي الْمُوضِحَةِ وَالْمُنَقَّلَةِ وَمَا دُونَ الْمَأْمُومَةِ وَالْجَائِفَةِ وَأَشْبَاهِهِمَا مِمَّا يَكُونُ فِيهِ ثُلُثُ الدِّيَةِ فَصَاعِدًا فَإِذَا بَلَغَتْ ذَلِكَ كَانَ عَقْلُهَا فِي ذَلِكَ النِّصْفَ مِنْ عَقْلِ الرَّجُلِ .
İbn Şihâb ile Urve b. Zübeyr, kadın hakkında Saîd b. Müseyyeb'in görüşünün aynısını söylerlerdi: Kadının yaralanma diyeti, erkek diyetinin üçte birine kadar erkeğinkiyle eşittir. Erkek diyetinin üçte birine ulaştığında ise kadının diyeti, erkeğin diyetinin yarısı esasına döner. Mâlik şöyle dedi: Bunun açıklaması şudur: Mûdıha ve münakkıla yaralarında, ayrıca me'mûme ve câife yaralarından daha hafif olan benzeri yaralarda kadın, erkekle eşit diyet alır. Diyet miktarı üçte bire veya daha fazlasına ulaştığında ise kadının diyeti, erkeğin diyetinin yarısı olur.
Muwatta Malik 1559
وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، أَنَّهُ سَمِعَ ابْنَ شِهَابٍ، يَقُولُ مَضَتِ السُّنَّةُ أَنَّ الرَّجُلَ، إِذَا أَصَابَ امْرَأَتَهُ بِجُرْحٍ أَنَّ عَلَيْهِ عَقْلَ ذَلِكَ الْجُرْحِ وَلاَ يُقَادُ مِنْهُ . قَالَ مَالِكٌ وَإِنَّمَا ذَلِكَ فِي الْخَطَإِ أَنْ يَضْرِبَ الرَّجُلُ امْرَأَتَهُ فَيُصِيبَهَا مِنْ ضَرْبِهِ مَا لَمْ يَتَعَمَّدْ كَمَا يَضْرِبُهَا بِسَوْطٍ فَيَفْقَأُ عَيْنَهَا وَنَحْوَ ذَلِكَ . قَالَ مَالِكٌ فِي الْمَرْأَةِ يَكُونُ لَهَا زَوْجٌ وَوَلَدٌ مِنْ غَيْرِ عَصَبَتِهَا وَلاَ قَوْمِهَا فَلَيْسَ عَلَى زَوْجِهَا إِذَا كَانَ مِنْ قَبِيلَةٍ أُخْرَى مِنْ عَقْلِ جِنَايَتِهَا شَىْءٌ وَلاَ عَلَى وَلَدِهَا إِذَا كَانُوا مِنْ غَيْرِ قَوْمِهَا وَلاَ عَلَى إِخْوَتِهَا مِنْ أُمِّهَا إِذَا كَانُوا مِنْ غَيْرِ عَصَبَتِهَا وَلاَ قَوْمِهَا فَهَؤُلاَءِ أَحَقُّ بِمِيرَاثِهَا وَالْعَصَبَةُ عَلَيْهِمُ الْعَقْلُ مُنْذُ زَمَانِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى الْيَوْمِ وَكَذَلِكَ مَوَالِي الْمَرْأَةِ مِيرَاثُهُمْ لِوَلَدِ الْمَرْأَةِ وَإِنْ كَانُوا مِنْ غَيْرِ قَبِيلَتِهَا وَعَقْلُ جِنَايَةِ الْمَوَالِي عَلَى قَبِيلَتِهَا .
İbn Şihâb şöyle derdi: Süregelen sünnete göre bir erkek karısını yaralarsa, o yaranın diyetini ödemesi gerekir; fakat kendisine kısas uygulanmaz. Mâlik şöyle dedi: Bu hüküm yalnız hata ile meydana gelen yaralama hakkındadır. Mesela bir adam karısını döverken kastetmediği bir zarar verir; kamçıyla vurup gözünü çıkarması ve benzeri durumlar böyledir. Mâlik, kendi asabesinden ve kavminden olmayan bir kocası ve çocukları bulunan kadın hakkında şöyle dedi: Kocası başka bir kabileden ise kadının işlediği cinayetin diyetinden ona hiçbir şey düşmez. Çocukları kadının kavminden değilse onlara da bir şey düşmez. Anne bir kardeşleri kadının asabesinden ve kavminden değillerse onlara da bir şey düşmez. Bunlar kadının mirasına daha çok hak sahibidirler; ancak Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem zamanından bugüne kadar diyeti asabe ödemiştir. Kadının mevlâları hakkında da hüküm böyledir: Başka bir kabileden olsalar bile onların mirası kadının çocuklarına kalır; mevlâların işledikleri cinayetlerin diyetini ise kadının kabilesi öder.
Muwatta Malik 1560
وَحَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ امْرَأَتَيْنِ، مِنْ هُذَيْلٍ رَمَتْ إِحْدَاهُمَا الأُخْرَى فَطَرَحَتْ جَنِينَهَا فَقَضَى فِيهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِغُرَّةٍ عَبْدٍ أَوْ وَلِيدَةٍ .
Ebu Hureyre (r.a.)'den: Huzeyl kabilesinden iki kadın (dövüştüler). Bunlardan biri diğerine bir taş atıp vurdu. O da karnındaki cenini (ölü olarak) düşürdü. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bu ceninin diyeti hakkında, bir köle veya cariye (gurre) verilmesine hükmetti
Muwatta Malik 1561
وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَضَى فِي الْجَنِينِ يُقْتَلُ فِي بَطْنِ أُمِّهِ بِغُرَّةٍ عَبْدٍ أَوْ وَلِيدَةٍ فَقَالَ الَّذِي قُضِيَ عَلَيْهِ كَيْفَ أَغْرَمُ مَا لاَ شَرِبَ وَلاَ أَكَلْ وَلاَ نَطَقَ وَلاَ اسْتَهَلّ وَمِثْلُ ذَلِكَ بَطَلْ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّمَا هَذَا مِنْ إِخْوَانِ الْكُهَّانِ " .
Resûlullah ﷺ, annesinin karnında öldürülen cenin için bir erkek veya kadın köle verilmesine hükmetti. Aleyhine hüküm verilen kişi, "Ne içmiş, ne yemiş, ne konuşmuş ne de ses çıkararak doğmuş bir şey için nasıl bedel öderim? Böyle bir şey geçersizdir" dedi. Resûlullah ﷺ, "Bu, ancak kâhinlerin kardeşlerindendir" buyurdu.
Muwatta Malik 1562
وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ رَبِيعَةَ بْنِ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّهُ كَانَ يَقُولُ الْغُرَّةُ تُقَوَّمُ خَمْسِينَ دِينَارًا أَوْ سِتَّمِائَةِ دِرْهَمٍ وَدِيَةُ الْمَرْأَةِ الْحُرَّةِ الْمُسْلِمَةِ خَمْسُمِائَةِ دِينَارٍ أَوْ سِتَّةُ آلاَفِ دِرْهَمٍ . قَالَ مَالِكٌ فَدِيَةُ جَنِينِ الْحُرَّةِ عُشْرُ دِيَتِهَا وَالْعُشْرُ خَمْسُونَ دِينَارًا أَوْ سِتُّمِائَةِ دِرْهَمٍ . قَالَ مَالِكٌ وَلَمْ أَسْمَعْ أَحَدًا يُخَالِفُ فِي أَنَّ الْجَنِينَ لاَ تَكُونُ فِيهِ الْغُرَّةُ حَتَّى يُزَايِلَ بَطْنَ أُمِّهِ وَيَسْقُطُ مِنْ بَطْنِهَا مَيِّتًا . قَالَ مَالِكٌ وَسَمِعْتُ أَنَّهُ إِذَا خَرَجَ الْجَنِينُ مِنْ بَطْنِ أُمِّهِ حَيًّا ثُمَّ مَاتَ أَنَّ فِيهِ الدِّيَةَ كَامِلَةً . قَالَ مَالِكٌ وَلاَ حَيَاةَ لِلْجَنِينِ إِلاَّ بِالاسْتِهْلاَلِ فَإِذَا خَرَجَ مِنْ بَطْنِ أُمِّهِ فَاسْتَهَلَّ ثُمَّ مَاتَ فَفِيهِ الدِّيَةُ كَامِلَةً وَنَرَى أَنَّ فِي جَنِينِ الأَمَةِ عُشْرَ ثَمَنِ أُمِّهِ . قَالَ مَالِكٌ وَإِذَا قَتَلَتِ الْمَرْأَةُ رَجُلاً أَوِ امْرَأَةً عَمْدًا وَالَّتِي قَتَلَتْ حَامِلٌ لَمْ يُقَدْ مِنْهَا حَتَّى تَضَعَ حَمْلَهَا وَإِنْ قُتِلَتِ الْمَرْأَةُ وَهِيَ حَامِلٌ عَمْدًا أَوْ خَطَأً فَلَيْسَ عَلَى مَنْ قَتَلَهَا فِي جَنِينِهَا شَيْءٌ فَإِنْ قُتِلَتْ عَمْدًا قُتِلَ الَّذِي قَتَلَهَا وَلَيْسَ فِي جَنِينِهَا دِيَةٌ وَإِنْ قُتِلَتْ خَطَأً فَعَلَى عَاقِلَةِ قَاتِلِهَا دِيَتُهَا وَلَيْسَ فِي جَنِينِهَا دِيَةٌ . وَحَدَّثَنِي يَحْيَى سُئِلَ مَالِكٌ عَنْ جَنِينِ الْيَهُودِيَّةِ وَالنَّصْرَانِيَّةِ يُطْرَحُ فَقَالَ أَرَى أَنَّ فِيهِ عُشْرَ دِيَةِ أُمِّهِ .
