عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ رضي الله عنه قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ: مَنْ رَأَى مِنْكُمْ مُنْكَرًا فَلْيُغَيِّرْهُ بِيَدِهِ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِلِسَانِهِ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِقَلْبِهِ، وَذَلِكَ أَضْعَفُ الْإِيمَانِ.
Ebu Said el Hudri (Allah Ondan razı olsun), Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyururken işittim, dedi: “Sizden her kim bir kötülük veya çirkin bir şey görürse onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse diliyle değiştirmeye çalışsın, ona da gücü yetmezse kalbiyle onu hoş görmeyip kabullenmesin ki bu da imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim, İman 78)
Riyazus-Salihin 186
عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ رضي الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ: مَا مِنْ نَبِيٍّ بَعَثَهُ اللَّهُ فِي أُمَّةٍ قَبْلِي إِلَّا كَانَ لَهُ مِنْ أُمَّتِهِ حَوَارِيُّونَ وَأَصْحَابٌ يَأْخُذُونَ بِسُنَّتِهِ وَيَقْتَدُونَ بِأَمْرِهِ، ثُمَّ إِنَّهَا تَخْلُفُ مِنْ بَعْدِهِمْ خُلُوفٌ، يَقُولُونَ مَا لَا يَفْعَلُونَ، وَيَفْعَلُونَ مَا لَا يُؤْمَرُونَ، فَمَنْ جَاهَدَهُمْ بِيَدِهِ فَهُوَ مُؤْمِنٌ، وَمَنْ جَاهَدَهُمْ بِلِسَانِهِ فَهُوَ مُؤْمِنٌ، وَمَنْ جَاهَدَهُمْ بِقَلْبِهِ فَهُوَ مُؤْمِنٌ، وَلَيْسَ وَرَاءَ ذَلِكَ مِنَ الْإِيمَانِ حَبَّةُ خَرْدَلٍ.
İbn-i Mes’ud (Allah ondan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Benden önceki ümmetlere Allah tarafından gönderilen hiçbir peygamber yoktur ki kendi ümmetinden sünnetine (yoluna) uyan ve emrine sarılan samimi ve seçkin çevresi olmasın. Sonra bunların yerlerine öyleleri geçti ki onlar yapmadıklarını söyleyen ve emrolunmadıklarını yapan kimseler oldular. Böyle kimselerle eliyle cihad eden mü’mindir, diliyle cihad eden mü’mindir, kalbiyle cihad eden de mü’mindir. Bunun ötesinde hardal tanesi kadar bile iman yoktur.”
Riyazus-Salihin 187
عَنْ أَبِي الْوَلِيدِ عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ رضي الله عنه قَالَ: بَايَعْنَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى السَّمْعِ وَالطَّاعَةِ فِي مَنْشَطِنَا وَمَكْرَهِنَا وَعُسْرِنَا وَيُسْرِنَا، وَعَلَى أَثَرَةٍ عَلَيْنَا، وَأَنْ لَا نُنَازِعَ الْأَمْرَ أَهْلَهُ إِلَّا أَنْ تَرَوْا كُفْرًا بَوَاحًا عِنْدَكُمْ مِنَ اللَّهِ فِيهِ بُرْهَانٌ، وَعَلَى أَنْ نَقُولَ بِالْحَقِّ أَيْنَمَا كُنَّا، لَا نَخَافُ فِي اللَّهِ لَوْمَةَ لَائِمٍ.
Ebu’l-Velid Ubade İbn-i Sâmit (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Biz zorlukta ve kolaylıkta, sevinçli ve kederli anlarda söz dinlemeye ve boyun eğmeye, başkalarının bize tercih edildiği zamanlarda bile itaat etmeye, elimizde Allah’tan bir delil bulunan apaçık bir küfür görmedikçe iş başındakilerle yönetim hususunda çekişmemeye, nerede olursak olalım hakkı söylemeye ve Allah yolunda hiçbir kınayanın kınamasından korkmamaya dair Rasulullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) biat ettik.
