عَنْ أَبِي مُوسَى رضي الله عنه قال: قال رسولُ الله صلى الله عليه وسلم: «الْمُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِنِ كَالْبُنْيَانِ يَشُدُّ بَعْضُهُ بَعْضًا». وشبك بين أصابعه.
Ebu Musa el-Eş’ari (Allah ondan razı olsun)’den bildirildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bir mü’minin mü’mine karşı durumu, parçaları birbirine sımsıkı kenetlenmiş binanın taş ve tuğlaları gibidir.” Peygamberimiz bunu açıklamak için iki elinin parmaklarını birbirine geçirdi. (Buhari, Salat 88; Müslim, Birr 65)
Riyazus-Salihin 224
عَنْ أَبِي مُوسَى رضي الله عنه قال: قال رسولُ الله صلى الله عليه وسلم: «مَنْ مَرَّ فِي شَيْءٍ مِنْ مَسَاجِدِنَا، أَوْ أَسْوَاقِنَا، وَمَعَهُ نَبْلٌ فَلْيُمْسِكْ، أَوْ لِيَقْبِضْ عَلَى نِصَالِهَا بِكَفِّهِ؛ أَنْ يُصِيبَ أَحَدًا مِنَ الْمُسْلِمِينَ مِنْهَا بِشَيْءٍ».
Ebu Musa (Allah ondan razı olsun)’den bize aktarıldığına göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kimin beraberinde ok varsa, mescidlerimize veya çarşılarımıza uğradığında, Müslümanlardan birine zarar gelmemesi için oklarının demir uçlarını eliyle tutsun.” (Buhari, Salat 60; Müslim, Birr 120)
Riyazus-Salihin 225
عَنِ النُّعْمَانِ بْنِ بَشِيرٍ رضي الله عنهما يَقُولُ: قال رسولُ اللَّهِ ﷺ: مَثَلُ الْمُؤْمِنِينَ فِي تَوَادِّهِمْ وَتَرَاحُمِهِمْ وَتَعَاطُفِهِمْ، مَثَلُ الْجَسَدِ، إِذَا اشْتَكَى مِنْهُ عُضْوٌ تَدَاعَى لَهُ سَائِرُ الْجَسَدِ بِالسَّهَرِ وَالْحُمَّى.
Numan ibni Beşir (Allah onlardan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuz ve ateş içerisinde kalırlar.” (Buhari, Edeb 27, Müslim, Birr 66)
Riyazus-Salihin 226
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قال: قَبَّلَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ الْحَسَنَ بْنَ عَلِيٍّ، وَعِنْدَهُ الْأَقْرَعُ بْنُ حَابِسٍ، فَقال الْأَقْرَعُ: إِنَّ لِي عَشَرَةً مِنَ الْوَلَدِ مَا قَبَّلْتُ مِنْهُمْ أَحَدًا، فَنَظَرَ إِلَيْهِ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ ثُمَّ قال: مَنْ لَا يَرْحَمُ لَا يُرْحَمُ.
Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) torunu Hasan’ı öpmüştü. O sırada Akra ibni Habis, Peygamberimizin yanında bulunuyordu. Akra: Benim on tane çocuğum var, onlardan hiçbirini öpmedim, dedi. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) de bu adama hayretle bakıp: “Merhamet etmeyen kimseye merhamet olunmaz,” buyurdular. (Buhari, Edeb 18, Müslim, Fezail 65)
Riyazus-Salihin 227
عَنْ عَائِشَةَ رضي الله عنها قالت: قَدِمَ نَاسٌ مِنَ الْأَعْرَابِ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ ﷺ فَقالوا: أَتُقَبِّلُونَ صِبْيَانَكُمْ؟ فَقال: نَعَمْ، فَقالوا: لَكِنَّا وَاللَّهِ مَا نُقَبِّلُ، فَقال رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: أَوَأَمْلِكُ إِنْ كَانَ اللَّهُ نَزَعَ مِنْ قُلُوبِكُمُ الرَّحْمَةَ!
Aişe (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Çölde yaşayan bazıları Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in yanına geldiler ve: Siz çocuklarınızı öpüyor musunuz? diye sordular. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem): Evet, buyurdu. Onlar: Fakat biz Allah’a yemin ederiz ki onları öpmüyoruz, dediler. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem): “Allah kalplerinizden merhameti çekip aldıysa ben ne yapayım?” buyurdu. (Buhari, Edeb 18, Müslim, Fezail 164)
Riyazus-Salihin 228
عَنْ جَرِيرِ بْنِ عَبْدِ اللهِ رضي الله عنه قال: قال رسولُ الله صلى الله عليه وسلم: مَنْ لاَ يَرْحَمِ النَّاسَ لاَ يَرْحَمْهُ اللهُ.
