HADİS KÜTÜPHANESİ

Riyazus Salihin

368 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

HAYIR YOLLARININ ÇOK OLUŞU

25 hadis

عَنْ أَبِي ذَرٍّ جُنْدَبِ بْنِ جُنَادَةَ رضي الله عنه قَالَ: قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَيُّ الْأَعْمَالِ أَفْضَلُ؟ قَالَ: الْإِيمَانُ بِاللَّهِ، وَالْجِهَادُ فِي سَبِيلِهِ. قُلْتُ: أَيُّ الرِّقَابِ أَفْضَلُ؟ قَالَ: أَنْفَسُهَا عِنْدَ أَهْلِهَا، وَأَكْثَرُهَا ثَمَنًا. قُلْتُ: فَإِنْ لَمْ أَفْعَلْ؟ قَالَ: تُعِينُ صَانِعًا أَوْ تَصْنَعُ لِأَخْرَقَ. قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَرَأَيْتَ إِنْ ضَعُفْتُ عَنْ بَعْضِ الْعَمَلِ؟ قَالَ: تَكُفُّ شَرَّكَ عَنِ النَّاسِ، فَإِنَّهَا صَدَقَةٌ مِنْكَ عَلَى نَفْسِكَ.

Ebû Zerr Cündüb ibn Cünâde (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Ey Allah’ın Rasûlü, hangi amel daha üstündür? dedim. “Allah’a iman ve Allah yolunda cihaddır” buyurdu. Bu sefer ben: Hangi esir ve köleyi hürriyetine kavuşturmak daha faziletlidir? dedim. “Sahipleri yanında en kıymetli ve değeri en yüksek olanı” buyurdu. Cihadı ve köle azadını yapamaz isem dedim. “İş bilene yardım edersin, iş bilmeyenin işini yaparsın” buyurdu. Ey Allah’ın Rasûlü, bunların hiçbirini yapamaz isem dedim. “İnsanlara zarar vermekten sakınırsın; bu da kendi şahsına verdiğin bir sadakadır” buyurdu. (Buhârî, Itk 2; Müslim, İman 136)

Riyazus-Salihin 117

عَنْ أَبِي ذَرٍّ رضي الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ: يُصْبِحُ عَلَى كُلِّ سُلَامَى مِنْ أَحَدِكُمْ صَدَقَةٌ، فَكُلُّ تَسْبِيحَةٍ صَدَقَةٌ، وَكُلُّ تَحْمِيدَةٍ صَدَقَةٌ، وَكُلُّ تَهْلِيلَةٍ صَدَقَةٌ، وَكُلُّ تَكْبِيرَةٍ صَدَقَةٌ، وَأَمْرٌ بِالْمَعْرُوفِ صَدَقَةٌ، وَنَهْيٌ عَنِ الْمُنْكَرِ صَدَقَةٌ، وَيُجْزِئُ مِنْ ذَلِكَ رَكْعَتَانِ يَرْكَعُهُمَا مِنَ الضُّحَى.

Ebû Zerr (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Her birinizin her bir eklemi için bir sadaka gerekir. Öyle ise her sübhanallah demek bir sadakadır. Her elhamdülillah demek bir sadakadır. Her lâ ilâhe illallah demek sadakadır, her Allahüekber demek sadakadır, iyiliği tavsiye etmek sadakadır, kötülükten sakındırmak sadakadır, bir kimsenin kuşluk vakti kılacağı iki rekât kuşluk namazı da bunların yerine geçer.”

Riyazus-Salihin 118

عَنْ أَبِي ذَرٍّ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم: عُرِضَتْ عَلَيَّ أَعْمَالُ أُمَّتِي حَسَنُهَا وَسَيِّئُهَا، فَوَجَدْتُ فِي مَحَاسِنِ أَعْمَالِهَا الْأَذَى يُمَاطُ عَنِ الطَّرِيقِ، وَوَجَدْتُ فِي مَسَاوِئِ أَعْمَالِهَا النُّخَاعَةَ تَكُونُ فِي الْمَسْجِدِ لَا تُدْفَنُ.

Ebû Zerr (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Ümmetimin iyi ve kötü tüm amelleri bana arz olundu. İyi işlerinin içinde, gelip geçenlere eziyet veren şeylerin yollardan kaldırılması da vardı. Mescitte bulunan ve gömülmeyen sümük ve balgam da çirkin ameller arasında idi.”

