HADİS KÜTÜPHANESİ

Riyazus Salihin

368 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

ZEKATLA İLGİLİ AYET VE HADİSLER

9 hadis

وَعَنِ ابنِ عُمَر، رَضِيَ الله عَنْهمَا، أنَّ رَسُولَ الله صلى الله عليه وسلم، قَالَ: بُنِيَ الإسْلامُ عَلى خَمْس: شَهَادَةِ أَنْ لاَ إلهَ إلاَّ الله، وَأَنَّ مُحَمَّداً عَبْدُهُ ورَسُولُهُ، وَإقامِ الصَّلاَةِ، وإيتاءِ الزَّكَاةِ، وَحَجِّ البَيتِ، وَصَوْمِ رَمَضَانَ.

İbn Ömer (Allah onlardan razı olsun)'den bize aktarıldığına göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "İslam dini beş esas üzerine kurulmuştur. Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın kulu ve Rasulü olduğuna şehadet edip kabul etmek, namaz kılmak, zekat vermek, hacca gitmek ve Ramazan orucunu tutmaktır." (Buhari, İman, 1; Müslim, İman, 14)

Riyazus-Salihin 1207

وعن طَلْحَةَ بنِ عُبَيْدِ الله، رضي الله عنه، قالَ: جَاءَ رَجُلٌ إلى رَسُولِ الله صلى الله عليه وسلم، مِنْ أهْلِ نَجْدٍ، ثَائِرُ الرَّأْسِ، نَسْمَعُ دَوِيَّ صَوته، وَلا نَفْقَهُ ما يَقُولُ، حَتى دَنَا مِنْ رَسُولِ الله صلى الله عليه وسلم، فإذا هُوَ يَسْأَلُ عَنِ الإسْلاَمِ، فَقَالَ رَسُولُ الله صلى الله عليه وسلم: خَمْسُ صَلَوَاتٍ في اليَوْمِ وَاللَّيلَةِ. قالَ: هَلْ عَلَيَّ غَيْرُهُنَ؟ قالَ: لا، إلاَّ أَنْ تَطَّوَّعَ. فَقَالَ رَسُولُ الله صلى الله عليه وسلم: وَصِيَامُ شَهْرِ رَمَضَانَ. قَالَ: هَلْ عَلَيَّ غَيْرُهُ؟ قَالَ: لا، إلاَّ أنْ تَطَّوَّعَ. قَالَ: وَذَكَرَ لَهُ رَسُولُ الله صلى الله عليه وسلم الزَّكَاةَ. فَقَالَ: هَلْ عَلَيَّ غَيْرُهَا؟ قَالَ: لا، إلا أَنْ تَطَّوَّعَ. فَأَدْبَرَ الرَّجُلُ وَهُوَ يَقُولُ: وَاللّه لا أَزِيدُ عَلى هذَا وَلا أَنْقُصُ مِنْهُ، فَقَالَ رَسُولُ الله صلى الله عليه وسلم: أَفْلَحَ إنْ صَدَقَ.

Talha ibni Ubeydullah (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Necid halkından birisi saçı sakalı karışmış vaziyette Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in yanına gelmişti. Uğultusunu duyuyor ve ne dediğini anlamıyorduk, nihayet Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'e yaklaştı ve İslamiyet hakkında soru sormaya başladı. Sorulan sorulara Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'ın verdiği cevap şöyleydi: "Bir gün ve bir gecede beş vakit namaz kılmaktır." Adam, "Kılmam gereken başka namaz var mı?" dedi. "Hayır yok, nafile olarak fazladan namaz kılabilirsin." Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) sözüne devamla: "Bir de Ramazan ayı orucunu tutmaktır." buyurdu. Adam, "Başka tutmam gereken oruç var mı?" deyince, Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem), "Hayır yok, fazladan nafile olarak tutarsan o başka" buyurdular. Hadisi bize aktaran Talha diyor ki: Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) o adama zekat vermeyi de söyledi. Adam, "Vermem gereken başka bir şey var mı?" dedi. "Hayır yok, nafile olarak verebilirsin" buyurdu. Bu defa adam, "Bundan ne fazla ne de eksik yapmayacağım" diye Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)'in yanından ayrılıp gitti. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem), "Eğer sözünde durursa kurtuldu gitti" buyurdular. (Buhari, İman, 24; Müslim, İman, 8)

