HADİS KÜTÜPHANESİ

Riyazus Salihin

368 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

DÜNYADA İHTİYAÇTAN FAZLASINA SARILMAMANIN GEREKLİLİĞİ VE FAKİRLİĞİN ÜSTÜNLÜĞÜ

34 hadis

عن عمروِ بنِ عوف الأنصاري رضي الله عنه: أن رسولَ الله صلى الله عليه وسلم بَعَثَ أبا عبَيدَةَ بنَ الجرَّاحِ رضي الله عنه إلى البَحْرَيْنِ يَأتِي بِجِزْيَتِهَا، فَقَدِمَ بِمَالٍ مِنَ البَحْرَيْنِ، فَسَمِعَتِ الأنصار بقُدومِ أبي عُبَيْدَة، فَوافَوْا صَلاةَ الفَجْرِ مَعَ رسولِ الله صلى الله عليه وسلم، فَلَمَّا صَلَّى رسولُ الله صلى الله عليه وسلم انصَرَفَ فَتَعَرَّضُوا لَهُ، فَتبَسَّمَ رسولُ الله صلى الله عليه وسلم حِينَ رَآهُمْ، ثُمَّ قال: أَظُنكُم سَمِعتُم أن أَبَا عُبَيْدَةَ قَدِمَ بشَيْءٍ مِنَ الْبَحْرَيْنِ؟ فقالوا: أَجَل يا رسولَ الله، فقال: أبشروا وَأَمِّلُوا مَا يَسُرُّكُمْ، فوالله ما الفَقْرَ أَخْشَى عَلَيْكُمْ، ولكِنِّي أَخْشَى عَلَيْكُمْ أن تُبْسَطَ الدُّنْيَا عَلَيْكُم كما بُسِطَتْ عَلى مَنْ كان قَبْلَكُمْ، فَتَنَافَسُوهَا كَمَا تَنَافَسُوهَا، فَتُهْلِكَكُمْ كَمَا أَهْلَكَتْهُمْ.

Amr ibni Avf el Ensari (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) Ebu Ubeyde ibnül Cerrah (Allah ondan razı olsun)’ı cizye tahsildarı olarak Bahreyn’e göndermişti. Ebu Ubeyde, Bahreyn’den bir miktar mal ile geldi. Ensar, Ebu Ubeyde’nin geldiğini duyup sabah namazını Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) ile kılmak üzere geldiler. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) namazı kılıp ayrılınca önüne çıktılar. Rasulullah onları bu vaziyette görünce gülümsedi ve: -Ebu Ubeyde’nin Bahreyn’den bir şeyler getirdiğini duydunuz zannediyorum, dedi. Ensar da: -Evet ya Rasulallah, diye cevap verdiler. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz: -Sevininiz ve sizi sevindirecek şeyler bekleyiniz. Allah’a yemin olsun ki sizin hakkınızda korktuğum şey fakirlik değildir. Fakat ben, sizden öncekilerin önüne serildiği gibi dünyanın sizin önünüze serilmesinden, onların dünya için yarıştıkları gibi sizin de onun için yarışmanızdan ve dünyanın onları mahvettiği gibi sizi de mahvetmesinden korkuyorum, buyurdu.

Riyazus-Salihin 457

وعن أبي سعيدٍ الخدريِّ رضي الله عنه، قال: جَلَسَ رسولُ الله صلى الله عليه وسلم عَلى المِنْبَرِ، وَجَلَسْنَا حَولَه، فقال: إن مِمّا أخافُ عَلَيْكُمْ مِنْ بَعْدِي مَا يُفْتَحُ عَلَيْكُمْ مِن زَهْرَةِ الدُّنْيَا وزينَتِهَا.

Ebu Said el Hudrî (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) minber üzerine oturmuş, biz de onun etrafında dizilmiştik. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Benden sonra sizin için korktuğum şeylerden biri, dünya nimetlerinin ve güzelliklerinin önünüze açılmasıdır.”

Riyazus-Salihin 458

وعنه أن رسولَ الله صلى الله عليه وسلم قال: إن الدُّنْيَا حُلْوَةٌ خَضِرَةٌ، وَإن الله تَعالى مُسْتَخْلِفُكُمْ فِيهَا، فَيَنْظُرُ كَيفَ تَعْمَلُونَ، فَاتَّقُوا الدُنْيَا وَاتَّقُوا النِسَاءَ.

Ebu Said el Hudrî (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Dünya tatlıdır, manzarası hoştur. Allah sizi dünyada sizden evvel geçenlerin yerine geçirecek ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. O hâlde dünyadan sakının, kadınlardan da sakının.”

Riyazus-Salihin 459

وعن أنس رضي الله عنه، أن النبي صلى الله عليه وسلم قال: اللَّهُمَّ لا عَيْشَ إلا عَيْشُ الآخِرَةِ.

