عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ رضي الله عنه قال: حَدَّثَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ الصَّادِقُ الْمَصْدُوقُ قال: إِنَّ أَحَدَكُمْ يُجْمَعُ خَلْقُهُ فِي بَطْنِ أُمِّهِ أَرْبَعِينَ يَوْمًا نُطْفَةً، ثُمَّ يَكُونُ عَلَقَةً مِثْلَ ذَلِكَ، ثُمَّ يَكُونُ مُضْغَةً مِثْلَ ذَلِكَ، ثُمَّ يُرْسَلُ الْمَلَكُ فَيَنْفُخُ فِيهِ الرُّوحَ، وَيُؤْمَرُ بِأَرْبَعِ كَلِمَاتٍ: بِكَتْبِ رِزْقِهِ، وَأَجَلِهِ، وَعَمَلِهِ، وَشَقِيٌّ أَوْ سَعِيدٌ، فَوَالَّذِي لَا إِلَهَ غَيْرُهُ إِنَّ أَحَدَكُمْ لَيَعْمَلُ بِعَمَلِ أَهْلِ الْجَنَّةِ، حَتَّى مَا يَكُونُ بَيْنَهُ وَبَيْنَهَا إِلَّا ذِرَاعٌ، فَيَسْبِقُ عَلَيْهِ الْكِتَابُ فَيَعْمَلُ بِعَمَلِ أَهْلِ النَّارِ، فَيَدْخُلُهَا، وَإِنَّ أَحَدَكُمْ لَيَعْمَلُ بِعَمَلِ أَهْلِ النَّارِ، حَتَّى مَا يَكُونُ بَيْنَهُ وَبَيْنَهَا إِلَّا ذِرَاعٌ، فَيَسْبِقُ عَلَيْهِ الْكِتَابُ، فَيَعْمَلُ بِعَمَلِ أَهْلِ الْجَنَّةِ فَيَدْخُلُهَا.
İbni Mes’ud (Allah ondan razı olsun) demiştir ki: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ki sözünde, işinde doğru ve vahiyle doğruluğu tasdik olandır, bize şöyle buyurdu:
“Sizden birinizin yaradılışının başlangıcı olan temel maddeler anasının karnında kırk günde derlenip toplanır. Sonra ikinci kırk günlük zaman içinde kan pıhtısı haline döner. Sonra o kadar müddet zarfında da bir et parçası haline gelir. Daha sonra Allah bir melek gönderir de ona ruh üfürür ve şu dört şeyi yazması da emrolunur: O kimsenin rızkını, ecelini, amelini ve iyi bir kimse mi yoksa kötü bir kimse mi olacağını.
Kendisinden başka gerçek ilah olmayan Allah’a yemin ederim ki sizden biri cennetliklerin yaptığı işi yapar ve kendisiyle cennet arasında sadece bir arşın mesafe kalır. Sonra ana rahminde iken yazılan hüküm öne geçer ve cehennemliklerin yaptıkları amelleri yaparak cehenneme girer.
Yine sizden biri cehennemliklerin yaptıkları işleri yapar ve kendisi ile cehennem arasında bir arşın mesafe kalır. Sonra ana rahminde yazılan yazgının hükmü öne geçer ve o kişi cennetliklerin yaptığı işleri yapmaya devam eder ve cennete girer.” (Buhari, Bed’ül Halk 6; Müslim, Kader 1)
Riyazus-Salihin 397
وَعَنْهُ قال: قال رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: يُؤْتَى بِجَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ لَهَا سَبْعُونَ أَلْفَ زِمَامٍ، مَعَ كُلِّ زِمَامٍ سَبْعُونَ أَلْفَ مَلَكٍ يَجُرُّونَهَا.
İbni Mes’ud (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
“Hesap günü cehennem getirilir. Cehennemin yetmiş bin yuları vardır ve her bir yuları çeken de yetmiş bin melek vardır.” (Müslim, Cennet 29)
Riyazus-Salihin 398
عَنِ النُّعْمَانِ بْنِ بَشِيرٍ رضي الله عنهما قال: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ: إِنَّ أَهْوَنَ أَهْلِ النَّارِ عَذَابًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ لَرَجُلٌ تُوضَعُ فِي أَخْمَصِ قَدَمَيْهِ جَمْرَتَانِ يَغْلِي مِنْهُمَا دِمَاغُهُ، مَا يَرَى أَنَّ أَحَدًا أَشَدُّ مِنْهُ عَذَابًا، وَإِنَّهُ لَأَهْوَنُهُمْ عَذَابًا.