Riyazus-Salihin 1208

وَعَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ رَضِيَ الله عَنْهمَا، أنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ مُعَاذاً رضي الله عنه إلى اليمن فَقَالَ: ادْعُهُمْ إلى شهَادَةِ أَنْ لاَ إلهَ إلاَّ الله وَأَنِّي رَسُولُ الله، فإنْ هُمْ أَطَاعُوا لِذلِكَ، فَأَعْلِمْهُمْ أنَّ الله تَعَالَى افتَرَضَ عَليهِمْ خَمسَ صَلواتٍ في كُلِّ يَوْمٍ وَليلةٍ، فَإن هُمْ أَطاعُوا لِذلِكَ، فَأَعْلِمْهُمْ أَنَّ الله افتَرَضَ عَليهِم صَدَقَةً تُؤْخَذُ مِنْ أَغْنِيَائهِمْ، وَتُرَدُّ على فُقَرائِهِم.

İbni Abbas'tan (Allah onlardan razı olsun) rivayet edildiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) Muaz'ı Yemen'e vali ve zekat toplama görevi ile gönderdiğinde şu talimatı vermiştir: "Onları önce Allah'tan başka tanrı olmayıp benim de Allah'ın elçisi olduğuma şehadet etmeye davet et. Eğer bunu kabul ederlerse, Allah'ın onlara günde beş vakit namazı farz kıldığını bildir. Bunu da kabul ederlerse, zenginlerden alınıp fakirlere verilecek olan zekat vergisini de Allah'ın farz kıldığını onlara bildir." (Buhari, Zekat, 1; Müslim, İman, 29)

Riyazus-Salihin 1209

وَعَنِ ابنِ عُمَرَ رَضِيَ الله عَنْهمَا، قَالَ: قالَ رَسُولُ الله صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: أُمِرْتُ أَنْ أقاتِلَ النَّاسَ حتى يَشهدُوا أَنْ لاَ إلهَ إلاَّ الله وَأَنَّ مُحَمَّداً رَسُولُ الله، وَيُقِيمُوا الصَّلاةَ، وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ، فَإذَا فَعَلوا ذلكَ، عَصَمُوا مِنِّي دِمَاءَهُمْ وأَمْوَالَهُمْ إلاَّ بِحَقِّ الإسْلامِ، وَحِسَابُهُمْ عَلى الله.

İbn Ömer (Allah onlardan razı olsun)'den rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in (sallallahu aleyhi vesellem) Allah'ın elçisi olduğuna şehadet edip namaz kılıncaya ve zekât verinceye kadar insanlarla savaşmam bana emredildi. Bunları yaparlarsa İslam'ın hakkı olan ceza ve müeyyideler dışında canlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. Gerçek durumlarının hesabını görmek Allah'a kalmıştır." (Buhari, İman, 17; Müslim, İman, 33)