Riyazus-Salihin 119

الرابع عنه‏:‏ أن ناساً قالوا‏:‏ يارسول الله، ذهب أهل الدثور بالأجور، يصلون كما نصلي، ويصومون كما نصوم، ويتصدقون بفضول أموالهم قال‏:‏ ‏"‏ أو ليس قد جعل الله لكم ما تصدقون به‏:‏ إن بكل تسبيحة صدقة، وكل تكبيرة صدقة، وكل تحميدة صدقة، وكل تهليلة صدقة، وأمر بالمعروف صدقة، ونهي عن المنكر صدقة وفي بضع أحدكم صدقة قالوا‏:‏ يارسول الله أيأتى أحدنا شهوته، ويكون له فيها أجر‏؟‏‏!‏ قال‏:‏ ‏"‏ أرأيتم لو وضعها في حرام أكان عليه وزر‏؟‏ فكذلك إذا وضعها في الحلال كان له أجر‏"‏ ‏(‏‏(‏رواه مسلم‏)‏‏)‏‏.‏

Ebû Zer (r.a.)’den rivayet edildiğine göre bazı kimseler, “Ey Allah’ın Resûlü, varlıklı kimseler sevapları alıp götürdü. Bizim gibi namaz kılıyor, bizim gibi oruç tutuyor; ayrıca mallarının fazlasından sadaka veriyorlar” dediler. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allah size de sadaka verebileceğiniz yollar göstermedi mi? Her ‘Sübhânallah’ deyişiniz, her ‘Allahu ekber’ deyişiniz, her ‘Elhamdülillah’ deyişiniz ve her ‘Lâ ilâhe illallah’ deyişiniz birer sadakadır. İyiliği emretmek sadaka, kötülükten sakındırmak sadakadır. Eşinizle beraber olmanızda da sadaka sevabı vardır.” Sahâbîler, “Ey Allah’ın Resûlü, birimiz arzusunu giderince de sevap mı kazanır?” diye sordular. O da, “Bunu haram yoldan yapsaydı günaha girmeyecek miydi? Helâl yoldan yaptığında da sevap kazanır” buyurdu. (Müslim)

Riyazus-Salihin 120

عَنْ أَبِي ذَرٍّ رضي الله عنه قال: قال لِيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم: لَا تَحْقِرَنَّ مِنَ الْمَعْرُوفِ شَيْئًا وَلَوْ أَنْ تَلْقَى أَخَاكَ بِوَجْهٍ طَلِيقٍ.

Ebû Zerr (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) bana şöyle dedi: “Kardeşini güler yüzle karşılamaktan ibaret bile olsa hiçbir iyiliği küçük görme!” (Müslim, Birr 144)

Riyazus-Salihin 121

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قال: قال رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: كُلُّ سُلَامَى مِنَ النَّاسِ عَلَيْهِ صَدَقَةٌ، كُلَّ يَوْمٍ تَطْلُعُ فِيهِ الشَّمْسُ تَعْدِلُ بَيْنَ الِاثْنَيْنِ صَدَقَةٌ، وَتُعِينُ الرَّجُلَ فِي دَابَّتِهِ فَتَحْمِلُهُ عَلَيْهَا أَوْ تَرْفَعُ لَهُ عَلَيْهَا مَتَاعَهُ صَدَقَةٌ، وَالْكَلِمَةُ الطَّيِّبَةُ صَدَقَةٌ، وَبِكُلِّ خُطْوَةٍ تَمْشِيهَا إِلَى الصَّلَاةِ صَدَقَةٌ، وَتُمِيطُ الْأَذَى عَنِ الطَّرِيقِ صَدَقَةٌ. وَفِي رِوَايَةٍ: عَنْ عَائِشَةَ رضي الله عنها قالت: قال رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: إِنَّهُ خُلِقَ كُلُّ إِنْسَانٍ مِنْ بَنِي آدَمَ عَلَى سِتِّينَ وَثَلَاثِ مِائَةِ مَفْصِلٍ، فَمَنْ كَبَّرَ اللَّهَ، وَحَمِدَ اللَّهَ، وَهَلَّلَ اللَّهَ، وَسَبَّحَ اللَّهَ، وَاسْتَغْفَرَ اللَّهَ، وَعَزَلَ حَجَرًا عَنْ طَرِيقِ النَّاسِ أَوْ شَوْكَةً أَوْ عَظْمًا عَنْ طَرِيقِ النَّاسِ، أَوْ أَمَرَ بِمَعْرُوفٍ أَوْ نَهَى عَنْ مُنْكَرٍ، عَدَدَ السِّتِّينَ وَالثَّلَاثِمِائَةِ، فَإِنَّهُ يَمْشِي يَوْمَئِذٍ وَقَدْ زَحْزَحَ نَفْسَهُ عَنِ النَّارِ.

