HADİS KÜTÜPHANESİ

Riyazus Salihin

368 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

ALLAH’IN RAHMETİNİ ÜMİD ETMEK

28 hadis

عَنْ عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ ﷺ: مَنْ شَهِدَ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، وَأَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ، وَأَنَّ عِيسَى عَبْدُ اللهِ وَرَسُولُهُ وَكَلِمَتُهُ أَلْقَاهَا إِلَى مَرْيَمَ وَرُوحٌ مِنْهُ، وَالْجَنَّةُ حَقٌّ وَالنَّارُ حَقٌّ، أَدْخَلَهُ اللهُ الْجَنَّةَ عَلَى مَا كَانَ مِنَ الْعَمَلِ. وَفِي رِوَايَةٍ لِمُسْلِمٍ: مَنْ شَهِدَ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ، وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللهِ، حَرَّمَ اللهُ عَلَيْهِ النَّارَ.

Ubade ibni’s-Samit (Allah ondan razı olsun)’dan bildirildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kim Allah’tan başka gerçek ilah olmadığına, Allah’ın bir ve ortağının bulunmadığına, Muhammed’in Allah’ın kulu ve Rasulü olduğuna, İsa’nın da Allah’ın kulu ve elçisi, Meryem’e bıraktığı kelimesi ve Allah tarafından verilen bir ruh olduğuna, cennetin ve cehennemin hak ve gerçek olduğuna şehadet ederse, hangi amel üzerinde olursa olsun Allah onu cennete koyar.” (Buhari, Enbiya 47; Müslim, İman 46) Müslim’in başka bir rivayetinde: “Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasulü olduğuna şehadet eden kimseye Allah cehennemi haram kılar.” (Müslim, İman 47)

Riyazus-Salihin 413

عَنْ أَبِي ذَرٍّ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ ﷺ: يَقُولُ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ: مَنْ جَاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ عَشْرُ أَمْثَالِهَا أَوْ أَزِيدُ، وَمَنْ جَاءَ بِالسَّيِّئَةِ فَجَزَاءُ سَيِّئَةٍ سَيِّئَةٌ مِثْلُهَا أَوْ أَغْفِرُ. وَمَنْ تَقَرَّبَ مِنِّي شِبْرًا تَقَرَّبْتُ مِنْهُ ذِرَاعًا، وَمَنْ تَقَرَّبَ مِنِّي ذِرَاعًا تَقَرَّبْتُ مِنْهُ بَاعًا، وَمَنْ أَتَانِي يَمْشِي أَتَيْتُهُ هَرْوَلَةً، وَمَنْ لَقِيَنِي بِقُرَابِ الْأَرْضِ خَطِيئَةً لَا يُشْرِكُ بِي شَيْئًا لَقِيتُهُ بِمِثْلِهَا مَغْفِرَةً.

Ebu Zer (Allah ondan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Allah’ın şöyle buyurduğunu haber vermiştir: “Kim bir hayır ve iyilik işlerse ona on kat sevap vardır veya daha da artırırım. Kim bir kötülük ve günah işlerse onun karşılığı kendisi kadardır ya da onu bağışlarım. Kim bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir arşın yaklaşırım. Bana bir arşın yaklaşana ben bir kulaç yaklaşırım. Bana yürüyerek gelene ben koşarak gelirim. Kim bana hiçbir şeyi ortak koşmaksızın yeryüzünü dolduracak kadar günahla huzuruma gelirse ben de onu o kadar bağışlama ile karşılarım.” (Müslim, Zikir 22)

Riyazus-Salihin 414

عَنْ جَابِرٍ رضي الله عنه قال: جَاءَ أَعْرَابِيٌّ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، مَا الْمُوجِبَتَانِ؟ فَقالَ: مَنْ مَاتَ لَا يُشْرِكُ بِاللَّهِ شَيْئًا دَخَلَ الْجَنَّةَ، وَمَنْ مَاتَ يُشْرِكُ بِاللَّهِ شَيْئًا دَخَلَ النَّارَ.

Cabir ibni Abdullah (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’e bir bedevi geldi ve: Ey Allah’ın Rasulü, cennete veya cehenneme girmeyi gerektiren haller nelerdir? diye sordu. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) de: “Allah’a ortak koşmadan ölen cennete girer, Allah’a ortak koşarak ölen de cehennemi boylar”, buyurdular. (Müslim, İman 151)

Riyazus-Salihin 415

عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ رضي الله عنه أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم، وَمُعَاذٌ رَدِيفُهُ عَلَى الرَّحْلِ، قالَ: يَا مُعَاذُ؟ قالَ: لَبَّيْكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَسَعْدَيْكَ. قالَ: يَا مُعَاذُ؟ قالَ: لَبَّيْكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَسَعْدَيْكَ. قالَ: يَا مُعَاذُ؟ قالَ: لَبَّيْكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَسَعْدَيْكَ، ثَلَاثًا. قالَ: مَا مِنْ عَبْدٍ يَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ، وَأَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ، صِدْقًا مِنْ قَلْبِهِ، إِلَّا حَرَّمَهُ اللَّهُ عَلَى النَّارِ. قالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَفَلَا أُخْبِرُ بِهِ النَّاسَ فَيَسْتَبْشِرُوا؟ قالَ: إِذًا يَتَّكِلُوا. فَأَخْبَرَ بِهَا مُعَاذٌ عِنْدَ مَوْتِهِ تَأَثُّمًا.

Enes (Allah ondan razı olsun)’dan bildirildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem), devesine bindirdiği Muaz’a bir yolculukta üç sefer: Ya Muaz, diye seslendi. O da her defasında: Buyur, emret ey Allah’ın Rasulü! diye cevap vermişti. Bunun üzerine Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem): “Kim Allah’tan başka gerçek ilah olmadığına ve Muhammed (sallallahu aleyhi vesellem)’in Allah’ın kulu ve peygamberi olduğuna samimi olarak şehadet ederse Allah ona cehennemi haram eder”, buyurmuştur. Muaz: “Bu müjdeyi Müslümanlara haber vereyim de sevinsinler mi, ey Allah’ın Rasulü?” diye izin istemiş. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) de: “Belki onlar buna güvenirler ve yararlı işler yapmaz olurlar”, buyurmuştur. Muaz, böyle bir bilgiyi gizlemiş olmak günahından kurtulmak için ölürken haber vermiştir. (Buhari, İlim 49; Müslim, İman 53)

