HADİS KÜTÜPHANESİ

Riyazus Salihin

368 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

ALLAH ANILAN TOPLANTILARIN FAZİLETİ

4 hadis

وعنْ أَبي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قالَ: قالَ رَسُولُ الله ﷺ: إنَّ للهِ تَعَالى مَلائِكَةً يَطُوفُونَ في الطُّرُقِ يَلْتَمِسُونَ أَهْلَ الذِّكْرِ، فإذا وَجَدُوا قَوْماً يَذكُرُونَ الله عَزَّ وجَلَّ، تَنَادَوْا: هَلُمُّوا إلى حَاجَتِكُمْ، فَيَحُفُّونَهُمْ بِأجْنِحَتِهِم إلى السَّمَاءِ الدُّنْيَا، فَيَسْأَلهُم ربُّهُم - وَهُوَ أعْلمُ -: ما يقولُ عِبَادي؟ قال: يقولون: يُسَبِّحُونَكَ، وَيُكَبِّرُونَكَ، وَيَحْمَدُونَكَ، وَيُمَجِّدُونَكَ، فيقولُ: هل رَأَوْني؟ فيقولون: لا، وَاللهِ ما رَأَوْكَ، فَيَقُولُ: كيْفَ لو رَأَوْني؟ قالَ: يَقُولُونَ: لو رَأَوْكَ كانُوا أَشَدَّ لكَ عِبَادَةً، وَأَشَدَّ لكَ تَمْجِيداً، وَأَكْثَرَ لَكَ تَسْبِيحاً. فَيَقُولُ: فماذا يَسْأَلُونَ؟ قَالَ: يَقُولُونَ: يَسْأَلُونَكَ الجَنَّةَ. قالَ: يقولُ: وَهَل رَأَوْهَا؟ قَالَ: يقُولُونَ: لا، وَاللهِ يَا رَبِّ مَا رَأَوْهَا. قَالَ: يَقُولُ: فَكَيْفَ لو رَأَوْهَا؟ قالَ: يَقُولُونَ: لو أنَّهُمْ رَأَوْهَا كَانُوا أَشَدَّ عَلَيْهَا حِرْصاً، وَأَشَدَّ لهَا طَلَباً، وَأَعْظَمَ فِيها رَغْبَةً. قَالَ: فَمِمَّ يَتَعَوَّذُونَ؟ قَالَ: يَتَعَوَّذُونَ مِنَ النَّارِ. قالَ: فَيقُولُ: وَهَلْ رَأَوْهَا؟ قالَ: يقولونَ: لا وَاللهِ مَا رَأَوْهَا. فَيَقُولُ: كَيْفَ لو رَأَوْهَا؟ قالَ: يَقُولُونَ: لوْ رَأَوهَا كانُوا أَشَدَّ منها فِرَاراً، وَأَشَدَّ لها مَخَافَةً. قَالَ: فيقُولُ: فَأُشْهِدُكُمْ أَنّي قَد غَفَرْتُ لهم، قَالَ: يقُولُ مَلَكٌ مِنَ المَلائِكَةِ: فِيهِم فُلانٌ لَيْسَ مِنهم، إنَّمَا جَاءَ لِحَاجَةٍ، قالَ: هُمُ الجُلَسَاءُ لا يَشْقَى بِهِمْ جَلِيسُهم. وفي روايةٍ لمسلِمٍ عَنْ أبي هُريرةَ رضي الله عنه، عَنِ النَّبِيِّ ﷺ قالَ: إنَّ للهِ مَلائِكَةً سَيَّارَةً فُضُلاً يَتَتَبَّعُونَ مَجَالِسَ الذِّكْرِ، فَإذَا وَجَدُوا مَجلِساً فيهِ ذِكْرٌ، قَعَدُوا مَعَهُم، وَحَفَّ بَعْضُهُمْ بَعْضاً بِأَجْنِحَتِهِمْ حَتَّى يَمْلَؤُوا ما بَيْنَهُمْ وَبَيْنَ السَّمَاءِ الدُّنْيَا، فَإذَا تَفَرَّقُوا عَرَجُوا وَصَعِدُوا إلى السَّمَاءِ، فيَسْأَلُهُمُ الله عَزَّ وَجَلَّ - وَهُوَ أَعْلَمُ -: مِنْ أَيْنَ جِئْتُمْ؟ فَيَقُولُونَ: جِئْنَا مِنْ عِنْدَ عِبادٍ لَكَ في الأرْضِ، يُسَبِّحُونَكَ، وَيُكَبِّرُونَكَ، وَيُهَلِّلُونَكَ، وَيَحْمَدُونَكَ، وَيَسْأَلُونَكَ. قالَ: وَمَاذَا يَسْأَلُوني؟ قَالُوا: يَسْأَلُونَكَ جَنَّتَكَ. قالَ: وَهَلْ رَأَوْا جَنَّتي؟ قالُوا: لا، أَيْ رَبِّ، قالَ: فَكَيْفَ لَوْ رَأَوْا جَنَّتي؟ قالُوا: وَيَسْتَجِيرُونَكَ. قال: وَمِمَّ يَسْتَجِيرُوني؟ قالوا: مِنْ نَارِكَ يَا رَبِّ. قالَ: وَهَلْ رَأَوْا نَارِي؟ قالوا: لا، قال: فَكَيْفَ لَوْ رَأَوْا نَارِي؟ قالُوا: وَيَسْتَغْفِرُونَكَ، فَيقول: قَدْ غَفَرْتُ لَهُمْ، وَأَعْطَيْتُهُمْ ما سَأَلُوا، وَأَجَرْتُهُمْ مِمَّا اسْتَجَارُوا. قَالَ: فَيَقُولُونَ: رَبِّ، فيهِمْ فُلانٌ، عَبْدٌ خَطَّاءٌ، إنَّماَ مَرَّ، فَجَلَسَ مَعَهُمْ، فيقولُ: ولهُ غَفَرْتُ، هُمُ القَوْمُ لا يَشْقَى بِهِمْ جَلِيسُهُمْ.