Rabîa b. Ebû Abdurrahman şöyle derdi: "Gurre, elli dinar veya altı yüz dirhem olarak takdir edilir. Hür Müslüman kadının diyeti beş yüz dinar veya altı bin dirhemdir." Mâlik dedi ki: "Hür kadının cenininin diyeti, kadının diyetinin onda biridir. Bu onda bir de elli dinar veya altı yüz dirhemdir." Mâlik dedi ki: "Cenin annesinin karnından ayrılıp ölü olarak düşmedikçe onun için gurre gerekmediği hususunda kimsenin ihtilaf ettiğini duymadım." Mâlik dedi ki: "Cenin annesinin karnından canlı çıkar, sonra ölürse onun için tam diyet gerektiğini duydum." Mâlik dedi ki: "Ceninin canlı olduğu ancak doğarken ses çıkarmasıyla anlaşılır. Annesinin karnından çıkıp ses verir, sonra ölürse onun için tam diyet gerekir. Câriyenin cenini için de annesinin değerinin onda birinin gerektiği görüşündeyiz." Mâlik dedi ki: "Bir kadın, bir erkeği veya kadını kasten öldürür ve kendisi hamile olursa doğum yapıncaya kadar kendisine kısas uygulanmaz. Hamile bir kadın kasten veya hata ile öldürülürse onu öldüren kimseye cenininden dolayı bir şey gerekmez. Kadın kasten öldürülmüşse onu öldüren öldürülür ve cenini için diyet gerekmez. Hata ile öldürülmüşse katilin âkılesi kadının diyetini öder; cenini için ise diyet gerekmez." Yahyâ bana şöyle rivayet etti: Mâlik'e, düşürülen Yahudi veya Hristiyan kadının cenini soruldu. Mâlik, "Onun için annesinin diyetinin onda birinin gerektiği görüşündeyim" dedi.
Muwatta Malik 1563
حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، أَنَّهُ كَانَ يَقُولُ فِي الشَّفَتَيْنِ الدِّيَةُ كَامِلَةً فَإِذَا قُطِعَتِ السُّفْلَى فَفِيهَا ثُلُثَا الدِّيَةِ .
Said b. Museyyeb'in şöyle dediği rivayet edildi: İki dudak için tam diyet gerekir. Alt dudak kesilirse, diyeti tam diyetin üçte ikisidir.
Muwatta Malik 1564
حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، أَنَّهُ سَأَلَ ابْنَ شِهَابٍ عَنِ الرَّجُلِ الأَعْوَرِ، يَفْقَأُ عَيْنَ الصَّحِيحِ فَقَالَ ابْنُ شِهَابٍ إِنْ أَحَبَّ الصَّحِيحُ أَنْ يَسْتَقِيدَ، مِنْهُ فَلَهُ الْقَوَدُ وَإِنْ أَحَبَّ فَلَهُ الدِّيَةُ أَلْفُ دِينَارٍ أَوِ اثْنَا عَشَرَ أَلْفَ دِرْهَمٍ . وَحَدَّثَنِي يَحْيَى عَنْ مَالِكٍ أَنَّهُ بَلَغَهُ أَنَّ فِي كُلِّ زَوْجٍ مِنَ الإِنْسَانِ الدِّيَةَ كَامِلَةً وَأَنَّ فِي اللِّسَانِ الدِّيَةَ كَامِلَةً وَأَنَّ فِي الأُذُنَيْنِ إِذَا ذَهَبَ سَمْعُهُمَا الدِّيَةَ كَامِلَةً اصْطُلِمَتَا أَوْ لَمْ تُصْطَلَمَا وَفِي ذَكَرِ الرَّجُلِ الدِّيَةُ كَامِلَةً وَفِي الأُنْثَيَيْنِ الدِّيَةُ كَامِلَةً . وَحَدَّثَنِي يَحْيَى عَنْ مَالِكٍ أَنَّهُ بَلَغَهُ أَنَّ فِي ثَدْيَيِ الْمَرْأَةِ الدِّيَةَ كَامِلَةً . قَالَ مَالِكٌ وَأَخَفُّ ذَلِكَ عِنْدِي الْحَاجِبَانِ وَثَدْيَا الرَّجُلِ . قَالَ مَالِكٌ الأَمْرُ عِنْدَنَا أَنَّ الرَّجُلَ إِذَا أُصِيبَ مِنْ أَطْرَافِهِ أَكْثَرُ مِنْ دِيَتِهِ فَذَلِكَ لَهُ إِذَا أُصِيبَتْ يَدَاهُ وَرِجْلاَهُ وَعَيْنَاهُ فَلَهُ ثَلاَثُ دِيَاتٍ . قَالَ مَالِكٌ فِي عَيْنِ الأَعْوَرِ الصَّحِيحَةِ إِذَا فُقِئَتْ خَطَأً إِنَّ فِيهَا الدِّيَةَ كَامِلَةً .
Yahyâ bana Mâlik'ten nakletti: Mâlik, İbn Şihâb'a tek gözlü bir kimsenin sağlam bir kimsenin gözünü çıkarması hakkında sordu. İbn Şihâb şöyle dedi: Sağlam kimse kısas almak isterse kısas hakkı vardır; dilerse bin dinar veya on iki bin dirhem diyet alır. Yahyâ, Mâlik'ten kendisine ulaştığına göre şöyle nakletti: İnsanda çift olan her organ için tam diyet vardır. Dil için tam diyet vardır. İki kulağın işitmesi giderse, kulakların kendileri kesilmiş olsun veya olmasın, tam diyet vardır. Erkeğin cinsel organı için tam diyet, iki husyesi için de tam diyet vardır. Yahyâ, Mâlik'ten kendisine ulaştığına göre kadının iki memesi için tam diyet bulunduğunu nakletti. Mâlik, bu hususların kendisince en hafif görüleninin iki kaş ve erkeğin iki memesi olduğunu söyledi. Mâlik şöyle dedi: Bizce bir adamın organlarında uğradığı zararların toplamı tek diyetinden fazla olursa hepsini alır; iki eli, iki ayağı ve iki gözü zarar görürse üç diyet alır. Tek gözlü kimsenin sağlam gözü hata ile çıkarılırsa bunun için tam diyet vardır.
Muwatta Malik 1565
حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، أَنَّ زَيْدَ بْنَ ثَابِتٍ، كَانَ يَقُولُ فِي الْعَيْنِ الْقَائِمَةِ إِذَا طَفِئَتْ مِائَةُ دِينَارٍ . قَالَ يَحْيَى وَسُئِلَ مَالِكٌ عَنْ شَتَرِ الْعَيْنِ وَحِجَاجِ الْعَيْنِ فَقَالَ لَيْسَ فِي ذَلِكَ إِلاَّ الاِجْتِهَادُ إِلاَّ أَنْ يَنْقُصَ بَصَرُ الْعَيْنِ فَيَكُونُ لَهُ بِقَدْرِ مَا نَقَصَ مِنْ بَصَرِ الْعَيْنِ . قَالَ يَحْيَى قَالَ مَالِكٌ الأَمْرُ عِنْدَنَا فِي الْعَيْنِ الْقَائِمَةِ الْعَوْرَاءِ إِذَا طَفِئَتْ وَفِي الْيَدِ الشَّلاَّءِ إِذَا قُطِعَتْ إِنَّهُ لَيْسَ فِي ذَلِكَ إِلاَّ الاِجْتِهَادُ وَلَيْسَ فِي ذَلِكَ عَقْلٌ مُسَمًّى .
Yahyâ bana Mâlik'ten, o Yahyâ b. Saîd'den, o da Süleyman b. Yesâr'dan nakletti: Zeyd b. Sâbit, yerinde durduğu hâlde görmeyen göz söndürüldüğünde yüz dinar gerektiğini söylerdi. Yahyâ dedi ki: Mâlik'e göz kapağının dışa dönmesi ve göz çukuru hakkında soruldu. Mâlik şöyle dedi: Gözün görmesi azalmadıkça bu hususta yalnızca takdir vardır. Görmesi azalırsa, görme gücündeki azalma oranında diyet verilir. Yahyâ dedi ki: Mâlik şöyle dedi: Bizce yerinde duran kör göz söndürüldüğünde ve felçli el kesildiğinde yalnızca takdir vardır; bunlar için belirlenmiş bir diyet yoktur.
Muwatta Malik 1566
وَحَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، أَنَّهُ سَمِعَ سُلَيْمَانَ بْنَ يَسَارٍ، يَذْكُرُ أَنَّ الْمُوضِحَةَ، فِي الْوَجْهِ مِثْلُ الْمُوضِحَةِ فِي الرَّأْسِ إِلاَّ أَنْ تَعِيبَ الْوَجْهَ فَيُزَادُ فِي عَقْلِهَا مَا بَيْنَهَا وَبَيْنَ عَقْلِ نِصْفِ الْمُوضِحَةِ فِي الرَّأْسِ فَيَكُونُ فِيهَا خَمْسَةٌ وَسَبْعُونَ دِينَارًا . قَالَ مَالِكٌ وَالأَمْرُ عِنْدَنَا أَنَّ فِي الْمُنَقَّلَةِ خَمْسَ عَشْرَةَ فَرِيضَةً . قَالَ وَالْمُنَقَّلَةُ الَّتِي يَطِيرُ فِرَاشُهَا مِنَ الْعَظْمِ وَلاَ تَخْرِقُ إِلَى الدِّمَاغِ وَهِيَ تَكُونُ فِي الرَّأْسِ وَفِي الْوَجْهِ . قَالَ مَالِكٌ الأَمْرُ الْمُجْتَمَعُ عَلَيْهِ عِنْدَنَا أَنَّ الْمَأْمُومَةَ وَالْجَائِفَةَ لَيْسَ فِيهِمَا قَوَدٌ . وَقَدْ قَالَ ابْنُ شِهَابٍ لَيْسَ فِي الْمَأْمُومَةِ قَوَدٌ . قَالَ مَالِكٌ وَالْمَأْمُومَةُ مَا خَرَقَ الْعَظْمَ إِلَى الدِّمَاغِ وَلاَ تَكُونُ الْمَأْمُومَةُ إِلاَّ فِي الرَّأْسِ وَمَا يَصِلُ إِلَى الدِّمَاغِ إِذَا خَرَقَ الْعَظْمَ . قَالَ مَالِكٌ الأَمْرُ عِنْدَنَا أَنَّهُ لَيْسَ فِيمَا دُونَ الْمُوضِحَةِ مِنَ الشِّجَاجِ عَقْلٌ حَتَّى تَبْلُغَ الْمُوضِحَةَ وَإِنَّمَا الْعَقْلُ فِي الْمُوضِحَةِ فَمَا فَوْقَهَا وَذَلِكَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم انْتَهَى إِلَى الْمُوضِحَةِ فِي كِتَابِهِ لِعَمْرِو بْنِ حَزْمٍ فَجَعَلَ فِيهَا خَمْسًا مِنَ الإِبِلِ وَلَمْ تَقْضِ الأَئِمَّةُ فِي الْقَدِيمِ وَلاَ فِي الْحَدِيثِ فِيمَا دُونَ الْمُوضِحَةِ بِعَقْلٍ .
