وَعَنِ ابْنِ عُمَرَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُمَا، أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: عُذِّبَتِ امْرَأَةٌ فِي هِرَّةٍ حَبَسَتْهَا حَتَّى مَاتَتْ، فَدَخَلَتْ فِيهَا النَّارَ، لَا هِيَ أَطْعَمَتْهَا وَسَقَتْهَا إِذْ حَبَسَتْهَا، وَلَا هِيَ تَرَكَتْهَا تَأْكُلُ مِنْ خَشَاشِ الْأَرْضِ.
İbn-i Ömer (Allah onlardan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bir kadın, ölünceye kadar hapsettiği bir kedi yüzünden azaba uğradı ve bu yüzden cehenneme girdi. Hayvanı hapsettiğinde ona yemek yedirmemiş, su vermemiş, yerdeki böcekleri yemesine de izin vermemişti.” (Buhari, Enbiya 54; Müslim, Selam 151)
Riyazus-Salihin 1602
وَعَنْهُ: أَنَّهُ مَرَّ بِفِتْيَانٍ مِنْ قُرَيْشٍ قَدْ نَصَبُوا طَيْرًا وَهُمْ يَرْمُونَهُ، وَقَدْ جَعَلُوا لِصَاحِبِ الطَّيْرِ كُلَّ خَاطِئَةٍ مِنْ نَبْلِهِمْ، فَلَمَّا رَأَوُا ابْنَ عُمَرَ تَفَرَّقُوا، فَقَالَ ابْنُ عُمَرَ: مَنْ فَعَلَ هَذَا؟ لَعَنَ اللهُ مَنْ فَعَلَ هَذَا، إِنَّ رَسُولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم لَعَنَ مَنِ اتَّخَذَ شَيْئًا فِيهِ الرُّوحُ غَرَضًا.
Yine İbni Ömer (Allah ondan razı olsun)’den bildirildiğine göre kendisi bir gün Kureyş delikanlılarının yanına uğramıştı. Bunlar bir kuşu oklarına hedef yapmışlar, ona ok atıyorlardı. İsabet etmeyen oklar için kuş sahibine bir ödemede bulunuyorlardı. Gençler İbni Ömer’in geldiğini görünce etrafa dağıldılar. İbni Ömer şöyle seslendi: “Bunu yapan kim? Allah ona lanet etsin. Şu bir gerçektir ki Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) canlı bir hayvanı hedef olarak dikip ona atış yapana lanet etti.” (Buhari, Zebaih 25; Müslim, Sayd 58)
Riyazus-Salihin 1603
وَعَنْ أَنَسٍ رضي الله عنه قَالَ: نَهَى رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ تُصْبَرَ الْبَهَائِمُ.
Enes (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) hayvanları hapsedip ölümlerine sebep olmaktan insanları sakındırmıştır. (Buhari, Zebaih 25; Müslim, Sayd 58)
Riyazus-Salihin 1604
وَعَنْ أَبِي عَلِيٍّ سُوَيْدِ بْنِ مُقَرِّنٍ رضي الله عنه، قَالَ: لَقَدْ رَأَيْتُنِي سَابِعَ سَبْعَةٍ مِنْ بَنِي مُقَرِّنٍ، مَا لَنَا خَادِمٌ إِلَّا وَاحِدَةٌ، لَطَمَهَا أَصْغَرُنَا، فَأَمَرَنَا رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ نُعْتِقَهَا. وَفِي رِوَايَةٍ: «سَابِعَ إِخْوَةٍ لِي».
Ebu Ali Süveyd ibni Mukarrin (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Ben Mukarrin oğullarından yedi kişinin yedincisi idim. Bizim tek bir kölemiz vardı. Bir gün en küçük kardeşimiz onu tokatladı. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bize o köleyi azat edip hürriyetine kavuşturmamızı emretti. (Müslim, Eyman 32-33)
Müslim’in diğer bir rivayetinde “kardeşlerimin yedincisi idim” ifadesi bulunmaktadır. (Müslim, Eyman 33)
Riyazus-Salihin 1605
وَعَنْ أَبِي مَسْعُودٍ الْبَدْرِيِّ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ: كُنْتُ أَضْرِبُ غُلَامًا لِي بِالسَّوْطِ، فَسَمِعْتُ صَوْتًا مِنْ خَلْفِي: اعْلَمْ أَبَا مَسْعُودٍ، فَلَمْ أَفْهَمِ الصَّوْتَ مِنَ الْغَضَبِ، فَلَمَّا دَنَا مِنِّي إِذَا هُوَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَإِذَا هُوَ يَقُولُ: اعْلَمْ أَبَا مَسْعُودٍ، اعْلَمْ أَبَا مَسْعُودٍ. قَالَ: فَأَلْقَيْتُ السَّوْطَ مِنْ يَدِي، فَقَالَ: اعْلَمْ أَبَا مَسْعُودٍ أَنَّ اللهَ أَقْدَرُ عَلَيْكَ مِنْكَ عَلَى هَذَا الْغُلَامِ. فَقُلْتُ: لَا أَضْرِبُ مَمْلُوكًا بَعْدَهُ أَبَدًا. وَفِي رِوَايَةٍ: فَسَقَطَ مِنْ يَدِي السَّوْطُ مِنْ هَيْبَتِهِ.
وَفِي رِوَايَةٍ: فَقُلْتُ: يَا رَسُولَ اللهِ، هُوَ حُرٌّ لِوَجْهِ اللهِ تَعَالَى، فَقَالَ: أَمَا لَوْ لَمْ تَفْعَلْ، لَلَفَحَتْكَ النَّارُ، أَوْ لَمَسَّتْكَ النَّارُ.