Ebu Hureyre (Allah ondan razı olsun)'dan bildirildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Allah'ın yollarda, çarşı ve pazarlarda dolaşarak Allah'ı hatırlayıp zikredenleri tespit eden melekleri vardır. Bunlar Allah'ı zikreden bir topluluğu bulunca birbirlerine, ‘Geliniz, aradığınız burada’ diye seslenirler ve bu zikreden kimseleri dünya semasına kadar kanatlarıyla kuşatırlar. Allah onların hâllerini meleklerden daha iyi bildiği hâlde meleklerine: ‘Kullarım ne söylüyor?’ diye sorar. Melekler de: ‘Sübhanallah diyerek sana yakışmayan sıfatlardan seni uzak tanıyorlar. Allahu ekber diyerek en büyük senin olduğunu söylüyorlar. Elhamdülillah diyerek eksiksiz övgülerin sana ait olduğunu söylüyorlar ve seni her yönüyle övüp yüceltiyorlar’ derler. Allah der ki: ‘Bu kullarım beni gördüler mi ki böylece beni anıyorlar?’ ‘Hayır, vallahi seni görmediler.’ ‘Beni görselerdi ne yaparlardı?’ ‘Eğer onlar seni görseler sana daha çok ibadet ederler, şanını daha çok övüp yüceltirler ve sana yakışmayan sıfatlardan seni daha fazla uzak tanır ve bilirlerdi.’ ‘Kullarım benden ne istiyorlar?’ ‘Cennet istiyorlar.’ ‘Cenneti görmüşler mi?’ ‘Hayır, vallahi cenneti görmemişler.’ ‘Ya cenneti görseler ne yaparlar?’ ‘Eğer cenneti görselerdi onu büyük bir istekle isterler ve elde etmek için daha fazla gayret ederlerdi.’ ‘Peki bu kullarım neden korunmayı istiyorlar?’ ‘Cehennemden sığınıyorlar.’ ‘Peki, cehennemi gördüler mi?’ ‘Hayır, vallahi görmediler.’ ‘Ya görselerdi ne yaparlardı?’ ‘Eğer cehennemi görselerdi ondan daha fazla kaçarlar ve daha çok korkarlardı.’ Bunun üzerine Allah meleklerine, ‘Sizi şahit tutarak söylüyorum ki ben bu kullarımı bağışladım’ buyurur. Meleklerden biri der ki: ‘Ya Rabbi, onlar arasında bulunan falan kişi onlardan sayılmaz, o başka bir işi için gelip oraya oturmuştu.’ Bunun üzerine Allah da buyurur: ‘Orada oturanlar öyle iyi kimselerdir ki onların arasında bulunan kimse kötü olmaz.’" Müslim'in bir rivayeti şöyledir: Ebu Hureyre (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Allah'ın diğer meleklerinden ayrı olarak sadece Allah'ın adının anıldığı ve Allah'ın isteğine göre hareket edilen toplantıları tespit etmek üzere seyyar dolaşan melekleri vardır. Bir zikir toplantısı buldukları zaman onların aralarına otururlar ve cemaatin arasındaki boş yerleri, dünya semasına kadar olan yerleri kanatlarıyla doldururlar. O insanlar oradan dağıldıklarında o melekler de semaya çıkarlar. Allah daha iyi bildiği hâlde meleklere sorar: ‘Nereden geldiniz?’ Melekler de: ‘Yeryüzündeki bazı kullarının yanından geldik. Onlar, “Sübhanallah” diyerek seni sana yakışmayan şeylerden uzak tanımaya çalışıyorlar. “Allahu ekber” diyerek büyüklüğün sadece sana has olduğunu söylüyorlar. “Lâ ilâhe illallah” diyerek senden başka ilah olmadığını kabul ediyorlar. “Elhamdülillah” diyerek seni eksiksiz övgülerle övüp sana hamdediyorlar ve senden istiyorlar’ derler. Allah: ‘Benden ne istiyorlar?’ der. Melekler: ‘Cennetini istiyorlar.’ Allah: ‘Cennetimi gördüler mi?’ Melekler: ‘Hayır ya Rabbi, görmediler.’ Allah: ‘Ya cennetimi görselerdi ne yaparlardı?’ Melekler: ‘Senden kurtuluş ve güvence isterlerdi.’ Allah: ‘Benden neden dolayı kurtuluş ve güvence isterlerdi?’ Melekler: ‘Cehennem ateşinden ya Rabbi.’ Allah: ‘Benim ateşimi, cehennemimi görmüşler mi?’ Melekler: ‘Hayır, görmediler.’ Allah: ‘Ya görseler ne yaparlardı?’ Melekler: ‘Senden bağışlanmalarını isterlerdi.’ Bunun üzerine Allah şöyle buyurur: ‘Ben onları affettim, onların her istediklerini verdim ve onları korktukları cehennemden de emniyette kıldım.’ Bunun üzerine melekler, ‘Ya Rabbi, bu grubun içerisindeki falan kul çok günahkârdır, oradan geçerken başka bir maksatla oraya oturuvermiştir’ derler. O zaman Allah şöyle buyurur: ‘Onu da bağışladım. Onlar öyle bir topluluktur ki onların arasında bulunanlar kötü olmaz.’"

