حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنْ أَعْتَقَ شِرْكًا لَهُ فِي عَبْدٍ فَكَانَ لَهُ مَالٌ يَبْلُغُ ثَمَنَ الْعَبْدِ قُوِّمَ عَلَيْهِ قِيمَةَ الْعَدْلِ فَأَعْطَى شُرَكَاءَهُ حِصَصَهُمْ وَعَتَقَ عَلَيْهِ الْعَبْدُ وَإِلاَّ فَقَدْ عَتَقَ مِنْهُ مَا عَتَقَ " .
Resûlullah ﷺ şöyle buyurdu: "Bir köledeki ortak payını azat eden kimsenin, kölenin bedeline ulaşacak malı varsa, köle adil bir değerle onun aleyhine değerlenir; ortaklarına hisseleri ödenir ve kölenin tamamı onun adına azat olur. Malı yoksa köleden azat ettiği kısım azat olmuştur."
Muwatta Malik 1464
حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، وَعَنْ غَيْرِ وَاحِدٍ، عَنِ الْحَسَنِ بْنِ أَبِي الْحَسَنِ الْبَصْرِيِّ، وَعَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ، أَنَّ رَجُلاً، فِي زَمَانِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَعْتَقَ عَبِيدًا لَهُ سِتَّةً عِنْدَ مَوْتِهِ فَأَسْهَمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْنَهُمْ فَأَعْتَقَ ثُلُثَ تِلْكَ الْعَبِيدِ . قَالَ مَالِكٌ وَبَلَغَنِي أَنَّهُ لَمْ يَكُنْ لِذَلِكَ الرَّجُلِ مَالٌ غَيْرُهُمْ .
Hasan b. Ebü'l-Hasan el-Basrî ve Muhammed b. Sîrîn'den rivayet edildiğine göre, Resûlullah ﷺ zamanında bir adam ölümü sırasında altı kölesini azat etti. Resûlullah ﷺ onların arasında kura çekti ve bu kölelerin üçte birini azat etti. Mâlik der ki: Bana ulaştığına göre bu adamın onlardan başka malı yoktu.
Muwatta Malik 1465
وَحَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ رَبِيعَةَ بْنِ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ رَجُلاً، فِي إِمَارَةِ أَبَانَ بْنِ عُثْمَانَ أَعْتَقَ رَقِيقًا لَهُ كُلَّهُمْ جَمِيعًا وَلَمْ يَكُنْ لَهُ مَالٌ غَيْرُهُمْ فَأَمَرَ أَبَانُ بْنُ عُثْمَانَ بِتِلْكَ الرَّقِيقِ فَقُسِمَتْ أَثْلاَثًا ثُمَّ أَسْهَمَ عَلَى أَيِّهِمْ يَخْرُجُ سَهْمُ الْمَيِّتِ فَيَعْتِقُونَ فَوَقَعَ السَّهْمُ عَلَى أَحَدِ الأَثْلاَثِ فَعَتَقَ الثُّلُثُ الَّذِي وَقَعَ عَلَيْهِ السَّهْمُ .
Mâlik, Rebîa b. Ebû Abdurrahman'dan rivayet etti: Ebân b. Osman'ın yönetimi zamanında bir adam, sahip olduğu kölelerin hepsini azat etti. Onlardan başka malı da yoktu. Ebân b. Osman bu kölelerin üç gruba ayrılmasını emretti. Sonra, ölen adamın azat payının hangilerine çıkacağını belirlemek üzere aralarında kura çekti. Kura üç gruptan birine çıktı ve kuranın isabet ettiği üçte birlik grup azat oldu.
Muwatta Malik 1466
حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّهُ سَمِعَهُ يَقُولُ مَضَتِ السُّنَّةُ أَنَّ الْعَبْدَ إِذَا عَتَقَ تَبِعَهُ مَالُهُ . قَالَ مَالِكٌ وَمِمَّا يُبَيِّنُ ذَلِكَ أَنَّ الْعَبْدَ إِذَا عَتَقَ تَبِعَهُ مَالُهُ أَنَّ الْمُكَاتَبَ إِذَا كُوتِبَ تَبِعَهُ مَالُهُ وَإِنْ لَمْ يَشْتَرِطْهُ وَذَلِكَ أَنَّ عَقْدَ الْكِتَابَةِ هُوَ عَقْدُ الْوَلاَءِ إِذَا تَمَّ ذَلِكَ وَلَيْسَ مَالُ الْعَبْدِ وَالْمُكَاتَبِ بِمَنْزِلَةِ مَا كَانَ لَهُمَا مِنْ وَلَدٍ إِنَّمَا أَوْلاَدُهُمَا بِمَنْزِلَةِ رِقَابِهِمَا لَيْسُوا بِمَنْزِلَةِ أَمْوَالِهِمَا لأَنَّ السُّنَّةَ الَّتِي لاَ اخْتِلاَفَ فِيهَا أَنَّ الْعَبْدَ إِذَا عَتَقَ تَبِعَهُ مَالُهُ وَلَمْ يَتْبَعْهُ وَلَدُهُ وَأَنَّ الْمُكَاتَبَ إِذَا كُوتِبَ تَبِعَهُ مَالُهُ وَلَمْ يَتْبَعْهُ وَلَدُهُ . قَالَ مَالِكٌ وَمِمَّا يُبَيِّنُ ذَلِكَ أَيْضًا أَنَّ الْعَبْدَ وَالْمُكَاتَبَ إِذَا أَفْلَسَا أُخِذَتْ أَمْوَالُهُمَا وَأُمَّهَاتُ أَوْلاَدِهِمَا وَلَمْ تُؤْخَذْ أَوْلاَدُهُمَا لأَنَّهُمْ لَيْسُوا بِأَمْوَالٍ لَهُمَا . قَالَ مَالِكٌ وَمِمَّا يُبَيِّنُ ذَلِكَ أَيْضًا أَنَّ الْعَبْدَ إِذَا بِيعَ وَاشْتَرَطَ الَّذِي ابْتَاعَهُ مَالَهُ لَمْ يَدْخُلْ وَلَدُهُ فِي مَالِهِ . قَالَ مَالِكٌ وَمِمَّا يُبَيِّنُ ذَلِكَ أَيْضًا أَنَّ الْعَبْدَ إِذَا جَرَحَ أُخِذَ هُوَ وَمَالُهُ وَلَمْ يُؤْخَذْ وَلَدُهُ .
