HADİS KÜTÜPHANESİ

Riyazus Salihin

368 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

İSTİĞFAR VE TEVBE

11 hadis

وَعَنِ الأَغَرِّ المُزَنِيِّ رضي الله عنه، أَنَّ رَسُولَ الله صلى الله عليه وسلم قَالَ: إِنَّهُ لَيُغَانُ عَلَى قَلْبِي، وَإِنِّي لَأَسْتَغْفِرُ اللهَ فِي الْيَوْمِ مِائَةَ مَرَّةٍ.

Eğarr el-Müzenî (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Bazan benim kalbim de dalar. (Kalbime gaflet geliyor) Ama ben günde yüz defa Allah’tan bağışlanma diliyorum.” (Müslim, Zikir, 41)

Riyazus-Salihin 1871

وَعَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ الله صلى الله عليه وسلم يَقُولُ: وَاللهِ إِنِّي لَأَسْتَغْفِرُ اللهَ وَأَتُوبُ إِلَيْهِ فِي الْيَوْمِ أَكْثَرَ مِنْ سَبْعِينَ مَرَّةً.

Ebu Hureyre (Allah Ondan razı olsun) Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’i şöyle buyururken işittim dedi: “Vallahi ben günde yetmiş defadan fazla Allah’tan beni bağışlamasını diler ve tevbe ederim.” (Buhari, Deavat, 3)

Riyazus-Salihin 1872

وَعَنْهُ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ ﷺ: وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ، لَوْ لَمْ تُذْنِبُوا، لَذَهَبَ اللهُ تَعَالَى بِكُمْ، وَلَجَاءَ بِقَوْمٍ يُذْنِبُونَ فَيَسْتَغْفِرُونَ اللهَ تَعَالَى فَيَغْفِرُ لَهُمْ.

Yine Ebu Hureyre (Allah Ondan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Canımı elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, sizler hiç günah işlemeseydiniz ve bu sebeple de tevbe ve istiğfar etmemiş olsaydınız, Allah sizleri ortadan kaldırır, yerinize günah işledikten sonra Allah’tan af dileyecek bir toplum getirir ve onları affederdi.” (Müslim, Tevbe, 11)

Riyazus-Salihin 1873

وَعَنِ ابْنِ عُمَرَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُمَا قَالَ: كُنَّا نَعُدُّ لِرَسُولِ اللهِ ﷺ فِي الْمَجْلِسِ الْوَاحِدِ مِائَةَ مَرَّةٍ: رَبِّ اغْفِرْ لِي، وَتُبْ عَلَيَّ، إِنَّكَ أَنْتَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ.

İbni Ömer (Allah Onlardan razı olsun) şöyle demiştir: Biz Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in bir toplantıda yüz defa “Rabbiğfir li ve tüb aleyye inneke ente’t-tevvâbu’r-Rahîm = Allahım beni bağışla, tevbemi kabul eyle. Çünkü sen tevbeleri çok kabul eden ve çok merhamet edensin” dediğini sayardık. (Ebu Davud, Vitr, 26; Tirmizi, Deavat, 39)

Riyazus-Salihin 1874

وَعَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُمَا قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ ﷺ: مَنْ لَزِمَ الِاسْتِغْفَارَ، جَعَلَ اللهُ لَهُ مِنْ كُلِّ ضِيقٍ مَخْرَجًا، وَمِنْ كُلِّ هَمٍّ فَرَجًا، وَرَزَقَهُ مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُ.

İbni Abbas (Allah Onlardan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdular: “Bir kimse günahlarına tevbe ile bağışlanma talebine devam ederse Allah o kimseye her darlıktan bir çıkış, her üzüntüden bir kurtuluş yolu gösterir ve ona beklemediği yerden rızık verir.” (Ebu Davud, Vitir, 26)

Riyazus-Salihin 1875

وَعَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ الله صلى الله عليه وسلم: مَنْ قَالَ: أَسْتَغْفِرُ الله الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الحَيَّ الْقَيُّومَ وَأَتُوبُ إِلَيْهِ، غُفِرَتْ ذُنُوبُهُ وَإِنْ كَانَ قَدْ فَرَّ مِنَ الزَّحْفِ.