Riyazus-Salihin 1448

وعنهُ، وعَنْ أَبي سعِيدٍ رضي الله عنهما، قالا: قالَ رَسُولُ الله ﷺ: لا يَقْعُدُ قَوْمٌ يَذْكُرُونَ الله عَزَّ وَجَلَّ إلاَّ حَفَّتْهُمُ المَلائِكَةُ، وَغَشِيَتْهُمُ الرَّحْمَةُ، وَنَزَلَتْ عَلَيْهِمُ السَّكِينَةُ، وَذَكَرَهُمُ الله فِيمَنْ عِنْدَهُ.

Yine Ebu Hureyre ve Ebu Said el-Hudri (Allah onlardan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Bir topluluk Allah'ı zikretmek üzere bir araya gelse, melekler onların etrafını kuşatır. Allah'ın rahmeti onları kaplar, onların üzerine huzur ve sükûnet iner. Rahat ve huzura kavuşurlar. Allah da onları yanında bulunan meleklere över."

Riyazus-Salihin 1449

وعن أبي واقِدٍ الحارِثِ بْنِ عَوْفٍ رضي الله عنه: أَنَّ رَسُولَ الله صلى الله عليه وسلم، بَيْنَمَا هُوَ جَالِسٌ في المَسْجِدِ، وَالنَّاسُ مَعَهُ، إذ أَقْبَلَ ثَلاَثَةُ نَفَرٍ، فَأَقْبَلَ اثْنَانِ إلى رَسُولِ الله صلى الله عليه وسلم، وَذَهَبَ وَاحِدٌ، فَوَقَفَا عَلى رسولِ الله صلى الله عليه وسلم. فَأَمَّا أَحَدُهُما فَرأى فُرجَةً في الحَلْقَةِ، فَجَلَسَ فيها. وأمَّا الآخرُ، فَجَلَسَ خَلْفَهُم، وَأمَّا الثالثُ فَأَدبَرَ ذَاهِباً. فَلَمَّا فَرَغَ رَسُولُ الله صلى الله عليه وسلم، قال: أَلاَ أُخْبِرُكم عَن النَّفَرِ الثَّلاثَةِ؟ أمَّا أحَدُهم، فَأَوى إلى الله، فآوَاهُ الله إلَيْهِ، وَأمَّا الآخَرُ فَاسْتَحْيَا فَاسْتَحْيَا الله مِنْهُ، وَأمَّا الآخر، فَأعْرَضَ، فَأَعْرَضَ الله عَنْهُ.