Enes (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Allahım gerçek hayat ancak ahiret hayatıdır.” (Buhari, Rikak 1, Müslim, Cihad 126)

Riyazus-Salihin 460

وعنه عن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: يَتْبَعُ الميْتَ ثَلاثَةٌ: أَهْلُهُ وَمَالُهُ وَعَمَلُهُ، فَيَرْجِعُ اثْنان، ويَبْقَى مَعَهُ وَاحِدٌ: يَرْجِعُ أَهْلُهُ وَمَالُهُ، ويَبْقَى عَمَلُهُ.

Yine Enes (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Ölen kimseyi peşinden üç şey takip eder. Aile çevresi, malı ve yaptığı işler. Bunlardan ikisi geri döner, aile çevresi ve malı. Yaptığı işler ise kendisiyle birlikte kalır.” (Buhari, Rikak 42, Müslim, Zühd 5)

Riyazus-Salihin 461

وعنه قال: قال رسولُ الله صلى الله عليه وسلم: يُؤْتَى بأنعَم أَهْلِ الدُّنْيَا مِنْ أَهْلِ النَّارِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، فَيُصْبَغُ في النَّارِ صَبْغَةً، ثُمَّ يُقال: يا ابْنَ آدَمَ، هَلْ رَأَيْتَ خَيْراً قَطّ؟ هَلْ مَرَّ بِكَ نَعيمٌ قَطُّ؟ فَيَقُولُ: لا والله يَا رَبِّ. وَيُؤْتَى بأَشَدِّ النَّاسِ بُؤْساً في الدُّنْيَا مِنْ أَهْلِ الجَنَّةِ فَيُصْبَغُ صَبْغَةً في الجَنَّةِ، فَيُقال لَهُ: يا ابْنَ آدَمَ هَلْ رَأَيْتَ بُؤْساً قَطُّ؟ هَلْ مَرَّ بِكَ شِدَّةٌ قَطُّ؟ فيقولُ: لا وَالله، مَا مَرَّ بي بُؤْسٌ قَطُّ، وَلا رَأَيْتُ شِدَّةً قَطُّ.

Enes (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Cehennemliklerden olup da dünyada çok konforlu bir hayat yaşayan kişi kıyamet günü cehenneme bir kere daldırılır ve: Ey Ademoğlu sen hayatında iyi bir gün geçirdin mi? Konforlu bir hayat yaşadın mı? diye sorulur. O kişi de: Vallahi görmedim Ya Rabbi, cevabını verir. Cennetliklerden olup dünyada şiddet ve ızdırapla gün geçiren bir kişi getirilir. Cennete bir kere daldırılır. Ona da: Ey Ademoğlu sen hayatında hiçbir sıkıntı çektin mi, zorluk, darlık gördün mü? denilir. O kişi de: Hayır vallahi Rabbim, hiçbir yoksulluk ve sıkıntı görmedim, zorluk ve darlık çekmedim, der. (Müslim, Münafıkîn 55)

Riyazus-Salihin 462

وعن المُسْتَوْرِد بن شدادٍ رضي الله عنه، قال: قال رسولُ الله صلى الله عليه وسلم: مَا الدُّنْيَا في الآخِرَةِ إِلَّا مِثْلُ مَا يَجْعَلُ أَحَدُكُمْ أُصْبُعَهُ في اليَمِّ، فَلْيَنْظُرْ بِمَ يَرْجِعُ.

Müstevrid ibni Şeddad (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Ahirete göre dünyanın değeri ancak sizden birinin parmağını denize daldırmasına benzer. Parmağıyla denizden aldığı suyu göz önüne getirip bir baksın; kısa, değersiz ve yok denecek kadar az.” (Müslim, Cennet 55)

Riyazus-Salihin 463

وعن جابرٍ رضي الله عنه أن رسولَ الله صلى الله عليه وسلم مَرَّ بِالسُّوقِ وَالنَّاسُ كَنَفَتَيْهِ، فَمَرَّ بِجَدْيٍ أَسَكَّ مَيِّتٍ، فَتَنَاوَلَهُ، فَأَخَذَ بِأُذُنِهِ، ثُمَّ قال: أَيُّكُمْ يُحِبُّ أَنْ يَكُونَ هَذَا لَهُ بِدِرْهَمٍ؟ فقالوا: مَا نُحِبُّ أَنَّهُ لَنَا بِشَيْءٍ، وَمَا نَصْنَعُ بِهِ؟ ثم قال: أَتُحِبُّونَ أَنَّهُ لَكُمْ؟ قالوا: والله لَوْ كان حَيًّا كان عَيْبًا فِيهِ؛ لِأَنَّهُ أَسَكُّ، فَكَيْفَ وَهُوَ مَيِّتٌ! فقال: فَوَاللهِ لَلدُّنْيَا أَهْوَنُ عَلَى الله مِنْ هَذَا عَلَيْكُمْ.