Mâlik, İbn Şihâb'dan rivayet etti. İbn Şihâb'ın şöyle dediğini işitti: Süregelen sünnete göre bir köle azat edildiğinde malı da kendisine tâbi olur. Mâlik şöyle dedi: Köle azat edildiğinde malının kendisine tâbi olacağını açıklayan hususlardan biri şudur: Mükâteb, kitâbet akdi yapıldığında, şart koşulmamış olsa bile malı kendisine tâbi olur. Çünkü kitâbet akdi, tamamlandığında velâ akdidir. Kölenin ve mükâtebin malı, çocuklarıyla aynı hükümde değildir. Çocukları, kendi şahısları hükmündedir; malları hükmünde değildir. Zira üzerinde ihtilaf bulunmayan sünnete göre köle azat edildiğinde malı kendisine tâbi olur, çocuğu ise tâbi olmaz; mükâteble kitâbet akdi yapıldığında da malı kendisine tâbi olur, çocuğu ise tâbi olmaz. Mâlik şöyle dedi: Bunu açıklayan bir başka husus da şudur: Köle ile mükâteb iflas ettiklerinde malları ve çocuklarının anneleri alınır, fakat çocukları alınmaz. Çünkü çocukları onların malı değildir. Mâlik şöyle dedi: Bunu açıklayan bir başka husus da şudur: Köle satıldığında, onu satın alan kişi malını da şart koşarsa kölenin çocuğu malına dâhil olmaz. Mâlik şöyle dedi: Bunu açıklayan bir başka husus da şudur: Köle birini yaraladığında kendisi ve malı alınır, fakat çocuğu alınmaz.
Muwatta Malik 1467
حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، قَالَ أَيُّمَا وَلِيدَةٍ وَلَدَتْ مِنْ سَيِّدِهَا فَإِنَّهُ لاَ يَبِيعُهَا وَلاَ يَهَبُهَا وَلاَ يُوَرِّثُهَا وَهُوَ يَسْتَمْتِعُ بِهَا فَإِذَا مَاتَ فَهِيَ حُرَّةٌ .
Abdullah b. Ömer'den rivayete göre Ömer b. Hattab şöyle demiştir: "Bir cariye efendisinden çocuk doğurursa efendisi onu satamaz, bağışlayamaz ve miras olarak bırakamaz. Ondan faydalanmaya devam eder; efendisi ölünce cariye hür olur."
Muwatta Malik 1468
وَحَدَّثَنِي مَالِكٌ، أَنَّهُ بَلَغَهُ أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، أَتَتْهُ وَلِيدَةٌ قَدْ ضَرَبَهَا سَيِّدُهَا بِنَارٍ أَوْ أَصَابَهَا بِهَا فَأَعْتَقَهَا . قَالَ مَالِكٌ الأَمْرُ الْمُجْتَمَعُ عَلَيْهِ عِنْدَنَا أَنَّهُ لاَ تَجُوزُ عَتَاقَةُ رَجُلٍ وَعَلَيْهِ دَيْنٌ يُحِيطُ بِمَالِهِ وَأَنَّهُ لاَ تَجُوزُ عَتَاقَةُ الْغُلاَمِ حَتَّى يَحْتَلِمَ أَوْ يَبْلُغَ مَبْلَغَ الْمُحْتَلِمِ وَأَنَّهُ لاَ تَجُوزُ عَتَاقَةُ الْمُوَلَّى عَلَيْهِ فِي مَالِهِ وَإِنْ بَلَغَ الْحُلُمَ حَتَّى يَلِيَ مَالَهُ .
Mâlik'e ulaştığına göre, efendisi tarafından ateşle dövülmüş veya ateşle yaralanmış bir cariye Ömer b. Hattâb'a geldi. Ömer de onu azat etti. Mâlik şöyle dedi: Bizde üzerinde ittifak edilen hüküm şudur: Malının tamamını kuşatan bir borcu bulunan kimsenin köle azat etmesi geçerli değildir. Bir çocuğun, ihtilâm oluncaya veya ihtilâm çağına ulaşıncaya kadar köle azat etmesi de geçerli değildir. Malı üzerinde velâyet altında bulunan kimsenin, bulûğa ermiş olsa bile malının idaresini eline alıncaya kadar köle azat etmesi de geçerli değildir.
Muwatta Malik 1469
حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ هِلاَلِ بْنِ أُسَامَةَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ عُمَرَ بْنِ الْحَكَمِ، أَنَّهُ قَالَ أَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ جَارِيَةً لِي كَانَتْ تَرْعَى غَنَمًا لِي فَجِئْتُهَا وَقَدْ فُقِدَتْ شَاةٌ مِنَ الْغَنَمِ فَسَأَلْتُهَا عَنْهَا فَقَالَتْ أَكَلَهَا الذِّئْبُ فَأَسِفْتُ عَلَيْهَا وَكُنْتُ مِنْ بَنِي آدَمَ فَلَطَمْتُ وَجْهَهَا وَعَلَىَّ رَقَبَةٌ أَفَأُعْتِقُهَا فَقَالَ لَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَيْنَ اللَّهُ " . فَقَالَتْ فِي السَّمَاءِ . فَقَالَ " مَنْ أَنَا " . فَقَالَتْ أَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَعْتِقْهَا " .
Ömer b. Hakem'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e geldim ve şöyle dedim: 'Ey Allah'ın Resûlü! Benim bir cariyem koyunlarımı güdüyordu. Yanına geldiğimde koyunlardan birinin kaybolduğunu gördüm. Ona koyunu sordum, o da: Koyunu kurt yedi, dedi. Buna öfkelendim. Ben de Âdemoğullarından biriyim; onun yüzüne tokat vurdum. Üzerimde bir köle azat etme yükümlülüğü var. Onu azat edeyim mi?' Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem cariyeye: 'Allah nerededir?' diye sordu. O da: 'Göktedir,' dedi. Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: 'Ben kimim?' diye sordu. Cariye: 'Sen Allah'ın Resûlüsün,' dedi. Bunun üzerine Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: 'Onu azat et,' buyurdu.
Muwatta Malik 1470
وَحَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ مَسْعُودٍ، أَنَّ رَجُلاً، مِنَ الأَنْصَارِ جَاءَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِجَارِيَةٍ لَهُ سَوْدَاءَ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ عَلَىَّ رَقَبَةً مُؤْمِنَةً فَإِنْ كُنْتَ تَرَاهَا مُؤْمِنَةً أُعْتِقُهَا . فَقَالَ لَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَتَشْهَدِينَ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ " . قَالَتْ نَعَمْ . قَالَ " أَتَشْهَدِينَ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ " . قَالَتْ نَعَمْ . قَالَ " أَتُوقِنِينَ بِالْبَعْثِ بَعْدَ الْمَوْتِ " . قَالَتْ نَعَمْ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَعْتِقْهَا " .
Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe b. Mes'ûd'dan rivayet edildiğine göre, ensardan bir adam siyah cariyesini Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e getirerek şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resûlü! Üzerimde mümin bir köle azat etme yükümlülüğü var. Eğer bu cariyeyi mümin görüyorsan onu azat edeceğim." Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem cariyeye: "Allah'tan başka ilah olmadığına şahitlik ediyor musun?" diye sordu. O da: "Evet," dedi. Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Muhammed'in Allah'ın Resûlü olduğuna şahitlik ediyor musun?" diye sordu. O da: "Evet," dedi. Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Öldükten sonra dirilmeye kesin olarak inanıyor musun?" diye sordu. O da: "Evet," diye cevap verdi. Bunun üzerine Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Onu azat et," buyurdu.
Muwatta Malik 1471
وَحَدَّثَنِي مَالِكٌ، أَنَّهُ بَلَغَهُ عَنِ الْمَقْبُرِيِّ، أَنَّهُ قَالَ سُئِلَ أَبُو هُرَيْرَةَ عَنِ الرَّجُلِ، تَكُونُ عَلَيْهِ رَقَبَةٌ هَلْ يُعْتِقُ فِيهَا ابْنَ زِنًا فَقَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ نَعَمْ ذَلِكَ يُجْزِئُ عَنْهُ .
Makburî'den rivayete göre şöyle demiştir: Ebû Hüreyre'ye, bir köle azat etmesi gereken adamın zina neticesinde doğan bir çocuğu azat etmesinin caiz olup olmadığı soruldu. Ebû Hüreyre de: "Evet, bu onun için yeterlidir" dedi.
Muwatta Malik 1472
وَحَدَّثَنِي مَالِكٌ، أَنَّهُ بَلَغَهُ عَنْ فَضَالَةَ بْنِ عُبَيْدٍ الأَنْصَارِيِّ، وَكَانَ، مِنْ أَصْحَابِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ سُئِلَ عَنِ الرَّجُلِ تَكُونُ عَلَيْهِ رَقَبَةٌ هَلْ يَجُوزُ لَهُ أَنْ يُعْتِقَ وَلَدَ زِنًا قَالَ نَعَمْ ذَلِكَ يُجْزِئُ عَنْهُ .
Mâlik'e ulaşan bilgilere göre Ensar'dan Fedâle b. Ubeyd, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin ashabındandı. Ona, bir köle azat etmesi gereken kişinin zinadan doğan bir çocuğu azat etmesinin caiz olup olmadığı soruldu. O da: "Evet, bu onun için yeterlidir" diye cevap verdi.
Muwatta Malik 1473
حَدَّثَنِي مَالِكٌ، أَنَّهُ بَلَغَهُ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ، سُئِلَ عَنِ الرَّقَبَةِ الْوَاجِبَةِ، هَلْ تُشْتَرَى بِشَرْطٍ فَقَالَ لاَ . قَالَ مَالِكٌ وَذَلِكَ أَحْسَنُ مَا سَمِعْتُ فِي الرِّقَابِ الْوَاجِبَةِ أَنَّهُ لاَ يَشْتَرِيهَا الَّذِي يُعْتِقُهَا فِيمَا وَجَبَ عَلَيْهِ بِشَرْطٍ عَلَى أَنْ يُعْتِقَهَا لأَنَّهُ إِذَا فَعَلَ ذَلِكَ فَلَيْسَتْ بِرَقَبَةٍ تَامَّةٍ لأَنَّهُ يَضَعُ مِنْ ثَمَنِهَا لِلَّذِي يَشْتَرِطُ مِنْ عِتْقِهَا . قَالَ مَالِكٌ وَلاَ بَأْسَ أَنْ يَشْتَرِيَ الرَّقَبَةَ فِي التَّطَوُّعِ وَيَشْتَرِطَ أَنْ يُعْتِقَهَا . قَالَ مَالِكٌ إِنَّ أَحْسَنَ مَا سُمِعَ فِي الرِّقَابِ الْوَاجِبَةِ أَنَّهُ لاَ يَجُوزُ أَنْ يُعْتَقَ فِيهَا نَصْرَانِيٌّ وَلاَ يَهُودِيٌّ وَلاَ يُعْتَقُ فِيهَا مُكَاتَبٌ وَلاَ مُدَبَّرٌ وَلاَ أُمُّ وَلَدٍ وَلاَ مُعْتَقٌ إِلَى سِنِينَ وَلاَ أَعْمَى وَلاَ بَأْسَ أَنْ يُعْتَقَ النَّصْرَانِيُّ وَالْيَهُودِيُّ وَالْمَجُوسِيُّ تَطَوُّعًا لأَنَّ اللَّهَ تَبَارَكَ وَتَعَالَى قَالَ فِي كِتَابِهِ {فَإِمَّا مَنًّا بَعْدُ وَإِمَّا فِدَاءً} فَالْمَنُّ الْعَتَاقَةُ . قَالَ مَالِكٌ فَأَمَّا الرِّقَابُ الْوَاجِبَةُ الَّتِي ذَكَرَ اللَّهُ فِي الْكِتَابِ فَإِنَّهُ لاَ يُعْتَقُ فِيهَا إِلاَّ رَقَبَةٌ مُؤْمِنَةٌ . قَالَ مَالِكٌ وَكَذَلِكَ فِي إِطْعَامِ الْمَسَاكِينِ فِي الْكَفَّارَاتِ لاَ يَنْبَغِي أَنْ يُطْعَمَ فِيهَا إِلاَّ الْمُسْلِمُونَ وَلاَ يُطْعَمُ فِيهَا أَحَدٌ عَلَى غَيْرِ دِينِ الإِسْلاَمِ .
Mâlik'e ulaştığına göre Abdullah b. Ömer'e, yerine getirilmesi gereken köle azadı için bir kölenin, azat edilmesi şartıyla satın alınıp alınamayacağı soruldu. O: "Hayır" dedi. Mâlik şöyle dedi: Yerine getirilmesi gereken köle azatları hakkında işittiğim en güzel hüküm budur: Üzerine gerekli olan azat yükümlülüğünü yerine getirecek kişi, köleyi azat etme şartıyla satın almamalıdır. Çünkü bunu yaptığı takdirde bu, tam bir köle sayılmaz; zira satıcı, onun azat edilmesini şart koştuğu için bedelinden indirim yapar. Mâlik şöyle dedi: Gönüllü olarak azat etmek üzere bir köle satın alıp onu azat etmeyi şart koşmakta sakınca yoktur. Mâlik şöyle dedi: Yerine getirilmesi gereken köle azatları hakkında işitilenlerin en güzeline göre bu yükümlülük kapsamında bir Hristiyan veya Yahudi azat etmek caiz değildir. Aynı şekilde mükâteb, müdebber, ümmüveled, belirli bir süre sonra azat edilecek kişi ve kör bir kimse de bu kapsamda azat edilmez. Hristiyan, Yahudi ve Mecusiyi gönüllü olarak azat etmekte ise sakınca yoktur. Çünkü yüce Allah kitabında: "Bundan sonra ya karşılıksız bırakma ya da fidye" buyurmuştur. Buradaki karşılıksız bırakma, azat etmektir. Mâlik şöyle dedi: Allah'ın kitapta zikrettiği, yerine getirilmesi gereken köle azatlarında ancak mümin bir köle azat edilir. Mâlik şöyle dedi: Kefaretlerde yoksulları doyurma hususunda da böyledir. Bu kapsamda yalnız Müslümanlar doyurulmalı; İslam dininden olmayan hiç kimseye yemek verilmemelidir.
