عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قال: قال رسولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: كُلُّ سُلَامَى مِنَ النَّاسِ عَلَيْهِ صَدَقَةٌ، كُلَّ يَوْمٍ تَطْلُعُ فِيهِ الشَّمْسُ: تَعْدِلُ بَيْنَ الِاثْنَيْنِ صَدَقَةٌ، وَتُعِينُ الرَّجُلَ فِي دَابَّتِهِ فَتَحْمِلُهُ عَلَيْهَا أَوْ تَرْفَعُ لَهُ عَلَيْهَا مَتَاعَهُ صَدَقَةٌ، وَالْكَلِمَةُ الطَّيِّبَةُ صَدَقَةٌ، وَكُلُّ خُطْوَةٍ تَمْشِيهَا إِلَى الصَّلَاةِ صَدَقَةٌ، وَتُمِيطُ الْأَذَى عَنِ الطَّرِيقِ صَدَقَةٌ.
Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “İnsanın her bir eklemi için, güneşin doğduğu her gün bir sadaka gerekir. İki kişinin arasını adaletle bulmak bir sadakadır. Bir kimsenin bineğine binmesine yardımcı olmak veya yükünü bineğine yüklemesine yardım etmek bir sadakadır. Güzel söz söylemek bir sadakadır. Namaza giderken attığın her adım bir sadakadır. Gelip geçenleri rahatsız eden şeyleri yoldan alıp atmak da bir sadakadır.” (Buhârî, Sulh 11; Müslim, Zekât 56)
Riyazus-Salihin 250
عَنْ أُمِّ كُلْثُومٍ بِنْتِ عُقْبَةَ رضي الله عنها قالت: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ: لَيْسَ الْكَذَّابُ الَّذِي يُصْلِحُ بَيْنَ النَّاسِ فَيَنْمِي خَيْرًا أَوْ يَقُولُ خَيْرًا.
وَفِي رِوَايَةِ مُسْلِمٍ زِيَادَةٌ، قالت: وَلَمْ أَسْمَعْهُ يُرَخِّصُ فِي شَيْءٍ مِمَّا يَقُولُهُ النَّاسُ إِلَّا فِي ثَلَاثٍ: تَعْنِي الْحَرْبَ، وَالْإِصْلَاحَ بَيْنَ النَّاسِ، وَحَدِيثَ الرَّجُلِ امْرَأَتَهُ، وَحَدِيثَ الْمَرْأَةِ زَوْجَهَا.
Ümmü Gülsüm binti Ukbe İbni Ebu Muayt (Allah ondan razı olsun), Resûlullah’ı (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyururken dinledim, dedi: “İnsanların arasını bulmak için hayırlı haber götüren veya hayırlı söz söyleyen kimse yalancı sayılmaz.” (Buhârî, Sulh 2; Müslim, Birr 101)
Müslim’in rivayetinde şöyle bir fazlalık vardır: Ümmü Gülsüm dedi ki: Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem), halkın söyleyip durduğu yalanlardan sadece üçüne izin verdiğini işittim: Savaşta, insanların arasını bulmak için, kocanın karısına ve karının da kocasına söylediği sözlerde. (Müslim, Birr 25)
Riyazus-Salihin 251
عَنْ عَائِشَةَ رضي الله عنها قالت: سَمِعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صَوْتَ خُصُومٍ بِالْبَابِ عَالِيَةً أَصْوَاتُهُمَا، وَإِذَا أَحَدُهُمَا يَسْتَوْضِعُ الْآخَرَ، وَيَسْتَرْفِقُهُ فِي شَيْءٍ، وَهُوَ يَقُولُ: وَاللَّهِ لَا أَفْعَلُ. فَخَرَجَ عَلَيْهِمَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فقال: أَيْنَ الْمُتَأَلِّي عَلَى اللَّهِ لَا يَفْعَلُ الْمَعْرُوفَ؟ فقال: أَنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ، فَلَهُ أَيُّ ذَلِكَ أَحَبَّ.