Riyazus-Salihin 1210

وَعَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ، قَالَ: لمَّا تُوُفِّيَ رَسُولُ الله صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَكانَ أَبُو بكْرٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ، وَكَفَرَ مَنْ كَفَرَ مِنَ العرَبِ، فَقَالَ عُمَرُ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ: كيفَ تُقَاتِلُ النَّاسَ وَقَدْ قَالَ رَسُولُ الله صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: أُمِرتُ أَنْ أقاتِلَ النَّاسَ حَتَّى يَقُولُوا لا إلهَ إلاَّ الله، فَمَنْ قَالَها، فَقَدْ عَصَمَ مِنِّي مَالَهُ وَنَفْسَهُ إلاَّ بحَقِّهِ، وَحِسَابُهُ عَلى اللهِ؟ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ: والله لأُقَاتِلَنَّ مَنْ فَرَّقَ بَيْنَ الصلاةِ وَالزَّكَاةِ، فإنَّ الزَّكَاةَ حَقُّ المَالِ. والله لَو مَنَعُوني عِقَالاً كَانُوا يُؤَدُّونَهُ إلى رَسُولِ الله صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، لَقَاتَلْتُهُمْ عَلى مَنعِهِ. قَالَ عُمَرُ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ: فَوَاللّه مَا هُوَ إلاَّ أَنْ رَأَيْتُ الله قَدْ شَرَحَ صَدْرَ أَبي بَكْرِ للقِتَالِ، فَعَرَفْتُ أَنَّهُ الحَقُّ.

Ebu Hureyre (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) vefat edip Ebubekir (Allah ondan razı olsun) onun yerine halife olunca kimi insanlar zekât vermemek üzere diretip dinden dönünce Ebubekir (Allah ondan razı olsun) bunlara karşı savaş açtı. Bunun üzerine Ömer (Allah ondan razı olsun), "Bunlarla nasıl savaşabilirsin? Çünkü Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem), ‘Ben Allah'tan başka ilah yoktur deyinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum. Kim kelime-i tevhidi söylerse İslam'ın hakkı olan ceza ve müeyyideler dışında canını ve malını benden korumuş olur. Gerçek durumunun hesabını görmek ise Allah'a kalmıştır’ buyururken şimdi sen bunlarla nasıl savaşabilirsin?" diye karşı çıkınca, Ebubekir (Allah ondan razı olsun) şu cevabı verdi: "Allah'a yemin ederim ki namazla zekâtı birbirinden ayıranlarla muhakkak savaşırım. Çünkü zekât, malın hakkıdır. Allah'a yemin ederim ki Rasûlullah'a (sallallahu aleyhi vesellem) verdikleri bir deve yularını bile bana vermekten kaçınırlarsa sırf bundan dolayı kendileriyle savaşırım." Bu cevabı duyan Ömer (Allah ondan razı olsun) şöyle dedi: "Allah'a yemin olsun ki zekât vermek istemeyenlerle savaş konusunda Allah Teâlâ'nın Ebubekir'in kalbine tam bir kararlılık verdiğini gördüm ve doğru olan hareketin de bu olduğunu anladım." (Buhari, İ'tisam, 2; Müslim, İman, 32)

Riyazus-Salihin 1211

وَعَنْ أَبي أَيُّوبَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ، أَنَّ رَجُلاً قَالَ للنَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: أَخْبِرْني بِعَمَلٍ يُدْخِلُني الجَنَّةَ، قَالَ: تَعْبُدُ الله لا تُشْرِكُ بِهِ شَيْئاً، وَتُقِيمُ الصَّلاةَ، وَتُؤْتِي الزَّكاةَ، وَتَصِلُ الرَّحِمَ.

Ebu Eyyub (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Bir adam Peygamber'e (sallallahu aleyhi vesellem), "Bana bir amel söyle ki cennete girmeme sebep olsun" dedi. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) de, "Allah'a ibadet eder, ona hiçbir şeyi ortak koşmazsın; namazı kılar, zekâtı verir, akrabanı görüp gözetirsin" buyurdular.