Riyazus-Salihin 188
عَنِ النُّعْمَانِ بْنِ بَشِيرٍ رضي الله عنهما عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ: مَثَلُ الْقَائِمِ فِي حُدُودِ اللَّهِ وَالْوَاقِعِ فِيهَا كَمَثَلِ قَوْمٍ اسْتَهَمُوا عَلَى سَفِينَةٍ، فَصَارَ بَعْضُهُمْ أَعْلَاهَا وَبَعْضُهُمْ أَسْفَلَهَا، فَكَانَ الَّذِينَ فِي أَسْفَلِهَا إِذَا اسْتَقَوْا مِنَ الْمَاءِ مَرُّوا عَلَى مَنْ فَوْقَهُمْ، فَقَالُوا: لَوْ أَنَّا خَرَقْنَا فِي نَصِيبِنَا خَرْقًا وَلَمْ نُؤْذِ مَنْ فَوْقَنَا، فَإِنْ يَتْرُكُوهُمْ وَمَا أَرَادُوا هَلَكُوا جَمِيعًا، وَإِنْ أَخَذُوا عَلَى أَيْدِيهِمْ نَجَوْا وَنَجَوْا جَمِيعًا.
Numan İbn-i Beşir (Allah onlardan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah’ın çizdiği sınırları aşmayarak onları koruyanlarla yasaklarını hiçe sayarak hududu çiğneyenlerin durumu aynen şöyledir: Bir gemideki yerlerini almak üzere bir toplum aralarında kur’a çektiler. Bunlardan bir kısmı geminin alt katına (ambar kısmına), bir kısmı da üst katına (güverteye) yerleşmişlerdi. Alt kattakiler su almak istediklerinde üst kattakilerin yanından geçiyorlardı. Alt katta oturanlar, ‘Hissemize düşen alt kattan bir delik açsak da üstümüzde oturanlara su almak için eziyet etmemiş olsak.’ dediler. Eğer üstte oturanlar alttakileri yapmak istedikleri şeyle baş başa bırakırlarsa hepsi birlikte batar, helak olurlar. Eğer buna mani olurlarsa hem kendileri kurtulur hem de onları kurtarmış olurlar.”
Riyazus-Salihin 189
عَنْ أُمِّ الْمُؤْمِنِينَ أُمِّ سَلَمَةَ هند بنت أبي أمية رضي الله عنها زَوْجِ النَّبِيِّ ﷺ عَنِ النَّبِيِّ ﷺ أنهُ قال: إنهُ يُسْتَعْمَلُ عَلَيْكُمْ أمراءُ فَتَعْرِفُونَ وَتُنْكِرُونَ، فَمَنْ كَرِهَ فَقَدْ بَرِئَ، وَمَنْ أنكَرَ فَقَدْ سَلِمَ، وَلَكِنْ مَنْ رَضِيَ وَتَابَعَ. قالوا: يَا رَسُولَ اللَّهِ ألا نُقَاتِلُهُمْ؟ قال: لا، مَا أقَامُوا فِيكُمُ الصَّلاَةَ.