Numan ibni Beşir (Allah onlardan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre, “Rasulullah'ı (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyururken işittim” demiştir:
“Kıyamet günü cehennemliklerin azabı en hafif olanı o kimsedir ki ayaklarının altına iki kor ateş konulur da onun etkisiyle beyni kaynar; hiçbir kimsenin kendisi kadar şiddetli azapta olduğunu hatırına getirmez. Halbuki o, azap edilenlerin en hafifidir.” (Buhari, Enbiya 1; Müslim, İman 362)
Riyazus-Salihin 399
عَنْ سَمُرَةَ بْنِ جُنْدَبٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: مِنْهُمْ مَنْ تَأْخُذُهُ النَّارُ إِلَى كَعْبَيْهِ، وَمِنْهُمْ مَنْ تَأْخُذُهُ النَّارُ إِلَى رُكْبَتَيْهِ، وَمِنْهُمْ مَنْ تَأْخُذُهُ النَّارُ إِلَى حُجْزَتِهِ، وَمِنْهُمْ مَنْ تَأْخُذُهُ النَّارُ إِلَى تَرْقُوَتِهِ.
Semüre ibni Cündüb (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:
“Cehennemliklerin bazıları vardır ki ateş topuklarına, bazılarının dizlerine, bazılarının bellerine, bazılarının da köprücük kemiklerine kadar çıkar.” (Müslim, Cennet 33)
Riyazus-Salihin 400
عَنِ ابْنِ عُمَرَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُمَا أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «يَقُومُ النَّاسُ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ حَتَّى يَغِيبَ أَحَدُهُمْ فِي رَشْحِهِ إِلَى أَنْصَافِ أُذُنَيْهِ».
İbni Ömer (Allah onlardan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:
“İnsanlar kıyamet günü Rablerine karşı hesap vermek üzere kabirlerinden kalkarlar, (ve öyle çok bekleyecekler ki) onlardan bir kısmı kulaklarının yarısına kadar ter içinde kalıp kaybolacaklar.” (Buhari, Rikak 47; Müslim, Cennet 60)
Riyazus-Salihin 401
عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ: خَطَبَنَا رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ خُطْبَةً مَا سَمِعْتُ مِثْلَهَا قَطُّ، فَقَالَ: لَوْ تَعْلَمُونَ مَا أَعْلَمُ، لَضَحِكْتُمْ قَلِيلًا، وَلَبَكَيْتُمْ كَثِيرًا. فَغَطَّى أَصْحَابُ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وُجُوهَهُمْ وَلَهُمْ خَنِينٌ.
وَفِي رِوَايَةٍ: بَلَغَ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَنْ أَصْحَابِهِ شَيْءٌ، فَخَطَبَ، فَقَالَ: عُرِضَتْ عَلَيَّ الْجَنَّةُ وَالنَّارُ، فَلَمْ أَرَ كَالْيَوْمِ فِي الْخَيْرِ وَالشَّرِّ، وَلَوْ تَعْلَمُونَ مَا أَعْلَمُ، لَضَحِكْتُمْ قَلِيلًا وَلَبَكَيْتُمْ كَثِيرًا. قَالَ: فَمَا أَتَى عَلَى أَصْحَابِ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَوْمٌ أَشَدُّ مِنْهُ، غَطَّوْا رُؤُوسَهُمْ وَلَهُمْ خَنِينٌ.