Ebu Vakıd Haris ibni Avf (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Bir gün Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) mescidde ashabı ile beraber otururken karşıdan üç kişi çıkageldi. İkisi Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'a doğru yöneldi, diğeri de bırakıp gitti. Bunlardan biri cemaatın arasında bir boşluk görüp oraya oturdu. Öteki ise cemaatın arkasına gidip oturdu. Üçüncüsü de bırakıp gitmişti. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) konuşmasını bitirince, bunlar hakkında şöyle buyurdu: "Size şu üç kişinin durumunu haber vereyim mi? Onlardan biri Allah'a sığındı, Allah da onu barındırdı ve hayra ulaştırdı. Diğeri sıkıntı vermekten, insanları rahatsız etmekten utandı. Allah da onu edebinden dolayı mükafatlandırdı. Öteki ise Allah Rasulü'nün meclisinden yüz çevirdi, Allah da ondan yüz çevirdi." (Buhari, İlm, 8)

Riyazus-Salihin 1450

وعن أبي سعيدٍ الخُدْرِيِّ رضي الله عنه قالَ: خرَجَ مَعاوِيَةُ رضي الله عنه عَلَى حَلْقَةٍ في المَسْجِدِ، فقال: ما أجْلَسَكُمْ؟ قالُوا: جَلَسْنَا نَذْكُرُ الله. قَالَ: آلله ما أَجْلَسَكُمْ إلاَّ ذَاكَ؟ قالوا: ما أجْلَسَنَا إلاَّ ذَاكَ، قال: أمَا إنِّي لم أسْتَحْلِفْكُمْ تُهْمَةً لَكُم، ومَا كانَ أحَدٌ بِمَنْزِلَتي مِنْ رَسُولِ الله صلى الله عليه وسلم أقلَّ عَنْهُ حَدِيثاً مِنِّي: إنَّ رَسُولَ الله صلى الله عليه وسلم خَرَجَ عَلَى حَلْقَةٍ مِن أصحابِهِ فقال: ما أجْلَسَكُمْ؟ قالوا: جَلَسْنَا نَذْكُرُ الله، وَنَحْمَدُهُ عَلَى ما هَدَانَا لِلإسْلامِ، وَمَنَّ بِهِ عَلَيْنا. قَالَ: آلله، ما أجْلَسَكُمْ إلاَّ ذَاكَ؟ قالوا: والله ما أجْلَسَنَا إلاَّ ذَاكَ. قالَ: أمَا إنِّي لَم أسْتَحْلِفْكُمْ تُهْمَةً لَكُمْ، ولكنَّهُ أتَانِي جِبْرِيلُ فَأخْبَرَني أنَّ الله يُبَاهِي بِكُمُ المَلاَئِكَةَ.

Ebu Said el-Hudri (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Muaviye (Allah Ondan razı olsun) bir gün mescidde halka halinde oturan bir topluluğun yanına geldi ve "Burada niçin toplandınız?" diye sordu. "- Allah'ı zikretmek için toplandık" diye cevap verdiler. O: "- Gerçekten Allah'ı zikir için mi toplandınız?" der. Onlar da: "- Evet. Sadece bu maksatla toplandık" dediler. Bunun üzerine Muaviye, "Ben size inanmadığım için yemin teklif etmiş değilim. Fakat Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'a benim kadar yakın olup da benden daha az hadis rivayet eden yoktur. Bir gün Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz ashabından halka kurmuş bir gruba teşrif edip onlara "Burada niçin oturuyorsunuz?" diye sordu. "- Bizi İslam dinine ulaştırıp lütufta bulunması sebebiyle Allah'ı zikretmek ve ona hamdetmek için oturuyoruz" diye cevap verdiler. "- Gerçekten siz burada Allah'ı zikir ve ona hamdetmek için mi oturdunuz?" diye sordu. Onlar da: "- Evet. Sırf Allah için oturduk" dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "- Ben size inanmadığım için yemin vermiş değilim. Fakat bana Cebrail gelerek, Allah'ın meleklere sizinle övündüğünü haber verdi de onun için öyle pekiştirerek sordum" buyurdu. (Müslim, Zikir, 40)

Riyazus-Salihin 1451