Riyazus-Salihin 1212

وَعَنْ أَبي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه: أَنَّ أَعرَابِيًّا أَتَى النَّبيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ: يا رَسُولَ الله دُلَّني عَلى عَمَلٍ إذا عَمِلْتُهُ، دَخَلْتُ الجَنَّةَ. قَالَ: تَعْبُدُ الله لا تُشْرِكُ بِهِ شَيْئاً، وَتُقِيمُ الصَّلاةَ، وَتُؤْتِي الزَّكَاةَ المَفْروضَةَ، وَتَصُومُ رَمَضَانَ. قَالَ: وَالذي نَفْسِي بِيَدِهِ، لا أَزِيدُ عَلى هذَا. فَلَمَّا وَلَّى، قالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم: مَنْ سَرَّهُ أَنْ يَنْظُرَ إلى رَجُلٍ مِنْ أَهْلِ الجَنَّةِ فَلْيَنْظُرْ إلى هذا.

Ebu Hureyre (Allah ondan razı olsun)'den aktarıldığına göre bedevilerden biri Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'a geldi ve "Ey Allah'ın Rasûlü, yaptığım takdirde cennete gireceğim bir amel söyle bana" dedi. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) de şöyle buyurdu: "Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın kulluk edersin. Farz olan namazı gerektiği şekilde kılar, zekâtı verirsin ve Ramazan orucunu tutarsın." Bunun üzerine bedevi, "Canım elinde olan Allah'a yemin ederim ki bu söylediklerine hiçbir şey ilave etmem" dedi. Adam dönüp gidince Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), "Cennetlik birisini görmek kimi mutlu ederse bu adama bakıversin" buyurdular.

Riyazus-Salihin 1213

وَعَنْ جَريرِ بنِ عبدِ الله رضي الله عنه، قَالَ: بَايَعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَلى إقَامِ الصَّلاةِ، وَإيتَاءِ الزَّكَاةِ، والنُّصْحِ لِكُلِّ مُسْلِمٍ.

Cerir ibni Abdullah (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: "Ben Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e namaz kılmak, zekât vermek ve her Müslümanın iyiliğini istemek ve nasihat etmek üzere siyasi otoritesini kabul edip elini tuttum."

