عَنْ حَارِثَةَ بْنِ وَهْبٍ رضي الله عنه قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ: أَلَا أُخْبِرُكُمْ بِأَهْلِ الْجَنَّةِ؟ كُلُّ ضَعِيفٍ مُتَضَعَّفٍ، لَوْ أَقْسَمَ عَلَى اللَّهِ لَأَبَرَّهُ. أَلَا أُخْبِرُكُمْ بِأَهْلِ النَّارِ؟ كُلُّ عُتُلٍّ جَوَّاظٍ مُسْتَكْبِرٍ.
Harise İbni Vehb (Allah ondan razı olsun), Resûlullah'ı (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyururken işittim, dedi: “Size cennetliklerin kimler olduğunu bildireyim mi? Alçak gönüllü olması nedeniyle hem kendisi zayıf hem de halk tarafından hor görülüp hiçe sayılan her zayıf kişidir ki Allah'a yemin etseler Allah onların yemin ve isteklerini yerine getirir. Size cehennemliklerin de kimler olduğunu haber vereyim mi? Katı yürekli, kaba, kurularak yürüyen kibirli kimselerdir.”
Riyazus-Salihin 254
عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ السَّاعِدِيِّ رضي الله عنه قَالَ: مَرَّ رَجُلٌ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ لِرَجُلٍ عِنْدَهُ جَالِسٍ: مَا رَأْيُكَ فِي هَذَا الرَّجُلِ؟ قَالَ: هَذَا مِنْ أَشْرَفِ النَّاسِ، هَذَا وَاللَّهِ حَرِيٌّ إِنْ خَطَبَ أَنْ يُنْكَحَ، وَإِنْ شَفَعَ أَنْ يُشَفَّعَ. فَسَكَتَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم، ثُمَّ مَرَّ رَجُلٌ آخَرُ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم: مَا رَأْيُكَ فِي هَذَا؟ فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، هَذَا رَجُلٌ مِنْ فُقَرَاءِ الْمُسْلِمِينَ، هَذَا حَرِيٌّ إِنْ خَطَبَ أَلَّا يُنْكَحَ، وَإِنْ شَفَعَ أَلَّا يُشَفَّعَ، وَإِنْ قَالَ أَلَّا يُسْمَعَ لِقَوْلِهِ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم: هَذَا خَيْرٌ مِنْ مِلْءِ الْأَرْضِ مِثْلَ هَذَا.
Ebü'l-Abbas Sehl İbni Sa'd es-Saîdî (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Bir gün Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yanından bir adam geçti. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), oturan kimseye: “Şu adam hakkında ne dersin?” diye sordu. O da: “Vallahi, ileri gelen, hatırlı bir kişidir; birini nikâhlamak isterse isteği kabul edilir, aracılık yaparsa sözü dinlenir.” diye cevap verdi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) sustu. Sonra oradan biri daha geçti. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) yine yanındaki adama: “Ya bu adam hakkında ne dersin?” diye sordu. O adam da: “Bu, fakir Müslümanlardan biridir; bir kıza talip olsa istediği kız verilmez, birine aracılık etse ricası kabul edilmez, konuşmaya başlarsa sözü dinlenmez.” dedi. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bu fakir olan kimse, dünya dolusu kadar öteki adamdan daha hayırlıdır.”
Riyazus-Salihin 255
عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: احْتَجَّتِ الْجَنَّةُ وَالنَّارُ، فَقَالَتِ النَّارُ: فِيَّ الْجَبَّارُونَ وَالْمُتَكَبِّرُونَ. وَقَالَتِ الْجَنَّةُ: فِيَّ ضُعَفَاءُ النَّاسِ وَمَسَاكِينُهُمْ. فَقَضَى اللَّهُ بَيْنَهُمَا: إِنَّكِ الْجَنَّةُ رَحْمَتِي، أَرْحَمُ بِكِ مَنْ أَشَاءُ، وَإِنَّكِ النَّارُ عَذَابِي، أُعَذِّبُ بِكِ مَنْ أَشَاءُ مِنْ عِبَادِي، وَلِكِلَيْكُمَا عَلَيَّ مِلْؤُهَا.