Riyazus-Salihin 416

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَوْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ رضي الله عنهما، شَكَّ الرَّاوِي، وَلَا يَضُرُّ الشَّكُّ فِي عَيْنِ الصَّحَابِيِّ؛ لِأَنَّهُمْ كُلَّهُمْ عُدُولٌ، قالَ: لَمَّا كَانَ غَزْوَةُ تَبُوكَ، أَصَابَ النَّاسَ مَجَاعَةٌ، فَقالُوا: يَا رَسُولَ اللَّهِ، لَوْ أَذِنْتَ لَنَا فَنَحَرْنَا نَوَاضِحَنَا، فَأَكَلْنَا وَادَّهَنَّا؟ فَقالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: «افْعَلُوا». فَجَاءَ عُمَرُ رضي الله عنه، فَقالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنْ فَعَلْتَ قَلَّ الظَّهْرُ، وَلَكِنِ ادْعُهُمْ بِفَضْلِ أَزْوَادِهِمْ، ثُمَّ ادْعُ اللَّهَ لَهُمْ عَلَيْهَا بِالْبَرَكَةِ، لَعَلَّ اللَّهَ أَنْ يَجْعَلَ فِي ذَلِكَ الْبَرَكَةَ. فَقالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: «نَعَمْ». فَدَعَا بِنِطْعٍ فَبَسَطَهُ، ثُمَّ دَعَا بِفَضْلِ أَزْوَادِهِمْ، فَجَعَلَ الرَّجُلُ يَجِيءُ بِكَفِّ ذُرَةٍ، وَيَجِيءُ الْآخَرُ بِكَفِّ تَمْرٍ، وَيَجِيءُ الْآخَرُ بِكِسْرَةٍ، حَتَّى اجْتَمَعَ عَلَى النِّطْعِ مِنْ ذَلِكَ شَيْءٌ يَسِيرٌ، فَدَعَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَيْهِ بِالْبَرَكَةِ، ثُمَّ قالَ: «خُذُوا فِي أَوْعِيَتِكُمْ». فَأَخَذُوا فِي أَوْعِيَتِهِمْ حَتَّى مَا تَرَكُوا فِي الْعَسْكَرِ وِعَاءً إِلَّا مَلَؤُوهُ، وَأَكَلُوا حَتَّى شَبِعُوا، وَفَضَلَ فَضْلَةٌ، فَقالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: «أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ، وَأَنِّي رَسُولُ اللَّهِ، لَا يَلْقَى اللَّهَ بِهِمَا عَبْدٌ غَيْرَ شَاكٍّ فَيُحْجَبَ عَنِ الْجَنَّةِ».

Ebu Hüreyre yahut Ebu Said el-Hudrî (Allah onlardan razı olsun)’den rivayet olunmuştur. Tebük gazvesinde halk şiddetli açlıkla karşı karşıya kaldığında sahabeler: Ey Allah’ın Rasulü! İzin verseniz de develerimizi kesip yesek ve iç yağı elde etsek, dediler. Peygamberimiz: “Olur, öyle yapın”, dedi. Derken Ömer (Allah ondan razı olsun) geldi ve: Ey Allah’ın Rasulü! Develeri kesmelerine izin verirsen orduda binek azalır. Fakat ellerindeki azıkları getirmelerini emretseniz ve onların bereketlenmesi için dua etseniz daha uygun olur. Umulur ki Allah da böylece bereket ihsan eder, dedi. Bunun üzerine Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem): “Peki, öyle yapalım”, buyurdular. Deriden bir sergi serilerek herkeste mevcut olan erzakın getirilmesini emretti. Askerlerden kimi bir avuç darı, kimisi bir avuç hurma, kimi de ekmek parçaları getirdi. Sergi üzerinde gerçekten pek az bir şey toplandı. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem), bereket vermesi için Allah’a dua etti ve sonra: “Buradan alıp kaplarınızı doldurunuz”, buyurdu. Tüm askerler kaplarını doldurdular; doldurulmadık bir kap bırakmadılar. Sonra da doyuncaya kadar yediler, yine de arttı. Sonra Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Allah’tan başka gerçek ilah olmadığına ve benim Allah’ın Rasulü olduğuma şehadet ederim. Bu ikisine şüphe etmeden inanmış olarak Allah’a kavuşan hiçbir kul cennetten alıkonulmaz.” (Müslim, İman 45)

Riyazus-Salihin 417

عَنْ عِتْبَانَ بْنِ مَالِكٍ رضي الله عنه، وَهُوَ مِمَّنْ شَهِدَ بَدْرًا، قَالَ: كُنْتُ أُصَلِّي لِقَوْمِي بَنِي سَالِمٍ، وَكَانَ يَحُولُ بَيْنِي وَبَيْنَهُمْ وَادٍ إِذَا جَاءَتِ الْأَمْطَارُ، فَيَشُقُّ عَلَيَّ اجْتِيَازُهُ قِبَلَ مَسْجِدِهِمْ، فَجِئْتُ رَسُولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ لَهُ: إِنِّي أَنْكَرْتُ بَصَرِي، وَإِنَّ الْوَادِيَ الَّذِي بَيْنِي وَبَيْنَ قَوْمِي يَسِيلُ إِذَا جَاءَتِ الْأَمْطَارُ، فَيَشُقُّ عَلَيَّ اجْتِيَازُهُ، فَوَدِدْتُ أَنَّكَ تَأْتِي، فَتُصَلِّي فِي بَيْتِي مَكَانًا أَتَّخِذُهُ مُصَلًّى، فَقَالَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم: «سَأَفْعَلُ». فَغَدَا عَلَيَّ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبُو بَكْرٍ رضي الله عنه، بَعْدَ مَا اشْتَدَّ النَّهَارُ، وَاسْتَأْذَنَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم فَأَذِنْتُ لَهُ، فَلَمْ يَجْلِسْ حَتَّى قَالَ: «أَيْنَ تُحِبُّ أَنْ أُصَلِّيَ مِنْ بَيْتِكَ؟» فَأَشَرْتُ لَهُ إِلَى الْمَكَانِ الَّذِي أُحِبُّ أَنْ يُصَلِّيَ فِيهِ، فَقَامَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم، فَكَبَّرَ وَصَفَفْنَا وَرَاءَهُ، فَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ سَلَّمَ وَسَلَّمْنَا حِينَ سَلَّمَ، فَحَبَسْتُهُ عَلَى خَزِيرَةٍ تُصْنَعُ لَهُ، فَسَمِعَ أَهْلُ الدَّارِ أَنَّ رَسُولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم فِي بَيْتِي، فَثَابَ رِجَالٌ مِنْهُمْ حَتَّى كَثُرَ الرِّجَالُ فِي الْبَيْتِ، فَقَالَ رَجُلٌ: مَا فَعَلَ مَالِكٌ؟ لَا أَرَاهُ! فَقَالَ رَجُلٌ: ذَلِكَ مُنَافِقٌ لَا يُحِبُّ اللهَ وَرَسُولَهُ، فَقَالَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم: «لَا تَقُلْ ذَلِكَ، أَلَا تَرَاهُ قَالَ: لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ، يَبْتَغِي بِذَلِكَ وَجْهَ اللهِ تَعَالَى؟» فَقَالَ: اللهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ، أَمَّا نَحْنُ فَوَاللهِ مَا نَرَى وُدَّهُ وَلَا حَدِيثَهُ إِلَّا إِلَى الْمُنَافِقِينَ! فَقَالَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم: «فَإِنَّ اللهَ قَدْ حَرَّمَ عَلَى النَّارِ مَنْ قَالَ: لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ، يَبْتَغِي بِذَلِكَ وَجْهَ اللهِ».