Ebû Hureyre (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdular: “İnsanın her bir eklemi için güneşin her çıkış gününde bir sadaka gerekir. İki kişinin arasını adaletle bulmak bir sadakadır. Bir kimsenin bineğine binmesine yardımcı olmak veya yükünün binitine yüklenmesine yardımcı olmak da bir sadakadır. Güzel söz söylemek de bir sadakadır. Namaza giderken attığın her adım da bir sadakadır. Gelip geçenleri rahatsız eden şeyleri yoldan alıp atmak da bir sadakadır.” (Buhari, Sulh 11, Müslim, Zekat 56) Hz. Aişe (Allah Ondan razı olsun)’nın değişik bir rivayetinde şöyle denmiştir: “Her insan üç yüz altmış eklem üzere yaratılmıştır. Şu halde bir kimse: Allahüekber derse, elhamdülillah derse, lâ ilâhe illallah derse, sübhanallah derse, Allah’tan bağışlanma dilerse, insanların yollarından eziyet veren taş, diken, kemik gibi şeyleri kaldırırsa, iyi olan şeyleri emreder, kötülüklerden sakındırırsa, bunların hepsi de üç yüz altmışı bulursa o gün cehennem ateşinden uzaklaşmış olarak akşamı eder.” (Müslim, Zekat 54)

Riyazus-Salihin 122

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قال: مَنْ غَدَا إِلَى الْمَسْجِدِ أَوْ رَاحَ، أَعَدَّ اللَّهُ لَهُ فِي الْجَنَّةِ نُزُلًا كُلَّمَا غَدَا أَوْ رَاحَ.

Ebû Hureyre (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Her kimse namaz için camiye gidip gelirse Allah onun her geliş ve gidişinde onun için cennette bir sofra hazırlar.” (Buhârî, Ezan 37; Müslim, Mesâcid 285)

Riyazus-Salihin 123

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم: يَا نِسَاءَ الْمُسْلِمَاتِ، لَا تَحْقِرَنَّ جَارَةٌ لِجَارَتِهَا وَلَوْ فِرْسِنَ شَاةٍ.

Ebû Hureyre (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Ey müslüman hanımlar, hiçbir komşu kadın, komşusunun verdiği koyun paçası bile olsa yaptığı iyiliği almamazlık yapmasın ve küçümsemesin.” (Buhârî, Hibe 1; Müslim, Zekât 90)

Riyazus-Salihin 124

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ: الْإِيمَانُ بِضْعٌ وَسَبْعُونَ، أَوْ بِضْعٌ وَسِتُّونَ شُعْبَةً، فَأَفْضَلُهَا قَوْلُ لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ، وَأَدْنَاهَا إِمَاطَةُ الْأَذَى عَنِ الطَّرِيقِ، وَالْحَيَاءُ شُعْبَةٌ مِنَ الْإِيمَانِ.

Ebû Hureyre (Allah ondan razı olsun)’den aktarıldığına göre Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “İman yetmiş yahut altmış bu kadar şubedir. En yükseği لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ = Allah’tan başka ibadet edilecek, sözü dinlenecek gerçek ilah yoktur sözüdür. En aşağısı ise eziyet verecek şeyleri yollardan kaldırmaktır. Utanmak da imanın bir parçasıdır.” (Buhârî, İman 3; Müslim, İman 58)