Ebu Said el-Hudri (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdular: “Cennet ile cehennem münakaşa ettiler. Cehennem: Bende zorbalar ve kibirli kimseler var, dedi. Cennet ise: Bende ihtiyaç sahibi yoksullar ve zayıf insanlar var, dedi. Bunun üzerine Allah onların çekişmelerini şöyle halletti: Ey cennet, sen benim rahmetimsin, seninle dilediğime rahmet ederim. Ey cehennem, sen de benim azabımsın, kullarımdan dilediğime seninle azap ederim. Ben ikinizi de dolduracağım.”
Riyazus-Salihin 256
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: إِنَّهُ لَيَأْتِي الرَّجُلُ الْعَظِيمُ السَّمِينُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، لَا يَزِنُ عِنْدَ اللَّهِ جَنَاحَ بَعُوضَةٍ.
Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Kıyamet günü dünyada büyük tanınan iri yarı bir adam gelir ki onun Allah yanında sinek kanadı kadar bile değeri yoktur.”
Riyazus-Salihin 257
وَعَنْهُ أَنَّ امْرَأَةً سَوْدَاءَ كَانَتْ تَقُمُّ الْمَسْجِدَ، أَوْ شَابًّا، فَفَقَدَهَا رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَسَأَلَ عَنْهَا، أَوْ عَنْهُ، فَقَالُوا: مَاتَ. قَالَ: أَفَلَا كُنْتُمْ آذَنْتُمُونِي بِهِ؟ فَكَأَنَّهُمْ صَغَّرُوا أَمْرَهَا، أَوْ أَمْرَهُ، فَقَالَ: دُلُّونِي عَلَى قَبْرِهِ. فَدَلُّوهُ، فَصَلَّى عَلَيْهَا، ثُمَّ قَالَ: إِنَّ هَذِهِ الْقُبُورَ مَمْلُوءَةٌ ظُلْمَةً عَلَى أَهْلِهَا، وَإِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ يُنَوِّرُهَا لَهُمْ بِصَلَاتِي عَلَيْهِمْ.
Yine Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre siyah bir kadın veya bir genç mescidi süpürüp temizlik işlerini yapardı. Bir ara Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) o kadını veya genci göremeyince onun nerede olduğunu sordu. Öldü, dediler. Bunun üzerine Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem): “Bana haber verseydiniz ya”, buyurdu. Ashab sanki bu garip kimseye önem vermemişlerdi. Fakat Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem): “Bana onun mezarını gösterin”, buyurdu. Mezarını gösterdiler. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) onun cenaze namazını kıldıktan sonra şöyle buyurdu: “Şu kabirler, içindekiler için karanlıklarla doludur. Allah, benim üzerlerine kıldığım namaz sebebiyle onların kabirlerini aydınlatır.”
Riyazus-Salihin 258
وَعَنْهُ قال: قال رسولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم: رُبَّ أَشْعَثَ، مَدْفُوعٍ بِالأَبْوَابِ، لَوْ أَقْسَمَ عَلَى اللهِ لَأَبَرَّهُ.
Yine Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in şöyle buyurduğunu bize aktarmıştır: “Saçları dağınık, tozlanmış ve kapılardan kovulmuş nice kimseler vardır ki bir şey hakkında bu şöyle olacak diye yemin etseler, Allah onun yeminini yerine getirir ve duasını kabul eder.” (Müslim, Birr 138)
Riyazus-Salihin 259
عَنْ أُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ رضي الله عنه قال: قال رسولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم: قُمْتُ عَلَى بَابِ الْجَنَّةِ، فَإِذَا عَامَّةُ مَنْ دَخَلَهَا الْمَسَاكِينُ، وَأَصْحَابُ الْجَدِّ مَحْبُوسُونَ، غَيْرَ أَنَّ أَصْحَابَ النَّارِ قَدْ أُمِرَ بِهِمْ إِلَى النَّارِ. وَقُمْتُ عَلَى بَابِ النَّارِ، فَإِذَا عَامَّةُ مَنْ دَخَلَهَا النِّسَاءُ.