Cerir ibni Abdullah (Allah ondan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “İnsanlara merhamet etmeyen kimseye Allah da merhamet etmez.” (Buhari, Edeb 18; Müslim, Fezail 66)
Riyazus-Salihin 229
عَنْ أبي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه أن النبي صلى الله عليه وسلم قال: إذا صَلَّى أَحَدُكُمُ لِلنَّاسِ فَلْيُخَفِّفْ، فَإن فِيهِمُ الضَّعِيفَ وَالسَّقِيمَ وَالْكَبِيرَ، وَإذا صَلَّى أَحَدُكُمْ لِنَفْسِهِ فَلْيُطَوِّلْ مَا شَاءَ. وفي رواية: وذا الحاجة.
Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Sizden biriniz insanlara namaz kıldırdığı zaman hafif tutsun (kısa kıldırsın); çünkü cemaat arasında zayıf, hasta ve yaşlılar vardır. Herhangi biriniz kendi başına namaz kıldığında ise dilediği kadar uzatsın.” Başka bir rivayette: “İş güç sahibi olan da vardır.” (Buhari, İlim 28)
Riyazus-Salihin 230
عَنْ عَائِشَةَ رضي اللهُ عَنْهَا قالت: إن كان رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَيَدَعُ الْعَمَلَ، وَهُوَ يُحِبُّ أن يَعْمَلَ بِهِ، خَشْيَةَ أن يَعْمَلَ بِهِ النَّاسُ فَيُفْرَضَ عَلَيْهِمْ.
Aişe (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem), bir işi yapmayı çok istediği hâlde, insanların da onu yapması ve neticede üzerlerine farz kılınması korkusuyla o işi yapmaktan vazgeçerdi. (Buhari, Teheccüd 5; Müslim, Müsafirin 77)
Riyazus-Salihin 231
عَنْ عَائِشَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهَا قَالَتْ: نَهَاهُمُ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَنِ الْوِصَالِ رَحْمَةً لَهُمْ، فَقَالُوا: فَإِنَّكَ تُوَاصِلُ؟ قَالَ: إِنِّي لَسْتُ كَهَيْئَتِكُمْ، إِنِّي أَبِيتُ يُطْعِمُنِي رَبِّي وَيَسْقِينِي.
Âişe (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), kendilerine acıdığı için sahâbîlerin iftar etmeksizin arka arkaya oruç tutmalarını yasakladı. Onlar da: “Fakat sen iftar etmeden oruç tutuyorsun”, dediler. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Ben sizin gibi değilim. Çünkü Rabbim beni yedirmiş ve içirmiş vaziyette geceliyorum”, buyurdu.
Riyazus-Salihin 232
وَعَنْ أَبِي قَتَادَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِنِّي لَأَقُومُ إِلَى الصَّلَاةِ، وَأُرِيدُ أَنْ أُطَوِّلَ فِيهَا، فَأَسْمَعُ بُكَاءَ الصَّبِيِّ، فَأَتَجَوَّزُ فِي صَلَاتِي كَرَاهِيَةَ أَنْ أَشُقَّ عَلَى أُمِّهِ.
Ebû Katâde Hâris İbni Rib‘î (Allah ondan razı olsun)’den bildirildiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Ben uzatmayı arzu ederek namaza dururum da bir çocuğun ağlamasını işitir, annesine güçlük çıkarıp üzmeyeyim diye namazımı kısa keserim.”
Riyazus-Salihin 233
عَنْ جُنْدَبِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ صَلَّى صَلَاةَ الصُّبْحِ فَهُوَ فِي ذِمَّةِ اللَّهِ، فَلَا يَطْلُبَنَّكُمُ اللَّهُ مِنْ ذِمَّتِهِ بِشَيْءٍ، فَإِنَّهُ مَنْ يَطْلُبْهُ مِنْ ذِمَّتِهِ بِشَيْءٍ يُدْرِكْهُ، ثُمَّ يَكُبَّهُ عَلَى وَجْهِهِ فِي نَارِ جَهَنَّمَ.
Cündüb İbni Abdullah (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Sabah namazını kılan kimse Allah’ın himayesindedir. Allah, bizzat himayesinde olan bir konuda sizi sorguya çekmesin. Çünkü Allah, himayesindeki bir konudan sorguya çektiği kimseyi yakalar, sonra da onu yüzüstü cehenneme atar.”
