عَنْ عَائِشَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهَا أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ دَخَلَ عَلَيْهَا وَعِنْدَهَا امْرَأَةٌ، قَالَ: مَنْ هَذِهِ؟ قَالَتْ: هَذِهِ فُلَانَةُ تَذْكُرُ مِنْ صَلَاتِهَا. قَالَ: مَهْ، عَلَيْكُمْ بِمَا تُطِيقُونَ، فَوَاللَّهِ لَا يَمَلُّ اللَّهُ حَتَّى تَمَلُّوا. وَكَانَ أَحَبُّ الدِّينِ إِلَيْهِ مَا دَاوَمَ صَاحِبُهُ عَلَيْهِ.
Aişe (Allah ondan razı olsun)’nın bildirdiğine göre, bir kadınla beraber otururken yanlarına Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) girdi ve: “Bu kadın kimdir?” diye sordu. Aişe validemiz: Bu filan kadındır, deyip onun kıldığı namazları uzun uzadıya anlatmaya başladı. Bunun üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz: “Bütün bunları sayıp dökmeyi bırak, gücünüz yettiği kadarıyla ibadet etmeniz size yeter. Vallahi siz amellerden usanmadıkça Allah da size sevap vermekten usanmaz.” buyurdu. Aişe (Allah ondan razı olsun) devamla Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yanında “En sevimli ibadet, az da olsa devamlı yapılanı idi.” dedi. (Buhari, İman 32; Müslim, Müsafirin 215)
Riyazus-Salihin 142
عَنْ أَنَسٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: جَاءَ ثَلَاثَةُ رَهْطٍ إِلَى بُيُوتِ أَزْوَاجِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَسْأَلُونَ عَنْ عِبَادَةِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَلَمَّا أُخْبِرُوا كَأَنَّهُمْ تَقَالُّوهَا، فَقَالُوا: أَيْنَ نَحْنُ مِنَ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، قَدْ غَفَرَ اللَّهُ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ وَمَا تَأَخَّرَ. قَالَ أَحَدُهُمْ: أَمَّا أَنَا فَإِنِّي أُصَلِّي اللَّيْلَ أَبَدًا. وَقَالَ آخَرُ: وَأَنَا أَصُومُ الدَّهْرَ أَبَدًا وَلَا أُفْطِرُ. وَقَالَ آخَرُ: وَأَنَا أَعْتَزِلُ النِّسَاءَ فَلَا أَتَزَوَّجُ أَبَدًا. فَجَاءَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِلَيْهِمْ فَقَالَ: أَنْتُمُ الَّذِينَ قُلْتُمْ كَذَا وَكَذَا؟ أَمَا وَاللَّهِ إِنِّي لَأَخْشَاكُمْ لِلَّهِ وَأَتْقَاكُمْ لَهُ، لَكِنِّي أَصُومُ وَأُفْطِرُ، وَأُصَلِّي وَأَرْقُدُ، وَأَتَزَوَّجُ النِّسَاءَ، فَمَنْ رَغِبَ عَنْ سُنَّتِي فَلَيْسَ مِنِّي.
Enes İbn-i Malik (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ibadetlerini öğrenmek üzere üç kişilik bir grup, Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) hanımlarının evlerine geldiler. Kendilerine Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ibadeti bildirilince onlar bunu azımsadılar ve Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yanında biz neyiz ki? Onun geçmiş ve gelecekteki günahları bile bağışlanmıştır, dediler. İçlerinden biri: Yaşadığım müddetçe geceleri namaz kılacağım, dedi. Bir diğeri de: Hayatım boyunca oruç tutacağım ve oruçsuz gün geçirmeyeceğim, dedi. Üçüncüsü de: Sağ olduğum müddetçe kadınlardan uzak kalıp evlenmeyeceğim, diye söz verdi. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onların yanına geldi ve şöyle söyledi: “Şöyle şöyle diyenler sizler misiniz? Dikkat edin, Allah’a yemin olsun ki sizin Allah’tan en fazla korkanınız ve ona en saygılı olanınızım. Fakat ben bazan oruç tutar, bazan tutmam; gece namaz da kılarım, uyurum da; kadınlarla da evlenirim. Kim benim sünnetimden yüz çevirirse o kimse benden değildir.” (Buhari, Nikah 1; Müslim, Nikah 5)
Riyazus-Salihin 143
عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «هَلَكَ الْمُتَنَطِّعُونَ». قَالَهَا ثَلَاثًا.