Muwatta Malik 1474
حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي عَمْرَةَ الأَنْصَارِيِّ، أَنَّ أُمَّهُ، أَرَادَتْ أَنْ تُوصِيَ ثُمَّ أَخَّرَتْ ذَلِكَ إِلَى أَنْ تُصْبِحَ فَهَلَكَتْ وَقَدْ كَانَتْ هَمَّتْ بِأَنْ تُعْتِقَ فَقَالَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ فَقُلْتُ لِلْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ أَيَنْفَعُهَا أَنْ أُعْتِقَ عَنْهَا فَقَالَ الْقَاسِمُ إِنَّ سَعْدَ بْنَ عُبَادَةَ قَالَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِنَّ أُمِّي هَلَكَتْ فَهَلْ يَنْفَعُهَا أَنْ أُعْتِقَ عَنْهَا فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " نَعَمْ " .
Abdurrahman b. Ebî Amre el-Ensârî (r.a.)'den rivayete göre, şöyle demiştir: "Annem bir vasiyet etmek istedi ve bu işi sabaha bıraktı. Sabah olmadan da öldü. Köle azat etmeye niyetlenmişti." Abdurrahman dedi ki: Kasım b. Muhammed'e şöyle dedim: "Annemin yerine köle azat etsem ona faydası olur mu?" Kasım dedi ki: "Sa'd b. Ubade, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e şöyle demiştir: 'Annem öldü, onun adına köle azat etmenin ona faydası olur mu?' Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de: 'Evet.' diye cevap verdi."
Muwatta Malik 1475
وَحَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، أَنَّهُ قَالَ تُوُفِّيَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي بَكْرٍ فِي نَوْمٍ نَامَهُ فَأَعْتَقَتْ عَنْهُ عَائِشَةُ زَوْجُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم رِقَابًا كَثِيرَةً . قَالَ مَالِكٌ وَهَذَا أَحَبُّ مَا سَمِعْتُ إِلَىَّ فِي ذَلِكَ .
Yahya b. Said (r.a.)'den rivayete göre, şöyle demiştir: "Abdurrahman b. Ebî Bekir uykudayken öldü. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hanımı Aişe (r.anha) onun adına birçok köle azat etti." Malik der ki: "Bu konuda duyduğumun en güzeli budur."
Muwatta Malik 1476
حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سُئِلَ عَنِ الرِّقَابِ أَيُّهَا أَفْضَلُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَغْلاَهَا ثَمَنًا وَأَنْفَسُهَا عِنْدَ أَهْلِهَا " .
Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hanımı Aişe (r.anha)'den rivayete göre, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e: "Hangi köleyi azat etmek faziletlidir?" diye soruldu. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de: "En pahalısı ve sahibinin yanında en kıymetli olanı." diye cevap verdi.
Muwatta Malik 1477
وَحَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّهُ أَعْتَقَ وَلَدَ زِنًا وَأُمَّهُ .
Abdullah b. Ömer (r.a.)'den rivayete göre, bizzat kendisi zinadan olan çocuğu annesiyle birlikte azat etti.
Muwatta Malik 1478
حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهَا قَالَتْ جَاءَتْ بَرِيرَةُ فَقَالَتْ إِنِّي كَاتَبْتُ أَهْلِي عَلَى تِسْعِ أَوَاقٍ فِي كُلِّ عَامٍ أُوْقِيَّةٌ فَأَعِينِينِي . فَقَالَتْ عَائِشَةُ إِنْ أَحَبَّ أَهْلُكِ أَنْ أَعُدَّهَا لَهُمْ عَنْكِ عَدَدْتُهَا وَيَكُونَ لِي وَلاَؤُكِ فَعَلْتُ . فَذَهَبَتْ بَرِيرَةُ إِلَى أَهْلِهَا فَقَالَتْ لَهُمْ ذَلِكَ فَأَبَوْا عَلَيْهَا فَجَاءَتْ مِنْ عِنْدِ أَهْلِهَا وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم جَالِسٌ فَقَالَتْ لِعَائِشَةَ إِنِّي قَدْ عَرَضْتُ عَلَيْهِمْ ذَلِكَ فَأَبَوْا عَلَىَّ إِلاَّ أَنْ يَكُونَ الْوَلاَءُ لَهُمْ . فَسَمِعَ ذَلِكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَأَلَهَا فَأَخْبَرَتْهُ عَائِشَةُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " خُذِيهَا وَاشْتَرِطِي لَهُمُ الْوَلاَءَ فَإِنَّمَا الْوَلاَءُ لِمَنْ أَعْتَقَ " . فَفَعَلَتْ عَائِشَةُ ثُمَّ قَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي النَّاسِ فَحَمِدَ اللَّهَ وَأَثْنَى عَلَيْهِ ثُمَّ قَالَ " أَمَّا بَعْدُ فَمَا بَالُ رِجَالٍ يَشْتَرِطُونَ شُرُوطًا لَيْسَتْ فِي كِتَابِ اللَّهِ مَا كَانَ مِنْ شَرْطٍ لَيْسَ فِي كِتَابِ اللَّهِ فَهُوَ بَاطِلٌ وَإِنْ كَانَ مِائَةَ شَرْطٍ قَضَاءُ اللَّهِ أَحَقُّ وَشَرْطُ اللَّهِ أَوْثَقُ وَإِنَّمَا الْوَلاَءُ لِمَنْ أَعْتَقَ " .
Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hanımlarından Aişe (r.anha)'den rivayete göre, şöyle demiştir: "Berire adlı cariye Aişe'ye gelerek şöyle dedi: 'Ben efendilerimle mükatebe anlaşması yaptım. Her sene bir ukiyye vermek üzere toplam dokuz ukiyye vereceğim. Bana yardım et.' Bunun üzerine Aişe şöyle dedi: 'Vela hakkın bana ait olmak şartıyla efendilerin, senin yerine benim peşin olarak vermeme razı olurlarsa sana para verir ve seni azat ederim.' Bunun üzerine Berire efendilerinin yanına gitti. Onların yanından gelince Aişe'ye şöyle dedi: 'Bana söylediğini efendilerime anlattım. Velanın sana ait olmasını kabul etmediler.' Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de Aişe'nin yanında oturuyordu. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem konuşmalarını duydu ve meseleyi sordu. Aişe de ona anlattı. Bunun üzerine Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: 'O cariyeyi satın al ve velasının onlara ait olmasını şart koş. Çünkü vela azat eden kimseye aittir.' Aişe aynen yaptı. Sonra Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem cemaat içinde ayağa kalkarak Allah'a hamdüsenada bulundu ve şöyle buyurdu: 'Ne oluyor bu insanlara? Allah'ın Kitabı'nda olmayan şartları koşuyorlar. Allah'ın Kitabı'nda bulunmayan her şart, yüz tane de olsa hükümsüzdür. Allah'ın hükmü daha layıktır ve Allah'ın şartı daha sağlamdır. Vela hakkı sadece azat edene aittir.'"
Muwatta Malik 1479
وَحَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّ عَائِشَةَ أُمَّ الْمُؤْمِنِينَ، أَرَادَتْ أَنْ تَشْتَرِيَ جَارِيَةً تُعْتِقُهَا فَقَالَ أَهْلُهَا نَبِيعُكِهَا عَلَى أَنَّ وَلاَءَهَا لَنَا فَذَكَرَتْ ذَلِكَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " لاَ يَمْنَعَنَّكِ ذَلِكَ فَإِنَّمَا الْوَلاَءُ لِمَنْ أَعْتَقَ " .
Abdullah İbn-i Ömer (r.a.)'den rivayete göre, müminlerin annesi Aişe bir cariye satın alıp azat etmek istedi. Cariyenin efendileri şöyle dediler: "Vela hakkı bize ait olmak üzere satabiliriz." Aişe durumu Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e anlattı. O da şöyle buyurdu: "Bu şart seni engellemesin; çünkü vela hakkı azat edene aittir."
Muwatta Malik 1480
وَحَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ عَمْرَةَ بِنْتِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ بَرِيرَةَ، جَاءَتْ تَسْتَعِينُ عَائِشَةَ أُمَّ الْمُؤْمِنِينَ فَقَالَتْ عَائِشَةُ إِنْ أَحَبَّ أَهْلُكِ أَنْ أَصُبَّ لَهُمْ ثَمَنَكِ صَبَّةً وَاحِدَةً وَأُعْتِقَكِ فَعَلْتُ . فَذَكَرَتْ ذَلِكَ بَرِيرَةُ لأَهْلِهَا فَقَالُوا لاَ إِلاَّ أَنْ يَكُونَ لَنَا وَلاَؤُكِ . قَالَ يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ فَزَعَمَتْ عَمْرَةُ أَنَّ عَائِشَةَ ذَكَرَتْ ذَلِكَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " اشْتَرِيهَا وَأَعْتِقِيهَا فَإِنَّمَا الْوَلاَءُ لِمَنْ أَعْتَقَ " .
Amre binti Abdurrahman (r.a.)'dan rivayete göre, Berire mü'minlerin annesi Aişe'ye yardım istemeye geldi. Aişe de ona şöyle dedi: "Eğer efendilerin bedelini bir defada verip seni azat etmemi kabul ederlerse seni azat edeyim." Berire durumu efendilerine anlattı. Onlar da şöyle dediler: "Vela hakkın bize ait olmazsa kabul etmeyiz." Yahya dedi ki: "Hadisi rivayet eden Amre, Aişe'nin bu meseleyi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e anlattığını aktardı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de şöyle buyurdu: 'Onu satın al ve azat et; çünkü vela hakkı azat edene aittir.'"
Muwatta Malik 1481
وَحَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنْ بَيْعِ الْوَلاَءِ وَعَنْ هِبَتِهِ .
Abdullah b. Ömer (r.a.)'den rivayete göre, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem vela hakkını satmayı ve bağışlamayı yasakladı.
Muwatta Malik 1482
حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ رَبِيعَةَ بْنِ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ الزُّبَيْرَ بْنَ الْعَوَّامِ، اشْتَرَى عَبْدًا فَأَعْتَقَهُ وَلِذَلِكَ الْعَبْدِ بَنُونَ مِنِ امْرَأَةٍ حُرَّةٍ فَلَمَّا أَعْتَقَهُ الزُّبَيْرُ قَالَ هُمْ مَوَالِيَّ . وَقَالَ مَوَالِي أُمِّهِمْ بَلْ هُمْ مَوَالِينَا . فَاخْتَصَمُوا إِلَى عُثْمَانَ بْنِ عَفَّانَ فَقَضَى عُثْمَانُ لِلزُّبَيْرِ بِوَلاَئِهِمْ .
Rebia b. Abdurrahman (r.a.)'dan rivayete göre, Zübeyr b. Avvam bir köle satın alarak azat etti. Bu kölenin de hür bir kadından olma erkek çocukları vardı. Zübeyr köleyi azat edince: "Çocukların vela hakkı bana aittir" dedi. Çocukların annesini daha önce azat eden efendiler: "Hayır, onların vela hakkı bize aittir" dediler. Bunun üzerine meseleyi Osman b. Affan'a götürdüler. Osman da çocukların vela hakkının Zübeyr'e ait olduğuna hükmetti.