Riyazus-Salihin 125

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ: بَيْنَمَا رَجُلٌ يَمْشِي بِطَرِيقٍ اشْتَدَّ عَلَيْهِ الْعَطَشُ، فَوَجَدَ بِئْرًا فَنَزَلَ فِيهَا فَشَرِبَ، ثُمَّ خَرَجَ، فَإِذَا كَلْبٌ يَلْهَثُ يَأْكُلُ الثَّرَى مِنَ الْعَطَشِ، فَقَالَ الرَّجُلُ: لَقَدْ بَلَغَ هَذَا الْكَلْبَ مِنَ الْعَطَشِ مِثْلُ الَّذِي كَانَ قَدْ بَلَغَ مِنِّي، فَنَزَلَ الْبِئْرَ فَمَلَأَ خُفَّهُ مَاءً، ثُمَّ أَمْسَكَهُ بِفِيهِ حَتَّى رَقِيَ، فَسَقَى الْكَلْبَ، فَشَكَرَ اللهُ لَهُ، فَغَفَرَ لَهُ. قَالُوا: يَا رَسُولَ اللهِ، وَإِنَّ لَنَا فِي الْبَهَائِمِ أَجْرًا؟ فَقَالَ: فِي كُلِّ كَبِدٍ رَطْبَةٍ أَجْرٌ. وَفِي رِوَايَةٍ: بَيْنَمَا كَلْبٌ يُطِيفُ بِرَكِيَّةٍ قَدْ كَادَ يَقْتُلُهُ الْعَطَشُ، إِذْ رَأَتْهُ بَغِيٌّ مِنْ بَغَايَا بَنِي إِسْرَائِيلَ، فَنَزَعَتْ مُوقَهَا فَاسْتَقَتْ لَهُ بِهِ، فَسَقَتْهُ، فَغُفِرَ لَهَا بِهِ.

Ebû Hureyre (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Vaktiyle bir adam yolda giderken çok susadı. Nihayet bir kuyu bulup oraya indi, su içip çıktı. Bir de ne görsün, bir köpek dilini çıkarmış soluyor ve susuzluktan nemli toprağı yalıyordu. Adam kendi kendine, ‘Bu köpek de tıpkı benim gibi susamış’ dedi ve hemen kuyuya indi, mestini su ile doldurdu ve mesti ağzına alarak kuyudan çıktı, köpeği suladı. Bundan dolayı Allah o kimseye teşekkür etti (razı oldu) ve onu bağışladı.” Sahabîler: “Ey Allah’ın Rasûlü, bizim için hayvanlardan dolayı sevap var mıdır?” dediler. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) de: “Evet, kendisinde hayat eseri olan her yaş ciğeri sulamakta mükâfat vardır” buyurdular. Bir diğer rivayette ise şöyle buyurulmaktadır: “Susuzluktan ölmek üzere olan bir köpek bir kuyunun etrafında dolaşıp duruyordu. İsrailoğullarından ahlaksız bir kadın onu gördü. Hemen çizmesini çıkardı, köpek için kuyudan su çekerek onu suladı. Bu sebeple o kadın bağışlandı.” (Buhârî, Enbiyâ 54; Müslim, Selâm 155)

Riyazus-Salihin 126

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: لَقَدْ رَأَيْتُ رَجُلًا يَتَقَلَّبُ فِي الْجَنَّةِ فِي شَجَرَةٍ قَطَعَهَا مِنْ ظَهْرِ الطَّرِيقِ كَانَتْ تُؤْذِي الْمُسْلِمِينَ. وَفِي رِوَايَةٍ: مَرَّ رَجُلٌ بِغُصْنِ شَجَرَةٍ عَلَى ظَهْرِ طَرِيقٍ فَقَالَ: وَاللَّهِ لَأُنَحِّيَنَّ هَذَا عَنِ الْمُسْلِمِينَ لَا يُؤْذِيهِمْ، فَأُدْخِلَ الْجَنَّةَ. وَفِي رِوَايَةٍ: بَيْنَمَا رَجُلٌ يَمْشِي بِطَرِيقٍ وَجَدَ غُصْنَ شَوْكٍ عَلَى الطَّرِيقِ، فَأَخَّرَهُ فَشَكَرَ اللَّهُ لَهُ، فَغَفَرَ لَهُ.

Ebû Hureyre (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Müslümanları rahatsız eden yol üzerindeki bir ağacı kesen bir kişiyi cennette nimetler içinde gördüm.” (Müslim, Birr 129) Başka bir rivayette ise şöyle buyurulur: “Adamın biri yol üzerinde bir ağaç dalı gördü ve ‘Allah’a yemin ederim ki bunu Müslümanları rahatsız etmemesi için buradan kaldıracağım’ dedi. Bu yüzden cennete konuldu.” (Müslim, Birr 128) Başka bir rivayette de şöyle denilir: “Bir adam yolda yürürken yol üzerinde dikenli bir dal buldu ve onu yoldan uzaklaştırdı. Bu yüzden Allah onun bu davranışını kabul etti ve onu bağışladı.” (Buhârî, Ezan 32; Müslim, Birr 127)

Riyazus-Salihin 127

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ تَوَضَّأَ فَأَحْسَنَ الْوُضُوءَ، ثُمَّ أَتَى الْجُمُعَةَ، فَاسْتَمَعَ وَأَنْصَتَ، غُفِرَ لَهُ مَا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْجُمُعَةِ وَزِيَادَةُ ثَلَاثَةِ أَيَّامٍ، وَمَنْ مَسَّ الْحَصَى فَقَدْ لَغَا.