Bedir gazasına katılan sahabilerden İtban ibni Malik (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Ben kavmim Beni Salim'e namaz kıldırırdım. Benim evimle onlar arasında bir vadi bulunuyordu. Yağmur yağdığı zaman mescide gitmek benim için zorlaşıyordu. Bu yüzden Rasulullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) geldim ve şöyle dedim: -Ey Allah'ın Rasulü, gözlerim zayıfladı. Yağmurlar yağınca dere sularla doluyor ve mescit tarafına geçmem zor oluyor. Bundan dolayı evime teşrif edip bir tarafında namaz kılsanız da ben de orayı namazgâh edinsem, dedim. Rasulullah da: “Bunu yaparım”, buyurdu. Ertesi sabah güneşin yükseldiği bir vakitte Ebubekir ile birlikte Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bana geldi. İzin istedi, izin verdim. İçeri girdi, daha oturmadan: “Evinin neresinde namaz kılmamı istersin?” buyurdu. Namaz kılmasını istediğim yeri gösterdim. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) orada tekbir alıp namaza durdu. Biz de arkasında saf olduk. Bize iki rekât namaz kıldırıp selam verdi, biz de selam verdik. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) için hazırlanmış, iç yağı ile pişirilen un çorbasını (hazire) yemesi için onu alıkoyduk. Mahalle halkı Peygamber'in bizim evimize geldiğini haber alınca evde epeyce insan toplanmıştı. İçlerinden biri: -Malik ibni Duhşum ne yaptı? Onu göremiyorum, diye sordu. Bir başkası da: -O, Allah'ı ve Rasulünü sevmeyen bir münafıktır, dedi. Bunu duyan Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) o kimseye: “Böyle deme! Görmüyor musun, o Allah'ın rızasını dileyerek Lâ ilâhe illallah diyor”, buyurdu. O adam: -Allah ve Rasulü daha iyi bilir. Fakat Allah'a yemin olsun ki biz Malik'in yalnızca münafıkları sevdiğini ve onlarla konuştuğunu görüyoruz, dedi. Rasulullah da bunun üzerine şöyle buyurdu: “Allah'ın rızasını gözeterek Lâ ilâhe illallah diyen kimseye Allah cehennemi haram kılmıştır.” (Buhari, Salat 45; Müslim, İman 54)

Riyazus-Salihin 418

عَنْ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ رضي الله عنه قَالَ: قَدِمَ عَلَى رَسُولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم بِسَبْيٍ، فَإِذَا امْرَأَةٌ مِنَ السَّبْيِ تَسْعَى، إِذْ وَجَدَتْ صَبِيًّا فِي السَّبْيِ أَخَذَتْهُ، فَأَلْزَقَتْهُ بِبَطْنِهَا، فَأَرْضَعَتْهُ، فَقَالَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم: «أَتَرَوْنَ هَذِهِ الْمَرْأَةَ طَارِحَةً وَلَدَهَا فِي النَّارِ؟» قُلْنَا: لَا، وَاللهِ. فَقَالَ: «لَلَّهُ أَرْحَمُ بِعِبَادِهِ مِنْ هَذِهِ بِوَلَدِهَا».

Ömer ibni Hattab (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Bir gün Rasulullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) esirler getirildi. Esirler arasında çocuğunu arayan bir kadın vardı. Kadın, esirler arasında bir çocuk bulunca onu kucağına aldı, bağrına bastı ve emzirdi. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) çevresindekilere: -Hiç bu kadın çocuğunu ateşe atar mı? diye sordu. Onlar: -Allah'a yemin olsun ki asla atmaz, cevabını verdiler. Bunun üzerine Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): -Allah'ın kullarına olan merhameti, bu kadının çocuğuna olan merhametinden daha fazladır, buyurdu. (Buhari, Edeb 18)

Riyazus-Salihin 419

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم: «لَمَّا خَلَقَ اللهُ الْخَلْقَ، كَتَبَ فِي كِتَابٍ، فَهُوَ عِنْدَهُ فَوْقَ الْعَرْشِ: إِنَّ رَحْمَتِي تَغْلِبُ غَضَبِي». وَفِي رِوَايَةٍ: «غَلَبَتْ غَضَبِي». وَفِي رِوَايَةٍ: «سَبَقَتْ غَضَبِي».

Ebu Hüreyre'den (Allah ondan razı olsun) rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah bütün varlıkları yarattığı zaman, arşın üstünde bulunan kendi katındaki bir kitaba: ‘Rahmetim gazabıma galip gelir’, diye yazmıştır.” (Buhari, Bed'ü'l-Halk 1) Bir başka rivayette: “Rahmetim gazabıma galip oldu, üstün geldi”, şeklindedir. (Buhari, Bed'ü'l-Halk 4) Başka bir rivayette: “Rahmetim gazabımı geçmiştir”, şeklindedir. (Buhari, Tevhid 15; Müslim, Tevbe 14)

Riyazus-Salihin 420

وَعَنْهُ قال : سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ ﷺ يَقُولُ : جَعَلَ اللَّهُ الرَّحْمَةَ مِائَةَ جُزْءٍ، فَأَمْسَكَ عِنْدَهُ تِسْعَةً وَتِسْعِينَ، وَأَنْزَلَ فِي الْأَرْضِ جُزْءًا وَاحِدًا، فَمِنْ ذَلِكَ الْجُزْءِ يَتَرَاحَمُ الْخَلْقُ حَتَّى تَرْفَعَ الدَّابَّةُ حَافِرَهَا عَنْ وَلَدِهَا خَشْيَةَ أَنْ تُصِيبَهُ. وَفِي رِوَايَةٍ: إِنَّ لِلَّهِ مِائَةَ رَحْمَةٍ، أَنْزَلَ مِنْهَا رَحْمَةً وَاحِدَةً بَيْنَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ وَالْبَهَائِمِ وَالْهَوَامِّ، فَبِهَا يَتَعَاطَفُونَ، وَبِهَا يَتَرَاحَمُونَ، وَبِهَا تَعْطِفُ الْوَحْشُ عَلَى وَلَدِهَا، وَأَخَّرَ اللَّهُ تِسْعًا وَتِسْعِينَ رَحْمَةً يَرْحَمُ بِهَا عِبَادَهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ. وَفِي رِوَايَةٍ لِمُسْلِمٍ أَيْضًا مِنْ سَلْمَانَ الْفَارِسِيِّ رضي الله عنه قال : قال رسولُ اللَّهِ ﷺ : إِنَّ لِلَّهِ مِائَةَ رَحْمَةٍ، فَمِنْهَا رَحْمَةٌ بِهَا يَتَرَاحَمُ الْخَلْقُ بَيْنَهُمْ، وَتِسْعَةٌ وَتِسْعُونَ لِيَوْمِ الْقِيَامَةِ. وَفِي رِوَايَةٍ : إِنَّ اللَّهَ خَلَقَ يَوْمَ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ مِائَةَ رَحْمَةٍ، كُلُّ رَحْمَةٍ طِبَاقَ مَا بَيْنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ، فَجَعَلَ مِنْهَا فِي الْأَرْضِ رَحْمَةً، فَبِهَا تَعْطِفُ الْوَالِدَةُ عَلَى وَلَدِهَا، وَالْوَحْشُ وَالطَّيْرُ بَعْضُهَا عَلَى بَعْضٍ، فَإِذَا كَانَ يَوْمُ الْقِيَامَةِ أَكْمَلَهَا بِهَذِهِ الرَّحْمَةِ.