Riyazus-Salihin 1214

وَعَنْ أَبي هُريرَةَ رضي الله عنه، قالَ: قَالَ رَسُولُ الله صلى الله عليه وسلم: مَا مِنْ صَاحِبِ ذَهَبٍ، وَلا فِضَّةٍ، لا يُؤَدِّي مِنْهَا حَقَّهَا إلاَّ إذا كَانَ يَوْمُ القِيَامَةِ صُفِّحَتْ لَهُ صَفَائِحُ مِنْ نَارٍ، فَأُحْمِيَ عَلَيْهَا في نارِ جَهَنَّمَ، فَيُكْوَى بِهَا جَنْبُهُ، وَجَبِينُهُ، وَظَهْرُهُ، كُلَّمَا بَرَدَتْ أُعِيدَتْ لَهُ في يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ، حَتَّى يُقْضَى بَيْنَ العِبَادِ، فَيُرَى سَبِيلُهُ، إمَّا إلى الجَنَّةِ، وَإمَّا إلى النَّارِ. قِيلَ: يا رَسُولَ الله، فالإبلُ؟ قَالَ: وَلا صَاحِبِ إِبِلٍ لا يُؤَدِّي مِنْهَا حَقَّهَا، وَمِنْ حَقِّهَا حَلْبُهَا يَوْمَ وِرْدِهَا، إلاَّ إذا كانَ يَوْمُ القِيَامَةِ بُطِحَ لَهَا بِقَاعٍ قَرْقَرٍ أَوْفَرَ ما كانَتْ، لا يَفْقِدُ مِنْهَا فَصِيلاً وَاحِداً، تَطَؤُهُ بِأَخْفَافِهَا، وَتَعَضُّهُ بِأَفْوَاهِهَا، كُلَّمَا مَرَّ عَلَيْهِ أُولاها، رُدَّ عَلَيْهِ أُخْرَاها، في يَوْمٍ كانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ، حَتَّى يُقْضَى بَيْنَ العِبَادِ، فَيُرَى سَبِيلُهُ، إمَّا إلى الجَنَّةِ وَإمَّا إلى النَّارِ. قِيلَ: يا رَسُولَ الله فَالْبَقَرُ والغَنَمُ؟ قالَ: وَلا صَاحِبُ بَقَرٍ وَلا غَنَمٍ لا يُؤَدِّي مِنْهَا حَقَّهَا، إلاَّ إِذَا كانَ يَوْمُ القِيَامَةِ، بُطِحَ لَهَا بِقَاعٍ قَرْقَرٍ، لا يَفْقِدُ مِنْهَا شَيْئاً، لَيْسَ فِيهَا عَقْصَاءُ، وَلا جَلْحَاءُ، وَلا عَضْبَاءُ، تَنْطَحُهُ بِقُرُونِهَا، وَتَطَؤُهُ بِأَظْلافِهَا، كُلَّمَا مَرَّ عَلَيْهِ أُولاها، رُدَّ عَلَيْهِ أُخْرَاها، في يَوْمٍ كانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ حَتَّى يُقْضَى بَيْنَ العِبَادِ، فَيُرَى سَبِيلُهُ إمَّا إلى الجَنَّةِ وَإمَّا إلى النَّارِ. قِيلَ: يا رَسُولَ الله فالخَيْلُ؟ قَالَ: الخَيْلُ ثَلاثَةٌ: هِيَ لِرَجُلٍ وِزْرٌ، وَهِيَ لِرَجُلٍ سِتْرٌ، وَهِيَ لِرَجُلٍ أَجْرٌ. فَأَمَّا التي هِيَ لَهُ وِزْرٌ فَرَجُلٌ رَبَطَهَا رِيَاءً وَفَخْراً وَنِوَاءً عَلى أَهْلِ الإِسْلامِ، فَهِيَ لَهُ وِزْرٌ. وَأَمَّا التي هِيَ لَهُ سِتْرٌ، فَرَجُلٌ رَبَطَهَا في سَبِيلِ الله، ثُمَّ لَمْ يَنْسَ حَقَّ الله في ظُهُورِهَا، وَلا رِقَابِهَا، فَهِيَ لَهُ سِتْرٌ. وَأَمَّا التي هِيَ لَهُ أَجْرٌ، فَرَجُلٌ رَبَطَهَا في سَبِيلِ الله لأَهْلِ الإِسْلامِ في مَرْجٍ، أَوْ رَوْضَةٍ، فَمَا أَكَلَتْ مِنْ ذَلِكَ المَرْجِ أَوِ الرَّوْضَةِ مِنْ شَيْءٍ إلاَّ كُتِبَ لَهُ عَدَدَ مَا أَكَلَتْ حَسَنَاتٌ، وَكُتِبَ لَهُ عَدَدَ أَرْوَاثِهَا وَأَبْوَالِهَا حَسَنَاتٌ، وَلا تَقْطَعُ طِوَلَهَا فَاسْتَنَّتْ شَرَفاً أَوْ شَرَفَيْنِ إلاَّ كَتَبَ الله لَهُ عَدَدَ آثَارِهَا وَأَرْوَاثِهَا حَسَنَاتٍ، وَلا مَرَّ بِهَا صَاحِبُهَا عَلى نَهْرٍ، فَشَرِبَتْ مِنْهُ، وَلا يُرِيدُ أَنْ يَسْقِيَهَا، إلاَّ كَتَبَ الله لَهُ عَدَدَ مَا شَرِبَتْ حَسَنَاتٍ. قِيلَ: يا رَسُولَ الله فالحُمُرُ؟ قالَ: مَا أُنْزِلَ عَلَيَّ في الحُمُرِ شَيْءٌ إلاَّ هَذِهِ الآيَةُ الفَاذَّةُ الجَامِعَةُ: ﴿فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْراً يَرَهُ * وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرّاً يَرَهُ﴾