Ebû Hureyre (Allah ondan razı olsun)’den bildirildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bir kimse güzelce abdest alır, cumaya gelir, hutbeyi dinleyip sessiz durursa iki cuma arasındaki günahları, üç gün fazlasıyla bağışlanır. Her kim de hutbe esnasında çakıl taşlarıyla oynarsa boş ve anlamsız bir iş yapmış olur.” (Müslim, Cum‘a 27)

Riyazus-Salihin 128

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: إِذَا تَوَضَّأَ الْعَبْدُ الْمُسْلِمُ، أَوِ الْمُؤْمِنُ، فَغَسَلَ وَجْهَهُ خَرَجَ مِنْ وَجْهِهِ كُلُّ خَطِيئَةٍ نَظَرَ إِلَيْهَا بِعَيْنَيْهِ مَعَ الْمَاءِ، أَوْ مَعَ آخِرِ قَطْرِ الْمَاءِ، فَإِذَا غَسَلَ يَدَيْهِ خَرَجَ مِنْ يَدَيْهِ كُلُّ خَطِيئَةٍ كَانَ بَطَشَتْهَا يَدَاهُ مَعَ الْمَاءِ، أَوْ مَعَ آخِرِ قَطْرِ الْمَاءِ، فَإِذَا غَسَلَ رِجْلَيْهِ خَرَجَتْ كُلُّ خَطِيئَةٍ مَشَتْهَا رِجْلَاهُ مَعَ الْمَاءِ، أَوْ مَعَ آخِرِ قَطْرِ الْمَاءِ، حَتَّى يَخْرُجَ نَقِيًّا مِنَ الذُّنُوبِ.

Ebû Hureyre (Allah ondan razı olsun)’den aktarıldığına göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Müslüman veya mümin bir kul abdest alıp yüzünü yıkadığında, gözleriyle baktığı her günah suyla veya suyun son damlasıyla yüzünden çıkar. Ellerini yıkadığında, ellerinin işlediği her günah suyla veya suyun son damlasıyla ellerinden çıkar. Ayaklarını yıkadığında da ayaklarının yürüyerek işlediği her günah suyla veya suyun son damlasıyla çıkar. Sonunda o kul günahlarından arınmış olarak çıkar.” (Müslim, Tahâret 32)

Riyazus-Salihin 129

عَنْ أبي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قال: الصَّلَوَاتُ الْخَمْسُ، وَالْجُمُعَةُ إِلَى الْجُمُعَةِ، وَرَمَضَانُ إِلَى رَمَضَانَ مُكَفِّرَاتٌ لِمَا بَيْنَهُنَّ إِذَا اجْتُنِبَتِ الْكَبَائِرُ.

Ebû Hureyre (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Büyük günahlardan kaçınıldığı takdirde günlük beş vakit namaz, iki cuma ve iki ramazan, aralarında işlenecek küçük günahlara kefarettir.” (Müslim, Tahâret 16)

Riyazus-Salihin 130

عَنْ أبي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قال: قال رسولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: أَلَا أَدُلُّكُمْ عَلَى مَا يَمْحُو اللَّهُ بِهِ الْخَطَايَا وَيَرْفَعُ بِهِ الدَّرَجَاتِ؟ قالوا: بَلَى يَا رَسُولَ اللَّهِ. قال: إِسْبَاغُ الْوُضُوءِ عَلَى الْمَكَارِهِ، وَكَثْرَةُ الْخُطَا إِلَى الْمَسَاجِدِ، وَانْتِظَارُ الصَّلَاةِ بَعْدَ الصَّلَاةِ، فَذَلِكُمُ الرِّبَاطُ.