Yine Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre, Rasulullah'ı (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyururken dinledim, demiştir: “Allah rahmetini yüz parçaya ayırmıştır. Doksan dokuz parçasını kendi katında alıkoymuş, birini yeryüzüne indirmiştir. İşte yeryüzünde varlıklar bu bir parça rahmet sebebiyle birbirlerine acır ve şefkatli davranırlar. Hatta hayvanlar bile bu merhamet yüzünden yavrusunu ezmemek için ayağını kaldırır.” Bir başka rivayette şöyle buyurulur: “Allah'ın yüz rahmeti vardır. Birini cinlerin, insanların, hayvanların ve böceklerin arasına indirmiştir. Onlar bu bir parça rahmet sebebiyle birbirlerine şefkat gösterir ve birbirlerine acırlar. Vahşi hayvanlar bu sebeple yavrularına şefkat gösterir. Rahmetinin doksan dokuz parçasını da ahirette kullarına rahmet etmek için kıyamet gününe bırakmıştır.” Yine Müslim'in Selman-ı Farisi'den rivayetine göre Rasulullah şöyle buyurmuştur: “Allah'ın yüz rahmeti vardır. Bu rahmetten bir tanesi sebebiyle varlıklar birbirlerine şefkat ve merhamet gösterirler. Diğer doksan dokuzu ise kıyamet günü içindir.” Yine Müslim'in başka bir rivayetinde Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: “Allah gökleri ve yeri yarattığı gün yüz rahmet de yaratmıştır. Her bir rahmet gökle yer arasını dolduracak büyüklüktedir. Bunlardan birini yeryüzüne indirmiştir. İşte anne yavrusuna bu yüzden şefkat gösterir. Vahşi hayvanlar ve kuşlar da bundan dolayı birbirlerine merhamet ederler. Kıyamet günü olunca Allah bu rahmetle yüzü tamamlar.”

Riyazus-Salihin 421

وَعَنْهُ عَنِ النَّبِيِّ ﷺ فِيمَا يَحْكِي عَنْ رَبِّهِ تَبَارَكَ وَتَعَالَى، قال : أَذْنَبَ عَبْدٌ ذَنْبًا، فَقال : اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي ذَنْبِي. فَقال اللهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى: أَذْنَبَ عَبْدِي ذَنْبًا فَعَلِمَ أَنَّ لَهُ رَبًّا يَغْفِرُ الذَّنْبَ، وَيَأْخُذُ بِالذَّنْبِ، ثُمَّ عَادَ فَأَذْنَبَ فَقال : أَيْ رَبِّ، اغْفِرْ لِي ذَنْبِي. فَقال تَبَارَكَ وَتَعَالَى: أَذْنَبَ عَبْدِي ذَنْبًا فَعَلِمَ أَنَّ لَهُ رَبًّا يَغْفِرُ الذَّنْبَ، وَيَأْخُذُ بِالذَّنْبِ. ثُمَّ عَادَ فَأَذْنَبَ فَقال : أَيْ رَبِّ، اغْفِرْ لِي ذَنْبِي، فَقال تَبَارَكَ وَتَعَالَى: أَذْنَبَ عَبْدِي ذَنْبًا فَعَلِمَ أَنَّ لَهُ رَبًّا يَغْفِرُ الذَّنْبَ وَيَأْخُذُ بِالذَّنْبِ، قَدْ غَفَرْتُ لِعَبْدِي فَلْيَفْعَلْ مَا شَاءَ. مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ.

Yine Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem), Allah'tan naklederek şöyle buyurmuştur: “Bir kul bir günah işledi ve ‘Allah'ım, benim günahımı bağışla’ dedi. Bunun üzerine Allah, ‘Kulum bir günah işledi ve günahı bağışlayan ve günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi olduğunu bildi’ buyurdu. Sonra kul tekrar bir günah işledi ve ‘Ey Rabbim, günahımı bağışla’ dedi. Allah, ‘Kulum bir günah işledi ve günahı bağışlayan ve günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi olduğunu bildi’ buyurdu. Sonra kul tekrar bir günah işledi ve ‘Ey Rabbim, günahımı bağışla’ dedi. Allah, ‘Kulum bir günah işledi ve günahı bağışlayan ve günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi olduğunu bildi. Ben kulumu bağışladım; artık dilediğini yapsın’ buyurdu.”

Riyazus-Salihin 422

وَعَنْهُ قال : قال رسولُ اللَّهِ ﷺ : وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ، لَوْ لَمْ تُذْنِبُوا لَذَهَبَ اللَّهُ بِكُمْ، وَجَاءَ بِقَوْمٍ يُذْنِبُونَ، فَيَسْتَغْفِرُونَ اللَّهَ فَيَغْفِرُ لَهُمْ.

Yine Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Canım elinde olan Allah'a yemin olsun ki siz hiç günah işlememiş olsaydınız, Allah sizi giderir, yerinize günah işleyip Allah'tan bağışlanma dileyecek bir toplum getirir ve onları bağışlardı.”

Riyazus-Salihin 423

عَنْ أَبِي أَيُّوبَ الأَنْصَارِيِّ رضي الله عنه قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ: لَوْلَا أَنَّكُمْ تُذْنِبُونَ، لَخَلَقَ اللَّهُ خَلْقًا يُذْنِبُونَ، فَيَسْتَغْفِرُونَ فَيَغْفِرُ لَهُمْ.

Ebu Eyyub Halid ibni Zeyd (Allah ondan razı olsun), “Ben Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’i şöyle buyururken dinledim” demiştir: “Eğer siz günah işlemeseydiniz, Allah günah işleyen bir toplum yaratır, onlar günahlarından dolayı bağışlanma dilerler de Allah onları bağışlardı.” (Müslim, Tevbe 10)

Riyazus-Salihin 424

وعن أبي هريرة رضي الله عنه قال: كُنَّا قُعُودًا مَعَ رسولِ الله صلى الله عليه وسلم، مَعَنَا أَبُو بكرٍ وعُمَرُ رضي الله عنهما في نَفَرٍ، فَقَامَ رسولُ الله صلى الله عليه وسلم مِنْ بَيْنِ أَظْهُرِنَا، فَأَبْطَأَ عَلَيْنَا، فَخَشِينَا أن يُقْتَطَعَ دُوننا، فَفَزِعْنَا، فَقُمْنَا، فَكُنْتُ أَوَّلَ مَنْ فَزِعَ، فَخَرَجْتُ أَبْتَغِي رسولَ الله صلى الله عليه وسلم حَتَّى أَتَيْتُ حَائِطًا لِلأَنْصَارِ، وَذَكَرَ الحديثَ بطُولِه إلى قوله: فقال رسولُ الله صلى الله عليه وسلم: «اذْهَبْ، فَمَنْ لَقِيتَ وَرَاءَ هذَا الحَائِطِ يَشْهَدُ أن لا إله إلا الله، مُسْتَيْقِنًا بِهَا قَلْبُهُ، فَبَشِّرْهُ بِالجَنَّةِ».