Yahyâ bana Mâlik'ten, o Yahyâ b. Saîd'den nakletti: Yahyâ b. Saîd, Süleyman b. Yesâr'ın şöyle dediğini işitti: Yüzde kemiği açığa çıkaran yaranın diyeti, başta kemiği açığa çıkaran yaranın diyeti gibidir. Ancak yüzü kusurlu hâle getirirse, diyeti yetmiş beş dinara ulaşıncaya kadar artırılır. Mâlik dedi ki: Bizce kemiği yerinden oynatan yaranın diyeti on beş ferîzadır. Mâlik dedi ki: Münakkıle, kemiğin parçalarını yerinden oynatan, fakat beyne ulaşmayan yaradır; başta ve yüzde olur. Mâlik dedi ki: Bizce üzerinde ittifak edilen hüküm, beyne ulaşan yara ile karın boşluğuna ulaşan yarada kısas bulunmamasıdır. İbn Şihâb da beyne ulaşan yarada kısas bulunmadığını söylemiştir. Mâlik dedi ki: Me'mûme, kemiği delerek beyne ulaşan yaradır. Me'mûme yalnızca başta ve kemiği deldikten sonra beyne ulaşan yerde olur. Mâlik dedi ki: Bizce baş yaralarından, kemiği açığa çıkaran yara derecesine ulaşmayanlar için diyet yoktur. Diyet yalnız kemiği açığa çıkaran ve ondan daha ağır yaralarda vardır. Çünkü Resûlullah'ın (s.a.v.) Amr b. Hazm'a yazdığı mektupta yaralarla ilgili belirlediği son sınır, kemiği açığa çıkaran yaradır ve bunun için beş deve takdir etmiştir. Eski veya yeni hiçbir imam, kemiği açığa çıkaran yaradan daha hafif bir yara için diyete hükmetmemiştir.
Muwatta Malik 1567
وَحَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، أَنَّهُ قَالَ كُلُّ نَافِذَةٍ فِي عُضْوٍ مِنَ الأَعْضَاءِ فَفِيهَا ثُلُثُ عَقْلِ ذَلِكَ الْعُضْوِ .
Şöyle dedi: Organlardan herhangi birindeki delip geçen yara için, o organın diyetinin üçte biri vardır.
Muwatta Malik 1568
حَدَّثَنِي مَالِكٌ، كَانَ ابْنُ شِهَابٍ لاَ يَرَى ذَلِكَ وَأَنَا لاَ أَرَى فِي نَافِذَةٍ فِي عُضْوٍ مِنَ الأَعْضَاءِ فِي الْجَسَدِ أَمْرًا مُجْتَمَعًا عَلَيْهِ وَلَكِنِّي أَرَى فِيهَا الاِجْتِهَادَ يَجْتَهِدُ الإِمَامُ فِي ذَلِكَ وَلَيْسَ فِي ذَلِكَ أَمْرٌ مُجْتَمَعٌ عَلَيْهِ عِنْدَنَا . قَالَ مَالِكٌ الأَمْرُ عِنْدَنَا أَنَّ الْمَأْمُومَةَ وَالْمُنَقَّلَةَ وَالْمُوضِحَةَ لاَ تَكُونُ إِلاَّ فِي الْوَجْهِ وَالرَّأْسِ فَمَا كَانَ فِي الْجَسَدِ مِنْ ذَلِكَ فَلَيْسَ فِيهِ إِلاَّ الاِجْتِهَادُ . قَالَ مَالِكٌ فَلاَ أَرَى اللَّحْىَ الأَسْفَلَ وَالأَنْفَ مِنَ الرَّأْسِ فِي جِرَاحِهِمَا لأَنَّهُمَا عَظْمَانِ مُنْفَرِدَانِ وَالرَّأْسُ بَعْدَهُمَا عَظْمٌ وَاحِدٌ .
Mâlik bana şöyle bildirdi: İbn Şihâb bu görüşte değildi. Ben de bedendeki herhangi bir organda delip geçen yara için üzerinde ittifak edilmiş bir hüküm görmüyorum; bu konuda imamın içtihat etmesi gerektiği görüşündeyim. Bizde üzerinde ittifak edilmiş bir hüküm yoktur. Mâlik şöyle dedi: Bizce me'mûme, münakkıla ve mûdıha ancak yüz ve başta olur; bedendeki benzeri yaralar hakkında ancak içtihat edilir. Alt çene ile burnu yaralanma bakımından baştan saymıyorum; çünkü bunlar ayrı iki kemiktir, baş ise bunlardan sonra tek kemiktir.
Muwatta Malik 1569
وَحَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ رَبِيعَةَ بْنِ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ الزُّبَيْرِ، أَقَادَ مِنَ الْمُنَقَّلَةِ .
Yahyâ bana Mâlik'ten, o da Rebîa b. Ebû Abdurrahman'dan şöyle rivayet etti: Abdullah b. Zübeyr, münakkıla yarasında kısas uyguladı.
Muwatta Malik 1570
وَحَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ رَبِيعَةَ بْنِ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّهُ قَالَ سَأَلْتُ سَعِيدَ بْنَ الْمُسَيَّبِ كَمْ فِي إِصْبَعِ الْمَرْأَةِ فَقَالَ عَشْرٌ مِنَ الإِبِلِ . فَقُلْتُ كَمْ فِي إِصْبَعَيْنِ قَالَ عِشْرُونَ مِنَ الإِبِلِ . فَقُلْتُ كَمْ فِي ثَلاَثٍ فَقَالَ ثَلاَثُونَ مِنَ الإِبِلِ . فَقُلْتُ كَمْ فِي أَرْبَعٍ قَالَ عِشْرُونَ مِنَ الإِبِلِ . فَقُلْتُ حِينَ عَظُمَ جُرْحُهَا وَاشْتَدَّتْ مُصِيبَتُهَا نَقَصَ عَقْلُهَا فَقَالَ سَعِيدٌ أَعِرَاقِيٌّ أَنْتَ فَقُلْتُ بَلْ عَالِمٌ مُتَثَبِّتٌ أَوْ جَاهِلٌ مُتَعَلِّمٌ . فَقَالَ سَعِيدٌ هِيَ السُّنَّةُ يَا ابْنَ أَخِي . قَالَ مَالِكٌ الأَمْرُ عِنْدَنَا فِي أَصَابِعِ الْكَفِّ إِذَا قُطِعَتْ فَقَدْ تَمَّ عَقْلُهَا وَذَلِكَ أَنَّ خَمْسَ الأَصَابِعِ إِذَا قُطِعَتْ كَانَ عَقْلُهَا عَقْلَ الْكَفِّ خَمْسِينَ مِنَ الإِبِلِ فِي كُلِّ إِصْبَعٍ عَشَرَةٌ مِنَ الإِبِلِ . قَالَ مَالِكٌ وَحِسَابُ الأَصَابِعِ ثَلاَثَةٌ وَثَلاَثُونَ دِينَارٍ وَثُلُثُ دِينَارٍ فِي كُلِّ أَنْمُلَةٍ وَهِيَ مِنَ الإِبِلِ ثَلاَثُ فَرَائِضَ وَثُلُثُ فَرِيضَةٍ .
Rebîa b. Ebû Abdurrahman şöyle dedi: Saîd b. Müseyyeb'e, "Bir kadının bir parmağı için ne kadar diyet vardır?" diye sordum. "On deve" dedi. "İki parmak için ne kadar?" dedim. "Yirmi deve" dedi. "Üç parmak için ne kadar?" dedim. "Otuz deve" dedi. "Dört parmak için ne kadar?" dedim. "Yirmi deve" dedi. Ben, "Yarası büyüyüp uğradığı musibet ağırlaşınca diyeti azalıyor mu?" dedim. Saîd, "Sen Iraklı mısın?" dedi. Ben, "Hayır; gerçeği araştıran bir âlim veya öğrenen bir cahilim" dedim. Saîd, "Ey kardeşimin oğlu, sünnet böyledir" dedi. Mâlik şöyle dedi: Bizde uygulama, elin parmakları kesildiğinde diyetinin tamamlanmasıdır. Çünkü beş parmak kesildiğinde bunların diyeti, elin diyeti olan elli devedir. Her parmak için on deve vardır. Mâlik şöyle dedi: Parmakların hesabında her boğum için otuz üç dinar ve üçte bir dinar vardır. Bu da deve hesabıyla üç farîza ve üçte bir farîzadır.
Muwatta Malik 1571
وَحَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ مُسْلِمِ بْنِ جُنْدُبٍ، عَنْ أَسْلَمَ، مَوْلَى عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، قَضَى فِي الضِّرْسِ بِجَمَلٍ وَفِي التَّرْقُوَةِ بِجَمَلٍ وَفِي الضِّلَعِ بِجَمَلٍ .