Üsame (Allah ondan razı olsun)’den bildirildiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Ben cennetin kapısında durdum, gördüm ki girenlerin çoğunluğu darlıkta yaşayan muhtaç kimselerdi. Zenginler ise hesapları görülmek üzere alıkonulmuştu. Kesin olarak cehennemlik olanların ise ateşe girmeleri emrolunmuştu. Cehennemin kapısında durdum ve baktım, oraya girenlerin çoğu da kadınlardı.” (Buhari, Rikak 51; Müslim, Zikir 93)
Riyazus-Salihin 260
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قال: لَمْ يَتَكَلَّمْ فِي الْمَهْدِ إِلَّا ثَلَاثَةٌ: عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ، وَصَاحِبُ جُرَيْجٍ. وَكَانَ جُرَيْجٌ رَجُلًا عَابِدًا، فَاتَّخَذَ صَوْمَعَةً فَكَانَ فِيهَا، فَأَتَتْهُ أُمُّهُ وَهُوَ يُصَلِّي، فَقَالَتْ: يَا جُرَيْجُ، فَقَالَ: يَا رَبِّ، أُمِّي وَصَلَاتِي، فَأَقْبَلَ عَلَى صَلَاتِهِ فَانْصَرَفَتْ. فَلَمَّا كَانَ مِنَ الْغَدِ أَتَتْهُ وَهُوَ يُصَلِّي، فَقَالَتْ: يَا جُرَيْجُ، فَقَالَ: أَيْ رَبِّ، أُمِّي وَصَلَاتِي، فَأَقْبَلَ عَلَى صَلَاتِهِ فَانْصَرَفَتْ. فَلَمَّا كَانَ مِنَ الْغَدِ أَتَتْهُ وَهُوَ يُصَلِّي، فَقَالَتْ: يَا جُرَيْجُ، فَقَالَ: أَيْ رَبِّ، أُمِّي وَصَلَاتِي، فَأَقْبَلَ عَلَى صَلَاتِهِ. فَقَالَتْ: اللَّهُمَّ لَا تُمِتْهُ حَتَّى يَنْظُرَ إِلَى وُجُوهِ الْمُومِسَاتِ. فَتَذَاكَرَ بَنُو إِسْرَائِيلَ جُرَيْجًا وَعِبَادَتَهُ، وَكَانَتِ امْرَأَةٌ بَغِيٌّ يُتَمَثَّلُ بِحُسْنِهَا، فَقَالَتْ: إِنْ شِئْتُمْ لَأَفْتِنَنَّهُ. فَتَعَرَّضَتْ لَهُ، فَلَمْ يَلْتَفِتْ إِلَيْهَا، فَأَتَتْ رَاعِيًا كَانَ يَأْوِي إِلَى صَوْمَعَتِهِ، فَأَمْكَنَتْهُ مِنْ نَفْسِهَا، فَوَقَعَ عَلَيْهَا، فَحَمَلَتْ. فَلَمَّا وَلَدَتْ قَالَتْ: هُوَ مِنْ جُرَيْجٍ. فَأَتَوْهُ فَاسْتَنْزَلُوهُ وَهَدَمُوا صَوْمَعَتَهُ، وَجَعَلُوا يَضْرِبُونَهُ، فَقَالَ: مَا شَأْنُكُمْ؟ قَالُوا: زَنَيْتَ بِهَذِهِ الْبَغِيِّ فَوَلَدَتْ مِنْكَ. قَالَ: أَيْنَ الصَّبِيُّ؟ فَجَاءُوا بِهِ، فَقَالَ: دَعُونِي حَتَّى أُصَلِّيَ. فَصَلَّى، فَلَمَّا انْصَرَفَ أَتَى الصَّبِيَّ فَطَعَنَ فِي بَطْنِهِ، وَقَالَ: يَا غُلَامُ، مَنْ أَبُوكَ؟ قَالَ: فُلَانٌ الرَّاعِي. قَالَ: فَأَقْبَلُوا عَلَى جُرَيْجٍ يُقَبِّلُونَهُ وَيَتَمَسَّحُونَ بِهِ، وَقَالُوا: نَبْنِي لَكَ صَوْمَعَتَكَ مِنْ ذَهَبٍ. قَالَ: لَا، أَعِيدُوهَا مِنْ طِينٍ كَمَا كَانَتْ. فَفَعَلُوا. وَبَيْنَا صَبِيٌّ يَرْضَعُ مِنْ أُمِّهِ، فَمَرَّ رَجُلٌ رَاكِبٌ عَلَى دَابَّةٍ فَارِهَةٍ وَشَارَةٍ حَسَنَةٍ، فَقَالَتْ أُمُّهُ: اللَّهُمَّ اجْعَلِ ابْنِي مِثْلَ هَذَا. فَتَرَكَ الثَّدْيَ وَأَقْبَلَ إِلَيْهِ، فَنَظَرَ إِلَيْهِ، فَقَالَ: اللَّهُمَّ لَا تَجْعَلْنِي مِثْلَهُ. ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَى ثَدْيِهِ فَجَعَلَ يَرْتَضِعُ. فَكَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَى رَسُولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ يَحْكِي ارْتِضَاعَهُ بِإِصْبَعِهِ السَّبَّابَةِ فِي فِيهِ، فَجَعَلَ يَمُصُّهَا. قَالَ: وَمَرُّوا بِجَارِيَةٍ وَهُمْ يَضْرِبُونَهَا وَيَقُولُونَ: زَنَيْتِ، سَرَقْتِ. وَهِيَ تَقُولُ: حَسْبِيَ اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ. فَقَالَتْ أُمُّهُ: اللَّهُمَّ لَا تَجْعَلِ ابْنِي مِثْلَهَا. فَتَرَكَ الرَّضَاعَ وَنَظَرَ إِلَيْهَا، فَقَالَ: اللَّهُمَّ اجْعَلْنِي مِثْلَهَا. فَهُنَاكَ تَرَاجَعَا الْحَدِيثَ، فَقَالَتْ: مَرَّ رَجُلٌ حَسَنُ الْهَيْئَةِ فَقُلْتُ: اللَّهُمَّ اجْعَلِ ابْنِي مِثْلَهُ، فَقُلْتَ: اللَّهُمَّ لَا تَجْعَلْنِي مِثْلَهُ. وَمَرُّوا بِهَذِهِ الْأَمَةِ وَهُمْ يَضْرِبُونَهَا وَيَقُولُونَ: زَنَيْتِ، سَرَقْتِ، فَقُلْتُ: اللَّهُمَّ لَا تَجْعَلِ ابْنِي مِثْلَهَا، فَقُلْتَ: اللَّهُمَّ اجْعَلْنِي مِثْلَهَا! قَالَ: إِنَّ ذَلِكَ الرَّجُلَ كَانَ جَبَّارًا، فَقُلْتُ: اللَّهُمَّ لَا تَجْعَلْنِي مِثْلَهُ. وَإِنَّ هَذِهِ يَقُولُونَ لَهَا: زَنَيْتِ وَلَمْ تَزْنِ، وَسَرَقْتِ وَلَمْ تَسْرِقْ، فَقُلْتُ: اللَّهُمَّ اجْعَلْنِي مِثْلَهَا.
Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Üç kişiden başka beşikte konuşan olmamıştır. Bunlardan biri Meryem oğlu İsa, diğeri Cüreyc’le macerası olan çocuktur, üçüncüsü ise hadisin sonunda anlatılacak çocuktur. (Bebeklik çağında konuşan başka çocuklar da vardır. Bu hadiste anlatılanlar bu üç kişidir.)