Yine Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Aramızda Ebubekir, Ömer ve birkaç kişi bulunduğu halde Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’le beraber oturuyorduk. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) kalkıp aramızdan ayrıldı. Gecikince başına bir şey gelmiş olmasından endişe ederek telaşa düştük ve kalktık. Telaşlananların ilki bendim. Onu aramak üzere çıktım. Nihayet ensardan birinin bahçesine geldim. Hadisi uzunca anlatan Ebu Hüreyre, sonucu şöyle bağladı: Rasulullah bana şöyle dedi: “Git, bu bahçenin dışında Allah’tan başka ilah olmadığına kalbiyle kesin olarak inanıp şehadet eden kime rastlarsan onu cennetle müjdele.” (Müslim, İman 52)

Riyazus-Salihin 425

وعن عبد الله بن عَمْرو بن العاص رضي الله عنهما أن النبي صلى الله عليه وسلم تَلا قولَ الله عز وجل في إبراهيم عليه السلام: ﴿رَبِّ إِنَّهُنَّ أَضْلَلْنَ كَثِيرًا مِنَ النَّاسِ فَمَنْ تَبِعَنِي فَإِنَّهُ مِنِّي﴾، وقولَ عيسى عليه السلام: ﴿إِنْ تُعَذِّبْهُمْ فَإِنَّهُمْ عِبَادُكَ وَإِنْ تَغْفِرْ لَهُمْ فَإِنَّكَ أَنْتَ العَزِيزُ الحَكِيمُ﴾، فَرَفَعَ يَدَيْهِ وقال: «اللَّهُمَّ أُمَّتِي أُمَّتِي»، وبكى، فقال الله عز وجل: «يا جبريلُ، اذهب إلى محمدٍ، وربُّك أعلمُ، فسَلْهُ ما يُبكيهِ؟» فأتاه جبريلُ، فأخبره رسولُ الله صلى الله عليه وسلم بما قال، وهو أعلمُ، فقال الله تعالى: «يا جبريلُ، اذهب إلى محمدٍ فقل: إنا سَنُرْضِيكَ في أُمَّتِكَ ولا نَسُوءُكَ».

Abdullah ibni Amr ibn-il Âs (Allah onlardan razı olsun)’dan aktarıldığına göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem), Allah’ın İbrahim (a.s.) hakkındaki: “Ey Rabbim! Bu tapınılan nesneler gerçekten insanlardan pek çoğunu yoldan çıkardı. Onun için her kim bana uyar ve bana katılırsa o bendendir. Bana baş kaldırana gelince, şüphesiz sen çok acıyan ve gerçek bağışlayansın.” (14 İbrahim 36) ayetini ve İsa (a.s.)’ın: “Şayet onları azaba çarptırırsan şüphesiz onlar senin kullarındır ve eğer onları bağışlarsan doğrusu sen çok güçlü ve üstün olansın, yaptığın şeyleri yerince yapansın.” (5 Maide 118) ayetini okudu. Ellerini kaldırarak “Allah’ım, ümmetim! Ümmetim!” diye dua etti ve ağladı. Bunun üzerine Allah: “Ey Cebrail, Rabbin her şeyi daha iyi bilir ya, git Muhammed’e niçin ağladığını sor” buyurdu. Cebrail gelerek sordu, o da ümmeti için duyduğu endişeden dolayı ağladığını söyledi. Zaten Allah her şeyi en iyi bilendir. Cebrail’in dönüp haber vermesi üzerine Allah: “Ey Cebrail, Muhammed’e git ve ona şu sözümü ilet” buyurdu: “Ümmetin konusunda seni razı edeceğiz ve üzmeyeceğiz.” (Müslim, İman 346)

Riyazus-Salihin 426

وعن مُعَاذِ بنِ جَبَل رضي اللهُ عَنْهُ، قال: كُنْتُ رِدْفَ النَّبيِّ صلى الله عليه وسلم على حِمار فقال: يَا مُعَاذُ هَل تَدري مَا حَقُّ الله عَلَى عِبادهِ، ومَا حَقُّ الْعِبادِ عَلى الله؟ قلت: الله وَرَسُولُه أَعْلَمُ. قال: فَإنَّ حَقَّ الله عَلى العِبَادِ أن يَعْبُدُوهُ وَلا يُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا، وَحَقَّ العِبَادِ عَلى الله أن لا يُعَذِّبَ مَنْ لا يُشرِكُ بهِ شَيْئًا. فقلتُ: يا رسولَ الله أَفَلا أُبَشِّرُ النَّاسَ؟ قال: لا تُبَشِّرْهُمْ فَيَتَّكِلُوا.

Muaz İbn-i Cebel (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Bir gün merkep üzerinde Rasulullah’ın arkasında bulunuyordum. Bana şöyle dedi: “Ya Muaz! Allah’ın kullar üzerinde ve kulların da Allah üzerinde ne hakkı vardır, bilir misin?” Ben, “Allah ve Resulü daha iyi bilir.” deyince Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem): “Allah’ın kulları üzerindeki hakkı, onların sadece Allah’a kulluk etmeleri ve hiçbir şeyi O’na ortak koşmamalarıdır. Kulların da Allah üzerindeki hakkı, kendisine hiçbir şeyi ortak tutmayanlara azap etmemesidir.” buyurdu. Ben hemen: “Ey Allah’ın Resulü! Bunu insanlara müjdeleyeyim mi?” dedim. “Müjdeleme, onlar buna güvenirler de kulluğu ihmal ederler.” buyurdu. (Buhari, Cihad 46; Müslim, İman 48)

Riyazus-Salihin 427

وعنِ البَرَاءِ بن عازبٍ رضي اللهُ عَنْهُما عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: المُسلِمُ إذا سُئِلَ في القَبْرِ يَشْهَدُ أن لا إله إلا الله، وأن مُحَمَّدًا رسولُ الله، فَذلِكَ قَولُه تعالى: {يُثَبِّتُ الله الَّذِينَ آمَنُوا بِالْقَوْلِ الثَّابِتِ في الحَيَاةِ الدُّنْيَا وفي الآخِرَةِ}

Berâ ibni Âzib (Allah onlardan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Müslüman kabirde sorguya çekildiği zaman Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed (sallallahu aleyhi vesellem)’in Allah’ın Resulü olduğuna şehadet eder. İşte bu şehadet Kur’an-ı Kerim’deki ‘Allah, sağlam sözle iman edenleri dünya hayatında da ahirette de sağlamlaştırır.’ (İbrahim 14/27) ayetinin delalet ettiği manadır.” (Buhari, Cenaiz 87; Müslim, Cennet 73)

Riyazus-Salihin 428

وعن أنس رضي الله عنه عن رسولِ الله صلى الله عليه وسلم قال: إنَّ الكَافِرَ إذا عَمِلَ حَسَنَةً، أُطعِمَ بِهَا طُعْمَةً مِنَ الدُّنيَا، وَأَمَّا المُؤمِنُ، فَإنَّ الله تعالى يَدَّخِرُ لَهُ حَسَنَاتِه في الآخِرةِ، وَيُعقِبُهُ رِزْقًا في الدُّنْيَا عَلى طَاعَتِهِ. وفي روايةٍ: إنَّ الله لا يَظْلِمُ مُؤْمِنًا حَسَنَةً، يُعْطَى بِهَا في الدُّنْيَا، وَيُجْزَى بِهَا في الآخِرةِ، وَأَمَّا الْكَافِرُ، فَيُطْعَمُ بِحَسَنَاتِ مَا عَمِلَ لله تعالى في الدُّنْيَا، حَتَّى إذا أَفْضَى إلى الآخِرةِ، لَمْ يَكُنْ لَهُ حَسَنَةٌ يُجْزَى بِهَا.