Abdullah İbn-i Mes’ud (Allah ondan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Her türlü işlerinde ve sözlerinde ileri gidip haddi aşanlar helak oldular.” Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bu sözü üç sefer tekrarladı. (Müslim, İlim 7)
Riyazus-Salihin 144
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ: إِنَّ الدِّينَ يُسْرٌ، وَلَنْ يُشَادَّ الدِّينَ أَحَدٌ إِلَّا غَلَبَهُ، فَسَدِّدُوا وَقَارِبُوا وَأَبْشِرُوا، وَاسْتَعِينُوا بِالْغَدْوَةِ وَالرَّوْحَةِ وَشَيْءٍ مِنَ الدُّلْجَةِ.
وَفِي رِوَايَةٍ لَهُ: سَدِّدُوا وَقَارِبُوا، وَاغْدُوا وَرُوحُوا، وَشَيْءٌ مِنَ الدُّلْجَةِ، الْقَصْدَ الْقَصْدَ تَبْلُغُوا.
Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “İslam dini kolaylık dinidir. Hiçbir kimse yoktur ki (bu) din hususunda (amellerim eksiksiz olsun diye) kendini zorlasın da din, ona yenik düşmesin (ve ezilip büsbütün amelden kesilmesin). Hâl böyle olunca orta yolu seçiniz. En iyisini yapamasanız bile ona yaklaşmaya çalışınız. Eğer böyle yaparsanız müjdeler size... Günün evvelinde ve sonunda bir de gecenin sonuna değin gönlünüzün huzur dolu anlarında Allah’a ibadet ederek bu vakitlerden faydalanınız.” (Buhari, İman 29)
Buhari'nin başka bir rivayeti şöyledir: “Orta yolu tutunuz, amellerinizi mükemmelleştirmeye ve Allah’a yakın olmaya gayret ediniz. Sabahleyin, öğle ile akşam arası, bir parça da geceden faydalanarak ibadet ve taatınızı artırarak maksada erişesiniz.” (Buhari, Rikak 18)
Riyazus-Salihin 145
عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ رضي الله عنه قَالَ: دَخَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الْمَسْجِدَ، فَرَأَى حَبْلًا مَمْدُودًا بَيْنَ سَارِيَتَيْنِ، فَقَالَ: مَا هَذَا الْحَبْلُ؟ قَالُوا: لِزَيْنَبَ، تُصَلِّي، فَإِذَا فَتَرَتْ تَعَلَّقَتْ بِهِ، فَقَالَ: حُلُّوهُ، لِيُصَلِّ أَحَدُكُمْ نَشَاطَهُ، فَإِذَا فَتَرَ فَلْيَرْقُدْ.
Enes (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) mescide girmişti. İki direk arasında gerilmiş bir ip gördü.
-Bu ip nedir? diye sordu. Sahabiler:
-Bu ip Zeyneb binti Cahş’a aittir. Namaz kılarken ayakta durmaktan yorulunca ona dayanıyor, dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz:
-Onu hemen çözünüz. Sizden biri istekli ve zinde olduğu haldeyken namazını (ayakta) kılsın, yorgunluk ve gevşeklik hissettiğinde ise yatıp uyusun, buyurdu. (Buhari, Teheccüd 18; Müslim, Müsafirin 219)
Riyazus-Salihin 146
عَنْ عَائِشَةَ رضي الله عنها أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ: إِذَا نَعَسَ أَحَدُكُمْ وَهُوَ يُصَلِّي، فَلْيَرْقُدْ حَتَّى يَذْهَبَ عَنْهُ النَّوْمُ، فَإِنَّهُ إِذَا صَلَّى وَهُوَ نَاعِسٌ لَا يَدْرِي لَعَلَّهُ يَسْتَغْفِرُ فَيَسُبُّ نَفْسَهُ.