Mü’minlerin annesi Ümmü Seleme Hind binti Ebu Ümeyye (Allah ondan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Gerçek şu ki sizin üzerinize birtakım idareciler (kaymakamlar, valiler, başbakanlar, cumhurbaşkanları vs.) getirilecek ki onların dine uygun olan işlerini takdir eder, uygun olmayanlarını ise hoş karşılamaz, tenkit edersiniz. Kim hoş karşılamaz (eliyle ve diliyle yapılan kötülüğü alıkoymaya gücü yetmeyip sadece kalbiyle) tenkit ederse günahtan korunmuş olur. Kim de tenkit eder, onların kötülüklerine engel olmaya (gücü yeterse) çalışırsa kurtuluşa erer. Fakat kim de bu gayrimeşru işlere razı olup onlara uyarsa günahkârdır, azaptan kurtulamaz.” Ashap şöyle dediler: Ya Resulallah, onlarla savaşmayalım mı? Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem): “Aranızda namaz kıldıkları sürece hayır”, buyurdu. (Müslim, İmare 63)
Riyazus-Salihin 190
عَنْ أُمِّ الْمُؤْمِنِينَ أُمِّ الْحَكَمِ زَيْنَبَ بِنْتِ جَحْشٍ رضي الله عنها أن رَسُولَ اللَّهِ ﷺ دَخَلَ عَلَيْهَا فَزِعًا يَقُولُ: لاَ إِلَهَ إلا اللَّهُ، وَيْلٌ لِلْعَرَبِ مِنْ شَرٍّ قَدِ اقْتَرَبَ، فُتِحَ الْيَوْمَ مِنْ رَدْمِ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ مِثْلُ هَذِهِ، وَحَلَّقَ بِإِصْبَعَيْهِ الإبْهَامِ وَالَّتِي تَلِيهَا. فَقُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ أَفَنَهْلِكُ وَفِينَا الصَّالِحُونَ؟ قال: نَعَمْ إذا كَثُرَ الْخُبْثُ.
Mü’minlerin annesi Ümmü’l-Hakem Zeyneb binti Cahş (Allah ondan razı olsun)’ın anlattığına göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) korkudan onun yanına titreyerek girdi ve: “Allah’tan başka gerçek ilah yoktur. Yaklaşan şerden dolayı vay Arabın hâline! Bugün Ye’cüc ve Me’cüc seddinden şu kadar yer açıldı”, buyurdu ve başparmağı ile şehadet parmağını birleştirerek halka yaptı. Bunun üzerine ben: Ey Allah’ın Resulü, içimizde iyiler de olduğu hâlde felakete uğrar mıyız? dedim. Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem) de: “Kötülükler ve fenalıklar çoğaldığı vakit evet”, buyurdu. (Buhari, Fiten 4; Müslim, Fiten 1)
Riyazus-Salihin 191
عَنْ أبي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ رضي الله عنه عَنِ النَّبِيِّ ﷺ قال: إِيَّاكُمْ وَالْجُلُوسَ عَلَى الطُّرُقَاتِ. فَقالوا: مَا لَنَا مِنْ مَجَالِسِنَا بُدٌّ، نَتَحَدَّثُ فِيهَا! فقال رسول الله ﷺ: فَإذا أَبَيْتُمْ إلا الْمَجْلِسَ فَأَعْطُوا الطَّرِيقَ حَقَّهَا. قالوا: وَمَا حَقُّ الطَّرِيقِ؟ قال: غَضُّ الْبَصَرِ، وَكَفُّ الأذَى، وَرَدُّ السَّلاَمِ، وَالأمْرُ بِالْمَعْرُوفِ، وَالنَّهْيُ عَنِ الْمُنْكَرِ.
Ebu Said el-Hudri (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): “Yollar üzerinde oturmaktan sakınınız”, buyurdu. Sahabiler: Ya Resulallah, bizim yol ve sokaklarda oturmaktan vazgeçmemiz mümkün değil, çünkü oralarda lüzumlu işlerimizi konuşuyoruz, dediler. Bunun üzerine Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem): “Mademki vazgeçemiyorsunuz, mutlaka oturmak zorunda kalıyorsanız, öyleyse yolun hakkını veriniz”, buyurdu. Bunun üzerine: Yolun hakkı nedir ya Resulallah? diye sorunca Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem): “Harama bakmaktan gözleri korumak, gelip geçenlere eziyet vermemek, verilen selamı almak, İslam tarafından iyi denilen şeyleri tavsiye edip kötülüklerden sakındırma vazifesini yerine getirmektir”, buyurdu. (Buhari, Mezalim 22; Müslim, Libas 114)
Riyazus-Salihin 192
عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ رضي الله عنهما أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَأَى خَاتَمًا مِنْ ذَهَبٍ فِي يَدِ رَجُلٍ فَنَزَعَهُ فَطَرَحَهُ، وَقَالَ: يَعْمِدُ أَحَدُكُمْ إِلَى جَمْرَةٍ مِنْ نَارٍ فَيَجْعَلُهَا فِي يَدِهِ! فَقِيلَ لِلرَّجُلِ بَعْدَ مَا ذَهَبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: خُذْ خَاتَمَكَ، انْتَفِعْ بِهِ. قَالَ: لَا وَاللَّهِ لَا آخُذُهُ أَبَدًا وَقَدْ طَرَحَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم.