Muwatta Malik 1483
وَحَدَّثَنِي مَالِكٌ، أَنَّهُ بَلَغَهُ أَنَّ سَعِيدَ بْنَ الْمُسَيَّبِ، سُئِلَ عَنْ عَبْدٍ لَهُ، وَلَدٌ مِنِ امْرَأَةٍ حُرَّةٍ لِمَنْ وَلاَؤُهُمْ فَقَالَ سَعِيدٌ إِنْ مَاتَ أَبُوهُمْ وَهُوَ عَبْدٌ لَمْ يُعْتَقْ فَوَلاَؤُهُمْ لِمَوَالِي أُمِّهِمْ . قَالَ مَالِكٌ وَمَثَلُ ذَلِكَ وَلَدُ الْمُلاَعَنَةِ مِنَ الْمَوَالِي يُنْسَبُ إِلَى مَوَالِي أُمِّهِ فَيَكُونُونَ هُمْ مَوَالِيَهُ إِنْ مَاتَ وَرِثُوهُ وَإِنْ جَرَّ جَرِيرَةً عَقَلُوا عَنْهُ فَإِنِ اعْتَرَفَ بِهِ أَبُوهُ أُلْحِقَ بِهِ وَصَارَ وَلاَؤُهُ إِلَى مَوَالِي أَبِيهِ وَكَانَ مِيرَاثُهُ لَهُمْ وَعَقْلُهُ عَلَيْهِمْ وَيُجْلَدُ أَبُوهُ الْحَدَّ . قَالَ مَالِكٌ وَكَذَلِكَ الْمَرْأَةُ الْمُلاَعِنَةُ مِنَ الْعَرَبِ إِذَا اعْتَرَفَ زَوْجُهَا الَّذِي لاَعَنَهَا بِوَلَدِهَا صَارَ بِمِثْلِ هَذِهِ الْمَنْزِلَةِ إِلاَّ أَنَّ بَقِيَّةَ مِيرَاثِهِ بَعْدَ مِيرَاثِ أُمِّهِ وَإِخْوَتِهِ لأُمِّهِ لِعَامَّةِ الْمُسْلِمِينَ مَا لَمْ يُلْحَقْ بِأَبِيهِ وَإِنَّمَا وَرَّثَ وَلَدُ الْمُلاَعَنَةِ الْمُوَالاَةَ مَوَالِيَ أُمِّهِ قَبْلَ أَنْ يَعْتَرِفَ بِهِ أَبُوهُ لأَنَّهُ لَمْ يَكُنْ لَهُ نَسَبٌ وَلاَ عَصَبَةٌ فَلَمَّا ثَبَتَ نَسَبُهُ صَارَ إِلَى عَصَبَتِهِ . قَالَ مَالِكٌ الأَمْرُ الْمُجْتَمَعُ عَلَيْهِ عِنْدَنَا فِي وَلَدِ الْعَبْدِ مِنِ امْرَأَةٍ حُرَّةٍ وَأَبُو الْعَبْدِ حُرٌّ أَنَّ الْجَدَّ أَبَا الْعَبْدِ يَجُرُّ وَلاَءَ وَلَدِ ابْنِهِ الأَحْرَارِ مِنِ امْرَأَةٍ حُرَّةٍ يَرِثُهُمْ مَا دَامَ أَبُوهُمْ عَبْدًا فَإِنْ عَتَقَ أَبُوهُمْ رَجَعَ الْوَلاَءُ إِلَى مَوَالِيهِ وَإِنْ مَاتَ وَهُوَ عَبْدٌ كَانَ الْمِيرَاثُ وَالْوَلاَءُ لِلْجَدِّ وَإِنِ الْعَبْدُ كَانَ لَهُ ابْنَانِ حُرَّانِ فَمَاتَ أَحَدُهُمَا وَأَبُوهُ عَبْدٌ جَرَّ الْجَدُّ أَبُو الأَبِ الْوَلاَءَ وَالْمِيرَاثَ . قَالَ مَالِكٌ فِي الأَمَةِ تُعْتَقُ وَهِيَ حَامِلٌ وَزَوْجُهَا مَمْلُوكٌ ثُمَّ يَعْتِقُ زَوْجُهَا قَبْلَ أَنْ تَضَعَ حَمْلَهَا أَوْ بَعْدَ مَا تَضَعُ إِنَّ وَلاَءَ مَا كَانَ فِي بَطْنِهَا لِلَّذِي أَعْتَقَ أُمَّهُ لأَنَّ ذَلِكَ الْوَلَدَ قَدْ كَانَ أَصَابَهُ الرِّقُّ قَبْلَ أَنْ تُعْتَقَ أُمُّهُ وَلَيْسَ هُوَ بِمَنْزِلَةِ الَّذِي تَحْمِلُ بِهِ أُمُّهُ بَعْدَ الْعَتَاقَةِ لأَنَّ الَّذِي تَحْمِلُ بِهِ أُمُّهُ بَعْدَ الْعَتَاقَةِ إِذَا أُعْتِقَ أَبُوهُ جَرَّ وَلاَءَهُ . قَالَ مَالِكٌ فِي الْعَبْدِ يَسْتَأْذِنُ سَيِّدَهُ أَنْ يُعْتِقَ عَبْدًا لَهُ فَيَأْذَنَ لَهُ سَيِّدُهُ إِنَّ وَلاَءَ الْعَبْدِ الْمُعْتَقِ لِسَيِّدِ الْعَبْدِ، وَلَا يَرْجِعُ وَلَاؤُهُ إِلَى سَيِّدِهِ الَّذِي أَعْتَقَهُ.
Malik'e ulaştığına göre Saîd b. Müseyyeb'e, hür bir kadından çocukları olan bir kölenin çocuklarının velâsının kime ait olduğu soruldu. Saîd şöyle dedi: “Babaları azat edilmeden köle olarak ölürse onların velâsı annelerinin mevlâlarına aittir.” Malik dedi ki: “Mevlâlardan olan ve kocasıyla liân yapan bir kadının çocuğu da böyledir. Çocuk annesinin mevlâlarına nispet edilir ve onlar onun mevlâları olurlar. Çocuk ölürse ona mirasçı olurlar; bir suç işlerse diyetini öderler. Babası onu kabul ederse çocuk ona nispet edilir ve velâsı babasının mevlâlarına geçer. Mirası onların olur, diyeti de onlara aittir. Babasına ise had cezası uygulanır.” Malik dedi ki: “Araplardan olan ve kocasıyla liân yapan bir kadın da böyledir. Kendisiyle liân yapan kocası onun çocuğunu kabul ederse çocuk aynı konuma gelir. Ancak babasına nispet edilmediği sürece, annesinin ve anne bir kardeşlerinin paylarından sonra mirasının geri kalanı bütün Müslümanlara aittir. Liân çocuğunun velâ yoluyla annesinin mevlâlarına mirasçı kılınması, babası onu kabul etmeden önce nesebinin ve baba tarafından asabesinin bulunmaması sebebiyledir. Nesebi sabit olunca asabesine geçer.” Malik dedi ki: “Kölenin hür bir kadından olan çocukları hakkında bizce ittifak edilen hüküm şudur: Kölenin babası hürse, dede, yani kölenin babası, oğlunun hür kadından olan hür çocuklarının velâsını kendisine çeker ve babaları köle kaldığı sürece onlara mirasçı olur. Babaları azat edilirse velâ onun mevlâlarına döner. Babaları köle olarak ölürse miras ve velâ dedeye ait olur. Kölenin iki hür oğlu bulunur da bunlardan biri babası köleyken ölürse, baba tarafından dede velâyı ve mirası kendisine çeker.” Malik, hamileyken azat edilen ve kocası köle olan cariye hakkında şöyle dedi: “Kocası, kadın doğum yapmadan önce veya doğum yaptıktan sonra azat edilirse kadının karnındaki çocuğun velâsı annesini azat eden kimseye aittir. Çünkü annesi azat edilmeden önce o çocuğa kölelik hükmü ulaşmıştır. Bu çocuk, annesinin azat edilmesinden sonra kendisine hamile kaldığı çocuk gibi değildir. Annesinin azat edilmesinden sonra hamile kaldığı çocuğun babası azat edilirse velâsını kendisine çeker.” Malik, efendisinden kendisine ait bir köleyi azat etmek için izin isteyen ve efendisi de kendisine izin veren köle hakkında şöyle dedi: “Azat edilen kölenin velâsı, azadı yapan kölenin efendisine aittir. Velâ, onu azat eden efendisine dönmez.”