Aişe (Allah Ondan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Sizden birinize namaz kılarken uyku hâli bastırırsa uykusu geçinceye kadar yatsın. Çünkü uykulu vaziyette namaz kılan kimse belki de bilmeyerek istiğfar edip Allah’tan bağışlanma dileyeceğim derken kendisine sövebilir, beddua edebilir.” (Buhari, Vudu 53; Müslim, Müsafir 222)
Riyazus-Salihin 147
عَنْ أَبِي عَبْدِ اللهِ جَابِرِ بْنِ سَمُرَةَ رضي الله عنه قال: كُنْتُ أُصَلِّي مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، فَكَانَتْ صَلَاتُهُ قَصْدًا وَخُطْبَتُهُ قَصْدًا.
Ebu Abdullah Cabir İbn-i Semure (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: “Namazlarımı Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ile beraber kılardım. Onun namazı da hutbesi de ne uzun ne de kısa olup orta halli olurdu.”
Riyazus-Salihin 148
عَنْ أَبِي جُحَيْفَةَ وَهْبِ بْنِ عَبْدِ اللهِ رضي الله عنه قال: آخَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ سَلْمَانَ وَأَبِي الدَّرْدَاءِ، فَزَارَ سَلْمَانُ أَبَا الدَّرْدَاءِ، فَرَأَى أُمَّ الدَّرْدَاءِ مُتَبَذِّلَةً، فَقَالَ لَهَا: مَا شَأْنُكِ؟ قَالَتْ: أَخُوكَ أَبُو الدَّرْدَاءِ لَيْسَ لَهُ حَاجَةٌ فِي الدُّنْيَا. فَجَاءَ أَبُو الدَّرْدَاءِ، فَصَنَعَ لَهُ طَعَامًا، فَقَالَ لَهُ: كُلْ فَإِنِّي صَائِمٌ. قَالَ: مَا أَنَا بِآكِلٍ حَتَّى تَأْكُلَ. فَأَكَلَ. فَلَمَّا كَانَ اللَّيْلُ ذَهَبَ أَبُو الدَّرْدَاءِ يَقُومُ، فَقَالَ: نَمْ. فَنَامَ، ثُمَّ ذَهَبَ يَقُومُ، فَقَالَ: نَمْ. فَلَمَّا كَانَ آخِرُ اللَّيْلِ قَالَ سَلْمَانُ: قُمِ الآنَ. فَصَلَّيَا، فَقَالَ لَهُ سَلْمَانُ: إِنَّ لِرَبِّكَ عَلَيْكَ حَقًّا، وَلِنَفْسِكَ عَلَيْكَ حَقًّا، وَلِأَهْلِكَ عَلَيْكَ حَقًّا، فَأَعْطِ كُلَّ ذِي حَقٍّ حَقَّهُ. فَأَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ ذَلِكَ لَهُ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم: صَدَقَ سَلْمَانُ.
Ebu Cuheyfe Vehb İbn-i Abdullah (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Selman ile Ebu’d-Derda’yı kardeş yapmıştı. Selman, Ebu’d-Derda’yı ziyaret ettiğinde hanımını eski elbiseler içerisinde gördü ve ona:
“Bu hâlin nedir?” diye sordu. Kadın:
“Kardeşin Ebu’d-Derda’nın dünyaya ihtiyacı yoktur,” dedi. Sonra Ebu’d-Derda geldi, Selman için yemek hazırladı ve:
“Buyur ye, ben oruçluyum,” dedi. Selman da:
“Sen yemedikçe ben de yemem,” deyince Ebu’d-Derda oturup yemek yedi. Gece olunca Ebu’d-Derda ibadet için kalkmak istedi. Selman ona:
“Uyu,” dedi. Ebu’d-Derda uyudu. Bir müddet geçtikten sonra yine kalkmak istedi. Selman ona yine:
“Uyu,” dedi. Gecenin sonu olunca Selman, Ebu’d-Derda’ya:
“Şimdi kalk,” dedi ve her ikisi kalkıp namaz kıldılar. Selman, Ebu’d-Derda’ya şöyle dedi:
“Senin üzerinde Rabbinin hakkı vardır, nefsinin hakkı vardır, ailenin hakkı vardır. Her hak sahibine hakkını ver.” Sonra Ebu’d-Derda, Peygamber’e (sallallahu aleyhi ve sellem) gelip olup bitenleri anlattı. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem):
“Selman doğru söylemiş,” buyurdu.