Enes (Allah ondan razı olsun)'dan aktarıldığına göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Kâfir bu dünyada bir iyilik yaptığı zaman onun karşılığında bu dünya nimetlerinden yedirilir. Mü’mine gelince Allah onun iyiliklerinin sevabını ahiret için biriktirir, yaptığı kulluğa göre de bu dünyada ona rızık verir.” (Müslim, Münafıklar 57) Diğer bir rivayette şöyle buyurulmuştur: “Şüphesiz ki Allah hiçbir mü’minin işlediği iyiliği karşılıksız bırakmaz. Mü’min yaptığı iyilik sebebiyle hem bu dünyada hem de ahirette mükâfatlandırılır. Kâfire gelince, dünyada Allah için yaptığı iyilikler karşılığında kendisine rızık verilir. Ahirete vardığında kendisine verilecek bir mükâfat olmaz.” (Müslim, Münafıklar 56)

Riyazus-Salihin 429

وعن جابرٍ رضي الله عنه قال: قال رسولُ الله صلى الله عليه وسلم: مَثَلُ الصَّلَوَاتِ الخَمسِ، كَمَثَلِ نَهَرٍ جَارٍ غَمْرٍ عَلى بَابِ أَحَدِكُمْ، يَغْتَسِلُ مِنْهُ كُلَّ يَوْمٍ خَمْسَ مَرَّاتٍ.

Cabir (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Beş vakit namazın benzeri, sizden birinizin kapısı önünde akmakta olan ve her gün beş kere içine girip yıkandığı suyu bol ırmak gibidir.” (Müslim, Mesacid 284)

Riyazus-Salihin 430

وعنِ ابنِ عباسٍ رضي الله عنهما قال: سَمِعْتُ رسولَ الله صلى الله عليه وسلم يقولُ: مَا مِنْ رَجُلٍ مُسلِمٍ يَمُوتُ فَيَقُومُ عَلى جَنَازَتِهِ أَربَعُونَ رَجُلًا لا يُشْرِكُونَ بالله شَيْئًا إِلَّا شَفَّعَهُمُ الله فِيهِ.

İbni Abbas (Allah onlardan razı olsun), Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’i şöyle derken işittim demiştir: “Hangi müslümanın cenazesinde Allah’a şirk koşmamış kırk kişi hazır bulunur ve cenaze namazını kılarsa, Allah onların o ölü hakkındaki şefaatlerini mutlaka kabul eder.” (Müslim, Cenaiz 59)

Riyazus-Salihin 431

وعن ابنِ مسعودٍ رضي الله عنه قال: كُنَّا مَعَ رسولِ الله صلى الله عليه وسلم في قُبَّةٍ نَحوًا مِنْ أَرْبَعِينَ رَجُلًا، فقال: أَتَرضَونَ أن تكُونُوا رُبُعَ أَهْلِ الجَنَّةِ؟ قُلْنَا: نَعَمْ، قال: أَتَرضَوْنَ أن تكونوا ثُلُثَ أهلِ الجنَّةِ؟ قلنا: نَعَمْ، قال: وَالَّذِي نَفسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ إِنِّي لَأَرجُو أن تكُونُوا نِصفَ أَهْلِ الجَنَّةِ، وَذَلِكَ أَنَّ الجَنَّةَ لا يَدْخُلُهَا إِلَّا نَفْسٌ مُسْلِمَةٌ، وَمَا أَنْتُمْ في أَهْلِ الشِّرْكِ إِلَّا كَالشَّعَرَةِ البَيْضَاءِ في جِلْدِ الثَّوْرِ الأَسْوَدِ، أَوْ كَالشَّعَرَةِ السَّوْدَاءِ في جِلْدِ الثَّوْرِ الأَحْمَرِ.

İbni Mes’ud (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Bir defasında kırk kadar kişi Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’le birlikte bir çadır içerisindeydik. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bize: “Cennetliklerin dörtte biri olmaya razı mısınız?” diye sordu. “Evet,” dedik. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bu sefer: “Cennetliklerin üçte biri olmaya razı mısınız?” diye sordu. Biz yine “Evet,” dedik. Bunun üzerine Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Muhammed’in canı elinde olan Allah’a yemin ederim ki ben sizin cennetliklerin yarısı olacağınızı umarım. Çünkü cennete müslüman olmayan kimse giremez. Halbuki siz diğer müşrik millet ve toplumlara nispetle siyah öküzün derisindeki beyaz kıl veya kırmızı öküzün derisindeki siyah kıl gibisiniz.” (Buhari, Rikak 45; Müslim, İman 377)

Riyazus-Salihin 432

وعن أبي موسى الأشعري رضي الله عنه قال: قال رسولُ الله صلى الله عليه وسلم: إذا كان يَوْمُ القِيَامَةِ دَفَعَ اللهُ إِلَى كُلِّ مُسْلِمٍ يَهُودِيًّا أَوْ نَصْرَانِيًّا، فَيَقُولُ: هذَا فِكَاكُكَ مِنَ النَّارِ. وفي روايةٍ: عنه، عن النبيِّ صلى الله عليه وسلم قال: يَجِيءُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ نَاسٌ مِنَ المُسْلِمِينَ بِذُنُوبٍ أَمْثَالِ الجِبَالِ يَغْفِرُهَا اللهُ لَهُمْ.

Ebu Musa el-Eş’arî (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Kıyamet günü Allah her Müslümana bir Yahudi veya Hıristiyan verir ve ‘Bu, senin ateşten kurtuluş fidyendir’ buyurur.” (Müslim, Tevbe 49) Müslim’in değişik bir rivayetinde: “Kıyamet günü bazı Müslümanlar dağlar kadar günahlarla gelir, Allah da onları affeder” buyurmuştur. (Müslim, Tevbe 51)

Riyazus-Salihin 433

وعن ابنِ عُمرَ رضي اللهُ عَنْهُمَا قال: سمِعْتُ رسولَ الله صلى الله عليه وسلم يقول: يُدْنَى المُؤْمِنُ يَوْمَ القِيَامَةِ مِنْ رَبِّهِ حَتَّى يَضَعَ كَنَفَهُ عَلَيْهِ، فَيُقَرِّرُهُ بِذُنُوبِهِ، فيقولُ: أَتَعْرِفُ ذَنْبَ كَذَا؟ أَتَعْرِفُ ذَنْبَ كَذَا؟ فيقول: رَبِّ أَعْرِفُ، قال: فَإِنِّي قَدْ سَتَرْتُهَا عَلَيْكَ في الدُّنْيَا وَأَنَا أَغْفِرُهَا لَكَ الْيَوْمَ، فيُعْطَى صَحِيفَةَ حَسَنَاتِهِ.

İbni Ömer (Allah onlardan razı olsun), “Ben Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’i şöyle buyururken işittim” demiştir: “Kıyamet günü mü’min Allah’a o kadar yaklaşır ki Allah onu tüm insanlardan rahmetiyle gizler de günahlarını ikrar ettirir ve şöyle buyurur: ‘Filan günahını hatırlıyor musun, filan günahını biliyor musun?’ Kul da: ‘Biliyorum ya Rabbi’ der. Bunun üzerine Allah: ‘Ben bu günahlarını dünyada örtüp gizlemiştim, bugün de hepsini bağışlıyorum’ buyurur ve o kimseye iyiliklerinin kaydedildiği defter verilir.” (Buhari, Mezalim 3; Müslim, Tevbe 52)

Riyazus-Salihin 434

وعن ابن مسعودٍ رضي الله عنه أنَّ رَجُلًا أصاب مِنَ امْرَأَةٍ قُبْلَةً، فَأَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فأخْبَرَهُ، فأنزل الله تعالى: ﴿وَأَقِمِ الصَّلَاةَ طَرَفَيِ النَّهَارِ وَزُلَفًا مِنَ اللَّيْلِ إِنَّ الحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّئَاتِ ذَلِكَ ذِكْرَى لِلذَّاكِرِينَ﴾ فقال الرجل: أَلِيَ هذَا يا رسولَ الله؟ قال: لِجَمِيعِ أُمَّتِي كُلِّهِمْ.