Ömer b. Hattab'ın azatlı kölesi Eslem'den: Ömer b. Hattab, azı dişi, köprücük kemiği ve kaburga için diyet olarak birer deve takdir etti.
Muwatta Malik 1572
وَحَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، أَنَّهُ سَمِعَ سَعِيدَ بْنَ الْمُسَيَّبِ، يَقُولُ قَضَى عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ فِي الأَضْرَاسِ بِبَعِيرٍ بَعِيرٍ وَقَضَى مُعَاوِيَةُ بْنُ أَبِي سُفْيَانَ فِي الأَضْرَاسِ بِخَمْسَةِ أَبْعِرَةٍ خَمْسَةِ أَبْعِرَةٍ . قَالَ سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ فَالدِّيَةُ تَنْقُصُ فِي قَضَاءِ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ وَتَزِيدُ فِي قَضَاءِ مُعَاوِيَةَ فَلَوْ كُنْتُ أَنَا لَجَعَلْتُ فِي الأَضْرَاسِ بَعِيرَيْنِ بَعِيرَيْنِ فَتِلْكَ الدِّيَةُ سَوَاءٌ وَكُلُّ مُجْتَهِدٍ مَأْجُورٌ .
Saîd b. Müseyyeb şöyle dedi: Ömer b. Hattab, her azı dişi için bir deveye; Muâviye b. Ebû Süfyân ise her azı dişi için beş deveye hükmetti. Saîd b. Müseyyeb şöyle dedi: Ömer b. Hattab'ın hükmünde diyet eksiliyor, Muâviye'nin hükmünde ise artıyor. Ben olsaydım her azı dişi için iki deve takdir ederdim. Böylece diyet eşit olurdu. Her müçtehit ecir alır.
Muwatta Malik 1573
وَحَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، أَنَّهُ كَانَ يَقُولُ إِذَا أُصِيبَتِ السِّنُّ فَاسْوَدَّتْ فَفِيهَا عَقْلُهَا تَامًّا فَإِنْ طُرِحَتْ بَعْدَ أَنْ تَسْوَدَّ فَفِيهَا عَقْلُهَا أَيْضًا تَامًّا .
Said b. Müseyyeb'in şöyle dediği rivayet edildi: «Dişe vurulup simsiyah kesilir (iş görmeyecek hale gelirse), tam diyeti gerekir. Siyahlaştıktan sonra çıkarsa, o zaman yine bir tam diyeti daha gerekir.»
Muwatta Malik 1574
وَحَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ دَاوُدَ بْنِ الْحُصَيْنِ، عَنْ أَبِي غَطَفَانَ بْنِ طَرِيفٍ الْمُرِّيِّ، أَنَّهُ أَخْبَرَهُ أَنَّ مَرْوَانَ بْنَ الْحَكَمِ بَعَثَهُ إِلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ يَسْأَلُهُ مَاذَا فِي الضِّرْسِ فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبَّاسٍ فِيهِ خَمْسٌ مِنَ الإِبِلِ . قَالَ فَرَدَّنِي مَرْوَانُ إِلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ فَقَالَ أَتَجْعَلُ مُقَدَّمَ الْفَمِ مِثْلَ الأَضْرَاسِ . فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبَّاسٍ لَوْ لَمْ تَعْتَبِرْ ذَلِكَ إِلاَّ بِالأَصَابِعِ عَقْلُهَا سَوَاءٌ .
Tarîf oğlu Ebu Gatafan el-Mürrî'den: Mervan b. Hakem beni (hataen çıkarılan) öğütücü dişlerin diyetini sormam için Abdullah b. Abbas'a gönderdi. (Ben de gidip sorunca) Abdullah b. Abbas (r.a.): «Öğütücü dişin diyeti beş devedir.» dedi. (Hükmü Mervan b. Hakem'e ilettiğimde) beni tekrar Abdullah b. Abbas'a gönderip ona Mervan'ın: «Sen öndeki kesici dişleri öğütücü dişler gibi mi sayıyorsun?» sözünü iletince, İbn Abbas: «Bunu parmaklara kıyas etmen gerekir. (Yaptıkları iş farklı olsa da) diyetleri eşittir.» dedi.
Muwatta Malik 1575
وَحَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ كَانَ يُسَوِّي بَيْنَ الأَسْنَانِ فِي الْعَقْلِ وَلاَ يُفَضِّلُ بَعْضَهَا عَلَى بَعْضٍ . قَالَ مَالِكٌ وَالأَمْرُ عِنْدَنَا أَنَّ مُقَدَّمَ الْفَمِ وَالأَضْرَاسِ وَالأَنْيَابِ عَقْلُهَا سَوَاءٌ وَذَلِكَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " فِي السِّنِّ خَمْسٌ مِنَ الإِبِلِ " . وَالضِّرْسُ سِنٌّ مِنَ الأَسْنَانِ لاَ يَفْضُلُ بَعْضُهَا عَلَى بَعْضٍ .
Urve'nin diyet hususunda dişleri eşit tuttuğu, bir kısmını diğerlerine üstün tutmadığı rivayet edildi. İmam Malik der ki: Bize göre kesici, öğütücü ve sivri dişlerin diyeti eşittir. Çünkü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: «Dişin diyeti beş devedir.» buyurdu. Öğütücü diş de bu dişlerden biridir. Bunlardan bir kısmı diğerine üstün olmaz.
Muwatta Malik 1576
وَحَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، أَنَّهُ بَلَغَهُ أَنَّ سَعِيدَ بْنَ الْمُسَيَّبِ، وَسُلَيْمَانَ بْنَ يَسَارٍ، كَانَا يَقُولاَنِ فِي مُوضِحَةِ الْعَبْدِ نِصْفُ عُشْرِ ثَمَنِهِ .
İmam Malik'e rivayet edildiğine göre, Said b. Müseyyeb ve Süleyman b. Yesar: «Kölenin yüz ve başındaki kemiğe kadar işleyen yaranın diyeti, kendi değerinin yirmide biri kadardır» derlerdi.
Muwatta Malik 1577
وَحَدَّثَنِي مَالِكٌ، أَنَّهُ بَلَغَهُ أَنَّ مَرْوَانَ بْنَ الْحَكَمِ، كَانَ يَقْضِي فِي الْعَبْدِ يُصَابُ بِالْجِرَاحِ أَنَّ عَلَى مَنْ جَرَحَهُ قَدْرَ مَا نَقَصَ مِنْ ثَمَنِ الْعَبْدِ . قَالَ مَالِكٌ وَالأَمْرُ عِنْدَنَا أَنَّ فِي مُوضِحَةِ الْعَبْدِ نِصْفَ عُشْرِ ثَمَنِهِ وَفِي مُنَقَّلَتِهِ الْعُشْرُ وَنِصْفُ الْعُشْرِ مِنْ ثَمَنِهِ وَفِي مَأْمُومَتِهِ وَجَائِفَتِهِ فِي كُلِّ وَاحِدَةٍ مِنْهُمَا ثُلُثُ ثَمَنِهِ وَفِيمَا سِوَى هَذِهِ الْخِصَالِ الأَرْبَعِ مِمَّا يُصَابُ بِهِ الْعَبْدُ مَا نَقَصَ مِنْ ثَمَنِهِ يُنْظَرُ فِي ذَلِكَ بَعْدَ مَا يَصِحُّ الْعَبْدُ وَيَبْرَأُ كَمْ بَيْنَ قِيمَةِ الْعَبْدِ بَعْدَ أَنْ أَصَابَهُ الْجُرْحُ وَقِيمَتِهِ صَحِيحًا قَبْلَ أَنْ يُصِيبَهُ هَذَا ثُمَّ يَغْرَمُ الَّذِي أَصَابَهُ مَا بَيْنَ الْقِيمَتَيْنِ . قَالَ مَالِكٌ فِي الْعَبْدِ إِذَا كُسِرَتْ يَدُهُ أَوْ رِجْلُهُ ثُمَّ صَحَّ كَسْرُهُ فَلَيْسَ عَلَى مَنْ أَصَابَهُ شَىْءٌ فَإِنْ أَصَابَ كَسْرَهُ ذَلِكَ نَقْصٌ أَوْ عَثَلٌ كَانَ عَلَى مَنْ أَصَابَهُ قَدْرُ مَا نَقَصَ مِنْ ثَمَنِ الْعَبْدِ . قَالَ مَالِكٌ الأَمْرُ عِنْدَنَا فِي الْقِصَاصِ بَيْنَ الْمَمَالِيكِ كَهَيْئَةِ قِصَاصِ الأَحْرَارِ نَفْسُ الأَمَةِ بِنَفْسِ الْعَبْدِ وَجُرْحُهَا بِجُرْحِهِ فَإِذَا قَتَلَ الْعَبْدُ عَبْدًا عَمْدًا خُيِّرَ سَيِّدُ الْعَبْدِ الْمَقْتُولِ فَإِنْ شَاءَ قَتَلَ وَإِنْ شَاءَ أَخَذَ الْعَقْلَ فَإِنْ أَخَذَ الْعَقْلَ أَخَذَ قِيمَةَ عَبْدِهِ وَإِنْ شَاءَ رَبُّ الْعَبْدِ الْقَاتِلِ أَنْ يُعْطِيَ ثَمَنَ الْعَبْدِ الْمَقْتُولِ فَعَلَ وَإِنْ شَاءَ أَسْلَمَ عَبْدَهُ فَإِذَا أَسْلَمَهُ فَلَيْسَ عَلَيْهِ غَيْرُ ذَلِكَ وَلَيْسَ لِرَبِّ الْعَبْدِ الْمَقْتُولِ إِذَا أَخَذَ الْعَبْدَ الْقَاتِلَ وَرَضِيَ بِهِ أَنْ يَقْتُلَهُ وَذَلِكَ فِي الْقِصَاصِ كُلِّهِ بَيْنَ الْعَبِيدِ فِي قَطْعِ الْيَدِ وَالرِّجْلِ وَأَشْبَاهِ ذَلِكَ بِمَنْزِلَتِهِ فِي الْقَتْلِ . قَالَ مَالِكٌ فِي الْعَبْدِ الْمُسْلِمِ يَجْرَحُ الْيَهُودِيَّ أَوِ النَّصْرَانِيَّ إِنَّ سَيِّدَ الْعَبْدِ إِنْ شَاءَ أَنْ يَعْقِلَ عَنْهُ مَا قَدْ أَصَابَ فَعَلَ أَوْ أَسْلَمَهُ فَيُبَاعُ فَيُعْطِي الْيَهُودِيَّ أَوِ النَّصْرَانِيَّ مِنْ ثَمَنِ الْعَبْدِ دِيَةَ جُرْحِهِ أَوْ ثَمَنَهُ كُلَّهُ إِنْ أَحَاطَ بِثَمَنِهِ وَلاَ يُعْطِي الْيَهُودِيَّ وَلاَ النَّصْرَانِيَّ عَبْدًا مُسْلِمًا .