Cabir (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) bir gün çarşıya uğramıştı, ashabı da etrafında idi. Küçük kulaklı bir oğlak ölüsüne rastladı, onu kulağından tutarak: -Hanginiz bunu bir dirheme satın almak ister? buyurdu. Ashab: -Onu hiçbir karşılıkla almak istemeyiz, onu ne yapalım ki? dediler. Sonra Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem): -Size bedava verilse ister misiniz? diye sordu. Onlar: -Allah’a yemin ederiz ki, o diri bile olsa küçük kulaklı olduğu için kusurludur; ölü iken onu ne yapalım? diye cevap verdiler. Bunun üzerine Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem): -Allah’a yemin ederim ki bu oğlak sizce nasıl değersiz ise dünya da Allah katında ondan daha değersizdir, buyurdular.

Riyazus-Salihin 464

وعن أبي ذرٍّ رضي الله عنه، قال: كُنْتُ أَمْشِي مَعَ النبيِّ صلى الله عليه وسلم في حَرَّةٍ بالمدينةِ، فَاسْتَقْبَلَنَا أُحُدٌ فقال: يَا أَبَا ذَرٍّ. قلت: لَبَّيْكَ يَا رسولَ الله. فقال: مَا يَسُرُّنِي أَنَّ عِنْدِي مِثْلَ أُحُدٍ هَذَا ذَهَبًا تَمْضِي عَلَيَّ ثَلَاثَةُ أَيَّامٍ وَعِنْدِي مِنْهُ دِينَارٌ، إِلَّا شَيْءٌ أَرْصُدُهُ لِدَيْنٍ، إِلَّا أَنْ أَقُولَ بِهِ في عِبَادِ الله هَكَذَا وَهَكَذَا وَهَكَذَا، عن يَمِينِهِ وعن شِمَالِهِ وعن خَلْفِهِ، ثم سار فقال: إِنَّ الأَكْثَرِينَ هُمُ الأَقَلُّونَ يَوْمَ القِيَامَةِ إِلَّا مَنْ قال بِالمَالِ هَكَذَا وَهَكَذَا وَهَكَذَا، عن يَمِينِهِ وعن شِمَالِهِ ومِنْ خَلْفِهِ، وَقَلِيلٌ مَا هُمْ. ثم قال لي: مَكَانَكَ لَا تَبْرَحْ حَتَّى آتِيَكَ. ثم انطلق في سَوَادِ اللَّيْلِ حتى تَوَارَى، فَسَمِعْتُ صَوْتًا قَدِ ارْتَفَعَ، فَتَخَوَّفْتُ أَنْ يَكُونَ أَحَدٌ عَرَضَ للنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، فَأَرَدْتُ أَنْ آتِيَهُ، فَذَكَرْتُ قوله: لَا تَبْرَحْ حَتَّى آتِيَكَ. فلم أَبْرَحْ حَتَّى أَتَانِي، فقلت: لقد سَمِعْتُ صَوْتًا تَخَوَّفْتُ منه، فَذَكَرْتُ له، فقال: وَهَلْ سَمِعْتَهُ؟ قلت: نَعَمْ، قال: ذَاكَ جِبْرِيلُ أَتَانِي فقال: مَنْ مَاتَ مِنْ أُمَّتِكَ لَا يُشْرِكُ بِالله شَيْئًا دَخَلَ الجَنَّةَ. قلت: وَإِنْ زَنَى وَإِنْ سَرَقَ؟ قال: وَإِنْ زَنَى وَإِنْ سَرَقَ.