İbni Mes’ud (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Bir adam bir kadını öpmüş, Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’e gelerek olayı anlatmıştı. Bunun üzerine Allah: “Gündüzün başında ve sonunda, bir de gecenin erken saatlerinde namaz kılmaya devamlı ve duyarlı ol. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Allah’ı hatırında tutanlar için bir hatırlatmadır bu...” (Hûd 11/114) ayetini indirdi. O kimse: “Ey Allah’ın Rasulü, bu hüküm bana mı aittir?” dedi. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) de: “Bütün ümmetime aittir” buyurdu. (Buhari, Mevakit 4; Müslim, Tevbe 39)

Riyazus-Salihin 435

وعن أنس رضي الله عنه قال: جاءَ رَجُلٌ إلى النبيِّ صلى الله عليه وسلم فقال: يا رسولَ الله أَصَبْتُ حَدّاً فَأَقِمْهُ عَلَيَّ، وَحَضرَتِ الصَّلاةُ، فَصَلَّى مَعَ رسولِ الله صلى الله عليه وسلم، فَلَمَّا قضى الصلاة قال: يا رسول الله إني أَصَبْتُ حدّاً فأَقِمْ فيَّ كِتَابَ الله. قال: هَلْ حَضَرْتَ مَعَنَا الصَّلاةَ؟ قال: نَعم. قال: قد غُفِرَ لَكَ.

Enes (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Bir adam Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e geldi ve: Ey Allah’ın Rasulü, ben cezayı gerektiren bir iş işledim, beni cezalandır, dedi. Vakit namaz vaktiydi. O şahıs Rasulullah ile birlikte namaz kıldıktan sonra yine: Ey Allah’ın Rasulü, cezalandırılması gereken bir iş yaptım, Allah’ın kitabındaki hükmü bana uygula, dedi. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem): “Sen bizimle birlikte şimdi namaz kılmadın mı?” buyurdu. Adam evet deyince, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Öyleyse affedildin” buyurdu. (Buhari, Hudud 27; Müslim, Tevbe 44)

Riyazus-Salihin 436

وعنه قال: قال رسولُ الله صلى الله عليه وسلم: إن الله لَيَرضى عن الْعبْدِ أن يَأْكُلَ الأكْلَةَ، فَيَحْمَدَهُ عَلَيها، أَوْ يَشْرَبَ الشَّرْبَةَ، فَيَحْمَدَهُ عَلَيها.

Enes (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah, kulunun bir şey yedikten sonra kendisine hamdetmesinden, yine bir şey içtikten sonra kendisine hamdetmesinden razı olur.” (Müslim, Zikir 89)

Riyazus-Salihin 437

وعن أبي موسى رضي الله عنه، عن النبيِّ صلى الله عليه وسلم قال: إن الله تعالى يَبْسُطُ يَدَهُ باللَّيْلِ لِيَتُوبَ مُسِيءُ النَّهَارِ، وَيَبْسُطُ يَدَهُ بِالنَّهارِ لِيَتُوبَ مُسِيءُ اللَّيْلِ، حتى تَطْلُعَ الشمسُ مِنْ مَغْرِبها.

Ebu Musa (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah, gündüz günah işleyenin tevbesini kabul etmek için gece elini açar. Gece günah işleyenin tevbesini kabul etmek için de gündüz elini açar. Bu, güneş batıdan doğuncaya kadar böyle devam eder.” (Müslim, Tevbe 31)

Riyazus-Salihin 438

وعن أبي نجيح عمرو بن عبسة السلمي رضي الله عنه، قال: كنت وأنا في الجاهلية أظن أن الناس على ضلالة، وأنهم ليسوا على شيء، وهم يعبدون الأوثان، فسمعت برجل بمكة يخبر أخبارًا، فقعدت على راحلتي، فقدمت عليه، فإذا رسول الله صلى الله عليه وسلم مستخفيًا، جرآء عليه قومه، فتلطفْت حتى دخلت عليه بمكة، فقلت له: ما أنت؟ قال: أنا نبي. قلت: وما نبي؟ قال: أرسلني الله. قلت: وبأي شيء أرسلك؟ قال: أرسلني بصلة الأرحام، وكسر الأوثان، وأن يوحد الله لا يشرك به شيء. قلت له: فمن معك على هذا؟ قال: حر وعبد. ومعه يومئذ أبو بكر وبلال رضي الله عنهما ممن آمن به، فقلت: إني متبعك. قال: إنك لا تستطيع ذلك يومك هذا، ألا ترى حالي وحال الناس؟ ولكن ارجع إلى أهلك، فإذا سمعت بي قد ظهرت فأتني. قال: فذهبت إلى أهلي، وقدم رسول الله صلى الله عليه وسلم المدينة، وكنت في أهلي، فجعلت أتخبر الأخبار، وأسأل الناس حين قدم المدينة، حتى قدم علي نفر من أهل يثرب من أهل المدينة، فقلت: ما فعل هذا الرجل الذي قدم المدينة؟ فقالوا: الناس إليه سراع، وقد أراد قومه قتله، فلم يستطيعوا ذلك. فقدمت المدينة، فدخلت عليه، فقلت: يا رسول الله، أتعرفني؟ قال: نعم، أنت الذي لقيتني بمكة. قال: فقلت: بلى. فقلت: يا نبي الله، أخبرني عما علمك الله وأجهله، أخبرني عن الصلاة؟ قال: صل صلاة الصبح، ثم اقصر عن الصلاة حتى تطلع الشمس حتى ترتفع، فإنها تطلع حين تطلع بين قرني شيطان، وحينئذ يسجد لها الكفار، ثم صل، فإن الصلاة مشهودة محضورة حتى يستقل الظل بالرمح، ثم اقصر عن الصلاة، فإنه حينئذ تسجر جهنم، فإذا أقبل الفيء فصل، فإن الصلاة مشهودة محضورة حتى تصلي العصر، ثم اقصر عن الصلاة حتى تغرب الشمس، فإنها تغرب بين قرني شيطان، وحينئذ يسجد لها الكفار. قال: فقلت: يا نبي الله، فالوضوء، حدثني عنه؟ فقال: ما منكم رجل يقرب وضوءه، فيتمضمض ويستنشق فينتثر، إلا خرت خطايا وجهه وفيه وخياشيمه، ثم إذا غسل وجهه كما أمره الله، إلا خرت خطايا وجهه من أطراف لحيته مع الماء، ثم يغسل يديه إلى المرفقين، إلا خرت خطايا يديه من أنامله مع الماء، ثم يمسح رأسه، إلا خرت خطايا رأسه من أطراف شعره مع الماء، ثم يغسل قدميه إلى الكعبين، إلا خرت خطايا رجليه من أنامله مع الماء، فإن هو قام فصلى، فحمد الله تعالى، وأثنى عليه، ومجده بالذي هو له أهل، وفرغ قلبه لله تعالى، إلا انصرف من خطيئته كهيئته يوم ولدته أمه. فحدث عمرو بن عبسة بهذا الحديث أبا أمامة صاحب رسول الله صلى الله عليه وسلم، فقال له أبو أمامة: يا عمرو بن عبسة، انظر ما تقول! في مقام واحد يعطى هذا الرجل؟ فقال عمرو: يا أبا أمامة، لقد كبرت سني، ورق عظمي، واقترب أجلي، وما بي حاجة أن أكذب على الله تعالى، ولا على رسول الله صلى الله عليه وسلم، لو لم أسمعه من رسول الله صلى الله عليه وسلم إلا مرة أو مرتتين أو ثلاثًا، حتى عد سبع مرات، ما حدثت به أبدًا، ولكني سمعته أكثر من ذلك.