Cüreyc ibadete düşkün bir kimseydi. Yüksek bir yeri ibadethane edinerek orada ibadete koyuldu. Bir gün namaz kılarken annesi gelip Cüreyc diye seslendi. Cüreyc kendi kendine: “Ya Rabbi, anneme cevap mı versem yoksa namaza mı devam etsem?” diyerek namazına devam etti. Annesi de dönüp gitti. Ertesi gün namaz kılarken annesi yine geldi ve Cüreyc diye seslendi. Cüreyc yine kendi kendine: “Ya Rabbi, anneme cevap vermekle namaza devam etmek arasında kaldım.” diyerek yine namazına devam etti. Ertesi gün namaz kılarken annesi yine geldi ve Cüreyc diye seslendi. Cüreyc de içinden: “Ya Rabbi, anneme mi cevap versem yoksa namaza mı devam etsem?” diyerek yine namazına devam etti. Bunun üzerine annesi: “Ey Allah’ım, Cüreyc’in canını fahişelerin yüzünü görmedikçe alma!” diye beddua etti. Bir gün İsrailoğulları Cüreyc ve ibadete düşkünlüğü hakkında konuşuyorlardı. Güzelliğiyle meşhur bir fahişe de oradaydı. “Eğer isterseniz ben onu baştan çıkarabilirim.” dedi ve Cüreyc’in peşine takılıp kendini ona arz etmek istediyse de Cüreyc asla iltifat edip dönüp bakmadı bile. Cüreyc’in yoldan çıkmayacağını anlayan bu kadın, Cüreyc’in ibadethanesine sığınan bir çobana geldi ve onunla ilişki kurarak çobandan hamile kaldı. Çocuğunu dünyaya getirince çocuğun Cüreyc’ten olduğunu ileri sürdü. Bunun üzerine halk Cüreyc’in yanına varıp onu ibadethanesinden çıkardılar. İbadethanesini yıkıp kendisini dövmeye başladılar. Cüreyc, “Ne yapıyorsunuz?” deyince:
“Sen bu fahişe ile zina etmişsin, bu çocuğu senden doğurmuş.” dediler. Cüreyc:
“Çocuk nerededir?” diye sordu. Çocuğu alıp ona getirdiler. Cüreyc, “Bırakın beni de namaz kılayım.” dedi. Namazı kılıp bitirince çocuğun yanına gelip karnına dürttü ve: “Ey çocuk, baban kimdir?” diye sordu. Çocuk da:
“Babam falan çobandır.” diye cevap verdi. Bunun üzerine halk Cüreyc’e dönerek onu öpmeye ve okşamaya başladılar ve:
“Sana altından bir ibadethane yapacağız.” dediler. Cüreyc ise:
“Hayır, ibadethaneyi önceden olduğu gibi çamurdan yapın.” dedi ve öylece yaptılar.
Beşikte konuşan üçüncü çocuğun durumu da şöyledir: Çocuğun biri günün birinde annesini emerken güzel bir ata binmiş, iyi giyinmiş, yakışıklı bir adam oradan geçti. Çocuğun annesi: “Allah’ım, benim çocuğumu da böyle yap.” diye dua etti. Çocuk memeyi bırakarak atlıya döndü ve onu süzerek:
“Allah’ım, beni onun gibi yapma.” dedi ve sonra emmeye koyuldu.
Ebu Hüreyre der ki: Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem)’in şehadet parmağını ağzına koyarak çocuğun emişini hikâye ettiği hâli gözümün önündedir.
Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) sözüne şöyle devam etti:
“Zina ettin, hırsızlık yaptın!” diye dövülen bir cariyenin (köle kadının) yanından geçtiler. Cariye ise: “Bana Allah’ım yeter, O ne güzel vekildir.” diyordu. Durumu gören anne: “Allah’ım, çocuğumu bunun gibi yapma.” diyordu. Çocuk ise yine memeyi bıraktı ve cariyeye bakıp: “Allah’ım, beni onun gibi yap.” dedi.
Bundan sonra anne ile çocuk konuşmaya başladılar. Anne:
“Yakışıklı bir adam geçti, ‘Allah’ım, benim oğlumu da bunun gibi yap.’ diye dua ettim, sen ise ‘Allah’ım, beni onun gibi yapma.’ dedin. O cariyeyi ‘Hırsızlık ettin, zina ettin!’ diye döverek götürdüler de ben de ‘Allah’ım, çocuğumu onun gibi yapma.’ dedim, sen ise ‘Beni onun gibi yap.’ dedin; sebebini anlayamadım.” deyince çocuk şöyle cevap verdi:
“O adam zalim ve merhametsizin biri idi, bu sebeple ‘Beni bu gaddar gibi yapma.’ dedim. O cariyeyi ise zina etmediği hâlde ‘Zina ettin!’, hırsızlık yapmadığı hâlde ‘Hırsızlık yaptın!’ diye dövüyorlardı. Bunun için de ‘Beni onun gibi yap.’ diye dua ettim.” dedi. (Buhari, Amel fi’s-Salat 7; Müslim, Birr 8)
Riyazus-Salihin 261