Muvatta Malik

1398 numaralı hadis

قَالَ يَحْيَى قَالَ مَالِكٌ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عُمَارَةَ، عَنْ أَبِي بَكْرِ بْنِ حَزْمٍ، أَنَّ عُثْمَانَ بْنَ عَفَّانَ، قَالَ إِذَا وَقَعَتِ الْحُدُودُ فِي الأَرْضِ فَلاَ شُفْعَةَ فِيهَا وَلاَ شُفْعَةَ فِي بِئْرٍ وَلاَ فِي فَحْلِ النَّخْلِ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَعَلَى هَذَا الأَمْرُ عِنْدَنَا ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَلاَ شُفْعَةَ فِي طَرِيقٍ صَلُحَ الْقَسْمُ فِيهَا أَوْ لَمْ يَصْلُحْ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَالأَمْرُ عِنْدَنَا أَنَّهُ لاَ شُفْعَةَ فِي عَرْصَةِ دَارٍ صَلُحَ الْقَسْمُ فِيهَا أَوْ لَمْ يَصْلُحْ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ فِي رَجُلٍ اشْتَرَى شِقْصًا مِنْ أَرْضٍ مُشْتَرَكَةٍ عَلَى أَنَّهُ فِيهَا بِالْخِيَارِ فَأَرَادَ شُرَكَاءُ الْبَائِعِ أَنْ يَأْخُذُوا مَا بَاعَ شَرِيكُهُمْ بِالشُّفْعَةِ قَبْلَ أَنْ يَخْتَارَ الْمُشْتَرِي إِنَّ ذَلِكَ لاَ يَكُونُ لَهُمْ حَتَّى يَأْخُذَ الْمُشْتَرِي وَيَثْبُتَ لَهُ الْبَيْعُ فَإِذَا وَجَبَ لَهُ الْبَيْعُ فَلَهُمُ الشُّفْعَةُ ‏.‏ وَقَالَ مَالِكٌ فِي الرَّجُلِ يَشْتَرِي أَرْضًا فَتَمْكُثُ فِي يَدَيْهِ حِينًا ثُمَّ يَأْتِي رَجُلٌ فَيُدْرِكُ فِيهَا حَقًّا بِمِيرَاثٍ إِنَّ لَهُ الشُّفْعَةَ إِنْ ثَبَتَ حَقُّهُ وَإِنَّ مَا أَغَلَّتِ الأَرْضُ مِنْ غَلَّةٍ فَهِيَ لِلْمُشْتَرِي الأَوَّلِ إِلَى يَوْمِ يَثْبُتُ حَقُّ الآخَرِ لأَنَّهُ قَدْ كَانَ ضَمِنَهَا لَوْ هَلَكَ مَا كَانَ فِيهَا مِنْ غِرَاسٍ أَوْ ذَهَبَ بِهِ سَيْلٌ ‏.‏ قَالَ فَإِنْ طَالَ الزَّمَانُ أَوْ هَلَكَ الشُّهُودُ أَوْ مَاتَ الْبَائِعُ أَوِ الْمُشْتَرِي أَوْ هُمَا حَيَّانِ فَنُسِيَ أَصْلُ الْبَيْعِ وَالاِشْتِرَاءِ لِطُولِ الزَّمَانِ فَإِنَّ الشُّفْعَةَ تَنْقَطِعُ وَيَأْخُذُ حَقَّهُ الَّذِي ثَبَتَ لَهُ وَإِنْ كَانَ أَمْرُهُ عَلَى غَيْرِ هَذَا الْوَجْهِ فِي حَدَاثَةِ الْعَهْدِ وَقُرْبِهِ وَأَنَّهُ يَرَى أَنَّ الْبَائِعَ غَيَّبَ الثَّمَنَ وَأَخْفَاهُ لِيَقْطَعَ بِذَلِكَ حَقَّ صَاحِبِ الشُّفْعَةِ قُوِّمَتِ الأَرْضُ عَلَى قَدْرِ مَا يُرَى أَنَّهُ ثَمَنُهَا فَيَصِيرُ ثَمَنُهَا إِلَى ذَلِكَ ثُمَّ يُنْظَرُ إِلَى مَا زَادَ فِي الأَرْضِ مِنْ بِنَاءٍ أَوْ غِرَاسٍ أَوْ عِمَارَةٍ فَيَكُونُ عَلَى مَا يَكُونُ عَلَيْهِ مَنِ ابْتَاعَ الأَرْضَ بِثَمَنٍ مَعْلُومٍ ثُمَّ بَنَى فِيهَا وَغَرَسَ ثُمَّ أَخَذَهَا صَاحِبُ الشُّفْعَةِ بَعْدَ ذَلِكَ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَالشُّفْعَةُ ثَابِتَةٌ فِي مَالِ الْمَيِّتِ كَمَا هِيَ فِي مَالِ الْحَىِّ فَإِنْ خَشِيَ أَهْلُ الْمَيِّتِ أَنْ يَنْكَسِرَ مَالُ الْمَيِّتِ قَسَمُوهُ ثُمَّ بَاعُوهُ فَلَيْسَ عَلَيْهِمْ فِيهِ شُفْعَةٌ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَلاَ شُفْعَةَ عِنْدَنَا فِي عَبْدٍ وَلاَ وَلِيدَةٍ وَلاَ بَعِيرٍ وَلاَ بَقَرَةٍ وَلاَ شَاةٍ وَلاَ فِي شَىْءٍ مِنَ الْحَيَوَانِ وَلاَ فِي ثَوْبٍ وَلاَ فِي بِئْرٍ لَيْسَ لَهَا بَيَاضٌ إِنَّمَا الشُّفْعَةُ فِيمَا يَصْلُحُ أَنَّهُ يَنْقَسِمُ وَتَقَعُ فِيهِ الْحُدُودُ مِنَ الأَرْضِ فَأَمَّا مَا لاَ يَصْلُحُ فِيهِ الْقَسْمُ فَلاَ شُفْعَةَ فِيهِ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَمَنِ اشْتَرَى أَرْضًا فِيهَا شُفْعَةٌ لِنَاسٍ حُضُورٍ فَلْيَرْفَعْهُمْ إِلَى السُّلْطَانِ فَإِمَّا أَنْ يَسْتَحِقُّوا وَإِمَّا أَنْ يُسَلِّمَ لَهُ السُّلْطَانُ فَإِنْ تَرَكَهُمْ فَلَمْ يَرْفَعْ أَمْرَهُمْ إِلَى السُّلْطَانِ وَقَدْ عَلِمُوا بِاشْتِرَائِهِ فَتَرَكُوا ذَلِكَ حَتَّى طَالَ زَمَانُهُ ثُمَّ جَاءُوا يَطْلُبُونَ شُفْعَتَهُمْ فَلاَ أَرَى ذَلِكَ لَهُمْ ‏.‏

