HADİS KÜTÜPHANESİ

Riyazus Salihin

368 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

ALİMLERE VE BÜYÜKLERE SAYGILI OLMAK

12 hadis

عَنْ أَبِي مَسْعُودٍ الْأَنْصَارِيِّ رضي الله عنه قال: قال رسولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: يَؤُمُّ الْقَوْمَ أَقْرَؤُهُمْ لِكِتَابِ اللَّهِ، فَإِنْ كانوا فِي الْقِرَاءَةِ سَوَاءً، فَأَعْلَمُهُمْ بِالسُّنَّةِ، فَإِنْ كانوا فِي السُّنَّةِ سَوَاءً، فَأَقْدَمُهُمْ هِجْرَةً، فَإِنْ كانوا فِي الْهِجْرَةِ سَوَاءً، فَأَقْدَمُهُمْ سِنًّا، وَلَا يَؤُمَّنَّ الرَّجُلُ الرَّجُلَ فِي سُلْطَانِهِ، وَلَا يَقْعُدْ فِي بَيْتِهِ عَلَى تَكْرِمَتِهِ إِلَّا بِإِذْنِهِ. وفي رواية: فَأَقْدَمُهُمْ سِلْمًا، بدلًا من سِنًّا. وفي رواية: يَؤُمُّ الْقَوْمَ أَقْرَؤُهُمْ لِكِتَابِ اللَّهِ، وَأَقْدَمُهُمْ قِرَاءَةً، فَإِنْ كانت قِرَاءَتُهُمْ سَوَاءً، فَلْيَؤُمَّهُمْ أَقْدَمُهُمْ هِجْرَةً، فَإِنْ كانوا فِي الْهِجْرَةِ سَوَاءً، فَلْيَؤُمَّهُمْ أَكْبَرُهُمْ سِنًّا.

Ebu Mes’ud Ukbe ibni Amr el-Bedrî el-Ensarî (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bir cemaate Kur’an’ı en iyi okuyan imam olsun. Kur’an bilgisinde eşit iseler sünneti en iyi bilen, eğer sünnet bilgisinde de eşit olurlarsa ilk önce hicret etmiş olan, hicret etmekte de denk olurlarsa yaşça en büyükleri imam olsun. Bir kimse, başka birinin yetkili ve hâkim olduğu bir yerde izin almaksızın imam olmaya kalkmasın. Kişinin izni olmadan minder, koltuk vb. yere de oturmasın.” Müslim’in diğer bir rivayetinde: “Yaşça en büyük olan” yerine, “ilk önce Müslüman olan” denilmektedir. Yine Müslim’in daha başka bir rivayetinde ise: “Cemaate Allah’ın kitabını en iyi bilen ve güzel okuyan imam olsun. Okuyuşta eşit iseler önce hicret eden imamlık yapsın. Eğer hicrette de aynı iseler yaşça en büyükleri imam olsun” buyurulmuştur.

Riyazus-Salihin 349

وَعَنْهُ قال: كان رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَمْسَحُ مَنَاكِبَنَا فِي الصَّلَاةِ وَيَقُولُ: اسْتَوُوا وَلَا تَخْتَلِفُوا، فَتَخْتَلِفَ قُلُوبُكُمْ، لِيَلِنِي مِنْكُمْ أُولُو الْأَحْلَامِ وَالنُّهَى، ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ، ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ.

Yine Ebu Mes’ud (Allah ondan razı olsun)'dan bildirildiğine göre şöyle demiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), namaza başlayacağı zaman omuzlarımıza dokunarak şöyle buyururdu: “Safları düz tutunuz, girintili çıkıntılı durmayınız; sonra kalbleriniz de karmakarışık olur. Namazda benim arkama aklı başında, yaşlı başlı olanlar dursun; sonra olgunlukta onlara yakın olanlar, sonra onlara yakın olanlar saf tutsunlar.”

Riyazus-Salihin 350

عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ رضي الله عنه قال: قال رسولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: لِيَلِنِي مِنْكُمْ أُولُو الْأَحْلَامِ وَالنُّهَى، ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ. ثَلَاثًا. وَإِيَّاكُمْ وَهَيْشَاتِ الْأَسْوَاقِ.