Riyazus-Salihin 149
عَنْ أَبِي مُحَمَّدٍ عَبْدِ اللهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ رضي الله عنهما قال: أُخْبِرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنِّي أَقُولُ: وَاللهِ لَأَصُومَنَّ النَّهَارَ وَلَأَقُومَنَّ اللَّيْلَ مَا عِشْتُ. فَقَالَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم: أَنْتَ الَّذِي تَقُولُ ذَلِكَ؟ فَقُلْتُ لَهُ: قَدْ قُلْتُهُ، بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي يَا رَسُولَ اللهِ. فَقَالَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم: فَإِنَّكَ لَا تَسْتَطِيعُ ذَلِكَ، فَصُمْ وَأَفْطِرْ، وَنَمْ وَقُمْ، وَصُمْ مِنَ الشَّهْرِ ثَلَاثَةَ أَيَّامٍ، فَإِنَّ الْحَسَنَةَ بِعَشْرِ أَمْثَالِهَا، وَذَلِكَ مِثْلُ صِيَامِ الدَّهْرِ. قُلْتُ: فَإِنِّي أُطِيقُ أَفْضَلَ مِنْ ذَلِكَ. قَالَ: صُمْ يَوْمًا وَأَفْطِرْ يَوْمَيْنِ. قُلْتُ: فَإِنِّي أُطِيقُ أَفْضَلَ مِنْ ذَلِكَ يَا رَسُولَ اللهِ. قَالَ: صُمْ يَوْمًا وَأَفْطِرْ يَوْمًا، وَذَلِكَ صِيَامُ دَاوُدَ عليه السلام، وَهُوَ أَعْدَلُ الصِّيَامِ. قُلْتُ: فَإِنِّي أُطِيقُ أَفْضَلَ مِنْ ذَلِكَ. قَالَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم: لَا أَفْضَلَ مِنْ ذَلِكَ. قَالَ عَبْدُ اللهِ بْنُ عَمْرٍو رضي الله عنهما: وَلَأَنْ أَكُونَ قَبِلْتُ الثَّلَاثَةَ الْأَيَّامَ الَّتِي قَالَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم أَحَبُّ إِلَيَّ مِنْ أَهْلِي وَمَالِي.
وَفِي رِوَايَةٍ: أَلَمْ أُخْبَرْ أَنَّكَ تَصُومُ النَّهَارَ وَتَقُومُ اللَّيْلَ؟ فَقُلْتُ: بَلَى يَا رَسُولَ اللهِ. قَالَ: فَلَا تَفْعَلْ، صُمْ وَأَفْطِرْ، وَقُمْ وَنَمْ، فَإِنَّ لِجَسَدِكَ عَلَيْكَ حَقًّا، وَإِنَّ لِعَيْنِكَ عَلَيْكَ حَقًّا، وَإِنَّ لِزَوْجِكَ عَلَيْكَ حَقًّا، وَإِنَّ لِزَوْرِكَ عَلَيْكَ حَقًّا، وَإِنَّ بِحَسْبِكَ أَنْ تَصُومَ كُلَّ شَهْرٍ ثَلَاثَةَ أَيَّامٍ، فَإِنَّ لَكَ بِكُلِّ حَسَنَةٍ عَشْرَ أَمْثَالِهَا، فَإِنَّ ذَلِكَ صِيَامُ الدَّهْرِ كُلِّهِ. فَشَدَّدْتُ فَشُدِّدَ عَلَيَّ. قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللهِ إِنِّي أَجِدُ قُوَّةً. قَالَ: فَصُمْ صِيَامَ نَبِيِّ اللهِ دَاوُدَ عليه السلام وَلَا تَزِدْ عَلَيْهِ. قُلْتُ: وَمَا كَانَ صِيَامُ نَبِيِّ اللهِ دَاوُدَ عليه السلام؟ قَالَ: نِصْفَ الدَّهْرِ. فَكَانَ عَبْدُ اللهِ يَقُولُ بَعْدَ مَا كَبِرَ: يَا لَيْتَنِي قَبِلْتُ رُخْصَةَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