Ebû Hureyre (Allah ondan razı olsun)’den bildirildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Allah’ın günahları silmesine ve dereceleri yükseltmesine sebep olacak iyilik ve hayırları size açıklayayım mı?” diye sordu. Sahâbîler: “Evet, açıkla.” dediler. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Güç ve zor zamanlarda, aşırı soğuk veya sıcak havalarda, soğuk veya sıcak suyla bile olsa abdesti tam ve mükemmel almak, mescitlere gidişte adımları çoğaltmak ve namazdan sonra ikinci bir namazı beklemek. İşte bağlanmanız gereken, rağbet etmeniz gereken şeyler bunlardır.” buyurdu. (Müslim, Tahâret 41)

Riyazus-Salihin 131

عَنْ أبي مُوسَى الأشعري رضي الله عنه قال: قال رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: مَنْ صَلَّى الْبَرْدَيْنِ دَخَلَ الْجَنَّةَ.

Ebû Musa el-Eş‘arî (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kim iki serin vakte rastlayan sabah ve ikindi namazlarını kılarsa cennete girer.” (Buhârî, Mevâkîtü’s-Salât 26; Müslim, Mesâcid 215)

Riyazus-Salihin 132

عَنْ أبي مُوسَى الأشعري رضي الله عنه قال: قال رسولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: إذا مَرِضَ الْعَبْدُ أَوْ سَافَرَ كُتِبَ لَهُ مِثْلُ مَا كان يَعْمَلُ مُقِيمًا صَحِيحًا.

Yine Ebu Musa el-Eş’ari (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Bir kimse hastalanır veya yola çıkarsa evinde olduğu ve sıhhatli olduğu zamanlarında yapmakta olduğu nafile ibadetlerinin sevabı gibi kendisine sevap yazılır.” (Buhari Cihad 134)

Riyazus-Salihin 133

عَنْ جَابِرٍ رضي الله عنه قال: قال رسولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: كُلُّ مَعْرُوفٍ صَدَقَةٌ.

Cabir ibn-i Abdullah (Allah Ondan razı olsun)’den rivayete göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Dine dayalı her güzel iş sadaka sevabı kazandırır.” (Buhari Edeb 33)

Riyazus-Salihin 134

عَنْ جَابِرٍ رضي الله عنه قال: قال رسولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: مَا مِنْ مُسْلِمٍ يَغْرِسُ غَرْسًا إلا كان مَا أُكِلَ مِنْهُ لَهُ صَدَقَةً، وَمَا سُرِقَ مِنْهُ لَهُ صَدَقَةً، وَلاَ يَرْزَؤُهُ أَحَدٌ إلا كان لَهُ صَدَقَةً. وَفِي رِوايَةٍ: فَلاَ يَغْرِسُ الْمُسْلِمُ غَرْسًا، فَيَأْكُلَ مِنْهُ إنسان وَلاَ دَابَّةٌ وَلاَ طَيْرٌ إلا كان لَهُ صَدَقَةً إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ. وَفِي رِوايَةٍ: لاَ يَغْرِسُ مُسْلِمٌ غَرْسًا، وَلاَ يَزْرَعُ زَرْعًا، فَيَأْكُلَ مِنْهُ إنسان وَلاَ دَابَّةٌ وَلاَ شَيْءٌ إلا كانت لَهُ صَدَقَةٌ.

Cabir ibn-i Abdullah (Allah Ondan razı olsun)’den rivayete göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Herhangi bir müslümanın diktiği ağaçtan yenen, çalınan ve eksiltilen her şey o ağacı diken için sadakadır.” (Müslim Müsakat 7) * Müslim’in diğer bir rivayeti şöyledir: “Müslüman bir kişi bir ağaç diker de ondan insan, hayvan veya kuş yerse bu yenen şey kıyamete kadar o kimseye sadakadır.” (Müslim Müsakat 10) * Yine Müslim’in bir rivayeti şöyledir: “Bir Müslümanın diktiği ağaçtan veya ektiği ekinden insanın, hayvanın veya herhangi bir canlının yediği şeyler o müslüman için sadaka olur.” (Müslim Müsakat 9)

Riyazus-Salihin 135

عَنْ جَابِرٍ رضي الله عنه قال: أَرَادَ بَنُو سَلِمَةَ أَنْ يَنْتَقِلُوا قُرْبَ الْمَسْجِدِ، فَبَلَغَ ذَلِكَ رَسُولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ لَهُمْ: «إِنَّهُ قَدْ بَلَغَنِي أَنَّكُمْ تُرِيدُونَ أَنْ تَنْتَقِلُوا قُرْبَ الْمَسْجِدِ؟» فَقَالُوا: نَعَمْ يَا رَسُولَ اللهِ، قَدْ أَرَدْنَا ذَلِكَ. فَقَالَ: «بَنِي سَلِمَةَ، دِيَارَكُمْ تُكْتَبْ آثَارُكُمْ، دِيَارَكُمْ تُكْتَبْ آثَارُكُمْ». رَوَاهُ مُسْلِمٌ. وَفِي رِوَايَةٍ: «إِنَّ بِكُلِّ خُطْوَةٍ دَرَجَةً».