Enes (Allah ondan razı olsun)’den rivayete göre şöyle demiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) eşini benzerini o güne kadar hiç duymadığım bir konuşma yaptı ve şöyle buyurdu: “Eğer sizler benim bildiklerimi bilseydiniz az güler, çok ağlardınız.” Bunun üzerine sahabe yüzlerini kapatarak hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladılar. (Buhari, Tefsiru Sure-i Maide 12; Müslim, Fezail 134)
Müslim’in değişik bir rivayeti şöyledir: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’e ashabından bir haber ulaşmıştı da bunun üzerine şöyle bir konuşma yapmıştı: “Cennet ve cehennem gözlerimin önüne serilip bana gösterildi. Hayır ve şer hakkında bugün gördüğümü hiç görmedim. Eğer ahiret ve azap hakkında benim bildiğimi bilseydiniz elbette az gülüp çok ağlardınız”, buyurdu. Rasulullah’ın ashabı bundan daha kederli bir gün geçirmediler ve başlarını öne eğerek hıçkıra hıçkıra ağladılar. (Müslim, Fezail 134)
Riyazus-Salihin 402
عَنِ الْمِقْدَادِ رضي الله عنه قال: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ: تُدْنَى الشَّمْسُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مِنَ الْخَلْقِ، حَتَّى تَكُونَ مِنْهُمْ كَمِقْدَارِ مِيلٍ. قال سُلَيْمُ بْنُ عَامِرٍ: فَوَاللَّهِ، مَا أَدْرِي مَا يَعْنِي بِالْمِيلِ، أَمَسَافَةَ الْأَرْضِ أَمِ الْمِيلَ الَّذِي تُكْتَحَلُ بِهِ الْعَيْنُ؟ فَيَكُونُ النَّاسُ عَلَى قَدْرِ أَعْمَالِهِمْ فِي الْعَرَقِ، فَمِنْهُمْ مَنْ يَكُونُ إِلَى كَعْبَيْهِ، وَمِنْهُمْ مَنْ يَكُونُ إِلَى رُكْبَتَيْهِ، وَمِنْهُمْ مَنْ يَكُونُ إِلَى حَقْوَيْهِ، وَمِنْهُمْ مَنْ يُلْجِمُهُ الْعَرَقُ إِلْجَامًا. وَأَشَارَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِيَدِهِ إِلَى فِيهِ.
Mikdad (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Kıyamet günü güneş insanlara bir mil mesafe kalıncaya kadar yaklaştırılır.” Hadisi Mikdad’dan rivayet eden Süleym ibni Amir: Allah’a yemin ederim ki Rasulullah mil ile yeryüzündeki mesafe ölçüsünü mü, yoksa göze sürme çekmek için kullanılan mil mi kastetti bilmiyorum, demiştir. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem): “İnsanlar işledikleri kötü amelleri kadar tere batarlar. Onlardan bir kısmı topuklarına, bir kısmı dizlerine, bir kısmı bellerinin hizasına kadar, bir kısmı da ağızları hizasına kadar ter içinde kalırlar.” Rasulullah bunu söylerken eliyle ağzına işaret etti. (Müslim, Cennet 62)
Riyazus-Salihin 403
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قال: يَعْرَقُ النَّاسُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، حَتَّى يَذْهَبَ عَرَقُهُمْ فِي الْأَرْضِ سَبْعِينَ ذِرَاعًا، وَيُلْجِمُهُمْ حَتَّى يَبْلُغَ آذَانَهُمْ.
Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Kıyametin dehşetinden insanlar öyle bir terlerler ki onların terleri yerin yetmiş arşın derinliğine ulaşır. Ter onların ağızlarına ve kulaklarına kadar ulaşır.” (Buhari, Rikak 47; Müslim, Cennet 61)
Riyazus-Salihin 404
وَعَنْهُ قال: كُنَّا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذْ سَمِعَ وَجْبَةً. فَقال النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم: هَلْ تَدْرُونَ مَا هَذَا؟ قُلْنَا: اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ. قال: هَذَا حَجَرٌ رُمِيَ بِهِ فِي النَّارِ مُنْذُ سَبْعِينَ خَرِيفًا، فَهُوَ يَهْوِي فِي النَّارِ الْآنَ حَتَّى انْتَهَى إِلَى قَعْرِهَا، فَسَمِعْتُمْ وَجْبَتَهَا.
Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) ile beraberdik. O sırada bir gümbürtü duyduk. Bunun üzerine: “Bu gümbürtünün ne olduğunu biliyor musunuz?” diye sordu. Biz: Allah ve Rasulü daha iyi bilir, dedik. Rasulullah da: “Bu, yetmiş yıl önce cehenneme atılmış bir taş olup şimdiye kadar durmadan yuvarlanıyordu; nihayet cehennemin dibine düştü. Şimdi gürültüsünü işitmiş bulunuyorsunuz.” buyurdu. (Müslim, Cennet 31)
Riyazus-Salihin 405
عَنْ عَدِيِّ بْنِ حَاتِمٍ رضي الله عنه قال: قال رسولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: مَا مِنْكُمْ مِنْ أَحَدٍ إِلَّا سَيُكَلِّمُهُ رَبُّهُ، لَيْسَ بَيْنَهُ وَبَيْنَهُ تُرْجُمَانٌ، فَيَنْظُرُ أَيْمَنَ مِنْهُ، فَلَا يَرَى إِلَّا مَا قَدَّمَ، وَيَنْظُرُ أَشْأَمَ مِنْهُ، فَلَا يَرَى إِلَّا مَا قَدَّمَ، وَيَنْظُرُ بَيْنَ يَدَيْهِ، فَلَا يَرَى إِلَّا النَّارَ تِلْقَاءَ وَجْهِهِ، فَاتَّقُوا النَّارَ وَلَوْ بِشِقِّ تَمْرَةٍ.
Adî ibni Hâtim (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Rabbiniz, arada bir tercüman bulunmaksızın mutlaka hepinizle konuşacaktır. O gün kişi sağına bakar, önceden gönderdiği hayırlı işleri ve sevabını görür; soluna bakar, yine önceden işlediği kötülükleri ve günahları görür. Önüne bakar, önünde de sadece cehennemi görür. Öyleyse yarım hurmayla da olsa cehennemden korunmaya çalışınız.” (Buhari, Zekât 9; Müslim, Zekât 67)
Riyazus-Salihin 406
عَنْ أَبِي ذَرٍّ رضي الله عنه قال: قال رسولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: إِنِّي أَرَى مَا لَا تَرَوْنَ، وَأَسْمَعُ مَا لَا تَسْمَعُونَ، أَطَّتِ السَّمَاءُ وَحُقَّ لَهَا أَنْ تَئِطَّ، مَا فِيهَا مَوْضِعُ أَرْبَعِ أَصَابِعَ إِلَّا وَمَلَكٌ وَاضِعٌ جَبْهَتَهُ سَاجِدًا لِلَّهِ، وَاللَّهِ لَوْ تَعْلَمُونَ مَا أَعْلَمُ، لَضَحِكْتُمْ قَلِيلًا وَلَبَكَيْتُمْ كَثِيرًا، وَمَا تَلَذَّذْتُمْ بِالنِّسَاءِ عَلَى الْفُرُشِ، وَلَخَرَجْتُمْ إِلَى الصُّعُدَاتِ، تَجْأَرُونَ إِلَى اللَّهِ تَعَالَى.
Ebu Zer (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Şüphesiz ben sizin görmediklerinizi görüyor ve işitmediklerinizi işitiyorum. Gökyüzü meleklerin çokluğundan dolayı çatırdayıp gıcırdadı; bu gıcırdamasında da haklı idi. Çünkü orada meleklerin secde etmediği dört parmaklık bir yer bile yoktu. Vallahi, eğer bildiklerimi bilseydiniz az güler, çok ağlardınız. Döşekler üzerinde kadınlarınızdan zevk alamazdınız. Yüksek sesle Allah’a yalvararak yollara ve kırlara çıkardınız.” (Tirmizi, Zühd 9)
Riyazus-Salihin 407
عَنْ أَبِي بَرْزَةَ الْأَسْلَمِيِّ رضي الله عنه قال: قال رسولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: لَا تَزُولُ قَدَمَا عَبْدٍ يَوْمَ الْقِيَامَةِ حَتَّى يُسْأَلَ عَنْ عُمُرِهِ فِيمَ أَفْنَاهُ، وَعَنْ عِلْمِهِ فِيمَ فَعَلَ، وَعَنْ مَالِهِ مِنْ أَيْنَ اكْتَسَبَهُ وَفِيمَ أَنْفَقَهُ، وَعَنْ جِسْمِهِ فِيمَ أَبْلَاهُ.
Ebu Berze Nadle İbni Ubeyd el-Eslemî (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: “Hiçbir kul kıyamet gününde şu hususlardan sorguya çekilmedikçe yerinden ayrılmaz: Ömrünü nerede ve nasıl harcadığından, ilmi ve bilgisiyle ne gibi işler yaptığından, malını nereden kazanıp nereye harcadığından ve vücudunu nerede yıprattığından.”