وَفِي رِوَايَةٍ: أَلَمْ أُخْبَرْ أَنَّكَ تَصُومُ الدَّهْرَ، وَتَقْرَأُ الْقُرْآنَ كُلَّ لَيْلَةٍ؟ فَقُلْتُ: بَلَى يَا رَسُولَ اللهِ، وَلَمْ أُرِدْ بِذَلِكَ إِلَّا الْخَيْرَ. قَالَ: فَصُمْ صَوْمَ نَبِيِّ اللهِ دَاوُدَ، فَإِنَّهُ كَانَ أَعْبَدَ النَّاسِ، وَاقْرَأِ الْقُرْآنَ فِي كُلِّ شَهْرٍ. قُلْتُ: يَا نَبِيَّ اللهِ إِنِّي أُطِيقُ أَفْضَلَ مِنْ ذَلِكَ؟ قَالَ: فَاقْرَأْهُ فِي كُلِّ عِشْرِينَ. قُلْتُ: يَا نَبِيَّ اللهِ، إِنِّي أُطِيقُ أَفْضَلَ مِنْ ذَلِكَ؟ قَالَ: فَاقْرَأْهُ فِي كُلِّ عَشْرٍ. قُلْتُ: يَا نَبِيَّ اللهِ إِنِّي أُطِيقُ أَفْضَلَ مِنْ ذَلِكَ. قَالَ: فَاقْرَأْهُ فِي كُلِّ سَبْعٍ، وَلَا تَزِدْ عَلَى ذَلِكَ. فَشَدَّدْتُ فَشُدِّدَ عَلَيَّ، وَقَالَ لِيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم: إِنَّكَ لَا تَدْرِي لَعَلَّكَ يَطُولُ بِكَ عُمُرٌ. قَالَ: فَصِرْتُ إِلَى الَّذِي قَالَ لِيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم، فَلَمَّا كَبِرْتُ وَدِدْتُ أَنِّي كُنْتُ قَبِلْتُ رُخْصَةَ نَبِيِّ اللهِ صلى الله عليه وسلم.
وَفِي رِوَايَةٍ: وَإِنَّ لِوَلَدِكَ عَلَيْكَ حَقًّا. وَفِي رِوَايَةٍ: لَا صَامَ مَنْ صَامَ الْأَبَدَ، ثَلَاثًا. وَفِي رِوَايَةٍ: أَحَبُّ الصِّيَامِ إِلَى اللهِ تَعَالَى صِيَامُ دَاوُدَ، وَأَحَبُّ الصَّلَاةِ إِلَى اللهِ تَعَالَى صَلَاةُ دَاوُدَ. كَانَ يَنَامُ نِصْفَ اللَّيْلِ، وَيَقُومُ ثُلُثَهُ، وَيَنَامُ سُدُسَهُ، وَكَانَ يَصُومُ يَوْمًا وَيُفْطِرُ يَوْمًا، وَلَا يَفِرُّ إِذَا لَاقَى. وَفِي رِوَايَةٍ قَالَ: أَنْكَحَنِي أَبِي امْرَأَةً ذَاتَ حَسَبٍ، وَكَانَ يَتَعَاهَدُ كَنَّتَهُ، أَيْ: امْرَأَةَ وَلَدِهِ، فَيَسْأَلُهَا عَنْ بَعْلِهَا، فَتَقُولُ لَهُ: نِعْمَ الرَّجُلُ مِنْ رَجُلٍ، لَمْ يَطَأْ لَنَا فِرَاشًا، وَلَمْ يُفَتِّشْ لَنَا كَنَفًا مُنْذُ أَتَيْنَاهُ. فَلَمَّا طَالَ ذَلِكَ عَلَيْهِ ذَكَرَ ذَلِكَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، فَقَالَ: الْقَنِي بِهِ. فَلَقِيتُهُ بَعْدُ، فَقَالَ: كَيْفَ تَصُومُ؟ قُلْتُ: كُلَّ يَوْمٍ. قَالَ: وَكَيْفَ تَخْتِمُ؟ قُلْتُ: كُلَّ لَيْلَةٍ. وَذَكَرَ نَحْوَ مَا سَبَقَ.
وَكَانَ يَقْرَأُ عَلَى بَعْضِ أَهْلِهِ السُّبُعَ الَّذِي يَقْرَؤُهُ، يَعْرِضُهُ مِنَ النَّهَارِ لِيَكُونَ أَخَفَّ عَلَيْهِ بِاللَّيْلِ. وَإِذَا أَرَادَ أَنْ يَتَقَوَّى أَفْطَرَ أَيَّامًا وَأَحْصَى، وَصَامَ مِثْلَهُنَّ، كَرَاهِيَةَ أَنْ يَتْرُكَ شَيْئًا فَارَقَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَلَيْهِ.