İbn-i Abbas (Allah onlardan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bir adamın elinde altın bir yüzük görüp parmağından çıkarmış, atmış ve şöyle buyurmuştur: “Sizden biriniz ateşten bir kor alıp onu parmağına geçirmek mi istiyor?” Rasulullah gittikten sonra o adama, “Yere atılan yüzüğünü al, onunla başka bir şekilde faydalan” denildi. Adam, “Peygamber onu çıkarıp attıktan sonra ben onu asla almayacağım” dedi. (Müslim, Libas 52)
Riyazus-Salihin 193
عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْحَسَنِ الْبَصْرِيِّ أَنَّ عَائِذَ بْنَ عَمْرٍو رضي الله عنه دَخَلَ عَلَى عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ زِيَادٍ فَقَالَ: أَيْ بُنَيَّ، إِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ: إِنَّ شَرَّ الرِّعَاءِ الْحُطَمَةُ، فَإِيَّاكَ أَنْ تَكُونَ مِنْهُمْ. فَقَالَ لَهُ: اجْلِسْ، فَإِنَّمَا أَنْتَ مِنْ نُخَالَةِ أَصْحَابِ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم. فَقَالَ: وَهَلْ كَانَتْ لَهُمْ نُخَالَةٌ؟ إِنَّمَا كَانَتِ النُّخَالَةُ بَعْدَهُمْ وَفِي غَيْرِهِمْ!
Ebu Said Hasan el-Basri’den rivayet edildiğine göre Aiz İbn-i Amr (Allah ondan razı olsun) Ubeydullah İbn-i Ziyad’ın yanına girdi ve:
“Oğlum, ben Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in, ‘İş başındakilerin en kötüsü, idaresi altındaki kimselere katı ve kaba davranandır’ buyurduğunu işittim. Sakın sen onlardan olma” dedi.
Ubeydullah İbn-i Ziyad, Aiz’e, “Otur yerine! Sen Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ashabının elek üstünde kalan kepeği gibi döküntülerindensin” dedi. Aiz İbn-i Amr ise bu uygunsuz söze şöyle cevap verdi: “O ashabın içinde kalburun üstünde kalan kepek gibi değersiz olanlar var mıydı ki? Kepek gibi değersizler onlardan sonra ve onlardan başkaları arasından çıktı.” (Müslim, İmare 23)
Riyazus-Salihin 194
عَنْ حُذَيْفَةَ رضي الله عنه عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ: وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ، لَتَأْمُرُنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَلَتَنْهَوُنَّ عَنِ الْمُنْكَرِ، أَوْ لَيُوشِكَنَّ اللَّهُ أَنْ يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عِقَابًا مِنْهُ، ثُمَّ تَدْعُونَهُ فَلَا يُسْتَجَابُ لَكُمْ.
Huzeyfe (Allah ondan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Canımı elinde tutan Allah’a yemin ederim ki ya iyilikleri emreder, kötülüklerden sakındırırsınız ya da Allah yakında üzerinize bir bela gönderir; sonra Allah’a dua edersiniz de duanız kabul edilmez.” (Tirmizi, Fiten 9)
Riyazus-Salihin 195
عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ رضي الله عنه، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ: «أَفْضَلُ الْجِهَادِ كَلِمَةُ عَدْلٍ عِنْدَ سُلْطَانٍ جَائِرٍ».