Mervân b. Hakem, yaralanan köle hakkında, onu yaralayan kişinin kölenin değerinde meydana gelen eksilme miktarını ödemesine hükmederdi. Mâlik şöyle dedi: Bizce kölenin mûdıha yarası için değerinin yirmide biri; münakkıla yarası için değerinin onda biri ile yirmide biri; me'mûme ve câife yaralarının her biri için değerinin üçte biri gerekir. Bu dört yaranın dışındaki zararlarda ise köle iyileşip sağlığına kavuşunca, yaralanma sonrası değeri ile sağlamken yaralanmadan önceki değeri arasındaki eksilme hesaplanır; yaralayan kişi bu farkı öder. Kölenin eli veya ayağı kırılır, sonra kırığı eksiksiz iyileşirse zarar verene bir şey düşmez. Kırık bir eksiklik veya sakatlık bırakırsa, zarar veren kölenin değerindeki eksilme miktarını öder. Bizce köleler arasındaki kısas, hürler arasındaki kısas gibidir; câriyenin canı kölenin canına, yarası onun yarasına karşılıktır. Bir köle başka bir köleyi kasten öldürürse, öldürülen kölenin efendisi seçme hakkına sahiptir: Dilerse katili öldürtür, dilerse diyet alır. Diyet alırsa kendi kölesinin değerini alır. Katil kölenin sahibi isterse öldürülen kölenin bedelini verir, isterse kendi kölesini teslim eder; teslim edince üzerinde başka bir yükümlülük kalmaz. Öldürülen kölenin sahibi katil köleyi alıp ona razı olursa artık onu öldüremez. Köleler arasındaki el veya ayak kesme ve benzeri bütün kısaslarda da hüküm öldürmedeki gibidir. Müslüman bir köle bir Yahudi veya Hristiyanı yaralarsa, kölenin efendisi dilerse onun verdiği zararın diyetini öder, dilerse köleyi teslim eder; köle satılır ve satış bedelinden Yahudiye veya Hristiyana yarasının diyeti, bu değer kölenin bütün bedelini kapsıyorsa bedelin tamamı verilir. Fakat Yahudiye veya Hristiyana Müslüman bir köle mülk olarak verilmez.
Muwatta Malik 1578
وَحَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، أَنَّهُ بَلَغَهُ أَنَّ عُمَرَ بْنَ عَبْدِ الْعَزِيزِ، قَضَى أَنَّ دِيَةَ الْيَهُودِيِّ، أَوِ النَّصْرَانِيِّ - إِذَا قُتِلَ أَحَدُهُمَا - مِثْلُ نِصْفِ دِيَةِ الْحُرِّ الْمُسْلِمِ . قَالَ مَالِكٌ الأَمْرُ عِنْدَنَا أَنْ لاَ يُقْتَلَ مُسْلِمٌ بِكَافِرٍ إِلاَّ أَنْ يَقْتُلَهُ مُسْلِمٌ قَتْلَ غِيْلَةٍ فَيُقْتَلُ بِهِ .
İmam Mâlik'e ulaştığına göre Ömer b. Abdülaziz, bir Yahudi veya Hristiyan öldürüldüğünde diyetinin hür bir Müslümanın diyetinin yarısı kadar olduğuna hükmetti. Mâlik şöyle dedi: Bizce bir Müslüman, bir kâfir karşılığında öldürülmez. Ancak bir Müslüman onu hileyle ve gafil avlayarak öldürürse onun karşılığında öldürülür.
Muwatta Malik 1579
وَحَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، أَنَّ سُلَيْمَانَ بْنَ يَسَارٍ، كَانَ يَقُولُ دِيَةُ الْمَجُوسِيِّ ثَمَانِي مِائَةِ دِرْهَمٍ . قَالَ مَالِكٌ وَهُوَ الأَمْرُ عِنْدَنَا . قَالَ مَالِكٌ وَجِرَاحُ الْيَهُودِيِّ وَالنَّصْرَانِيِّ وَالْمَجُوسِيِّ فِي دِيَاتِهِمْ عَلَى حِسَابِ جِرَاحِ الْمُسْلِمِينَ فِي دِيَاتِهِمُ الْمُوضِحَةُ نِصْفُ عُشْرِ دِيَتِهِ وَالْمَأْمُومَةُ ثُلُثُ دِيَتِهِ وَالْجَائِفَةُ ثُلُثُ دِيَتِهِ فَعَلَى حِسَابِ ذَلِكَ جِرَاحَاتُهُمْ كُلُّهَا .
Süleyman b. Yesâr, Mecûsînin diyetinin sekiz yüz dirhem olduğunu söylerdi. Mâlik, bizde hükmün de bu olduğunu söyledi. Mâlik şöyle dedi: Yahudi, Hristiyan ve Mecûsînin yaralarının diyeti, kendi diyetleri içinde Müslümanların yaralarının kendi diyetleri içindeki oranına göre hesaplanır: Mûdıha onun diyetinin yirmide biri, me'mûme diyetinin üçte biri, câife de diyetinin üçte biridir; bütün yaraları bu hesaba göredir.
Muwatta Malik 1580
حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ كَانَ يَقُولُ لَيْسَ عَلَى الْعَاقِلَةِ عَقْلٌ فِي قَتْلِ الْعَمْدِ إِنَّمَا عَلَيْهِمْ عَقْلُ قَتْلِ الْخَطَإِ .
Urve şöyle derdi: Âkile, kasten öldürmenin diyetinden sorumlu değildir; onların sorumluluğu yalnız hata ile öldürmenin diyetidir.
Muwatta Malik 1581
وَحَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّهُ قَالَ مَضَتِ السُّنَّةُ أَنَّ الْعَاقِلَةَ لاَ تَحْمِلُ شَيْئًا مِنْ دِيَةِ الْعَمْدِ إِلاَّ أَنْ يَشَاءُوا ذَلِكَ . وَحَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، مِثْلَ ذَلِكَ
İbn Şihâb şöyle dedi: Sünnet, âkilenin kasten öldürmenin diyetinden hiçbir şey yüklenmemesi şeklinde süregelmiştir; ancak bunu kendileri isterlerse başka. Yahyâ b. Saîd'den de bunun benzeri rivayet edilmiştir.