Cabir İbn-i Abdullah (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Selime oğulları Mescid-i Nebevî’nin yakınına taşınmak istediler. Durum Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’e ulaşınca: “Camiye yakın bir yere taşınmak istiyormuşsunuz, öyle mi?” diye sordu. “Evet ey Allah’ın Rasulu! Buna niyet ettik.” dediler. Bunun üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): “Ey Selime oğulları! Yerinizde kalın ki adımlarınızın sevabı yazılsın. Yerinizde kalın ki adımlarınızın sevabı yazılsın.” buyurdu. (Müslim, Mesacid 280) Müslim’in başka bir rivayetinde: “Her adım karşılığında size bir derece vardır.” buyurulmuştur. (Müslim, Mesacid 279)

Riyazus-Salihin 136

عَنْ أُبَيِّ بْنِ كَعْبٍ رضي الله عنه قال: كَانَ رَجُلٌ لَا أَعْلَمُ رَجُلًا أَبْعَدَ مِنَ الْمَسْجِدِ مِنْهُ، لَا تُخْطِئُهُ صَلَاةٌ، فَقِيلَ لَهُ، أَوْ قُلْتُ لَهُ: لَوِ اشْتَرَيْتَ حِمَارًا تَرْكَبُهُ فِي الظَّلْمَاءِ وَفِي الرَّمْضَاءِ؟ قَالَ: مَا يَسُرُّنِي أَنَّ مَنْزِلِي إِلَى جَنْبِ الْمَسْجِدِ، إِنِّي أُرِيدُ أَنْ يُكْتَبَ لِي مَمْشَايَ إِلَى الْمَسْجِدِ وَرُجُوعِي إِذَا رَجَعْتُ إِلَى أَهْلِي، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: «قَدْ جَمَعَ اللَّهُ لَكَ ذَلِكَ كُلَّهُ». رَوَاهُ مُسْلِمٌ. وَفِي رِوَايَةٍ: «إِنَّ لَكَ مَا احْتَسَبْتَ».

Ebu’l-Münzir Ubey İbn-i Ka’b (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Bir adam vardı ki evi camiye ondan daha uzak olan bir kimseyi bilmiyorum. Bu kimse hiçbir cemaat namazını kaçırmazdı. Kendisine denildi ki veya ben kendisine söyledim: “Bir merkep satın alsan da karanlıkta ve aşırı sıcakta ona binsen olmaz mı?” O da şöyle cevap verdi: “Evimin mescidin yanında olmasını arzu etmem. Çünkü ben mescide gidişimin ve aileme döndüğümde geri dönüşümün sevabının yazılmasını istiyorum.” Bunun üzerine Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) o kimseye: “Allah bunların hepsini senin için derleyip topladı.” buyurdu. Başka bir rivayette: “Şüphesiz, niyet edip sevabını umduğun şey senindir.” buyurulmuştur. (Müslim, Mesacid 278)

Riyazus-Salihin 137

عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو رضي الله عنهما قال: قال رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: «أَرْبَعُونَ خَصْلَةً، أَعْلَاهُنَّ مَنِيحَةُ الْعَنْزِ، مَا مِنْ عَامِلٍ يَعْمَلُ بِخَصْلَةٍ مِنْهَا رَجَاءَ ثَوَابِهَا وَتَصْدِيقَ مَوْعُودِهَا إِلَّا أَدْخَلَهُ اللَّهُ بِهَا الْجَنَّةَ». رَوَاهُ الْبُخَارِيُّ.