İbni Mesud (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Her kim Estağfirullahellezi la ilahe illa hüve el hayyel kayyume ve etûbu ileyh = Kendisinden başka gerçek ilah bulunmayan, her an daima diri olan, her şeyin varlığı kendisine bağlı olup kâinatı yöneten Allah’tan beni bağışlamasını diler ve günahlarıma tevbe ederim, derse savaştan kaçma günahı bile olsa günahları bağışlanır.” (Ebu Davud, Vitir, 26; Tirmizi, Deavat, 118; Hakim, Müstedrek, 1/511)

Riyazus-Salihin 1876

وَعَنْ شَدَّادِ بْنِ أَوْسٍ رضي الله عنه، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ: سَيِّدُ الِاسْتِغْفَارِ أَنْ يَقُولَ الْعَبْدُ: اللَّهُمَّ أَنْتَ رَبِّي، لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ، خَلَقْتَنِي وَأَنَا عَبْدُكَ، وَأَنَا عَلَى عَهْدِكَ وَوَعْدِكَ مَا اسْتَطَعْتُ، أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ مَا صَنَعْتُ، أَبُوءُ لَكَ بِنِعْمَتِكَ عَلَيَّ، وَأَبُوءُ بِذَنْبِي، فَاغْفِرْ لِي، فَإِنَّهُ لَا يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا أَنْتَ. وَمَنْ قَالَهَا مِنَ النَّهَارِ مُوقِنًا بِهَا، فَمَاتَ مِنْ يَوْمِهِ قَبْلَ أَنْ يُمْسِيَ، فَهُوَ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ، وَمَنْ قَالَهَا مِنَ اللَّيْلِ وَهُوَ مُوقِنٌ بِهَا، فَمَاتَ قَبْلَ أَنْ يُصْبِحَ، فَهُوَ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ.

Şeddad ibni Evs (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “İstiğfarın en üstünü kulun şöyle demesidir: Allahumme ente Rabbi la ilahe illa ente halakteni, ve ene abduke, ve ene ala ahdike ve va’dike m’esteta’tü, euzu bike min şerri ma sana’tu, ebûü leke bi ni'metike aleyye, ve ebûü bi zenbî, fağfir lî feinnehu la yağfiruzzunube illa ente = Allahım, sensin benim Rabbim, senden başka gerçek ilah yok. Beni yarattın. Ben de senin kulunum. Ben gücüm yettiğince sana verdiğim sözüm ve senin va’din üzereyim. Yaptıklarımın şerrinden sana sığınırım. İşte verdiğin nimetlerinle senin huzurundayım. Günahımla huzurundayım. Beni bağışla, senden başka günahları bağışlayacak kimse yoktur.” Rasûlullah sözüne şöyle devam etti: “Her kim bu duayı faziletine inanarak gündüz okur da o gün akşam olmadan ölürse cennetlik olur. Yine her kim sevab ve faziletine inanarak gece okur da sabah olmadan ölürse cennetlik olur.” (Buhari, Deavat, 2)

Riyazus-Salihin 1877

وَعَنْ ثَوْبَانَ رضي الله عنه قَالَ: كَانَ رَسُولُ الله صلى الله عليه وسلم إِذَا انْصَرَفَ مِنْ صَلَاتِهِ، اسْتَغْفَرَ الله ثَلَاثًا وَقَالَ: اللَّهُمَّ أَنْتَ السَّلَامُ، وَمِنْكَ السَّلَامُ، تَبَارَكْتَ يَا ذَا الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ. قِيلَ لِلْأَوْزَاعِيِّ، وَهُوَ أَحَدُ رُوَاتِهِ: كَيْفَ الِاسْتِغْفَارُ؟ قَالَ: يَقُولُ: أَسْتَغْفِرُ الله، أَسْتَغْفِرُ الله.

Sevbân (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) selam verip namazdan çıkınca üç defa istiğfar eder ve Allahumme ente’s-Selam ve minke’s-Selam tebarekte ya zelcelali velikram = Allahım, sen selamsın, selamet ve esenlik sendendir. Ey azamet ve ikram sahibi Allah’ım, sen hayır ve bereketi çok olansın, derdi. Hadisi rivayet edenlerden Velid, Evzâî’ye sormuş: - İstiğfar nasıl yapılır? O da: - Estağfirullah, estağfirullah dersin, diye cevap vermiş. (Müslim, Mesacid, 135)

Riyazus-Salihin 1878

وَعَنْ عَائِشَةَ رَضِيَ الله عَنْهَا قَالَتْ: كَانَ رَسُولُ الله ﷺ يُكْثِرُ أنْ يَقُولَ قَبلَ مَوْتِهِ: سُبْحَانَ الله وَبِحَمْدِهِ، أَسْتَغْفِرُ الله، وَأَتُوبُ إلَيْهِ