Muwatta Malik 1582
قَالَ مَالِكٌ إِنَّ ابْنَ شِهَابٍ قَالَ مَضَتِ السُّنَّةُ فِي قَتْلِ الْعَمْدِ حِينَ يَعْفُو أَوْلِيَاءُ الْمَقْتُولِ أَنَّ الدِّيَةَ تَكُونُ عَلَى الْقَاتِلِ فِي مَالِهِ خَاصَّةً إِلاَّ أَنْ تُعِينَهُ الْعَاقِلَةُ عَنْ طِيبِ نَفْسٍ مِنْهَا . قَالَ مَالِكٌ وَالأَمْرُ عِنْدَنَا أَنَّ الدِّيَةَ لاَ تَجِبُ عَلَى الْعَاقِلَةِ حَتَّى تَبْلُغَ الثُّلُثَ فَصَاعِدًا فَمَا بَلَغَ الثُّلُثَ فَهُوَ عَلَى الْعَاقِلَةِ وَمَا كَانَ دُونَ الثُّلُثِ فَهُوَ فِي مَالِ الْجَارِحِ خَاصَّةً . قَالَ مَالِكٌ الأَمْرُ الَّذِي لاَ اخْتِلاَفَ فِيهِ عِنْدَنَا فِيمَنْ قُبِلَتْ مِنْهُ الدِّيَةُ فِي قَتْلِ الْعَمْدِ أَوْ فِي شَىْءٍ مِنَ الْجِرَاحِ الَّتِي فِيهَا الْقِصَاصُ أَنَّ عَقْلَ ذَلِكَ لاَ يَكُونُ عَلَى الْعَاقِلَةِ إِلاَّ أَنْ يَشَاءُوا وَإِنَّمَا عَقْلُ ذَلِكَ فِي مَالِ الْقَاتِلِ أَوِ الْجَارِحِ خَاصَّةً إِنْ وُجِدَ لَهُ مَالٌ فَإِنْ لَمْ يُوجَدْ لَهُ مَالٌ كَانَ دَيْنًا عَلَيْهِ وَلَيْسَ عَلَى الْعَاقِلَةِ مِنْهُ شَىْءٌ إِلاَّ أَنْ يَشَاءُوا . قَالَ مَالِكٌ وَلاَ تَعْقِلُ الْعَاقِلَةُ أَحَدًا أَصَابَ نَفْسَهُ عَمْدًا أَوْ خَطَأً بِشَىْءٍ وَعَلَى ذَلِكَ رَأْىُ أَهْلِ الْفِقْهِ عِنْدَنَا وَلَمْ أَسْمَعْ أَنَّ أَحَدًا ضَمَّنَ الْعَاقِلَةَ مِنْ دِيَةِ الْعَمْدِ شَيْئًا وَمِمَّا يُعْرَفُ بِهِ ذَلِكَ أَنَّ اللَّهَ تَبَارَكَ وَتَعَالَى قَالَ فِي كِتَابِهِ {فَمَنْ عُفِيَ لَهُ مِنْ أَخِيهِ شَىْءٌ فَاتِّبَاعٌ بِالْمَعْرُوفِ وَأَدَاءٌ إِلَيْهِ بِإِحْسَانٍ} فَتَفْسِيرُ ذَلِكَ - فِيمَا نُرَى وَاللَّهُ أَعْلَمُ - أَنَّهُ مَنْ أُعْطِيَ مِنْ أَخِيهِ شَىْءٌ مِنَ الْعَقْلِ فَلْيَتْبَعْهُ بِالْمَعْرُوفِ وَلْيُؤَدِّ إِلَيْهِ بِإِحْسَانٍ . قَالَ مَالِكٌ فِي الصَّبِيِّ الَّذِي لاَ مَالَ لَهُ وَالْمَرْأَةِ الَّتِي لاَ مَالَ لَهَا إِذَا جَنَى أَحَدُهُمَا جِنَايَةً دُونَ الثُّلُثِ إِنَّهُ ضَامِنٌ عَلَى الصَّبِيِّ وَالْمَرْأَةِ فِي مَالِهِمَا خَاصَّةً إِنْ كَانَ لَهُمَا مَالٌ أُخِذَ مِنْهُ وَإِلاَّ فَجِنَايَةُ كُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا دَيْنٌ عَلَيْهِ لَيْسَ عَلَى الْعَاقِلَةِ مِنْهُ شَىْءٌ وَلاَ يُؤْخَذُ أَبُو الصَّبِيِّ بِعَقْلِ جِنَايَةِ الصَّبِيِّ وَلَيْسَ ذَلِكَ عَلَيْهِ . قَالَ مَالِكٌ الأَمْرُ عِنْدَنَا الَّذِي لاَ اخْتِلاَفَ فِيهِ أَنَّ الْعَبْدَ إِذَا قُتِلَ كَانَتْ فِيهِ الْقِيمَةُ يَوْمَ يُقْتَلُ وَلاَ تَحْمِلُ عَاقِلَةُ قَاتِلِهِ مِنْ قِيمَةِ الْعَبْدِ شَيْئًا قَلَّ أَوْ كَثُرَ وَإِنَّمَا ذَلِكَ عَلَى الَّذِي أَصَابَهُ فِي مَالِهِ خَاصَّةً بَالِغًا مَا بَلَغَ وَإِنْ كَانَتْ قِيمَةُ الْعَبْدِ الدِّيَةَ أَوْ أَكْثَرَ فَذَلِكَ عَلَيْهِ فِي مَالِهِ وَذَلِكَ لأَنَّ الْعَبْدَ سِلْعَةٌ مِنَ السِّلَعِ .
Mâlik der ki: İbn Şihâb şöyle dedi: Kasten öldürmede, maktulün velileri affettikleri zaman diyetin, yalnızca katilin kendi malından ödenmesi sünnet olarak uygulanagelmiştir. Ancak âkılesi gönül hoşluğuyla ona yardım ederse başka. Mâlik der ki: Bizde uygulama şöyledir: Diyet üçte bire veya daha fazlasına ulaşmadıkça âkıleye gerekmez. Üçte bire ulaşan miktar âkıleye, üçte birden az olan ise yalnızca yaralayanın kendi malına aittir. Mâlik der ki: Bizde ihtilaf bulunmayan uygulama şudur: Kasten öldürmede veya kısas gerektiren yaralamalardan birinde kendisinden diyet kabul edilen kimsenin diyeti, âkıle istemedikçe ona yüklenmez. Bu diyet, malı varsa yalnızca katilin veya yaralayanın kendi malından ödenir. Malı yoksa üzerinde borç olur; âkıle istemedikçe bundan hiçbir şey ona yüklenmez. Mâlik der ki: Bir kimse, kasten veya hataen kendisine bir zarar verirse âkıle onun diyetini ödemez. Bizdeki fıkıh ehlinin görüşü de budur. Kasten işlenen bir fiilin diyetinden herhangi bir şeyi âkıleye yükleyen hiç kimseyi duymadım. Bunun böyle olduğunun bilinen delillerinden biri, yüce Allah'ın kitabında, «Kimin lehine kardeşi tarafından bir şey bağışlanırsa, örfe uymak ve ona güzellikle ödemek gerekir» buyurmasıdır. Bize göre bunun açıklaması, Allah daha iyi bilir, kardeşi tarafından kendisine diyetten bir şey bağışlanan kimsenin örfe uyması ve ona güzellikle ödeme yapmasıdır. Mâlik, malı bulunmayan çocuk ile malı bulunmayan kadın hakkında şöyle dedi: Bunlardan biri diyetin üçte birinden az bir zarara sebep olursa, bunun sorumluluğu çocuğun veya kadının yalnızca kendi malındadır. Malları varsa oradan alınır; yoksa her birinin sebep olduğu zarar kendi üzerinde borç olur. Bundan hiçbir şey âkıleye yüklenmez. Çocuğun sebep olduğu zararın diyetinden babası sorumlu tutulmaz; bu onun üzerine değildir. Mâlik der ki: Bizde ihtilaf bulunmayan uygulama şudur: Bir köle öldürüldüğünde, öldürüldüğü günkü değeri ödenir. Katilin âkılesi, az veya çok, kölenin değerinden hiçbir şey ödemez. Bunun tamamı, köleyi öldüren kimsenin yalnızca kendi malına aittir. Kölenin değeri tam diyete eşit veya ondan daha fazla olsa bile bu bedel onun kendi malından ödenir. Çünkü köle, mallardan bir maldır.
Muwatta Malik 1584
حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، نَشَدَ النَّاسَ بِمِنًى مَنْ كَانَ عِنْدَهُ عِلْمٌ مِنَ الدِّيَةِ أَنْ يُخْبِرَنِي . فَقَامَ الضَّحَّاكُ بْنُ سُفْيَانَ الْكِلاَبِيُّ فَقَالَ كَتَبَ إِلَىَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ أُوَرِّثَ امْرَأَةَ أَشْيَمَ الضِّبَابِيِّ مِنْ دِيَةِ زَوْجِهَا . فَقَالَ لَهُ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ ادْخُلِ الْخِبَاءَ حَتَّى آتِيَكَ فَلَمَّا نَزَلَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ أَخْبَرَهُ الضَّحَّاكُ فَقَضَى بِذَلِكَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ . قَالَ ابْنُ شِهَابٍ وَكَانَ قَتْلُ أَشْيَمَ خَطَأً .
İbn Şihâb anlatıyor: Ömer b. Hattâb (r.a.), Mina'da insanlara, diyetle ilgili bilgisi olanın kendisine haber vermesini söyleyince Dahhâk b. Süfyân el-Kilâbî kalkıp: «Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana, Eşyem ed-Dıbâbî'nin karısını kocasının diyetine mirasçı kılmamı yazdı» dedi. Bunun üzerine Ömer b. Hattâb ona: «Çadıra gir, yanına geleceğim» dedi. Ömer b. Hattâb konakladığında Dahhâk durumu ona bildirdi. Ömer b. Hattâb da buna göre hükmetti. İbn Şihâb: «Eşyem hata yoluyla öldürülmüştü» dedi.
Muwatta Malik 1585
وَحَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، أَنَّ رَجُلاً، مِنْ بَنِي مُدْلِجٍ - يُقَالُ لَهُ قَتَادَةُ - حَذَفَ ابْنَهُ بِالسَّيْفِ فَأَصَابَ سَاقَهُ فَنُزِيَ فِي جُرْحِهِ فَمَاتَ فَقَدِمَ سُرَاقَةُ بْنُ جُعْشُمٍ عَلَى عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ فَذَكَرَ ذَلِكَ لَهُ فَقَالَ لَهُ عُمَرُ اعْدُدْ عَلَى مَاءِ قُدَيْدٍ عِشْرِينَ وَمِائَةَ بَعِيرٍ حَتَّى أَقْدَمَ عَلَيْكَ فَلَمَّا قَدِمَ إِلَيْهِ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ أَخَذَ مِنْ تِلْكَ الإِبِلِ ثَلاَثِينَ حِقَّةً وَثَلاَثِينَ جَذَعَةً وَأَرْبَعِينَ خَلِفَةً ثُمَّ قَالَ أَيْنَ أَخُو الْمَقْتُولِ قَالَ هَا أَنَا ذَا . قَالَ خُذْهَا فَإِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لَيْسَ لِقَاتِلٍ شَىْءٌ " .
Amr b. Şuayb'dan rivayet edildiğine göre, Müdlic oğullarından Katâde isimli bir adam oğluna kılıç fırlattı. Kılıç oğlunun bacağına isabet etti; yarası kanadı ve öldü. Sürâka b. Cüşum, Ömer b. Hattâb'a gelip durumu anlattı. Ömer ona: «Ben yanına gelinceye kadar Kudeyd suyunun başında yüz yirmi deve say» dedi. Ömer b. Hattâb onun yanına gelince bu develerden otuz hıkka, otuz cezea ve kırk gebe deve aldı. Sonra: «Öldürülenin kardeşi nerede?» diye sordu. O da: «İşte buradayım» dedi. Ömer: «Bunları al. Çünkü Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, ‘Katile hiçbir şey yoktur’ buyurdu» dedi.