Abdullah ibni Mes’ud (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Namazda benim arkama aklı başında ve imamlık yapabilecek durumda olanlar dursun; sonra bu vasıflarda onlardan sonra gelenler dursunlar.” Rasulullah bu sözünü üç sefer tekrarladı. “Namazda çarşı ve pazardaki gibi intizamsızlıklardan, yani erkek, kadın, çoluk çocuk karışımı hâlinde durmaktan sakının.”

Riyazus-Salihin 351

وَعَنْ أَبِي يَحْيَى، وَقِيلَ أَبِي مُحَمَّدٍ، سَهْلِ بْنِ أَبِي حَثْمَةَ، بِفَتْحِ الْحَاءِ الْمُهْمَلَةِ وَإِسْكَانِ الثَّاءِ الْمُثَلَّثَةِ، الْأَنْصَارِيِّ رضي الله عنه قَالَ: انْطَلَقَ عَبْدُ اللهِ بْنُ سَهْلٍ وَمُحَيِّصَةُ بْنُ مَسْعُودٍ إِلَى خَيْبَرَ، وَهِيَ يَوْمَئِذٍ صُلْحٌ، فَتَفَرَّقَا، فَأَتَى مُحَيِّصَةُ إِلَى عَبْدِ اللهِ بْنِ سَهْلٍ وَهُوَ يَتَشَحَّطُ فِي دَمِهِ قَتِيلًا، فَدَفَنَهُ، ثُمَّ قَدِمَ الْمَدِينَةَ، فَانْطَلَقَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ سَهْلٍ وَمُحَيِّصَةُ وَحُوَيِّصَةُ ابْنَا مَسْعُودٍ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، فَذَهَبَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ يَتَكَلَّمُ، فَقَالَ: كَبِّرْ كَبِّرْ، وَهُوَ أَحْدَثُ الْقَوْمِ، فَسَكَتَ، فَتَكَلَّمَا، فَقَالَ: أَتَحْلِفُونَ وَتَسْتَحِقُّونَ قَاتِلَكُمْ؟ وَذَكَرَ تَمَامَ الْحَدِيثِ.

Ebu Yahya veya Ebu Muhammed Sehl ibni Ebu Hasme el-Ensarî (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Abdullah ibni Sehl ve Muhayyısa ibni Mes’ud, sulh zamanında Hayber’e gitmişlerdi. Şahsi işlerini görmek için birbirlerinden ayrıldılar. Muhayyısa, Abdullah ibni Sehl’i kanlar içinde öldürülmüş olarak buldu. Onu defnettikten sonra Medine’ye döndü. Ölen Abdullah’ın kardeşi Abdurrahman ibni Sehl ile Muhayyısa ve Huveyyısa, Resulullah’a gittiler. Durumu anlatmak üzere oradakilerin en küçüğü olan Abdurrahman konuşmaya başlayınca Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): “Sözü büyüğünüze bırak, sözü büyüğünüze bırak” deyince Abdurrahman sustu. İbni Mes’ud’un oğulları anlattılar. Bunun üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) onlara: “Yemin ederek öldürüleninizin katili üzerinde hak sahibi olmak ister misiniz?” diye sordu. Sonra ravi hadisin tamamını anlattı.

Riyazus-Salihin 352

عَنْ جَابِرٍ رضي الله عنه قَالَ: كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَجْمَعُ بَيْنَ رَجُلَيْنِ مِنْ قَتْلَى أُحُدٍ، ثُمَّ يَقُولُ: أَيُّهُمَا أَكْثَرُ أَخْذًا لِلْقُرْآنِ؟ فَإِذَا أُشِيرَ لَهُ إِلَى أَحَدِهِمَا قَدَّمَهُ فِي اللَّحْدِ.

Cabir (Allah ondan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem), Uhud Savaşı’nda şehit düşenleri ikişer ikişer defnetmişti. Defnederken: “Hangisi daha çok Kur’an biliyor?” diye sorar, fazla bileni lahde önce koyardı.

Riyazus-Salihin 353

عَنْ عَبْدِ اللهِ بْنِ عُمَرَ رضي الله عنهما أَنَّ رَسُولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ: أَرَانِي فِي الْمَنَامِ أَتَسَوَّكُ بِسِوَاكٍ، فَجَاءَنِي رَجُلَانِ أَحَدُهُمَا أَكْبَرُ مِنَ الْآخَرِ، فَنَاوَلْتُ السِّوَاكَ الْأَصْغَرَ مِنْهُمَا، فَقِيلَ لِي: كَبِّرْ، فَدَفَعْتُهُ إِلَى الْأَكْبَرِ مِنْهُمَا.