Aişe (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) vefatından önce sık sık “Sübhanallahi ve bihamdihi estağfirullahe ve etubu ileyh = Allah’ı her türlü noksanlıktan tenzih eder ve ona hamdederim. Allah’tan beni bağışlamasını diler ve günahlarıma tevbe ederim,” derdi. (Buhari, Ezan, 123; Müslim, Salat, 218)

Riyazus-Salihin 1879

وَعَنْ أنسٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ الله ﷺ قَالَ: قال الله تعالى: يَا ابْنَ آدَمَ إنَّكَ ما دَعَوْتَني وَرَجَوْتَني غَفَرْتُ لَكَ عَلى مَا كَانَ مِنْكَ وَلا أُبَالِي، يَا ابْنَ آدَمَ لَوْ بَلَغَتْ ذُنُوبُكَ عَنَانَ السَماءِ، ثُمَّ اسْتَغْفَرْتَني، غَفَرْتُ لَكَ وَلا أُبالي، يَا ابْنَ آدَمَ إنَّكَ لَوْ أتيْتَني بقُرَابِ الأَرْضِ خَطَايَا، ثُمَّ لَقِيتَني لا تُشْرِكُ بي شَيْئاً، لأتَيْتُكَ بِقُرَابِهَا مَغْفِرَةً.

Enes (Allah Ondan razı olsun) Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’ı şöyle buyururken dinledim, dedi. Allah-u Teala şöyle buyurdu: Ey Ademoğlu, sen bana dua ettiğin ve benden affedilmeni umduğun sürece işlediğin günahlar ne kadar çok olursa olsun onların büyüklüğüne bakmadan seni bağışlarım. Ey Ademoğlu, günahların gökyüzünü kaplayacak kadar çok olsa, sonra da benden affını istesen, günahların çokluğuna aldırış etmeden seni affederim. Ey Ademoğlu, sen yeryüzünü dolduracak kadar günahla karşıma gelsen, fakat bana hiçbir şeyi ortak koşmamış olsan şüphesiz ben de seni yeryüzü dolusu bağışla karşılarım. (Tirmizi, Deavat, 198)

Riyazus-Salihin 1880

وَعَنِ ابْنِ عُمَرَ رَضِىَ اللهُ عَنْهُمَا، أَنَّ النَّبِيَّ ﷺ قَالَ: يا مَعْشَرَ النِّسَاءِ تَصَدَقْنَ، وَأَكْثِرْنَ مِنَ الاسْتِغْفَارِ، فَإنِّي رَأَيْتكُنَّ أَكْثَرَ أَهْلِ النَّار. قَالَتِ امْرَأَةٌ مِنْهُنَّ: مَا لنَا أَكْثَرَ أَهْلِ النَّارِ؟ قَالَ: تكْثِرْنَ اللَّعْنَ، وتكْفُرْنَ العَشِيرَ مَا رَأَيْتُ مِنْ نَاقِصَاتِ عَقْلٍ وَدِينٍ أَغْلَبَ لِذِي لبٍ مِنكُنَّ. قالَتْ: ما نُقْصَانُ الْعَقْلِ وَالدّينِ؟ قالَ: شَهَادَةُ امْرأَتيْنِ بِشَهَادَةِ رَجُلِ، وَتَمْكُثُ الأيَّامَ لا تُصَلِّي.

İbni Ömer’in (Allah Onlardan razı olsun) bildirdiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): “Ey kadınlar, sadaka veriniz ve çok istiğfar ediniz. Çünkü ben Cehennemin çoğunu sizinle dolmuş gördüm,” buyurmuştu. Orada bulunan kadınlardan biri: “Niçin cehennemin çoğunu biz dolduruyoruz?” diye sordu. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) de: “Çünkü sizler çok lanet eder ve kocanızın yaptığı iyilikleri unutur, nankörlük yaparsınız. Aklı ve dini eksik olup da aklı başında adamların aklını çelen sizin gibisini görmedim,” buyurdu. O kadın: “Aklımızın ve dinimizin eksikliği nedir?” diye sordu. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) de: “İki kadının şahitliği bir erkeğin şahitliğine bedeldir. Kadının günlerce namaz kılmayıp oruç tutmadığı da olur. Bu da dininin noksanlığıdır,” buyurdular. (Buhari, Hayz, 6; Müslim, İman, 132)

Riyazus-Salihin 1881