Âişe (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bir gün kapısının önünde birbiriyle çekişen iki kişinin yükselen seslerini duydu. Borçlu kimse alacaklısından alacağının bir kısmını bağışlamasını ve kendisine uygun davranmasını istiyordu. Alacaklı ise: “Vallahi yapmam” diyordu. Onların yanına çıkan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Nerede o, Allah adına iyilik yapmayacağına yemin eden?” diye sordu. Alacaklı da: “Buradayım ey Allah’ın Resûlü! O, bunlardan hangisini isterse onun olsun” dedi. (Buhârî, Sulh 10; Müslim, Müsâkât 19)
Riyazus-Salihin 252
عَنْ أَبِي الْعَبَّاسِ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ السَّاعِدِيِّ رضي الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَلَغَهُ أَنَّ بَنِي عَمْرِو بْنِ عَوْفٍ كَانَ بَيْنَهُمْ شَرٌّ، فَخَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُصْلِحُ بَيْنَهُمْ فِي أُنَاسٍ مَعَهُ، فَحُبِسَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَحَانَتِ الصَّلَاةُ، فَجَاءَ بِلَالٌ إِلَى أَبِي بَكْرٍ رضي الله عنه فَقَالَ: يَا أَبَا بَكْرٍ، إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَدْ حُبِسَ، وَحَانَتِ الصَّلَاةُ، فَهَلْ لَكَ أَنْ تَؤُمَّ النَّاسَ؟ قَالَ: نَعَمْ إِنْ شِئْتَ. فَأَقَامَ بِلَالٌ الصَّلَاةَ، وَتَقَدَّمَ أَبُو بَكْرٍ فَكَبَّرَ وَكَبَّرَ النَّاسُ، وَجَاءَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَمْشِي فِي الصُّفُوفِ حَتَّى قَامَ فِي الصَّفِّ، فَأَخَذَ النَّاسُ فِي التَّصْفِيقِ، وَكَانَ أَبُو بَكْرٍ رضي الله عنه لَا يَلْتَفِتُ فِي صَلَاتِهِ، فَلَمَّا أَكْثَرَ النَّاسُ التَّصْفِيقَ الْتَفَتَ، فَإِذَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَأَشَارَ إِلَيْهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَرَفَعَ أَبُو بَكْرٍ رضي الله عنه يَدَهُ، فَحَمِدَ اللَّهَ وَرَجَعَ الْقَهْقَرَى وَرَاءَهُ حَتَّى قَامَ فِي الصَّفِّ، فَتَقَدَّمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَصَلَّى لِلنَّاسِ، فَلَمَّا فَرَغَ أَقْبَلَ عَلَى النَّاسِ فَقَالَ: أَيُّهَا النَّاسُ، مَا لَكُمْ حِينَ نَابَكُمْ شَيْءٌ فِي الصَّلَاةِ أَخَذْتُمْ فِي التَّصْفِيقِ؟ إِنَّمَا التَّصْفِيقُ لِلنِّسَاءِ. مَنْ نَابَهُ شَيْءٌ فِي صَلَاتِهِ فَلْيَقُلْ: سُبْحَانَ اللَّهِ، فَإِنَّهُ لَا يَسْمَعُهُ أَحَدٌ حِينَ يَقُولُ: سُبْحَانَ اللَّهِ إِلَّا الْتَفَتَ. يَا أَبَا بَكْرٍ، مَا مَنَعَكَ أَنْ تُصَلِّيَ بِالنَّاسِ حِينَ أَشَرْتُ إِلَيْكَ؟ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ: مَا كَانَ يَنْبَغِي لِابْنِ أَبِي قُحَافَةَ أَنْ يُصَلِّيَ بِالنَّاسِ بَيْنَ يَدَيْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم.
Ebü'l-Abbas Sehl İbni Sa'd es-Saîdî (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Amr İbni Avf oğulları arasında bir kavga çıktığını duydu. Aralarını bulmak için bir grup sahabiyle beraber oraya gitti. Onları barıştırmakla meşgul iken ikindi namazı vakti gelmişti. Bu arada Bilal, Ebubekir'e (Allah onlardan razı olsun) gelerek: “Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) gelemedi, namaz vakti de girdi; imam olup namazı kıldırır mısın?” diye sordu. Hz. Ebubekir de: “Peki, istersen kılalım.” dedi. Bilal ezan okudu, Ebubekir de öne geçip tekbir aldı. Müslümanlar da ona uydular. Derken Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) çıkageldi, safların arasından öne geçti. Bunun üzerine cemaat de el çırpmaya başladı. Ebubekir namaz kılarken başını çevirip sağa sola bakmazdı. El çırpma işi çoğalınca bir de baktı ki Resûlullah'ı yanında görüverdi. Resûlullah, yerinde dur diye işaret etti. Ebubekir de ellerini kaldırarak Allah'a hamdedip arka safa girinceye kadar geri gitti. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) öne geçerek namazı kıldırdı ve şöyle buyurdu:
“Ey insanlar! Size ne oldu ki el çırpmaya başladınız? El çırpmak kadınlara mahsustur. Namazda bir durumla karşılaşan kimse ‘Sübhanallah’ desin. Çünkü tesbihi işiten imam dikkat eder ve ona göre durumu ayarlar.” Ebubekir'e dönerek:
“Ey Ebubekir, sana yerinde kal diye işaret ettiğim hâlde niçin namazı kıldırmadın?” diye sordu. Hz. Ebubekir:
“Ebu Kuhafe'nin oğluna, Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) önüne geçip namaz kıldırmak yakışmazdı.” diye cevap verdi.
Riyazus-Salihin 253