İbni Ömer (Allah onlardan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Rüyada dişlerimi misvaklar vaziyette gördüm. Yanıma biri diğerinden yaşlı iki kişi geldi. Ben misvakı küçüğüne verdim. Bana ‘Büyüğe ver’ denildi. Ben de onu büyüğüne verdim.”

Riyazus-Salihin 354

عَنْ أبي مُوسَى الأشعري رضي الله عنه قال: قال رسولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: إن مِنْ إِجْلاَلِ اللَّهِ إِكْرَامَ ذِي الشَّيْبَةِ الْمُسْلِمِ، وَحَامِلِ القرآن غَيْرِ الْغَالِي فِيهِ وَالْجَافِي عَنْهُ، وَإِكْرَامَ ذِي السُلْطان الْمُقْسِطِ.

“Ebu Musa (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Saç ve sakalını müslümanlıkta ağartan kimselere, değişik havalara girmeyip hükümleriyle amel etmekten kaçınmayan Kur’an hafızına ve adil idarecilere saygı göstermek Allah’a saygıdan dolayıdır.” (Ebu Davud, Edeb 20)

Riyazus-Salihin 355

عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ عَنْ أبيهِ عَنْ جَدِّهِ رضي الله عنه قال: قال رسولُ الله صلى الله عليه وسلم: لَيْسَ مِنَّا مَنْ لَمْ يَرْحَمْ صَغِيرَنَا وَيَعْرِفْ شَرَفَ كَبِيرِنَا.

Amr ibni Şuayb’in babası aracılığıyla dedesinden aktarıldığına göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Küçüklerimize acımayan, büyüklerimizin haklarını bilip tanımayan bizden değildir.” (Ebu Davud, Edeb 58, Tirmizi, Birr 15)

Riyazus-Salihin 356

عَنْ مَيْمُونِ بْنِ أبي شَبِيبٍ رحمه الله أن عَائِشَةَ رضي اللهُ عَنْهَا مَرَّ بِهَا سَائِلٌ فَأَعْطَتْهُ كِسْرَةً، وَمَرَّ بِهَا رَجُلٌ عَلَيْهِ ثِيَابٌ وَهَيْئَةٌ، فَأَقْعَدَتْهُ، فَأَكَلَ، فَقِيلَ لَهَا فِي ذَلِكَ؟ فَقالت: قال رسولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: أنزلوا النَّاسَ مَنَازِلَهُمْ. وفي رواية: قالت عائشة رضي اللهُ عَنْهَا: أمرنا رسول الله صلى الله عليه وسلم أن ننزل الناس منازلهم.

Meymun ibni Ebu Şebib (Allah Ona rahmet etsin)’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Bir gün Hz. Aişe’ye bir dilenci geldi. Aişe (Allah Ondan razı olsun) ona bir parça ekmek verip savuşturdu. Daha sonra kılık ve kıyafeti düzgün başka bir adam geldi, onu da sofraya oturtarak yemek ikram etti. Bu farklı davranışın sebebini soranlara Aişe şöyle cevap verdi: “Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) insanların derece ve durumlarına göre muamele ediniz” buyurmuştur. (Ebu Davud, Edeb 20) Başka bir rivayette ise Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem), insanlara makamlarına göre muamele etmemizi emretmiştir.