Ebu Hureyre (Allah ondan razı olsun)'den aktarıldığına göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Zekâtı verilmeyen altın ve gümüş kıyamet günü ateşte ısıtılarak levhalar hâline getirilir ve sahibinin yan tarafları, alnı ve sırtı bunlarla dağlanır. Bu plakalar her soğudukça tekrar ısıtılıp süresi elli bin sene olan bir günde kullar arasında hüküm verilinceye kadar sahibine azap edilir. Hesap bittikten sonra cennetin veya cehennemin yolunu tutar.” “Ey Allah'ın Rasûlü, zekâtı verilmeyen develerin durumu nedir?” diye sorduklarında, Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Zekâtı verilmek suretiyle hakkı ödenmeyen her deve sahibi ki su başlarına geldiklerinde sağılıp muhtaçlara sütünün dağıtılması da bu haklar arasındadır, kıyamet günü düz ve geniş bir sahaya yatırılır. O develer ve tüm yavruları hepsi birden o kimseyi ayakları altında çiğner ve dişleriyle ısırırlar. Öncekiler geçince arkadakiler de gelir, aynı işlemi yaparlar. Süresi elli bin sene olan bir günde insanlar hakkında hüküm verilinceye kadar bu böylece devam eder. Hesap sonunda yolunun ya cennete ya da cehenneme çıktığını görür.” “Ey Allah'ın Rasûlü, zekâtı verilmeyen sığır ve koyunların durumu ne olacak?” diye sorulunca Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdular: “Zekâtı verilmeyerek hakkı ödenmeyen sığır ve koyun sahibi kıyamet günü düz ve genişçe bir yere yatırılır. Dünyada iken boynuzu kırık ve boynuzsuz olanlar da bütün uzuvları tam olarak o kimseyi boynuzlarıyla süser ve tırnaklarıyla çiğnerler. Öndekiler ve arkadakiler sırayla bu işi yaparlar. Bu durum süresi elli bin yıl olan bir günde kullar arasında hüküm verilinceye kadar devam eder. Nihayet kişi yolunun ya cehenneme ya da cennete çıktığını görür.” “Ey Allah'ın Rasûlü, ya atların durumu nedir?” sorusuna da Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdular: “Atlar üç sınıftır: Kişi için günah ve yük olan at vardır, cehennem veya hesabına örtü olacak at vardır, bir de sevap ve mükâfat olan at vardır. Kişi için günah ve yük olan, sahibinin sadece çalım satmak, gösteriş yapmak ve İslam'a düşmanlık etmek için beslediği attır. Bu at sahibi için yük ve günah kaynağıdır. Sahibinin cehennem veya hesabına perde olan ata gelince, kişinin Allah rızası için beslediği ve üzerindeki Allah'ın hakkını unutmayıp ödediği ve iyice bakıp gözettiği attır. İşte bu da sahibini başkasına yüz suyu dökmekten korur, hesaba ve cehenneme karşı da bir örtüdür. Sevap ve mükâfat kazandıran ata gelince, o da sahibinin Müslümanlara yardımcı olmak için Allah yolunda besleyip çayır ve bahçelerde otlattığı attır. Atın o çayır ve bahçeden yediği ot ve çıkardığı dışkı ve idrarı oranında sahibine iyilik yazılır. Hatta at ipini koparıp da bir iki tepede koşsa, koşarken bıraktığı gübreleri ve ayak izleri adedince sahibine iyilik yazılır. Ya da sulamak maksadı olmadığı hâlde onu bir nehir kenarından geçirirken at su içecek olsa, içtiği yudumlar adedince Allah sahibine sevap yazar.” “Ey Allah'ın Rasûlü, ya merkeplerin durumu nedir?” diye sorulunca Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kim zerre kadar bir hayır işlerse karşılığını görür, kim de zerre kadar kötülük yaparsa karşılığını görür mealindeki kapsamlı ayetten başka bana eşekler hakkında bir şey bildirilmedi.”

Riyazus-Salihin 1215