وعن مُعَاذِ بنِ جَبَل رضي اللهُ عَنْهُ، قال: كُنْتُ رِدْفَ النَّبيِّ صلى الله عليه وسلم على حِمار فقال: يَا مُعَاذُ هَل تَدري مَا حَقُّ الله عَلَى عِبادهِ، ومَا حَقُّ الْعِبادِ عَلى الله؟ قلت: الله وَرَسُولُه أَعْلَمُ. قال: فَإنَّ حَقَّ الله عَلى العِبَادِ أن يَعْبُدُوهُ وَلا يُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا، وَحَقَّ العِبَادِ عَلى الله أن لا يُعَذِّبَ مَنْ لا يُشرِكُ بهِ شَيْئًا. فقلتُ: يا رسولَ الله أَفَلا أُبَشِّرُ النَّاسَ؟ قال: لا تُبَشِّرْهُمْ فَيَتَّكِلُوا.
Muaz İbn-i Cebel (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Bir gün merkep üzerinde Rasulullah’ın arkasında bulunuyordum. Bana şöyle dedi: “Ya Muaz! Allah’ın kullar üzerinde ve kulların da Allah üzerinde ne hakkı vardır, bilir misin?” Ben, “Allah ve Resulü daha iyi bilir.” deyince Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem): “Allah’ın kulları üzerindeki hakkı, onların sadece Allah’a kulluk etmeleri ve hiçbir şeyi O’na ortak koşmamalarıdır. Kulların da Allah üzerindeki hakkı, kendisine hiçbir şeyi ortak tutmayanlara azap etmemesidir.” buyurdu. Ben hemen: “Ey Allah’ın Resulü! Bunu insanlara müjdeleyeyim mi?” dedim. “Müjdeleme, onlar buna güvenirler de kulluğu ihmal ederler.” buyurdu. (Buhari, Cihad 46; Müslim, İman 48)