Ebu Muhammed Abdullah İbn-i Amr İbn-i As (Allah onlardan razı olsun) şöyle demiştir: Peygamber’e (sallallahu aleyhi ve sellem) benim şöyle dediğim haber verilmiş: “Allah’a yemin ederim ki yaşadığım sürece gündüzleri muhakkak oruç tutup geceleri de ibadet ve taatle uyanık geçireceğim.” Bunun üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem):
“Bunları söyleyen sen misin?” diye sordu. Ben de kendisine:
“Anam babam sana feda olsun ey Allah’ın Resulü! Evet, o sözü ben söylemiştim,” dedim. Buyurdular ki:
“Sen buna güç yetiremezsin. Hem oruç tut hem de iftar et; hem uyu hem de ibadet et. Her ay üç gün oruç tut. Çünkü her iyiliğe on misli ecir ve sevap vardır. Bu ise bütün seneyi oruçla geçirmek gibidir.” Bunun üzerine ben:
“Bundan daha fazlasını yapmaya gücüm yeter,” dedim. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem):
“O hâlde bir gün oruç tut, iki gün tutma,” buyurdu. Ben:
“Ama ben bundan daha fazlasına da güç yetirebilirim,” dedim. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem):
“O hâlde bir gün oruç tut, bir gün tutma. Bu, Davud’un (aleyhisselam) orucudur ve oruç tutmanın en dengeli şeklidir,” buyurdu. Ben:
“Ama ben bundan daha fazlasına da güç yetirebilirim,” dedim. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem):
“Bundan daha faziletlisi yoktur,” buyurdu.
Abdullah İbn-i Amr şöyle dedi: “Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) tavsiye ettiği her aydan üç gün orucu kabul etmiş olmak, bana ailemden ve malımdan daha sevimli olurdu.”
Diğer bir rivayette ise:
“Senin gündüzleri oruç tuttuğunu, geceleri ibadetle geçirdiğini bana haber verdiler, öyle mi?” dedi. Ben:
“Evet, ey Allah’ın Resulü,” dedim. Bunun üzerine:
“Bunu yapma. Bazen oruç tut, bazen tutma; gece hem uyu hem de ibadet için kalk. Şüphesiz senin üzerinde vücudunun hakkı vardır, gözlerinin hakkı vardır, hanımının hakkı vardır, ziyaretçilerinin hakkı vardır. Her aydan üç gün oruç tutman sana kâfidir. Çünkü senin için her iyiliğin on misli karşılığı vardır. Bu da bütün zamanı oruçla geçirmek gibidir,” buyurdu.
Abdullah der ki:
“Ben işi zorlaştırdım, bana da zorlaştırıldı.” Sonra ben:
“Ey Allah’ın Resulü! Ben kendimde güç ve kuvvet buluyorum,” dedim. Buyurdular ki:
“O hâlde Allah’ın nebisi Davud’un orucunu tut, daha fazlasını yapma.”
“Davud’un orucu nasıldır?” diye sordum.
“Ömrün yarısını oruçla geçirmektir,” buyurdu.
Abdullah İbn-i Amr der ki: “Yaşlandıktan sonra keşke Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) ruhsatını kabul etmiş olsaydım, dedim.”
Bir başka rivayet şöyledir:
“Senin bütün günleri oruçlu geçirdiğin ve her gece Kur’an okuduğun bana haber verilmedi mi?” Bunun üzerine ben:
“Evet, ey Allah’ın Resulü. Fakat ben böyle yapmakla yalnızca iyilik ve hayır istedim,” dedim. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem):
“Allah’ın nebisi Davud’un orucunu tut. Çünkü o, insanların en çok ibadet edeni idi. Kur’an’ı da her ay baştan sona oku,” buyurdu.
Ben:
“Ey Allah’ın nebisi, bundan daha fazlasını yapmaya gücüm yeter,” dedim. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem):
“O hâlde yirmi günde Kur’an’ı bitir,” dedi. Ben:
“Ey Allah’ın nebisi, bundan daha fazlasını yapabilirim,” dedim. O da:
“Öyleyse on günde bitir,” buyurdu. Ben tekrar:
“Bundan daha fazlasına gücüm yeter,” deyince:
“Şu hâlde yedi günde bir baştan sona oku ve bundan daha fazlasını yapma,” buyurdu. Ben işi zorlaştırdım, bana da zorlaştırıldı. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bana:
“Bilemezsin, belki ömrün uzun olur,” buyurmuştu.