Riyazus-Salihin 357

عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا قَالَ: قَدِمَ عُيَيْنَةُ بْنُ حِصْنٍ فَنَزَلَ عَلَى ابْنِ أَخِيهِ الْحُرِّ بْنِ قَيْسٍ، وَكَانَ مِنَ النَّفَرِ الَّذِينَ يُدْنِيهِمْ عُمَرُ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ، وَكَانَ الْقُرَّاءُ أَصْحَابَ مَجْلِسِ عُمَرَ وَمُشَاوَرَتِهِ، كُهُولًا كَانُوا أَوْ شُبَّانًا، فَقَالَ عُيَيْنَةُ لِابْنِ أَخِيهِ: يَا ابْنَ أَخِي، هَلْ لَكَ وَجْهٌ عِنْدَ هَذَا الْأَمِيرِ فَتَسْتَأْذِنَ لِي عَلَيْهِ؟ فَاسْتَأْذَنَ لَهُ، فَأَذِنَ لَهُ عُمَرُ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ، فَلَمَّا دَخَلَ قَالَ: هِيهِ يَا ابْنَ الْخَطَّابِ، فَوَاللَّهِ مَا تُعْطِينَا الْجَزْلَ، وَلَا تَحْكُمُ بَيْنَنَا بِالْعَدْلِ. فَغَضِبَ عُمَرُ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ حَتَّى هَمَّ أَنْ يُوقِعَ بِهِ، فَقَالَ لَهُ الْحُرُّ: يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ، إِنَّ اللَّهَ تَعَالَى قَالَ لِنَبِيِّهِ ﷺ: ﴿خُذِ الْعَفْوَ وَأْمُرْ بِالْعُرْفِ وَأَعْرِضْ عَنِ الْجَاهِلِينَ﴾، وَإِنَّ هَذَا مِنَ الْجَاهِلِينَ. فَوَاللَّهِ مَا جَاوَزَهَا عُمَرُ حِينَ تَلَاهَا عَلَيْهِ، وَكَانَ وَقَّافًا عِنْدَ كِتَابِ اللَّهِ.

Abdullah ibni Abbas (Allah onlardan razı olsun) şöyle demiştir: Uyeyne ibni Hısn Medine’ye geldi ve yeğeni Hurr ibni Kays’a misafir oldu. Hurr, Hz. Ömer’in danışma meclisi üyelerindendi. Genç ve yaşlı âlimler, Kur’an’ı okuyup bilenler Hz. Ömer’in danışma meclisinde bulunurlardı. Bu sebeple Uyeyne, yeğeni Hurr ibni Kays’a: – Yeğenim, senin devlet başkanı yanında bir itibarın var; huzuruna girmek için bana müsaade al, dedi. Hurr, Ömer’den (Allah ondan razı olsun) izin aldı. Uyeyne, Hz. Ömer’in yanına girince: – Ey Hattaboğlu! Allah’a yemin ederim ki bize az veriyorsun, adaletle hükmetmiyorsun, dedi. Ömer hiddetlendi, hatta Uyeyne’ye ceza vermek istedi. Bunu sezen Hurr: – Ey Müminlerin emiri! Allah, Peygamberine: “Sen bağışlama yolunu tut! İyiliği emret ve cahillerden yüz çevir!” (A‘râf 7/199) buyurdu. Benim amcam da cahillerdendir, dedi. Hurr bu ayeti okuduğu zaman Ömer, Uyeyne’yi cezalandırmaktan vazgeçti. Zaten Ömer, Allah’ın kitabındaki hükümlere karşı son derece itaatle boyun eğerdi. (Buhârî, Tefsîru Sûreti’l-A‘râf 5)

Riyazus-Salihin 358

وَعَنْ أَبِي سَعِيدٍ سَمُرَةَ بْنِ جُنْدُبٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: لَقَدْ كُنْتُ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ غُلَامًا، فَكُنْتُ أَحْفَظُ عَنْهُ، فَمَا يَمْنَعُنِي مِنَ الْقَوْلِ إِلَّا أَنَّ هَهُنَا رِجَالًا هُمْ أَسَنُّ مِنِّي.

Ebu Said Semure ibni Cündüb’ün (Allah ondan razı olsun) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) hayatta iken ben çocuk denecek yaştaydım. Bu sebeple kendisinden duyduklarımı ezberliyordum. Ne var ki şimdi burada yaşlı kimselere duyduğum saygı, onları söylememe engel oluyor. (Buhârî, Hayız 29; Müslim, Cenâiz 88)

Riyazus-Salihin 359

عَنْ أَنَسٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: مَا أَكْرَمَ شَابٌّ شَيْخًا لِسِنِّهِ إِلَّا قَيَّضَ اللَّهُ لَهُ مَنْ يُكْرِمُهُ عِنْدَ سِنِّهِ.

Enes’ten (Allah ondan razı olsun) rivayet edildiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Herhangi bir genç, yaşından dolayı bir ihtiyara hürmet ederse Cenâb-ı Hak da o gence yaşlılığında hizmet edecek kimseler verir.” (Tirmizî, Birr 75)

Riyazus-Salihin 360