Ebu Said el-Hudri (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Cihadın en faziletlisi, zalim idarecinin karşısında doğru ve adaletli sözü haykırmaktır.” (Ebu Davud, Melahim 17)
Riyazus-Salihin 196
عَنْ أَبِي عَبْدِ اللهِ طَارِقِ بْنِ شِهَابٍ رضي الله عنه، أَنَّ رَجُلًا سَأَلَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم، وَقَدْ وَضَعَ رِجْلَهُ فِي الْغَرْزِ: أَيُّ الْجِهَادِ أَفْضَلُ؟ قَالَ: «كَلِمَةُ حَقٍّ عِنْدَ سُلْطَانٍ جَائِرٍ».
Ebu Abdullah Tarık ibn-i Şihab el-Beceli el-Ahmesi (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), ayağını bineceği hayvanın özengisine koymuş vaziyette iken bir adam:
-Hangi cihadın sevabı daha çoktur? diye sordu. Peygamberimiz:
-Zalim idarecinin karşısında doğru ve adaletli sözü haykırmaktır, buyurdular. (Nesai, Beyat 37)
Riyazus-Salihin 197
عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: «إِنَّ أَوَّلَ مَا دَخَلَ النَّقْصُ عَلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ أَنَّهُ كَانَ الرَّجُلُ يَلْقَى الرَّجُلَ فَيَقُولُ: يَا هَذَا، اتَّقِ اللَّهَ، وَدَعْ مَا تَصْنَعُ؛ فَإِنَّهُ لَا يَحِلُّ لَكَ، ثُمَّ يَلْقَاهُ مِنَ الْغَدِ وَهُوَ عَلَى حَالِهِ، فَلَا يَمْنَعُهُ ذَلِكَ أَنْ يَكُونَ أَكِيلَهُ وَشَرِيبَهُ وَقَعِيدَهُ، فَلَمَّا فَعَلُوا ذَلِكَ ضَرَبَ اللَّهُ قُلُوبَ بَعْضِهِمْ بِبَعْضٍ». ثُمَّ قَالَ: ﴿لُعِنَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ بَنِي إِسْرَائِيلَ عَلَى لِسَانِ دَاوُدَ وَعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ﴾ إِلَى قَوْلِهِ: ﴿فَاسِقُونَ﴾. ثُمَّ قَالَ: «كَلَّا، وَاللَّهِ لَتَأْمُرُنَّ بِالْمَعْرُوفِ، وَلَتَنْهَوُنَّ عَنِ الْمُنْكَرِ، وَلَتَأْخُذُنَّ عَلَى يَدَيِ الظَّالِمِ، وَلَتَأْطُرُنَّهُ عَلَى الْحَقِّ أَطْرًا، وَلَتَقْصُرُنَّهُ عَلَى الْحَقِّ قَصْرًا، أَوْ لَيَضْرِبَنَّ اللَّهُ بِقُلُوبِ بَعْضِكُمْ عَلَى بَعْضٍ، ثُمَّ لَيَلْعَنَنَّكُمْ كَمَا لَعَنَهُمْ».
وَلَفْظُ التِّرْمِذِيِّ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: «لَمَّا وَقَعَتْ بَنُو إِسْرَائِيلَ فِي الْمَعَاصِي نَهَتْهُمْ عُلَمَاؤُهُمْ فَلَمْ يَنْتَهُوا، فَجَالَسُوهُمْ فِي مَجَالِسِهِمْ، وَوَاكَلُوهُمْ، وَشَارَبُوهُمْ، فَضَرَبَ اللَّهُ قُلُوبَ بَعْضِهِمْ بِبَعْضٍ، وَلَعَنَهُمْ عَلَى لِسَانِ دَاوُدَ وَعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ؛ ذَلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ». فَجَلَسَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، وَكَانَ مُتَّكِئًا، فَقَالَ: «لَا، وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ، حَتَّى تَأْطُرُوهُمْ عَلَى الْحَقِّ أَطْرًا».