Riyazus-Salihin 234
عَنِ ابْنِ عُمَرَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ، لَا يَظْلِمُهُ وَلَا يُسْلِمُهُ، وَمَنْ كَانَ فِي حَاجَةِ أَخِيهِ، كَانَ اللَّهُ فِي حَاجَتِهِ، وَمَنْ فَرَّجَ عَنْ مُسْلِمٍ كُرْبَةً، فَرَّجَ اللَّهُ عَنْهُ كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ، وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِمًا، سَتَرَهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ.
Abdullah İbni Ömer (Allah onlardan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:
“Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, müslümanı başına gelen musibette terk etmez. Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin Allah da ihtiyacını giderir. Kim bir müslümandan bir sıkıntıyı giderirse Allah da onun kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim de bir müslümanın ayıp ve kusurunu örterse Allah da kıyamet günü o kimsenin ayıp ve kusurunu örter.” (Buhari, Mezalim 3; Müslim, Birr 58)
Riyazus-Salihin 235
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ، لَا يَخُونُهُ وَلَا يَكْذِبُهُ وَلَا يَخْذُلُهُ، كُلُّ الْمُسْلِمِ عَلَى الْمُسْلِمِ حَرَامٌ: عِرْضُهُ وَمَالُهُ وَدَمُهُ، التَّقْوَى هَا هُنَا، بِحَسْبِ امْرِئٍ مِنَ الشَّرِّ أَنْ يَحْقِرَ أَخَاهُ الْمُسْلِمَ.
Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun)’den aktarıldığına göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:
“Müslüman müslümanın kardeşidir; ona ihanet etmez, ona yalan söylemez, onu yardımsız bırakmaz. Her müslümanın diğer müslümana ırzı, malı ve kanı haramdır. Takva işte buradadır. Bir müslümanın müslüman kardeşini hor ve hakir görmesi ona kötülük olarak yeter.” (Tirmizi, Birr 18)
Riyazus-Salihin 236
وَعَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: لَا تَحَاسَدُوا، وَلَا تَنَاجَشُوا، وَلَا تَبَاغَضُوا، وَلَا تَدَابَرُوا، وَلَا يَبِعْ بَعْضُكُمْ عَلَى بَيْعِ بَعْضٍ، وَكُونُوا عِبَادَ اللَّهِ إِخْوَانًا. الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ، لَا يَظْلِمُهُ، وَلَا يَخْذُلُهُ، وَلَا يَحْقِرُهُ. التَّقْوَى هَاهُنَا، وَيُشِيرُ إِلَى صَدْرِهِ ثَلَاثَ مَرَّاتٍ. بِحَسْبِ امْرِئٍ مِنَ الشَّرِّ أَنْ يَحْقِرَ أَخَاهُ الْمُسْلِمَ. كُلُّ الْمُسْلِمِ عَلَى الْمُسْلِمِ حَرَامٌ: دَمُهُ وَمَالُهُ وَعِرْضُهُ.
Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:
“Birbirinize haset etmeyiniz, almayacağınız bir malın fiyatını artırmak suretiyle birbirinizi aldatmayınız. Birbirinize kin ve nefret besleyip dargın durmayınız, birbirinizden yüz çevirmeyiniz. Bir kısmınız bir kısmınızın satışı üzerine satış yapmasın. Ey Allah’ın kulları, kardeş olunuz.
Müslüman müslümanın kardeşidir; ona zulüm ve haksızlık etmez, onu yardımsız bırakmaz, onu küçük görmez. Peygamberimiz üç defa göğsüne işaret ederek, ‘Takva işte buradadır,’ dedi. Bir müslümanın müslüman kardeşini hor ve hakir görmesi ona kötülük olarak yeter. Her müslümanın diğer müslümana ırzı, malı ve kanı haramdır.” (Müslim, Birr 18)
Riyazus-Salihin 237
عَنْ أَنَسٍ رضي الله عنه عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ: لَا يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لِأَخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ.
Enes (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Sizden biriniz kendisi için sevip arzu ettiği şeyi din kardeşi için de sevip arzu etmedikçe gerçek anlamda iman etmiş olamaz.” (Buhari, İman 7; Müslim, İman 71)
Riyazus-Salihin 238
وَعَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: انْصُرْ أَخَاكَ ظَالِمًا أَوْ مَظْلُومًا. فَقَالَ رَجُلٌ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَنْصُرُهُ إِذَا كَانَ مَظْلُومًا، أَرَأَيْتَ إِنْ كَانَ ظَالِمًا كَيْفَ أَنْصُرُهُ؟ قَالَ: تَحْجُزُهُ، أَوْ تَمْنَعُهُ، مِنَ الظُّلْمِ، فَإِنَّ ذَلِكَ نَصْرُهُ.