Riyazus-Salihin 408
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَرَأَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: ﴿يَوْمَئِذٍ تُحَدِّثُ أَخْبَارَهَا﴾، قَالَ: أَتَدْرُونَ مَا أَخْبَارُهَا؟ قَالُوا: اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ. قَالَ: فَإِنَّ أَخْبَارَهَا أَنْ تَشْهَدَ عَلَى كُلِّ عَبْدٍ أَوْ أَمَةٍ بِمَا عَمِلَ عَلَى ظَهْرِهَا، أَنْ تَقُولَ: عَمِلَ كَذَا وَكَذَا يَوْمَ كَذَا وَكَذَا، فَهَذِهِ أَخْبَارُهَا.
Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), “O gün yer, bütün haberlerini anlatır.” (Zilzâl, 99/4) ayetini okudu ve “Yerin haberlerinin ne olduğunu biliyor musunuz?” diye sordu. Sahabe, “Allah ve Rasulü daha iyi bilir.” dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz: “Onun haberleri, her erkek ve dişinin yeryüzünde neler yaptığına şahitlik etmesi, ‘Sen filan gün şöyle şöyle yapmıştın.’ demesidir. İşte yeryüzünün haberleri budur.” buyurdu. (Tirmizî, Kıyamet 7)
Riyazus-Salihin 409
عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: كَيْفَ أَنْعَمُ وَصَاحِبُ الْقَرْنِ قَدِ الْتَقَمَ الْقَرْنَ، وَاسْتَمَعَ الْإِذْنَ مَتَى يُؤْمَرُ بِالنَّفْخِ فَيَنْفُخُ. فَكَأَنَّ ذَلِكَ ثَقُلَ عَلَى أَصْحَابِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَقَالَ لَهُمْ: قُولُوا: حَسْبُنَا اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ.
Ebu Said el-Hudrî (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
“Nasıl rahat ve konfor içinde yaşayabilirim? Sûr sahibi, sûra ağzını dayamış, üflemek için izin bekliyor.” Bu haber Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in ashabına ağır geldi. Bunun üzerine Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Hasbünallahu ve ni'mel vekîl; Allah bize yeter, O ne güzel vekildir, deyiniz.” buyurdu. (Tirmizî, Kıyamet 8)
Riyazus-Salihin 410
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ خَافَ أَدْلَجَ، وَمَنْ أَدْلَجَ بَلَغَ الْمَنْزِلَ. أَلَا إِنَّ سِلْعَةَ اللَّهِ غَالِيَةٌ، أَلَا إِنَّ سِلْعَةَ اللَّهِ الْجَنَّةُ.
Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kıyamet ve dehşetinden korkan kimse geceden yol alır, geceleri nafile ibadetlere ağırlık verir. Bu şekilde hareket eden de amacına ulaşır. Dikkat edin, Allah'ın vereceği şey pahalı ve yüksektir. İyi biliniz ki Allah'ın vereceği şey cennettir.” (Tirmizî, Kıyamet 18)
Riyazus-Salihin 411
عَنْ عَائِشَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهَا قَالَتْ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللهِ ﷺ يَقُولُ: يُحْشَرُ النَّاسُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ حُفَاةً عُرَاةً غُرْلًا. قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللهِ، الرِّجَالُ وَالنِّسَاءُ جَمِيعًا يَنْظُرُ بَعْضُهُمْ إِلَى بَعْضٍ؟ قَالَ: يَا عَائِشَةُ، الْأَمْرُ أَشَدُّ مِنْ أَنْ يُهِمَّهُمْ ذَلِكَ.
وَفِي رِوَايَةٍ: الْأَمْرُ أَهَمُّ مِنْ أَنْ يَنْظُرَ بَعْضُهُمْ إِلَى بَعْضٍ.
Aişe (Allah ondan razı olsun), Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’i şöyle buyururken işittim, demiştir: “İnsanlar kıyamet günü yalınayak, çıplak ve sünnetsiz olarak Allah’ın huzurunda toplanırlar.” Dedim ki: “Ey Allah’ın Rasulü! Kadınlar ve erkekler hepsi birlikte olunca birbirlerine bakmazlar mı?”
“Ya Aişe! İş ve durum, bunu hatıra getiremeyecek kadar şiddetlidir”, buyurdular.
Bir başka rivayette: “Durum, birbirlerine bakamayacakları kadar şiddetlidir”, buyurdu. (Buhari, Rikak 65; Müslim, Cennet 56)
Riyazus-Salihin 412