Ebu Zer (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) ile birlikte Medine’nin Harra mevkiinde yürüyordum. Derken Uhud Dağı karşımıza çıkıverdi. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem): -Ya Eba Zer! dedi. Ben de: -Buyur ya Rasulallah, emrine amadeyim, dedim. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem): -Yanımda şu Uhud Dağı kadar altın olsa bu beni sevindirmez. Bir borcu ödemek için ayırdığımdan başka, yanımda bir dinar bulunduğu hâlde üç gün geçmesini istemem. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem), sağına, soluna ve arkasına verme işareti yaparak: -Yanımda bulunanı şöyle şöyle Allah’ın kullarına dağıtmak isterim, buyurdu ve yoluna devam ederek: -Dünyada kendilerine çok mal verilenler ahirette sevabı az olanlardır veya cennette onlar azınlıktadırlar. Yalnız sağına, soluna ve arkasına şöyle şöyle infak edenler müstesnadır. Onlar da ne kadar azdır, buyurdu. Sonra bana: -Ben yanına gelinceye kadar yerinde dur, diye tembih ederek gecenin karanlığında yürüyüp gözden kayboldu. Bir müddet sonra yükselen bir ses duydum. Bir kimsenin Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’e saldırmasından korktum, yanına gitmek istedim. Fakat “Ben gelinceye kadar olduğun yerden ayrılma” emrini hatırlayarak o gelinceye kadar yerimden ayrılmadım. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) yanıma gelince, bir ses duyduğumu ve korktuğumu söyleyerek olanları anlattım. Bana: -Sen o sesi duydun mu? diye sordu. Ben: -Evet, diye cevap verdim. Bunun üzerine bana dedi ki: -O Cebrail idi. Bana, “Ümmetinden Allah’a ortak koşmadan ölen kimse cennete girer” dedi. Ben: -Zina edip hırsızlık yapsa da mı? dedim. -Zina etse de hırsızlık yapsa da cennete girer, buyurdular. (Buhari, İstikraz 3; Müslim, Zekât 32)

Riyazus-Salihin 465

وعن أبي هريرة رضي الله عنه عن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: لَوْ كان لي مِثلُ أُحُدٍ ذَهَبًا لَسَرَّني لاَ تَمُرَّ عَلَيَّ ثَلاثُ لَيَالٍ وَعِندِي منه شَيْءٌ إِلَّا شَيْءٌ أُرْصِدُهُ لِدَيْنٍ.

Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Uhud dağı kadar altınım olsa, borcum için ayırdığım miktar hariç, ondan yanımda bir şey bulunduğu hâlde üzerimden üç gece geçmemesi beni sevindirir.” (Buhari, Temenni 2; Müslim, Zekat 31)

Riyazus-Salihin 466

وعنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: انْظُرُوا إِلَى مَنْ هُوَ أَسْفَلَ مِنْكُمْ، وَلا تَنْظُرُوا إِلَى مَنْ هُوَ فَوْقَكُمْ، فَهُوَ أَجْدَرُ أَنْ لا تَزْدَرُوا نِعْمَةَ اللهِ عَلَيْكُمْ. وفي رواية البخاري: إِذَا نَظَرَ أَحَدُكُمْ إِلَى مَنْ فُضِّلَ عَلَيْهِ فِي الْمَالِ وَالْخَلْقِ، فَلْيَنْظُرْ إِلَى مَنْ هُوَ أَسْفَلُ مِنْهُ.

Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Hayat şartları kendinizden aşağı olanlara bakınız, sizden üstün olanlara bakmayınız. Bu hareket, elinizdeki Allah’ın nimetini hor görmemeniz için en uygun yoldur.” (Müslim, Zühd 9) Buhari’nin değişik bir rivayeti şöyledir: “Sizden biriniz mal ve yaradılış yönünden kendisinden üstün birini görürse hemen ardından kendinden aşağı durumda bulunan kimselere baksın.” (Buhari, Rikak 36)

Riyazus-Salihin 467

وعنه عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: تَعِسَ عَبْدُ الدِّينَارِ وَالدِّرْهَمِ وَالْقَطِيفَةِ وَالْخَمِيصَةِ، إِنْ أُعْطِيَ رَضِيَ، وَإِنْ لَمْ يُعْطَ لَمْ يَرْضَ.

Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Altın, gümüş, kumaş ve elbiseye kul köle olanlar helak oldular. Bu tip insanlar kendilerine verilse sevinirler, verilmezse hoşlanmazlar.” (Buhari, Rikak 10)

Riyazus-Salihin 468

وعنه رضي الله عنه قال: لَقَدْ رأَيْتُ سَبْعِينَ منْ أَهْلِ الصفَّةِ، مَا مِنْهُمْ رَجُلٌ عليه رداءٌ، إمَّا إزَارٌ، وَإمَّا كِسَاءٌ، قَدْ رَبَطُوا في أَعْنَاقِهِمْ، فَمِنْهَا مَا يَبْلُغُ نِصْفَ السَّاقَيْنِ، وَمِنْهَا مَا يَبْلُغُ الكَعْبَيْنِ، فَيَجْمَعُهُ بِيَدهِ كرَاهِيَةَ أن تُرَى عَوْرَتُهُ.

Yine Ebû Hüreyre (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Suffe ashabından yetmiş kişiyi gördüm. Onlardan hiçbirinin üzerinde ridâ yoktu. Ya izarları ya da boyunlarına bağladıkları kisâları vardı. Bu giysilerden kimisi baldırlarının yarısına, kimisi de topuklarına kadar erişirdi. Avret yerleri görülmesin diye giysilerini elleriyle toplarlardı. (Buhârî, Salât 58)

Riyazus-Salihin 469

وعنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: الدُّنْيَا سِجْنُ المُؤْمِنِ وَجَنَّةُ الكَافِرِ.