Muwatta Malik 1484
حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بَكْرِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرِو بْنِ حَزْمٍ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ أَبِي بَكْرِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْحَارِثِ بْنِ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ أَخْبَرَهُ أَنَّ الْعَاصِيَ بْنَ هِشَامٍ هَلَكَ وَتَرَكَ بَنِينَ لَهُ ثَلاَثَةً اثْنَانِ لأُمٍّ وَرَجُلٌ لِعَلَّةٍ فَهَلَكَ أَحَدُ اللَّذَيْنِ لأُمٍّ وَتَرَكَ مَالاً وَمَوَالِيَ فَوَرِثَهُ أَخُوهُ لأَبِيهِ وَأُمِّهِ مَالَهُ وَوَلاَءَهُ مَوَالِيهِ ثُمَّ هَلَكَ الَّذِي وَرِثَ الْمَالَ وَوَلاَءَ الْمَوَالِي وَتَرَكَ ابْنَهُ وَأَخَاهُ لأَبِيهِ فَقَالَ ابْنُهُ قَدْ أَحْرَزْتُ مَا كَانَ أَبِي أَحْرَزَ مِنَ الْمَالِ وَوَلاَءِ الْمَوَالِي وَقَالَ أَخُوهُ لَيْسَ كَذَلِكَ إِنَّمَا أَحْرَزْتَ الْمَالَ وَأَمَّا وَلاَءُ الْمَوَالِي فَلاَ أَرَأَيْتَ لَوْ هَلَكَ أَخِي الْيَوْمَ أَلَسْتُ أَرِثُهُ أَنَا فَاخْتَصَمَا إِلَى عُثْمَانَ بْنِ عَفَّانَ فَقَضَى لأَخِيهِ بِوَلاَءِ الْمَوَالِي .
Abdülmelik b. Ebî Bekir b. Abdurrahman b. Haris b. Hişam'ın babasından naklettiğine göre Âsî b. Hişam öldü ve geride üç oğul bıraktı. Bunların ikisi anne baba bir, diğeri baba bir kardeşti. Anne baba bir kardeşlerden biri öldü ve geride mal ile azat edilmiş köleler bıraktı. Anne baba bir kardeşi, onun malına ve azat edilmiş kölelerinin velâsına mirasçı oldu. Sonra malı ve azatlı kölelerin velâsını miras alan kişi de öldü; geride oğlunu ve baba bir kardeşini bıraktı. Oğlu şöyle dedi: “Babamın elde ettiği malı ve azatlı kölelerin velâsını ben elde ettim.” Kardeşi ise şöyle dedi: “Hayır, öyle değildir. Sen yalnız malı elde ettin; azatlı kölelerin velâsını değil. Söyle bakalım, kardeşim bugün ölse ona ben mirasçı olmaz mıydım?” Bunun üzerine Osman b. Affan'ın huzurunda davalaştılar. O da azatlı kölelerin velâsının kardeşe ait olduğuna hükmetti.
Muwatta Malik 1485
وَحَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بَكْرِ بْنِ حَزْمٍ، أَنَّهُ أَخْبَرَهُ أَبُوهُ، أَنَّهُ كَانَ جَالِسًا عِنْدَ أَبَانَ بْنِ عُثْمَانَ فَاخْتَصَمَ إِلَيْهِ نَفَرٌ مِنْ جُهَيْنَةَ وَنَفَرٌ مِنْ بَنِي الْحَارِثِ بْنِ الْخَزْرَجِ وَكَانَتِ امْرَأَةٌ مِنْ جُهَيْنَةَ عِنْدَ رَجُلٍ مِنْ بَنِي الْحَارِثِ بْنِ الْخَزْرَجِ يُقَالُ لَهُ إِبْرَاهِيمُ بْنُ كُلَيْبٍ فَمَاتَتِ الْمَرْأَةُ وَتَرَكَتْ مَالاً وَمَوَالِيَ فَوَرِثَهَا ابْنُهَا وَزَوْجُهَا ثُمَّ مَاتَ ابْنُهَا فَقَالَ وَرَثَتُهُ لَنَا وَلاَءُ الْمَوَالِي قَدْ كَانَ ابْنُهَا أَحْرَزَهُ فَقَالَ الْجُهَنِيُّونَ لَيْسَ كَذَلِكَ إِنَّمَا هُمْ مَوَالِي صَاحِبَتِنَا فَإِذَا مَاتَ وَلَدُهَا فَلَنَا وَلاَؤُهُمْ وَنَحْنُ نَرِثُهُمْ فَقَضَى أَبَانُ بْنُ عُثْمَانَ لِلْجُهَنِيِّينَ بِوَلاَءِ الْمَوَالِي .
Abdullah b. Ebî Bekir b. Hazm'ın haber verdiğine göre babası, Eban b. Osman'ın yanında otururken Cüheyne kabilesinden bir grup insanla Haris b. Hazreç oğullarından bir grup insan onun huzurunda davalaştılar. Cüheyneli bir kadın, Haris b. Hazreç oğullarından İbrahim b. Küleyb adlı bir adamla evliydi. Kadın öldü ve geride mal ile azat edilmiş köleler bıraktı. Kadına oğlu ve kocası mirasçı oldular. Sonra oğlu da ölünce oğlunun mirasçıları şöyle dediler: “Azatlı kölelerin velâsı bizimdir; çünkü kadının oğlu bu velâyı elde etmişti.” Cüheyneliler ise şöyle dediler: “Hayır, öyle değildir. Onlar bizim mensubumuz olan kadının azatlı köleleridir. Kadının çocuğu ölünce onların velâsı bize ait olur ve onlara biz mirasçı oluruz.” Eban b. Osman, azatlı kölelerin velâsının Cüheynelilere ait olduğuna hükmetti.