Abdullah şöyle dedi: “Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) bana söylediği duruma geldim. Yaşlanınca, keşke Allah’ın nebisi Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) ruhsatını kabul etmiş olsaydım, dedim.”
Bir rivayette şöyledir: “Çocuklarının da senin üzerinde hakkı vardır.”
Bir başka rivayette de şöyledir: “Bütün zamanını oruçla geçiren oruç tutmuş olmaz.” Bu sözünü üç defa tekrarladı.
Daha değişik bir rivayette ise: “Allah’a en sevimli olan oruç Davud’un (aleyhisselam) orucudur. Allah’a en sevimli namaz da Davud’un (aleyhisselam) namazıdır. Davud peygamber gecenin yarısında uyur, üçte birinde ibadet eder ve altıda birinde tekrar uyurdu. Bir gün oruç tutar, bir gün tutmazdı. Düşmanla karşılaştığında kaçmazdı.”
Başka bir rivayet şu şekildedir: Abdullah şöyle demiştir: “Babam beni soyca üstün bir kadınla evlendirdi. Ara sıra gelinini ziyaret eder ve ona kocasının hâlini sorardı. O da:
‘O ne iyi erkektir! Geldiğim günden beri yatağımıza ayak basmadı, örtümüzü açıp bakmadı,’ derdi.
Durum bu şekilde uzayınca babam, durumu Peygamber’e (sallallahu aleyhi ve sellem) arz etti. O da:
‘Onu benimle görüştür,’ buyurdu. Nihayet Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile karşılaşınca bana:
‘Nasıl oruç tutuyorsun?’ dedi. Ben de:
‘Her gün,’ dedim.
‘Kur’an’ı nasıl hatmediyorsun?’ deyince:
‘Her gece,’ dedim.” Resulullah, yukarıda geçenlerin benzerini söyledi.
Abdullah, yaşlandığı zamanlarda haftada bir okuduğu Kur’an’ın yedide bir bölümünü gündüzleyin ailesinden birine okuyup arz ederdi ki geceleyin kendisine daha hafif olsun. Güç toplamak istediği zaman birkaç gün oruç tutmaz ve bu günleri sayardı. Sonra da Peygamber’den (sallallahu aleyhi ve sellem) ayrıldığı sıradaki uygulamasından bir şeyi terk etmek istemediği için o günler sayısınca oruç tutardı.
Riyazus-Salihin 150
عَنْ أَبِي رَبِيعَةَ حَنْظَلَةَ بْنِ الرُّبَيِّعِ الْأُسَيِّدِيِّ الْكَاتِبِ، أَحَدِ كُتَّابِ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ، قَالَ: لَقِيَنِي أَبُو بَكْرٍ رضي الله عنه فَقَالَ: كَيْفَ أَنْتَ يَا حَنْظَلَةُ؟ قَالَ: قُلْتُ: نَافَقَ حَنْظَلَةُ. قَالَ: سُبْحَانَ اللَّهِ، مَا تَقُولُ؟ قَالَ: قُلْتُ: نَكُونُ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ يُذَكِّرُنَا بِالنَّارِ وَالْجَنَّةِ حَتَّى كَأَنَّا رَأْيُ عَيْنٍ، فَإِذَا خَرَجْنَا مِنْ عِنْدِ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ عَافَسْنَا الْأَزْوَاجَ وَالْأَوْلَادَ وَالضَّيْعَاتِ، فَنَسِينَا كَثِيرًا. قَالَ أَبُو بَكْرٍ رضي الله عنه: فَوَاللَّهِ إِنَّا لَنَلْقَى مِثْلَ هَذَا. فَانْطَلَقْتُ أَنَا وَأَبُو بَكْرٍ حَتَّى دَخَلْنَا عَلَى رَسُولِ اللَّهِ ﷺ، قُلْتُ: نَافَقَ حَنْظَلَةُ يَا رَسُولَ اللَّهِ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: وَمَا ذَاكَ؟ قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، نَكُونُ عِنْدَكَ تُذَكِّرُنَا بِالنَّارِ وَالْجَنَّةِ حَتَّى كَأَنَّا رَأْيُ عَيْنٍ، فَإِذَا خَرَجْنَا مِنْ عِنْدِكَ عَافَسْنَا الْأَزْوَاجَ وَالْأَوْلَادَ وَالضَّيْعَاتِ، نَسِينَا كَثِيرًا. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ، لَوْ تَدُومُونَ عَلَى مَا تَكُونُونَ عِنْدِي وَفِي الذِّكْرِ، لَصَافَحَتْكُمُ الْمَلَائِكَةُ عَلَى فُرُشِكُمْ وَفِي طُرُقِكُمْ، وَلَكِنْ يَا حَنْظَلَةُ، سَاعَةً وَسَاعَةً. ثَلَاثَ مَرَّاتٍ.