Ebû Hüreyre'den (Allah ondan razı olsun) rivayet edildiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Dünya müminin zindanı, kâfirin cennetidir.” (Müslim, Zühd 1)

Riyazus-Salihin 470

وعن ابن عمر رضي اللهُ عَنْهُمَا، قال: أخذ رسولُ الله صلى الله عليه وسلم بِمَنكِبَيَّ، فقال: كُنْ في الدُّنْيَا كَأَنَّكَ غَريبٌ، أَوْ عَابِرُ سَبيلٍ. وَكان ابنُ عمرَ رضي اللهُ عَنْهُما يقول: إذا أَمْسَيْتَ، فَلا تَنْتَظِرِ الصَّبَاحَ، وَإذا أصْبَحْتَ، فَلا تَنْتَظِرِ المَسَاءَ، وَخُذْ مِنْ صِحَّتِكَ لِمَرَضِكَ، وَمِنْ حَيَاتِكَ لِمَوْتِكَ.

İbni Ömer (Allah onlardan razı olsun) şöyle demiştir: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) omuzlarımdan tuttu ve: “Dünyada sanki bir garip veya yolcu gibi ol” buyurdu. İbni Ömer şöyle derdi: Akşama ulaştığında sabahı gözetme, sabaha kavuştuğunda da akşamı bekleme; sağlığın yerindeyken hastalığın, hayattayken ölümün için hazırlık yap. (Buhârî, Rikak 3)

Riyazus-Salihin 471

وعن أبي الْعَبَّاسِ سَهْلِ بنِ سَعْدٍ السَّاعديِّ رضي الله عنه، قال: جاءَ رَجُلٌ إلى النبيِّ صلى الله عليه وسلم فقال: يا رسولَ الله، دُلَّنِي عَلى عَمَلٍ إذا عَمِلْتُهُ أحبنِي الله، وَأحبنِي النَّاسُ، فقال: ازهَدْ في الدُّنْيَا يُحِبَّكَ الله، وَازْهَدْ فِيمَا عِنْدَ النَّاسِ يُحِبَّكَ النَّاسُ.

Ebul Abbas Sehl İbni Sa’d es-Saidî (Allah ondan razı olsun)'dan bildirildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e bir adam geldi ve: Ya Rasulallah! Bana, yaptığım zaman hem Allah’ın hem de insanların beni seveceği bir iş söyle, dedi. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) de: “Dünyaya fazla bağlanma ki Allah seni sevsin, insanların elindekilere göz dikme ki insanlar seni sevsin.” buyurdu. (İbn Mace, Zühd 1)

Riyazus-Salihin 472

وعن النُّعْمَانِ بنِ بشيرٍ رضي الله عنهما قال: ذَكَرَ عُمَرُ بْنُ الخَطَّابِ رضي الله عنه مَا أصاب النَّاسُ مِنَ الدُّنيَا، فقال: لَقَدْ رَأَيْتُ رسولَ الله صلى الله عليه وسلم يَظَلُّ الْيَوْمَ يَلْتَوي مَا يَجِدُ مِنَ الدَّقَلِ مَا يَمْلأُ بِهِ بَطْنَهُ.

Numan İbni Beşir (Allah onlardan razı olsun) şöyle demiştir: Ömer İbni Hattab (Allah ondan razı olsun), insanların sahip oldukları dünyalıklardan söz ederek şöyle dedi: Ben Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in gün boyu açlıktan kıvranıp durduğunu, karnını doyuracak âdi bir hurma bile bulamadığını gördüm. (Müslim, Zühd 36)

Riyazus-Salihin 473

وعن عائشةَ رضي الله عنها قالت: تُوُفِّيَ رَسُولُ الله صلى الله عليه وسلم وَمَا في بَيْتِي مِنْ شَيْءٍ يَأْكُلُهُ ذُو كَبِدٍ إلا شَطْرُ شَعِيرٍ في رَفٍّ لي، فَأَكَلْتُ مِنْهُ حَتَّى طَالَ علَيَّ، فَكِلْتُهُ فَفَنِيَ.

Aişe (Allah ondan razı olsun)’dan aktarılmıştır: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) vefat ettiğinde evimde, bana ait bir raftaki biraz arpadan başka hiçbir canlının yiyeceği bir şey yoktu. Uzun süre ondan yedim; sonra onu ölçtüm ve tükendi. (Buhari, Humus 3; Müslim, Zühd 27)

Riyazus-Salihin 474

وعن عمروِ بنِ الحارثِ أخي جُوَيْرِيَةَ بِنْتِ الحَارثِ أُمِّ المُؤمنينَ رضي اللهُ عَنْهُما قال: مَا تَرَكَ رسولُ الله ﷺ عنْدَ مَوْتِهِ دِينَاراً، وَلا دِرْهَماً، وَلا عَبْداً، وَلا أَمَةً، وَلا شَيْئاً إِلَّا بَغْلَتَهُ الْبَيْضَاءَ الَّتي كان يَرْكَبُهَا، وَسِلاحَهُ، وَأَرْضاً جَعَلَهَا لابْنِ السَّبيلِ صَدَقَةً.