Ebu Muhammed Abdullah İbn-i Amr İbnü’l-Âs (Allah onlardan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Sevap kazandıracak kırk çeşit amel vardır ki bunların en üstünü, sağıp sütünü içmesi için birisine ödünç olarak bir keçi vermektir. Kim sevabını umarak ve vaat edilen sevabın gerçekleşeceğine inanarak bu kırk hasletten birini işlerse Allah onu bu amel sayesinde cennete koyar.” (Buhari, Hibe 35)

Riyazus-Salihin 138

عَنْ عَدِيِّ بْنِ حَاتِمٍ رضي الله عنه قال: سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ: «اتَّقُوا النَّارَ وَلَوْ بِشِقِّ تَمْرَةٍ». مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ. قال رسولُ الله صلى الله عليه وسلم: «مَا مِنْكُمْ مِنْ أَحَدٍ إِلَّا سَيُكَلِّمُهُ اللهُ، لَيْسَ بَيْنَهُ وَبَيْنَهُ تُرْجُمَانٌ، فَيَنْظُرُ أَيْمَنَ مِنْهُ فَلَا يَرَى إِلَّا مَا قَدَّمَ، وَيَنْظُرُ أَشْأَمَ مِنْهُ فَلَا يَرَى إِلَّا مَا قَدَّمَ، وَيَنْظُرُ بَيْنَ يَدَيْهِ فَلَا يَرَى إِلَّا النَّارَ تِلْقَاءَ وَجْهِهِ، فَاتَّقُوا النَّارَ وَلَوْ بِشِقِّ تَمْرَةٍ، فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَبِكَلِمَةٍ طَيِّبَةٍ».

Adiy İbn-i Hatim (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre, Peygamber’i (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyururken dinledim, demiştir: “Yarım hurmayla da olsa sadaka vererek cehennemden korunmaya çalışın.” (Buhari, Edeb 34; Müslim, Zekat 66) Yine Buhari ve Müslim’in diğer bir rivayetinde şöyle buyurulmuştur: “Rabbiniz, aranızda tercüman olmaksızın hepinizle konuşacaktır. Öyle ki kişi sağına bakacak, dünyadayken ahirete gönderdiklerinden başka bir şey göremeyecek; soluna bakacak, yine aynı şeyleri görecektir. Önüne bakacak, karşısında cehennemden başka bir şey göremeyecektir. O hâlde artık bir hurmanın yarısı ile de olsa sadaka verip kendinizi cehennem ateşinden koruyun. Bunu da bulamayan, güzel bir sözle de olsa kendisini ateşten korusun.” (Buhari, Zekat 10; Müslim, Zekat 97)

Riyazus-Salihin 139

عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ رضي الله عنه قال: قال رسولُ الله صلى الله عليه وسلم: «إِنَّ اللهَ لَيَرْضَى عَنِ الْعَبْدِ أَنْ يَأْكُلَ الْأَكْلَةَ فَيَحْمَدَهُ عَلَيْهَا، أَوْ يَشْرَبَ الشَّرْبَةَ فَيَحْمَدَهُ عَلَيْهَا».

Enes İbn-i Malik (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah, kulunun bir şey yiyip kendisine hamdetmesinden veya bir şey içip kendisine hamdetmesinden hoşnut olur.” (Müslim, Zikir 89)

Riyazus-Salihin 140

عَنْ أَبِي مُوسَى رضي الله عنه عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قال: «عَلَى كُلِّ مُسْلِمٍ صَدَقَةٌ». قال: أَرَأَيْتَ إِنْ لَمْ يَجِدْ؟ قال: «يَعْمَلُ بِيَدَيْهِ فَيَنْفَعُ نَفْسَهُ وَيَتَصَدَّقُ». قال: أَرَأَيْتَ إِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ؟ قال: «يُعِينُ ذَا الْحَاجَةِ الْمَلْهُوفَ». قال: أَرَأَيْتَ إِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ؟ قال: «يَأْمُرُ بِالْمَعْرُوفِ أَوِ الْخَيْرِ». قال: أَرَأَيْتَ إِنْ لَمْ يَفْعَلْ؟ قال: «يُمْسِكُ عَنِ الشَّرِّ، فَإِنَّهَا صَدَقَةٌ».

Ebu Musa el-Eş’ari (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Her Müslümanın sadaka vermesi gerekir.” “Sadaka verecek bir şey bulamazsa?” dediler. “Eliyle çalışır, kazanır; hem kendisine faydalı olur hem de sadaka verir.” buyurdu. “Buna gücü yetmezse?” denildi. “Sıkıntıya düşmüş ihtiyaç sahibine yardım eder.” buyurdu. “Bu da elinden gelmezse?” dediler. “İyiliği veya hayırlı işleri emreder.” buyurdu. “Bu da elinden gelmezse?” dediler. “Kötülük yapmaktan uzak durur; bu da onun için sadakadır.” buyurdu. (Buhari, Zekat 30; Müslim, Zekat 55)

Riyazus-Salihin 141