Enes (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Din kardeşin zalim de olsa mazlum da olsa ona yardım et.” Bir adam: “Ya Rasulallah! Kardeşim mazlumsa ona yardım edeyim; ama zalimse ona nasıl yardım edebilirim, söyler misiniz?” Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) de: “Zalimi zulüm yapmaktan alıkorsun, zulmüne engel olursun; işte bu, ona yardım etmektir.” buyurdu. (Buhari, Mezalim 4)
Riyazus-Salihin 239
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ: حَقُّ الْمُسْلِمِ عَلَى الْمُسْلِمِ خَمْسٌ: رَدُّ السَّلَامِ، وَعِيَادَةُ الْمَرِيضِ، وَاتِّبَاعُ الْجَنَائِزِ، وَإِجَابَةُ الدَّعْوَةِ، وَتَشْمِيتُ الْعَاطِسِ.
وَفِي رِوَايَةٍ لِمُسْلِمٍ: حَقُّ الْمُسْلِمِ عَلَى الْمُسْلِمِ سِتٌّ: إِذَا لَقِيتَهُ فَسَلِّمْ عَلَيْهِ، وَإِذَا دَعَاكَ فَأَجِبْهُ، وَإِذَا اسْتَنْصَحَكَ فَانْصَحْ لَهُ، وَإِذَا عَطَسَ فَحَمِدَ اللَّهَ فَسَمِّتْهُ، وَإِذَا مَرِضَ فَعُدْهُ، وَإِذَا مَاتَ فَاتَّبِعْهُ.
Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Müslümanın Müslüman üzerindeki hakkı beştir: Selamı almak, hastayı ziyaret etmek, cenazeye iştirak etmek, davete icabet etmek, aksıran kimseye ‘yerhamükallah’ demek.” (Buhari, Cenaiz 2)
Müslim’in başka bir rivayeti şöyledir: “Müslümanın Müslüman üzerindeki hakkı altıdır: Karşılaştığın zaman ona selam ver, seni davet ederse davetine git, nasihat isterse nasihat et, aksırır da Allah’a hamdederse ‘yerhamükallah’ de, hastalandığında onu ziyaret et, vefatında cenazesinin ardından git.” (Müslim, Selam 5)
Riyazus-Salihin 240
عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ رضي اللهُ عَنْهُمَا قال: أَمَرَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِسَبْعٍ، وَنَهَانَا عَنْ سَبْعٍ: أَمَرَنَا بِعِيَادَةِ الْمَرِيضِ، وَاتِّبَاعِ الْجَنَازَةِ، وَتَشْمِيتِ الْعَاطِسِ، وَإِبْرَارِ الْقَسَمِ أَوِ الْمُقْسِمِ، وَنَصْرِ الْمَظْلُومِ، وَإِجَابَةِ الدَّاعِي، وَإِفْشَاءِ السَّلَامِ، وَنَهَانَا عَنْ خَوَاتِيمَ أَوْ عَنْ تَخَتُّمٍ بِالذَّهَبِ، وَعَنْ شُرْبٍ بِالْفِضَّةِ، وَعَنِ الْمَيَاثِرِ الْحُمْرِ، وَعَنِ الْقَسِّيِّ، وَعَنْ لُبْسِ الْحَرِيرِ وَالْإِسْتَبْرَقِ، وَالدِّيبَاجِ.
وَفِي رِوَايَةٍ: وَإِنْشَادِ الضَّالَّةِ فِي السَّبْعِ الْأُوَلِ.
Ebu Umara Bera ibni Azib (Allah onlardan razı olsun) şöyle demiştir: Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bize yedi şeyi emretti, yedi şeyi de yasakladı.
Emrettikleri: 1- Hastayı ziyaret etmek, 2- Cenazeye katılmak, 3- Aksıran kimse elhamdülillah derse yerhamükallah demek, 4- Yemin edeni tasdik etmeyi veya yemin eden kimsenin yeminini yerine getirmesini temine çalışmayı, 5- Mazluma yardım etmeyi, 6- Davet edenin davetine katılmayı, 7- Selamı yaygınlaştırmayı.
Yasakladıkları: 1- Altın yüzük takmayı, 2- Gümüş kaptan içmeyi, 3- Kırmızı ipek minder kullanmayı, 4- Ketenle karışık ipek kumaştan yapılmış elbise giymeyi, 5- İpek elbise giymeyi, 6- Kalın ipek elbise giymeyi, 7- Atlas elbise giymeyi.
Müslim’in diğer bir rivayetinde, emredilen ilk yedi şey arasında “Kaybolmuş bir malı ilan etmek” sözü de vardır.
Riyazus-Salihin 241