Mü’minlerin annesi Cüveyriyye binti Haris’in erkek kardeşi Amr ibni Haris (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) vefat ettiğinde geride ne altın ne gümüş ne köle ne cariye ne de başka bir şey bıraktı. Sadece bindiği beyaz katırını, silahını ve yolcular için vakfettiği araziyi bıraktı. (Buhari, Vesaya 1)

Riyazus-Salihin 475

وعن خَبَّابِ بنِ الأَرَتِّ رضي الله عنه، قال: هَاجَرْنَا مَعَ رسولِ الله ﷺ نَلْتَمِسُ وَجْهَ الله تعالى، فَوَقَعَ أَجْرُنَا عَلَى الله، فَمِنَّا مَنْ مَاتَ وَلَمْ يَأْكُلْ مِنْ أَجْرِهِ شَيْئاً، مِنْهُمْ مُصْعَبُ بنُ عُمَيْرٍ رضي الله عنه، قُتِلَ يَوْمَ أُحُدٍ، وَتَرَكَ نَمِرَةً، فَكُنَّا إِذَا غَطَّيْنَا بِهَا رَأْسَهُ بَدَتْ رِجْلَاهُ، وَإِذَا غَطَّيْنَا بِهَا رِجْلَيْهِ بَدَا رَأْسُهُ، فَأَمَرَنَا رسولُ الله ﷺ أَنْ نُغَطِّيَ رَأْسَهُ، وَنَجْعَلَ عَلَى رِجْلَيْهِ شَيْئاً مِنَ الإِذْخِرِ، وَمِنَّا مَنْ أَيْنَعَتْ لَهُ ثَمَرَتُهُ، فَهُوَ يَهْدِبُهَا.

Habbab ibni Eret (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Allah’ın rızasını kazanmak için Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) ile birlikte Medine’ye hicret ettik. Hicretimizin mükâfatı Allah’a kalmıştı. Arkadaşlarımızdan bazıları elde edecekleri mükâfattan hiçbir şey yemeden vefat ettiler. Onlardan biri de Mus’ab ibni Umeyr (Allah ondan razı olsun) idi. O, Uhud günü şehit edilmişti. Yünden yapılmış renkli bir kaftandan başka hiçbir şeyi yoktu. Bu kaftanı kefen olarak başına örttüğümüzde ayakları açılıyor, ayaklarına örttüğümüzde de başı açılıyordu. Neticede Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem), başını örtmemizi ve ayaklarının üzerine izhır denilen güzel kokulu ottan bir miktar koymamızı emretti. Bizden bazıları da vardı ki hicretin meyvelerine ulaştı ve onları devşirdi; yani pek çok dünya nimetine kavuştu. (Buhari, Cenaiz 27; Müslim, Cenaiz 44)

Riyazus-Salihin 476

وعن سَهْلِ بنِ سَعْدٍ السَّاعِدِيِّ رضي الله عنه، قال: قال رسولُ الله ﷺ: لَوْ كَانَتِ الدُّنْيَا تَعْدِلُ عِنْدَ الله جَنَاحَ بَعُوضَةٍ، مَا سَقَى كَافِراً مِنْهَا شَرْبَةَ مَاءٍ.

Sehl ibni Sa’d es-Sâidî (Allah ondan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Eğer dünya sivrisineğin kanadına denk bir değere sahip olsaydı, Allah hiçbir kâfire dünyadan bir yudum su bile içirmezdi.” (Tirmizi, Zühd 13)

Riyazus-Salihin 477

وعن أبي هريرة رضي الله عنه، قال: سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول: ألا إن الدنيا ملعونة، ملعون ما فيها إلا ذكر الله تعالى، وما والاه، وعالماً ومتعلماً.

Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun), Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’i şöyle buyururken işittim demiştir: “Dikkat edin, uyanık olun. Dünya ve içindeki tüm şeyler değersiz ve kıymetsiz olup lanetlenmiştir. Ancak Allah’ı anmak, O’nun rızasına uygun olan şeyler, âlim ve ilim öğrenen kimse müstesnadır.” (Tirmizi, Zühd 14)

Riyazus-Salihin 478

وعن عبد الله بن مسعود رضي الله عنه، قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: لا تتخذوا الضيعة فترغبوا في الدنيا.