Yahyâ, Mâlik'in Muhammed b. Umâre'den, onun Ebû Bekir b. Hazm'dan naklettiğine göre Osman b. Affân'ın şöyle dediğini bildirdi: Arazide sınırlar belirlendiğinde artık onda şüf'a yoktur. Kuyuda da hurmanın erkek ağacında da şüf'a yoktur. Mâlik dedi ki: Bizdeki uygulama da bunun üzerinedir. Mâlik dedi ki: Taksimi mümkün olsun veya olmasın, yolda şüf'a yoktur. Mâlik dedi ki: Bizdeki uygulamaya göre, taksimi mümkün olsun veya olmasın, ev arsasında şüf'a yoktur. Mâlik, ortak bir arazideki payı muhayyerlik şartıyla satın alan kimse hakkında şöyle dedi: Satıcının ortakları, alıcı tercihini yapmadan önce ortaklarının sattığı payı şüf'a ile almak isterlerse bu hakka sahip olmazlar. Alıcı satın almayı tercih edip satış onun için kesinleşince şüf'a hakları doğar. Mâlik, bir arazi satın alıp bir süre elinde bulunduran, ardından miras yoluyla o arazide hakkı bulunduğunu ortaya koyan bir kimsenin gelmesi hakkında şöyle dedi: Hakkı sabit olursa onun şüf'a hakkı vardır. Arazinin, diğerinin hakkının sabit olduğu güne kadar getirdiği ürün ilk alıcıya aittir. Çünkü arazideki dikili şeyler helak olsaydı veya sel onları götürseydi bunların sorumluluğu ona ait olacaktı. Aradan uzun zaman geçer, şahitler ölür, satıcı veya alıcı ölür yahut ikisi de sağ olmakla birlikte uzun zaman geçtiğinden satış ve satın almanın aslı unutulursa şüf'a hakkı düşer; mirasçılıkla sabit olan hakkını alır. Fakat olay yakın zamanda gerçekleşmiş ve satıcının şüf'a sahibinin hakkını düşürmek için bedeli gizlediği kanaatine varılmışsa, arazi muhtemel bedeline göre değerlenir ve bedeli bu şekilde belirlenir. Daha sonra arazide bina, dikim veya başka bir imar yoluyla meydana gelen artışa bakılır. Bunun hükmü, araziyi belirli bir bedelle satın aldıktan sonra orada bina yapan ve ağaç diken kişinin arazisinin şüf'a sahibi tarafından sonradan alınmasının hükmü gibidir. Mâlik dedi ki: Şüf'a, dirinin malında olduğu gibi ölünün malında da sabittir. Ölünün yakınları terekenin zarara uğramasından korkarak onu taksim edip sonra satarlarsa, sattıkları şeyde aleyhlerine şüf'a yoktur. Mâlik dedi ki: Bizde kölede, câriyede, devede, sığırda, koyunda, herhangi bir hayvanda, elbisede ve çevresinde boş arazisi bulunmayan kuyuda şüf'a yoktur. Şüf'a ancak araziden taksime elverişli ve sınırların belirlenebileceği şeylerde olur. Taksime elverişli olmayan şeyde şüf'a yoktur. Mâlik dedi ki: Hazır bulunan kimselerin şüf'a hakkı olan bir araziyi satın alan kişi, onları hükümdarın huzuruna çıkarsın. Onlar ya haklarını elde ederler ya da hükümdar araziyi onun için kesinleştirir. Onların satın almayı bildikleri hâlde meseleyi hükümdara götürmez ve uzun zaman geçinceye kadar bekler, sonra da şüf'a haklarını istemek üzere gelirlerse, bu hakkın onlar için devam ettiği kanaatinde değilim.

Muwatta Malik 1398