Muwatta Malik 1586
وَحَدَّثَنِي مَالِكٌ، أَنَّهُ بَلَغَهُ أَنَّ سَعِيدَ بْنَ الْمُسَيَّبِ، وَسُلَيْمَانَ بْنَ يَسَارٍ، سُئِلاَ أَتُغَلَّظُ الدِّيَةُ فِي الشَّهْرِ الْحَرَامِ فَقَالاَ لاَ وَلَكِنْ يُزَادُ فِيهَا لِلْحُرْمَةِ . فَقِيلَ لِسَعِيدٍ هَلْ يُزَادُ فِي الْجِرَاحِ كَمَا يُزَادُ فِي النَّفْسِ فَقَالَ نَعَمْ . قَالَ مَالِكٌ أُرَاهُمَا أَرَادَا مِثْلَ الَّذِي صَنَعَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ فِي عَقْلِ الْمُدْلِجِيِّ حِينَ أَصَابَ ابْنَهُ .
Mâlik'ten bana ulaştığına göre Saîd b. Müseyyeb ile Süleyman b. Yesâr'a, "Haram ayda diyet ağırlaştırılır mı?" diye soruldu. Onlar, "Hayır; fakat hürmetinden dolayı artırılır" dediler. Saîd'e, "Can için artırıldığı gibi yaralamalarda da artırılır mı?" diye soruldu. O, "Evet" dedi. Mâlik şöyle dedi: Bana göre ikisi, Ömer b. Hattâb'ın, oğlunu yaralayan Müdlicli hakkındaki diyette yaptığının benzerini kastetmişlerdir.
Muwatta Malik 1587
وَحَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، أَنَّ رَجُلاً، مِنَ الأَنْصَارِ - يُقَالُ لَهُ أُحَيْحَةُ بْنُ الْجُلاَحِ - كَانَ لَهُ عَمٌّ صَغِيرٌ هُوَ أَصْغَرُ مِنْ أُحَيْحَةَ وَكَانَ عِنْدَ أَخْوَالِهِ فَأَخَذَهُ أُحَيْحَةُ فَقَتَلَهُ فَقَالَ أَخْوَالُهُ كُنَّا أَهْلَ ثُمِّهِ وَرُمِّهِ حَتَّى إِذَا اسْتَوَى عَلَى عُمَمِهِ غَلَبَنَا حَقُّ امْرِئٍ فِي عَمِّهِ . قَالَ عُرْوَةُ فَلِذَلِكَ لاَ يَرِثُ قَاتِلٌ مَنْ قَتَلَ . قَالَ مَالِكٌ الأَمْرُ الَّذِي لاَ اخْتِلاَفَ فِيهِ عِنْدَنَا أَنَّ قَاتِلَ الْعَمْدِ لاَ يَرِثُ مِنْ دِيَةِ مَنْ قَتَلَ شَيْئًا وَلاَ مِنْ مَالِهِ وَلاَ يَحْجُبُ أَحَدًا وَقَعَ لَهُ مِيرَاثٌ وَأَنَّ الَّذِي يَقْتُلُ خَطَأً لاَ يَرِثُ مِنَ الدِّيَةِ شَيْئًا وَقَدِ اخْتُلِفَ فِي أَنْ يَرِثَ مِنْ مَالِهِ لأَنَّهُ لاَ يُتَّهَمُ عَلَى أَنَّهُ قَتَلَهُ لِيَرِثَهُ وَلِيَأْخُذَ مَالَهُ فَأَحَبُّ إِلَىَّ أَنْ يَرِثَ مِنْ مَالِهِ وَلاَ يَرِثُ مِنْ دِيَتِهِ .
Mâlik, Yahyâ b. Saîd'den, o da Urve b. Zübeyr'den şöyle rivayet etti: Ensardan Uhayha b. Cülâh denilen bir adamın, kendisinden daha küçük, genç bir amcası vardı. Bu çocuk dayılarının yanında bulunuyordu. Uhayha onu alıp öldürdü. Dayıları, "Biz onun bakımını üstlenip durumunu düzeltirdik. Nihayet büyüyüp gençliğine erişince, kişinin amcası üzerindeki hakkı bize üstün geldi" dediler. Urve, "İşte bundan dolayı katil, öldürdüğü kimseye mirasçı olamaz" dedi. Mâlik şöyle dedi: Bizde üzerinde ihtilaf bulunmayan hüküm şudur: Kasten öldüren kişi, öldürdüğü kimsenin ne diyetinden ne de malından herhangi bir şey miras alır; miras hakkı doğan hiç kimseyi de mirastan düşürmez. Hata ile öldüren kişi ise diyetten hiçbir şey miras alamaz. Onun, öldürdüğü kimsenin malından miras alıp alamayacağı konusunda ihtilaf edilmiştir. Çünkü mirasına konmak ve malını almak için onu öldürmekle itham edilmez. Bana göre uygun olan, malından miras alması, fakat diyetinden miras almamasıdır.
Muwatta Malik 1588
حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، وَأَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " جَرْحُ الْعَجْمَاءِ جُبَارٌ وَالْبِئْرُ جُبَارٌ وَالْمَعْدِنُ جُبَارٌ وَفِي الرِّكَازِ الْخُمُسُ " .
Yahyâ bana Mâlik'ten, o İbn Şihâb'dan, o Saîd b. Müseyyeb ile Ebû Seleme b. Abdurrahman'dan, onlar da Ebû Hüreyre'den rivayet ettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Hayvanın yaralaması hederdir; kuyu hederdir; maden hederdir ve rikâzda beşte bir vardır."
Muwatta Malik 1589
وَحَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، قَتَلَ نَفَرًا خَمْسَةً أَوْ سَبْعَةً بِرَجُلٍ وَاحِدٍ قَتَلُوهُ قَتْلَ غِيلَةٍ وَقَالَ عُمَرُ لَوْ تَمَالأَ عَلَيْهِ أَهْلُ صَنْعَاءَ لَقَتَلْتُهُمْ جَمِيعًا .
Said b. Museyyeb'den: Ömer b. Hattab (r.a.) bir adamı pusu kurup tuzağa düşürerek öldüren beş veya yedi kişiyi öldürdü ve: «Bütün San'a halkı bu suça iştirak etmiş olsaydı hepsini öldürürdüm» dedi
Muwatta Malik 1590
وَحَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ سَعْدِ بْنِ زُرَارَةَ، أَنَّهُ بَلَغَهُ أَنَّ حَفْصَةَ، زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَتَلَتْ جَارِيَةً لَهَا سَحَرَتْهَا وَقَدْ كَانَتْ دَبَّرَتْهَا فَأَمَرَتْ بِهَا فَقُتِلَتْ . قَالَ مَالِكٌ السَّاحِرُ الَّذِي يَعْمَلُ السِّحْرَ وَلَمْ يَعْمَلْ ذَلِكَ لَهُ غَيْرُهُ هُوَ مَثَلُ الَّذِي قَالَ اللَّهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى فِي كِتَابِهِ {وَلَقَدْ عَلِمُوا لَمَنِ اشْتَرَاهُ مَا لَهُ فِي الآخِرَةِ مِنْ خَلاَقٍ} فَأَرَى أَنْ يُقْتَلَ ذَلِكَ إِذَا عَمِلَ ذَلِكَ هُوَ نَفْسُهُ .
Yahya, Malik'ten; o da Muhammed b. Abdurrahman b. Sa'd b. Zürâre'den naklettiğine göre ona şu haber ulaşmıştır: Peygamber'in (s.a.v.) eşi Hafsa, kendisine büyü yapan bir cariyesini öldürttü. Oysa daha önce onu müdebber kılmıştı. Hafsa onun öldürülmesini emretti ve cariye öldürüldü. Malik şöyle dedi: Büyüyü bizzat yapan ve bu işi kendisi için bir başkasına yaptırmayan büyücünün durumu, Yüce Allah'ın kitabında, «Andolsun, onu satın alanın ahirette hiçbir nasibi olmadığını biliyorlardı» buyurduğu kimsenin durumu gibidir. Bu işi bizzat yaptığı zaman onun öldürülmesi gerektiği görüşündeyim.
Muwatta Malik 1591
وَحَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ عُمَرَ بْنِ حُسَيْنٍ، مَوْلَى عَائِشَةَ بِنْتِ قُدَامَةَ أَنَّ عَبْدَ الْمَلِكِ بْنَ مَرْوَانَ، أَقَادَ وَلِيَّ رَجُلٍ مِنْ رَجُلٍ قَتَلَهُ بِعَصًا فَقَتَلَهُ وَلِيُّهُ بِعَصًا . قَالَ مَالِكٌ وَالأَمْرُ الْمُجْتَمَعُ عَلَيْهِ الَّذِي لاَ اخْتِلاَفَ فِيهِ عِنْدَنَا أَنَّ الرَّجُلَ إِذَا ضَرَبَ الرَّجُلَ بِعَصًا أَوْ رَمَاهُ بِحَجَرٍ أَوْ ضَرَبَهُ عَمْدًا فَمَاتَ مِنْ ذَلِكَ فَإِنَّ ذَلِكَ هُوَ الْعَمْدُ وَفِيهِ الْقِصَاصُ . قَالَ مَالِكٌ فَقَتْلُ الْعَمْدِ عِنْدَنَا أَنْ يَعْمِدَ الرَّجُلُ إِلَى الرَّجُلِ فَيَضْرِبَهُ حَتَّى تَفِيظَ نَفْسُهُ وَمِنَ الْعَمْدِ أَيْضًا أَنْ يَضْرِبَ الرَّجُلُ الرَّجُلَ فِي النَّائِرَةِ تَكُونُ بَيْنَهُمَا ثُمَّ يَنْصَرِفُ عَنْهُ وَهُوَ حَىٌّ فَيُنْزَى فِي ضَرْبِهِ فَيَمُوتُ فَتَكُونُ فِي ذَلِكَ الْقَسَامَةُ . قَالَ مَالِكٌ الأَمْرُ عِنْدَنَا أَنَّهُ يُقْتَلُ فِي الْعَمْدِ الرِّجَالُ الأَحْرَارُ بِالرَّجُلِ الْحُرِّ الْوَاحِدِ وَالنِّسَاءُ بِالْمَرْأَةِ كَذَلِكَ وَالْعَبِيدُ بِالْعَبْدِ كَذَلِكَ .