Abdullah ibni Mes’ud (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Çiftlik ve akar edinerek dünyaya dalmaktan sakınınız.” (Tirmizi, Zühd 20)

Riyazus-Salihin 479

وعن عبد الله بن عمرو بن العاص رضي الله عنهما قال: مر علينا رسول الله صلى الله عليه وسلم ونحن نعالج خصاً لنا، فقال: ما هذا؟ فقلنا: قد وهى، فنحن نصلحه، فقال: ما أرى الأمر إلا أعجل من ذلك.

Abdullah ibni Amr ibni As (Allah onlardan razı olsun) şöyle demiştir: Bir gün Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bize uğramıştı, biz de oturduğumuz kulübeyi tamir ediyorduk. “Ne yapıyorsunuz?” diye sordu. Biz de “Yıkılmak üzere olan kulübemizi onarıyoruz.” dedik. Bunun üzerine: “Ölümün bu yıkılma işinden daha çabuk geleceğini sanıyorum.” buyurdular. (Ebu Davud, Edeb 169)

Riyazus-Salihin 480

وعن كَعْبِ بنِ عِيَاضٍ رضي الله عنه، قال: سمعتُ رسولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم يقول: إنَّ لكلِّ أمَّةٍ فِتْنَةً، وَفِتْنَةُ أُمَّتي المَالُ.

Ka‘b ibni İyâz (Allah ondan razı olsun), Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle söylediğini işitmiştir: “Şüphesiz her ümmetin bir fitnesi vardır. Benim ümmetimin fitnesi, imtihan vesilesi de maldır.” (Tirmizî, Zühd 26)

Riyazus-Salihin 481

وعن أبي عَمْرٍو، ويقال: أبو عبدِ الله، ويقال: أبُو لَيْلَى، عُثْمَانَ بنِ عَفَّانَ رضي الله عنه، أنَّ النبيَّ صلى الله عليه وسلم قال: لَيْسَ لابْنِ آدَمَ حَقٌّ في سِوى هذه الخِصَالِ: بَيْتٌ يَسْكُنُهُ، وَثَوْبٌ يُواري عَوْرَتَهُ، وجِلْفُ الخُبْزِ، وَالمَاءُ.

Ebû Amr, kendisine Ebû Abdullah ve Ebû Leylâ da denilen Osman ibni Affân (Allah ondan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Âdemoğlunun şu şeyler dışında bir hakkı yoktur: Oturacağı bir ev, avret yerini örtecek bir elbise, kuru ekmek ve su.” (Tirmizî, Zühd 30)

Riyazus-Salihin 482

وعن عبدِ الله بنِ الشِّخِّيرِ رضي الله عنه، أنه قال: أتَيْتُ النَّبيَّ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ يَقْرَأُ: ﴿أَلهَاكُمُ التَّكَاثُرُ﴾، قال: يَقُولُ ابنُ آدَمَ: مَالي، مَالي، وَهَلْ لَكَ يَا ابنَ آدَمَ مِنْ مالِكَ إلا ما أَكَلْتَ فَأَفْنَيْتَ، أَوْ لَبِسْتَ فَأَبْلَيْتَ، أَوْ تَصَدَّقْتَ فَأَمْضَيْتَ.

Abdullah ibni Şıhhîr (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yanına gelmiştim. O sırada “Elhâkümü’t-tekâsür” sûresini okuyordu. Şöyle buyurdu: “Âdemoğlu ‘Malım, malım!’ deyip durur. Ey Âdemoğlu! Yiyip tükettiğinden, giyip eskittiğinden veya sadaka verip önden gönderdiğinden başka malın mı var?” (Müslim, Zühd 3)

Riyazus-Salihin 483

وعن عبدِ الله بن مُغَفَّلٍ رضي الله عنه، قال: قال رَجُلٌ للنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم: يا رسولَ الله، والله إني لأحبكَ، فَقال لَهُ: «انظُرْ ماذا تقُولُ؟» قال: وَاللّه إني لأحبكَ، ثَلاثَ مَرَّاتٍ، فقال: «إن كُنْتَ تُحِبُّنِي فَأَعِدَّ لِلفَقْرِ تِجْفَافًا، فإن الفَقْرَ أَسْرَعُ إلى مَن يُحِبُّني مِنَ السَّيْلِ إلى مُنْتَهَاهُ».