Ebu Necih Amr İbni Abese es-Sülemi (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Ben cahiliye döneminde iken insanların sapıklıkta olduklarını ve Allah’ın katında faydalı bir amel üzerinde olmadıklarını zannediyordum. Onlar putlara tapıyorlardı. Bu arada Mekkeli bir şahsın önemli haberler verdiğini duydum. Hayvanıma binerek onun yanına geldim. Bir de ne göreyim, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), kendisine karşı cüretkâr davranan kavminden gizlenmiş, faaliyetini gizli yürütüyor. Onunla gizli görüşmenin yollarını aradım. Mekke’de kendisine ulaştım ve: -Sen kimsin? dedim. -Ben peygamberim, cevabını verdi. -Peygamber ne demektir? deyince: -Beni Allah gönderdi, dedi. -Seni ne ile gönderdi? deyince: -Hısım ve akrabayı gözetip kollamak, putları kırmak, Allah’ın tek olduğunu kabul edip ona hiçbir şeyi ortak koşmamak vazifesiyle gönderdi, buyurdu. -Sana bu işte yardımı olan kimler vardır? dedim. -Hür bir erkek ve bir köle, cevabını verdi. O gün yanında Bilal ve Ebubekir bulunuyordu. -Sana ben de uyup yardım için yanında kalmak istiyorum, dedim. -Senin bu işe bugün için gücün yetmez. Benim hâlimi ve ortalığın durumunu görmüyor musun? Şimdi sen kavmine dön. Ne zaman benim İslamiyeti açıkça yaymaya başladığımı duyarsan o zaman yanıma gel, buyurdu. Ben ailemin yanına döndüm. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Medine’ye hicret etti. Ben ailemin yanında kalıp onun haberlerini elde etmeye gayret ediyordum. Medine’den gelenlere soruyordum. Derken Medinelilerden birkaç kişi geldi. Onlara: -Medine’ye gelen zat ne yaptı? diye sordum. -Halk ona koşuyor. Kavmi onu öldürmek istemiş, fakat başaramamış, dediler. Bunun üzerine Medine’ye gelip Peygamber’in yanına girdim ve: -Ey Allah’ın Rasulü, beni tanıdınız mı? dedim. -Evet, Mekke’de sen benimle buluşmuştun, dedi. Ben de: -Evet, dedim. Ya Rasulallah, Allah’ın sana öğrettiği ve benim bilmediğim şeyleri bana öğret; bana namazdan haber ver, dedim. -Sabah namazını kıl, sonra güneş doğup bir mızrak boyu yükselinceye kadar namaza ara ver. Çünkü güneş şeytanın iki boynuzu arasından doğar; kâfirler de o vakit ona secde ederler. Sonra dikilmiş mızrağın gölgesi azalıp bitinceye kadar nafile namaz kıl. Çünkü namaza melekler şahit olur, Allah’ın iyi kulları da hazır olurlar. Sonra namaza ara ver. Çünkü o vakit cehennem iyice alevlenir. Mızrağın gölgesi döndüğü zaman namaz kıl. Çünkü namaza melekler şahit olur, Allah’ın iyi kulları da hazır olurlar. İkindiye kadar nafile kılabilirsin. İkindi namazını kıldıktan sonra güneş batıncaya kadar namaza ara ver. Çünkü güneş şeytanın iki boynuzu arasından batar; kâfirler de o zaman güneşe secde ederler, buyurdu. Ben: -Ey Allah’ın nebisi, bana abdestten haber ver, dedim. Şöyle buyurdu: -Sizden biriniz abdest suyuna yaklaşır, ağzına ve burnuna su verip burnunu temizlerse muhakkak yüzünün, ağzının ve burnunun günahları su ile birlikte dökülüp gider. Allah’ın emrettiği şekilde yüzünü yıkarsa yüzünün günahları sakalının uçlarından su ile birlikte akıp gider. Sonra ellerini dirseklerine kadar yıkayınca parmak uçlarından ellerinin günahları akan su ile beraber dökülüp gider. Başını meshettiği zaman başının günahları saçlarının uçlarından su ile birlikte dökülüp gider. Ayaklarını topuklarına kadar yıkayınca da ayaklarının günahları parmaklarının uçlarından akan su ile birlikte akıp gider. Böyle abdest alan şahıs kalkıp namaz kılar, Allah’a hamdeder, onu layık olduğu sıfatlarla anar, kalbini de tam manasıyla Allah’a bağlarsa annesinden doğduğu günkü gibi günahlarından sıyrılıp tertemiz olur. Ravi Amr İbni Abese bu hadisi Ebu Ümame’ye haber vermiş, Ebu Ümame de: -Ey Amr İbni Abese, ne söylediğine dikkat et! Bir adama aynı yerde bu kadar büyük bir sevap mı verilir? Hadisi naklederken hata etmiş olmayasın, demiştir. Bunun üzerine Amr: -Ey Ebu Ümame, yaşım ilerledi, kemiklerim zayıfladı, ecelim de yaklaştı. Allah ve Rasulü adına yalan söylemeye ihtiyacım yoktur. Eğer bu hadisi Rasulullah’tan (sallallahu aleyhi ve sellem) yalnız bir, iki, üç, hatta yedi defa duymuş olsaydım asla rivayet etmezdim. Fakat bu hadisi ben Rasulullah’tan bundan da fazla duymuş bulunmaktayım, demiştir.

Riyazus-Salihin 439

وعن أبي موسى الأشعري رضي الله عنه، عن النبي صلى الله عليه وسلم أنه قال: إذا أراد الله تعالى رحمة أمة، قبض نبيها قبلها، فجعله لها فرطًا وسلفًا بين يديها، وإذا أراد هلكة أمة، عذبها ونبيها حي، فأهلكها وهو حي ينظر، فأقر عينه بهلاكها حين كذبوه وعصوا أمره.

Ebu Musa el-Eş’ari’den (Allah ondan razı olsun) rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah bir ümmete rahmetle muamele etmek isterse o milletin peygamberini onlardan önce vefat ettirir. Peygamberlerini ahirette onlara önder ve kılavuz yapar. Bir milleti de helak etmek isterse onlara azap gönderip canlarını alır ve peygamberlerini hayatta bırakır. Onun gözü önünde onları mahveder. Peygamberi yalanlayıp emrine karşı gelmeleri yüzünden onları helak ederek peygamberlerini de memnun ve teselli eder.”

Riyazus-Salihin 440