Yahya, Malik'ten; o da Âişe bint Kudâme'nin azatlısı Ömer b. Hüseyin'den naklettiğine göre Abdülmelik b. Mervan, bir adamı sopayla öldüren kişiye karşı öldürülenin velisine kısas hakkı verdi; velisi de onu sopayla öldürdü. Malik şöyle dedi: Bizde üzerinde görüş birliği bulunan ve hakkında ihtilaf olmayan hüküm şudur: Bir kimse başka bir kimseye sopayla vurur, ona taş atar veya onu kasten döver de adam bundan dolayı ölürse bu, kasten öldürmedir ve bunda kısas vardır. Malik şöyle dedi: Bize göre kasten öldürme, bir kimsenin diğerine kasten yönelip canı çıkıncaya kadar onu dövmesidir. İki kişi arasında çıkan bir kavga sırasında birinin diğerini dövmesi, sonra o henüz hayattayken yanından ayrılması ve adamın aldığı darbeler yüzünden kan kaybederek ölmesi de kasten öldürmedendir. Bu durumda kasâme uygulanır. Malik şöyle dedi: Bizde uygulanan hüküm şudur: Kasten öldürmede bir hür erkeğe karşı birden çok hür erkek, bir kadına karşı birden çok kadın ve bir köleye karşı birden çok köle öldürülür.
Muwatta Malik 1592
حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، أَنَّهُ بَلَغَهُ أَنَّ مَرْوَانَ بْنَ الْحَكَمِ، كَتَبَ إِلَى مُعَاوِيَةَ بْنِ أَبِي سُفْيَانَ يَذْكُرُ أَنَّهُ أُتِيَ بِسَكْرَانَ قَدْ قَتَلَ رَجُلاً فَكَتَبَ إِلَيْهِ مُعَاوِيَةُ أَنِ اقْتُلْهُ بِهِ . قَالَ يَحْيَى قَالَ مَالِكٌ أَحْسَنُ مَا سَمِعْتُ فِي تَأْوِيلِ هَذِهِ الآيَةِ قَوْلِ اللَّهِ تَبَارَكَ وَتَعَالَى {الْحُرُّ بِالْحُرِّ وَالْعَبْدُ بِالْعَبْدِ } فَهَؤُلاَءِ الذُّكُورُ {وَالأُنْثَى بِالأُنْثَى} أَنَّ الْقِصَاصَ يَكُونُ بَيْنَ الإِنَاثِ كَمَا يَكُونُ بَيْنَ الذُّكُورِ وَالْمَرْأَةُ الْحُرَّةُ تُقْتَلُ بِالْمَرْأَةِ الْحُرَّةِ كَمَا يُقْتَلُ الْحُرُّ بِالْحُرِّ وَالأَمَةُ تُقْتَلُ بِالأَمَةِ كَمَا يُقْتَلُ الْعَبْدُ بِالْعَبْدِ وَالْقِصَاصُ يَكُونُ بَيْنَ النِّسَاءِ كَمَا يَكُونُ بَيْنَ الرِّجَالِ وَالْقِصَاصُ أَيْضًا يَكُونُ بَيْنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاءِ وَذَلِكَ أَنَّ اللَّهَ تَبَارَكَ وَتَعَالَى قَالَ فِي كِتَابِهِ {وَكَتَبْنَا عَلَيْهِمْ فِيهَا أَنَّ النَّفْسَ بِالنَّفْسِ وَالْعَيْنَ بِالْعَيْنِ وَالأَنْفَ بِالأَنْفِ وَالأُذُنَ بِالأُذُنِ وَالسِّنَّ بِالسِّنِّ وَالْجُرُوحَ قِصَاصٌ } فَذَكَرَ اللَّهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى أَنَّ النَّفْسَ بِالنَّفْسِ فَنَفْسُ الْمَرْأَةِ الْحُرَّةِ بِنَفْسِ الرَّجُلِ الْحُرِّ وَجُرْحُهَا بِجُرْحِهِ . قَالَ مَالِكٌ فِي الرَّجُلِ يُمْسِكُ الرَّجُلَ لِلرَّجُلِ فَيَضْرِبُهُ فَيَمُوتُ مَكَانَهُ أَنَّهُ إِنْ أَمْسَكَهُ وَهُوَ يَرَى أَنَّهُ يُرِيدُ قَتْلَهُ قُتِلاَ بِهِ جَمِيعًا وَإِنْ أَمْسَكَهُ وَهُوَ يَرَى أَنَّهُ إِنَّمَا يُرِيدُ الضَّرْبَ مِمَّا يَضْرِبُ بِهِ النَّاسُ لاَ يَرَى أَنَّهُ عَمَدَ لِقَتْلِهِ فَإِنَّهُ يُقْتَلُ الْقَاتِلُ وَيُعَاقَبُ الْمُمْسِكُ أَشَدَّ الْعُقُوبَةِ وَيُسْجَنُ سَنَةً لأَنَّهُ أَمْسَكَهُ وَلاَ يَكُونُ عَلَيْهِ الْقَتْلُ . قَالَ مَالِكٌ فِي الرَّجُلِ يَقْتُلُ الرَّجُلَ عَمْدًا أَوْ يَفْقَأُ عَيْنَهُ عَمْدًا فَيُقْتَلُ الْقَاتِلُ أَوْ تُفْقَأُ عَيْنُ الْفَاقِئِ
Yahya, Malik'ten rivayet etti. Malik'e ulaştığına göre Mervan b. Hakem, Muaviye b. Ebu Süfyan'a bir mektup yazarak kendisine, bir adamı öldürmüş sarhoş bir kimsenin getirildiğini bildirdi. Muaviye de ona: «Onu, öldürdüğü adama karşılık öldür» diye yazdı. Yahya dedi ki: Malik şöyle dedi: Yüce Allah'ın «Hüre hür, köleye köle» ayetinin tefsiri hakkında işittiğim en güzel açıklama şudur: Bunlar erkeklerdir. «Kadına kadın» sözü ise kısasın, erkekler arasında olduğu gibi kadınlar arasında da uygulanacağını bildirir. Hür kadın, hür kadına karşılık öldürülür; hür erkeğin hür erkeğe karşılık öldürüldüğü gibi. Cariye de cariyeye karşılık öldürülür; kölenin köleye karşılık öldürüldüğü gibi. Kısas erkekler arasında olduğu gibi kadınlar arasında da uygulanır. Kısas erkeklerle kadınlar arasında da uygulanır. Çünkü Yüce Allah kitabında şöyle buyurmuştur: «Orada onlara cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralara karşılık kısas yazdık.» Yüce Allah cana karşılık can buyurmuştur. Buna göre hür kadının canı hür erkeğin canına, yarası da onun yarasına karşılıktır. Malik, bir adamı başka bir adamın tutması, diğerinin de ona vurup kendisini oracıkta öldürmesi hakkında şöyle dedi: Eğer onu tutan kişi, vuranın öldürmek istediğini bilerek tutmuşsa ikisi de onun karşılığında öldürülür. Onu tutarken diğerinin yalnızca insanların birbirlerini dövdükleri şekilde dövmek istediğini düşünüyor ve öldürmeyi kastettiğini bilmiyorsa, öldüren kişi öldürülür; tutan kişi ise en ağır şekilde cezalandırılır ve onu tuttuğu için bir yıl hapsedilir, fakat öldürülmez. Malik, bir adamı kasten öldüren veya onun gözünü kasten çıkaran kimse hakkında şöyle dedi: Öldüren öldürülür veya göz çıkaranın gözü çıkarılır.
Muwatta Malik 1593
وَحَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، أَنَّهُ بَلَغَهُ أَنَّ أَبَا بَكْرِ بْنَ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرِو بْنِ حَزْمٍ، أَقَادَ مِنْ كَسْرِ الْفَخِذِ .
Yahya, Malik'ten rivayet etti. Malik'e ulaştığına göre Ebu Bekir b. Muhammed b. Amr b. Hazm, uyluğun kırılmasında kısas uyguladı.
Muwatta Malik 1594
حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، أَنَّ سَائِبَةً، أَعْتَقَهُ بَعْضُ الْحُجَّاجِ فَقَتَلَ ابْنَ رَجُلٍ مِنْ بَنِي عَائِذٍ فَجَاءَ الْعَائِذِيُّ أَبُو الْمَقْتُولِ إِلَى عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ يَطْلُبُ دِيَةَ ابْنِهِ فَقَالَ عُمَرُ لاَ دِيَةَ لَهُ . فَقَالَ الْعَائِذِيُّ أَرَأَيْتَ لَوْ قَتَلَهُ ابْنِي فَقَالَ عُمَرُ إِذًا تُخْرِجُونَ دِيَتَهُ فَقَالَ هُوَ إِذًا كَالأَرْقَمِ إِنْ يُتْرَكْ يَلْقَمْ وَإِنْ يُقْتَلْ يَنْقَمْ .
Süleyman b. Yesar'dan: Hacılardan birinin azat ettiği köle, Âiz oğullarından bir adamın oğlunu öldürdü. Maktulün babası, oğlunun diyetini istemek için Ömer b. Hattab'a gidince Ömer b. Hattab: «Ona diyet gerekmez» dedi. Adam: «Oğlum onu öldürseydi neye hükmederdin?» deyince Hz. Ömer: «O zaman diyetini verirdiniz» dedi. Bunun üzerine adam: «O hâlde bu, benekli yılan gibidir; bırakılırsa sokar, öldürülürse intikamı alınır» dedi.
Muwatta Malik 1595