Ebu Mesud el-Bedrî (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: “Kölemi kamçı ile döverken arkamdan, ‘Ey Ebu Mesud, bilesin ki...’ diye bir ses işittim. Öfkemden sesin sahibinin ne söylediğini anlamıyordum. Bana yaklaşınca bir de ne göreyim, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) değil mi? Elimdeki kamçıyı yere attım. Bana hitaben: ‘Ey Ebu Mesud! Bilesin ki Allah sana karşı, senin şu köleye karşı olduğundan daha güçlüdür’ diyordu. Bunun üzerine ben: ‘Bundan sonra asla köle dövmeyeceğim’ dedim.
Başka bir rivayette Ebu Mesud (Allah ondan razı olsun): ‘Onun heybetinden elimdeki kamçı yere düştü’ demiştir.
Başka bir rivayette Ebu Mesud (Allah ondan razı olsun): ‘Ey Allah’ın Resûlü, bu köleyi Allah için azat ettim’ dedim. Allah’ın Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem): ‘Eğer bunu yapmasaydın ateş seni yakardı veya ateş sana dokunurdu’ buyurdu. (Müslim)
Riyazus-Salihin 1606
وَعَنِ ابْنِ عُمَرَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُمَا أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: مَنْ ضَرَبَ غُلَامًا لَهُ حَدًّا لَمْ يَأْتِهِ، أَوْ لَطَمَهُ، فَإِنَّ كَفَّارَتَهُ أَنْ يُعْتِقَهُ.
İbni Ömer (Allah onlardan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kim kölesini işlemediği bir suç sebebiyle döver veya sebepsiz yere tokatlarsa keffareti o köleyi azat etmesidir.” (Müslim, Eyman 30)
Riyazus-Salihin 1607
وَعَنْ هِشَامِ بْنِ حَكِيمِ بْنِ حِزَامٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُمَا: أَنَّهُ مَرَّ بِالشَّامِ عَلَى أُنَاسٍ مِنَ الْأَنْبَاطِ، وَقَدْ أُقِيمُوا فِي الشَّمْسِ، وَصُبَّ عَلَى رُؤُوسِهِمُ الزَّيْتُ، فَقَالَ: مَا هَذَا؟ قِيلَ: يُعَذَّبُونَ فِي الْخَرَاجِ. وَفِي رِوَايَةٍ: حُبِسُوا فِي الْجِزْيَةِ. فَقَالَ هِشَامٌ: أَشْهَدُ لَسَمِعْتُ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: إِنَّ اللهَ يُعَذِّبُ الَّذِينَ يُعَذِّبُونَ النَّاسَ فِي الدُّنْيَا. فَدَخَلَ عَلَى الْأَمِيرِ، فَحَدَّثَهُ، فَأَمَرَ بِهِمْ فَخُلُّوا.
Hişam ibni Hakîm ibni Hizam (Allah onlardan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre kendisi Şam’da bulunuyorken başlarına yağ dökülerek güneşin altında beklemeye mahkûm edilmiş yabancı çiftçilerle karşılaştı. “Bu ne hâldir?” diye sordu. “Haraç vergisi yüzünden cezalandırılıyorlar” denildi. Bir rivayette, “Cizye vergisi yüzünden hapsedildiler” denildi. Bunun üzerine Hişam:
“Şehadet ederim ki Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in, ‘İnsanlara dünyada azap edenlere Allah mutlaka azap eder’ buyurduğunu işittim” dedi ve emirin huzuruna çıkıp durumu ona arz etti. O da bunların serbest bırakılmasını emretti. (Müslim, Birr 117)
Riyazus-Salihin 1608
وعَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُمَا قَالَ: رَأَى رَسُولُ اللهِ ﷺ حِمَاراً مَوْسُومَ الوجْهِ، فَأَنْكَرَ ذلِكَ! فَقَالَ: واللهِ لا أَسِمُهُ إلا أَقْصَى شَيءٍ مِنَ الوجْهِ، وَأَمَرَ بِحِمَارِهِ، فَكُوِيَ في جَاعِرَتَيْهِ، فهُوَ أوَّلُ مَنْ كَوَى الجَاعِرَتَيْنِ.
İbni Abbas (Allah Onlardan razı olsun) şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) yüzü ateşle dağlanmış bir merkep görmüş ve bu durumdan hoşlanmamıştı. Bunun üzerine Abdullah ibni Abbas: “Allah’a yemin ederim ki bundan sonra başkalarının hayvanlarından ayırt etmek için hayvanını işaretlemek gerektiğinde bu işareti onun yüzünden uzak bir yerine vuracağım”, demiş ve merkebin uyluklarına damga vurdurtmuştur. Böylece hayvanların uyluklarına ilk damga vurduran İbni Abbas olmuştur. (Müslim, Libas 108)
Riyazus-Salihin 1609
وَعَنْهُ أنَّ النَّبيَّ ﷺ مَرَّ عَلَيْهِ حِمَارٌ قد وُسِمَ في وَجْهِه، فَقَالَ: لَعَنَ اللهُ الَّذي وَسَمَهُ. وفي روايةٍ لمسلم أيضاً: نَهَى رَسُولُ اللهِ ﷺ عَن الضَّرْبِ في الوجْهِ، وَعَن الوَسْمِ في الوجهِ.
Yine İbni Abbas (Allah Onlardan razı olsun)’dan rivayete göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) yüzüne damga vurulmuş bir merkebin yanından geçti. Bunun üzerine: “Bu hayvanın yüzünü dağlayana Allah lanet etsin, yani rahmetinden uzak kalsın” buyurdu. (Müslim, Libas 107)
Müslim’in bir başka rivayetinde Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): “Yüze vurmayı ve yüzü damgalamayı yasakladı” denilmektedir. (Müslim, Libas 107)
Riyazus-Salihin 1610