Abdullah ibni Muğaffel (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Bir adam Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e: –Ey Allah’ın Resûlü, Allah’a yemin ederim ki ben seni seviyorum, dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) o kişiye: “Ne söylediğini iyi düşün”, deyince adam: –Allah’a yemin ederim ki ben seni seviyorum, dedi ve bu sözü üç defa tekrarladı. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Beni seversen fakirliğe karşı zırh hazırla; çünkü fakirlik, beni sevenlere ulaşmakta selin akışından daha çabuk yol alır.” (Tirmizî, Zühd 36)

Riyazus-Salihin 484

وعن كَعبِ بنِ مالكٍ رضي الله عنه، قال: قال رسولُ الله صلى الله عليه وسلم: «مَا ذِئْبَانِ جَائِعَانِ أُرْسِلَا في غَنَمٍ بِأَفْسَدَ لَها مِنْ حِرْصِ المَرْءِ عَلَى المَالِ وَالشَّرَفِ لِدِينِهِ».

Ka’b ibni Mâlik (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bir koyun sürüsüne salıverilmiş iki aç kurdun yaptığı zarar, mala ve mevkiye düşkün bir adamın dinine verdiği zarardan daha büyük değildir.” (Tirmizî, Zühd 43)

Riyazus-Salihin 485

وعن عبد الله بن مَسْعُودٍ رضي الله عنه، قال: نَامَ رسولُ الله صلى الله عليه وسلم على حَصِيرٍ، فَقَامَ وَقَدْ أثَّرَ في جَنْبِهِ. قُلْنَا: يا رَسُولَ الله، لوِ اتَّخَذْنَا لَكَ وِطَاءً، فقال: «مَا لِي وَلِلدُّنْيَا؟ مَا أنا في الدُّنْيَا إلا كَرَاكِبٍ اسْتَظَلَّ تَحْتَ شَجَرَةٍ، ثُمَّ رَاحَ وَتَرَكَهَا».

Abdullah ibni Mes’ûd (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hasır üzerinde yatıp uyumuştu. Uyandığında hasır vücuduna iz bırakmıştı. Bunun üzerine biz: –Yâ Resûlallah, sizin için bir yatak edinsek, dedik. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Benim dünya ile işim ve ilgim ne? Ben bu dünyada bir ağaç altında gölgelenip de bırakıp giden bir yolcu gibiyim.” (Tirmizî, Zühd 44)

Riyazus-Salihin 486

وعن أبي هريرة رضي الله عنه، قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: يَدْخُلُ الفُقَرَاءُ الجَنَّةَ قَبْلَ الأَغْنِيَاءِ بِخَمْسِ مِائَةِ عَامٍ.

Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Fakirler cennete zenginlerden beş yüz yıl önce girerler.” (Tirmizi, Zühd 44)

Riyazus-Salihin 487

وعن ابن عباس، وعمران بن الحصين رضي الله عنهما، عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: اطَّلَعْتُ فِي الجَنَّةِ، فَرَأَيْتُ أَكْثَرَ أَهْلِهَا الفُقَرَاءَ، وَاطَّلَعْتُ فِي النَّارِ، فَرَأَيْتُ أَكْثَرَ أَهْلِهَا النِّسَاءَ.

İbni Abbas ve İmran ibni Husayn (Allah onlardan razı olsun)’dan bildirildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Cennete baktım, gördüm ki orada bulunanların çoğunluğu fakirlerdi. Cehenneme de baktım, gördüm ki orada bulunanların çoğunluğu kadınlardı.” (Buhari, Nikah 88; Müslim, Zikir 94)

Riyazus-Salihin 488

وعن أسامة بن زيد رضي الله عنهما، عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: قُمْتُ عَلَى بَابِ الجَنَّةِ، فَكَانَ عَامَّةُ مَنْ دَخَلَهَا المَسَاكِينُ، وَأَصْحَابُ الجَدِّ مَحْبُوسُونَ، غَيْرَ أَنَّ أَصْحَابَ النَّارِ قَدْ أُمِرَ بِهِمْ إِلَى النَّارِ.

Usame ibni Zeyd (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Cennetin kapısında durdum; oraya girenlerin çoğu dünyada malı mülkü olmayan yoksullardı. Varlıklı kimseler ise hesaba çekilmek üzere alıkonulmuşlardı. Ne var ki onlardan cehenneme gidecek olanların cehenneme götürülme emri verilmişti.” (Buhari, Nikah 87; Müslim, Zikir 93)

Riyazus-Salihin 489

وعن أبي هريرة رضي الله عنه عن النبيِّ صلى الله عليه وسلم قال: أَصْدَقُ كَلِمَةٍ قالها شَاعِرٌ كَلِمَةُ لَبِيدٍ: أَلَا كُلُّ شيءٍ ما خَلَا اللهَ بَاطِلُ.

Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Şairlerin söylediği sözlerin en doğrusu Lebid’in şu sözüdür: İyi biliniz ki Allah’tan başka her şey yok olacaktır.” (Buhari, Edeb 90; Müslim, Şiir 2)

Riyazus-Salihin 490