Muwatta Malik 1486
وَحَدَّثَنِي مَالِكٌ، أَنَّهُ بَلَغَهُ أَنَّ سَعِيدَ بْنَ الْمُسَيَّبِ، قَالَ فِي رَجُلٍ هَلَكَ وَتَرَكَ بَنِينَ لَهُ ثَلاَثَةً وَتَرَكَ مَوَالِيَ أَعْتَقَهُمْ هُوَ عَتَاقَةً ثُمَّ إِنَّ الرَّجُلَيْنِ مِنْ بَنِيهِ هَلَكَا وَتَرَكَا أَوْلاَدًا . فَقَالَ سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ يَرِثُ الْمَوَالِيَ الْبَاقِي مِنَ الثَّلاَثَةِ فَإِذَا هَلَكَ هُوَ فَوَلَدُهُ وَوَلَدُ إِخْوَتِهِ فِي وَلاَءِ الْمَوَالِي شَرَعٌ سَوَاءٌ .
Malik (r.a.)'den aktarıldığına göre, Said b. Müseyyeb şöyle demiştir: "Bir adam ölür, geride üç oğlunu ve azat etmiş olduğu kölelerin velâ hakkını bırakır. Sonra oğullarından ikisi ölür, geride çocuklarını bırakır. Üç oğuldan hayatta kalan, azatlı kölelerin velâ hakkına varis olur. O ölünce de kendi çocukları ile kardeşlerinin çocukları, azatlı kölelerin velâsında eşit olurlar."
Muwatta Malik 1487
وَحَدَّثَنِي مَالِكٌ، أَنَّهُ سَأَلَ ابْنَ شِهَابٍ عَنِ السَّائِبَةِ، قَالَ يُوَالِي مَنْ شَاءَ فَإِنْ مَاتَ وَلَمْ يُوَالِ أَحَدًا فَمِيرَاثُهُ لِلْمُسْلِمِينَ وَعَقْلُهُ عَلَيْهِمْ . قَالَ مَالِكٌ إِنَّ أَحْسَنَ مَا سُمِعَ فِي السَّائِبَةِ أَنَّهُ لاَ يُوَالِي أَحَدًا وَأَنَّ مِيرَاثَهُ لِلْمُسْلِمِينَ وَعَقْلَهُ عَلَيْهِمْ . قَالَ مَالِكٌ فِي الْيَهُودِيِّ وَالنَّصْرَانِيِّ يُسْلِمُ عَبْدُ أَحَدِهِمَا فَيُعْتِقُهُ قَبْلَ أَنْ يُبَاعَ عَلَيْهِ إِنَّ وَلاَءَ الْعَبْدِ الْمُعْتَقِ لِلْمُسْلِمِينَ وَإِنْ أَسْلَمَ الْيَهُودِيُّ أَوِ النَّصْرَانِيُّ بَعْدَ ذَلِكَ لَمْ يَرْجِعْ إِلَيْهِ الْوَلاَءُ أَبَدًا . قَالَ وَلَكِنْ إِذَا أَعْتَقَ الْيَهُودِيُّ أَوِ النَّصْرَانِيُّ عَبْدًا عَلَى دِينِهِمَا ثُمَّ أَسْلَمَ الْمُعْتَقُ قَبْلَ أَنْ يُسْلِمَ الْيَهُودِيُّ أَوِ النَّصْرَانِيُّ الَّذِي أَعْتَقَهُ ثُمَّ أَسْلَمَ الَّذِي أَعْتَقَهُ رَجَعَ إِلَيْهِ الْوَلاَءُ لأَنَّهُ قَدْ كَانَ ثَبَتَ لَهُ الْوَلاَءُ يَوْمَ أَعْتَقَهُ . قَالَ مَالِكٌ وَإِنْ كَانَ لِلْيَهُودِيِّ أَوِ النَّصْرَانِيِّ وَلَدٌ مُسْلِمٌ وَرِثَ مَوَالِيَ أَبِيهِ الْيَهُودِيِّ أَوِ النَّصْرَانِيِّ إِذَا أَسْلَمَ الْمَوْلَى الْمُعْتَقُ قَبْلَ أَنْ يُسْلِمَ الَّذِي أَعْتَقَهُ وَإِنْ كَانَ الْمُعْتَقُ حِينَ أُعْتِقَ مُسْلِمًا لَمْ يَكُنْ لِوَلَدِ النَّصْرَانِيِّ أَوِ الْيَهُودِيِّ الْمُسْلِمَيْنِ مِنْ وَلاَءِ الْعَبْدِ الْمُسْلِمِ شَىْءٌ لأَنَّهُ لَيْسَ لِلْيَهُودِيِّ وَلاَ لِلنَّصْرَانِيِّ وَلاَءٌ فَوَلاَءُ الْعَبْدِ الْمُسْلِمِ لِجَمَاعَةِ الْمُسْلِمِينَ .
Malik, İbn Şihab'a sâibe hakkında soru sorduğunu nakletti. İbn Şihab şöyle dedi: "Dilediği kimseyle velâ bağı kurar. Eğer hiç kimseyle velâ bağı kurmadan ölürse mirası Müslümanlara kalır ve diyeti de onlar tarafından ödenir." Malik dedi ki: "Sâibe hakkında işittiklerimin en güzeli, onun hiç kimseyle velâ bağı kurmaması, mirasının Müslümanlara kalması ve diyetinin onlar tarafından ödenmesidir." Malik, Yahudi veya Hristiyan bir kimsenin kölesi Müslüman olur da sahibi, köle kendisine rağmen sattırılmadan önce onu azat ederse, azat edilen kölenin velâsının Müslümanlara ait olacağını söyledi. Yahudi veya Hristiyan bundan sonra Müslüman olsa bile velâ hiçbir zaman ona dönmez. Malik dedi ki: "Ancak bir Yahudi veya Hristiyan, kendi dininden olan bir köleyi azat eder, sonra azat edilen kişi kendisini azat eden Yahudi veya Hristiyan Müslüman olmadan önce Müslüman olur, ardından onu azat eden kişi de Müslüman olursa velâ ona döner. Çünkü köleyi azat ettiği gün velâ hakkı onun için sabit olmuştu." Malik dedi ki: "Bir Yahudi veya Hristiyanın Müslüman bir çocuğu varsa ve azat edilmiş köle, kendisini azat eden kişi Müslüman olmadan önce Müslüman olmuşsa bu çocuk, Yahudi veya Hristiyan babasının mevlâlarına mirasçı olur. Fakat azat edilen köle, azat edildiği sırada Müslüman ise Hristiyan veya Yahudinin Müslüman çocuklarının bu Müslüman kölenin velâsında hiçbir hakkı yoktur. Çünkü Yahudi veya Hristiyanın velâ hakkı yoktur. Dolayısıyla Müslüman kölenin velâsı bütün Müslümanlara aittir."
Muwatta Malik 1488