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in kâtiplerinden birisi olan Ebu Rebi Hanzala İbn-i Rebi el-Üseyyidi (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Günün birinde Ebubekir (Allah ondan razı olsun) benimle karşılaştı ve:
-Nasılsın ey Hanzala, diye sordu. Ben de:
-Hanzala münafık oldu, dedim. Ebubekir:
-Sübhanallah, sen ne diyorsun, dedi. Ben de cevaben dedim ki:
-Bizler Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yanında bulunuyoruz. Bize cennetten, cehennemden bahsediyor; sanki gözlerimizle görüyormuşuz gibi oluyoruz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in huzurundan ayrılıp hanımlarımızın, çoluk çocuğumuzun ve işlerimizin başına dönünce bu öğüdün çoğunu unutuyoruz. Ebubekir (Allah ondan razı olsun) dedi ki:
-Allah’a yemin ederim ki biz de benzeri şeylerle karşı karşıyayız. Ben ve Ebubekir birlikte yola düştük, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in huzuruna girdik ve:
-Ya Rasulallah, Hanzala münafık oldu, dedim. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) de:
-Bu da ne demektir, buyurdu. Ben:
-Ya Rasulallah! Senin yanında bulunuyoruz. Bize cennet ve cehennemden bahsediyorsun. Sanki onları gözümüzle görüyor gibi oluyoruz. Senin yanından çıkıp da hanımlarımızın, çoluk çocuğumuzun yanına ve işlerimizin başına dönünce çoğunu unutuyoruz, dedim. Bunun üzerine Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem):
“Nefsimi elinde tutan Allah’a yemin ederim ki şayet siz benim yanımda bulunduğunuz hâl üzere devam edip Allah’ı zikir üzerinde olabilseydiniz, yataklarınızda ve yollarda melekler sizinle musafaha ederlerdi. Fakat ey Hanzala, bir saatinizi ibadet ve taate, bir saatinizi de başka işlere ayırınız.” buyurdu ve bu sözü üç defa tekrarladı.
Riyazus-Salihin 151
عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا قَالَ: بَيْنَمَا النَّبِيُّ ﷺ يَخْطُبُ إِذَا هُوَ بِرَجُلٍ قَائِمٍ، فَسَأَلَ عَنْهُ، فَقَالُوا: أَبُو إِسْرَائِيلَ نَذَرَ أَنْ يَقُومَ فِي الشَّمْسِ وَلَا يَقْعُدَ، وَلَا يَسْتَظِلَّ، وَلَا يَتَكَلَّمَ، وَيَصُومَ. فَقَالَ النَّبِيُّ ﷺ: مُرْهُ فَلْيَتَكَلَّمْ، وَلْيَسْتَظِلَّ، وَلْيَقْعُدْ، وَلْيُتِمَّ صَوْمَهُ.
Abdullah İbn-i Abbas (Allah onlardan razı olsun) şöyle demiştir: Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) insanlara hutbe irat ederken ayakta duran bir adam gördü ve onun kim olduğunu sordu. Sahabiler:
-O Ebu İsrail’dir. Güneşte durmayı, oturmamayı, gölgelenmemeyi, konuşmamayı ve oruç tutmayı nezretmiştir, dediler. Bunun üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem):
-Ona söyleyin; konuşsun, gölgelensin, otursun ve orucunu tamamlasın, buyurdu.
Riyazus-Salihin 152