İbn-i Mes’ud (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “İsrailoğullarının dindeki ilk bozuklukları şöyle başlamıştır: Bir adam başka birine rastlar ve: Hey arkadaş, Allah’tan kork ve yapmakta olduğun şeyi terk et, zira o işi yapmak sana helal değildir, derdi. Ertesi gün aynı işi yaparken tekrar o adamla karşılaşır ve onu yaptığı kötülükten sakındırmadığı gibi onunla yiyip içmekten ve birlikte olmaktan da çekinmezdi. Onlar böyle yapınca Allah, onların kalplerini birbirine benzetti.” Sonra Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şu ayeti okudu: “Allah’tan gelen gerçekleri örtbas etmeye şartlanmış olan şu İsrailoğulları Davut ve Meryemoğlu İsa’nın diliyle lanetlenmişlerdir. Bu, onların isyan etmeleri ve hak, adalet sınırlarını aşmalarındandır. Onlar birbirlerini işledikleri kötülüklerden vazgeçirmeye çalışmadılar. Andolsun ki yaptıkları şey gerçekten ne kötü idi. Ve şimdi onlardan birçoğunun Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenlerle dost olduklarını görebilirsin. Nefislerinin onlar için önceden hazırladığı şey ne kadar kötüdür ki Allah onlara gazap etmiştir; onlar azapta ebedi kalacaklardır. Eğer onlar Allah’a, kendilerine gönderilen peygambere ve ona indirilen her şeye gerçekten inansalardı, Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenleri dost edinmezlerdi. Ama onların çoğu ilahi sınırları aşan kimselerdir.” (Maide 5/78-81) Bu ayeti okuduktan sonra Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Hayır, Allah’a yemin ederim ki ya iyiliği emreder, kötülüklerden sakındırır, zalimin elini tutup zulmünden el çektirir, hakka döndürüp hak üzerinde tutarsınız ya da Allah kalplerinizi birbirine benzetir de İsrailoğullarına lanet ettiği gibi size de lanet eder.” (Ebu Davud, Melahim 17)
Tirmizi’nin rivayeti ise şöyledir: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “İsrailoğulları günahlara daldıklarında alimler onları sakındırdılarsa da onlar işledikleri günahlara devam ettiler. Bu sefer alimleri de onlarla birlikte oturdular, beraberce yediler, içtiler. Bunun üzerine Allah da onların kalplerini birbirine benzetti ve Davut ile Meryem oğlu İsa’nın diliyle onlara lanet etti. Bu, onların isyan etmeleri ve sınırları aşmaları sebebiyle idi.”
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) dayanmakta olduğu yerden doğrulup oturdu ve:
“Hayır, canımı gücü ve kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederim ki dil ile yasaklama yetmez; siz onları hakka boyun eğdirip hak üzere tutmadıkça bu lanetleme de devam edecektir.” (Tirmizi, Tefsiru Sure-i Maide 6)
Riyazus-Salihin 198
عَنْ أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ رضي الله عنه قَالَ: يَا أَيُّهَا النَّاسُ، إِنَّكُمْ تَقْرَءُونَ هَذِهِ الْآيَةَ: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا عَلَيْكُمْ أَنْفُسَكُمْ لَا يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ إِذَا اهْتَدَيْتُمْ. وَإِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ: إِنَّ النَّاسَ إِذَا رَأَوُا الظَّالِمَ فَلَمْ يَأْخُذُوا عَلَى يَدَيْهِ، أَوْشَكَ أَنْ يَعُمَّهُمُ اللَّهُ بِعِقَابٍ مِنْهُ.
Ebu Bekir es-Sıddık (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Ey insanlar, şüphesiz siz şu ayeti okuyorsunuz: “Ey iman edenler! Siz yalnız kendinizden sorumlusunuz. Eğer siz doğru yolda iseniz sapıklığa düşenler size hiçbir zarar vermezler. Hepinizin dönüşü Allah’a olacaktır ve o zaman Allah size hayatta yapmış olduğunuz şeyleri bildirecektir.” (Mâide 5/105) Zira ben Rasulullah’ı (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyururken işittim: “Şüphesiz ki insanlar zalimi görüp de onun zulmüne engel olmazlarsa Allah’ın bütün insanları gazaba uğratması pek yakındır.” (Ebu Davud, Melahim 17; Tirmizi, Fiten 8)
Riyazus-Salihin 199